Kendimi büyük bir hendeği atlamış gibi hissediyorum. 25 ocakta annemin rahatsızlığını ve denizin karnımda olduğunu aynı akşam öğrendiğimizde Eylül ayını hayal bile edemiyordum. Öyle uzun ve bilinmezdi ki önümüzdeki yol. Öyle korkutucu geliyordu ki bana. Ama bitti iste. Şimdi deniz kucağımızda ve kemoterapi süreci ardımızda. Daha ne dilenir ki bu güzel Eylül ayından.
Geçtiğimiz 8 ay boyunca, buraya da defalarca yazdığım gibi, hayatta en önemli şeyin sağlık ve dostluk olduğunu bir kez daha anladım. Ailemiz öyle bir sevgi çemberindeydi ki her gün, bunca destek varken etrafımızda umutsuz olmaya hakkım yok diye düşündüm. 2016 yılının bana verdiği en büyük ders bu. Hayat acısıyla tatlısıyla dostlarımızla paylaştığımız sürece güzel. Nokta.
Çok kahramanı var gönlümde bu 8 ayın. Tabiki en başta annem. Hep olumlu kaldı, hep moralini yüksek tuttu. Doktorlar da biz de ne dersek ikiletmeden yaptı. Tek odağı iyileşmekti ve hiç bir şeyin moralini bozmasına izin vermedi. Tam annem gibi davrandı. Yeniden annemle gurur duydum ben bu 8 ayda.
Ve tabi Deniz. Hiç farkında olmadan bize öyle bir umut oldu ki. Daha doğmadan dünyamızı aydınlattı. Annem hep benim en büyük ilacım torunum dedi. Varlığıyla hepimizi hayata bağladı Deniz. Canım bebeğim... Güzel kızım benim...
Arkadaşlarımız, dostlarımız, akrabalarımız. Birini bile çıkarsak resimden bugüne gelemezdik. Hepsine minnettarım.
Ama benim gönlümde bu sürecin en büyük kahramanı babamdı. Canım babam. Öyle iyi baktı ki anneme. Bir gün bile yanından ayrılmadı, her aşamada annemin yanındaydı. Yemek de yaptı, bulaşık da yıkadı, evi de toparladı. Ve bunları yaparken bir kere bile of demedi. Durumu öyle güzel idare etti ki. Belki de o yüzden doğumdan sonra hemen babamla konuşmak istedim ben. Dedim ki babama, babacım anneme bu kadar güzel bakıp gözümü arkada bırakmadın bana harika bir hamilelik hediye ettin, teşekkür ederim. Babam durdu telefonun bir ucunda, ben durdum diğer ucunda. Anladık biz birbirimizi.O an en çok babama teşekkür etmek istedim. Ve doğumdan sonra ilk kez babamın sesini duyduğumda ağladım.
Karı koca olmak ne demekmiş, aile olmak ne demekmiş, dost-arkadaş olmak ne demekmiş çok iyi anladık biz bu süreçte. Destek olan herkes iyi ki vardı, iyi ki böyle yaşandı bu 8 ay.
Yeri gelmişken, bu dönemde aileme yeterince vakit ayırmadığımı, hamileliğimi annemin durumundan öne koyduğumu ima edenler icin de bir iki cümle yazayım. Mailler attınız, demek hamilelik böyle yapıyormuş insanı diye imalarda bulundunuz. Cevap vermedim. Çünkü ailemi ne kadar sevdiğimi, nasıl sevdiğimi kimseye kanıtlamak zorunda hissetmiyorum kendimi. Biz ailece böyle yaşamayı tercih ettik bu süreci. Olumluya odaklanmayı tercih ettik. bebeğimize odaklanmayı tercih ettik. Bu iyi geldi bize, böyle yaptık. Buraya gelip ağlayan yazılar bulamamak sizi bu şekilde düşünmeye sevketmiş olabilir. Peki. Alınmadım. Kırılmadım. Sadece beni tanımadığınız için böyle düşündüğünüze kanaat getirdim. Her şey yüz yüze tanımak da değil ki. Satır aralarını okuyan öyle çok blog arkadaşım var ki benim. Demek sizinle o bağı kuramamışız dedim. Olsun. Siz de öyle düşünün. Cevap vermedim hiç o maillere de imalara da. Şimdi bu toplu bir cevap olsun, sanırım zamanı geldi.
Ve işte bu 8 ayda bitti. Ben, Deniz kesin annemin son testlerinin yapılacağı gün doğar diyordum. E malum her şeyi beraber yaptılar bugüne kadar. O yüzden kendimi baya denizin 41. Haftada doğmasına hazırlamıştım :) ama kızım erken geldi ve anneannesine son testler için moral verdi. Yine zamanlamayı harika yaptı.
Böylece 25 ocak günü başladığımız bu iki serüven de çok şükür ki mutlu sonuçlandı.
Hayat sana bir kez daha canı gönülden teşekkür ediyorum. Bu Eylül ayını böyle kucaklattın ya bize çok şükür. Boynumuzu bükük bırakmadın ya çok şükür. Binlerce, milyonlarca kez şükür.
Dilerim bizi bir daha böyle sınama. Bırak sıradan küçük hayatlarımızda yuvarlanıp gidelim. Bırak basit dünyamızda küçük şeylerle mutlu olmaya devam edelim.
Ve dilerim Allah kimseye, kimsenin sevdiklerine hastalık vermesin. Kimseyi böyle sınavlardan geçirmesin.
İşte böyle bir müjdem var bugün size! Sevgili gülçinceyi ve satır aralarını okuyan blogsever arkadaşlarım, bitirmeden size de gönül dolusu teşekkür ederim... Başka bir şey söylememe gerek yok biliyorum. Siz anladınız beni...






