12 Nisan 2011 Salı

Haftasonu guzel olur misafirin olunca :)

Hollanda'da gunler aslinda guzel geciyor. Tarafsiz bir gozle bakinca Hollanda'da gunler aslinda cok guzel geciyor. Ama Hollanda'da gunler en cok misafirimiz varsa guzel geciyor J O zaman rutinden cikiveriyor aksamlar, sabahlar. Gidilen yerin guzel ya da cirkin olmasi degil nerede olursak olalim yapilan sohbetlerin keyifli olmasi onem kazaniyor. Yuzumuze yerlesen gulumseme gorduklerimiz kadar konustuklarimizdan da geliyor. Is te o zaman Hollanda'da gunler cok ama cok guzel oluyor.

2 hafta onceki haftasonumuz bu yuzden cok guzeldi. Cunku Y. ailesi toptan Almanyalardan bizi gormeye geldi. Hani biz Ekim’de onlara gitmistik, guzel guzel gezmistik,  onlar da bir nevi iadei ziyaret yapiverdi J Hava cok guzeldi, bizim keyfimiz yerindeydi, sevinecek kutlayacak haberlerimiz vardi, ustelik sagligimiz da yerindeydi. Oyle olunca Hollanda yollari bizi bekledi.


Lale bahcesi yeni acilmis, cok da lale yok aslinda ama olsun bizim olaniyla yetinmemize engel olmadi bu durum. Cicek kokularinin arasinda dolasirken bol bol sohbet de edince gunesli gun bol yurumeli bol eglenceli bir gun oluverdi.

Lale bahcesi ziyaretinin unutulmazi elbet Gonja ile bulusmamizdi. Daha dogrusu Gonja'yi yaratmamizdi. Ama en az onun kadar unutulmaz olan bir baska olay da zavalli Japon turist ile Urunikonun konusmalari, ayni Japon turistle Gulcinin otobus maceralari idi. Ayrinti vermeyeyim sadece Is it? Is it? diyeyimde ileride de gulelim. Onun disinda ben en iyisi buraya bahceden fotograflar ekleyeyim J


Lale bahcesinde yuruken bizce cok sevimli bir dans gurubuyla karsilasiverdik. Geleneksel Hollanda danslarini icra eden bu sevimli guruba biz de kenardan eslik ettik ama bizi aralarina almadilar. Dans ederken ne de cok eglendiler bizi de yaslarina ragmen gosterdikleri enerjiyle nasil da eglendirdiler. Kocaman bir masallah onlara… Tamam bu memleketin danslari biraz agir dolayisiyla her yasa hitap ediyor ama yine de dansin bu yas ortalamasina sahip bir grup tarafindan hala icra ediliyor olmasi da insani sevindiriyor.  Zaten ben Turkiye'de horon ceken dedeleri, semah donen teyzeleri, zeybek dokturen amcalari gorunce de onlari izlemekten aldigim keyif bazen gencleri izlemekten aldigim keyiften daha bile fazla oluyor. Bence onlarin adimlarindaki dogallik, vucut duruslarinin danslarina ekledigi anlamlar dansin sadece enerjik adimlarin bir araya gelmesi olmadigini bir kez daha kanitliyor. Dans bambaska bir sey. Ah benim icin dansin anlamini yazabilsem, ah benim icin dansin anlamini anlatabilsem. Bir dakika ben simdi hafta sonunu anlatacaktim degil mi :) Iste beni boyle dusunduren o sevimli dans eden teyzeler ve amcalar. En bastaki yuzu surekli gulen cift Uruniko ve benim favorimiz :)


Gunesli cumartesiden sonra pazar sabahimiz bizi degirmenlere goturecek vapur seferlerinin iptal edilmesi nedeniyle husranla baslasa da ne gam. O vapur olmazsa bu vapur olur dedik biz de liman turuna gidiverdik. Bu, dort yil sonra burnumuzun ucundaki limana bizim de ilk ziyaretimizdi. Rotterdam limani Avrupanin en buyuk limani. 2004 yilina kadar dunyanin en buyuk limani da olan Rotterdam limani o tarihten itibaren Singapur ve Shangaydan sonra dunyanin 3. en  buyuk limani olarak kabul ediliyor.Liman turu beylerin vay be nidalarina ve liman hakkindaki konusmalarina bizim etrafta yasananlara yorumlarimizin eklendigi bir gezi olarak tamamlandi. Tamam her ayrintiyla ilgilenmemis olabilirim/z ama genel olarak cok etkilendigimi soyleyebilirim. Burnumuzun ucunda bambaska bir dunya varmis meger. O dunya konteynerlarla, kocaman gemilerle, tersanelerle kapliymis. O dunyadan milyonlarca konteyner dunyanin dort bir yanina gidip geliyormus. Etkileyici kesinlikle etkileyici ve bir kanit daha dunyanin bizim kucuk hayatlarimizdan ibaret olmadigina dair.

Rotterdam gunesi hava tahminlerini yalan cikarip bize gulumsemeye baslayinca kapali mekan turlarini sokak yuruyuslerine cevirmek farz oldu. Ben Rotterdamin sokaklarini bugune kadar elbette cok gezdim. Ama hic surekli hickirarak gezmemistim. Benim icin baya degisik bir deneyim oldu. Bir insan 6 saate yakin bir sure hickirabiliyormus artik biliyoruz J Bir de eger ki kari koca ortak soylenen keklerin hepsinden tadabilmek istiyorsan konusmayip kek yemen gerekiyormus yoksa sen tadina bakmadan kekler bitebiliyormus; onu da artik biliyoruz J

Yuruken, gulerken bir haftasonu daha boyle bitti. Yine gelin sevgili arkadaslarimiz. Bir de soylemeden gecemeyecegim ah su Rotterdam Frankfurt arasi 1-2 saat olsa biz daha nasil eglenecegiz J

8 Nisan 2011 Cuma

Hollandaca

Biz Hollandada yasamaya baslayali yaklasik dort sene oldu. Benim kurabildigim Hollandaca cumle sayisi ise bu 4 senede 4u azcik gecebildi. Dil ogrenmeye yetenegi olan bir insan degilim zaten ama bu ulkedeki yaygin ingilizce kullanimi da beni tembellestirdikce tembellestirdi. Hatta ilk yilin sonlarina dogru babamla aramizda soyle bir konusma gecmisti.
          -         Kizim Hollandaca nasil gidiyor?
          -         Ogrenemiyorum baba ya
          -         Niye ogrenemiyorsun?
          -         Ofiste herkes ingilizce konusuyor
          -         E bir tek ofise mi gidiyorsun sen hic sokaga cikmiyor musun?
          -         Sokaktada cogu insan hollandaca bilmedigimi soyleyince ingilizce konusuyor
          -         Kizim bakkala manava da mi gitmiyorsun. Ingilizce konusmayan hic kimseyi gormuyor musun?
          -         Goruyorum da baba ama Ingilizce konusmayanlar da zaten Turkce konusuyor.

Babam benim anormalliklerime aliskin oldugundan guldu gecti. Yok gecmedi baya guldu aslinda. Ama bu hal tam da benim Hollandaca ogrenememe sebebimi acikliyordu. Turkce ve Ingilizce bu dort sene de bana yetti de artti bile.

Gecen sene heves edip bir kursa gideyim dedim. Kurs Sali aksamlari 3 saat. Kurstakilerin cogu benim gibi calisanlar oldugundan 3 ayin sonunda kurs hocamizin ingilizcesinde goze carpan bir gelisme goruldu. Benim hatta bizim hollandacalar oldugu yerde kaldi.

Tamam kabul ediyorum benim de sucum coktu. Mesela hayatimda ilk defa bu kurs sirasinda tembel ogrenci oldum ben. Odevlerimi hep son aksama biraktim, hatta Ozan’i kandirip bir kismini ona yaptirdim J Hatta odev yapmadan sinifa girip bana gelecek soruyu tahmin edip sadece onu cevaplayarak dersleri atlatmak icin ugrastim. Hani parmakla sayarsiniz ya 5. soru bana gelecek 7. soru bana gelecek diye aynen oyle J

Bu yasima kadar tembel ogrenci olmanin cok stresli oldugunu dusunurdum hep caliskan olmak daha kolay derdim. Yalanmis. Ne var; tamam hangi soru sana gelecek bakiyorsun bazen yanlis cevap veriyorsun ama dersten cikinca stres bitiyor J Laf aramizda 20li yaslarimin sonunda tembelligi pek sevdim. Her nasil olduysa kursun sonundaki sinavi da gactim gecmesine de hala Hollandacam ayni kotu noktadaydi.

Ne girdigimiz toplantilarda arasira yapilan Hollandaca sohbetler, ne tren istasyonunda yapilan anonslari anlamadigim zamanlar, ne eve gelen mektuplari okuyamadigim anlar Hollandaca bilmiyorum diye hayiflanmama sebep oldu bugune kadar. Anlamadigim noktada birine ingilizce sorup yardim aldim bitti. Hollandaca bilmemekten hic rahatsiz olmadan yasadim gittim. Taaa ki dun aksam trende bana "Haallooo" diyen ve benimle konusmaya Hollandaca devam eden yakisikliyla karsilasana kadar.

Is yerinden eve donmek uzere bindim trene. Aldim elime kitabimi yola koyuldum. Sadece 1 durak sonra yaninda kendinden baya yaslica bir hanimla sari kafali mavi gozlu bir yakisikli bindi trene. Benim yanimdaki, koridorun diger tarafindaki koltuklara oturdu. Ayaklarini uzatti. Soyle bir yerlesti. Ve belinden egilerek goz hizama girip hatta onu gordugumden emin olmak icin el sallayip "Haallllooooo" dedi bana. O egilmis haliyle, sari kafasiyla ve cikardigi komik sesle dunyanin en komik yakisiklilarindan biriydi. Ve ben de "Halllooo" diyince ona konusmaya devam etti ama ne yazik ki Hollandaca.

Eminim sadece 3-4 yaslarinda olmasa ingilizce de konusabilirdi benimle ama napsin henuz o kisimlara gelememisti muhtemelen. Kucuk enerji topu yakisikli ben ona cevap vermeyip sadece gulunce el sallayip Halllooo demeye devam etti bana. Ama bu seferki Hallolar "Ssttt duyuyor musun sana soyluyorum" manasina geliyordu; ses tonundan anladim kadariyla J

Yanindaki yasli hanim yani tahminen anneannesi benim sadece ingilizce konustugumu soyleyince sasirip cok sasirip bana dondu ve “Äaaaaa” dedi. Iste 4 yil sonunda o an ben Hollandaca bilmedigime ilk kez hayiflandim. Is icin konustugum onca insan, komsular arkadaslar hic birinin “demek Dutch bilmiyorsun” demesi onemli olmadi da o 4 yasindaki sari kafali yakisiklinin “Aaaaa” demesi beni utandirdi J

Takmadi bunu cok ama, konusmaya devam etti. Yerinde duramadigindan koltuklar arasinda dolandi durdu bana bir seyler anlatti, anlamadim. Hayatimda gordugum en hareketli cocuklardan biriydi. Hatta bir ara karsilikli koltuklarin arasinda elleri bir koltukta, ayaklari digerinde yaylandi durdu. Zaten boyu da koltuk arasi kadar oldugundan bu oyundan pek keyif aldi. Hatta aldigi keyfi benimle daha da heyecanli konusarak paylasti ama anlamadim.  

Sonra tren son istasyona vardi. O ziplayarak trenden inmek uzere ilerlerken (evet yurumuyor zipliyordu J) son kez el salladi bana. Bu kez “bay bay” dedi. Ben de ona bay bay dedim. Ve o sari kafa uzaklasirken arkasindan baktim. 4 yil sonra ilk kez sunu dusundum "Keske Hollandaca bilseydim"…

PS: 3 seneye kalmaz ingilizce ogrenir kesin :P O zaman konusuruz :)

6 Nisan 2011 Çarşamba

Yazasim bile yok

Bu ara üstümde garip bir hal var. Her şeyden bunalıveriyorum. Büyük bir hevesle yapmayı beklediğim şeyler bile bazen 15 dakika içinde bana sıkıntı vermeye başlıyor. Çalışmak kısmından bahsetmiyorum bile... Ama yürümek, televizyon izlemek, film izlemek hatta oyun oynamak bile bazen hatta çoğu zaman oyalanmama yeterli olmuyor. Deniyorum farklı şeyler yapmayı, deniyorum farklı müzikler dinlemeyi, deniyorum farklı kitaplar okumayı ama olmuyor. Ne yapsam bu dikkat dağınıklığı ve hatta bıkkınlık ve sıkkınlık halinden kurtulamıyorum bu ara. 


Sanırım bahara çok anlam yükledim ben bu sene. Sandım ki o geldi mi tüm kasvet bitecek. Güneş açtı mı benim de içim aydınlık olacak. Üstümüzdeki kalın montlarla birlikte o manasız hoşnutsuzluk hali de dolaplara kalkacak. Kalkmadı bu sene. En azından tamamıyla kalkmadı bu sene. Gerci bahar da geldi mi gelmedi mi belli degil bu sene. Gunes bir var bir yok, hava bir soguk bir sicak. Anlamadim geldi mi bahar, gelecek mi, yoksa coktan bitti mi.

Ha bahar belirsizligi disinda sıkılacak bir şey var mı? Allah için yok. Hersey oyle ya da boyle yolunda. Geziyorum, işe gidip geliyorum, arkadaşlarımı olabildiğince görüyorum. Daha ne ister ki insan hayatta. Ama oluyor işte böyle dönemler. İnsan olduğu yere sığamıyor, yaptığı işi bitirmek istemiyor dahası ne yapmak istediğini neyle oyalanacağını bilemiyor. 

Laf aramızda bu az çalışma hali sanırım pek yaramadı bana. Yıllarca gece gündüz demeden çalıştıktan sonra önce boş zamanda ne yapılır bilemedi bu beden ve beyin. Sonra aa tamam bunları deneyim diye sarıldım bir iki şeye. Oyalandım da biraz ama sanırım onlar da vaktimi geçirmek için yetmedi. Ve işte karşınıza her şeyden sıkılan Gülçin olarak çıkıverdim bir anda. Bir anda değil aslında adım adım belliydi bu gidişat sürpriz değil yani. En azından bana surpriz degil :)

O kadar herşeyden sıkılır haldeyim ki hiç bir şeyi tek başına yapamıyorum. Televizyon izlerken oyun oynuyorum ya da yemek yaparken şarkı söyleyip dans ediyorum. Ya da kitap okurken ona buna aklımın kaymasına engel olamıyorum. Zaten çocukluğumdan beri bir zamanda bir iş yapmışlığım yoktur benim, ders çalışırken bile ya televizyon açardım ya müzik. Okul dönemi illa dansa da giderdim, hatta ders dinlerken adim calisirdim bir yandan. Ders aralarinda da oradan oraya koşardım.  Ama bu kadarı bana bile fazla.

Huysuz, huzursuz, sevimsiz bir şey oldum çıktım bugünlerde. Maillerimi de geri getiremediler zaten. Adima lale adayan falan da yok :P Gunes de bir geliyor bir gidiyor. Aman ya ben bugün yazı bile yazmak istemiyorum o kadar yani. Yazmadığım halim de buysa :P

PS: Gerçekten yukaridaki resimdeki kıza benzeyen yanlarim var bu ara. Herşeyden bir parça etrafımda :) Iki uc kitap ayni andan basucumda. Sıkıldıkça etrafı dağıtıyorum sonra bir de dağınıklıktan da sıkılıyorum :) Oldu aferin boyle devam edeyim :)

Ya da eski neseli yazilara bakip biraz neseleneyim :) Hatta cok sevdigim bir karikaturu de buraya ekleyeyim. Zira bu aralar cok beni anlatiyor kendisi :) Ama bir farkla ben calismamaktan da sıkılıyorum :) Halbuki bak Garfielda seviyor yaptigi seyi :)


PS2: Koydugu nota bile karikatur ekleyip yazasim yok diyen de bir ben varimdir heralde :) Ama iste tek bir konuda yazmaktan bile sıkıldıgımın kanitidir bu. Kafam nasil daginiksa :)

Gonja...

Gecen yil bu zamanlardi. lale bahcesi O'nunla tanisti. Oyle cok lale vardi ki bahcede nereye baksa laleydi, nereye donse bir cicek kokusu. Nereye gitse renkliydi yollar, nereye varsa baska bir lale dokusu. Lale kokusu sardi dort yanini, lale kokusu susledi onun sen kahkahalarini. 

Isim isim binlerce lale vardi bahcede. Cok ozendi lalelere. Ama daha cok ozendi lalelere ismini verebilenlere. Degil mi ya; onlarin ismine bir lale adanmisti bu dunyada, onlar bir cicegin yapraklarinda olumsuzlesmisti. Koca bir bahcenin icinde dolandi dolandi. Lalelerin isimlerinde aslinda hep kendi ismini aradi. Ama ne yazik ki onun ismine bir tane bile lale yoktu. 

E ama nereden bilsindi Hollanda halki onun guzelligini? E ama nereden tanisindi Hollanda halki onu da, onun adina bir lale uretseydi. Kabullendi bu gercegi ama ara sira ah adima bir lale yok demekten de kendini alamadi. 

Bir yil gecti aradan. Bizim yolumuz onsuz olsa da yine lale bahcesine dustu. Bir de ne gorelim Hollanda halki yaptigi ayibi duzeltmisti ve artik onun adina da bir lale vardi. Ustelik nasil da guzeldi.... ve iste karsinizda lale Gonja :)
Umarim bundan sonrasini da okursun :) 


Tamam kabul ediyoruz saka yaptik. Ama sor bir niye yaptik? Lalelerin arasinda dolanirken dusunduk: Kimlerden almislardi isimlerini acaba?

Onlardan birine ismini vereni cok sever miydi arkadaslari? Ya onun ne zaman baslari sikissa siginacak insan oldugunu dusunurler miydi acaba? 
Guzel bademli pilav yapar miydi o da? Peki ya guzel kuru dolma?
Sarabi sever miydi o da? Ah bir de masaya dokulen sampanyayi elleriyle toplar miydi acaba? 
O da dizi izler miydi? Ya da bir filmi sevdi mi defalarca bikmadan izleyebilir miydi o da?
Peki ya onun da konu arkadaslari olunca sabri sonsuz muydu? Ah o sabri tasip da patlarsa bir gun onun da sinirinin onunde durulmaz miydi acaba?  
O da inatci miydi? Bir konuda iddialasmaya basladi mi nuh deyip peygamber demez miydi o da?

Peki heyecanlaninca yuksek perdeden bir sesle konusup bazen anlattiklarinin arasinda kendisi de kaybolur muydu acaba? 
Ya onun evinin kapisi da herkese ardina kadar acik miydi ki? Misafiri bir gece kalacak olsa da bir yil onun evine yerlesecek olsa da. 
Onun da hayatindan komik haller eksik olmaz miydi? Arkadaslarinin cok sikkin oldugu bir gunu kisacik bir maille bile neselendirebilir miydi o da? 
Onunla da dedikodu yapmasi bu kadar zevkli miydi? Ama yillar sonra bile sir diye sakladiklari oldugunu bilip ona da sonsuz guvenir miydi arkadaslari bir yandan da?

Bilemedik. Cunku onlari tanimiyorduk. Ama seni taniyoruz ve diyoruz ki senin yureginin guzelligini gorseler zaten binlerce lale yaparlardi senin adina. Iste o yuzden dunyanin butun laleleri feda olsun sana Gonja :) Bu da lale bahcesinde isimsiz bir laleydi. Bizim gonlumuzde onun adi artik Gonja :)

31 Mart 2011 Perşembe

Gitti. Puff!!!

Tum 2010 yilina ve 2011in ilk iki ayina ait arsivledigim tum maillerim kayboldu. 
Gitti. Puff!!!... 
Sordugum sorular- aldigim cevaplar 
Gitti Puff!!!...
Bana sorulan sorular - verdigim cevaplar
Gitti. Puff!!!...
Yapilan tartismalar- vardigimiz anlasmalar. 
Gitti. Puff!!...
Koydugum bitirme tarihlerine dair aldigim sozler. 
Gitti. Puff!!!...
Daha neler neler... 
Gitti. Puff!!!

Sebep mi?
Teknik ekibe gore olurmus boyle seyler

Ne mi yapacaklar?
Teknik ekibe gore ne oldugunu bilmiyorlarmis ama kurtarabilirlerse kurtaracaklar

Cok guzel!
Boylece calismak daha da zor oldu!

Bir yandan da bosver!
Ne yapicam ben simdi bilemiyorum ama olsun aksiyon oldu :)

Icimden bir ses sana cok pahaliya malolacak bu kayip diyor ama 
israrla duymuyorummm, duymuyorummm, duymuyorummm :)

Ve yine o icimdeki ses seni teknik ekiple yapilacak uzun konusmalar bekliyor diyor ama 
hadi bakalim hayirlisi diyorum :)

Guluyorum tamam da 
Kurtarsinlar maillerimi ama

Kurtarirlar kurtarirlar degil mi?
Yoksa kendimi mi kandiriyorum?

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails