7 Aralık 2010 Salı

Bir tuhaf oldum…

Sahdim sahbaz oldum yok ben gercekten bir tuhaf oldum...
Sanki beynimde yaptigim-yap(a)madigim, sevdigim-sev(e)medigim seylerin dengesinden soumlu bir tarti vardi…. ama bu aralar o tartinin ayari bozuldu. Daha once hic yap(a)madigim seyleri yapiyor buluyorum kendimi, her zaman yaptigim seyleri beceremiyorum bazen. Yok; cok kotu bir sey degil ama anlamadim ne oldu. Mevsim degisti desem her yil dort kere degisiyor mevsim; bu yil mi etkiledi beni sadece? Bu ara evde yalnizim ondan desem neredeyse duzenli olarak yilda bir kere evde uzun sureligine yalniz da oluyorum sebep bu da olamaz. Isin icinden cikamadim, sebebi bulamadim ama olan oldu ben gercekten bir tuhaf oldum.

Hemen hemen her sabah mutlaka bir bardak sut iciyorum. Hem de koca bir bardak sut. Ben sutu hic sevmem ki. Hatta kucukken sut icmedigimden ama yogurda bayildigimdan aradaki acigi kapatayim diye annem tatli mi istedim yogurt verirdi bana. Dondurma mi istedim kese yogurdu. Sonunda yogurtsuz hic bir sey yemeyen bir yogurt canavari oldum elbet de simdi nasil bir de sut icmeye basladim bir anlasam.

Sutu yalniz birakmak olmaz diye hemen hemen her sabah kahvalti etmeden evden cikmiyorum. Yok zaten tost falan yerdik mutlaka ama bu aralar baya eni konu kahvalti ediyorum. Peynir kizartmasi, omlet hatta bazen yaninda kizarmis ekmek. Filmlerde ise gitmeden sabah kahvalti edenlere nasil uyaniyor bunlar diye saskinlikla bakardim da simdi nasil sabahlari kahvalti etmeye basladim bir anlasam.

Kahvalti hazirlamak icin normalden erken kalmadigimdan ise hergun en az 10 dakika gec kaliyorum. Ben ki iskolik insan, ise erkenden gelip ofisten en son cikan insan ise gec kaliyorum. Arada haftanin bazi gunleri ise gec geldigim oluyordu simdi de gec cikarak vicdanimi rahatlatiyorum da nasil kendi keyfim icin ise duzenli olarak gec gelmeye basladim bir anlasam.

Inanilmaz derece dalginim. Kulakliklarimi 2 kez evet tam 2 kez camasir makinasinda yikadim. Hadi bir kez tamam da iki kez yapar mi bunu insan? Kendime sasiriyorum ama kulakliklarin hala calisiyor olmasina daha cok sasiriyorum. Baya temiz oldular gonul rahatligiyla kullaniyorum diye kendimi avutuyorum da nasil bu kadar dalgin oldum bir anlasam.

Dalginlik bununla bitse. Ise gelirken trende inecegim duragi kacirip 20 dakikalik yolu 50 dakikada gelebildim. Itiraf ediyorum oyun oynuyordum, dalmisim. Hatta 1-2 durak ileriye kadar daldigimi farketmemisim. Ama ben hep ise gelirken oyun oynarim ve inecegim duragi hic kacirmam. Toplantim falan yoktu onemli degil, yeni yerler gormus oldum diye kendimi avuttum da bu kadar dalginlik nereden geldi bir anlasam.

Ya savsakligima ne demeli? Iki gun ust uste 2 eldivenimin tekini kaybettim. Benim malim kiymetlidir dikkat ederim esyalarima normalde. Cok sukur birini geri buldum; oburu de zaten ellerimi cok isitmiyordu diye kendimi avuttuyorum da nereden geldi bu savsaklik bir anlasam.

En guzelini sona sakladim. Evde yalniz oldum mu bilgisayar basindan kalkmazdim ben. Simdi de bilgisayar basinda vakit geciriyorum ama baya baya muzik dinleyip dergi karistiriyorum; elimde cayim sakin sakin baska hicbir sey yapmadan pencereden disarilari izliyorum. Nasil guzel nasil dingin; ne de guzel dinleniyorum da nereden geldi bu degisim bir anlasam.

Olumlu degisimler, olumsuz degisimler… Beyin heralde illa bir denge kuruyor. Degisimlerin bazilarindan oldukca memnunum insallah benimle kalirlar diye dusunuyorum ama bendeki bu hal ne kadar surer bilmem. Muhtemelen eskiye donusum yakindir da sahdim sahbaz oldum yok ben gercekten bir tuhaf oldum. Ah bana neler oldugunu bir anlasam J

3 Aralık 2010 Cuma

Yok ben bu kisa hazir degilim!


Yine kis geldi. Soguguyla, kariyla, cilesiyle. Sanki hic bitmemisti ki kis; daha dun yerlerde karlar vardi, daha dun trenler calismadigindan yollarda kalmistik, daha dun kar yollari kapattigindan gunlerce evden cikamamistik. Ne cabuk gecti yaz?

Yok ben bu kisa hazir degilim! Gozlerimi kapadigimda burnumda hala iyot kokusu, aklimda yaz gunleri, damagimda hala Sevki’nin kumrularinin, sakizli dondurmanin tadi. Daha doyamadim ki ben yaza… 

Yok ben bu kisa hazir degilim! Aklimda hala gidilecek yeni yerlerin plani, gozumun onunde kolsuz elbiselerin renk renk desenleri ve kulaklarimda yaz sarkilarinin ezgileri… Daha hic doyamadim ki ben yaza…

Yok ben bu kisa hazir degilim! Tirnaklarimda hala yaz rengi diye aldigimiz kirmizi ojeler, dolabimda kaldirmaya kiyamadigim yazlik kiyafetler, yuzumde sanki denizden gelen guzel esintinin serinligi. Daha hic ama hic  doyamadim ki ben yaza...

Yok ben bu kisa hazir degilim! 

Derken…
  Offf dedi icimden bir sesKendine gel! Ne yapalim yani? Dunyayla konusup “Senin bu egim olmamis be Dunyacim. Azcik su yana donsen kuzey yarim kure de nasiplense gunesten” mi diyelim? Diyelim kabul etmedi. Gunes’e mi gidelim o zaman? “Bak bu edepsiz Dunya beni dinlemedi. Yap bir guzellik isitiver su kuzey yarim kureyi!” mi diyelim?
Ben aklima gelenler komik diye gulumsemeye baslamistim halbuki. Yok birden daha da ciddilesti:
Futursuzca tuketip aman ne olacak kuresel isinma da neymis diyenleri, agac mi dediniz e kesilebiliyor ya onlar diye dusunenleri, deniz ucsuz bucaksiz benim attigim suncacik seyle mi kirlenecek diyenleri bulup islah etmedikten sonra Dunya napsin size, Gunes ne yapsin? 
Sonra bir de ekledi:
Artik kis bu! Kabul et kis geldi! 
Hakliydi... Kendime geldim. Kislarin bu kadar soguk olmadigi o eski yillari dusundum. Kisi aslinda sevdigimi, kisin cilesiyle degil kardan adami, soba ustundeki kestaneleri, pencere onunde icilen sicak ihlamurlari, battaniye altinda izlenen filmleriyle yani guzellikleriyle aklimda yer ettigini hatirladim. Dunyayi bu hale getirenlerden yeniden nefret ettim. Onlara engel olamadigimiz icin hatta bu yikima katkida bulundugumuz icin kendime cok kizdim. Kendimce dunyadan bir kez daha ozur diledim. Bir de kabul da ettim: Kis geldi! hem de ne olursa olsun yasatacagi guzellikleriyle geldi!

Kazaklarim, botlarim, renk renk kaskollarim (annem sagolsun!), filmlerim, kitaplarim, cesit cesit caylarim ve umarim benimle kalacak olan icimdeki nese; biz kisa haziriz! Hele Ozan gelince kis nsesesi yaratmak icin tam kadro sahadayiz. Hadi bakalim sevgili kis yap kisligini. Ben de yapayim…. Neyse bu tur deyimleri Goncama birakmakta fayda var. Ben diyeyim ki ben de yapayim guzel anilarla suslu bir kis yaratmak icin elimden geldigince Gulcinligimi…
     * Resimler gecen kistan... 

PS: Internette dolanirken karsilastim bu animasyonla kisa ama bence bazi seyleri cok guzel ozetlemis. Ben cok sevdim; belki siz de seversiniz.
http://www.youtube.com/watch?v=bHUnzPEy-nA

28 Kasım 2010 Pazar

Cok guzel bir hafta sonu: Frankfurt - Ekim 2010

Gezilerden sonra kendime cok notlar yazdim, sehirlere de ve Ozan’a da. Haftasonu Fraknfurt’taydik ve ben bu kez bize harika bir 2 gun yasatan arkadaslarima notlar yazmak istedim yani U&U’a. Misafirlerini pardon arkadaslarini ne kadar mutlu ettiklerini bilsinler diye ha bir de yine boyle guzel bir hafta sonu yasamak icin onlar da heves etsinler de bize gelsinler diye…

Iki gunde ne mi yapilir? Harika sohbetlerle gecen iki aksam, tabanlarimiz agriyana kadar yapilan sehir gezileri, gulmekten yorulacak kadar eglenilen bir film ve oyun seansi, kiliseler ve kucuk satolar arasinda cok guzel kocaman bir park icinde yapilan uzun ve guzel yuruyusler bizim yapabildiklerimizden sadece bir kismiydi. Bu guzel haftasonunu unutulmaz yapacak anilari yaratmak hepimizden… Anilarimizi elimden geldigince yazmak benden… Ve fotograflarla bu anilari unutulmaz kilmak sevgili Urun’den… (Gittikce cektigi fotograflar daha mi guzel oluyor ne :))

Sevgili U&U,

Bu harika hafta sonu icin cok tesekkurler. Bizim Urun'le uzun zamandir hayal ettigimiz bir sey, dordumuz birlikte bir haftasonunu gecirmek, bu hafta sonu gercek oldu. Bize gore ne de guzel oldu… Zaten biliyorduk birlikte olmakti onemli olan. Doya doya sohbet etmek, gulmek, eglenmekti. Sayenizde tum bunlar harika bir sehir gezisiyle suslendi. Akillarimizda Frankfurt gezisi cok eglendigimiz, ayni zamanda cok da gezdigimiz harika bir hafta sonu olarak yerini aldi.

Sayenizde Frankfurt gezimizde super bir luks yasadik. Ne de olsa siz rotayi bizim icin ciziyordunuz ya; nereye ne zaman gidecegimizi hic dusunmeden biz sadece gezinin keyfini cikardik. Caddelerden muzelere, kiliselerden parklara, nehir kenarlarindan gol kenarlarina uzanan bir rotada yeni bir sehri tanimanin zevkine sizinle olmanin keyfini de katinca biz en sade haliyle anlatmak istersek; MUTLU olduk…


Ogrendik ki; Frankfurtta gokdelenlerin oldugu kisim Kucuk Newyork olarak adlandiriliyormus. Gokdelenler bulutlarin arasina uzanirken izlemesi guzelmis, keyfini cikardik. Sehrin ortasinda kurabiye evler Muller meydaninda bizi bekliyormus sevindik… Nehir kiyisinda ordekler, kugular ve guvercinler dolanip dururmus biz de keyifle izledik… Sehrin muzeleri bilmediklerimizle doluymus ogrendik…

Frankfurt Tarih muzesinde sehrin 2. dunya savasindan onceki hali ile sonraki halini gosteren resimleri ve maketleri incelerken ne buyuk bir savasin yasandigini, gokyuzunden yagan bombalarin insanlarin hayatini ne kadar dramatik bir sekilde degistirdigini yeniden gorduk… Yine ayni muzede Frankfurt’un gecmisinden bugunune uzun bir yolculuk yaptik kullanilmis esyalarin rehberliginde. Bazen, belki de mutlu bir Alman ailesinin yemeklerinin pistigi bir mutfagin penceresinden 1930larin Frakfurtunu izledik. Bazen, Nazi subaylarinin oldurdugu genc bir subayin dugun fotograflarindan 1940larin Frankfurtunu. 1960larda Almanya’ya gelen ilk Turk iscilerin bavullari vardi bir kisminda muzenin ve kaldiklari yerleri gosteren resimler. Iste orada 1960larda degil de 2000lerde Avrupa’ya gelenler arasinda olarak ne kadar sansli oldugumuzu dusunduk.

Sehir turumuza unlu yazar Gothe’nin evinin ziyaretini de eklediginiz icin ayrica tesekkurler. Gothe’nin hayatina dahil oluverdik bir kac saatligine. Ailesiyle birlikte yasadigi, tahminimce zamaninin en ihtisamli yapilarindan birinin en ust katinda, guzel bir sokaga bakan odasinda yazmis Gothe Faustu. Muhtemelen pencere kenarindaki calisma masasinda soyadlarinin basharfi ile suslenmis ince porselen fincanlardan cay icerken tuylu kalemini batirmis divite. Orjinallerini gorme sansini yakaladigimiz o guzel el yazisiyla duz sayfalari Faustun satirlariyla doldurmus. Buyuk ihtimalle bahcesinde siirlerine bile ilham olan bir Ginkgo Biloba agaci varmis. O guzel evde istedigi zaman yazmis, istedigi zaman cizmis. Edebiyatin buyuk isimleri arasinda yerini almis… Bu geziden sonra sanirim Ozan’in akli 4000den fazla kitabin yeraldigi Gothenin calisma odasinin yanindaki kutuphanede kaldi. Bense o cagda insanlarin hayatlarini kolaylastirmak icin kullandiklari aletleri dusunuyorum hala. Belki de Almanyanin ilk kalorifer sistemini gorduk biz degil mi? Ya da belki de ilk utusunu?

Biz daha once hic duymamistik Bad Homburg sehrinin ismini. Hafif soguk ama gunesli guzel bir Pazar gununun sonunda biliyoruz ki cok guzel bir park ve onu susleyen kucuk satolarin ev sahibi. Hatta hayatimizda gordugumuz en zengin ic dekorasyona sahip; sedef mozaikler ve mermerle kapli bir kilisenin de ev sahibi. Hatta hayatimizda gordugumuz en buyuk agaclardan biri de bu sehirde yasiyor. Parktaki yasli Alman amca bana ne demisti: Bu bitki asla evimizde yetistirmek icin uygun degil. Kibarlik etmek icin guldum ama dusununce hakli adamcagiz :)

Bu yasli amca durup bana saka bile yapabiliyorken parktaki yasli teyzelerin acelesi neydi diye dusunmeden edemiyorum. Pardosuleri, hafif makyajlari, ellerinde cantalari ile oyle tatli gorunuyorlardi ki keske aceleleri olmasaydi da onlari biraz daha izleyebilseydik. Ne dersin Urunum o yasimiza geldigimizde biz herhangi bir ulkenin parkinda yine yanyana olur muyuz? Ellerimizde cantalarimiz Goncam ve Caglamla cay icmek uzere bir kafeye dogru kosturur muyuz? Arkamizda eslerimiz snooker izlemek uzere yavas yavas baska bir cafeye giderken biz donup onlara el sallayip agaclarin arasinda kaybolur muyuz?

Simdiden o zamanlari tahmin etmek zor. O vakit ne olacak kim nerede olacak bilemiyoruz. Ama sohbet ederek, film izleyerek, oyun oynayarak gecirdigimiz guzel Frankfurt aksaminin sonunda artik biliyoruz ki: son “Robin Hood” filimde Andy Garcia kesinlikle oynamiyormus, Kanarya adalarindan gelen sarabin tadina doyum olmuyormus ve araba yarislarinda Gulcin “Farkli” bir bakis acisiyla rakip tanimiyormus. Tamam belki yarisi kabul edilen kurallara gore birinci bitiremedim ama araba yarislarinda ters yone giden ve durmaksizin kaza yaparak en fazla rakip arabayi hasarli duruma getiren kisinin galip sayilmayacagini kim iddia edebilir ki? Ayrica kendi etrafinda en fazla spin atabilen yarismacinin da bence bir teselli odulu almasi faydali olabilir. Ama yine de arkadaslarim bu harika performansimin dordumuzun izledigi bir efsane olarak kalmasini tercih ettigimi belirtmek isterim. Merakli seyirciler inanin bana bir sure daha bundan mahrum yasayabilir :)

Yasadigimiz, yasattiginiz her sey icin cok tesekkurler… Buraya yazamadigim daha pek cok guzel sey var hatirda kalan bu hafasonundan. Bak yazamadan edemeyeceklerimden bazilari da simdi aklima geldi; ne guzeldi o lor tatlisi, harika aksam yemekleri ve illa ki ev yapimi tiramisu… En kisa zamanda yeniden gorusmek uzere bu kez Rotterdamda. Malum planladigimiz yapmamiz gereken onca sey var daha.

Sevgiler….

Not: Ve Ozan’in Frakfurt gezimiz hakkindaki yorumu: Hersey ne guzeldi Gulcin ne cok eglendik ama bir de Bizon kafasi alsaydik :P (la havle :))

Merakli Gulcince Frankfurt hakkinda Soru-cevap

Elimde degil merak ediyorum :)
1. Frankfurt hakkinda genel olarak neleri ogrenebildim?
Almanya’nin batisinda gorece Hollandaya yakin bir bolgede yeralan Frankfurt Almanya’nin 5. Buyuk sehri. Sehirde yasayan 670.000 kisinin 170.000 yabanci. Sehrin asil adi Frankfurt Main. Yani Main nehrinin yanindaki Frakfurt. Zira baska bir nehrin yaninda yine bir Frakfurt sehri var ve o da Frankfurt olarak biliniyor. Bizce ayri isimler verseler iyiymis ama vardir bir sebebi. Acikcasi cok merak etmedim arastirmadim :)

Sehir tum Almanya'nin finans ve bankacilik merkezi olarak kabul ediliyor ve pek cok bankanin merkez ofislerine ev sahipligi yapiyor. Bu nedenle sehir mekezinde yasayan nufusun buyuk cogunlugu calismak uzere gelmis profosyoneller.

Ikinci dunya savasindan sonra neredeyse tamamen yikilmis olan sehir pek cok avrupa sehrinde oldugu gibi savastan sonra yeniden yapilaniyor ve eski ile yeni mimariyi birlikte yasatmaya calisiyor.

Frankfurt ayni zamanda fuarlar merkezi olarak da biliniyor. Sehir her yil kitap, plastik, tekstil, makina parcalari gibi genis yelpazede urunlerin fuarlarina ev sahipligi yapiyor.

2. Gingko Biloba nedir?
Dunyanin en eski bitkisi olarak kabul edilen hatta "Yasayan Fosil" olarak adlandirilan bir agac. Turkiyede "Fil kulakli agac" olarak da bilinmekteymis. Ben hayatimda ilk defa duydum kendisini. Hayir dunyadaki tum bitkileri bilmiyorum elbette ama dunyanin en eski bitkisi olunca derslerde falan gormus muyuzdur acaba dedim ama kesinlikle hatirlamiyorum boyle bir bitkiyi.

Gothe’nin en sevdigi agac olarak gezdigimiz muzede anlatilinca merakimi cezbetti kendisi. Oylesine severmis ki Gothe bu agacin ozellikle yapraklarini, onlari konu alan bir siir bile yazmis. Gothe fil kulagi seklinde olan bu yapraklari samimi dostlugun bir sembolu olarak nitelendirmis.
Internette elbette bu agac hakkindada pek cok bilgi bulmak mumkun. Gulcince en dikkat cekici bilgiler ise asagida:
           - Cok uzun omurlu bir bitkiymis ve dunya yuzeyinde 1500 yasinda olan Gingko agaclari varmis
          - Uzun omrunu hastaliklara karsi cok direncli olmasina borcluymus. Hatta 2. Dunya savasi sirasinda atom bombalarinin hedefi olan bolgelerin cok yakininda hala yasayan gingko agaclari oldugundan atom bombasindan bile etkilenmedigine inanilmaktaymis.
          - Dikkat arttirici, hafiza guclendirici etkileri varmis. (belki de Gothe bu yuzden seviyordur kendisini). Alzheimer tedavisinde kullanimina dair calismalar devam etmekteymis.
          - Meyveleri az miktarda yenildiginde zehirli olmasa da cok yenildiginde zehirli olabiliyormus Ozan gordugumuz hemn hemen her bitkinin meyvesini tatmadan duramadigindan biliyoruz ki meyvesinden alinan cok ufak bir isirik zehirli degil ama cok yenilirse zehir etkisi yaratabiliyormus. O zaman tam azi karar cogu zarar! ve kullanimini ilac sektorune birakmak daha akillica.
          - Uzun omrunden dolayi Cin ve Japonya da tapinak ve mabetlerin bahcelerine dikilirmis.
Simdi etrafima baktigimda oyle cok Gingko agaci goruyorum ki! Meger ne kadar yaygin bir agacmis da ben bilmiyormusum.

3. Gothe hakkinda neler ogrendim?
Alman edebiyatinin en onemli temsilcilerinden biri. Benim aklimda yer eden Alman yazarlarin sayisi o kadar az ki. Ama yine de Alman edebiyati diyince, Gothe ilk aklima gelen isim. 1749 da Frankfurtta bizim gezdigimiz evde, gezdigimiz odalarin birinde doguyor Gothe. Zengin bir ailenin cocugu oldugundan rahat bir hayat suruyor ve iyi bir egitim aliyor. Acikcasi yasadiklari evi gorunce ne kadar zengin olduklarini ve ne denli rahat bir hayat yasamis olabileceklerini anlamak mumkun. Aslen hukuk egitimi almasina ve hukuk alaninda doktora dahi yapmis olmasina ragmen hayatini edebiyata adiyor. Hayatini adadigi yolda oyle basarili oluyor ki 83 yasinda hayata gozlerini kapadiginda Alman hatta Dunya edebiyatinin en onemli isimleri arasinda yerini almis durumda oluyor. Sanirim vaktim oldugunda daha fazla okumaya calisacagim Gothe'nin hayatina dair yazilari.


4. Faust hakkinda neler ogrendim?
Faust Gothe’nin en onemli eseri. Hatta okudugum pek cok kaynaga gore Alman edebiyatinin da en onemli eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Gothe’nin Faustu yazmasi neredeyse hayatinin 50 yilini aliyor. 50 yil… 50 yillik emegin urunu olan bu eserin bunca ovguyu almasi elbette dogal. Genclik yillarinda yazmaya basladigi eserini hayatinin son yilinda tamamliyor Gothe. Belki de oylesine mukemmelliyetci ki "iste bu son halidir" demeye ici el vermiyor hicbir zaman.

Kitap hakkinda pek cok ayrintili bilgiyi elbette internette bulmak mumkun ama kitap tanitimlarindan benim aklimda kalanlar ozetle su: “ Faust yani Latincede mutluluk olarak adlandirilmis olsa da hayatinda mutlulugu asla bulamamis bir adami anlatir bu kitap. O adam ki bilim ugruna butun hayatini harcamistir, bilim ugruna dunyada ona zevk verecek herseyden kacmistir. Mutlulugu hayatin anlamini bilimde aramistir. Ulasamaz istediklerine ve ruhunu seytana satar. Iste Faust bu ugurda yasanan tum ikilemleri, verilen cabayi ve umut ile umutsuzlik arasinda sikismis bir ruhu anlatir. KItabi okumadim o nedenle bu sadece tanitimlardan aklimda kalanlar. Okursam bir gun kitabi kendi dusuncelerimi de yazarim umarim.

Daha merak ettigim pek cok sey var Frankfurt hakkinda ama bu aralar isler yogun ya bu kadarini arastirabildim gerisi baska bir ziyarete diyerek yeniden gitmek icin bahane mi yaratsam acaba :)

27 Kasım 2010 Cumartesi

Mimlendim

Ne oldu biliyor musunuz? Mimlendim! Benim gibi "Nedir o ki?" diyeniniz varsa yalniz degilsiniz! Benim de ne oldugunu anlamam baya bir zaman aldi ama artik biliyorum. Blog dilinde mimlenmek demek bir blogger arkadasin tarafindan “Hadi bakalim sen de yaz bu konuda neler doktureceksin gorelim” demekmis. Bir nevi Elim Sende… Sevgili Deli Anne de bana Elim Sende demis…

Bu bir soru-cevap mimiymis efendim. Boyle mimlerde ayni sorular baska baska bloggerlar tarafindan cevaplaniyormus. Tipki Deli Anne gibi ben de mimin icerigini gorunce okul yillarina gittim ve anket defterlerimizi hatirladim. Ne onemliydi kime ne sirayla verildigi o defterlerin. Bizim okulda okul magazin aleminin temeli bu anket defterlerinin dolasma sirasina bagliydi diyebilirim. Hey gidi gunler! Bir de guzellik yarismalarini hatirlatti bana sorular. O kalip guzellik kavraminin icinde “kulturlu” de olmasi gereken yarismacilarin hazirladiklari cevaplari vermek icin cirpinislari hep uzmustur beni. Gerci neresinden tutsan elinde kalir bu yarismalar o yuzden bu konuya girmeyeyim ben. Hatta baska hic bir sey yazmasam da sadece “Soru- cevap” mimindeki sorulari cevaplasam en guzeli olacak. Bilmem boyle olur mu bu mim isi ama uzun yaziyorum ya ben o yuzden sorularin bazilarini sectim onlari cevapladim ! Boyle olmuyorsa da artik hosgorun, ilk mimim olusuna verin :) Iste Gulcince ilk mim...

En sevdiğiniz kelime:
Kavusmak… Nerede olursam olayim sevdiklerimin bir kismindan ayriyim ben. O yuzden kelime olarak da anlam olarak da en cok kavusmayi seviyorum … Sevdiklerime kavusmayi seviyorum, o hic bitmeyen ama alistigim ozlemek hissini azaltmayi. Bir daha onlari ozlemeye baslayincaya kadar sevgilerine bogulmayi. Hayallerime kavusmayi seviyorum, o hic vazgecmedigim kurguladigim gerceklerime yaklasmayi. Gercek olabileceklerini gorup yeniden yeni hayaller kurabilecek kadar umut dolmayi… Nereye koyarsan koy yakisiyor bu kavusmak kelimesi bence. Ben o yuzden en cok bu kelimeyi seviyorum…

En sevdiğiniz ses:
Dalga sesi… Dinlenmenin, sakinlesmenin, huzurla dolmanin bir karsiligi benim icin dalga sesi. Bir de yapmaya mecbur oldugumuz herseyden uzaklasmanin. Gunes tepeden inmeye baslayinca uzanacaksin kumlara. Elinde satirlarinin arasinda kaybolabildigin bir kitap olacak. O guzel iyot kokusu gelirken burnuna icin geciverecek birden. Kitabin dusecek gogsune; sen gozlerin kapali dalga seslerini dinleyerek kisacik uyuyacaksin. Uyanman da yine dalga sesinden olacak. Dinleneceksin, sakinleseceksin, huzurla dolacaksin…(Yok var sende bir ehl-i keyiflik!)

Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
Kucuklugumden beri bakkal olmak istemezdim ben. Cadde ustunde evimize yakin bir bakkal vardi. Cadde ustunde olmasina ragmen kasvetli ve karanlikti. Hersey hep ayni yerde dururdu o bakkalda. Kasanin tam karsisinda kucuk bir televizyon da vardi. O bakkalda calisan iki akrabanin muhtemelen hayatlarinin cogu o dukkanda gecerdi. Cok gitmezdim o bakkala; daha yakin ustelik piril piril, yasli bir amcanin islettigi baska bir bakkal vardi onu severdim ben. Ha yolum dustuyse de o kasvetli olan bakkala ne aldiysam hemen parasini odeyip cikmak isterdim oradan. Oylesine bunaltirdi ki o dukkan beni bu soru bana her soruldugunda bakkal olmak istemezdim diyorum hala. Halbuki harika bakkal dukkanlari da var aynen o yasli amcamin dukkani gibi. Hatta simdiki aklimla insana bu kadar yakin bir meslek cazip bile gelebilir ama yine de o dukkan aklimda. Yazarken bile bana verdigi kasvet icimde.

Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz?
Burnumu oynattigimda istedigim herseyi yapabilecek olsaydim… Tatli cadi gibi bir burnumu oynatsaydim isyerinde yapmam gereken butun isler bitiverseydi. Bir kez daha burnumu oytnattim mi evde yemekler sahane bir sofra esliginde hazir olsaydi. Bir kez daha camasir, utu, ev duzeni tamam… Bir kez daha istedigim yere isinlanivermisim istedigim herkesi gorebilmisim

Kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz?
Oo kimler olmak istemezdim! Mesela Marilyn Monroe olsam fena mi? (tabi canim! bir otel odasinda oldurulmus olarak bulurlardi seni). Peki Catherine Zeta Jones? (Kocasi bu kadar hastayken uzgundur su ara emin misin?)
Sanirim dertsiz hayat yok o yuzden belirli bir kisi olmak istemezdim. Yine de bu sorunun cevabini boyle birakmayip mantik cercevesinde bir cevap verecegim :) Dunyayi degistirebilen insanlardan biri olayim isterdim. Mesela savaslari durdurabilecek bir insan. Tek basina bunca seye hukmedebilecek birisi var midir? Varsa O kisi olmak isterdim. Yoksa bu mimi paylasanlar bir araya gelsek bir sey yapabilir miyiz ki?

Nerede Yaşamak İsterdiniz?.
10 yil once sorsalar sadece Izmirde… 5 yil once sorsalar Istanbul da olabilir. 2 yil once sorsalar Rotterdam da fena degil. Simdi sorunca neresi olsa onemli degil. Bunca dolastiktan sonra anladim ki nerede yasadigimiz degil ki onemli olan. Onemli olan kimlerle yasadigimiz. Neresi olursa olsun sadece sevdigim herkesle ayni yerde yasamak isterdim.

En önemli kusurunuz?
Keske demekten vazgecmemek... Aldigim her kararda keske obur turlu yapsaydim nasil olurdu diye dusunmekten vazgecemiyorum ne yazik ki ben. Bu yuzden zor karar veriyorum hatta buyuk kararlarin ardindan uzun bir sure pismanliklardan kurtulamiyorum. Donem donem hayatimi kabusa cevirebildiginden en onemli kusurum bu iste benim. 

Kahramanınız kim?
Voltro(a)n :) Onlar kendilerini bilir!

Şu an ki ruh haliniz?
Yorgun ama heyecanli… Onumuzdeki gunlerde gorulecek oyle cok arkadas gidilecek oyle cok yer var ki heyecanli olmamak mumkun degil. Ama bir yandan da yapilacak oyle cok is var ki.

Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
Cok zor boyle bir soruyu cevaplamak verilecek her cevap da cok iddiali. Ogrenmekten vazgecmeyeyim istiyorum sadece ve hic bir zaman ben oldum artik; benden daha iyisini bilen yok diyen bir insan olmayayim. Hayatta herkesten, herseyden ogrenecek onlarca sey oldugunu unutmayayim.

Mutluluk rüyanız nedir?
Huzur, saglik  ve keskesiz bir hayat… Yas aldikca daha iyi anliyorum kendimiz ve sevdiklerimiz huzurlu ve saglikli olduktan sonra mutlu olmamak icin hicbir sebep yok aslinda.

Sevgili Deli Anne umarim becerebilmisimdir. Sanirim bir de benim elim sende demem gerekiyor degil mi? Ama ben daha cok yeniyim buralarda o yuzden senin araciliginla beni ziyarete gelen blog arkadaslarimiza vereyim elimi diyorum. Umarim kabul ederler: Sevgili Anne Kaleminden selam verdik borclu ciktik demezsen Elim Sende!
(Sorularin tam listesi ise Deli Annenin bu yazisinda: http://delianne.blogspot.com/2010/11/mimlenmis-hayat-anket-keyfi.html)

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails