4 Aralık 2015 Cuma

Bugun de bunu cok sevdim

Boyle cizimler icimi isitiyor benim.
Philippa Rice, "ask kucuk seylerde sakli" temali cizimler hazirlamis. Hani bundan bir kac ay once de benzer cizimler vardi da ben bakinca aglamistim bile :)

Bu yeni cizimlerin hepsine suradan ulasabilirsiniz: Heartwarming Illustrations Show That Love Is In The Small Things
Turkce tercumesi ile anlatimlar da burada

Hepsi guzel. Hepsinde insan gulumsuyor. Cogunda yasadigi benzer seyleri hatirlayabiliyor. Ne mutlu...

Benim bu seride en sevdigimse bu oldu:

- Bir sey sormak istiyorum. Bence bu cok guzel bir tisort degil ve sana da cok yakismiyor.
- Hey!
- Benim pijamalarimdan biri olabilir mi?

Ah Ozan'in tisortlerinin benden cektigi :)
Ama kabul edelim hic bir pijama sevgili tisortu kadar guzel ve rahat olamiyor :)

Iyi hafta sonlari hepimize :)



2 Aralık 2015 Çarşamba

Gulcin yine Hollanda'dan bildiriyor

Biz buralardan tasindiktan sonra Hollanda'ya karsi olan hissiyatim bir degisik oldu. Turkiye'yi ozledigim kadar burayi ozlemiyorum. Ama bir sekilde buraya gelince de, buralari ne kadar cok ozledigimi hissediyorum. Daha farkli olmasini, daha cok ozlemeyi bekliyordum. Bu konuda yanildim. Ama bir zamanlar hicbir zaman buradan ayrildigimdaki kadar guclu olmayacak hislerim ama Hollanda'nin yeri hep ayri olacak demistim. O konuda sanirim hakli ciktim. Yeri ayri. O yuzden buraya her geldigimde kendimi bir seye kavusmus gibi hissediyorum.


Eskiden biz burada yasarken ve ben Londra'ya toplantilar icin gidip donerken, her Hollanda'ya geri geldigimde kendimi inanilmaz rahatlamis hissederdim. Hollanda dinlendirirdi beni. Simdi o hissiyatimda ne kadar hakliymisim cok daha iyi anliyorum. Londra'nin kalabaligi ve kaosundan sonra burasi oyle sessiz ki. Insani dinlendirmemesi mumkun degil.

Bu sabah ucak 7:30daydi. Cok erken. 5'te basladi seruvenim. Yarin aksam 10 gibi eve donmus olurum sanirim. O zamana kadar bir toplanti maratonunda olacagim Hollanda'da. Bakalim bu maratonun icinde de beni dinlendirebilecek mi? :)


Sabah Londrada hava bulutlu ve pusluydu. Burasi da ayni. Bulutlu ve puslu.

Ama ucak bulutlarin ustune cikiverince bir anda gunes girdi kucuk camlardan iceri. O zaman dusundum de her grinin ardinda saklanan bir gunes var. Gunes hep orada. Bulutlari asinca hep icimizi isitmak icin, bizi neselendirmek icin bekliyor. Iyi geldi bunu farketmek sabah bana. Turkiye'nin bu yeni halinde kendimi surekli umutlanacak bir seyler ararken buluyorum galiba. 

Gunesi ardimizda birakip yeniden bulutlarin altina inince Hollandayi, Rotterdam'i kusbakisi gorme sansim oldu. O zaman bir seyi daha farkettim. Hollanda'ya gidince sunu yapayim, bunu ozledim diye bir hissiyatim yok benim. Buradaki bir bir bazi seyleri ozlemiyorum demek ki. Ama ulkeyi ozluyorum.

O kus bakisi gorunen duzeni ozluyorum.
Kutu gibi evleri, cizilmis gibi duzgun kanallari ozluyorum.
Ucsuz bucaksiz yesili, her aradan yukselen agaclari ozluyorum.

Yani galiba Hollanda bir sehir, bir deneyim, bir yapilacak seyin evi degil benim icin. Ben butun olarak bu ulkeyi seviyorum.

Ama don deseniz oyle gule oynaya donmem ha. Bir seyi hani tam da tadinda birakmak vardir ya, bu macera oyle oldu bizim icin. Tam da tadinda kaldi Hollanda. tadi ne damagimizda, ne de doymusuz da bir daha yanasasimiz kalmamis yanina.

Velhasil kelam geldik yine Gulcin'in Hollandasina :)
Cok kisa sadece 2 gun. Ama olsun buradayim iste.
Ben buna sevinirim.

Size de cani gonulden iyi gunler dilerim.

30 Kasım 2015 Pazartesi

Peki ya biz 30 yasini gecmis, kapitalist duzenin insanlari nasil bilecegiz...?

Bir zamandir diyorum ki ben psikoloji okusaymisim iyi olur muymus acaba? Sorun su ki bunu dusunurken bile acaba var kafamda. Acaba iyi olur muydu? Benim sorunum bu iste. Kesin ve net olarak ne yapmak istedigimi bilmiyorum. Neler yapmak isteMEdigimi biliyorum. Ama yani dunyada milyonlarca sey varken yapmak istedigini bilmek onemli. Yoksa 1000 seyden 200 tanesini yapmak istemedigini biliyor oluyorsun mesela. Peki de o 800den hangileri yapmak istediklerin? 800 seyi deneyecek kadar uzun yasamiyoruz ki.

Ben mesela kucuken sunucu olmayi isterdim. Okuma bayramimizda beni sunucu yapmislardi. Hem de okuma bayrami baslamadan 10 dakika once. Annem ay mudur bey yapamaz Gulcin, heyecanlanmasin cocuk uzulmesin sonra demis. Yok demisler denesin ne olacak. Benim o gunden bir fotograflarimda agzim hep kulaklarimda. Zor indirmisler sahneden beni :) Iste o gunden sonra hep sunucu olayim ben diye dusundum. Okuldaki etkinliklerde hep sunuculuga aday olurdum. Oyle sunuculuklar yapa yapa o hevesim bitti.

Sonra kucukken haber spikeri olmayi isterdim. Hatta simdi bile geriye donup bakinca keske istedigim seyin pesinde kossaydim diye dusunurum zaman zaman. Bu konuda hicbir deneyimin olmadi ama fikir hosuma gidiyor. Simdi sapkami onume koyunca, o yolda ilerlemis olsaydim yandas medyada yer almayacagimdan, muhtemelen issiz kalmis olurdum diye dusunuyorum. Ya da dilimin kemigi asla olmadigindan tutuklanmis bile olabilirdim. Ama iste icimde hep bir keske haber sipikeri olsaydim hissi...

Baska ne olmak istedim ben acaba diye dusunurken dansci olmak istedim dedim kendi kendime. Ama sonra dusundum de yok. Onu isteseydim olabilirdim. O yuzden bence ben hic gercekten profosyonel anlamda dansci olmayi istemedim. 

Dans etmeye bayildim. 6 yasindan 24 yasina kadar 18 sene dans ederken bir gun bile ne yapiyorum ben diye dusunmedim. Boyle vucudumun her hucresiyle isteyerek, severek dans ettim. Yoksa insan nasil haftada bes gun 4-8 saat calisma yapabilir ki. Sevilmeden yapilir mi bu? Ama is profosyonellige gelince durdum. Kendimi dinledim. Ve hayir dedim. 

Simdi o zaman aklima gelen seyleri dusunuyorum. Belli bir yasa kadar dans edebilecegimi dusunmustum. Dizimdeki sakatlikla, ya daha ciddi bir sey olursa diye dusunmustum. Belki de risk almak istememistim.

Ama yok. Aslinda dusununce anliyorum; ben dans'i bir meslek olarak icra etmek istememistim. Nokta. Dans etmeyi, sahnede olmayi, o alkislari duymayi hala cok ama cok ozluyorum. Ama keske dansci olsaydim diye bir dusunce icimde kalmadi. Cunku doya doya dans ettim. Doya doya! 

Iste su an icimdeki haber sipikerligine olan istekle, dansciliga olan istegi karsilastirinca sunu farkettim. Haklilar...
            Insan denedigi seylerden degil, denemedigi seylerden pisman oluyor.  
      Insan deneyimledigi seyleri gercekten omru boyunca yapmak isteyip istemedigine karar verebiliyor.

Yapmak istediklerimizin pesinde kosmak sadece onlari basarmak icin gerekli degil. Bilakis onlari yapmaya devam etmek isteyip istemeyecegimizi anlamak icin gerekli.

Hayata ne yapamak isteyecegimizi bulmak icin gerekli. 

Omrumuzun 3te 2sini sectigimiz meslekle gecirdigimizi dusunursek bu egitimde okumayi- yazmayi ogrenmek kadar gerekli bir ihtiyac degil mi peki? Ve hatta hayatta arkadas edinmek, sosyalesmek kadar temel bir gereksinim degil mi?

Bence oyle.
Yoksa calisanlarin cogu ben bu isi yapmak istemiyorum demezdi.  

Peki nasil basaracagiz bunu?

Belki modern anne babalarin cocuklarini kurslardan kurslara goturmesi oyle ay aman denilecek bir sey degil. Belki de bizim yasadigimiz yasamasinlar, farkli seyleri denesinler diye bir yol aciyorlar onlara. -Tamam kabul ediyorum hepsi degil de anladiniz siz beni-

Peki ya biz?

Biz 30 yasini gecmis, kapitalist duzenin insanlari nasil bilecegiz o keske dediklerimizi ne kadar yapmak istedigimizi?

Bilmiyorum.
Bilsem hala psikoloji mi okumaliydim acaba diye dusunuyor olmazdim sanirim. 
Bu yaziyi da bu soruyu cevaplayarak bitirebilmeyi isterdim ama bitiremiyorum.

Sadece icsel bir hesaplasma diyelim.
Ya da bir ic dokus.
Ya da bir yardim istegi.
Siz biliyor musunuz nasil bilecegiz biz bu icimizde kalan keskelerle nasil basa cikacagimizi?

27 Kasım 2015 Cuma

Peki biz neden insanlari siniflandirdigimiz surece bir yere gidemeyecegimizi ogrenemiyoruz?

Soyle bir bloguma, intagram sayfama falan baktim.
Ulkede bir seyler olup da, umudumuzun kirilmadigi, uzulmedigimiz, huzurla kendi hayatlarimiza devam edebildigimiz ust uste 2 hafta bile yok.

Ya bombalar patliyor.
Ya munasebetsiz insanlar konusup sinirimizi bozuyor.
Ya kadinlar olduruluyor.
Ya cocuklar kaciriliyor.
Ya hop savasa girme tehlikesiyle karsi karsiya kaliyoruz.
Ya gazeteciler tutuklaniyor.
Bize huzur yok.

Sonra neden insanlar eskisi gibi olumlu bakamiyor hayata?
Neden insanlar karamsar?
Neden insanlar mutsuz?

Yahu nasil mutlu olalim su kosullar altinda?
Bence iyi bile idare ediyoruz.
Hepimiz timarhanelik olmadigimiza gore Turkiye'nin suyuna havasina falan baksin bence uzmanlar.
Kesin bir seyler var da biz kafayi yemiyoruz!


Her boyle zihnimizi, ruhumuzu allak bullak eden olayin ardindan bir de sosyal medya yorumlariyla sinirleniyoruz.
Bu sefer mesela Ben Can Dundar'i sevmem ama... ile baslayan cumleler favorilerim.
Aman ne yuce gonullusunuz.
Aman ne vicdani genis insanlarsiniz da Can Dundar'i sevmezsiniz ama O'na uzulebilrisiniz.
Aman masallah!
Onunuzde saygiyla egiliyorum.

Cocuklara bir seyi yapma demeyin, birakin yapsin kendisine zarar versin, boylece ogrenir, bir daha ayni seyi tekrarlamaz diyorlar.
Ben mesela kucukken sobaya yaklasip elimi biraz yakmistim da bir daha hic yaklasmamistim sobaya.
Bence cocuklar gorerek de ogreniyor.
Mesela abim cok yaramazdi benim. Evin balkon demirine oturmayin dderdi annem. Abim oturmus ve dusmustu. Ben bir daha o demirlere hic yaklasmadim.

Insanoglu ogrenebiliyor yani.
Buna yetkin.

Peki biz neden insanlari siniflandirdigimiz surece bir yere gidemeyecegimizi ogrenemiyoruz?
Niye illa ama ile baslayan cumleler kurmaktan kendimizi alamiyoruz?

Bak guzel sosyal medya cengaveri kardesim.
Sen Can Dundar'i sevme. Engin Gul'u de sevme. Velakin, o ama ile baslayan cumleni de aklina getirme.
Burada Can Dundar ve Engin Gul tutuklanmadi.
Haber yaptiklari icin gazeteciler tutuklandi.
Intikam alindi.
Hepimize, hatta boyle blog yazan insanlara bile bak yazmayacaksin yoksa seni de aliriz iceri diye gozdagi verildi.

O yuzden peki sen can Dundar'i sevme.
Ama...
Sen kendi dusunme ozgurlugunu sev.
Sen twitter'a,  facebook'a instagrama, bloguna dusunduklerini yazabilme ozgurlugunu sev.
Sen gorduklerini soyleyebilme, soylediklerinden dolayi tutklanmama hakkini sev.

Gel sen insanlar dusunce suclari nedeniyle tutuklaninca guruplandirma onlari.
Hani bir zaman yazmistim buraya.

Silivriye adalet dedigimde darbeci, Rojavadaki katliama son dedigimde bolucu, polis terorune hayir dedigimde devlet haini, 28 subat uygulamalarina hayir dedigimde islamci oldugumu dusunmuyorum.
Sadece herkes icin adalet, herkes icin esitlik, herkes icin fikir ozgulrugu ve psikolojik ya da fiziksel devlet terorunun son bulmasini istiyorum. Hicbir dusunceyi ayirmadan. Herkes icin.

O yuzden kapatilan her gazeteye uzul.
Tutuklanan her gazeteci icin uzul.
Cunku bir gun senin cok sevdiklerin de tutuklaniyor olacak.
Cunku bu adim adim hepimizi icine alan bir girdap.
Hala disarida olan herkesle elele tutusmazsak icinde kaybolmamiz an meselesi.
Uzat elini insanlara.
Sevsen de sevmesen de ayni kaderi paylasiyorsun onlarla...

25 Kasım 2015 Çarşamba

Bitmeyen nezle yapmislar!

Ne zamandir hastayim hatirlamiyorum bile.
Bana sorarsaniz 1 ay falan oldu. Hatta koca mevsim sanki burnum akarak, oksurerek, hapsurarak falan gecti.
Zaten ofisteki her 5 kisiden heralde 3u falan hastayken nasil iyilesecegiz bilemiyorum.

Tam iyilestim diyorum.
Hooop yeni bir safha basliyor. 
Su an burnun musluk gibi akmasi asamasindayiz.
Evde, elimde bir tuvalet kagidi rulosu, bildiginiz perisan halde ortalikta dolasiyorum.
Ofiste, yanimda bir kagit mendil stoguyla oturuyorum.
Bitmeyen nezle yapmislar!

Bu arada Ozan da evde yok.
Bir konferans icin Almanya'ya gitti.
O yuzden tuvalet kagidi rulom, kagit mendillerim ve ben bu sureci birbirimize destek olarak geciriyoruz.

Her hasta oldugumda oldugu gibi onceden izledigm seyleri izleyerek geciriyorum bu donemi. Bu sefer tercihim Sex and the City 3. sezon oldu. Aidenla tanistigi sezon. Heralde Aiden'i cok sevmedigimden oyle bin kere izlememisim bu bolumleri. Iyi oldu izliyorum.


Gerci hastayken ben bilerek isteyerek daha once izledigim seyleri yeninden yeniden izlerim. Bu yontemin iyilesmeme katkisinin buyuk oldugunu dusunuyorum. Iki sebeple:
            1. bir sey izlerken ipad, telefon vs elimde olmadigi icin dinlenebiliyorum.
            2. Arada uyursam kacirdim diye dusunmeme gerek yok. Uyu, uyan istedigin kadar. Zaten diziyi filmi neredeyse ezbere biliyorum :) O yuzden ilaclarin verdigi uyku hisine hic direnmiyorum.

Tamam hasta olmanin da, dinlenme sansiniz varsa bir yere kadar keyfi var.
Kabul ediyorum. Her ne kadar her gun ofise gelsem de eve gidince, tavuk suyuna corba icip, rahatlamak, dizi karsisinda pineklemek de guzel. 
tamam epi topu soguk alginligi. Cok sukur. 
Ama hakikaten bitmeyen nezle yapmislar!

Burnumdan nefes almayi ozledim.
Sesimin catalsiz, normal halini duymayi ozledim.
Burnumun silinmekten kipkirmizi olmadigi, gozlerimin sis sis olmadigi suratimi gormeyi ozledim.
Her yutkundugimda bogazimin acimamasini ozledim,

Daha fazla sikayet etmeyeyim de iste oyle.
Bitmeyen nezle yapmislar.
Bitsin diye bekliyorum :)

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails