30 Kasım 2015 Pazartesi

Peki ya biz 30 yasini gecmis, kapitalist duzenin insanlari nasil bilecegiz...?

Bir zamandir diyorum ki ben psikoloji okusaymisim iyi olur muymus acaba? Sorun su ki bunu dusunurken bile acaba var kafamda. Acaba iyi olur muydu? Benim sorunum bu iste. Kesin ve net olarak ne yapmak istedigimi bilmiyorum. Neler yapmak isteMEdigimi biliyorum. Ama yani dunyada milyonlarca sey varken yapmak istedigini bilmek onemli. Yoksa 1000 seyden 200 tanesini yapmak istemedigini biliyor oluyorsun mesela. Peki de o 800den hangileri yapmak istediklerin? 800 seyi deneyecek kadar uzun yasamiyoruz ki.

Ben mesela kucuken sunucu olmayi isterdim. Okuma bayramimizda beni sunucu yapmislardi. Hem de okuma bayrami baslamadan 10 dakika once. Annem ay mudur bey yapamaz Gulcin, heyecanlanmasin cocuk uzulmesin sonra demis. Yok demisler denesin ne olacak. Benim o gunden bir fotograflarimda agzim hep kulaklarimda. Zor indirmisler sahneden beni :) Iste o gunden sonra hep sunucu olayim ben diye dusundum. Okuldaki etkinliklerde hep sunuculuga aday olurdum. Oyle sunuculuklar yapa yapa o hevesim bitti.

Sonra kucukken haber spikeri olmayi isterdim. Hatta simdi bile geriye donup bakinca keske istedigim seyin pesinde kossaydim diye dusunurum zaman zaman. Bu konuda hicbir deneyimin olmadi ama fikir hosuma gidiyor. Simdi sapkami onume koyunca, o yolda ilerlemis olsaydim yandas medyada yer almayacagimdan, muhtemelen issiz kalmis olurdum diye dusunuyorum. Ya da dilimin kemigi asla olmadigindan tutuklanmis bile olabilirdim. Ama iste icimde hep bir keske haber sipikeri olsaydim hissi...

Baska ne olmak istedim ben acaba diye dusunurken dansci olmak istedim dedim kendi kendime. Ama sonra dusundum de yok. Onu isteseydim olabilirdim. O yuzden bence ben hic gercekten profosyonel anlamda dansci olmayi istemedim. 

Dans etmeye bayildim. 6 yasindan 24 yasina kadar 18 sene dans ederken bir gun bile ne yapiyorum ben diye dusunmedim. Boyle vucudumun her hucresiyle isteyerek, severek dans ettim. Yoksa insan nasil haftada bes gun 4-8 saat calisma yapabilir ki. Sevilmeden yapilir mi bu? Ama is profosyonellige gelince durdum. Kendimi dinledim. Ve hayir dedim. 

Simdi o zaman aklima gelen seyleri dusunuyorum. Belli bir yasa kadar dans edebilecegimi dusunmustum. Dizimdeki sakatlikla, ya daha ciddi bir sey olursa diye dusunmustum. Belki de risk almak istememistim.

Ama yok. Aslinda dusununce anliyorum; ben dans'i bir meslek olarak icra etmek istememistim. Nokta. Dans etmeyi, sahnede olmayi, o alkislari duymayi hala cok ama cok ozluyorum. Ama keske dansci olsaydim diye bir dusunce icimde kalmadi. Cunku doya doya dans ettim. Doya doya! 

Iste su an icimdeki haber sipikerligine olan istekle, dansciliga olan istegi karsilastirinca sunu farkettim. Haklilar...
            Insan denedigi seylerden degil, denemedigi seylerden pisman oluyor.  
      Insan deneyimledigi seyleri gercekten omru boyunca yapmak isteyip istemedigine karar verebiliyor.

Yapmak istediklerimizin pesinde kosmak sadece onlari basarmak icin gerekli degil. Bilakis onlari yapmaya devam etmek isteyip istemeyecegimizi anlamak icin gerekli.

Hayata ne yapamak isteyecegimizi bulmak icin gerekli. 

Omrumuzun 3te 2sini sectigimiz meslekle gecirdigimizi dusunursek bu egitimde okumayi- yazmayi ogrenmek kadar gerekli bir ihtiyac degil mi peki? Ve hatta hayatta arkadas edinmek, sosyalesmek kadar temel bir gereksinim degil mi?

Bence oyle.
Yoksa calisanlarin cogu ben bu isi yapmak istemiyorum demezdi.  

Peki nasil basaracagiz bunu?

Belki modern anne babalarin cocuklarini kurslardan kurslara goturmesi oyle ay aman denilecek bir sey degil. Belki de bizim yasadigimiz yasamasinlar, farkli seyleri denesinler diye bir yol aciyorlar onlara. -Tamam kabul ediyorum hepsi degil de anladiniz siz beni-

Peki ya biz?

Biz 30 yasini gecmis, kapitalist duzenin insanlari nasil bilecegiz o keske dediklerimizi ne kadar yapmak istedigimizi?

Bilmiyorum.
Bilsem hala psikoloji mi okumaliydim acaba diye dusunuyor olmazdim sanirim. 
Bu yaziyi da bu soruyu cevaplayarak bitirebilmeyi isterdim ama bitiremiyorum.

Sadece icsel bir hesaplasma diyelim.
Ya da bir ic dokus.
Ya da bir yardim istegi.
Siz biliyor musunuz nasil bilecegiz biz bu icimizde kalan keskelerle nasil basa cikacagimizi?

3 yorum:

  1. Sahip olduğumuz, yaptığımız işlere benzer işlere bakıyorum da Gülçin; hep yalan, hepsi yalan...
    Eğri oturup doğru konuşalım; hangi çocuk, hangi genç, hangi gelecek planı yapan aklı başında insan "ben proje müdürü olacağım", "ben vergi analisti olacağım", "ben bilgi transfer müdürü olacağım", "ben call-centre çalışanı olacağım" veya "ben veri değerlendirme uzmanı olacağım" gibi hayaller kurar, kararlar verir ki?
    Kapitalist sistemin totosundan uydurduğu, haftanın -görünen- beş günü, günde -yine görünen- sekiz en verimli ve güzel saatini, üç, beş, çok şanslıysa on kuruşa pazarlayıp mail sonundaki bi' karış imza ile tatmin olup hayatını sürdürmekten mutlu olur ki?
    Amaçsız, hedefsiz, "ne çıkarsa bahtıma, dur bakalım hele bi' başlayayım, elbet bi' yerlere varırım" mantığıyla ilerledik?!?, bi' yerlere geldik?!? eğer bunun adı buysa.
    İstediğimiz kadar "işimi seviyorum!", "ofiste olmayı seviyorum" diyelim, evet, diyelim...anca kendimizi kandırırız zaten. Hangi aklı başında insan, güneşin pırıl pırıl olduğu saatlerde kafasına geçirdiği mikrofonlu bi' kulaklıkla, bi' ekranın karşısında, dünyanın dört bi' yanından aynı durumdaki insanlarla, saçma-sapan, elle tutulup gözle görülmeyen meseleler üzerinde konuşup-tartışmaktan mutlu olur ki, dışarıda o güneşin altında olup iliklerine kadar sessizlik içinde huzura boğulmak varken?
    Sonra yaş ilerler, içimizde o bitmek bilmeyen hesaplaşmanın şiddeti artar ve daha sık sorar oluruz kendimize: "Neden ben?", "Neden mutsuzum ben?", "Ne istiyorum ben?", "Hata mı yaptım ben?", "Her şeyim var, param var, imkânım var içimdeki bu boşluk duygusu neden?" vs. vs.
    Çünkü, hiçbirimiz mesleklerimizi seçip yönelecek olduğumuz yaşlarda bizi neyin mutlu ettiğini bilemedik, bulamadık, desteklenmedik, yönlendirilmedik. Aklımız başımıza geldiğinde de dönüş için geç kalmış saydık kendimizi, sil baştan başlamak "yemedi" ve tutturduğumuz yolda elimize ne geçtiyse, bize lûtfedilip ne uygun görüldüyse kâr saydık.
    Geçen gün fark ettim, benim durumumda olan herkesin burnu kaf dağında...korktum. "Bende mi böyleyim? Farkında değil miyim?" Açtım instagramı, ofisteyken paylaştığım 1-2 fotoğraf buldum. O an ne düşünüp paylaşmışım bilemedim. Paylaşmışım ki aklım işimde değilmiş, sosyal medyada ses vermek istemişim, "Şu an ofisteyim ve mutluyum" mesajı vermişim...ne acı.
    Benim çalışma sebebim çalışırken konuşabildiğim, gülüşebildiğim insanlar, "sosyalleşmek" daha doğrusu. Bi' de malum mesele: Para kazanmak zorunda olmak. Bu sebeple, yaptığım işi sevmek zorunda olduğuma inanmam. Hani çok amiyane tabirle: "xxcavüz kaçınılmazsa zevk almaya bak", evet, çok acı ama gerçek, sevmiyorum ama sevmek ve bi' parça olsun keyiflenebilmek için didiniyorum.
    Yalan yere yaşadığımı sonuna dek hissediyorum, boş yere...

    YanıtlaSil
  2. İşin en komik yanı, hani bize "yönetici, müdür, lider, sorumlu" ünvanları veriliyor ya; yok aslında bu ünvanlar. Neyin müdürü allasen? Neyin yöneticisi? Konuyu en baside indirgediğimde gerçek çırılçıplak karşımda.
    Bi' işveren var... kapitalizmin kutsal kitabını yazan şirketlerden biri.
    Bi' çalışan var; bu ben oluyorum, bu işverenin bulabildiği, en kalifiye, en donanımlı, en kafası çalışan ve kendini, emeğini en ucuza bu şirkete servis etmeye hazır olan.
    Aramızda bi' sözleşme var, sözleşme beni koruyor görünse de nalıncı keseri gibi hep işverene yontup hep onun yararına olan şeyleri bana ittiriyor.
    Sözleşmenin süresi yok, emekliliğe kadar bana dayatılan-dayanan ne varsa gıkımı çıkarmayıp katlandığım sürece geçerli, işime gelmezse al bana 3 ay ayrılma süresi... 3 ay sonra şirketin beni donattığı o ünvanlar, pozisyonlar, hak!?!lar, maaş kesilecek. Şirket kimliğimi teslim edip kapıdan çıktığım an kapının önünde duran ben sadece "ben"im, başka hiçbi' şey değil.
    Eee, o zaman, neyin kafasını yaşayıp kendimizi mutlu, şanslı!, önemli sanıyor-sayıyoruz ki?
    Demek ki, ömür boyu nereye gidersek gidelim benliğimizin, hayatımızın, kişiliğimizin bi' parçası olacak hiçbi' şeye sahip değiliz. En fazla eskiyi yad ederiz, "ben bi' zamanlar..." deriz, sönmüş egomuzu azıcık şişiririz, o kadar. Elimizde, yanımızda kalan hiçbi' şey yok anılarımızdan başka.
    Oysa, bi' ressam öyle mi? Nereye giderse gitsin, nereye adım atarsa atsın "ressam"dır o kişi.
    Hiç specialist, expert, senior, supervisor, manager gibi ucuca, peşpeşe eklenen ünvan kırıntılarına sahip değildir, ihtiyacı yoktur, terfi ile pozisyon-iş değiştirmez; ressamdır.
    Bi' yazar aynı şekilde... bi' aktör... bi' şair... sanattan gitmeyelim, gel başka mesleklere bakalım.
    Doktor mesela, can kurtarır, iyileştirir, tedavi eder... hastanede de, muayenehanesinde de, pazar yerinde biri düşüp bayıldığında da "doktor"dur, iyileştirmeye, yardım etmeye hazırdır. Öğretmen keza, eğitir, öğretir. Tamirci, dünyanın neresinde olursa olsun bi' elektrik tesisatını tamir edebilir. Duvar ustası; dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun eline malayı aldı mı ne yapacağını bilir. Boyacı, kunduracı, çiftçi...diye uzayıp gider bu liste. Yani, adının başına-sonuna ünvan gerekmeyen her meslek her yerde-her koşulda icra edilebilir ve ben bu sanatkâr-zanaatkârlar insanlara imreniyorum! Saygı duyuyorum.
    Hep diploma sevdasına harcadım kendimi gibi geliyor, belki de harcandım. Okuyalım da, okuyalım.
    Küçükken kuaför olmak isterdim. Karşı komşumuz olan kuaföre yataktan kalktığı haldeki saçlarıyla girip dalga dalga, rengarenk, uçuşan saçlarla çıkan insanlara hayranlıkla bakar, kuaförümüzün ellerinin sihirli olduğuna inanırdım. Dükkanına adım attığımda her hareketini takip eder belleğime kazırdım. Çok istedim kuaför olmayı ama annem beni ciddiye alıp çırak vermediği için içimde kaldı bu hevesim.
    Sonra okuma yazmayı söküp kitaplara dadanınca "yazar" olmaya karar verdim. Kitaplarımı en sevdiklerime adayacaktım. Öyle kitaplar yazacaktım ki... insanlar kitabımın çıkış tarihini öğrendiklerinde heyecanla kitapçılara gidip kitabımın gelip gelmediğini soracaklardı... Bu hayalim de, yazıp yazıp beğenmediğim binlerce -evet binlerce- sayfayı imha etmemle sonlandı. Yazdığımı beğenemeyip her cümleme kulp takan bendim, kendim. Ben bile kendimi bu kadar acımasızca eleştirip yazdıklarımı vasat veya vasatın üstü diye nitelendirirken eleştirmenler yerin dibine sokarlardı. Yapacaksam, yazacaksam en iyilerden olmalıydı. Sıradan, herhangi bi' yazar değil. Bu sebeple vazgeçtim.
    Ama bıkmadım, bi' gün yapmaktan çok zevk alıp, işten çok yaşamımın bi' parçası olarak göreceğim, o "aşkla yapacağım" işe sahip olacağıma inancımı, buna dair hayallerimi hiç yitirmedim. Altmış yaşıma da gelsem bulacağım ve yapacağım yoksa gözlerim açık giderim, bu hayatı da yaşanmamış sayarım kendime.
    Böyle işte, madem sen iç dökmüşsün ben de içimi döküp gitmiş olayım.
    Sorduğun sorunun cevabını bilen çıkarsa haberim olsun :)
    Sevgiler pek çok.

    YanıtlaSil
  3. Gülçin Sittirella bu tesadüf değil biliyorum,bunlara kafa patlatırken bunları okumak,aynı duyguları yaşamak sorgulamalar içinde olmak tesadüf değil biliyorum.Kendimizi kandırmak,mutlu gibi yapmak en büyük yanılgımız,biz yazgımızı seçmedik belki ama yazgımızı sevmeye zorluyoruz kendimizi.Ne kadar başarılı olduğumuz tartışılır.Şu son on beş gün nerdeyse her gün kafamda aynı sorularla boğuştum,cevap bulabildim mi hayır.Aynı Sittirella nın dediği gibi pozisyonun ne olursa olsun yanında çalıştığın adamın elemanısın,verdiği haklar kadar iyi şartlardasın.Kapitalist sistemin en önemli ama nedense en değersiz elemanısın hepsi bu.Sonra mutluluk oyunu oyna dur.Bu sabah dedim eşime belki de ben sonuna geldim artık bu düzenin parçası olmak istemiyorum.Ne yapmak istiyorsun peki dedi karar verdin mi.Hönk diye kaldım.Ne yapmak istemediğimi çok net biliyorum da ne yapmak istediğim çok net değil.Olsun bu bile bir adım bence.Kafamda deli sorular var sürekli ne hayal ettim ben diye.Kendimle ilgili bir sonuca varırken bir yandan çocuğu büyüyen bir anne olmak hepten bazen elimi kolumu bağlıyor.Bize dayatılan gibi bir hayatı olmasın diyorum,severse isterse hayallerinin peşinde koşsun,hayallerine ekonomik getirisi ünvanlar yön vermesin.Donanımlı olsun,okusun yazsın çizsin ama şartlı olarak yaşamasın hayatını.Kendisi olsun ,kendine söylenen kişi olmasın.Galiba biz bu noktayı kaçırdık.

    YanıtlaSil

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails