Sanirim gecen yazdan sonra ustume gelen bir hal vardi: Okuyamiyordum. Gercekten okuyamiyordum. Elime aldigim kitaplar haftalarca, aylarca elimde kaliyordu. Bazen oyle uzun zaman kitabin kapagini acmadigim oluyordu ki yeniden okumaya basladigimda onceki sayfalardaki olaylari unutmus bile oluyordum. Twitterla gecen gunler, sinir bozukluklari, ustune tasinma telasi, Ingilterede yasadigimiz karisik gunler derken aylarca hakikaten aylarca ben kitap okuyamadim. Iste kaniti: Yasar Kemal Firat Suyu Kan Akiyor Baksana'yi Eylul ayinda okuyormusum. Ben kitabi bitirdigimdeyse coktan Ocak ayi olmustu. Neredeyse 5 ay...
Evet o guzel kitabi bitirdim ama aslinda genel halimde degisen birsey olmadi. Yine okuyamiyordum. Daha dogrusu kitap okuyamiyordum. Sanirim yillar sonra yeniden etrafta dagtilan gazeteleri, dergileri okuyabilmek benim icin oylesine cazipti ki elim kitaplara varmiyordu. Bu sure zarfinda sokakta elime ne tututsturulursa okudum. Gazeteler, dergiler, secim ilanlari ve hatta temizlik ilanlari. Hepsini en ince arintisina kadar okudum. Etrafta olan biteni anlayabilmek, yeniden gunluk hayata dahil olabilmek hakikaten keyifliymis anladim.
Halimden memnundum ama kitap okumayi da inanilmaz derecede ozluyordum. Ozluyordum evet ama gercekten okuyamiyordum. Bu sure zarfinda 2-3 kitaba baslamayi denedim. Ve ben, eline aldigi hicbir kitabi bitirmeden birakmayan ben ilk 2-3 bilemedin 10-20 sayfanin sonunda o kitaplara devam edemedim. Iste o zaman anladim ki kendimi zorlamamam gerekiyordu. Galiba herseyin bir zamani vardi ve o vakitler benim kitap okuma zamanim degildi.
Kendime izin verdim. Bekledim. Bekledim. Bekledim. Ve sonunda 2 hafta once bir sabah ise gelmek icin yola cikarken cantama bir kitap atmak istedim. Ilk elime gecen Ahmet Umit Beyoglu Rapsodisi'ydi. Aldim onu trene kostum. Okumaya basladim. 10 sayfa, 20 sayfa, 30 sayfa. Aksam eve geldigimde Ozan'a sevincle okuyabiliyorudm dedim, yeniden okuyabiliyorum. Sacma gelecek belki size. Aman Gulcin sevindigin seye bak diyeceksiniz ama ne yapayim gercekten sevindim. Bugune kadar bana cok buyuk keyif veren kitap okuma aliskanligima geri donebildigim icin sevindim. O gunden sonra trenlerde ben hep kitap okudum.
Cok degil sadece 10-15 gun once oldu bu. Yani biz buraya tasindiktan neredeyse 6 ay sonra. Ne uzun zaman. Ama sanirim sonunda seytanin bacagini kirdim ve ben yeniden doya doya kitap okumaya baslayabildim.
Beyoglu Rapsodisi nasildi peki? diye soranlariniz olursa....
Ben kendi adima pek begenmedim. Cok begeneni var o ama ben onlar arasinda olamadim. Kitap bittiginde nereleri begenmisim diye donup baktigimda genelde Beyoglunun anlatildigi kisimlari sevmism onu farkettim. Kesinlikle Ahmet Umit Beyoglunu cok ama cok iyi biliyor. Sanirim ben bir Beyoglu ziyaretimi onun kitapta anlattigi rotayi takip ederek yapacagim.
Merak edenler icin kitabin konusu soyle:
Üç arkadaşın öyküsü bu. Beyoğlu'nda büyümüş, Beyoğlu'nda yaşayan üç ayrı kişilik, üç ayrı kimlik, üç ayrı insan. Ölümsüzlük merakıyla başlayan ölümler. Her cinayetin ardında gizemli bir neden... Ve soruşturma boyunca adım adım, bina bina, sokak sokak Beyoğlu. O çoksesli, çokrenkli, çokdilli, çokkültürlü Beyoğlu. Günümüzün Babil Kulesi... İnsanın bencilliğini, acımasızlığını, öfkesini, çaresizliğini en iyi anlatan mekân... Soluk soluğa bir gerilim, benzersiz bir final...Çok kollu, çok dallı büyük bir ırmağa benzeyen bu muhteşem cadde, papazı, fahişesi, cami hocası, pezevengi, hahamı, Alevi dedesi, bankacısı, işportacısı, öğrencisi, öğretmeni, tinercisi, dönercisi, dekoratörü, evsizi, midye satıcısı, esrar satıcısı, kanun kaçağı, Anadolu kaçağı, Avrupa kaçağı, Amerika kaçağı, Afrika kaçağı, yani yaşam kaçağı, beyazı, karası, sarısı, kızılı yani insan görünümünde olan kim varsa, hepsini, herkesi sorgusuz sualsiz kucaklamıştı.Kiliseleri, camileri, sinagogları, hanları, hamamları, bankaları, giyim mağazaları, kitabevleri, meyhaneleri, birahaneleri, şaraphaneleri, kafeleri, kültürevleri, randevuevleri, sinemaları, tiyatroları, galerileri, vakitleri çoktan dolduğu halde ömür sürmeye çalışan bilmem kaç yüzyıllık inatçı binaları, dar sokakları, kör çıkmazlarıyla Grande Rue de Pera, Cadde-i Kebir, İstiklal Caddesi ya da Beyoğlu nasıl adlandırılırsa adlandırılsın burası her gün, her an değişen yeryüzünün en büyük tiyatro sahnesi gibiydi."
Sonucta kitap asla kotu degil. Her Ahmet Umit kitabinda oldugu gibi okunup gidiveriyor. Ama bana diger Ahmet Umit kitaplarinin verdigi heyecani vermedigi kesin. Belki de kitap okuyabilmenin bana verdigi keyif oyle buyuktu ki, kitabin kendisinin verdigi keyif onu gecemedi diyebilirim. Ama yine de Ahmet Umit benim okumaya devam edecegim yazarlardan, bunu biliyorum.
Simdi ben yeniden kitap okuyabilmenin keyfini suruyorum. Seytanin bacagini kirdim sanirim diyecegim de elime yeni bir kitap almadan, hatta bir kitabi bitirip yenisine baslamak icin sabirsizlandigim gunlere donmeden buyuk konusmak da istemiyorum. Bakalim neler olacak gorecegim...

Bu aralar ben de tam böyle bir dönemdeyim. Gazete ler bütün zamanımı yiyor. Bir türlü vazgeçemiyorum şu gazeteler den.
YanıtlaSilgazete twitter hayatimiz bunlar oldu shrin. vazgecmek ne mumkun :(
Silama darisi basina diyeyim :)
aynı his bende de var dı desem.. durdum durdum bişilerin dolmasını bekledim sanki o herneyse doldu ve bende okumaya başladım tekrar şu an yılbaşında bir çekilişte bana gelmiş olan Mayanın günlüğü kitabını okuyorum.. ahmet ümit in 2 kitabını severek okdum biri patasan diğeri de bu beyoğlu rapsodisi oldu diğerleri beni hiç açmadı.. çok fazla betimleme anlatım konudan kopuyorum hep..
YanıtlaSilmavi oyle cok insana olmus ki ayni sey. sanirim gundem yorgunlugu bizim bu halimiz ya da diyorum hafif depresyonlar bile gecirmis olabiliriz ki sasmayacagim bu duruma da :(
Silal benden de o kadar gülçin o başta ki okuyamıyorum! kısmını o kadar iyi anlıyorum ki. aylık aldığım dergileri bile daha çok okuyorum ama kitaba geldi mi ı cık olmuyor. bende bir gün tekrar okuyabilirim umarım :)) bu arada bende o kitabı beğenenler arasındayım ama renkler ve zevkler diyoruz :))
YanıtlaSilgozde darisi basina :) eski bir dosta kavusmus gibiyim sorma. yeni bir kitaba bile basladi :))
Silbence ben baska bir zamanda okusam o kitabi begenecektim ama o kadar cok polisiye okudum ki kitabin yarisinda katili tahmin etmeye basladim desem, e sonra zevki kalmadi ki :)
arada bi gelir öyle, o zamanlarda gerçekten bira zorlamamak ve beklemek gerek. sonra aşkla okuyası geliyor insanın.
YanıtlaSilsyhn, hakikaten oyleymis aman cok sukur atlattim :)
Sil