Yollarda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yollarda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2014 Pazartesi

Gulcin Izmir'den bildiriyor....

Geldim Izmir'ime. 
Guzel oldu. Yol biraz uzundu ama olsun guzel gecti. Yani en azindan normal, olaysiz, siradan bir yolculuktu. Siz de biliyorsunuz benim icin bu oldukca sevinilesi bir durum :)

Dun yolda Ayse Kulin'in Handan kitabini okudum bitirdim. Begendim mi? Hayir. Eskiden severdim Ayse Kulin'in yazdigi bazi kitaplari. Ozellikle biyografi tarzinda olanlari. O yuzden sagolsun Goncam gelirken son kitabini almis getirmis bana. Bu kitapla yeniden anladim ki Ayse Kulin'in son zamanlarda yazdiklariniysa, yok sevemiyorum. Handan'i da begenmedim. 


Niye begenmedin derseniz...

Bir kere dilini sevmedim kitabin. Bana ozensiz geldi. Benim dusuncem tabi ki. Soyle bir  cumle var kitapta "Kisacasi Adalet sadece iddiali bir kadin adiydi ulkemizde, tipki Vefa'nin da bir semt adi olmasi gibi". Kendi adima okudugum kitaplarda boyle gunluk agizdan cumleleri sevmiyorum. Twiterda gorsem bunu belki evet, hata ona bile hayir. Cok klise cok siradan bir soylem. Hele ki kitap sayfalarinda gorunce boyle bir cumleyi, kendi adima sevmiyorum, sevemiyorum. 

Kitabin heyecanla okudgum sanirim 50 sayfasi falan oldu. O da malum, Geziyi anlatan kisimlar. 2014te yazilmis, Gezi'ye deginmeyen kitap olacak mi bilmiyorum. Basta aman herkes de yazmasa mi diye dusunuyordum. Ama yok. Neden ki? Bilakis herkes yazmali belki de. Hayatimizin bu asla unutulmayacak zamanlari bu yillarda yazilmis her kitapta olmali belki de. Baska bakis acilariyla. Baska baska detaylarla. Bilemiyorum. 


Bu konuda kafam biraz karisik galiba. Dun Istanbuldan Izmire dogru gelirken ve kitabin son sayfalarini bitirmisken bunu dusunuyordum. Nasil yazilmali Gezi? Nereleri yazilmali? Ne zor. Oyle degerli bir donemi basitlestirmeden ama bir yandan da yuceltmeden yazmak ne zor. Bizler icin de bire bir yasadigimiz detaylari kitap sayfalarindan okuyup icimize sindrebilmek ne zor. Size de boyle oluyor mu? Ben ne zaman o hgunlere dair bir seyler okusam kalbim carpiyor. Huzunleniyorum, seviniyorum. Oyle garip bir haller.

Ucaktan indigimizde Istanbul cok soguk, Sabiha Gokcen cok sessiz, Sabiha Gokcendeki yemek dukkanlari ise cok cesitsizdi. Yani bir corba icecek yer olmayan havalani olur mu? Ucuncu havalani yapacagimiza ikinciye ozen gostersek bence daha iyi olur.

Yalniz Sabiha gokcende bir dey vardi ki beni gulmekten yerlere yatirdi. Iste bu reklam!


Instagramda da yazdim Turkiye'ye geldigimde karsima cikan ilk sey bu olmasaydi iyiydi :) Bu ne :)
Yalniz ben gule durayim Emrah bu reklamdan 2 milyon 800 bin lira almis. Yuh! 

Aynanin karsisina gecip su kas hareketini calismayi dusunuyorum. Denedim, hic kolay degil!Ama calisirsam yapabilirim bence. Isin ucunda 2 milyon 800 bin lira var. Bence siz de calisin. Hepimiz acilarin cocugu kasi yapabiliriz. Evet evet yapabiliriz :) Calisan ne yapmaz :)

Neyse bence ben bu yaziya burada son vereyim :)
Gulcin Izmirden bildirdi.
Iyi gunler efendim :)


27 Şubat 2014 Perşembe

Bir taksici amca bana mutlulugun sirrini anlatmisti

Bugun bir seyi hatirladim. Londra'ya ilk tasindigimiz zamanlardi. Ben yine Rotterdam'a toplantiya gitmistim. Rotterdamda son aksam ofisten ciktim. Hava harika. Karsimda su manzara. Eskiden olsa o manzaranin ortasindan yuruyup gidecegim ben. Evimize. Muhtemelen istasyonda Ozanla bulusacagim. Yine muhtemeldir ki o beni beklemis olacak istasyonda. Surat asacak biraz yine onu beklettim diye. Gonlunu alacagim. Markete gidecegiz. Ne yesek diye dusunup dusunup malzemeler toplayacagiz. Evimize gidecegiz sonra. Yemek yapacagiz beraber. Belki yaninda birer kadeh de sarap… Eskiden olsa…


Ama ben taksi bekliyorum. Alsin da beni gotursun oradan diye. Dalip gitmisken ben Maas'in sularinin ahengine, bekledigim taksi geldi. Soforu de Turkiye'den gelmis. Belli temiz yuzlu hossohbet bir adam. One otur istersen kardesim sohbet ederiz dedi. Olur dedim ben de. Edelim.

Daha cok o konustu ben dinledim. Ama yolun sonunda dedim ki eger gercekten varsa boyle seyler, o sofor abi ozene bezene secilmis, ozellikle o gece benim karsima cikarilmisti sanki…

Cok konusuyordu cok.
Cok mutluydu cok.
Oyle mutluydu ki insani o haliyle sasirtiyordu. 
Siz mutlulugun sirrini bulmussunuz sanki dedim.
Evet dedi. Sana da soyleyeyim mi?...

Siz ne derdiniz bu durumda bilmem. Ama ben duymak istedim onun sirrini. Soyleyin lutfen dedim.

Elindekiyle mutlu olmak mutluluk dedi. Olabildigince onun keyfini cikarmak. Bunu yaparsan mutlu olursun iste dedi.

Durdum… Sen ne zaman gittin buradan dedi. Sasirdim. Nereden bildiniz gittigimi dedim. Sevgiyle bakiyorsun sokaklara belli ki cok guzel seyler yasamissin sen bu sokaklarda dedi. Iyice sasirdim.  3 hafta once dedim. Ah yeniymis daha. Ama dilerim en az burasi kadar mutlu etsin orasi da seni. Bak sana bir sey soyleyeyim mi dedi. 


Mutluluk nerede biliyor musun? 
Iki kulaginin arasinda. Kafanin icinde. O kafanin icindekiler nereye gitsen seninle olacagina gore. Mutluluk hep seninle…

Bu sabah ofise yururken bunlar geldi aklima. Hakliydi amca. Mutluluk benim, bizim iki kulagimizin arasinda.  Ve o kafamizin icindekiler hep bizimle. O zaman mutluluk hep bizimle... Mutluluk hep benimle... Arada dalgalansam da, arada bunalsam da ne olursa olsun mutluyum ben be. Bugun de iste boyle :)

14 Şubat 2014 Cuma

Bu otellerin derdi ne?

Bu gelisimde otelde kaldim Rotterdam'da. 
Ve yine yine yine tirnaklarimdan birini oteldeki mucadeleye kurban verdim. 
Hah iste tam o anda yillar once yazdigim su yazi geldi aklima
Bu otellerin bizimle derdi ne Allahaskina?




13 Şubat 2014 Perşembe

Baya olmus muydu ben seyahat etmeyeli?

Hayir degil mi? Bence de hayir. Hatta kesinlikle hayir. Bazen havalani ofisimin bir parcasiymis gibi hissediyoruum. Hani oyle ara sira, hatta kisa araliklarla gidilen bir yer. Sikayetim yok da baGzi ucuslar hakikaten insani cok yoruyor. Dunku oyleydi mesela.

Evden cikana kadar ben hicbir seyin farkinda degildim aslinda. Ev guzel sey yahu. Disarida tufan olsa, evindeysen ne gam. Of evsiz olmak ne fenadir bu havalarda :( Iste evden cikinca bir de ne goreyim Londra ucuyor! Komsularin cop tenekeleri falan yerlerde. Bildiginiz afat.

Uzun suredir bu afat Ingilterede yasaniyor aslinda. Biz sehir merkezinde oturmanin verdigi avantajla bundan etkilenmedik su ana kadar. Ama Londra'da, Londra disinda pek cok yerde surekli su baskinlari var. Su baskini, resmen. Biz ilk Londrada su baskinini duydugumuzda sok olduk diyebilirim. Malum Hollanda sular altinda yasayan bir ulke. Yil boyu yagmur yagar. Ama bir kere bile sel oldugunu duymadim. Londrada oluyor. Ben bir sasiriyorum sormayin.

Duyduk ki Ingilterede sel hep olurmus. Ama bu yil baskaymis. Bu yil neredeyse butun kisi su altinda geciren bolgeler varmis. Zor cok zor. Hakikaten zor. Ama iste yasaniyor.

Dune kadar benim icin haberlerde gordugum detaylardi bu sel, ruzgar, firtina falan etkileri. Ama dun toplanti icin Rotterdama gelmek uzere yola ciktigimda gordum ki hakikaten Ingilterede doga sartlari hayati zorluyor. Taksinin ruzgarin etkisiyle atlattigi yoldan cikma etkilerini bir kenara koyuyorum. Ucusun hava sartlari nedeniyle 1,5 saat rotar yapmasini da bir kenera koyuyorum. Ama Rotterdm'a gelirken yasadigimiz sallati ve turbulanslari hicbir yana koyamiyorum. Icim disima cikti yahu! Hayatimin en zor yolculuklarindan biriydi diyebilirim. 

Cektigim mide bulantisinda havalaninda yedigim tatlinin da etkisi var sanirim. Yahu hava malum bir bogazini tut degil mi? Yok nerede! Benim bogazimi tuttugum ne zaman gorulmus ki?


Neyse sagsalim geldik de yarin nasil donecegim iste onu simdiden kara kara dusunuyorum. Dediler ki yarin buyuk bir firtina bekleniyormus. Ve Kuzey Avrupa'ya ortalama 1 ayda dusen aygisin sadece yarin toprakla bulusacagi tahmin ediliyormus. Haydi bakalim yine Gulcin yollarda :)

26 Mart 2013 Salı

Yeni bir yol hikayesi...


Ben yola cikarim da yolculuk hikayesi olmaz mi? 
Yine yeniden eskileri aratmayacak heyecanlarla dolu bir yolculuk hikayesiyle karsinizdayim :)


Persembe gunu gule oynaya ciktim evden. Trenler calisiyordu, kar yagmiyordu, her sey vaktinde ilerliyordu. Ben de bu sefer rahat gitme umuduyla dolu yolculuga devam ediyordum. Zaten ne yapsam beni bekleyen macerayi  o anda tahmin edemezdim... 

Havalaninda da hersey yolundaydi. Check-in, pasaport kontrolu, alisveris... Biraz erken gitmisim havalanina ama severim ben zaten havalaninda vakit gecirmeyi, insanlari izlemeyi. Etrafi izlerseniz her havalaninda cok gulenler, cok aglayanlar, dusunenler, usul usul gozyaslari suzulenler, sevdikleriyle telefonda konusup ic cekenler vardir... Yani kafanizda onlara dair hikayeler yazabileceginiz onlarca insan vardir. Ben de hikayeler dusunurum onlar hakkinda ama o hikayeler baska bir yaziya :)

Nasil da kalabalikti bizim ucak. Ogle vakti oldugundan daha cok yaslilar ve bebekler vardi. Hep oyle olur  zaten. Ucak saatine gore yolcu profilini tahmin etmek mumkundur. Sabahin korunde is icin yola cikanlar olur, gecenin korunde sirt cantasiyla gezenler genelde ucaklarda. Ogle ucaklari ise daha aile restorani gibidir :) O yuzden bence yolcular arasinda sohbetin en fazla oldugu ucaklar da ogle ucaklaridir. Ah bir de Hollanda- Turkiye arasinda seyahat ediyorsaniz basustu dolaplarinin en dolu oldugu ucaklar bu ogle vakti olanlardir :) Bizimki de oyleydi...

Herkes bir azimle yerine yerlesirken ben de kitabimi aldim elime ve sakin sakin okumaya basladim. Bu arada Su "Kucuk Mucizeler Dukkani'na Donus" kitabini ne zaman yolda okusam basima bir is geliyor. Su son olayli yolculukta da elimde o kitap vardi. Zaten sadece ucaklarda tahammul edebiliyorum o kitaba. Ama farkettim ki o kitabi okuyunca yolculukta surprizler de beni bekliyor. Eh ne de olsa kitap hayat surprizlerle dolu diyor. Kanitlamasa da olurdu bunu ama sevincliyim kitap bitti :)

Hikayeme geri donecek olursam ozetle...
Ucak havalandi... 
Havada arizalandi... 
"Ucak ici basinctaki problemden dolayi daha fazla tirmanamiyoruz, Amsterdama geri donmeliyiz" dedi pilot. 
Biz daha nasil, ne donmesi diye dusunurken yakiti Izmir'e gidise gore aldigindan ve ucak oldukca agir oldugundan Amsterdam'a hemen inemeyecegimizi de ekledi. 
45 dakika havada dolanacagiz sonra geri donecegiz dedi. 
Ne yalan soyleyeyim guvenlik en onemlisi elbette diye dusundum ama niye ben, niye yine benim bindigim ucak da dedim. 
Belli ki macera yine basliyordu...

Biz kaderimize razi, sagsalim inelim de ne yapalim olsun diye dusunurken o 45 dakika 2,5 saat oldu. Bizim ucak 2,5 saat Amsterdam'in tepesinde dolandi durdu. Bizim kulaklarimiza ve baslarimiza agrilar gelirken, ne zaman inecegiz diye konusurken konusurken ucakta samimi bir ortam da olustu. Ne de olsa ortak sikintilar insani birlestirirdi :)

Hikayeler paylasilirken, 
ah ne olacak nasil yapacagiz derken, 
ucaktaki tum teyzeler dualar okurken ve ucaktaki tum anneler uyuyan cocuklarina bakip su an Izmire dogru gidiyor olsaydik ne guzel uyuyor cocuklar diye konusurken, 
yat kaptani amcamiz bu ucak gece ikiden once kalkmaz diye felaket senaryolari anlatip yine de bir sekilde bizi guldururken... 
Persembe gunu saat 4 civari yani normalde Izmir'e inmesi gereken saatte bizim ucak Amsterdam' a geri geldi. Hicbirimiz ailelerimize haber veremedigimizden ve internette ucak kalmis gorundugunden onca insanin ailesi de havalanina yolcularini karsilamaya gitti.


Amsterdam'a geldigimizde pilotun korkunc kriz yonetimi ile ucakta beklemek de iskenceye donustu. Havalanina geri doner donmez herkes telefonlara sarildi sevdiklerine haber verdi. Ne olacagi belli degildi. Yapacak bir sey yoktu. Daha dogrusu yapilabilecek tek sey beklemekti. Sabirla beklemek. Biz de oyle yaptik. 3 saat once izmire gitmek uzere ayrildigimiz havaalaninda coluk, cocuk, yasli genc oturduk bekledik.

Solunum rahatsizligi olan Manisali amca oksijen tupune siginip bekledi. 
Ikiz bebekleri olan anne, cocuklara nasil mama hazirlayacgiz yine diye dusunerek kizlari ve annesiyle bekledi. 
Tireli oglunu evlendirmeye icin Hollandaya ilk kez gelen aile yol bilmeyiz, iz bilmeyiz ne yapacagiz biz diye endiselenerek bekledi. 
Yat kaptani amca bize onceki yolculuklari hakkinda hikayeler anlatarak bekledi. 
4 aylik Beyza bebek annesinin kucaginda sutunu icerek bekledi. 
Aktarma ucagini kaciracak olanlar havayolu sirketleriyle konusarak bekledi...
Teyzeler, amcalar sohbet ederek ve evet daha cok dua ederek bekledi.

Herkesin hayatin devami icin planlari farkli o an icinse derdi ayniydi.
Bu yolculuk nasil devam edecekti?
Ve...
Ucaga yeniden binmemizi soylediklerinde cikartmalarini havalaninin ortasina yaymis keyif yapan minigin sozleri hepimizin hislerini ozetledi. 
Anne ama bindik ucaga sonra da indik. Ucak bitti. Binmeyelim artik!

Hakliydi cocuk... Bindik ucaga saatlerce uctuk, Izmire inecegimiz saatte Amsterdama geri donduk. Bitmesi lazimdi o gunku yolculugun ama bitmedi... Bekledik bekledik ayni ucaga geri bindik... Niye bilmem ucakca sinirli degil bilakis neseliydik. Ah dejavu bu olsa gerek diye ayni yerlere oturduk. Onlarca esyanin basustu dolaplarina yeniden doldurulmasini izledik :) Haydi bu sefer varalim sag salim Izmire insallah diyerek yola koyulduk.

Yolculugun devami olmasi gerektigi gibiydi...
Sadece artik iyice samimi oldugumuzdan yolcular arasinda konusmalar daha fazlaydi.
Sohbetten kalan zamanda ben yolda Kucuk Mucizeler Dukkanina Donusu bitirdim.
Bitirmek sorundaydim bir yolculuga daha o kitapla cikamazdim :)
Umarim o kitapla beraber bu beklenmedik maceralarin yolculuklarima misafirliklerini de bitirmis oldum :)

Kisacik kaldim Izmir' de. Pazar gunu dondum.
Hic doyamadim! Hic!
Ama herseye ragmen iyi ki gittim de geldim :)

22 Şubat 2013 Cuma

Bugun de bunu cok sevdim...

Uzaklara gitmistik.
Daglara cikmistik.
Sis vardi.
Aksam coktu.
Bir baba kucaginda kizi sisin icinde kayboldu gitti...

Uzaklara gitmistik...
Daglara cikmistik.
Sis vardi.
Aksam coktu.
O kucuk kizin kahkahasi aksama karisti gitti...

ve...
yillardir bu benim hep en sevdigim tatil fotograflarimizdan biri oldu...


8 Şubat 2013 Cuma

Gittim de geldim bile...

Tilkinin donup dolasip gelecegi yer kurkcu dukkani.
Ben de Rotterdam'a donmus bulunuyorum :)
Blog yazmak blog okumak icin can atiyrorum ama sabahtan beri biriken 178 maille basbasayim.
An itibariyle ancak 70 tanesini falan okuyabildim ve yeter be diyerek bloguma bakmaya karar verdim.
Bugunun sonunda bitmezlerse yarisini silerim bence ben onlarin :)

Barcelona'daki arkadaslarimizin dediklerine gore Barcelona'nin bu kis gecirdigi en soguk haftaya denk gelmisiz. 
E cagirirsan Kuzey Avrupa' dan bir suru insani getirirler tabi yanlarinda sogugu.
Getirmeselerdi keske :)
Ama soguk dedikleri de 15 derece falan. Bizim burada maksimum bahar sicakligi o zaten. 
Hay yarabbim :)

Soguk beni etkilemedi. Yalniz ruzgar, o fenaydi iste.
Barcelonadayken degil de havalanip Hollandaya geliyorken ruzgari iliklerimde hissettim ben.
Ucagin icinde nasil hissettin demeyin.
O ucakta yasanan turbulans, ayagim yerdeyken yasanacak firtinaya bedeldi galiba.
Daglarin arasinda bilmem ne yaratiyormus ruzgar.
Uffff!!!
Ucmayi cok seviyorum da turbulansi sevmiyorumm galiba.
Evet soyle bir yere dogru hamle yapinca ucak itiraf ediyorum korktum.

Hayir turbulans oldu gecti bitti.
Ben yolculugumun geri kalanini yine keyifle gecirirdim de yanimda bir Ispanyol kiz vardi ki evlere senlik.
Kiz tam bir panik.
Ucak sallaninca bilegime bir yapisti biraktirabilene askolsun. 
Sanirsin dunyayla arasindaki bag bilegimden geciyor birakirsa kopacak.
Bagi bilmem de bir ara benim bilegim kopacak sandim.
Oyle bir kavramis ki bilegimi ceksem de kurtulamiyorum.
Neyse sonra isaret diliyle anlasabildim kendisiyle de bilegi kurtardim :)

Bir de konsuyor da konusuyor.
Tabi ki Ispanyolca.
Su dunya milletlerinin yavas konusunca karsisindaki dediklerini anlayacakmis diye dusunmesine bayiliyorum
Turkiye' de de ayni, Ispanya' da da.
Ucakta turbulans esnasinda da.
Kizcagiz kalimero gibi huzunlu bakislarla bana bakip anlatiyor da anlatiyor.
Ben anlamiyorum dedikce o daha yavas sozcuklerin ustune basa basa anlatiyor.
Hayir zaten korkmus ne yapayim ben de dinliyorum ama...

Ucak, turbulans, bilegime yapismis Ispanyolca konusan, ben anlamiyorum dedikce gozlerini kocaman kocaman acip bagirarak konusan bir kiz.
Evet Gulcin yine yollarda :)
Bir gun ben de yola cikacagim, boyle degisik hicbir sey olmadan evime donecegim inaniyorum :)
Ispanyol kiz mi?
Ucagin tekerleri yere degdi kiz kosarak kapiya dogru gitti.
Sonrasini bilmiyorum :)
Umarim Amsterdam' da guzel bir haftasonu gecirir.
Ben de haftasonuna baslamak icin saatleri sayiyorum :)

Umarim cok guzel bir haftasonu olsun hepimize :)

10 Aralık 2012 Pazartesi

Gulcin Yollarda... Basima neler geldi neler?

Herkes icin basina beklenmedik bir seyin geldigi yolculuklar ilginc, benim icinse herseyin beklendigi gibi gittigi yolculuklar.
Boyle, anladim ben. 
Kaderim bu benim.
Kabullendim de. 
Durumdan keyif almak icin elimden geleni yapiyorum.
Ama dun aksamki yolculugun tahammul sinirlarimi fazlasiyla zorladigini soyleyebilirim.
Evet, evet kesinlikle bu sefer basima gelenlerin benim sinirlarimi bile zorladigi kesin.

Neredeydin sen yine? diye dusunuyorsunuzdur muhtemelen.
Izmir' e kactim :)
Hikayemizin bu yuz gulduren kismini ayrica anlatacagim elbet ama bugun yolculugu sadece yolculugu anlatmak istiyorum.

Hersey o Sunexpress yuzunden zaten. 
Degistirdiler tarifeyi duzenimi bozdular benim.
Ama sansliyim yine. Istanbul aktramali da olsa THY'de pek uygun bir bilet buldum, atladim gittim.
Gittim de donerken birkac yolculugu birden yaptim sanki.
Vallahi evime ulastigimda yere uzanip parkeleri opesim bile geldi :)
Hikaye coook uzun....
Sabri olanlar buyrun bakin basima neler neler geldi...

Hersey Izmirdeki sagnak yagisla basladi.
Yagis?
Ona yagmur demeyip aramizda tufan da diyebiliriz bence.
Goz gozu gormuyordu!
Ama o yagmurun konumuzla ilgisi yok.
Sadece Izmir'de boyle yagmur gormedim yazayim istedim.
Sagolsun babam bizi yola vakitlice cikmaya ikna etti.
Sorun cozuldu.
Gule oynaya geldik havalanina. 
Annemler yanimdan ayrilirken saat 4tu. Benim ucagim 5te kalkacakti.
Istanbul' dan Amsterdam ucagi da 19:45' te.
Hayat cok guzeldi be o anda :)

Maceranin ilk sinyalleri rotarlar aciklanirken verilmeye baslandi.
15, dakika, 35 dakika, 45 dakika...
Ama benim keyfim yerindeydi.
Derinle tanismistim havalaninda. 
18 aylik arkadasim, oynayip duruyorduk. Keyifliydik.
Son anons o siralarda geldi "Rotar 1 saat 15 dakika"...
Hmm aktarma ucu ucuna...
Gorevlilere aktarmami hatiratinca:
"Hic meraklanmayin, cok aktarma var. Istanbul' da sizi gorevliler bekleyecek. Ve baglanti ucusunuza yetismeniz icin gereken yapilacak. Ama yine de olmazsa, size otel verilecek ve yarin sabahki ucusa alinacaksiniz" dediler.
Buyur buradan yak!
Ama yardim edecekler sonucta hala umudum vardi yani. Uzulmedim.
Ucak 18:30da kalkti.
Ve normalde 45 -50 dakika suren Izmir- Istanbul yolculugu 1 saat 10 dakika surdu.
Tekerler Istanbula degdiginde saat 19:41di :(
Ben ucaktan cikabildigimde 19:56.

Disarida bekleyen gorevli falan yoktu elbette.
Nasil da inanmistim boyle bir sey olabilecegine.
Ilk gorevliye ulastigimizda bagajlarin alindigi yere de gelmistik. 
Ve ben hala yardim alabilecegim umuduyla gorevliye ucus kartimi gosterdim. 
Aldigim cevap manidardi:
"Hmmm 19:45 ucusu. Ucaginiz rotar almadiysa kacirmissinizdir"
Hadi canim!
Bak sen, hic aklima gelmemisti benim!
Ya insanin elinde bu durumda hangi ucaklar rotarli bilgisi olmaz mi?
Ama safim ben!
Yine "hani bize yardim edecektiniz, guvenlik ve pasaport gecisleri icin?" dedim. 
Ve yine mukemmel bir cevap aldim:
"Vakit kaybediyorsunuz kosmalisiz bence"
Bravo THY!
Hizmet budur be!!!

Iste dun aksam Ataturk Havalimanindaysaniz ve deli gibi kosan insanlar gorduyseniz, onlar bu olayin magduru bizlerdik soyleyeyim.
Pasaporttaki polisler halimize aciyip one aldilar bizi.
Saat 20:15ti ben kapidaydim ve ucak 35 dakika rotarlar 20:30 da kalkacakti. 
Nefes nefese ve ter icindeydim ama olsun ucaga yetistim.
Hayat yine de guzeldi be o anda :)

Ama yok cilem bitmedi!
Ucaga bindim.
Yanimdaki 2 Hollandali kizimiz daha ucak kalkmadan yanlarinda getrdikleri sampanyalari icmeye basladi.
Ucak kaltiginda saat 21:40 olmustu.
Ve daha ucak kalkmadan gecen 1 saatte onlar 3er sampanya icmis cakirkeyif olmustu.
Konustular, knustular, cok konustular.
THYnin muthis ucagindaki koltugumun ses sitemi calismadigindan o seslerden kacamadim da.
Konustular, konustular, bagira bagira konustular.
Ve sonra yemek yemege basladilar.
Istanbuldan almislar, ucaga tasimislar: 
Sardalya kizartmasi, simit, patlican kizartmasi, cig kofte.
Allahim o nasil bir mide.
Ve ucakta o nasil bir koku :(
Cok begendiler yemekleri parmaklarini bile yaladilar.
Agiz saplatmasi, parmak yalamasi vs. Bu seslerden nefret ederim ben.
Ama onemsemedim.
En azindan yeeklerimizi begendiler dedim sevindim bile.
Onlar konustular, konustular, cok konustular.
Yollarimiz yemek servisi sirasinda benim masamin da kirik oldugunun anlasilmasiyla ayrildi.
THY'nin muhtesem ucagi!
9. siradaki yerimden beni 28. siraya aldilar.
En arka.
Tuvalet onu :(
Ama hostesler cok tatliydi. Sohbet ettik. Ben kitabimi okudum.
Hayat yine guzeldi be o anda :)

Ucagimiz 23:30 da alana inebildiginde ben Hollandaya geldigim icin cok mutluydum.
O yolculugu bitirdigim icin bir oh cektim, derin bir oh!
Ama keske o kadar erken oh cekmeseymisim iste.

En arkada oldugumdan neredeyse tum ucak bosaldiktan sonra hostesllere tesekkur edip 9 numaraya dogru ilerledim.
Hangi trene yetisirim hesaplari yaparken bir de ne goreyim:
Basustu dolabi bombos! El bagajim yok!
O an, basindan asagi kaynar su dokulme hissi nedir anladim ben.
Pasaportum, oturma iznim, telefonlarim, sirket bilgisayarim ve hatta montum bile yok!
Hosteslere gittim, mutlaka buradadir, birisi yerini degistirmistir dediler.
Ama ben hissediyorudm yoktu, gitmisti!
Onlar da onayladi hislerimi, el bagajim yoktu!

Oturma izinsiz Hollandaya, pasaportsuz Turkiyeye giremezdim!
Aklimda terminal filmi :(
Gozumde yaslar.
Gece saat 12 !
Sabah 9da yetisilecek bir toplanti ve bilgisayarimdaki dokumanlar.
Tam anlamiyla caresizdim!

Gorevlinin "Gidin bagaj alim yerinde bakin insalarin bagjlarina, orada bulursunuz" sozlerine 
"Harika fikir peki siniri nasil geceyim? Bir fikriniz var mi?" diye cevap verince durumun vehametini onlar da anladilar.
Ben ve o an sahip oldugum tek sey Kucuk Mucizeler Dukkanina donus kitabim basbasaydik.
Ve benim o durumdan kurtulmam icin kucuk bir mucizeye ihtiyacimin oldugu kesindi!
Tam anlamiyla caresizdim.

THY yakasini kurtaramadi benden!
"Sizden biri olmadan gitmiyorum" dedim, "Gerekirse pilot gelecek, aciklayacak olanlari beni birakamazsiniz!"
Pilot da gelmisti zaten.
Hak verdi bana.
Yardim etmek zorundayiz dediler.
Yanimda 1 alan gorevlisi, bir de "Ah niye size oldu ki bu, onca seyin ustune tesekkur ediyordunuz bize hala" diyen bir hostes dustuk yola.
Pardon kostuk yollarda!

Sinira geldik, polis "Tamam anliyorum gecmesi lazim siniri. Ama yalniz birakamayiz, biz de gelecegiz o zaman" dedi.
Boylece "Gulcin'in valizi Pesinde" kadromuz 3 polisin de eklenmesiyle 6 kisiye ulasti.
Ben onde, 1 Alan gorevlisi, 1 hostes, 3 sinir polisi arkamda, Schiphol havalaninda kosuyoruz.
James Bond halt etmis vallahi yanimda :)

Aradik, taradik, yok!
Valiz yok!
O gorevliler tek tek insanlarin valiz etiketlerine bile bakti!
Evet tedbirliyim, el bagajima bile ismimi yazarim ben.

O sirada guzel bir haber geldi telsize.
Ucakta bir valiz bulunmus!
Benim degilmis.
Ama belki de onun sahibi benim valizimi almis.
Almis da, ya alip gittiyse.
Ya bir trene bindiyse.

Hemen adamin ismi anons edildi havalaninda.
Merakli bekleyis basladi.
Adam hala alanda mi? Yoksa cikip gitmis mi?
6 kisilik Gulcin'in valizi Pesinde kadromuz ve elbette bizi izleyenler telasla beklerken...
Adam yanimiza geldi.
"Benim valizim nerede?" dedi.
Kendi valizini aldi!
Benimkini polise verdi ve donup gitti!
Gitti!
Dondu ve gitti!

Polis adami durdurup "Ozur diler misiniz lutfen" dediginde, "Ben Hollandaca ozur diledim" dedi.
Bak o kadar Hollandacayi ben bile anliyorum.
Elbette dilemedi!

Ben saf!
Dedim bunca polis, benim de Turk oldugumu anlamadi heralde o yuzden ozur dilemiyor. Turkce konusayim ben. O zaman ozur diler.
Hani bir onceki yazida yazmistim bu bana ozur degil ama hani yine de!

"Cok korktum dedim. Pasaportum, oturma iznim, herseyim icinde.
Adam bana bagirmaya baslamasin mi?
Benim daha kiymetli esyalarim var bunda!
Ya birakip gitseydim valizimi!
Iyi ki goturmemisim!
Oyle boyle!

Hem suclu hem guclu!
Hayatimda bu kadar sasirdigimi hatirlamiyorum.
"Beyefendi, ben sizin valizinizi almadim ki, siz benimkini aldiniz.
ustelik bakin siz buraya kadar gelebilmisiniz demek ki bazi gerekli belgeler yaninizda, ben siniri bile gecemedim yanimda 3 polis var. Bu durumda magdurun ben oldugum kesin" dedim.
Dedim de tasa desem daha iyidi vallaha.
Bari azar isitmezdim!
Olay cikarmaya gerek yokmus! 
Yuruyup yolumuza gidecekmisiz! 
Olmus bitmis!

Bir ozur ya!
Bir ozur insanin diline mi yapisir!
Ustelik bana yasattigin o telastan sonra.
Ben sustum.
Polis "Ne diyor cevirin" dedi.
"Bos verin"  dedim.
Ama iste hostes de turkce anladigindan cevrildi soylenenler tabi.
Bana "sikayetci olun"  dediler.
Nereden biliyoruz yanlislikla aldigini?

Simdi dusununce sikayetci olmaliydim belki de.
Valiz icin degil de bagirip cagirmasi icin.
Yoksa yanlislikla almistir elbette. 
Ama olmadim.
Sadece o yolculugu btirmek istedim.
O adamin yuzunu bir daha gormemek.
Sesine ve sozlerine maruz kalmamak.

Hostesle sarildik :)
Polislerle vedalastik.
Alan gorevlisi amcalar bana hadi gecmis olsun dediler.
Diger yolcular gidecegin yere goturelim mi yalnizsin dediler.
Hepsine tesekkur ettim.
Valizimi aldim.
Gozlerimi sildim.
Cok lazimmis gibi rimel surmustum bir de, rimel benim neyimeyse, yuzum gozumu kapkara ettim!
Arkama bile bakmadan yurudum, gittim.
O adam hicbir sey demedi ve hala valizini bekliyordu.

Iyi ki de bekliyordu.
Ya check-in de valizi olmasaydi da alip benim valizimi gitmis olsaydi.
Sari Cizmeli Mehmet Aga!
Koskoca Hollanda, nereden bulurdum ben onu?
O an sadece buna sukrettim.
Bir de yeniden anladim boyle seyleri yazmayi sevmiyorum, cok ust uste geldi bu ara ama terbiyesiz insan cok bu hayatta.
Keske olmasa...

4 Kasım 2011 Cuma

Neler buldum neler :) ve Iyi Bayramlar !!!

Deli Anne sayesinde tanistigim ve cok sevdigim iki blog Cafe Melange ve CafenoHut
Ne tesaduftur ki gectigimiz haftalarda bana ikisini hatirlatan seylerle kesisti yolum. 
Ilki Almanya'da Burg Eltz yolunda bir cafe. Cafe Melange :)
yakistiriverdim bizim blogspottaki cafemizi bu kafeye :)

Ikincisi bir sabah karsima cikan ve bana hatirlattiklari ile gun boyu gulmeme sebep olan bir karikatur.
Gorur gormez ah dedim iste Nohut :) 
Hele gecen gun kendisi de diyordu ya ee şimdilerde gün olur devran döner, bir gün ihtiyacım olur diye, çer-çöp ne varsa toplar oldum diye :)
Sonra dun de anlatiyordu ya cerden copten mumluk yaptim diye :)
Simdi nasil hatirlatmasin bu karikatur bana Nohut'u bu yazidan sonra degil mi ama :)
Ama siz soyleyin Nohutu anlatmamislar mi burada :)

Bizim bayram tatili nedeniyle Turkiyeden misafirimiz olacak bu hafta :)
Yani bir bayram kutlamasi var bizim evde Hollanda'da. 

Guzel, huzurlu, iyi haberlerle dolu, icimizi biraz umutla dolduracak bir de 
mutlu bayramlar olsun bunu okuyanlara :)
Iyi bayramlar...

8 Nisan 2011 Cuma

Hollandaca

Biz Hollandada yasamaya baslayali yaklasik dort sene oldu. Benim kurabildigim Hollandaca cumle sayisi ise bu 4 senede 4u azcik gecebildi. Dil ogrenmeye yetenegi olan bir insan degilim zaten ama bu ulkedeki yaygin ingilizce kullanimi da beni tembellestirdikce tembellestirdi. Hatta ilk yilin sonlarina dogru babamla aramizda soyle bir konusma gecmisti.
          -         Kizim Hollandaca nasil gidiyor?
          -         Ogrenemiyorum baba ya
          -         Niye ogrenemiyorsun?
          -         Ofiste herkes ingilizce konusuyor
          -         E bir tek ofise mi gidiyorsun sen hic sokaga cikmiyor musun?
          -         Sokaktada cogu insan hollandaca bilmedigimi soyleyince ingilizce konusuyor
          -         Kizim bakkala manava da mi gitmiyorsun. Ingilizce konusmayan hic kimseyi gormuyor musun?
          -         Goruyorum da baba ama Ingilizce konusmayanlar da zaten Turkce konusuyor.

Babam benim anormalliklerime aliskin oldugundan guldu gecti. Yok gecmedi baya guldu aslinda. Ama bu hal tam da benim Hollandaca ogrenememe sebebimi acikliyordu. Turkce ve Ingilizce bu dort sene de bana yetti de artti bile.

Gecen sene heves edip bir kursa gideyim dedim. Kurs Sali aksamlari 3 saat. Kurstakilerin cogu benim gibi calisanlar oldugundan 3 ayin sonunda kurs hocamizin ingilizcesinde goze carpan bir gelisme goruldu. Benim hatta bizim hollandacalar oldugu yerde kaldi.

Tamam kabul ediyorum benim de sucum coktu. Mesela hayatimda ilk defa bu kurs sirasinda tembel ogrenci oldum ben. Odevlerimi hep son aksama biraktim, hatta Ozan’i kandirip bir kismini ona yaptirdim J Hatta odev yapmadan sinifa girip bana gelecek soruyu tahmin edip sadece onu cevaplayarak dersleri atlatmak icin ugrastim. Hani parmakla sayarsiniz ya 5. soru bana gelecek 7. soru bana gelecek diye aynen oyle J

Bu yasima kadar tembel ogrenci olmanin cok stresli oldugunu dusunurdum hep caliskan olmak daha kolay derdim. Yalanmis. Ne var; tamam hangi soru sana gelecek bakiyorsun bazen yanlis cevap veriyorsun ama dersten cikinca stres bitiyor J Laf aramizda 20li yaslarimin sonunda tembelligi pek sevdim. Her nasil olduysa kursun sonundaki sinavi da gactim gecmesine de hala Hollandacam ayni kotu noktadaydi.

Ne girdigimiz toplantilarda arasira yapilan Hollandaca sohbetler, ne tren istasyonunda yapilan anonslari anlamadigim zamanlar, ne eve gelen mektuplari okuyamadigim anlar Hollandaca bilmiyorum diye hayiflanmama sebep oldu bugune kadar. Anlamadigim noktada birine ingilizce sorup yardim aldim bitti. Hollandaca bilmemekten hic rahatsiz olmadan yasadim gittim. Taaa ki dun aksam trende bana "Haallooo" diyen ve benimle konusmaya Hollandaca devam eden yakisikliyla karsilasana kadar.

Is yerinden eve donmek uzere bindim trene. Aldim elime kitabimi yola koyuldum. Sadece 1 durak sonra yaninda kendinden baya yaslica bir hanimla sari kafali mavi gozlu bir yakisikli bindi trene. Benim yanimdaki, koridorun diger tarafindaki koltuklara oturdu. Ayaklarini uzatti. Soyle bir yerlesti. Ve belinden egilerek goz hizama girip hatta onu gordugumden emin olmak icin el sallayip "Haallllooooo" dedi bana. O egilmis haliyle, sari kafasiyla ve cikardigi komik sesle dunyanin en komik yakisiklilarindan biriydi. Ve ben de "Halllooo" diyince ona konusmaya devam etti ama ne yazik ki Hollandaca.

Eminim sadece 3-4 yaslarinda olmasa ingilizce de konusabilirdi benimle ama napsin henuz o kisimlara gelememisti muhtemelen. Kucuk enerji topu yakisikli ben ona cevap vermeyip sadece gulunce el sallayip Halllooo demeye devam etti bana. Ama bu seferki Hallolar "Ssttt duyuyor musun sana soyluyorum" manasina geliyordu; ses tonundan anladim kadariyla J

Yanindaki yasli hanim yani tahminen anneannesi benim sadece ingilizce konustugumu soyleyince sasirip cok sasirip bana dondu ve “Äaaaaa” dedi. Iste 4 yil sonunda o an ben Hollandaca bilmedigime ilk kez hayiflandim. Is icin konustugum onca insan, komsular arkadaslar hic birinin “demek Dutch bilmiyorsun” demesi onemli olmadi da o 4 yasindaki sari kafali yakisiklinin “Aaaaa” demesi beni utandirdi J

Takmadi bunu cok ama, konusmaya devam etti. Yerinde duramadigindan koltuklar arasinda dolandi durdu bana bir seyler anlatti, anlamadim. Hayatimda gordugum en hareketli cocuklardan biriydi. Hatta bir ara karsilikli koltuklarin arasinda elleri bir koltukta, ayaklari digerinde yaylandi durdu. Zaten boyu da koltuk arasi kadar oldugundan bu oyundan pek keyif aldi. Hatta aldigi keyfi benimle daha da heyecanli konusarak paylasti ama anlamadim.  

Sonra tren son istasyona vardi. O ziplayarak trenden inmek uzere ilerlerken (evet yurumuyor zipliyordu J) son kez el salladi bana. Bu kez “bay bay” dedi. Ben de ona bay bay dedim. Ve o sari kafa uzaklasirken arkasindan baktim. 4 yil sonra ilk kez sunu dusundum "Keske Hollandaca bilseydim"…

PS: 3 seneye kalmaz ingilizce ogrenir kesin :P O zaman konusuruz :)

25 Ocak 2011 Salı

Emeksiz yemek... Olmaz :)

Daha once de soylemistim; hep keyif icin gezmiyoruz tabi, arada is gezileri de oluyor. Is gezileri olunca, gunlerce tum ogunleri disarida yemek zorunda! kalinca elbette satis elemanlariyla ve garsonlarla keyifli sohbetler gezilerime renk katiyor. Ve aslinda bu geziler ve sohbetler bana Avrupa gibi ufacik bir kitanin icinde bile ne buyuk farkliliklar oldugunu yeniden gosteriyor. Bence farklilik zenginlik. O yuzden ben yasadigim, gezdigim gordugum her yeri orayi zenginlestiren tum farkliliklariyla seviyorum. Hatta boyle farkliliklari gorunce ogrenince eni konu seviniyorum.

Mesela gecen hafta bir sabah ogrendim ki Ingiltere'de tost yapmayi bilmiyorlar J Yok olmadi; soyle soyleyeyim Ingiltere'de tost almak oyle bizim oralardaki kadar kolay degil. Bizde gidersin bufeye, “Bir kasarli” dersin, tost kelimesini kullanmaya bile gerek olmadan sicacik tostun hemen onune gelir ya; Ingiltere’de isler pek oyle yurumuyor. Tost almak, tost yemek emek istiyor. Kanit mi istersiniz iste gectigimiz hafta bir sabah kafedeki satis gorevlisiyle aramizda gecen konusmalar:

22 Eylül 2010 Çarşamba

Yorgan Mucadelesi!

Eh hep keyif icin gezmiyoruz tabi, arada is gezileri de oluyor. Is gezilerinin vazgecilmezleri ucaklar ve oteller… Her otelde durum ayni. Isten gelmissin. Yorgun. Parmagini kaldiracak halin yok. Hizlica bir seyler yiyip, bir dus alip yataga atiyorsun kendini. Istedigin tek sey yataga gomulup uyumak. Tabi yorganla mucadeleden galip cikabilirsen!!!

Anlamak mumkun degil bir yorgan bir yataga bu kadar nasil sabitlenebilir? Insan yatacak burada herkul degil ki? Benim gucum civarinda guce sahip bir insan evladinin yataktan kalkmadan yorgani yatagin kenarlarindan kurtarip ortunmesi mumkun degil.

·         Yorgunum ve yataktan kalmayacagim diye inat etsen uc opsiyon var onunde.
1.       Kafam yastikta normal normal yatayim dersen; yorganin gogus hizasinin ustune cikmasi olanaksiz.
o   Dolayisiyla opsiyon 1: Omuzlar disarida!
o    Sonuc: Sabah havalandirma dolayisiyla tutulmus bir boyunla uyanma olasiligi %60.
2.       Olmadi sevmedim bunu, azcik asagiya kayayim omuzlarim kapansin dersen, yatak da 2,5 metre degil ki..
o   Dolayisyla Opsiyon 2: Ayaklar yatagin sinirinda!
o   Sonuc: Sabah bacaklari yatak icinde tutmak icin verilen caba sonucu tutulmus bacaklarla uyanma olasiligi %50.
3.       Hem yatagi normal insan gibi kullanacagim hem omuzlarimi ortecegim dersen, bacaklarinin gucune guvenmen gerekiyor.
o   Dolayisiyla Opsiyon 3: Bacaklar yorgan mucadelesinde!
o   Sonuc:  Sabah bacaklardaki agri ile uyanma olasiligi %20.

·    Hadi “Tamam ya!”dedin bir hisim kalktin yataktan. Kolay mi saniyorsun yorgani yatak kenarlarindan kurtarmayi? Bugune kadar 2 tirnak kirmisligim var be benim bu ugurda.

Amac nedir cozmus degilim. Yorgan, yatagin kenarlarindan sarksa cok mu daginik olacak oda? Ya da ”Uleyn yiyip icip yatiyor bunlar biraz ugrassinlar bakalim uyumak icin” diye mi dusunuyorlar? Belki de en sabit yorgani yaratan oda duzenleyicisine bizim bilmedigimiz bir odul var? Boyle ise ben de yorgani en serbet birakan, mucadelesiz bir uykuya gecis sureci yasamamizi saglayan oda duzenleyicisi arkadaslarima odul vermek istiyorum. Hatta bu ugurda bir kampanya baslatsam mi diyorum J Ya da biraz daha yuzeyim, bisiklet kullanayim ben de bacaklarim kuvvetlensin J

Neyse ben uzatmayayim saat gec oldu. Ne de olsa yorganla buyuk bir mucadele var onumde uyuyana kadar.  Hadi bana iyi uykular J

4 Haziran 2010 Cuma

Gulcin Yollarda...

Nasıl oluyor ben de bilmiyorum. Ama ne zaman yola çıksam, yok artık o da olmaz denilecek raddeye varan olaylar benim başıma gelebiliyor. Yolun uzun ya da kısa olması, uçak ya da otobüste olmam, gece ya da gündüz olması, hiç biri önemli değil. Ben yola çıktığım anda bulunduğum ortamın en değişik insanları bir şekilde benim etrafımı sarıveriyor.

Üniversiteye başlamamla beraber İzmir- İstanbul arası seyahatlerimin sayısı da arttı. Eş zamanlı olarak başıma gelen zaman zaman komik zaman zaman bunaltıcı olaylarda da bir artış gözlendi. O dönemler İzmir-İstanbul arasındaki yolculuklarımda otobüsleri kullanıyordum. 5 yıl boyunca çok konuşan yaşlı teyzeler, kendi koltuğunun sınırlarıyla yetinmeyip benimkini kullanmak isteyen genç arkadaşlarım, anneleri tarafından bana emanet edilen çocuklar yanımdaki koltuklarda sırayla yerlerini aldılar. Genel olarak konuşkan ve saygılı olan ben, bu beş yıl içinde bana yönelen sohbet etme amaçlı talepleri ‘nazikçe’reddedecek yöntemler geliştirdim elbet. Bunların en etkilisi hiç şüphesiz çaresizliğimi gösteren hafif titrek sesimle “Yarın sınavım var ama okuldayken annemleri göremediğimden İzmire gelince çalışamadım. Şimdi biraz çalışayım bari” ana konulu ‘ders çalışma’bahanesi idi.Bu yöntem özellikle yaşlı teyzeler üzerinde oldukça etkiliydi. Ama elbet olayın içinde ben olunca bu ‘nazik’savunma yöntemimi etkisiz hale getirebilen bir yan komşum da oldu. Yine bir İzmir – İstanbul yolculuğu sırasında yanıma outran teyze “Son akşama çalışma mı kalırmış? Kafan bir şey almaz artık. Hem benim torunum da öğrenci.” diye başlayan bir konuşmayla ‘ders çalışma bahanemi’ gerçekten etkisiz kıldı. Tahmini 2-3 saatlik tek taraflı bir sohbetin sonunda “E artık uyu yarın sınavında kafan çalışmaz sonra”dediğinde dünyalar benim olmuştu sanmıştım.

Zamanla şehirlerarası otobüs yolculukları anılarıma, belediye otobüsü yolculukları anılarım, taksi yolculukları anılarım, vapur yolculukları anılarım ve uçak yolculukları anılarım eklendi. İşte kullandığı tüm ulaşım araçlarında bir şekilde ilginç bir olay yaşamayı başaran ben geçen haftaki Amsterdam –İzmir karşılıklı seferlerini de unutulmaz yolculuklarım arasına kattığımı gururla bildiririm J

Amsterdam – Izmir
Havaalanı boş... pasaport sırası yok... Check-in ve boarding planlanandan 15 dakika önce tamamlanmış.
Ne bekleriz? Uçağın zamanında kalkmasını...
Bizim uçağımız 45 dakika rötarlı kalktı.
Sebep: Uçağa bindikten hemen sonra tuvalette sigara içen bir yolcunun havacılık kurallarına göre bavulları ile beraber uçaktan indirilmek zorunda oluşu.

Rotarı sağlayan sahısın uçağa binisi ile tuvalette sigara içip yakalanısı arasındaki süre sadece 15 dakika. Tahminlerime göre eşyalarını bırakıp hemen tuvalete koşmuş kendisi. Bir insanın tiryaki olmasını anladım diyelim. E be adam 1 saat bile mi dayanamıyorsun sigara içmemeye? Hadi dayanamayacaksın; bir nikotin sakızı, nikotin bandı edinmeyi dene mesela. Hadi bu alternatif yöntemlerden birini de kullanmak istemedin diyelim, o zaman bavullarını niye bagaja veriyorsun? İnsan kendini bilir. Sen al yanına bagajını nasılsa indirileceksin uçaktan. ‘Bakın nasıl yakaladim’diyen gururlu hostes bakışları arasında o uçağı terkederken bize 45 dakika uçağın içinde üstelik motorlar çalıştığından oyun bile oynayamayarak beklemek düstü... Tebrikler hostes hanım tebrikler!!!! J

Izmir – Amsterdam
Havalanı boş... Pasaport sırası yok... Check in ve boarding planlanan zamanda tamamlanmış.
Ne bekleriz? Uçağın zamanında kalmasını...Bizim uçağımız da zamanında kalktı. Velakin iddia ediyorum bu uçuşta başıma gelen dünya yüzeyinde bir elin parmakları kadar insanın başına gelmemiştir. Ben yine her zamanki gibi daha rahat hareket edebildiğimden koridor tarafı bir koltukta oturuyorum. Yanımda da orta yaşlı bir çift. Amca pencereden dışarıları izliyor. Teyze de kah amcayla konuşuyor kah önün omzunun üstünden dışarılara bakıyor. Ben elimde kitabım, zamanında kalkmış uçağımda mutluyum...

İşte bu güzel tablo emniyet kemeri ışıkları sönünceye kadar devam etti. Hemen ardından teyze “kızım tepeden bir şey alacağım” dediğinde geçebilmesi için kalkıp yer verdim. Benden daha kısa olan teyze “Şuradaki çantayı al bakayım yavrum”dediğinde yine nazikçe uzanıp çantayı aldım. Dakikalarca çantayı karıştırdıktan sonra teyze “Al bakayım şunu” diye elime bir poşet tutuşturdu. Poşeti elime tutuşturulan bir bez parçası, onu da başka bir poşet takip etti. Arama - tarama, çantadan çıkarılanları geri yerleştirme ile geçen takribi 10 dakikadan sonra ben elimdeki çantayı yine dolaba yerleştiriken teyze de çalışma sahasını düzenlemekle meşguldu. Onca poşet, sofra bezi vs. yerleştirmesi de bir 5 dakika aldıktan sonra benim şaşkın (çok şaşkın) bakışlarım altında teyze uçakta TAZE FASULYE ayıklıyordu.

Bu mevsimin fasulyesi başka güzelmiş... Hollandada böyle fasulye bulunmazmış.... Çocuklar, torunlar hep beraber yiyeceklermiş... Hem zaten 3 saat yol başka nasıl geçermiş... Fasulyeyi pişiririken illa zeytin yağı kullanılacakmış... Bir de biraz şeker, bütün izmirliler bunu zaten bilirmiş... oh oh oh kılcığı bile çıkmıyormuş sahaneymiş fasulye... Aslında O'nun oğlu en çok yaprak sarması severmiş ama onu artık Hollandada yapacakmış. Ne de olsa soğanlı iç burada (uçakta!!) olmazmış... Bak fasulye kokmuyormuş, bıçağa bile gerek yokmuş...

İşte bu yolculuk benim için uçak yolculuklarının anlamını tamamen değiştirdi. Yıllardır uçaklarda çok eğlenen ben, her hafta uçsa ağzını açıp hiç şikayet etmeden uçakta eğlenmeye devam eden ben, bu yolculukla beraber şunu anladim: Yıllarımı boşa harcamışım!!!

Bunca zamandır yok kitap okuyarak, yok film izleyerek, yok sudoku çözerek vaktimi harcayacağıma mutfak sanatına yönelseydim şimdi Emine S. Beder’in Türkiyedeki en büyük rakibiydim... Hele o Hindistan, Amerika yolculuklarında falan bayram sofrası hazırlamaya kadar götürebilridim isi.

Tamamdır bu yolculuktan sonra artık bambaşkayım. İlk olarak çukulata damlalı kurabiye hamuru ile başlayayım diyorum. Ne de olsa soğan yok içinde. Kokmaz da. Bıçağa da gerek yok. Yani teyzemin bütün kriterlerine uygun. Üstelik etrafta canı çeken falan olursa damla çukulata kısmından biraz paylaşabilirim de. Yani örf ve adetlerimize de uygun. Eve geldim mi de atarım fırına. Tutmayın beni savulsun tüm hostesler, pilotlar, yolcular Gülçin Usta geliyor!!!!!!.

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails