13 Mayıs 2014 Salı

Izledik: Cennetin Cocuklari

Bir zamanlar Ozanla bir film izlemistik: Bisiklet Hirsizlari. Izledigimiz onca film icinde vicdanimi bunca acitan yegane filmlerden biriydi, o. Cok etkilenmistim. Sonrasinda pekcok film izledik ama o hissi bana o derece yogun yasatan baska bir filme denk gelmemistim. Gecen hafta Pazar gunune kadar.

Pazar gunu Ozan bak soyle bir film varmis izleyelim mi? dediginde, acikcasi cok da heyecanlanmadim. Children of the Heaven, Cennetin Cocuklari. Iran yapimi bir film. 1997de cekilmis. Oyle cok da ilgimi cekmedi ama ne bileyim,  haydi izleyelim dedim. Iyi ki demisim. Iyi ki demisim. 


Bu guzel filmin konusu Gulcince soyle:
Bir cift ayakkabinin hikayesi...
Ali ve Zehra Iranda yasayan uc cocuklu yoksul bir ailenin cocuklari.
Anneleri ve babalari ile, baska yoksul ailelerle paylastiklari bir avluya bakan evlerinde yasayip gidiyorlar.
Bu iki kucuk guzel cocugun hayatlarinin seruveni Ali'nin tamirciden aldigi Zehranin ayakkabilarini kaybetmesi ile basliyor.
Ayakkabisi olmadan zehra okula gidemez.
Zaten yoksul olan babalrina ayakkabilarin kayboldugunu soyleseler isitecekleri azar bir yana, paralari yok ki. Zaten babalari yeni bir cift ayakkabi alamaz. 
O zaman ne yapmali?
Ali'nin aklina bir fikir geliyor: Neden Alinin bez ayakkabilarini iki kardes paylasmasinlar?

Iste bu kadar.
Bu konunun etrafinda tam 1,5 saat suruyor Cennetin Cocuklari filmi. Ve 1,5 saat insan vicdanini hissediyor. Hani eli gibi, ayagi gibi sanki elle tutulabilir bir organmiymis gibi insan vicdanini hissediyor. Cok garip. Ama bana hissettirdikleri tam da boyle.


Cocuklarin guzelligi bir yanda, masumluklari, iyilikleri ayri bir yanda. Fakirlik bir yanda umut ayri bir yanda... Film her sahnesinde baska turlu etkiledi beni galiba. Oyle begendim ben Cennetin Cocuklarini iste. 

Biz bilmiyormusuz. Halbuki cekildigi 1997 yilinda bu film pek cok ovgu almis. Hatta En iyi yabanci film dalinda Oscara aday gosterilmis. Ama Hayat Guzeldir filmine kaptirmis odulu. Ah o film de odulu kapmayi sonuna kadar haketmistir ne diyeyim.

Sunu diyebilirim. Olur da siz de izlemediyseniz Children of Heaven - Cennetin Cocuklarini, haydi izleyin. Hakikaten cok ama cok guzel bir film. 

Ben bayildim. Biz bayildik. Cani gonulden tavsiye ederim.

Simdiden iyi seyirler efendim :)

8 Mayıs 2014 Perşembe

Aksiyon dolu bir ruya

Dun aksam cok iyi uyuyamadim. Hani boyle kus uykusu. Uykuyla uyaniklik arasi bir hal. Belki de ondan bir suru ruya gordum. Ama bir tanesi vardi ki resmen ruyadaki aksiyonun heyecanindan uykumdan uyandim. Kus uykusu uyuyordum demistim degil mi?

Gunduz niyetine, hayir olsun falan gibi bilimum ruya anlatilirken soylenen seyleri soyleyip basliyorum ruyami anlatmaya.

Ruyamda boyle oda gibi bir yerdeyim. Genis bir oda. Odanin dort bir yani ATMlerle kapli. Hepsinin basinda da insanlar var. Hani kumarhane gibi bir yer dusunun ama oyun makinalari yerine para makinalari var ortalikta. Neden bilmiyorum ama herkes ATMlerin basinda para cekiyor. Kartlar, paralar, faturlara ortalikta. 

Ben de o odadayim. Ve hangi ATMnin basina gecsem daha kartmi makinaya sokmadan paralar gelmeye basliyor. Baya buyuk paralar ama. Herkes sasisiyor. Aliyorum paralari ben. Elimde tutmaya basliyorum. Bir suru para var elimde.

Bazilari diyor ki gitsene sen aldin iste paralari. Yok diyorum durayim burada. Yanlislik var heralde. Ama bu sirada hangi makinanin basina gitsem az cok para geliyor makinadan. Elimde bir suru para oluyor sonucta.

Iste boyle odada oyalanirken, bir anda kapidan polisler giriyor. Ama boyle Amerikan filmlerindeki gibi celik yelekli kocaman kocaman adamlar. Bana para veren makinalarin oldugu tarafi gosteriyorlar ve buradaki paralar nerede? diyorlar. Herkeste bir suskunluk. Ben gayet sakin cikiyorum ortaya alin burada didiyorum. 

Kadin polis var bir tane. Aliyor paralari. Hepsi bu kadar mi? diyor. Evet diyorum. Bu kadar. Polisler etrafta dolasmaya devam ediyor. Insanlarla konusuyor. Boyle boyle zaman geciyor. O sirada benim ustumde bir ceket var. Ellerimi cebime bir atiyorum ki... Bir tomar para var cebimde. Basimdan asagiya kaynar su dokuluyor sanki. Ne yapacagim simdi diye dusunup duruyorum. Ben mi koydum parayi oraya? Nasil girdi o para cebime?

Polisler paranin eksik oldugunu soyluyor, aramaya devam ediyorlar. Bu sirada odanin kapilarini kapatiyorlar, kimse disari cikamaz artik. Ben ne yapacagimi sasirmis durumdayim. Gitsem gidemiyorum. Ortaya ciksam alin desem hirsizsin diyecekler. Derken polisler iyice sinirleniyor. Onlar sinirlenince ben de sinirleniyorum. Tehdit etmeye basliyorlar insanlari. Ben de arkada bir odaya kaciyorum. Cebimdekileri cikariyorum ki evet kesinlikle para! 

Panik Korku. Sinir. Gordun mu hirsiz oldum diye dusunurken yahu 1 tomarla bu kadar panik oldum, ayakkabi kutularim olsa ne yapardim diye dusunuyorum. Ruyada bile gundemden rahat yok arkadas :) Tam ben boyle dusunceler icindeyken iceriden polislerin sesi geliyor. Beni soruyorlar nerede diye. Ben iyice sasiriyorum ne yapacagimi. Terliyorum falan derken o sirada panikle uyandim. 

Yani ne paradan kurtulabildim. Ne parayla oradan kacabildim. Ne polislerle basedebildim. Oyle gozune far tutulmus tavsan gibi kaldim :)

Yahu ne demek bu simdi? 
Insan ruyasinda hirsiz olur mu? 
Ama ben koymadim ki o paralari cebime o zaman hirsiz sayilmam degil mi?
Kafamda deli sorular hayir olsun diyorum da ruyaya bak yarabbim :)

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Oyuncu Gulcin 2

Bu aralar takildim bir oyuna yine. 
Sasiriyor muyum? 
Hayir. 
Kabul ediyorum kendimi oyalamasam ben bir oyun bagimlisi olabilirim. 
Zaten kucukken de elime uhu surup, biraz kuruduktan sonra onunla oynamayi ve hatta koklamayi severdim. 
Var iste boyle kotu aliskanliklarim ne yapayim bunlarla yasiyorum :)

Bu seferki oyundan baya cok sey ogreniyorum diye kendimi kaniriyorum. 
Gereksiz seyler de ogreniyorum ama olsun hosuma gidiyor. 
Ogreniyor muyum? 
Ogreniyorum. 
Cunku bir bilgi yarismasi oynuyorum. 
Aferin bana!
Daha bir kez bile kazanamadim oyunu ama olsun.
 Kazanmak degil ogrenmek onemli diye kendimi teselli ediyorum :) 
Hem bazi bildigim seylere seviniyorum bilemediklerime sasiriyorum oyalanip gidiyorum daha ne olsun :)

Neler mi cevapliyorum ya da cevaplayamiyorum gormek ister misiniz?
 A ne demek buyrun buyrun...buyrun siz de benimle okuyun :)

Soru: Japon mafyasina ne ad verilir?
Cevap: Yakuza!
Bilemedim :) Ama boyle bir cicek cagrisimi falan yapmisti bende bu kelime. Mafyaymis :) Bir cicege daha cok yakisir bu isim bence. 

Soru: Kalbin kulakcik ve karincik kisimlari arasindaki gecisi saglayan kapagin adi nedir?
Cevap: Mitral kapakcik
Bildim tabi ki de bildim. Biliyordum onca izledigim Greys Anatomy olsun House olsun doktor dizilerinin bir gun isime yarayacagini. Gerci bu tam hayal ettigim isime yarama bicim degildi ama neyse :)

Soru: Gomlek yakalarinin asagiya dogru kivrilan kismina ne ad verilir?
Cevap: Kalapa
Bilmem mi :) Kac kere duydum annemdem. Cumle icinde de kullanacagim gomlegimin kalapalarini utuledim :) komik oluyormus biraz ama olsun :)

Soru: Mueyyide ne demektir?
Cevap: Yaptirim
Anlamini da sevmem zaten bilemedim ne yapayim :) Ayrica hayatta akimda kalacagini da sanmiyorum soyleyeyim :)

Soru: Dunyanin ilk metro insaati hangi sehirde baslamistir?
Cevap: Londra
Eh artik bileyim :) Bir de sunu biliyorum dunyanin en uzun suren metro insaati hangi sehirde yapilmaktadir? izmir :)

Soru: Dunyada en cok kirmizi mercimek uretilen ulke bolge hangisidir.
Cevap: Turkiye - Guneyogu anadolu bolgesi
OSS OYS cocuguyuz bir arkadasim, bana boyle sorularla gel :) 

Soru: Edebiyat kelimesini bizde ilk kim kullanmistir?
Cevap: Sinasi
Demek OSS OYSden hatirlamadigimiz seyler de varmis ama. Kafam karisti Sinasi hala tam oturmadi aklima. Sonucta bilemedim :(

Soru: Baltali Ilahin diger adi nedir?
Cevap: Zagor
Bu soru yuzunden level atlayamadim. Biliyorum daha cok cizgi roman okumaliydim kucukken!

Soru: Karfaki nedir
Cevap: kisa boylu raki surahisi
Severim :) tabi ki bildim :)

Soru: Hangisi bilyelerle oynanan bir cocuk oyunudur.
Cevap: cicim, Camcam, Cicoz, Cancan
Bu ne be? Vallahi bizim oralarda misket denirdi. Bir de mese. Bu kadarini biliyorum ben. meger cicozmus :)

Demek ki neymis? Cocukken cizgi roman okuyup sokakta daha cok oynamak lazimmis. Yoksa buyuyunce bilgi yarismasinda level atlanmazmis. Durun ben bir cocukluguma doneyim, sonra gelip bilgi yarismasi isini halledecegim :)

6 Mayıs 2014 Salı

Bizimkisi bir ask hikayesi...

Gecen hafta tatil sonrasi ofis gunlerime soyle basladim:



Bu goruntu beni uzun zamandir taniyan pekcok arkadasimda "aaa Gulcin eski gunlere donmus" hizlerini uyandirdi. Neden mi? Cunku bir zamanlar bir ask vardi...

Bizimkisi bir ask hikayesi(ydi)
Dokuz yil kadar onceydi tanismamiz. Sonra hic birakmak istemedim onu. Ogrenciydim o zaman gunduz gece ona ayiracak vaktim vardi. Calismaya basladim cok yogun oldum ama onunla gecirecegim zamani hep baska seylerden ayri tuttum. Ilk gozagrimdi o benim. Ileride tanistigim yeni hicbir seyin onun yerini almasina izin vermedim. Belki sevdim yenileri de ama onun sevgisinden pay vermedim. Ve dokuz yil sonra hala butun kalbimle soyleyebiliyorum ben browniyi cok sevdim…

Ona hayran olmak…
Kendisine Nutelladan daha cok hayranimdim. Elime aldigim bir paketi acip direk agzima goturdugum baki degildi. Once soyle bir bakiyordum ona. Tazeyse hele yayilan o harika kakao kokusunu doya doya icime cekiyordum. (akil sagligindan suphe etmeye baslasak mi?)

Onu yemek…
Onu yemek icin bahaneler uretmekte hic zorlanmadim ki. Mesela:
-          Haftada 4 gun dans ediyorum, calisma aralarinda enerjiye ihtiyacim var (kesinlikle N. yeme bahanelerinden daha iyi!)
-          Bunca sinavim varken tatli yemezsem kafam calismaz (o zamanlar bahaneler konusunda daha cok calisiyormus galiba kafan!)
-          Ee gectik butun dersleri bir kutlama yapmayalim mi yani (neyse!!!)

Onu gormek…
Beklemedigim bir yerde karsima cikinca cocuklar gibi sevindim. Mesela:
-          Hollandada havaalaninda ucagimin rotar yatigi bir gun bir markette karsima cikmasin mi? Bundan buyuk sevinc olur mu? (tabi canim. Milli tatil ilan edilmeli o gun!)

Ona ulasmak…
Evet zaman zaman uzak kaldik ama yillar icerisinde ona ulasmak icin/ aramizadaki engelleri kaldirmak icin yapmadigim sey kalmadi. Mesela:
-          Baska bir sehirdeki toplantimdan ofise donerken yolumun ustunde diyerek donus yolum 30 dakika uzasa da havaalanina ugrayip B. aldim mi aldim (Ferhat halt etmis senin yaninda!)
-          Kantinde uretici firmayla anlasamadilar diye baska marka B. getirip bana satmaya calisan kantinci amcayla uzun uzun konusup benim sevdigim markaya donsunler diye ugrastim mi ugrastim. (Nato muzakerelerine neden seni almiyorlar ki?)
-          Turkiyeden beni ziyarete gelecek olan arkadaslarima yeni B. cikmis nolur bana getir diye onlarca mail attim mi attim. (soyleyecek soz kalmadi!)

Onu paylasmak…
Iste en zor seylerden biri buydu. Itiraf ediyorum ben onu paylasmak hic istemedim. Paylasmak zorunda kaldigimda da aklimdan neler neler gecirdim. Mesela
-          Binbir emekle havalanindan aldigim brownileri aniden bastiran misafirlere servis etmek zorunda kalinca hemen bir kek yapsam beklerler mi acaba diye dusundum mu dusundum. (becerikliliginden diye dusunmek istiyorum ama olmuyor inan!)
-          Kantinde bana sormadan dan diye brownimden bir parca koparan arkadaslarimin suratina bakip heeeyyyt geri dur demek istedim mi istedim. (icinde bir canavar olabilir mi?)
-          Bir gun odama gelip masamda arkadaslarimin esantiyon dagitan gorevliden benim icin aldiklari 9 tane browniyi gorup, e canim kendinize de alsaydiniz diyip  bir tanesini bile onlara vermedim mi vermedim (canavar varmis hakikaten!)
-         Gecen sabah evde kahvaltilik bir sey olmadigindan Ozan'a Turkiyeden getirdigim brownilerden bir tane verirken, Bak sevildigini bil ha browni veriyorum sana dedim mi? dedim :)

Bitmedi. Gun boyu Ozana mesaj attim bir de seninle brownilwrimden birini paylastigimi unutmadin degil mi diye :)

Deli miyim? Olabilir. Ama iste boyle boyle eglenecegiz hayat be :))

3 Mayıs 2014 Cumartesi

Bugun de boyle

Genelde haftasonlari blog yazmam ben. Yazmak istemedigimden degil. Tum hafta calistiktan sonra bilgisayarin basina gecmek istemedigimden. Bugun nedense icimdenb log yazmak geldi ama.

Icimden blog yazmak geldi de klavyenin basina gecince ne yazsam bilemedim. Yazdim yazdim sildim cumleleri. Icime sinmediler de degil ama ne bileyim iste bir turlu yazdigimi begenedim. O zaman bir nevi gunluk yazayim bar,i siz de beni idare ediverin :)

Ozanla evimizde sakin bir Cumartesi gecirdik bugun. Telassiz, uzuun bir kahvalti. Ustune film keyfi. Bir de tum yorgunlugumuza ragmen disaridaki piril piril gunese dayanamayip yaptigimiz uzun yuruyus. Iste o kadar.

Bile isteye ara sokaklarda kaybolduk biz bugun. Hani arabalarin cok ugramadigi, motor gurultusunden uzak ara sokaklarda. En cok o sokaklari seviyorum. Oyle sessizler ki kus civiltilari bile duyuluyor o sokaklarda. Bir de su Londradaki ara sokaklarda oyle guzel ki kayboldukca kaybolasi geliyor insanin oralarda.

Simdi evdeyiz. Snooker varmis. ustelik dunya kupasi. Tahmin edeceginiz uzere Ozan icin yilin bir nevi en guzel gunleri :) Zaten snookerin karsisinda mayisti gitti. Bakiyorum arada gozleri bile kapaniyor. Istanbul yorgunlugunu o en guzel boyle atiyor.

Ben de belki o yuzden blog yaziyorum. Dinlenmek icin. Tabi ya. Insan hep en sevdigi seyi yaparken dinleniyor. Ozan snooker izliyor. Gulcin blog yaziyor. Iste bizim evin hali :)


Niye yazdigimi bilmedigim bir yazi oldu bu da boyle. Ama mazur gorun beni bu sefer. Insan bazen iste boyle, sadece yazmak istiyor:) Sadece yazmak istiyor.

 

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails