7 Şubat 2017 Salı

Çala kalem

Deniz uyuyor. Annemler de yattı. Ben de şu kendimle başbaşa kaldığım saatte bir blog yazsam dedim aldım elime ipadimi. Zaten ne zaman dur ben bir blog yazayım desem aklıma yazacak bir şey gelmez. Öyle bir an işte.

Eskiden ofisteyken de arada bu olurdu bana. Işlerin arasında koşuşurken binlerce yazacak şey gelirdi aklıma. Ama ne zaman şöyle yarım saatlik bir aram olsa ve dur ben fırsattan istifade blog yazayım desem o aklıma gelenlerin hiçbirini hatırlayamazdım. Hah tam da öyle bir hal işte.

Dışarıda çılgınca bir yağmur yağıyor. Deniz gök gürültüsünden korkar mı dedim ama hiç korkmadı. Neden korksun ki, çocuk Londra'da yaşıyor. Ama ne bileyim orada çok yağmur yağsa da boyle İzmir'deki gibi gök gürültüleri çok duymuyorum sanki. Yoksa duyuyor muyum? 

Buraya gelince ve bir haftadan uzun kalınca bana hep aynı his geliyor. Sanki hiç gitmemişIm. Sanki ben hep burada yaşıyormuşum. Sanki ben oraları hiç bilmiyormuşum. Gerçekten. Yıllardır bu hep bana oluyor. Ve burada ne zaman bir haftadan uzun kalsam dönüş hep zor, çok zor oluyor.

Şimdi de dönünce hayat kolay olmayacak biliyorum. Yeniden yalnız olacağız. Yeniden her şey bizim elimize bakacak. Yeniden biz Deniz'e iki kişi bakacağız. Kolay olmayacak. Ama bir şekilde olacak tabiki de. Olmayan ne var şu hayatta.

Eskiden böyle uzun kalkışların sonunda, beni hep iş oyarlardı. Işe gidene kadar kötü hissederdim ama işe gidince düzelirdim hemen. Şimdi iş yok. Bakalım nasıl toparlayacağım. Neyse daha var dönmemize. Bunlar o zaman düşünülecek şeyler.

Iş dedim de, bazen hiç çalışmamışım gibi hissediyorum kendimi. Bu çok garip geliyor bana. Ama sonra birisi arıyor ve içimdeki ofis insanı canlanıveriyor hemen. Şaşırıyorum. Mesela geçen gün müdürümle telefonda kınuşuyorduk. Havadan sudan bahsederken işle ilgili bir şey söyledi. Ve aniden içimdeki ofis insanı canlandı. Takır takır ne yapmaları gerektiğini anlattım. Şunu söyleyin, buna bakın, şunu unutmayın diye tembihledim. Bir anda düşünmeden döküldü ağzımdan cümleler. Sonra O Denizi sordu. Bir baktım o ofis insanı gitmiş ve ben denizle neler yaptığımızı büyük bir şevkle anlatıyorum. Kendime çok garip geldim o an.

Sanki içimde başka başka insanlar var artık. Daha önce çok farkında olmadığım bir şeydi bu, daha önce çalışan kadındım ben. Tabi ki hayatımda sadece çalışmıyordum ama baskın kimliğim oydu. Öne çıkan kimliğim oydu. Şimdi bir de Deniz var. Her şeyin önüne çıkan Deniz. Ama işte o çalışan kadın da içeride bir yerde duruyor. Galiba sırasını bekliyor. Iki kişi de değiller sadece! Mesela ev kadını Gülçin var. Bildiğiniz yemek yapan, evi düzenli tutan bir kadın da var artık hayatımda. Meğer o da hep oradaymış da sırasını beklemiş işte. 

Işe döndüğümde üçünün bir harmoni yakalamasını umuyorum. Bunu ummaktan başka çarem yok. Zira şimdiden işe dönünce bu yalnız anneliği nasıl kotaracağımı merak ediyorum. Çünkü hakikaten destekle bebek bakmak daha rahatmış. Kolaymış demiyorum bakın. Sadece daha rahatmış. Neyse ben bunun üstüne ayrı bir yazı bile yazarım.

Ama galiba en iyisi şimdi gidip Deniz uyuyorken biraz uyumam. Zira evde 10 kişi de olsa size destek olacak o bebe kalkınca annesini istiyor, kesin bilgi! :) o yüzden durun ben biraz uyuyayım da Denizikoyla gece mesaisine hazırlanayım. Inşallah güzel uyur benim canım kzızım. Dün gece mesela 3:30da çığlık çığlığa uyandı. Hiç yapmadığı şey. Sanırım artık dişler geliyor :(

Haydi uzattıkça uzattım. Ben yatayım. Bakalım Deniziko bize bu gece ne sürprizler hazırlıyor :)

Velet gece insan ne kadar kızsa, sabah bir gülüşüyle kalbimi kazanabiliyor :)



2 yorum:

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails