22 Mayıs 2013 Çarşamba

Bu kez Portekiz... Lizbon(3)


Lizbon'da bilmem kaçıncı güne şehrin bir nevi denizi olan Tejo nehrinin kenarındaki Praca de Comercio'da harika ekmeklerden yapılmış tostlarla başladık.
Bir de  yine yeniden satıcıların bizi Portekizli sanmasıyla :)


Bugüne kadar Avrupa'ya gelen pek çok vatandaşımız gibi bizi de İtalyan, İspanyol, Yunan vs. sanan çok oldu. Ama şunu gördük ki bizim olayımız Portekizmiş :) Her girdiğimiz dükkanda mı bizimle Portekizce konuşulur? Her sokakta karşılaştığımız insan mı bize Portekizce bir şey sorar? Portekize yolunuz düşerse aynısı eminim sizin başınıza da gelecektir :)

Karsimizdakileri Portekizli olmadigimiza ikna etmek birinci adim. Zira sasiriyorlar :) Ama esas eglenceli olan ikinci adim. Ne zaman Türkiye'den geldigimizi soylesek Fenerbahçe muhabbeti başlıyor :) Fenerbahce asagi, fenerbahce yukari :) Aman iyi aferin yendiniz bizi :) Ne sevinmişler arkadaş bizi yendiklerine anlata anlata bitiremediler yani :) Sokak şarkıcıları bize FB marşı da çaldı ya daha be diyeyim :)


Kahvaltimizin ve fenerbahce muhabbetimizin ardindan o gun Miguel bize harika bir sehrin arka sokaklari turu yaptirdi. 

28 numarali tramvayla basladi yolculugumuz. Bence iste bu 28 numarali tramvay binmeye degerdi. Kalabalik degil, yolu uzun. Ne diyeyeim Lizbonu bilen biriyle binince tramvay da bir baska oluyor tabi :)



O gun biz Lizbon'un bambaska bir yuzunu gorduk. 
Turistsiz sokaklarinda dolastik. Kahvelerin onunde konusan amcalari sokakta oynayan cocuklari izledik. 



O gun biz Lizbon'un binalari hakkinda Miguel'den cok onemli hikayeler dinledik.
Lizbon'da merkezdeki binalarin cogu bos. Cogu da baya eskimis durumda. Ben acikcasi eski binalarin eski kalmasini sevenlerdenim. Retorasyon evet dogru yapilirsa cok guzel bir sey. Ama ehil ellerden cikmazsa kotu estetik gibi gelir hep bana. Velakin Lizbondaki binlarin bazilari gercekten cok eski. Sebebini Miguel anlatti bize. Meger 1950lerde (umarim dogru hatirliyorum) hukumet bir kanun cikarmis. Buna gore kiralar belli bir oranin ustunde arttirilamiyor. Iyi hos kiraciyi koruyan bir kanun. Ama bugun hala binalarda kirasi 40-50 euro olan daireler varmis. Bina sahipleri de binalarin bakimin yapamiyor ya da yaptiramadigi iddiasi ile bakimsiz birakip yikilmasi icin bekliyormus. Yikilan binalarin arsasini satabiliyorlar ve onlarin yerine de bildiginiz cirkin seyler yapiliyor. Merkezde hala pek cok guzel bina var. Ama umarim hepsinin sonu ayni olmaz :(


O gun biz Lizbon'un bir nevi camlica tepesinde oturduk bir seyler ictik. 
Hava 28 derece. Tepede esen tatli bir ruzgar. Yanina da bol muhabbet ve gulmece ekleyince harika bir camlica keyfi yaptik :)


O gun biz Lizbon'un sokaklarinda kafelerinde dolandik durduk.
Guzel havanin da, gunesin de, harika rehberimizin de tadini cikardik. 
Bir nevi Lizbonlu olduk :)



O gun bir de biz Sao Jorge kalesine ciktik. 
Sao Jorge kalesi Lizbon'un tepelerinden birinde. Guzel gercekten cok guzel bir kale. Lizbon'a tepeden bakmak istiyorsaniz evet sehrin 7 tepesi var ama bu kalenin bambaska bir manzarasi var. 


Lizbon yillarca moorishler yani bir Arap halki tarafindan idare edilmis. Sonra hristiyanlar sehri almis. Bu kalede moorishlerin barinak olarak kullandiklari bir bolge de var. Kale evet, her sehirdeki kaleler gibi belki bir farki yok. Ama o kaleden izledigimiz gun batiminin bendeki hatirasinin farki cok :)




Bugunun sonunda da niyetimiz fado dinlemekti. 
Ama her niyet ettigimiz gercek olmayabilirdi tabi. Harika bir fado evine gittik aslinda. Portekiz gitarlarini elinde tutan iki gitarci oturdukar taburelere. Sonra sarisin uzun sacli fadista gecti karsilarina. Isiklar kapandi. Yemek yiyenler ellerindeki catal bicaklari birakti. Kadehler parmaklar arasinda yerini alirken fadistanin sesi doldurdu kulaklarimizi. Gitarin tinisi, fadistanin sesi ve illaki dinleyenlerin huzunlu gozleri. Nasil anlatayim bilmiyorum ama tuyleri diken diken eden, gozleri dolduran, oradaki insanlari izlerken sizi bambaska bir dunyaya daldiran dakikalar yasadik biz o fado evinde. 


Keske daha fazla kalabilseydik ama olmadi. 
Olsun. 
Biz oradan ciktigimizda gozlerimiz dolu doluydu aklimizda yine yeniden lizbona sadece fado dinlemek icin olsun gitmek vardi... 
Ve o aksam bizim lizbondaki son aksamimizdi...
Maceranin ilk kismi bitiyor, ikinci kismi basliyordu...

6 yorum:

  1. Merakla bekliyordum, çok güzel anlatıyorsun:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. fadis cok sagol :) Kisa bir mola sonra yazacagim yine senin cok sevecegini dusundugum yazi sonda aklimda :)

      Sil
  2. Devamını heyecanla bekliyorum seninle gezmiş gibi oldum tşk

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ne mutlu bana o zaman cocuk gezileri cok tesekkurler :)

      Sil
  3. 3 postu da arka arkaya okudum şimdi içimde acayip bir Portekiz'e gitme arzusu var iyi mi?* Fado dinlemek istiyorum bende..
    Harika fotoğraflar ve yine harika bir anlatım, ellerine ayaklarına sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nohutcum :)
      Aslinda Lizbonu ben bambaska hayal etmistim. Ilk gittigimizde itiraf ediyorum cok siradan geldi. Aklimda boyle Roma, Barcelona gibi kodlamisim.
      Ama guzelligi o siradanligi sanirim. Cok gercek. Binalar eski, bir suru sorun var cok gercek. Bence sen de sevebilirsin :)
      Nohut bir de bizim aklimizda kalan Hollandadan sonra otel olsun, yemek olsun acayip ucuz! Sasim kaldim :)

      Sil

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails