7 Şubat 2017 Salı

Çala kalem

Deniz uyuyor. Annemler de yattı. Ben de şu kendimle başbaşa kaldığım saatte bir blog yazsam dedim aldım elime ipadimi. Zaten ne zaman dur ben bir blog yazayım desem aklıma yazacak bir şey gelmez. Öyle bir an işte.

Eskiden ofisteyken de arada bu olurdu bana. Işlerin arasında koşuşurken binlerce yazacak şey gelirdi aklıma. Ama ne zaman şöyle yarım saatlik bir aram olsa ve dur ben fırsattan istifade blog yazayım desem o aklıma gelenlerin hiçbirini hatırlayamazdım. Hah tam da öyle bir hal işte.

Dışarıda çılgınca bir yağmur yağıyor. Deniz gök gürültüsünden korkar mı dedim ama hiç korkmadı. Neden korksun ki, çocuk Londra'da yaşıyor. Ama ne bileyim orada çok yağmur yağsa da boyle İzmir'deki gibi gök gürültüleri çok duymuyorum sanki. Yoksa duyuyor muyum? 

Buraya gelince ve bir haftadan uzun kalınca bana hep aynı his geliyor. Sanki hiç gitmemişIm. Sanki ben hep burada yaşıyormuşum. Sanki ben oraları hiç bilmiyormuşum. Gerçekten. Yıllardır bu hep bana oluyor. Ve burada ne zaman bir haftadan uzun kalsam dönüş hep zor, çok zor oluyor.

Şimdi de dönünce hayat kolay olmayacak biliyorum. Yeniden yalnız olacağız. Yeniden her şey bizim elimize bakacak. Yeniden biz Deniz'e iki kişi bakacağız. Kolay olmayacak. Ama bir şekilde olacak tabiki de. Olmayan ne var şu hayatta.

Eskiden böyle uzun kalkışların sonunda, beni hep iş oyarlardı. Işe gidene kadar kötü hissederdim ama işe gidince düzelirdim hemen. Şimdi iş yok. Bakalım nasıl toparlayacağım. Neyse daha var dönmemize. Bunlar o zaman düşünülecek şeyler.

Iş dedim de, bazen hiç çalışmamışım gibi hissediyorum kendimi. Bu çok garip geliyor bana. Ama sonra birisi arıyor ve içimdeki ofis insanı canlanıveriyor hemen. Şaşırıyorum. Mesela geçen gün müdürümle telefonda kınuşuyorduk. Havadan sudan bahsederken işle ilgili bir şey söyledi. Ve aniden içimdeki ofis insanı canlandı. Takır takır ne yapmaları gerektiğini anlattım. Şunu söyleyin, buna bakın, şunu unutmayın diye tembihledim. Bir anda düşünmeden döküldü ağzımdan cümleler. Sonra O Denizi sordu. Bir baktım o ofis insanı gitmiş ve ben denizle neler yaptığımızı büyük bir şevkle anlatıyorum. Kendime çok garip geldim o an.

Sanki içimde başka başka insanlar var artık. Daha önce çok farkında olmadığım bir şeydi bu, daha önce çalışan kadındım ben. Tabi ki hayatımda sadece çalışmıyordum ama baskın kimliğim oydu. Öne çıkan kimliğim oydu. Şimdi bir de Deniz var. Her şeyin önüne çıkan Deniz. Ama işte o çalışan kadın da içeride bir yerde duruyor. Galiba sırasını bekliyor. Iki kişi de değiller sadece! Mesela ev kadını Gülçin var. Bildiğiniz yemek yapan, evi düzenli tutan bir kadın da var artık hayatımda. Meğer o da hep oradaymış da sırasını beklemiş işte. 

Işe döndüğümde üçünün bir harmoni yakalamasını umuyorum. Bunu ummaktan başka çarem yok. Zira şimdiden işe dönünce bu yalnız anneliği nasıl kotaracağımı merak ediyorum. Çünkü hakikaten destekle bebek bakmak daha rahatmış. Kolaymış demiyorum bakın. Sadece daha rahatmış. Neyse ben bunun üstüne ayrı bir yazı bile yazarım.

Ama galiba en iyisi şimdi gidip Deniz uyuyorken biraz uyumam. Zira evde 10 kişi de olsa size destek olacak o bebe kalkınca annesini istiyor, kesin bilgi! :) o yüzden durun ben biraz uyuyayım da Denizikoyla gece mesaisine hazırlanayım. Inşallah güzel uyur benim canım kzızım. Dün gece mesela 3:30da çığlık çığlığa uyandı. Hiç yapmadığı şey. Sanırım artık dişler geliyor :(

Haydi uzattıkça uzattım. Ben yatayım. Bakalım Deniziko bize bu gece ne sürprizler hazırlıyor :)

Velet gece insan ne kadar kızsa, sabah bir gülüşüyle kalbimi kazanabiliyor :)



5 Şubat 2017 Pazar

Challenge 10, 11



10. Asla unutmak istemedigin anin
4 aylik anneyiz daha diyoruz ama olmuyor bu sorular :)

Tabi ki Deniz'in dogumu su sira asla asla unutmak istemedigim bir an. Onun da cok sukur artik yazilmisi var :)

Bu arada cocukluk anilarimi seviyorum ben. Mesela anneannemde misir patlattigimiz bir tencere vardi. 

Bir sekilde anneannemin o tavada misir patlatip da benim de mutfagin kapisindan onu izledigimi hatirliyorum. Oyle sicacik bir an ki. Sonra anneannemle odaya gidiyoruz. Soba yaniyor. Muhabbet ediyoruz. Sonra kalkiyor anneannem oynamaya basliyor. Tin tin tini mimi hanim. Oyle tatli oynuyor ki. Boyle seyleri unutmamak istiyorum iste. Anneanemi cok ozluyorum. Oyle cok ozluyorum ki bazen. Ne guzel kadindin sen canim anneannem...

SOnra yine cocuklugumda babamin bir ara her pazar bizi gexmeye goturdugu bir donem vardi. Abim genelde gelmezdi de biz annem babam ben gezerdik. Cinili kosk diye bir yere yemege giderdik. O yemegin lezzetini unutmak istemiyorum. Bir de o arabada gecen saatleri.

Sonra Ozanla yaptigimiz tatiller. Zaten unutmayayim diye yazdim ya onlari. Iyi ki de yazmisim. Tam da dedigim gibi unutmadan yazayim, yazdikca mutlu olayim iste :)

11. Dolabindaki en eski kiyafet (fotografi ve anlami)
İngiltere'de oyle cok eski kiyafetlerim yok benim. Ama su ara ustumde olan bir t-shirt var. Turuncu bir t-shirt.

Bu t-shirtu ortaokuldayken anneme zorla aldirmistim. Su anda bile bana buyuk gelen bu t-shirtun bir beden kucugunun alinmasina asla izin vermemistim. Neden? Cunku ergendim ve cunku oyle salas giyinmek istiyordum. 

Asla canli renkler giymiyordum. Etek MI? Hadi canim olasi bile olamazdi. Elbiseyi konusmayalim bile! Varsa yoksa loft kotlarim ve ustune bu kocaman tshirtler.

Zavalli annecigim de kizi duzgun giyinsin diye ozenirdi. Kadin terzi! Otesi var mi yahu. Istedigimi istedigim anda dikebiliyor. Ama nerde kzi hicbir sey istemiyor. Meraklanmayin bu halim 1-2 yil surdu, sonra neler neler dikti annem bana. Halda kazak begenip, fotografini cekop anneme yolluyorum bunu bana yapiversene anne diye :)

Velakin o zamanlar oyleydim iste. Laf aramizda anneannem o dar loftlar yuzunden cocugum olmayacak diye pek korkuyordu. Simdi gokyuzunde rahatlamistir pamugum :)

Bir de allah razi olsun loft yaz aylari icin soft diye bir pantalon cikarmisti. Ayni model ama incecik kumastan. Sagolsun sayesinde bir serinlemistik. Yoksa ergen de olsan Izmir sicaginda o kot ustune bu devasa t-shirt kolay degil.

Ne manyakmisim yarabbim :)

2 Şubat 2017 Perşembe

Deniz'in su gibi dogumu...

Bu Deniz ve bizim bulusmamizin cok uzun bir hikayesi. 
Tum hamileligim boyunca istedigim gibi Deniz yazdi bu hikayeyi. 
Biz sadece O'na yardim ettik...

*******

9 Eylül cuma akşamı yine yürüyüşe çıkmıştık Ozanla. Son zamanlarda yürüme hızım oldukça düşmüş olsa da elimden geldiğince yürümeye çalışıyordum. 1saat, 2saat artık ne kadar olursa. 2 gün önce sonunda(!) hastane çantamızı hazırlamış, bir gün önce sonunda(!) bebeğimizin tüm eşyalarını yıkayıp ütüleyip dolabına yerleştirmiş ve o gün de alt değiştirme köşesini süslemiştim. Aslında o gün daha fazla ayakta ya da sokakta olmamı gerektiren işleri halletsem iyi olurdu ama ben kendimi biraz yorgun hissediyordum. Hem canım alt değiştirme köşesi süssüz mü olsaydı? Bütün gün kağıtlarla falan uğraşmak hoşuma gitti, orada oturdum kaldım. Laf aramızda ortalarda dolanacak halim de yoktu.



Akşam yürüyüşünü yemekle tamamlayalım dedik Ozanla. O çok çalışmıştı yemek yapacak hali yoktu, ben de işte yorgundum. Sık sık gittiğimiz bir thai restoranı var burada. Öyle çok gidiyoruz ki o restorana tanıyorlar bizi. Hamileliğime de baya hakimler :) Garson amca, "iyice büyümüş bebek doğum yakın herhalde" dedi. "Yok" dedim ben, "1-2 haftası var daha. Biz daha geliriz bebek doğmadan". Nasılsa doğum 41. haftada olmayacak mıydı? Zaten herkesin soyledigine gore ilk bebek geç gelirdi, ebeler de bebek dondu ama rahati yerinde, 41. haftayı görür bu bebek demişti. Vardı daha vakit vardı...

O gece eve gelince hemen uzandım. Ve bütün gece hiç uyanmadan mis gibi uyudum. Sabah gözlerimi açtığımda saat 6ydı. Hamileler anlar beni. 39 haftalık hamileyseniz öyle 7-8 saat deliksiz uyku çok da mümkün değildir aslında. En azından hamileliğimin büyük çoğunluğunda benim için pek de mümkün olmadı. Ya tuvalet, ya su, ya bebeğin tekmeleri sebebiyle gecede 5-6 kez uyanmadığım az oldu. O sabah dedim ki Ozan'a "oh be bebek gibi uyumuşum"...



Yalnız o deliksiz uykunun verdiği keyif, bebeğimizin hareketlerini hissetmememizle biraz gölgelendi. Bizim bebegimiz sabahları aktif olurdu. Yatakta bize şov yapardı . Hele babasının sesini duydu mu, görün siz tekmeleri dansları. O sabah Ozan'ın sesine hareket etmedi bebeğimiz. Sonra yediğim çikolata, içtiğim soğuk sular, aldığım derin nefesler ve hatta kaşık kaşık yediğim dondurma da hareket ettirmedi bebeğimizi. Saat 8:30 olduğunda, yani son 2,5 saattir bebeğimizin hareketlerini hiç hissetmiyorken, artık hastaneyi arayalım dedik. Cevap beklediğimiz gibiydi hemen buraya gelin.

Atladık bir taksiye düştük yola. En son aksam 11 civarı uyumadan önce hissetmiştim bebeğimizi. Yemekteyken de çok aktifti hatta eti sevdi demiştik. Yoksa 11den sonra hiç oynamamış olabilir miydi? Yine endişe yine endişe... Zaten son trimester hep endişe doluydu.

Hastaneye vardığımızda hemen Nst ye bağladılar beni. Ve o duymak için can attığımız ses hemen geldi. Pıt, pıt... Hayatımda duyduğum en huzur veren ses o olmalıydı. Dinledik, dinledik. 45 dakika'nın sonunda ebe, "genelde uyuyor o yüzden hissetmiyorsunuz ama iyi bebek" dedi. Bir de "arada hafif de olsa doğum dalgaları da geliyor sanki sen hiç hissetmiyor musun?" diye sordu. Hayır dedim. "Yani arada bir alıştırma kasılması geliyor ama onlar olacak dediniz. "Evet olacak. O zaman haydi eve gidin de dinlenin" dedi.

Eve geldik. Güzel bir kahvaltı ettik. Ozan'ın o gün çalışması gerekiyordu gitti. Ve ben de onun dediği gibi günü dinlenerek geçirdim. Öyle yorgun hissediyordum ki kendimi. Aslında dolapları düzenlemeliydim, dolaba yemek yapıp atmalıydım, ütüler de vardı. Hiçbirine elim değmedi. Ben Ozan gelene kadar yattım. Film izledim, dizi izledim, kitap okudum, uyukladım. Dinlenmişim.

Ozan gelince normalde hic basima gelmeyen bir sey yasadim. Butun gun koltukta yatan ben, Ozan gelince yerimden kalktim ve inanilmaz tuvaletimin geldigini hissettim. Ama oyle boyle degil. Zor yetistim tuvalete. Ozanla baya gulduk, eh bunu da yasadik iste. Hamileligin sanindandir idrar kacirmak dedik. Sonra donduk gundelik hayatimiza. Hatta ben "Akşam sinemaya mı gitsek" dedim. Bir gün yattım ya bitim katlansın hemen benim. Aman o vücut yatak görmesin. Aman o ayaklar yoldan çekilmesin. Baktık filmlere, gidebileceğimiz saatte, bize uygun sadece bir korku filmi var. Durduk durduk, ya dedik ben 39 haftalık hamileyken, biz şimdi korku filmine gitmeyelim. Bir hormon vs salgılanır doğum tetiklenir falan. Haydi biz bu akşam evimizde duralım. Neyse ki arada boyle aklı selim davranıyoruz.

10 Eylül Cumartesi akşamı evimizdeydik. Ertesi gun, bayram tatilini gecirmek uzere arkadasim yanimiza gelecekti. Hani bebek gelirse bizimle olsun, gelmezse de bana moral olsun diye. Ona hazirlik olarak evimizi güzelce toparladık. Bebeğimizin bir iki eşyası kalmıştı ütülenecek ben onları da yapıverdim. O sırada arayan teyzem telefondan bırak ütüyü demese daha Ozan'ın gömleklerini de ütüleyecektim. Tüm gün dinlendim ya kendimi baya enerjik hissediyordum. Sonra güzel bir yemek yedik. Ben uzun zamandır çok az yemek yiyebiliyordum ama o akşam baya güzel yedim. Ve dönüp Ozana "sanırım bebek aşağıya iniyor artık Ozan bak yemek yiyebildim" dedim. Evimizde izlediğimiz filmin ardından yatağa girdiğimde saat 11di. Karnım tok, sırtım pek idi. Mutlu mesut uyudum.


Yoksa dogum...

Saat 2,5 gibi tatli uykumdan yine bir tuvalet ihtiyaci nedeniyle uyandim. Iste normale donmustuk, gece uykularim boluk porcuktu. Ama bu sefer tuvalette beni bir surpriz bekliyordu: Nisan. Korkmadım, heyecanlanmadım, paniklemedim. Eğitimlerde öyle çok anlatmışlardı ki bu işaretleri. Nişan beni en az heyecanlandırması gerekeniydi biliyordum, zira nişandan sonra haftalarca doğum olmayabilirdi. Ben de aynı sakinlikle yatağıma geri döndüm. O sırada uyanıp nasıl olduğumu soran Ozan'a galiba nişan gelmiş dediğimde evde kısa bir heyecan yaşandı tabi. Ama aynı eğitimleri Ozan da aldığından yatalım biz dedik. Sabah ola hayrola.

Velakin ben yatamadım. Zira 5 dakikada bir tuvalete gitme ihtiyacı hissediyordum. Öyle yat kalk 1 saat geçti. O sırada kalkmak isteyen ama yok ya dogum baslamadi daha diye uyuması için Israr ettiğim Ozan da kalktı. Saat 3:30du ve bizim evde hareket başlamıştı. Baktım Ozan hastane çantasının üstündeki son eklenecekler listesini almış eline, evde şarj aletlerini falan toparlıyor. Ses etmedim çünkü yavaş yavaş belimde ağrılar hissetmeye başlamıştım.

O belimde hissettiğim ağrılar arada şiddetleniyor ve hemen arkasından yine tuvalete gitme ihtiyacı geliyordu. Aynen anlattıkları gibi şiddetli bir periyot sancısı gibiydi. Tamam daha doguma haftalar da olabilirdi ama bir yandan sanki baya kisa araliklarla bu dalgalar beni yokluyordu. Aklımdan acaba doğum mu başladı diye geçerken Ozana sen en iyisi dalgalarin araliklarini tutmaya basla askim dedim. Ozan aldi eline kagit ve kalemi. O kağıtla kalem bize gösterdi ki doğum dalgaları her 15 dakikada bir geliyor ve 45sn kadar sürüyordu. Ne çabuk!

Hamileligim boyunca, doğumun hep hafta içi bir gün öğle saatlerinde başlayacağını düşünmüştüm. Dalgalar önce saatte bir falan gelecek ben aralarda dinlenecektim. Hatta arkadaşlarımla muhabbet bile edecek, en sevdigim film olan Julie&Julia project'i izleyecektim. Dalga araliklari yarım saatte bire inince Ozan'ı çağıracaktım. O da hazirladigimiz listeye gore marketten meyve ve atistirmaliklari alıp gelecekti yanıma. Aceleye gerek yoktu, doğum uzun sürerdi. Ama işte hayat gibi doğum da hep düşündüğümüz gibi gitmiyormuş, anladım. Günlerden pazar olmak üzereydi. Sabaha yaklaşıyorduk ve dalgalar 15 dakikada birdi. Nerde benim planlarım! Işte o an okuduklarım geldi aklıma. Dedim ki kendi kendime kendini doğumun akısına bırak Gülçin. Planlarını boşver, anı yaşa. Hep bunu yapmalıyım dememiş miydin kendine? Al iste firsat sana!

Nasıl oldu bilmiyorum. Ama hamileliğim boyunca kendime yaptığım telkinler o an gerçekten işe yaradı ve bıraktım kendimi. Doğumsa doğum, alıştırma kasılmasıysa alıştırma kasılması göreceğiz dedim. Hayatımda bir kez bile kontrolü bırakmaya yanaşmayan ben, kendimi doğumun akışına bırakınca inanılmaz rahatlamış hissettim. Çok özgürdüm. Çok rahattım. Her doğum dalgasında sanki daha da rahatlıyordum. 

Evde bir düzen kurmuştuk kendimize. Ben dalga geldiğinde illa ayakta olmayi ve Ozan'ın belime masaj yapmasını istiyordum. Oluyordu, basariyorduk bir sekilde. Her şey iyi hoştu da dalgaların arasında bize eğitimde söylenen hiçbir şeyi yapamıyordum. Biliyordum, asil enerjiye dogumun ilerleyen safhalarinda ihtiyacim olacakti. Dinlenmeliydim, beslenmeliydim, güç toplamalıydım. Biliyordum da... Uzanmam mümkün değildi, yemek yemem imkansız. O kadar sık aralıklarla geliyordu ki dalgalar, ben ancak iki dalga arasında biraz oturmayı başarabiliyordum.  Uzandigimda sanki bir daha yerimden kalkamayacakmisim gibi geliyordu, yatak diken gibi batiyordu bana. Ben oturduğumda Ozan yanımda ayakta duruyor ben de O'na kafamı yaslıyordum. O kadar yorgundum ki o halde bile uyuyordum. Bu doğumu bu yorgunlukla nasil bitirecegim diye endiselendigimi ve kafami sallayarak o dusuncelerden kurtulmaya calistigimi hatirliyorum. Olumsuz hiçbir şeye, kendi ic sesime bile, tahammülüm yoktu o an. Ben kendimi akışa bırakmıştım. Elbet bir şey olacaktı.

Böyle böyle kaç dalga geçti bilmiyorum. Ama bir süre sonra dalgalarin arasi ayni kalsa da, süreleri 1dakikayı buldu. Boylece benim icin yeni bir oyun basladi. Ozandan ilk 30 saniyenin sonunda bana haber vermesini istiyordum. O, 30sn diyene kadar kendimi kosarak yokus cikiyormus gibi hayal ediyordum. Dayanabiliriz, dayanabiliriz diyordum. Sonra zaten sadece 30 sn kaldigini bildigimden daha kolaydi. O zaman da yokus asagi indigimi dusluyirdum. hani an be an bacaklariniz rahatlar ya... Bu oyun da bana iyi geldi. Bazen kosmak yerine dans ettigimi dusundum, bazen bisiklete bindigimi. ama hep aklimda yokus tirmanip iniyordum. 

Saat 5:30 olduğunda dalgaların da şiddeti artmıştı. Dayanılmaz değildi ama sürekli ayakta olduğum için yorulmuştum. O sırada Ozan daha 3 gun once eve gelen tense makinasını getirdi. Burada çok yaygın kullanılan bir makina bu. Doğumun ilk evrelerinde gebelere yardımcı olması için ebeler tavsiye ediyor, belinize yerleştirdiğiniz paletlerden hafif bir elektrik vererek ağrınin azalmasını sağlıyor. Ben de ebenin tavsiyesi üzerine almıştım o makinayı. Ama ısmarlarken ne yalan söyleyeyim bu kadar işe yarayacağını düşünmemiştim. Ozan belime paletleri yerleştirdiği andan itibaren tense machine benim en büyük yardımcım olmuştu. Dalga geldiğinde şiddetine göre ben de tense machine açıyor, bir nebze olsun rahatlıyordum.


Karar zamanı...

Sabah saat 6ya yaklaştığında ve doğum dalgaları 5 dakikada bire indiğinde Ozan hastaneyi aradı. Tam da eğitimlerde bize anlattıkları gibi, gelin hastaneye bir kontrol edelim ama muhtemelen sizi eve göndereceğiz dediler. Ve ben o anda, hamileliğimden ve gittiğimiz doğum eğitimlerinden önce asla yapacağıma inanmadığım bir şey yaptım. Gitmeyeceğim hastaneye Ozan dedim. Biraz daha evde dayanacağım.

Ben, oksürse ah vah diyen ben, doğum yapıyorken hastaneye gitmiyorum dedim. Doğuma kendimi bırakmak bana öyle iyi gelmişti ki, kendimi çok güçlü hissediyordum. Aklımda hep okuduğum pozitif doğum hikayeleri, kitap cümleleri sadece dalgaya odaklanıp o bir dakikayı atlatmaya bakıyordum. Dunyada baska hicbir sey o 1 dakikayi atlatmaktan daha onemli degildi. Ozan o anda bir doğum partnerinden beklenecek en güzel şeyi yaptı. Bana emin misin dedi. Ben evet dedigimde israr etmedi ve tamam Gülçin devam edelim evde dedi. O da bana güveniyordu. Bebeğimin babası da kararımı destekliyordu ya ben o andan sonra kendimi daha da güçlü hissettim.

Dalgalar bir bir geliyordu. Dalga sırasında Ozan belime masaj yapıyordu. Sonra birbirimize sarılıyorduk. Ben Ozanın göğsünde uyukluyordum o benim saçlarımı okşuyor, sırtımı sıvazlıyor, harika gidiyorsun Gülçin diyordu. Kizimiza bir adim daha yaklastik diyordu. Seninle gurur duyuyorum askim diyordu. Bebegimiz bize gelmek istiyor artik diyordu. Öyle iyi geliyordu ki o sozler bana. O sözleri her duyduğumda Ozan'a daha cok sokuluyor, yapabileceğim diyordum. Yapabileceğiz.

Bu arada pazar sabahı saat 9:30-10:30 arasında yaptığımız market alışverişi eve teslim edilecekti. Ve saat 11:30 gibi de bayram tatilini geçirmek üzere benim canım arkadaşım gonca türkiyeden gelecekti. Peki biz hastaneye gidince tüm bunlar nasıl olacaktı? Tamam kendimizi doguma birakmistik ama bunlar da hayatin gercekleriydi.  Iki dalga arasında Ozan bir de marketi aradı. Karım doğuruyor en önce bize gelin dedi. Tamam dedi adamlar sağolsun. O anda zaten bir market alışverişImiz eksikti! Ve elbette bizim hanede dogum illa boyle olayli olacakti. Neyimiz normal ki :)

Sabah 7:30 da artık suyumun tamamen geldiğinden emindim. O saate kadar da muhtemelen yavaş yavaş suyum geliyordu o yüzden o kadar çok tuvalete gidiyordum ama sabah 7:30 da artık suyun kesin gelmişti. Yeniden hastaneyi aradık. Ve yine tam da eğitimlerde anlattıkları gibi gelin kontrol edelim, gerekirse sizi geri gönderelim dediler. Böyle diyeceklerini egitimlerden biliyordum çünkü suyum geldikten sonra onumuzde dogumun kendisinin baslamasi icin 24 saat süre vardı. O sırada doğumun doğal ilerlemesi için beni eve göndereceklerdi. Benim dogumum baslamisti evet ama 5 cm acikliga ulasmadan da beni eve gondereceklerdi. 

Ozan yine harika bir doğum partneri olarak, ne yapalım Gülçin dedi. Suyun rengi seffafti o yuzden icim rahatti. Evde kalmak istiyorum dedim. Biliyorum o da en az benim kadar benim bu halime şaşırıyordu ama hiç kararımı sorgulamadı. Zaten benim de ihtiyacim olan tek şey buydu. O an anladim ki Ozan da kendini dogumun akisina tamamen birakmisti. Her seyi kizimiz belirliyordu, biz sadece O'na en rahat destek olacagimiz yerde kaliyorduk, o kadar.

Biz evde dalgaları karşılamaya devam ederken gün iyice ışını. Karşı apartmandaki kız balkonda bilmem kaçıncı sigarasını içerek bizi izlemeye devam etti. Etsin umurumda bile değildi. Hiçbir şey umurumda değildi. Sadece dalgalar, kızım, ben ve Ozan vardık o anda. Bunun dışındaki hiçbir şey umurumda değildi.

Böyle böyle saat 9:30 olduğunda artık dalgalar 3 dakikada bire inmişti ve şiddetleri de artmıştı. Ozan'a çantaları alalım dediğimde hemen kalktı. Ama dur dedim şu market alışverişi de gelsin de öyle gidelim. Bunu dediğim anda Ozan'ın suratındaki bakışı asla unutamayacağım :)) Sanırım o an evde doğuracağına ve eğitimlerde doğum evde olursa baba ne yapmalı kısmında anlatılanları hatırlaması gerektiğine inandı :)

Neyse ki market alışverişi bizi çok bekletmedi ve 9:45te kapıdalardı. Ben o sırada elbisemi giymiş, elimde tense machine yine dalga karşılıyordum. Ozanın torbaları taşıdığını ve etleri dolaba koy gerisini Gonca halleder dediğimi hatırlıyorum. Evet artık şakası yoktu hissediyordum kızımız geliyordu!


Hastane...

Bizim evden hastane arabayla 10 dakika. Bu da eder 3 dalga. Ozan taksiye bavulları yerleştirirken ben işte bunu hesaplıyordum. Taksiye bindiğimiz anda ilk dalga geldi. Benim için bütün doğumun en zor dalgaları o takside atlattığım 3 dalgaydı. Çünkü ayağa kalkamıyordum, çünkü hareket edemiyordum, çünkü oraya mıh gibi oturmak zorundaydım. Derin nefesler alıp vererek atlattım o üç dalgayı ve tabi tense makinasini açık tutarak. Hastaneye geldiğimizde soför bugün kesin doğacak galiba bol şans diyordu bize. Bense o sırada gelen yeni bir dalgayı hastanenin duvarına yaslanıp atlatmaya çalışıyordum. Yanımızdan bir ebe geçti o anda. Çok iyi karşılıyorsun dalgayı aferin dedi. Duyduğum her olumlu cümleyle on kaplan gücü daha ekleniyordu sanki gücüme. Cok iyi karsiliyordum dalgalari, iyiydim, iyi!

Doğum merkezinin kapısı kilitli olmasaydı ya da en azından zili çaldığımızda kapıyı hemen alsalardı iyi olacaktı ama olmadı. Sonunda haporlerden ses geldiğinde ben yine bir dalgayı karşıladığımdan Ozan ebelerle konuşmaya başladı. Niye geldiniz falan gibi bence o an icin cok ama cok saçma sorular geliyordu kulağıma. Niye gelmis olabiliriz 40. haftanin icinde acaba? Dalga biter bitmez müdahale ettim duruma Acin kapıyı doğuruyorum :)

Doğum merkezinin kapısı'ndan girdiğimiz anda benim yüzüm güldü. Çünkü bankoda beni daha önce kontrol etmiş, kendisi de 37 haftalık hamile olan ebe vardı. O beni kontrol ettiğinde Ozan'a keşke doğumuma bu ebe denk gelse demistim. Ama ben doğurana kadar o doğum iznine ayrılmış olacak, denk gelmez diye de dusunmustum. Ne de olsa 41. Haftada gelecekti ya Samimi :)

Sen ben ebeyi görünce biraz daha canlanayım. O biraz önce sanırım şimdi doğuracağım diyen halim kalmasın. Ozan sonradan dedi ki hakikaten öyle enerjik olmuşum ki bizi muayene bile etmeden gonderecekler diye telaşlanmış :) Neyse ki muayene odasina gecmemizi soylediler. Soylediler de, yok sizin ilk dogum tabi, eh hadi birazdan bakalim bir, beraber bir plan yapariz falan diye konusup duruyorlar. Bilmiyorlar tabi bizim doğum başlayalı baya olmuş. Adım gibi eminim bir bakıp göndereceğiz diye düşündüler. Elime bir tüp tutuşturup idrar orneği ver dediler yolladılar bizi. Ben o idrar örneğini veremedim. Ben zaten doğum sırasında da idrarla bir türlü barışmadım. En sonunda baslarim idrar ornegine diyip bekleme odasina gectim. 

Bekleme odasındaki 5 dakika çok uzundu. Ebeler gelmiyordu ama dalgalar geliyordu. Neyse ki Ozan ve tense machine yanımdaydı. Öyle bir sakinlik vardı ki üstümde, öyle bir bırakmıştım ki kendimi doğuma ebe falan umurumda değildi. Hastanedeydık de artık. Doğarsa kızımız nasılsa hemen müdahale ederlerdi. Ben boyle dalgalar arasındayken bizim 37 haftalık hamile ebe yanımıza geldi. Muayene odasına geçtik. Tabi ki o da her seyi yavastan aldi. Ben o sirada dalgalarla mucadeleme devam ettim. 

O çok korkulan açıklık muayenesini o sırada yaptı. Vallahi dalgalar öyle sıktı ki ben o açıklık muayenesinde acı falan hissetmedim. Daha muayene başlamadı heralde diye düşünürken ebe açıklık 5 cm, ben odayı hazırlayayım sizi artık eve göndermeyelim dedi. O an kendimi Avrupa Kupasını kazanmış Beşiktaş gibi hissettim. Kimi gönderiyorsunuz be siz eve. Ben o eve gönderilmeyi yaşamamak için evde onca dayanmışım. Zafer benimdi. İngiliz doğum sistemini yenmiştim!

Odaya geçtik. Yuzum bir kez daha guldu. Cunku egitimde bize gosterdikleri ornek odaya gelmistik. Eğitime geldiğimiz gun, ne tuhaf kizimizla belki de bu odada bulusacagiz diye dusunmustum. Iste o gun gelmisti. O odaya kizim karnimda girecektim ama insallah kollarimizda cikacaktim. Derin bir nefes aldım. HAZIRIM ben annecim, sen de hazırsan hadi gel dedim ve odanin kapisindan gectim...


Dogum odasi...

Bu doğum sırasında Denizle konuştuğum ilk andı. Odaya girdiğimizde saat 10du. Deniz 13:16 da aramıza katılacaktı. Ve ben arada geçen sürede bundan sonra hep Denizle konuşacaktım. Iyi misin annecim diyecektim. Yoruldun mu kızım diyecektim. Hadi gel kollarıma artık annecim diyecektim. Çok iyi gidiyorsun, aferin benim kızıma diyecektim. Seni cok seviyorum annecim, istedigin zaman gel diyecektim. Ben dogum suresince hep ama hep Denizle konusacaktim...

Odaya girdikten bir süre sonra bir dalga daha geldi. Artık dalgaları karşılamada bana sadece Ozan değil, 37 haftalık hamile ebe ve bizimle olmasını kabul ettiğim öğrenci ebe de yardımcı oluyordu. Ama ne mutlu ki hepsi de sadece ben onlara ne dersem onu yapıyorlardı. Belime masaj yapın. Sırtımı ovun. Su verin. Kimsenin bana ne yapmam gerektiğini söylediği yoktu. Ebeler sessizce kenarda bekliyor sadece benim onlara söylediklerimi yapıyorlardı. Iste buna bayılmıştım! Onlar da bu isi Deniz'e birakmislardi. Benim canim kizim!

Bu durum daha da rahatlamamı sağladı. Sanki odada kimse yoktu. Ben, kızım, dalgalar ve Ozan başbaşaydık. Üstelik hastanedeydik yani güvendeydik. Bundan baska ne isteyebilirdim ki. Kendimi çok mutlu ve huzurlu hissettiğimi hatırlıyorum. Yurudum, banyoda, odada, ayakta comelerek, istedigim gibi dalgalari karsiladim. Sonunda kizimiza kavusacaktik.

Ben böyle dalgalarla uğraşırken ebe odadaki jakuziyi doldurmaya başladı. Ben suya girmek istemiyorum dedim hemen.Hic suda dogumu dusunmemistim. Ustelik suya girersem tense makinasini cikarmam lazimdi. Yo yo yo, olamazdi! Hem bana ne yapmam gerektigini soylememelilerdi. Tamam ben hazırlayayım öyle dursun sen duruma göre karar verirsin dedi. Doldursundu suyu bana ne. Umurumda bile değildi. Ben kurduğum düzende ilerliyordum.

Tüm bu anlattıklarım 10 dakika içinde bile olmuş olabilir ama belki de 1 saatte olmuslardir. Zaman kavramım çok kalmamıştı. Dalga geldiğinde saydığım 1 dakikalar dışında zamanın benim icin hicbir onemi yoktu. Ben yine böyle bir dalga karşılarken ebenin yumuşak sesini duydum su hazır, istediğin zaman kullanabilirsin havuzu dedi. Tam hayır diyecekten yine okuduklarım geldi aklıma. Hani ben doğuma bırakacaktım kendimi. Niye hayır diye kestirip atıyordum ki. Dönüp tamam dedim, ihtiyacım olursa gireceğim. Sıcacık gülümsedi ebe bana. Çekildi yine kenara.

Bir kaç dalga sonraydı. Artık şiddetleri daha da artmıştı. Ve ben saatlerdir ayakta olduğumdan, dalga aralarında hiç yatamadığımdan ve hatta sonlara doğru otutamadığımdan çok yorulmuştum. Bacaklarım titriyordu yorgunluktan artık. Bir anda kendimi havuza doğru Yürürken buldum. Kaybedecek neyim vardı ki. Sevmezsen çıkardım.

Suya girdiğim an çok güzeldi. Saatler sonra ilk defa suya girdiğimde oturabildim. Belimde inanılmaz bir rahatlama hissettim. Doğumun geri kalanının çoğunda, o başta istemediğim havuzda olacaktım.

Arada ebeler yanıma gelip Deniz'in kalp atislarini dinliyor ve idrar orneği almaya çalışıyorlardı. Beni rahatsız etmemeye çalıştıkları belliydi ama bir yandan hissediyordum endişelendikleri bir şey vardı sanki. Merakım uzun sürmedi zira ebe bir kaç dakika sonra yemek yemem gerektiğini, idrardan gördikleri kadarıyla açlık sınırında olduğumu söyledi. Öyle ya en son akşam yemeği yemiştim. Ertesi gün oğlen olmuştu. Aralarda kendimi ne kadar zorlasam da ağzıma lokma girmemişti -giren de yutulamadan çıkmıştı- ve saatlerdir ayaktaydım. Evet hakikaten açtım. Ebe buyurgan değildi ama yemek yemem konusunda ısrarcıydı. Su hamlesinden sonra ebeye olan güvenim iyice artmıştı. Tamam yiyeceğim dedim.

Ozan hemen yanımızdaki enerji barlardan bir ısırık verdi bana. Ebe portakal suyu getirdi buz gibi. Bir de elma suyu. Dalgaların arasında muz, badem, enerji bar, portakal suyu, elma suyu ne verirlerse yiyordum. Tabi anca 1-2 lokma. Hakikaten daha güçlü hissetmeye başlamıştım.

Ama yine de yorgundum. Suyun içinde iki dalga arasında bir an hatırlıyorum. Ozan bir yanımda elimi tutuyor. Öğrenci ebenin elinde ıslatılmış bir havlu var alnıma dayıyor. Ve ben o havluya yaslanıp uyukluyorum. Ebenin süper dinlensin azcık diyen sesi kulağıma geliyor. Öyle bir iki dalga arasında uyudum uyandım. Yediklerim ve bu kısa uykular iyi gelmişti bana. Bacaklarımdaki titremeler geçti, daha iyi hissetmeye başlamıştım. Kizima da soyledim. Ben yorulmadim iyiyim annecim, sen ne gerekiyorsa yap...


Deniz geliyor...

Kendimce bir planım vardı doğumdan önce. Dayanabildigim kadar dayanacaktım. Açıklık 8 cme geldiğinde helyum gazını isteyecektim. Aklımdan bu plan geçiyordu ama kimsenin benim açıklığımı yeniden kontrol ettiği de yoktu. Heralde daha çok var dedim kendi kendime. Dayanmaya devam et sen Gülçin. Ne de olsa doğumistana gidilen an 8cmden sonraydı, daha vaktim vardı. Oraya gelince de gazi alacaktim ve hayat kolaylasacakti. 

Derken şiddetli bir ikınma hissi geldi bana. Ebeye böyle bir his var dediğimde gayet sakin e ıkın o zaman dedi. E ama ıkınma doğumun 2. evresi değil miydi? Önce açılmanın bitmesi gerekmiyor muydu? Ebeye bunu sorduğumda, Bitmiştir o zaman dedi ebe. Bitmiş midir? Gercekten mi? Köşede duran saate baktım sanırım 12 gibiydi. Yani sancilar baslayali yaklasik 10 saat, biz hastaneye geleli 2 saat olmustu ve ben doğumun ikinci evresine geçmiştim.

O sırada Gonca hastaneye geldi. Anahtarı alıp eve gidecek. Ozan da anahtarı vermek için dışarı çıktı. Ve benim için doğum o anda durdu. Öyle korkuyordum ki bebeğimiz doğacak ve Ozan o anı kaçıracak diye kesinlikle devam edemiyordum. Ebe devam etmem gerektiğini doğumun durmasını istemediğimizi söylüyordu. Haklıydı. Biliyordum. Egitimlerde bunu da anlatmislardi. Doğum durursa bu iyi olmazdı cunku gunlerce bu asamada asili kalabilirdik. Benim suyum da geldiginden elbette disaridan mudahale etmeleri gerekirdi. Ama Ozan da doğumu kaçırmazdı. Merak etmeyin dedim doğumun durmasına izin vetmeyeceğim ama lütfen kocamı getirin! 

Ay o da gitti gelmez! Ebe beni birakti Ozan'in pesinde. Ben de yaslandım havuzun kenarına kendimi dinlenmeye aldim. Sanırsın iz az önce doğuran ben değildim, öyle yaşlanmış suyun keyfini cikariyordum. Ben dinleniyordum da, ogrenci ebe panik halde dogum duracak diye. Kim kimi sakinleştiriyor belli değil! Neyse bana ama aslında daha çok ebelere yıllar gibi gelen bir vakitten sonra Ozan geldi. Ebeye endişe etme dedim devam edeceğim. Ve kızıma hadi annecim dedim bitirelim bu işi! Zaten doğumda bana en iyi gelen şey kızımla konuşmaktı. O odaya girdiğim andan itibaren her kızımla konuştuğumda oldugu gibi bu konusmadan sonra da sanki O'na biraz daha yaklaştım ve sanki biraz daha güçlendim. 

Bir sure sonra ebe sudan çıkmamın bu aşamada daha iyi olabileceğini yürümenin bana iyi gelebileceğini söyledi. Oncelikle ebeye guvenim artmisti, beni yonlendirmiyor yardim etmeye calisiyordu. Dolayısıyla onu dinleyebilirdim. Ayrica dinlenmiştim de. O yüzden yürüme fikri o an bana çok güzel geldi. Inat etmedim ve ciktim sudan, odada dolasmaya basladim. Lavaboya dayandım. Yatakta yastıklara yüzükoyun yattım. Arada bir iki squat yaptım. Bolca Ozan'a sarildim. Vücudumun ne istiyorsa onu yaptım. Kimse bana karışmıyordu ben de vücuduma karışmıyordum. Sadece kızımla konuşuyordum ve Ozan'a sariliyordum. O da sakince saclarimi oksuyordu. Böyle ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama ebe bir ara doğumum artık an meselesi oldugunu söyledi.  Artık onlarin dediklerine biraz daha dikkat edersem, dur dediklerine durursam çok daha iyi olacağını soyledi. Ben zaten artık ebeye güveniyordum, tamam dedim. Hazırdım. Saniyeler sonra çok kuvvetli bir ıkınma hissi geldi. Yastıklara yüzükoyun yatmıştım. Ozanın ellerini tutuyordum. O benim saçlarımı öpüyordu. Ebe çok az kaldı diyordu. Öğrenci ebe belime masaj yapıyordu. Ve bir anda büyük bir rahatlama hissettim. Aynı anda öğrenci ebenin oh my God! diye bağirdiğni duydum. It is full baby, bütün bebek çıktı diye dehşete kapılmış haldeydi. Güya duyacaktım da, bebek dönecekti de. Denizden bahsediyoruz burada. Her seyin zamanina sekline kendisi karar veren Deniz'den. Tabi ki gelecegi sekle de kendi karar verdi. Bekleyecek sabrı yoktu hemen aramıza katildi :)


Deniz dogdu... Bizim dunyamiz daha guzel oldu...

O anda Deniz'in o minnacik bedenini gördüm ve hemen ellerimle kavradım onu. Yalnız kavramasam iyiymiş! Meğer kordon boynundaymış kuzunun. Neredeyse boğulacaktı bebegim. Sen çocuğu sağ salim doğur sonra kordonla çek. Pes :) 

Neyse ki ebeler atladı hemen, ama ne yaparlarsa çabuk yapsınlar Deniz hemen benim kucağıma gelsin istiyordum. Geldi. Minnacıktı. O kadar minikti ki ellerimden kayıyordu. Göğsüme yasladım Deniz'i. Ciyak ciyak aglarken, benim gogsume gelince yavaşladı sesi. Sakinleşti. Yine konuşmaya başladım onunla, hoşgeldin kızım dedim. Iyi ki geldin. Bu harika doğum için teşekkür ederim.



Sonra dakikalarca Deniz'e baktim. O'nu benim doğurduğuma hala inanamıyordum. Aklım almıyordu. O minik burunlu, güzel suratlı bebeğin benim içimde nasil buyudugunu, dunyaya nasil geldigini aklım almıyordu. Ama iste oylece kucagimizdaydi. Deniz geldi. Kucağımı doldurdu. Kalbimi doldurdu. Ve Ozan ve benim gozlerimizi doldurdu. Sanirim o dolan gozlerden bir iki damla yas da akmis olabilir. 

Sonra dakikalarca Ozanla gözlerimizi ayırmadan Deniz'e baktik. Kordonun geç kesilmesini istediğimizden ebeler de biz de sadece Deniz'i izliyorduk. Çok güzeldi Deniz. Sanki bütün oda bir anda denizin kokusuyla dolmuştu. Deniz memeyi kendisi buldu. Ama o kadar kucuktu ki tutamadi. Yardim ettik. Ben kucağımda kızım onunla konuşurken ebe artık kordonu kesmek zorunda olduğunu söyledi. Ilk 5 dakikada 700 ml kan kaybetmisim. Eğer plesanta rahat çıkmazsa daha fazla kan kaybetmemem için beni hemen ameliyata alabilirlermiş. Umurumda bile değildi. Kizim kucagimdaydi. Ebeye çıkar o plesanta hemen dedim. Telaş etmeyin.

O sirada dogumun bu ucuncu asamasini hizlandirmak icin bana oksitosin ignesi yaptilar. Ben kızımı koklarken doğumun son safhası da kolaylıkla bitti. Ebeler ve Ozan plesanta tam mı diye bakarken ben karşıdan ona teşekkür ettim. Kızımı beslediği için, ona iyi baktığı ve bana kızımı verdiği için plesantama çok teşekkür ettim.



Ebe de bana teşekkür etti. Meğer doğum iznine ayrılmadan önceki son günüymüş ve son doğumuymuş. Umarım ben de senin kadar olumlu karşılarım doğumu, harika bir iş çıkardın dedi. Gülümsedim. Ben yapmadım kızım yaptı dedim. Hani yazmıştım ya ebenin bana söylediklerini. Yeniden onlar aklıma geldi. Bu benim doğumum değil Deniz'in doğumuydu, ben sadece Deniz'e yardım etmek için oradaydım ve ne mutlu ki kızıma yardım edebilmiştim.

Sonrası Denizle kucak kucağa geçen dakikalar. Deniz bir benim kucağaımdaydı bir Ozan'ın kucağında. Hemen emmeye başladı ve 2,5 saat kadar memede kaldi kizim. Ebelerin benim dikişlerimi yaptığı süre dışında doğum sonrasında Ozan ben ve Deniz başbaşaydık. O 2,5 saat belki de bugüne kadar Ozanla beraber geçirdiğimiz en güzel zamanlar arasındaydı.

Deniz'e hamileyken hep, sezeryan ya da normal hic onemli degil, yeter ki su gibi geçsin doğumu diye dilerdim. Dileklerim gerçek oldu. Denizim su gibi ilaçsız müdahalesiz bir doğumla, kendi karar verdigi zamanda aramıza geldi. 

Tarih 11 Eylül 2016ydı. Saatler 13:16ydı. Deniz 2720 gramdı. Boyu 50 cm, baş cevresi 36cm idi. Sesi gürdü, saçları simsiyahtı. Boncuk gozleri daha ilk gunden etrafi izliyordu. Parmaklari upuzundu ve benim parmagimi kavriyordu. Ozanın kolları ikimizi birden sarıyor Deniz benim kucağımda emiyordu. O an, hayatımızın en güzel anlarından biriydi. Deniz artık bizimleydi...


Defalarca fisildadim kulağına...
Hosgeldin kizim. Seninle dunyamiz guzellesti..



İşte böylece bizim iki kişilik dünyamız büyüdü. Tam 39 hafta süren heyecanlı bekleyisimiz bu mutlulukla son buldu. Tam 15 senedir birlikte olan ellerimiz Denizimizin elleri ile doldu. Ve işte böylece Gülçin anne, Ozan da baba oldu...

31 Ocak 2017 Salı

Challange 9

9. Goc etmek zorunda kalsan yasamak icin sececegin ulke. 
Omrum goc etmekle gecti benim. Sectim iste once Hollanda sonra Ingiltere. daha da gitmesem mi bir yere. Bilmiyorum. Bu konuda asla buyuk konusmayacagima yemin ettim kendime.

Size bunun hikayesini anlatmis miydim ben? Neyse anlattiysam da ikinci baski olsun.

Bundan yillar once Ozan master icin Hollandaya gitti. O zaman ben daha Turkiyedeyim. Sozlendik biz. O kis ben Ozan'i ziyaret icin Hollandaya gittim. Bir suru sehrini gezdik Hollandanin. Beraber cok guzel bir tur yaptik. 31 Aralik aksami da Turkiyeye geri donuyoruz beraber. Hatta o yil yeni yila ucakta girdik biz. zaten ondan sonra da ayagimiz yere degmedi bu seneye kadar :)

Hah iste o ucak yolculugunda Ozan bana dedi ki, e Gulcin ne dersin? Yasayabilir miyiz biz Hollanda'da? 
Düşündüm, yasariz Ozan dedim ama Rotterdam'i istemem. Hayatta oraya tasinmam. Orasi zaten Hollanda gibi bile degil ki. Orada yasayana kadar Istanbul'da kalalim bence. 

Oyle kaldi orada o  konusma. Ustunden 1,5 yil kadar gecti. Beni Hollanda'ya o zaman calistigim sirket bir proje icin gonderdi ilk. Tabi bu odulu kazanmak icin baya calismam gerekti o gecen 1,5 senede. Bir aksam sirketin yemegindeyiz. Bizim kodaman mudurlerimizden biri kursude konusma yapiyor. Bizim sirket de o zaman 50 kisi falan. Herkes birbirini taniyor yani. Dolayisiyla herkes benim Hollandaya gitmek istedigimi de biliyor. 

Iste o aksam mudur konusma yaparken dedi ki: Bu arada bu aksam kutlanacak bir haberimiz var. Gülcin Hollandadaki projeyi ayarladik. Hollanda'ya gidiyorsun!

Bir alkis kiyamet kotu ki sormayin. O gurultude ben su sozleri duydum. Projen Rotterdam'da!

Yasadigim soku tahmin edebiliyor musunuz? Hani ben asla Rotterdam'da yasamazdim? Hani oraya gidecegime Istanbul'da kalirdim. Hayir istesem de kalamazdim artik. Adamlar onca ugrasmis proje ayarlamis :)

Iste o gun ben soylediklerimizin bir yerlerde dugumlendigine inandim. ve iste o gunden sonra ben artik hicbir sey icin buyuk konusmak istemiyorum.



Yine goc eder miyiz? Kim bilir? Ama insallah edersek de bu sefer insallah sicak bir ulke olsun. Subaneke, dinimiz amin :)

23 Ocak 2017 Pazartesi

Challange 7 ve 8

Ben bunlari da yazayim da bir kenarda dursun o zaman :)

7. Eger bir hayvan olsaydin hangisi olurdun? 
Kedi karakterliyim ben. Boyle evimi benimseyeyim, degisiklikleri istemeyeyim, bana bir bolge ver orayi beleyeyim seveyim. Kedi karakterliyim iste.

Ama bir hayvan olsaydim kedi olmak istemezdim. Zaten insanligim da kedilik gibi, baska bir sey deneyebilirim.

Sanirim ben zurafa ya da fil olmak isterdim. Cunku Deniz;in dogumuyla farkettim ki bu bebek milleti bu iki hayvani cok seviyor. En azindan bizim evdeki! Deniz dogmadan once alt degistirme kosesine filli bir karton asmistim. Dandik bir sey. Bakin buraya da koyayim fotografini hatta. 


Deniz bu fillere bayildi! hata bir sure sonra rahat gorebilsin onlari diye yan duvara tasidik filleri. Yoksa geriye bakmaktan boynu agriyacakti cocugun. O fille ne agular ne babular konustu Deniz. Sonra oyun halisi aldik. Onunla da bir fil geldi. Yine bizimkinin yuzunde guller acti. Zurafalara da tepkisi su ana kadar ayni. Gerci kaplumbaga ve ahtapotu da seviyor. Yani anladim ki bu bebek turu hayvanlari seviyor. 

E o beni sevsin diye olacaksam da onun sevdigi hayvanlardan olayim bence :) Iyi olmaz mi :)

8. Bir dahaki hayatinda kim olmak isterdin? 
Bana bu soruyu gecen yillarda sorsaniz bulurdum bir cevap. Bir yazar olmak siterdim mesela. Kitaplari sevilen, deger goren bir yazar. 

Sonra belli bir kisi degil ama sesi guzel, cok guzel birisi olmayi isterdim. Hani boyle bulbul gibi sakiyanindan.
Iyi bir dansci, tiyatro oyuncusu da olmak isteyebilirdim. Sanirim benim gonlum hep sanatta.

Ama simdi, daha 4 aylik bir anneyken, ben bir dahaki hayatimda da sadece Deniz'in annesi olmak isterdim galiba. Cunku tum bed sesime ragmen ben sarki soyleyince Deniz dunyalari doldurucasina guluyor. Onun gozunde bulbul gibi sakiyorum sanki. Kafadan attigim hikayeleri buyuk bir dikkatle dinliyor. Degme yazarlardan cok ilgi goruyorum gozunde. Onu sandalyesine oturtup karsisina geciyorum ve dans ediyorum. Oyle egleniyor ki. Olmak isteyebilecegim her seyim sidi Deniz'in gozunde. O yuzden bin kere hayata gelsem, bin kere Deniz'in annesi olmayi isterdim tum gonlumle...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails