Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2012 Pazartesi

I don't know how she does it? Mucizeyi kadinlar Yaratir

Pesin pesin yazayim;
Hic begenmedim.

Film soyle tanitilmis:
Kocası ve iki çocuğu için evi geçindirmeye çalışan finans yöneticisi Kate Reddy’ nin (Sarah Jessica Parker) hayatı üzerine kurulu bir komedi filmidir.

Ben hic gulmedim.
Yine bir Amerikan ruyasi filmi. 
Yine calis-calis-calis, uzul-uzul-uzul, dengeyi bul-dengeyi bul-dengeyi bul...
duzeni ile devam eden bir film.
Yine dogru/yanlis, iyi/kotu, oyle/boyle diye siniflandirma, guruplandirma yapan bir film.
Hic begenmedim.


Bir arkadasim yillar once bana soyle demisti:
"Herkesin hayat parametreleri farkli be Gulcin, dogrular, yanlislar yok aslinda"
Bu benim hayatimda duydugum kendimce en dogru cumlelerden biriydi. 
Herkesin hayat parametreleri farkli.
Bulundugun yerden bir baskasinin hayatina dogru/ yanlis demek kadar gereksiz bir sey yok.
Karsindaki insanin hayati seninkine benzemiyor diye ustune gitmek, illa bana benze demek kadar gereksiz bir sey yok.
Insaniz yapiyoruz bazen diyelim hadi, ama bir filmde bunu anlatmaktan daha gereksiz bir sey kesinlikle yok. 
Iste bu yuzden begenmedim ben bu filmi.

Ne diyor ki bu film?
Calisan anne cocuklariyla yeterince ilgilenemez mi?
'Yeter'i tanimlayan kim?
Calisan anne islerine degil, cocuklarina oncelik verirse dogru yapar mi?
'Dogru' ya da 'oncelikler'i tanimlayan kim?
Calismayan anne kendini kandirir aslinda calismak istiyordur, o kadar mi?
'O kadar'i tanimlayan kim? 
Calisan kadin kendini paralarsa ancak basarili olur mu?
'Basari'yi tanimlayan kim?

Bilsek kim?
Ben sevmedim bu filmi cunku bunlari tanimlamak konusunda gereksiz bir israri var filmin.

Gercek hayatta yok mu filmin momster diye tanimladigi herseyin en iyisini ben yaparim diyenler?
Olmaz mi?
Bakin su blog aleminde bile yuzlerce var.
Hele konu annelik olunca.
Gercek hayatta yok mu ay calisan kadin cocugunun butun ilklerini kacirir diye manasiz bir psikolojik baski ile insanlari bunalima sokanlar?
Olmaz mi onlarca var.
Yok mu ay calis calis nereye kadar diye calismanin sadece bir yere varmak icin yapildigini dusunenler?
Ah olmaz mi?
Onlarca var!
Peki yok mu calismayan kadin anca evde durur, ilerleyemez cocuk bak cocuk bak nereye kadar diyenler?
Onlardan da onlarca var.

Ve hicbiri birbirinden daha masum degil benim gozumde. 
Hicbiri bu filmden daha az rahatsiz edici de degiller bence. 

Bu filmde hakli budugum tek bir nokta var:
Is dunyasinda calisan kadina, anneye negatif ayrimcilik var.
Dogru!
Anneolmadan once de sonra da var bu.
Annelikten sonra da artiyor kesinlikle.
Bir erkek cocugumla ilgilenecegim diye ofisten cikarsa musfik, harika baba... Bir kadin ayni sebepten ofisten erken cikarsa plansiz, duzensiz insan.
Boyle oluyor dogru.
Ama su da dogru ki yukarida saydigim tum baskilari hemcinslerine en fazla yapanlar da yine kadinlar.

Bakin etrafiniza calismayan kadinlar - calisan kadinlar, anne olmayan kadinlar - anne olan kadinlar, evli kadinlar - bekar kadinlar...
Illa bir guruplasma, illa bir farklilasma illa karsilasma  yaratilmaya calisiliyor.
Ozunde hepimizin kadin oldugunu unutup illa bir ustunluk yarisina giriliyor.

Halbuki tek bir dogru var benim bildigim ve bu filmi izledikten sonra daha cok kendime hatirlatmam gerektigine inandigim
"Herkesin hayat parametreleri farkli"
Kimsenin hayati, bir digerininkine benzemek zorunda, ayni yoldan ilerlemek zorunda degil, asla.

Bence bu film cok da boyle dusunmuyor.
Iste o yuzden...
Sevmedim, hic sevmedim ben bu filmi...

PS:  Evet bu haftaya biraz sinirli basladigim dopgrudur, hayirlisi bakalim :)

29 Ocak 2012 Pazar

Takva

Ne zamandir izlemek istiyorduk bu filmi, film 2006 yapimi olmasina ragmen bir turlu denk gelmedi. 
Bu gidisimizde Turkiye'den aldik getirdik. Oturduk bir kahvalti sonrasi izledik. 
Herseyden once:
Erkan Can'a hayran olduk! 
Ne oyunculuk, ne performans. 
Ben cok iyi bir sinema izleyicisi sayilmam o yuzden belki dogru bir gozlem degildir benimki ama en azindan benim bugune kadar izledigim turk filmleri icerisinde gordugum en iyi oyunculuk perfromanslarindan biriydi. 
Hayranlikla izledim, hayranlikla izledik!. 

filmin konusu soyle ozetlenmis:
Otuz yili askin bir suredir ayni mahallede yasayan, sade bir isi olan Muharrem (Erkan Can), gece gunduz ibadet ederek, cinsellikten uzak, en sert islami kaidelere uyan mutevazi bir yasam surmektedir. 
Muharrem'in bu koyu dindarligi varlikli ve guclu bir tarikat seyhinin dikkatini ceker. 
Seyh, tarikatin sahibi oldugu bir cok mulkten kira toplama isini oldukca guvenilir gordugu Muharrem'e verir. 
Yeni giysiler, cep telefonu ve bilgisayarla donatilan Muharrem cok zamandir uzaginda kaldigi modern dunyanin icine hizli bir sekilde dalar. 
Saf bakislari, hayir islerinde gordugu celiskili davranislarla birlikte degismeye baslar. 
Tum hayati boyunca kendini adadigi degerler bir bir yikilirken, A.l.l.ah korkusu akli dengesini zedelemeye baslayacaktir. 

Filmi izlerken benim aklima hep n.a.mazinda niyazinda kadinlar olan anneanne ve babaannemin sozleri geldi: 
Inanmak seninle inandigin arasindadir kizim, kimseleri araniza sokma... 
Herseyin azi da cogu da zarardir kizim, sen herseyi kararinda yasa... 
Bu konularda konusmayi pek sevmem ben. Herkesin inanci, nasil inanmak istedigi, neye inanmak istedigi ve bunu nasil yasadigi kendinedir benim dusunceme gore. Sanirim ailemden boyle ogrendim; ne kendime karistirim kimseyi bu konuda, ne de olabildigince kimseye karisirim ne yaptiklari konusunda. Takvayi da bu yuzden bu kadar cok sevdim belki de. Cunku bence... 

Takva da kimseye karismiyor, kimseyi elestirmiyorSadece kucuk sulardan daha buyuk sulara acilinca ortaya cikan farkli etkenlerin insanda yaratabilecegi degisimleri anlatiyor. Biraz da o degisimlerin nerelerde nasil kullanildigini kullanilabilecegini gosteriyor belki de. Elestirmeden gosteriyor, aciklikla gozler onune seriyor anlatacaklarini sadece. Bir de kisacik bir sahnede, Muharrem tarikata girerken O'na omuz atan mahellenin biraz akli kacmis sakininin, bir anlik bakislarina gizliyor bazi anlatacaklarini bence. Film, boyle ince detaylarla tatmin ediyor seyiricisini... Belki benim gibi hissedenlerin icine bir huzun yerlestiriyor Muharrem'in o saf bakislari, sade hayati adim adim degistikce...
bence izlenilmesi gereken bir film....
bazi seyleri baska bakis acisiyla gormek icin...
bence izlenilmesi gereken bir film...
iyi bir senaryo, iyi oyunculuklar ve iyi bir yonetmenin gozunden guzel bir film keyfi yapmak icin....
ve
bence izlenmesi gereken bir film...
Erkan Can'a bir kez daha hayran olmak icin...
Biz cok sevdik...
hala bizim gibi izleyemeyenler varsa kesinlikle tavsiye ederiz...

27 Kasım 2011 Pazar

Chocolat...

Soguk, puslu bir kis sabahinda Fransa'nin dar sokakli kasvetli kasabalarinin birinde, bir kilisenin karsisina acilan ufacik bir cikolata dukkani o kasabanin kaderini degistirebilir mi? 
Ruzgarin fisiltisiyla yol alan bir kadin ve kizi cikolatanin onderliginde puslu griyi bir renk cumbusune cevirebilir mi? 
Kolay midir degisim? 
Ya da cikolata kadar tatli midir degismek icin icinden gecilen uzun yol? 
2000 yilinda cekilmis olmasina ragmen bizim ancak bu hafta izleyebildigimiz Cikolata bence bir degisimin hikayesi tum bunlari anlatan.
Muzigi ise en cok aklimda kalan...

Chocolat, 2000
http://www.imdb.com/title/tt0241303/
Bugune kadar duydugum hemen hemen butun yorumlara inat bir de ustelik tam bir cikolata canavari olmama ragmen filmi izlerken canimin hic cikolata istememesi, filmi cok da begenmedigime mi isaret acaba? 
Yoksa filme dalip gidip cikolata yemeyi bile dusunemedigime mi? 
Ikisi de degil aslinda... 

Filmi begendim ama sanirim daha fazlasini da aradi gozum. Daha fazla gozumu doldursun istedim Johnny Depp filmde, Juliette Binoche kadar alip goturuversin oyunculuguyla istedim. Sonra daha cok daha cok istahimi acsin istedim cikolatalar, anlatilan her insan hikayesinde cikolatanin oynadigi role gelince sira cikolata kokulari hikayenin cekiciligi bastiriversin istedim. Cikolata kadar keyifli olan filmin akisina arada bazi uzun uzun sahneler puruz koymasin istedim. 

Oyle dalip gitmisim ki kasabalinin hikayelerine cikolata yemek gelmemis bile aklima. Yine de sanki izlerken filmi hayal meyal bir tasin altinda yavas yavas ezilen kakaolarin kokusu geldi burnuma. Bir de dusundum de bazi filmleri cok bekletmemeli, beklentiyi cok yukseltmemeli film hakkinda. Yoksa insanin izledigi boyle guzel bir film olsa da alinan tat kalabiliyor beklenen tadin biraz altinda... 

Tabi film bitince kutlama icin yendi tabi ufak bir cokolata
e olsun o kadar da :)

PS: Bir de soylemeden edemeyecegim Johnny Depp yillandikca guzellesiyor galiba. Bu filmde bir degisik geldi gozume nerede o yeni filmlerindeki hali nerede :)

20 Kasım 2011 Pazar

Midnight in Paris

Burada cok sevdigimiz bir sinema var. Oyle kocaman salonlari yok. Oyle dolby sistemleri kocaman perdeleri de yok. Ama sinemanin bulundugu binaya girince calan harika muzikler var. Dere kenarinda olan binanin cam duvarlarinin onunuze serdigi manzarayi izleme sansi var. Sakin sessiz guzel bir kafesi var. Etrafta kitap okuyan, sakin sakin oturan sohbet eden insanlar var. Bize Taksim'deki kucuk sinemalari hatirlatiyor biraz. Salonlari kucuk anilari buyuk sinemalari. Ustelik bu sinemanin tum salonlari tertemiz cunku insanlar oyle ellerinde kocaman patlamis misirlarla izlemiyorlar genelde filmleri. Yok ben de severim bazi filmleri izlerken patlamis misir yemegi ama keske misir yiyenlerin sesleri sinemanin keyfini bozmasa. Bu sinemada insanlarin ellerinde genelde caylar, kahveler, biralar saraplar ve film boyunca etrafi saran harika bir sessizlik var. Guzel bir salon ve bu hafta sonu izledigimiz guzel bir film: Midnight in Paris.


Paris'te Gece Yarisi
Filmin konusu kisaca cok kisaca ve Gulcince soyle...
Nisanlisi Inez ve O'nun ailesi ile askin sehri Paris'i ziyaret eden Amerikali yazar Gil, sehre ayak basar basmaz kendini karsi koyulamaz bir cekimin icinde bulur. Bu cekim O'na nisanlisi ile iliskisini sorgulatacak, yazarligina bambaska bir bakis acisiyla yaklasmasini saglayacak ve sehrin buyusu icinde onu maceradan maceraya surukleyecek kadar buyuk bir cekimdir...


Midnight in Paris, Woodly Allen'in son filmi. Bu yil Cannes film festivalinin acilis filmi. 
Tipik bir Woody Allen filmi diyemeyecegim cunku boyle bir cikarima varacak kadar film kulturum yoktur benim. 
Ama keyifli bir Woddy Allen filmi diyebilirim. 
Hatta cok keyifli, insanin izlerken gercekten mutlu oldugu bir Woody Allen filmi de diyebilirim. 

Paris, Paris sokaklari, donemlerden donemlere sizi dolastiran Paris gece hayati. 
Uzun zamandir sinemada hicbir filmi izlerken almadigim keyfi verdi bana bu film
Hani bazi filmler saridir boyle izlerken de sicacik hissettirir. 
Iste tam da oyle bir film. 
Ah, bir de keske bir gun bir sehrin sokaklarinda dolasirken benim de basima gelse boyle seyler dedirten bir film. 
Izlemeye hele sinemada izlemeye kesinlikle degecek bir film. 
Ben izledigimize cok sevindim...

30 Haziran 2011 Perşembe

Sut Kardesler

Yine misafirli yani bol eglenceli gunler yasiyoruz. Dun gecenin bir vakti aklimiza nereden geldiyse geldi; saate falan aldirmadan eski ama cok guzel bir film izledik: Sut Kardesler...
Afis IMDB
- Seni hic sevmiyorum sut oglaannnnn. Babani da hic sevmezdim zaten sut oglannnn
- Bir emirerinin yeri kumandaninin yanidir. Aferin emirerim Ramazan
- Gulyabani....
- Fes basima fes basima puskulu ben olayimmmm...
Daha neler neler....

Belki biz normal degiliz (ki bu olasilik yuksek) ama hepimiz ayni filmi daha once defalarca izlemis olsak da cok gulduk :) Film bitti keyfi bitmedi. Soyle bir dolastik internette. Filmden yola cikip nerelere nerelere gittik, karsimiza cikanlarin ustune ne de guzel sohbetler ettik:

à  Sut Kardesler Huseyin Rahmi Gurpinar'in Gulyabani isimli romanindan uyarlanmis.

à  Filim yonetmenligini elbette Ertem Egilmez yapiyor ama senaryosunu Sadik Sendil yazmis.

à  Ben "Sanki Sadik Sendil bir sarkinin soz yazariydi" diye soylenirken bana gulenlere inat evet kendisi benim hep bayildigim Senede Bir Gun sarkisinin soz yazariymis :)
Zeki Muren o parcayi ne de guzel soylemis:


Bu filmlere gulerek buyuyen, boyle parcalari hayatima dair bir seyleri hatirlayarak dinleyebilen bir kusagin icinde oldugum icin cok mutluyum. 

Sadece Sut Kardesleri bile dusunsem:
Sade ve guzel. 
Eglence Adile Nasit'in gozlerini acip kahkahayi patlativermesinde sakli. 
Eglence Sener Sen'in yuzundeki her mimigin ayri bir sey anlatmasinda sakli. 
Eglence Kemal Sunal'in omuzlarini sallaya sallaya oyle naif oyle guzel oynayivermesinde sakli. 
Eglence Aysen Gruda'nin capkin goz suzmelerinde sakli.
Efekt yok, harika cekimler yok, surpriz sonlar yok belki.
Ama keyif hicbir suslemeye gerek kalmadan oyunculuklariyla filmleri alip goturebilenleri izlemekte sakli.
O yuzden hele bugunlerde eski turk filmlerine dalmanin Gulcin icin tam vakti :)

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails