19 Ekim 2015 Pazartesi

Ek is: Vatandaslik

Yeniden yazmali diye dusundum kendi kendime bu sabah.
Bir yandan hic yazasim gelmiyor.
Bir yandan beni en cok yazmak motive ediyor.

Sanirim tatilde olmadigim halde elimin yazmaya varmadigi en uzun ara oldu bu.
Uzun derken 1 haftanin nesi uzun dersiniz belki.
Haklisiniz.
Ama iste benim ici uzun.

Yazmak istemedim.
Okumak da istemedim.
Bir iki blog disinda hicbir sey de okumadim.
Sosyal medyadan uzak kalmak istedim bir sure.
Oyle ay dur ben soyal medyadan uzak kalayim diye bir karar almadim.
Ama elim varmadi iste.
Kendiliginden gelisen bir uzak kalma durumu oldu yani.

Ne yaptin bu zaman zarfinda derseniz...
Calistim, cok calistim.
Herkesin kendini bir mesgul etme bicimi var. 
Kafasini dagitma bicimi var.
Benimkisi calismak sanirim.

Sonra baya bir temizlik yaptim sosyal medya hesaplarimda.
Bunca zamandir hic yapmadigim bir seyi yaptim.
Bazi onceden takip ettigim hesaplari takip etmeyi biraktim.
Iyi geldi bu sadelesme bana.

Kimsenin ne yaptigi beni cok ilgilendirmiyor,
Herkesin her duyguyu yasama sekli baska ve hepsi herkesin kendi secimi.
Uzulup, uzulmemek bile insanin kendi secimi.
Ama bana biraz sadelesmek iyi geldi.
Bu da benim secimim sonucta.

Sonra okudum, cok okudum.
Ededbiyat iyi geliyor insana.
Okudugum kitap, tam da bugunlerde okudugum iyi oldu dedigim bir kitap oldu.
Amin Maalouf, Dogu'nun Limanlari.
Savasa karsi bir mucadelenin oykusu.

Ne savasi canim, savas dusmana karsi olur diyenlerin tam tersine kendimi tam bir savasin icinde hissettigim su gunlerde iyi geldi bu kitap bana.
Savas kime karsi diyenlere de cevabim cok net artik.
Devlete karsi!
Kendimi devlete karsi buyuk bir savunmanin (bitmek bilmez saldirilara karsi kendimizi, ruhumuzu savunmak zorunda kaldigimiz icin bilincli olarak bu kelimeyi kullaniyorum) icinde hissediyorum.
En cok guvenmen gereken, basini en cok derde sokansa hayat daha da zor oluyor.
Iste bununla basa cikmanin kendisi savas.

Sonra bol bol buradaki gazeteleri okudum bu arada.
Trenlerdeki zamanimi gazetelerle gecirdim.
Bizim medya allayip pullamaya devam etsin, burada evet Turkiyede rejim kendi insanlarini mi olduruyor yaziyorlar.
Turkiye halki cok mutsuz yaziyorlar.
Erdogan'in akil almaz hareketleri yaziyorlar.
Bizim medyadansa buradaki medyanin yazdiklarini daha gercekci buldugumdan onlari okudum.

Sonra bol bol yurudum bu arada.
Trenlerden erken indim yurudum.
Haftasonlari yurudum.
Oksijen ruhuma iyi gelir dedim yurudum.
Geldi.
Ama bir yere kadar.

Bu hafta persembe gunu Ingilterede secim sureci basliyor.
Ben de Cumartesi bir aksilik olmazsa musahit olacagim.
Ofisteki arkadaslarim da benden dolayi yakindan takip ediyorlar olaylari.
Biri gecenlerde dedi ki. 
Gulcin, sana bakiyorum da. Turkiye vatandasi olmak sanki ekstra tam zamanli bir is daha yapmak gibi. Gidiyorsun secimde calisiyorsun, surekli kafan bunlarla mesgul. Yaziyorsun, okuyorsun, tartisiyorsun. Bazen uyumuyorsun gundemi takip ediyorsun. Anladim ki Turkiyede insanlar cok caliskan hepiniz hem is olarak vatandassiniz hem de baska isler yapiyorsunuz.

Dusundum hakli.
Gercekten Turkiye vatandasi olmak ek is gibi. Ustelik fiziken degil ruhen sizi tarumar eden bir is.
Ne yapalim calisiyoruz iste.
Bir gun calistik ama kazandik demek icin.

Calistik ama kazandik.

Evet kazanacagiz.
Insallah yine kazanacagiz.

O zaman haydi sandik basina...


3 yorum:

  1. gündemi sade vatandaşı bu kadar ciddi anlamda meşgul eden başka bir ülke yoktur kanımca. yorgunluk yorgunluk üstünee:(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gecenlerde bir toplantida saydik Yeliz bizim calistigimiz projede 16 farkli ulkeden insan calisiyor. Ve hicbiri bizim yasadigimizi yasamiyor bu 16 ulkenin insanlarinin. O yuzden gonulden katiliyorum sana.

      Sil
  2. Dün akşam Ben Palmer'ın Man Up filmini izledim. ( http://www.imdb.com/title/tt3064298/)
    Londra'da bir süre yaşamış bir insan olarak, normalde de yaşanabilecek sıradan bir günü anlatan (tamam biraz film effekti vardı) film, beni düşüncelere sürükledi.

    Siyasetin günlük hayatımızı bu denli sarmasından, sohbetlerimizi ele geçirmesinden, aile ve arkadaşlık ilişkilerimizi siyah bir tül gibi saran gelecek kaygısından, gülerken, eğlenirken, tatil veya kutlama planları yaparken utanmak zorunda bırakan acı dolu olaylardan yoruldum. Filmde 40. evlilik yıldönümünü kutlayan bir çiftin evinde verdiği bir parti vardı. Alışveriş yapmaları, konukları, hayatın eğlencesini, tadını çıkarmaları. Türkiye'de 40. yıldönümündeki bir çift, bu organizasyonu yapamayacak kadar birbirine ve çevresine darılmış oluyor. Yorgun gönüller en çok en sevdiğine, yakınındakine yaslanıyor. Hal böyleyken de ne birbiri ile şakalaşacak, ne de arkadaşları ile eğlenecek durumda oluyor.

    Ayrıca 15 yaş civarı gençlerin bir ev partisi vardı yine filmde. Bizim çocukları düşündüm de, o yaşlarda okul-ödev-sınav koşturmasında oluyorlar. Bırakın parti yapmayı, çocukların bir hobi edinmesine yetecek kadar bile zamanları ve genelde de fiziksel koşulları (para, kurs, arkadaş çevresi vs) olmuyor.

    Ne bileyim işte, sizin yazıdan sonra, aklım haftasonu seçimle dopdolu iken dün akşamki film ardı muhabbete döndüm içimde de, valla zor bizim işler, çok zor...

    YanıtlaSil

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails