Dönüş yolu rötarla başladı.
Zira Floransa'da otoban girişlerini bilmediğimiz bir sebepten kapattıklarından ve alternatif yolları gösteren işaretler koymaya gerek duymadıklarından el yordamıyla otobana çıkmamız bir saatten fazla zaman aldı.
Floransa'ya arabayla giderken bir kez daha düşünün demiş miydim?
Bozmadık moralimizi etrfa bakına bakına İnnsbruck'e geldik.
Harikaydı yollar.
![]() |
| google images |
Ama nedense ben yollarda çok fazla fotoğraf çekmemişim.
İtalya sınırını geçip Avusturya'ya vardığımız an hava bir anda değişti.
Güneş gitti... Bulutlar geldi...
Sıcak gitti... Yağmur geldi...
Hatta bulutlar karşıdan karşıya geçmek üzere yolda burnumuzun dibine kadar geldi :)
Vallaha.
Işte bunu çektim :)
Halbuki nasıl da severiz biz orayı.
Neyse bu başka bir uzun hikaye :)
Düştük sabak 10 gibi yollara.
Herşey güzeldi o sabah...
Önümüzde aşılacak Alpler, bir sonraki durağımıza kadar gidilecek 5 saatlik bir yol vardı.
Alpleri aşmak, tek kelimeyle harikaydı!
Hava mis gibiydi.
Pencereleri açınca içeri dolan hava çam kokuyordu.
Önümüzde uzanan manzara an be an güzelleşiyordu.
Yolun ilk iki saatlik bu kısmı harika geçti.
Velakin ne zaman Rafadan Kafadan'ın tekerleri Almanya sınırına girdi, işte o zaman bizim yol keyfimizin de sonu geldi.
Almanya'da bizi bekleyen tatsız bir sürpriz vardı:
Trafik!
Akıl almaz, kontakt kapatmaya kadar varabilen bir trafik.
Bizim 5 saatlik yolu 7 saate çıkaran, sabır tüketen bir trafik.
Öyle böyle derken otoban'dan çıkıp Heidelberg'e saptığımız yani o korkunç trafikten kurtulduğumuz an ise mutluluğumuz görülmeye değerdi :)
Otele vardığımızda yorgunduk ama şehri de gezmek istiyorduk.
Neyse ki gezme isteğimiz bir kez daha yorgunluğa karşı galip geldi.
Oley!!!
Heidelberg sokakları Gülçin ve Ozan'ı bekliyordu :)
Ne güzel bir şehirmiş Heidelberg.
Kalesi, nehiri, köprüsü, kırmızı tuğlalı binaları...
Bir kere üniversite şehri yani sokakları cıvıl cıvıl.
Tüm bunlara bir de güzel hava eklenince heidelberg akşamı bizim için tatilin çok güzel akşamlarından biri oluverdi.
Finikülerle kaleye çıkmak...
Söylenenlere göre Alplerin üzerindeki en güzel ortaçağ binalarından birini görmek...
Yine söylenenlere göre Almanya'nın en güzel kalelerinden birini dolaşmak...
Köprünün üzerinden günbatımını izlemek...
Hepsi bu şehri sevip yeniden gelmek istememiz için güzel sebeplerdi...
Ve suphesiz hepsi yorgunluga olabildigince direnmek ve
Heidelberg sokaklarinda gec saatlere kadar dolasmak icin de guzel sebeplerdi...
Halimiz yettigince yuruduk yuruduk yollarda...
Oturduk sokaklara bakan kafeteryalarda...
Heidelberg aksamini isiklarla daha da guzel gorunen kalenin silueti susledi...
Ertesi gün de gezebilirdik Heildeberg'te biraz.
Ama bu kez yorgunluğumuz, önümüzdeki 5 saatlik yol ve bizi bekleyen yol koşullarının bilinmezliğiydi galip olan.
O yüzden sabahtan düştük biz yola.
Bu gezinin son yolculuğu Almanya üzerinden Rotterdam'a evimize uzanıyordu.
Böylece 2012 yazının büyük tatilinin de sonu geldi...
Ve sanıyoruz bu tatil fiziksel olarak en çok yorulduğumuz ama zihnen en çok dinlendiğimiz tatillerden biri oldu.
15 gün.
4 ülke
15 şehir
3500 km yol
yüzlerce fotoğraf
2 böcek ısırığı, 1 arı sokması, 2 hafif dereceli yaralanma :)
sayısız anı, gülümseme, didişme, barışma :)
ve derken işte bitti :)









































