Deniyoru(z) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniyoru(z) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2014 Perşembe

Ofisin penceresinden

Uykum var bugun. Dun de vardi zaten. Neyse yarin cuma soylenmeye gerek yok aslinda.

Biraz once bilgisayar ekranina bos bos baktigimi anlayinca kalkayim yuruyeyim biraz dedim. Yok ama yurumeye de halim yok. Kendimi pencerenin onunde dikilirken buldum. Neyse bilgisayar ekranina bakmaktansa sokaktan gecenlere bamak iyidir. 

Kirmizi sacli kiz, hafif topluca. Hava fena degil ya tisortle cikmis sokaga. Yirtik pantalonlar hala moda galiba. Ustunde anneannemin yerleri silmeye bez yapmaya bile olur vermeyecegi kadar yirtik bir pantalon var. Tisortun omzu dusmus. Dusuk omuz degil modeli sanki ama buyuk mu ustune biraz acaba? Salas giyinmeyi seviyor belli. Bana ne zaten oyle sevmis oyle giymis, ben ne diyeyim ki. yakismis da aslinda. Ne de guzel hicbir seyi takmadan yuruyor sokakta.

Esmer oglan cocugu muhtemelen lisede. Burada da lise mi ki gittikleri okulun derecesi? Bilmem. Ogrenmedim daha bu ulkedeki okullari falan ben. Ogrenip de ne yapacagim ki Allah askina. Esmer oglan cocugu ogrensin. Ben sirami savmisim, 20 kusur sene okumusum. O gitsin artik okula. O girsin sinavlara. O dersi kaytarma yontemlerini dusunsun. Bak ne mutlu hala ders kaytarabilecek yasta. Gelsin bizim yasimiza onu da bulamayack nasilsa.

Sapkali amca isten mi cikmis acaba? Memur gibi yuruyor. Memur gibi yurumek nasil oluyor, tarif et deseniz edemem belki. Ama bilirsiniz ya memur gibi yurur bazi insanlar. Kafalari hafif onde, gozleri kisik, sanki kafalarinda binlerce dusunce. Eskiden, Turkiyedeyken cok gorurdum boyle amcalari. Icim ciz ederdi onlari gorunce. Eve ekmek mi goturemezler, ayin sonunu mu getiremezler. Malum ulkemizde memur olmak zor zanaat. Londra'da insanlara bakinca cok gelmez aslinda bu his bana. Ama iste bu amca oyle. Memur gibi yuruyor, icimi biraz eziyor.

Rastali sacli kizin acelesi var belli. Hizli hizli yuruyor. Sanirim hayatta yapamayacagim seylerden biri bu; saclarima rasta yaptirmak. Onlar acilmiyormus sonra. Kararini degistirip artik rastali olmak istemezsn kesilmeleri gerekiyormus. Yok, hayatta goze alamam ben boyle bir seyi yahu. Ama kullanimi cok rahatmis diyorlar. Oyle midir ki? Sabah kafana bir tarak vuracak halinin bile olmadigi gunler oluyor; dogru. Rahattir belki de. Bilemedim. Ama baslari agrimaz mi acaba? Hani ben sacimi uzun sure at kuyrugu bile tutsam sac diplerim aciyor sanki. Bu rasta boyle kafalarini agritmiyor mu? Bir de nasil temizleniyor ki o sac? Asagida olsam da gidip kiza sorsam? Yok be sormam ki.

Genc bir cift el ele yuruyorlar. Belli, yeni bunlar. hani bir an olsun ellerini birakmadiklari donemdeler. Biraksalar sanki birlesemeyecek bir daha elleri. Bir anda okyanuslar girecek aralarina sanki. Oyle guclu sarmislar ki ellerini birbirlerine. Ne guzel. Kacamak bakislar da olur bu zamanlarda. Ama uzagim ya goremiyorum o bakislari. Ofise yakin universite var. Universitelidir muhtemelen bunlar. Sanirim su hayatimda en ama en cok ozledigim zamanlar universite yillari. Bence sonuna kadar bu zamanlarinin tadini cikarsinlar.

Ben de masama gecip sonuna kadar calisayim. Onlarin eglenme bizim calisma zamanimiz bunlar.

Uykum var bugun. Dun de vardi zaten. Neyse yarin cuma soylenmeye gerek yok aslinda.

21 Temmuz 2011 Perşembe

Ada'ya masallar: Pembe beyaz bir masal...


Umudun rengi beyazdi, umidin rengi tozpemebe. 
Bizim de umuda ve umide itiyacimiz vardi o gunlerde.
O yuzden her gece aklimda bir hikaye vardi: karlar icinde piril piril bir toz pembe. 
Bir ruyalik zamanda guclenecek bir toz pembe, bir gun dinlesin diye…
artik dinliyor :)



Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde umudun yeryuzunu bembeyaz kapladigi, umidin onu pespembe kurdelelerle susledigi bir zamanda kucuk bir ayicik varmis.
Pembe kocaman yanaklari onu gorundugunden tombul yaparmis. Zeytin gozleri bir yaramazlik pesindeyse biraz muzur bakarmis. Yumusacik saclari dokunanin elinde tuy gibi ucarmis. Cok tatliymis, pek akilliymis. Aa bir de akli fikri Noel Baba’nin ona getirecegi hediyelerdeymis. Hele kis geldi mi kendi gibi pembe beyaz odasinda Noel Babanin onu ziyaret edecegi gunu bekler ona getirecegi hediyeleri dusunur dururmus.

Gunlerden bir gun postaci evlerine ufak bir kart getirmis. Karti gorunce bizimkinin gozlerinin ici gulmus cunku kartin ustunde Noel baba onun gibi kucuk ama uslu ayiciklara hediye dagitiyormus. 
Kucuk ayicik dusunmus:
       - Noel baba buraya gelmis bana da resmiyle haber gondermis demek ki benim odama da gelmesi yakin…

Mutlu olmus hatta mutluluktan danslar etmis… Iste o gunden sonra o pembe-beyaz odasinin camindan ayrilmaz, Noel Babadan baska bir sey dusunmez olmus. Gunler gunler gecmis. Noel baba mi? Yok gelmemis. Kucuk ayicik uzulmus gozu pencereden ayrilmaz olmus. Annesi teselli etmis onu sen uslu bir cocuksun Noel Baba sana bir gun mutlaka hediyeler getirecek demis.

Yine bir gun boyle pencereden bakarken demis ki…
-     Burada hic kar yagmiyor. Belki de Noel baba ondan buraya gelmiyor…

Oyle ya, ona anlatilan tum masallarda Noel Baba karlarin ustunde geyikleriyle ucuyormus. Yine mutlu oluvermis. Oyleyse karin yagmasini bekleyecekmis. Artik hayallerinde sadece Noel babanin pesinde, kucaginda degil kar tanelerinin de arasindaymis. Bazen yuzune dusen kar tanelerinin tadina bakiyormus, bazen yerde biriken karlarin arasinda yuvarlaniyormus, bazen elinde bir kar topu kosuyor, bazen de karin ustunde cilginca kayiyormus. Hayaller kurmus, dusunmus pembe beyaz odasinda pencerenin onunde kar yagmasini ve Noel Babanin gelmesini beklemis. Kar yagmamis… Noel baba mi? Yok gelmemis.

Bir aksam annesi onu kucaklayip yatagina yatirirken sormus annesine 
       - Noel baba ne zaman gelecek?


Yanagina bir opucuk kondururken “Sabretmelisin” demis annesi. “Karlar yaginca Noel baba da gelecek. Belki de gelmesi cok yakinda”  Sonra suzuluvermis odadan disariya.

Bizimki yataginda donmus donmus... Uyuyamayinca kalkmis pencereye yurumus. Bakmis hala kar yagmiyor, e kar yagmayinca noel baba da gelmiyor dusunmus:

-  Belki de Noel Baba beni kar yagan bir yerde bekliyor…

Kucuk ayicik Noel babanin pesinden gitmeye, bekledigi yerde onunla bulusmaya karar vermis. Takmis kafasina beresini bir de uykusu gelirse diye yanina kalpli yastigini alivermis. Annesi babasiyla ona kar gibi pamuk sekerli bir pasta pisirirken, teyzeleri oynasin diye oyuncak dikerken kucuk ayicik yollara cikmis. 
Tam o yurumeye baslamis ki gokten lapa lapa karlar yeryuzune dusmeye baslamis. Sevinmis yine bizimki:
       - Hah demis kendi kendine. Gordun mu Noel baba kari yolladi belki kendisi de yolda geliyor.

Yurumus yurumus, yorulmus pembe kalpli yastiginda uyumus. Noel babayi mi? Yok bulamamis. Yoruluvermis yine pembe kalpli yastiginda birazcik daha uyumus.

Bir uyanmis ki ne gorsun. Iki ordek basucunda ona bakiyor.
-         Hadi kak gidiyoruz  demis ordek.

Bizimki sasirmis :
-         Ama ben Noel babayi ariyorum.

Birden gulmeye baslamis ordekler. Bizimki bakma sen baya bir bozulmus. Nereden bilsin meger ordekler onu Noel babaya goturmek istiyormus. Atmislar bizimkini bir kizaga. Kizaklarin ustunde hep birlikte gitmisler gitmisler gitmisler... Noel Baba mi ? hala ortalikta yokmus…

Kucuk ayicik yorulmus. Hem artik pembe kalpli yastiginda da uyuyamiyormus.
-         Daha cok gidecek miyiz diye sormus ordege.

Ordekler daha da cok gulmus.
-         Yok az kaldi geldik demisler. Su koseyi donunce tamam.

Bizimki sabirla beklemis. Koseyi bir donmusler ki kucuk ayicik ne gorsun? Meger ordekler onu geri evine gestirmis. Durup bir catiyi gostermisler ona. Kucuk ayicik cok sasirmis. Meger Noel baba gelmis de onu evlerinin catisinda bekliyormus.

Isil isil suslerine bakmis Noel babanin. Sonra yerden koca bir avuc kar alip gokyuzune savurmus. Gulmus gulmus gulusu dunyayi doldurmus.

Karlarin icinde done done dans ederken gozlerini bir acmis ki pembe kalpli yastigi kucaginda o aslinda hala annesinin onu biraktigi yataginda. Basinda isil isil bir hediye paketi onu bekliyormus. Meger bir ruyalik zamanmis evden gidip geri gelmesi o da hemen bitivermis. Sonraki gunler o hep tatli pembe beyaz odasinda tatli tatli uyumus.

Umudun rengi beyaz, umidin rengi tozpemebe. 
Benim icim de umit doluyor yine bugunlerde. 
O yuzden bu aralar aklimda bir hikaye karlar icinde piril piril bir toz pembe. 
Bir ruyalik zamanda guclenecek bir toz pembe, bir gun dinlesin diye…
artik dinliyor :)

22 Nisan 2011 Cuma

Siradan bir gun...

Siradan bir gun… Disaridaki gri hava siradan. Gokyuzunu kaplayan bulutlar siradan. Ise gitmek icin ustume gecirdigim kiyafetler siradan. Yuzume surdugum bir iki boya siradan. Sacim siradan. Ayakkabilarim siradanBen siradan

Her sabah ayni yolu yuruyorum. Adimlarimi birbirinin ardina ekleyip ayni duraga variyorum. Genelde ayni insanlar oluyor durakta. Su karsida duran teyze mesela hic benden sonra gelmedi buraya. Ayni otobuse biniyoruz ama o hep benden once burada. Kafasina bagladigi ortu saclarinin tamamini ortmez hic. Sacindan bir kac ton acik kahve ortu, cenesinin altinda bagli. O cenesinin altindaki dugum bile her gun ayni, siradan.

Yaninda duran genc kiz da her gun burada. Gogsune siki siki bastirdigi kitaplari siradan. Uc durak sonra inecek biliyorum. Durakta onu bekleyen cipil gozlu cocukla sanki uzun zamandir gorusmemis gibi sarilacaklar. Elini tutacak cipil oglan kizin. Kizin eli kaybolacak sanki oglanin elinin icinde. Oyle siki siki yapisacaklar birbirlerine. Otobusun gittigi yonde yuruyecekler. Kiz hergun okuldan bir durak once iniyor kalan yolu o cipil oglanla yurumek icin, siradan

Hah iste geldi, bankaci. Her gun benden az sonra gelir duraga, siradan. Kahverengi takim elbisesini giyer her gun. Sevmem ben kahverengi takim elbiseleri. Karanlik, kasvetli gelir bana. Bankanin onunde inip, hizli hizli yuruyecek. Kapidaki bekciye basiyla hizlica selam verip otobus kalkarken o da bankanin icine dogru yuruyup kaybolacak. Kapidan en son sag elninde tuttugu canta girecek. O da kahverengi; siradan.

Benden sonra gelir benim yaslarimdaki bu kadin. Saci bir gun saga ayrilir bir gun sola; siradan. Bakislarini otobusun geldigi yone sabitleyip oyle bekler. Sanki o gozlerini ayirmadan yola bakinca daha cabuk gelecek otobus. Ustunde hergun baska ama benzer kiyafetler. Ayaklarinda kiyafetine uygun cizmeler. Sokakta yuruyen on kisiden birinin ustunde gorebileceginiz seyler, siradan.

Geliyor iste bizim karsi apartmanda oturan orta yasli hanim. Duragin karsisindaki parkta kopegini gezdirir her sabah; siradan. Delice, cilginca kosar zavalli kopek parka girince. Tum gun evin icinde ne yapsin. Parkin girisinde sagdaki agaca gidip etrafinda cilginca donecek. Sonra dogru sus havuzuna. Ama kosabilecegi alan her gun ayni siradan.

Sabah 7-7:15 nufusu boyledir iste bizim mahallenin. Insanlar siradan, yasadiklarimiz siradan, hayat siradan...

Karsidan gelen cift... Onlari daha once gormedim hic. 

Bugunden ayrilar. Sanki dunlerden bugunlere misafirler. Bu kiyafetleri gorebilir miyim sokakta baskalarinda? Boyle sapkalar, kupeler takar mi bugunlerde de insanlar? Ya boyle el ele bir agacin onundeki tabelayi okuyan gunun telasinda kaybolmayan kac insan var etrafta. Farklilar. Onlar benim siradan gunumu de farkli kilan...


Uruniko bir park gezisinde rastlamis bu cifte. Birbirine cok benzeyen insan kalabaliginin icinde farketmis onlari. Onlar gercekten siradan olmayan. Cok dusunduk niye boyle giyinmislerdir diye? Acaba anne-babalarinin kiyafetlerini giyip bir nostaljinin pesinde mi kosuyorlardi? Ya da onlarin siradani bu farkli olan mi? Kafamizda yarattigimiz onlarca hikayenin hangisi gercek bilemedik. Aslinda oyle farklilar ki bizim dunyamizdan onlari hicbir hikayeye yerlestiremedik. Sonra bir sabah dolabimin basinda guya farkli, guya cesit cesit kiyafetlerime bakarken dusundum etrafta sadece onlar siradan olmayan. Bilmedigimiz bir hikayenin karakterleri, bilmedigimiz bir hayatin oyunculari… Siradan olmayan…

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails