29 Mayıs 2012 Salı

Tema


Bu aralar soyle bir mail dolasiyor ortalikta:

Tema Vakfından Duyurulmuştur...
Yeryüzünün aldığı yağmur oranı 10 yıllık aralıklarda artar. Bu sene (2012) dünyanın periyodik olarak en çok yağmur alan yıllarından biri olacak, bu nedenle yediğiniz kayısı, şeftali, kiraz, vişne, karpuz, kavun, erik vb. meyvelerin çekirdeklerini lütfen çöpe atmayın, hele çöp poşetlerine ASLA hapsetmeyin. Mümkünse herhangi bir yerde toprağın 10 cm altına gömün.Üzerine de bir bardak su dökün. Gömme imkanınız yoksa bi poşette bu çekirdekleri biriktirip yanınıza alın ( yada arabanıza koyun) arsa, tarla, toprak yol kenarı, yamaç gibi toprağı gördüğünüz alanlara bu çekirdeklerinizi savurun, korkmayın bu çevre kirliliği değildir aksine çevre için yeni hayattır.

Doğa hemen o yeni çekirdekleri kucaklar ve besler…
Yapacağınız en kötü hareket çekirdekleri poşetlere hapsetmektir !

Yapılan çalışmalarda doğaya başıboş atılan yada dikilen bu çekirdeklerin en az yarısının yeşerip ağaç veya bitki olduğu kanıtlanmış.
En büyük israflardan birisi meyve çekirdeklerinin çöpe atılması. Daha yeşil bir ülke için, daha temiz hava için, toprak kaymasını önlemek ve yeni nesillerimize yeşil bir dünya bırakmak için hep birlikte elimizden geldiğince meyve çekirdeği gömelim, savuralım, fırlatalım…
Bu uygulama TEMA tarafından başlatıldı ve bilinçli toplum olarak bizlerin desteklerini bekliyor, Doğaya yardım etmek, gelecekte etrafımızı saracak beton ve gökdelenlerden alamayacağımız oksijeni karşılamak için bile bu çekirdeklerden çıkacak ağaçlara ihtiyacımız olacaktır.
Poşete koymadığınız her çekirdek için şimdiden teşekkürler...

diyor…

Tema'nin sayfasina baktim hizlica dun. Bu sene boyle bir kampanya goremedim. Belki de ben dogru sekilde bakamadim. 2007'de yapilmis sanirim bu kampanya. Belki de 2012 periyodik olarak en cok yagis alacak yillardan biri degildir. Olabilir. Ama bunun bir onemi var mi? Yok. Kesinlikle yok!

Hatirliyorum da anneannem de babaannem de atmazdi cekirdekleri. Kimi kirilir, kimi kavrulur, kimi bahceye savrulurdu. Hatta biz cocuklar icin cekirdek gommek eglenceli bir oyundu. Sanki her gomdugumuz cekirdek bir agaca donusecek gibi cok yakin gommezdik onlari. Anneannem aralarinda 3 karis birak kizim nefes alabilsin agaclar derdi. Simdi dusunuyorum da belki de en cevreci insanlar o kusakta yasiyordu. Biz cocuklarina, torunlarina ise boyle mailleri takip etmek dustu :(

Belki dogru bu mailde yazilanlar belki degil.
Ama...
Varsin bu mail dogru olmasin. 
Varsin bu yil cok yagis almayacak olsun dunya. 
Varsin oylesine dolasan bir mail olsun bu da. 
Hepsi bir yana. 
Ya bizim gomdugumuz, savurdugumuz, posetlere hapsetmedigimiz cekirdeklerden bazilari tutarda ileride birer kocaman agac olursa?
Bence kesinlikle denemeye deger :)
Hani derler ya..
Ya tutarsa?

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Gulcin Ingiltere'den bildiriyor... Oxford'ta gunler...

Ben buraya geldigimden beri bir haftadan fazla zaman gecti bile. 
Ey zaman nasil da hizla akiyorsun! 
Hafta ici Londra haftasonu Oxford derken gunler yine bir bir gidiyor.
Hollanda'nin bahardaki bir iki resmi tatilini buradaki gunlerime denk getirdigim icin burada oldugum bazi gunler calismiyorum. 
Mesela bugun onlardan biri.
Zaten toplam iki tanelerdi.
Biri gecen hafta biri bu hafta; bitti :)


Ozan calisiyor bugun.
Bense universite hayatinin emareleri ile dolu bu sehirde kendimi ogrencilik yillarima donmus gibi hissediyorum.
Doya doya yasadigim ogrencilik yillarim ah ne guzeldiniz, iyi ki benimdiniz 
ve keske bitmeseydiniz!

Sabaha tatilde olmama ragmen! katilmak zorunda oldugum bir toplanti ile baslamis olsam da ve sabah sabah butce tartismalari yapmak zorunda kalmis olsam da musadenizle bugunun anilarindan toplanti ile ilgili kisimlari silmek istiyorum.
Onun yerine sabah cimlerin ustunde yaptigim kahvaltiyla baslamis sayiyorum kendimi bugune. 
Hava oyle guzel ki su anda burada.
Ayni Istanbulda yasadigimiz guzel baharlar gibi.


Arada esen hafif ruzgar mor salkimlarin kokusunu tasiyor burnuma.
ve ben bazen simdi oldugu gibi bloguma bir seyler yazmak icin kisa surekli ekrana bakiyorum.
bazen kitabima daliyorum. 
bazen sosyal alanlardan tasidigim dergileri yayip cimlerin ustune aralarinda kayboluyorum ve ingiliz basininin bizimkileri aratmayan magazin merakina sasirip kaliyorum. 
bazen de etrafa bakip insanlari, cicekleri izliyorum.

Cikip shri dolasabilir ve biraz da alisveris yapabilirim aslinda
ama yok...
Kolejlerin sinirlarindan cikip sehrin kalabaligina karismayi hic istemiyorum galiba.
Ben burada cimlerin ustunde kitabim, dergilerim ve aklimdan gecen yazmak istediklerimle sakin cok sakin, telassiz bir gun gecirmek istiyorum.
Is yerinde gecen kosturmacali gunlere inat...
Bu hafta yasanacagini bildigim cok stresli gunlere inat...
Bakin iste saat 3 olmus bile.
Is guc bu aralar oldukca zor, hatta bugun biraz calissam da cok iyi olur ama an itibariyle bunlari dusunmeyi de reddediyorum ve bilgisayarimi da kapatip musadenizle kendimi gunesin sefkatli kollarina kendimi birakliyorum.
Yasanacak ne varsa nasilsa onumuzdeki gunlerde yasanacak...


Bir de elbette...
size de cok guzel bir hafta diliyorum :)

25 Mayıs 2012 Cuma

Bir gun de bunu cok sevmistim

Bazen boyle oluyor. 
Bir bakiyorsun aklindan gecen basina gelmis. 
Bazen iyi, bazen kotu.
 Bazen mutlu edici, bazen dusundurucu. 
Oyle, bakiyorsun hayat sana bir surpriz yapiveriyor. 
Neresinden baksan sasirtici...


Demistim ya aslinda biraz da is icin buradayim.
O yuzden hafta ici Londra'da oluyorum ve oradaki ofisimizden calisiyorum.
Sanirsiniz butun Avrupa bu ara Londra'da.

Sokaklar tiklim tiklim.
Metrolarda insanlar birbirinin ustune cikarak ancak metroya sigabiliyor.
ve evet bu tiklim tikis metro yolculuklarini hic sevmiyorum!
Yollarda arabalarin arasindan suzulerek yuruyebiliyorsunuz.
Zaten trafik ters nereden araba cikacak kafam karisiyor 
bir de trafik tam oluyor :)
Yaklasan olimpiyatlar, tenis turnuvasi, rugby maclari derken turistler de akin akin Londra'ya geliyor.
Bir de ustune hava 27-28 derece olunca (ki bundan sikayetim asla yok) evinde oturan da yok.
Dolayisiyla sehir tabiri caizse kalabaliktan yikiliyor :)



Oteller de bu kalabaliktan nasibini almis tabi. 
Ne mumkun yer bulmak.
Bana da dediler ki her zaman ki otellerimizde uygun fiyatli yer yokmus, yeni bir otel acilmis bana ancak ondan yer bulabilmisler.
Benim icin hic farketmez epi topu bir iki aksam tapusunu mu alicam.

Aksam ofisten cikarken otele nasil gidecegime bakarken bir de ne goreyim.
Ona sadece 15 dakikalik yurume mesafesinde.
Iste o an icimden bir tesekkur ediverdim hayatin bana surprizine :)



Otele vardigimda aksam sekizdi.
Olsun.
Ben aldim makinami firladim yola.
Biraz kayboldum, biraz dolandim derken Neal's Yard'i buldum :)
Dukkanlar kapaniyordu o yuzden ne Nohut icin bir meyve suyu icebildim ne de dukkanlari gezebildim.

Ben de hazir oraya kadar gitmisken biraz fotograf cekip renklere dalip gideyim istedim.
O yaziya yaptigimiz yorumlari dusunup zaten minnacik bir sokak olan bu renk cumbusunu dolandim durdum.




Guzeldi kesinlikle...
Ama ne bileyim ben orayi gezerken mekanin kendisinden resimden etkilendigim kadar etkilenmedim.
Guzel ama ne bileyim oyle vay be! demedim.
Begendim kesinlikle begendim
ama sanirim o ilk fotografi gordugumdeki hislerimi daha cok begendim :)
bir de dusundum de...
Demek ki bazi yerler oyle resimlerde, hayallerimizde daha guzelmis dedim ...
yani tabi sadece bence boyle dedim :)


Guzel cok guzel haftasonlari olsun hepimize :)
Gunesin piril piril oldugu Ingiltere'den sevgilerimle :)

22 Mayıs 2012 Salı

Gulcin Ingiltere'den bildiriyor... Oxford

Bu sefer Ingiltere semalarinda biraz Oxford'ta biraz Londra'dayiz. 
Yani ozetle cokca yoldayiz :) 
Oxford'a bu ilk gidisim benim. Yillarca okullarda okudugumuz Ingilizce kitaplarinin geldigi bu yeri ilk gorusum. 
Izmir'de sevgi yolunda satilirdi Oxford sozlukler ve ders kitaplari az peslerinde kosmadik zamaninda :) 
Insan kucukken kafasinda herhangi bir seyle ozdeslestirdigi yerleri baska seylerle gormeye, anmaya kolay alisamiyor galiba.  
Oxford mesela sadece ingilizce ogrenilen ogretilen bir yerdi benim aklimda. 
Gercekte oyle mi? 
Yok asla degil....


Yine bilimle, ilimle, ogrenme ve ogretmeyle anmak mumkun muhtemelen bu sehri. Cunku Oxford denilince buradakilerin aklina ilk gelen de Oxford Universitesi oluyor. Sehrin sokaklarina yayilmis 41 ayri kolej de bu universitenin en onemli bilesenleri. Kolejlerin bir kismi halka acik yani turistik amacla da gezilebiliyor. Tabi sadece belirli kisimlari. 




Tum kolejler halka acik olmasa da, acik olanlarin sadece belirli alanlari gezilebiliyor olsa da kolejleri gezmek insanin 2-3 gununu rahatlikla alabilir. Siz varin dusunun sehrin ne kadar buyuk bir kismini kapliyorlar. Biz de firsattan istifade bol bol kolej geziyoruz burada.  


Kolejler yemyesil bahcelere ve bu bahceleri kollarina almiscasina saran saran cok guzel binalara sahipler. Bu kolej binalarinda calisma alanlari, kutuphaneler, hocalarin odalari, yemekhaneler, kutuphane, ogrencilerin yurtlari, bar, televizyon odasi, sohbet odasi gibi sosyal alanlar ve hatta bazen kucuk kiliseler bile bulunuyor. Yani kolej binalari ogrencilere ve hocalara yasamalari icin gereken pek cok seyi bir arada sunuyor. Hani istese insan sehire hic cikmadan burada gunler gecirebilir.


Harry Potter filmindeki okul, buradaki kolejlerden birinden esinlenerek hazirlanmis biliyor musunuz? Ben bilmiyordum gecen hafta sonu ogrendim mutluyum :) Hatta sehirde hangi kolejlerin hangi parcalarinin filmde kullanildigini anlatan ozel bir tur var. Biz cok Harry Potterci degiliz dolayisiyla bizim icin cok ilgi cekici degil bu tur ama tek bir Harry Potter resmi bile gormus birinin bu esinlenmeleri farketmemesi de mumkun degil. 


Sadece binalar degil, kolejlerdeki seramoniler, gunluk hayatin akisi da gordugum ve duydugum kadariyla Harry Potter fimleri gibi :) Yemekhaneler mesela bildiginiz filmlerden firlamis gibi geliyorlar bana. Bu kocaman yemekhanelerde ogrencilere kolejler tarafindan ogle ve aksam yemekleri veriliyor. Buraya kadar tamam. Bizim de bu kadar satafatli olmasa da yemek verilen bir yemekhanemiz vardi cok sukur :) Ama mesela "high table dinner" yani "yuksek masa aksam yemegi" diye bir kavram varmis burada. Gercekten asagidaki resimdeki gibi digerlerine gore yuksekce bir yerde duran bir masada yeniyormus bu aksam yemegi bosuna bu adi almamis yani :) 



Seramonisi duydugumuza gore oldukca ilginc olan bu aksam yemegini gormedik henuz ama dedigim gibi gunluk hayatta filmler gibi bazen. Mesela gunun herhangi bir saatinde etrafta iki dirhem bir cekirdek giyinmis insanlar gormek mumkun burada. Elbette herkes oyle dolasmiyor, cogunluk bizim gibi ama var boyle dolasanlar da :) Sabah kahvalti ediyoruz oylesine bir kafede, onumuzdeki yoldan basinda kus tuylu sapkalar, ayaklarinda topuklu ayakkabilar genc bayanlar geciyor mesela. Zavalli kuslar kahvalti edemeden bunlar almis tuylerini kafasina koymus sanki! Ya okula gidiyorlar, ya partiye gidiyorlar sehirde durekli bir ogrenci faaliyeti var.


Bir de sunu soylemeden gecemeyecegim kolejlerin bir kisminda sinavlara takim elbise ve papyonla falan giriliyormus. Ustune ustelik ogrenciler arasinda "bu duzenin kaldirilmasini ister misiniz" diye yapilan ankette sonuc "Hayir" cikmis. Dusunuyorum da belki ben de hayir derdim bu sorunun cevabina. Cunku bu cagda bir ortacag havasi esiyor bu sehirde. Ilginc ve komik :)


Tum bunlar bir yana, bu hafta sonu gezimizden sonra kolejler diyince benim aklima gelen ilk kelime huzur oluyor artik. 
Buyuk, kocaman kapilardan giriliyor kolejlere.
Kapilarin ardinda yemyesil sessiz bir dunya karsiliyor sizi. 
Aslinda sehrin gobeginde her bir kolej 
ama kapiyi kapatinca sehrin tum gurultusu disarida kaliyor bir sekilde. 
Kolejlerin icine girince etrafta var olan sadece kocaman tas duvarlarda yankilanan garip bir huzur. 
Hatta bazen bu sessizligin icinde derinlerden gelen, belki de bir ogrencinin bos vaktini degerlendirmek icin caldigi piyanonun sesi eslik ediyor adimlariniza... 
Etrafta kitap okuyanlar, kocaman agaclarin golgesinde bir seyler yazanlar, kolejlerin koselerinde sohbet edenler...
cogu bahcede siril siril akan sularin sesi ve tum bunlara eslik eden harika kus sesleri...

Ben daha cok yazmak isterim vaktim olursa Oxford hakkinda; ama simdilik sanirim su kisa kisacik video burda oldugumuz surece hissettiklerimizin ozeti...

video
bana oyle geliyor ki buralar bir nevi huzurun yeryuzune resmedilmis bicimi...

20 Mayıs 2012 Pazar

Gulcin Ingiltere' den bildiriyor...

Hollanda' da gectigimiz Persembe ve Cuma gunleri tatildi. Ben de tatili, bir iki isle birlestirip biraz Ozan' in yanina kactim. 
Ve bu seyahatle Yalnizlik Senfonisi'nin de ilk ayaginin sonuna gelmis oldum. 
Cok uzun degil ama cok da kisa degildi bu ilk yari, oyle boyle derken bir ayi geride biraktim :) 

Acikcasi basta baya zor olacagini dusunmustum ama simdi dusununce... 
bu bir ay bana iyi geldi. 
Gercekten. 
Bazen belki de yalniz kalmaya da ihtiyaci var insanin. 
Hani bir nevi hayata kisa bir mola. 
Rutinin disina cikma, yeni bir rutin yaratma, ona da alisma, onu da sevme.... 
Dolayisiyla bu bir ayi ben gercekten keyif aldigim zamanlar olarak aklima yazdim. 
Dinlendim, eglendim, cok calistim yoruldum, dusundum, cok kiymetli misafirler agirladimarkadaslarimi gordum, meleklerimle bulustum :)... 
Oyle... 
Kendimce yine mutlu oldum...

Ozan Hollanda' ya Temmuz basinda donecek. 
Yani aslinda daha 1,5 ay var onumuzde. 
Ama ben bundan sonrasi nasil gidecek bilmiyorum. 
Buraya gelirken sadece gidis bileti aldim, donus biletim yok diyeyim ben size siz gerisini anlayin :)

Belki bir hafta sonra donerim, belki daha uzun kalirim, belki buradan baska bir yere toplantilara gecerim. 
Hic bilmiyorum! 
Sadece yanima biraz is biraz haftasonu icin kiyafetler bir de bir iki kitabimi aldim, yola ciktim. 

Bu sefer oyle plansizim ki hakikaten ben de neler yasayacagim merak ediyorum :)
Bir kucuk macera belki de...
Yasayarak gorecegim.
Simdilik sadece guzel cok guzel gunler gecirmeyi diliyorum :) 
bir de... 
bir sureligine Ingiltere' den bildiriyorum :)
bir de...
en onemlisi
hepimize simdiden guzel bir hafta diliyorum :)

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails