28 Eylül 2016 Çarşamba

Müjde

Cumartesi günü annemin son test sonuçlarını aldık. Temiz. Çok şükür temiz. Bundan sonra çok sık kontrolleri olacak annemin. Yine hayatına çok dikkat etmesi gerekecek, yine kendini koruması kollaması lazım. Ama kemoterapi süreci ardımızda kaldı artık. Şükür. Çok şükür. Ve umarım hayat bir daha böyle zorluklarla sınamaz bizi.

Kendimi büyük bir hendeği atlamış gibi hissediyorum. 25 ocakta annemin rahatsızlığını ve denizin karnımda olduğunu aynı akşam öğrendiğimizde Eylül ayını hayal bile edemiyordum. Öyle uzun ve bilinmezdi ki önümüzdeki yol. Öyle korkutucu geliyordu ki bana. Ama bitti iste. Şimdi deniz kucağımızda ve kemoterapi süreci ardımızda. Daha ne dilenir ki bu güzel Eylül ayından.

Geçtiğimiz 8 ay boyunca, buraya da defalarca yazdığım gibi, hayatta en önemli şeyin sağlık ve dostluk olduğunu bir kez daha anladım. Ailemiz öyle bir sevgi çemberindeydi ki her gün, bunca destek varken etrafımızda umutsuz olmaya hakkım yok diye düşündüm. 2016 yılının bana verdiği en büyük ders bu. Hayat acısıyla tatlısıyla dostlarımızla paylaştığımız sürece güzel. Nokta.

Çok kahramanı var gönlümde bu 8 ayın. Tabiki en başta annem. Hep olumlu kaldı, hep moralini yüksek tuttu. Doktorlar da biz de ne dersek ikiletmeden yaptı. Tek odağı iyileşmekti ve hiç bir şeyin moralini bozmasına izin vermedi. Tam annem gibi davrandı. Yeniden annemle gurur duydum ben bu 8 ayda.

Ve tabi Deniz. Hiç farkında olmadan bize öyle bir umut oldu ki. Daha doğmadan dünyamızı aydınlattı. Annem hep benim en büyük ilacım torunum dedi. Varlığıyla hepimizi hayata bağladı Deniz. Canım bebeğim... Güzel kızım benim...

Arkadaşlarımız, dostlarımız, akrabalarımız. Birini bile çıkarsak resimden bugüne gelemezdik. Hepsine minnettarım.

Ama benim gönlümde bu sürecin en büyük kahramanı babamdı. Canım babam. Öyle iyi baktı ki anneme. Bir gün bile yanından ayrılmadı, her aşamada annemin yanındaydı. Yemek de yaptı, bulaşık da yıkadı, evi de toparladı. Ve bunları yaparken bir kere bile of demedi. Durumu öyle güzel idare etti ki. Belki de o yüzden doğumdan sonra hemen babamla konuşmak istedim ben. Dedim ki babama, babacım anneme bu kadar güzel bakıp gözümü arkada bırakmadın bana harika bir hamilelik hediye ettin, teşekkür ederim. Babam durdu telefonun bir ucunda, ben durdum diğer ucunda. Anladık biz birbirimizi.O an en çok babama teşekkür etmek istedim. Ve doğumdan sonra ilk kez babamın sesini duyduğumda ağladım.

Karı koca olmak ne demekmiş, aile olmak ne demekmiş, dost-arkadaş olmak ne demekmiş çok iyi anladık biz bu süreçte. Destek olan herkes iyi ki vardı, iyi ki böyle yaşandı bu 8 ay.

Yeri gelmişken, bu dönemde aileme yeterince vakit ayırmadığımı, hamileliğimi annemin durumundan öne koyduğumu ima edenler icin de bir iki cümle yazayım. Mailler attınız, demek hamilelik böyle yapıyormuş insanı diye imalarda bulundunuz. Cevap vermedim. Çünkü ailemi ne kadar sevdiğimi, nasıl sevdiğimi kimseye kanıtlamak zorunda hissetmiyorum kendimi. Biz ailece böyle yaşamayı tercih ettik bu süreci. Olumluya odaklanmayı tercih ettik. bebeğimize odaklanmayı tercih ettik. Bu iyi geldi bize, böyle yaptık. Buraya gelip ağlayan yazılar bulamamak sizi bu şekilde düşünmeye sevketmiş olabilir. Peki. Alınmadım. Kırılmadım. Sadece beni tanımadığınız için böyle düşündüğünüze kanaat getirdim. Her şey yüz yüze tanımak da değil ki. Satır aralarını okuyan öyle çok blog arkadaşım var ki benim. Demek sizinle o bağı kuramamışız dedim. Olsun. Siz de öyle düşünün. Cevap vermedim hiç o maillere de imalara da. Şimdi bu toplu bir cevap olsun, sanırım zamanı geldi.

Ve işte bu 8 ayda bitti. Ben, Deniz kesin annemin son testlerinin yapılacağı gün doğar diyordum. E malum her şeyi beraber yaptılar bugüne kadar. O yüzden kendimi baya denizin 41. Haftada doğmasına hazırlamıştım :) ama kızım erken geldi ve anneannesine son testler için moral verdi. Yine zamanlamayı harika yaptı.

Böylece 25 ocak günü başladığımız bu iki serüven de çok şükür ki mutlu sonuçlandı.

Hayat sana bir kez daha canı gönülden teşekkür ediyorum. Bu Eylül ayını böyle kucaklattın ya bize çok şükür. Boynumuzu bükük bırakmadın ya çok şükür. Binlerce, milyonlarca kez şükür.
Dilerim bizi bir daha böyle sınama. Bırak sıradan küçük hayatlarımızda yuvarlanıp gidelim. Bırak basit dünyamızda küçük şeylerle mutlu olmaya devam edelim.
Ve dilerim Allah kimseye, kimsenin sevdiklerine hastalık vermesin. Kimseyi böyle sınavlardan geçirmesin. 

İşte böyle bir müjdem var bugün size! Sevgili gülçinceyi ve satır aralarını okuyan blogsever arkadaşlarım, bitirmeden size de gönül dolusu teşekkür ederim... Başka bir şey söylememe gerek yok biliyorum. Siz anladınız beni...

20 Eylül 2016 Salı

Adınla yaşa bizim küçük kızımız...

Geçenlerde instagram a yazmıştım bunu. Burada da dursun  istedim...

Sanırım İstanbul'a geldiğim ilk seneydi denize bakmanın bana ne iyi geldiğini farketmem. Ne zaman biraz bunalsam soluğu manzarada alır, uzun uzun boğaza bakardım. O vakit demiştim ki mümkünü yok ben denizi olmayan bir sehirde yaşayamam. Yaşadım. Büyük konuşmuşum.

Ama nerede yaşarsak yaşayalım ben hep denizin pesinde koştum. Şansliydim ki Ozan da benim gibi seviyordu denizi. Her tatilde denize kaçtık. Denizle dinlendik. Denizle keyiflendik. Biz denize kavuşunca hep mutlu olduk.

Deniz koyduk kızımızın adını. Deniz gibi özgür, deniz gibi bereketli, deniz gibi huzur veren olsun diye... Ve bundan sonra dünyanın hangi şehrinde yaşarsak yaşayalım inşallah içinde hep bizim en sevdiğimiz Deniz olsun diye...

Adınla yaşa Deniz.
Adınla yaşa küçük kızımız... 🐣👣🙏👪


15 Eylül 2016 Perşembe

Kızımız geldi...

Pazartesi günü buraya 39. Hafta yazısını yazmalıydım. Bebeğimizin dolabını hazırladık, evimizi ona göre düzenlemeye devam ettik demeliydim. O arada bir de Soho akşamı yaptık Ozanla, çünkü Ozanın bir makalesiyle ilgili haber the Guardian da çıktı, e kutlamasa mıydık demeliydim. Aklımdaydı yazıyı nasıl yazacağım ama yazamadım. Çünkü bizim minik kızımız 40. haftasından 2 gün almışken 11 Eylül Pazar günü saat 13:16da dünya'ya gelmeye karar verdi.

Küçük tırtıl, bugüne kadar kendisiyle ilgili her şeyin zamanına olduğu gibi doğumunun zamanına da kendisi karar verdi. Tam da gönlümden geçtiği gibi. Hep öyle dememiş miydim; doğumu nasıl olursa olsun yeter ki zamanına kendisi karar versin diye dilememiş miydim? Işte tam da öyle oldu. 

Bir de ne zaman doğumu düşünsem, ah su gibi geçse diye geçirirdim içimden. O konuda da annesine bir kıyak geçti kızım ve tam da içimden geçirdiğim gibi su gibi bir doğumla katıldı aramıza. 7saati evde 3-4 saati hastanede bir doğum.  İlaçsız müdahalesiz. Ufak tefek doğum sonrası rahatsızlıklarım var tabi ama genel olarak çok iyiyim. Sadece şaşkınım, şaşkınız. 

Bebeğimiz bekledikleri gibi küçük bir bebek ama çok sağlıklı. Çok şükür. 

Hem kızımız hem biz, yeni hayatımıza adapte olmaya çalışıyoruz. 

Işte böyle sevgili blog arkadaşlarım, 39 güzel haftanın ardından ben pazar günü elime uzanan bu minik elin annesi oldum. 

Hoş geldin canım kızım... Bana yaşattığın harika hamilelik ve doğum için sana çok ama çok teşekkür ederim. Birlikte ilk maceralarınızı geride bıraktık. Bundan sonra hayatı birlikte keşfetmek için can atıyorum kızım.



9 Eylül 2016 Cuma

38. Hafta

Hamileliğimin başında 38. haftanın sonuna kadar çalışmayı planlamıştım. Sonra çoğunlukla kaşıntılardan dolayı bu işi bırakma tarihini 1 hafta öne çekmiştim. Oh, iyi yapmışım. Ne kadar yorgun olduğumu durunca anladım. Tam zamanlı iş, ev, bebek hazırlıkları ve gittikçe ağırlaşan hamilelik derken meğer hakikaten enerjim tükenmiş. Vücudum sinyaller veriyordu zaten. Ben de en iyisi vücudu dinlemek belki de demiştim. Geçen hafta bu kararımdan dolayı kendimi tebrik ettim.

Şimdilik hiç sıkılmadım evde. Sıkılacak bir vaktim olmuyor zaten. Bebeğin alışverişlerini tamamla, çamaşır, ütü, hastane çantası, ev düzenleme derken nasıl akşam oluyor anlamıyorum bile. Hatta bence günler çok çabuk geçiyor. Ben kafelere gidecektim keyif yapacaktım. Böyle giderse mümkün olmayacak galiba.

Bu zaman yetmemesinde benim hareketlerinin çok yavaşlamış olmasının da etkisi büyük. Resmen bir yerden başka bir yere gitmem eskisine göre iki katı zaman alıyor. Ama yine de yürümekten vazgeçmiyorum. Ayaklar da iyileşti ya tutmayın küçük enişteyi :) tabi ki eskisi kadar yürüyemiyorum ama olsun. Elimden geleni yapıyorum. Eskiden günde 8 saat yürüdüğüm olurdu, şimdi o performansı beklemiyorum tabi :)

Mesela 38. Haftada Ozanla bir Richmond Park'ı gezisi yaptık. Orada baya yürüdüm. Kaçtık şehirden daldık otların arasına. Aman ne iyi geldi o sakinlik. 



Şehir nasıl da yoruyor bizi aslında. Mesela biz baya sakin bir mahallede oturmamıza rağmen, şu an bu satırları yazarken dışarıdan geçen ambulansı duyuyorum. Yola çıkınca arabalar, otobuüsler. Bitmek bilmeyen insan koşturması. Ne yorucu aslında... Arada kaçmak, sakinleşmek bana çok iyi geliyor.


Bir de geçen hafta müzikale gittik. The book of Mormon. Harikaydı. Bayıldım. Bizim Minnak da bayıldı sanırım. Zira bir dakika durmadı müzikal boyunca. Sanırım bir sokak kızı İrma katılıyor aramıza. Ne zaman dışarı çıksak ben de iyiyim, o da. Evde oturunca yok ağrı, yok kaşıntı. Geçenlerde anneme gezmeyi seviyor bence dedim. Inanmam, kime çekmiş acaba dedi :) Hadi insallah sevsin gezmeyi. O zaman benden mutlusu yok. Ama bir dakika, bazen evde oturmayı da sevsin canım :)


Biz de bebek gezdirmeye uygun hazırlıkları tamamladık geçen hafta aslında. Artık bir slingi de var. Sebnem teyzesi de taa türkiyeden bebek taşıyıcısını yolladı. Sağolsun Banu da üşenmedi taşıdı onu :) bunlarla beraber bence ilk zamanlarımızı idame ettireceğimiz her şeyi var gibi. Sling, bebek taşıyıcısı, araba koltuğu, yatağı, ateş ölçeri, emzirme yastığı, kıyafetleri. O, bu, şu. Ben bu alışveriş işine çok takılmamaya çalışıyorum. Sonuçta Londra'da yaşıyoruz eksik bir şey varsa alırız.

İçimde garip bir his var sanki bebek her an gelecekmiş gibi. Ama bir yandan da 41. Haftayı görecekmiş gibi. Bilmiyorum öyle değişik işte.

Bu arada Ozan Richmond parkta sanırım en sevdiğim hamilelik fotoğraflarımdan birini çekti onu da ekleyeyim :)


Yalnız buradaki hali bile küçük kaldı. Inanılmaz bir hızla büyüyorum. Sonumuz hayır olsun! Hayır bir de doğurması var yani :)

Neyse ben kaçayım en iyisi :) 
Öperim :)

3 Eylül 2016 Cumartesi

37. Hafta


Müjde Müjde kaşıntılar geçti! Gerçi onların Geçişi 38. Haftada oldu ama olsun. Bence hemen yazmalıydım bunu :) 

37. Haftanın çilesi el ve ayaklarındaki döküntüler ve kaşıntılardı. Aman be ne fenaymış. Biliyorsunuz hiç hamilelikten şikayet etmedim ben ama 37. Hafta beni gerçekten çok zorladı. Iki kez dayanmadım Ağladım.düşünsenize gözünüzün önünde el ve ayaklarınız şişiyor. An be an! Sonra kıpkırmızı oluyorlar ve Delice kaşınıyorlar. Dokunamıyorsunuz çünkü dokununca daha beter olacağını biliyorsunuz. Öyle çaresizlik ki. Bir yandan iste son haftam toparlamaya çalışıyorum, bir yandan bebeğin hazırlıklarını bitirmeye uğraşıyoruz - hala bitmedi-, bir yandan gece ancak 1-2saat uyuyabiliyorum, gerisi ellerimde buz kalıplarıyla geçiyor. Gerçekten hamilelik zormuş dedim geçen hafta.

Ama sonra çok kızdım kendime. Bu bir ağlama seansı sonrasıydı. Oh be dedim Gülçin, ne ala memleket! Her şey yolundayken aman hamilelik ne güzel. Böyle bir durum olunca Ağla sızla, aman zormuş de. Insanlar neler yaşıyor kendine gel dedim. Yine bu kendime yaptığım müdahale iyi geldi bana. Bir de Ozanın hadi sinemaya gidelim, ben bir Yemeğe çıkarayım seni demesi iyi geldi sanırım. 

Insan kendi başına geleni görüyor da hep, gelmeyeni yok sayıyor. Tamam geçen hafta zordu benim için - çok zordu ama gerçekten- ama benim Başıma da gelmeyen çok şükür ne hamilelik yan etkileri var daha. Mesela bu kaşıntıyı tüm hamileliğinde çekenler varmış. Bir arkadaşım 9 ay yattı yahu. Bir başkası her gün karnından kendine iğne yaptı. Sonra kalça ağrısı çekip yürüyemeyenler, siyatikle uğraşanlar var. Sonuçta bu iş bir piyango. Vücudunuzun ne yapacağını bilemiyorsunuz. Ben de bu genel tabloyu düşünüp yine kendimi şanslı saydım. İzlediğimiz film de güzeldi war dogs ,tavsiye ederim.

Ah bir de tiyatroya gittik biz geçen hafta. National thether da nefis bir oyun izledik. Bir de nasıl oldu bilmiyorum ama ben bize en önden sadece 15pounda bilet buldum. Vallahı en öndeydik. Yerimiz de oyun da muhteşemdi. Checov'un platanov oyunu. Denk gelirseniz tavsiye ederim.

Bunun dışında 37. Haftaya bolca toplantı sığdırdık. Çalışan gebeliğimin son haftasının hakkını verdim. Iş yerinde de herkes ne çabuk geçti diyor. Sonra tabi bir de sana sormalı diyorlar. Bana da sorsanız çok ama çok çabuk geçti. Bir öğrendik 6 haftalık hamileyim bir baktım 37 hafta bitmiş. Ne çabuk! 

Şimdi evdeki ilk haftam. Iyiyim ve çok işim var :) ay annem beni çalışayım diye doğurmuş. Ofis bitti ev koşturması başladı. Neyse işleyen demir Işıldar falan diyeyim öyle düşüneyim de... Biraz dinlenebilsem, hiç bir şey yapmadan durabilsem iyiydi. Bu hayatımın hiç bir döneminde olmadı ki benim :)

Durun ben gideyim de bebenin eşyalarına bir el atayım
Öperim!

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails