23 Mayıs 2019 Perşembe

Ah canim babetler!

Ne zamandir ama yani size diyeyim baya uzun bir zamandir yeni bir babete ihtiyacim var. Bir tane cok sevdigim babetim vardi o eskiyip atmak zorunda kaldigimdan beri onun gibi bir babet ariyorum ama bulamadim. Ona benzer bakarken dikkatimi ceken baska bir sey de olmadi. SOnucta eski babetlerimle idare ediyorum ama hakikaten bir babete ihtiyacim vardi. Bir de spro ayakkabiya ihtiyacim var bak o da ari hikaye!

Neyse, babete donelim. Izmirdeyken arakadasimla yemek yemek icin bulusmustuk. Ve benim ayakkabilarini begendigim bir magazanin onunden geciyorduk. AY dedim Selmin bir bakalim mi. Girdik, 15 dakika icinde ben bir babet aldim ciktim. Cuku cok sevdim.

Valize bile koyamadim babetimi aman bozulur diye. Aldik geldik babeti de hava bozuk giyemedim kaldi kenarda. Ama elbet o havalarin duzelecegi bir gun vardi ve o gun de bu haftadaydi. Hemen dun babetlerim geldi aklima. Dedim ben bugun bunlari giyeyim. 

Kiyafetimi babetlerime gore sectim. Giyindim, suslendim, makyajimi yaparke bile gecirdim babetleri ayagima. Arada hep aynadan bakiyorum aman ne guzel olmus diye! Ne mutluyum bir gorseniz. Dedim ben instagrama bile koyayim babetlerimi cok sevdim yazayim. Fotografini cektim.

O sirada Deniz uyandi. E tabi telefonu biraktim, gittim kizimi aldim kokladim, onunla oynadim, ilgilendim. Soyundu, giyindi, kahvaltisini etti, kitap okuduk, ben gideyim diye anlattim, e hazir huysuzlanmiyor bana el salliyorken oylanamadan cikayim derken ben apar topar evden ciktim.

Otobus duragina geldim, otobuse bindim. Dur simdi instagrama babetlerimi koyayim diye telefonu elime aldim ve ayaklarima baktim hemen. E ben babatleri giymemisim ki! 

O telasede ayagima spor ayakkabilari gecirip cikmisim iyi mi! Canim babetler evde kalmis iyi mi!

Yapacak bir sey yok. Ben de instagrama sunlari yazdim



SU fotografain altina yazdiklarim oyle gercek ki anlatamam. Bazen gercekten omurilikten  yasiyorum. Yaptiklarim kararlarim otomatik pilottaymis gibi. Dusunmuyorum sadece art arda hareketlerimi siraliyorum. Ama bu baska uzun bir yazinin konusu. SImdi yazmayayim.

Neyse otobuse binmisim, yola cikmisim geri donecek halim yok. Gune spor ayakkabilarimla devam ettim. Ki yazinin basina bakarsak yeni bir spor ayakkaniya da ihtiyacim var hem de cok. Yani oyle ofiste giymesem daha iyi onlari. Neyse yapacak bir sey yoktu artik!

Ben gune devam ederken instagramdan bir arkadasim bana bir fotograf yollamis. Gulcin bak senin ayakkabilar diye. 2. sayfa programinin sunucusu giymis!

Ya sen niye illa gidio benim ayakkabimi giyiyorsun. Ben yillarca babet alamamisim hepsi birbirinin ayi dye, degisik degil diye. Yillar sonra bir babet almisim giymisim. Arkadas sen bula bula benim babetlerimi buldun giyecek yahu!

Kendimi tutmasam babetlerden soguyacagim! O kadar gicik bir durum!

Ama tabi kendimi tutacagim. Neden? Babetim yok cunku!

Giymeselerdi iyiydi ama ne yapayim. Ben ay u cok degisik diye babetimi buldum yasasin diye sevinirken sen git benim babetlerimi giy. Hay allahim yarabbim! AH canim babetler! YIne de sevecegim sizi ne yapayim aldim bir kere :)

Iste bu da boyle bir anim oldu :)

21 Mayıs 2019 Salı

Pırlanta Tektaş Yüzük Sezonu Açıldı!


Hangi sezondan söz ediyoruz, biliyor musunuz? Evlenme tekliflerinin adeta havada uçuştuğu yaz sezonundan… Eğer siz de yakın zamanda “evet” cevabını almak umuduyla evlenme teklifinde bulunacaksanız pırlanta tektaş yüzükler sizin de yakın markajınızda demektir. Sadece modelleriyle değil, fiyatlarıyla da incelediğiniz bu tasarımlar arasından hangisini seçeceğinize karar veremediyseniz, şanslı gününüzdesiniz. Çünkü size birkaç ipucu aktararak seçim yapmanızı kolaylaştıracağız! 

İnce ve zarif tasarımlar her daim doğru seçimdir. Eğer evlenme teklifinde bulunacağınız kişinin takı seçimleri konusunda bir fikriniz yoksa rotanızı gönül rahatlığıyla zarif ve ince tasarımlara çevirebilirsiniz. Çünkü bu modeller istisnasız tüm kadınların beğenisini kazanıyor. Aynı zamanda farklı takı modelleri ile birlikte kullanılabildiği için kombin yapmakta da sıkıntı yaşatmıyor. Bu durum kadınlar için sandığınızdan çok daha fazla önemlidir. Risk almak istemiyorsanız ince ve zarif bir dizayn ile hazırlanmış olan tektaş yüzükleri seçin.

Pırlanta Tektaş Yüzüklerde Beyaz ve Sarı Altın Seçeneği Var!
Pırlanta tektaş yüzüklerde genellikle beyaz altın kullanılıyor. Ancak evlenme teklifinde bulunacağınız kişi sarı altından hoşlanıyorsa siz de pırlanta tek taş yüzüğün sarı altın kullanılarak dizayn edilmiş olan modellerine yönelin. Yenilenen koleksiyonlar içerisinde bu tasarımları da  kolaylıkla bulacağınızdan emin olabilirsiniz. Çünkü tasarımcılar bu beklenti ile karşılamak amacıyla yeni kreasyonları içerisine mutlaka sarı altınla hazırlanmış olan pırlanta yüzükleri de ekliyor.

Eğer biraz da gösterişli olsun diyorsanız çeşitli işlemelerle etkileyici bir duruş kazandıran  pırlanta yüzükleri tercih edebilirsiniz. Ustalıkla dizayn edilen bu yüzük modellerinde işlemeler tasarımların çok daha gösterişli ve karizmatik bir duruş kazanmasını sağlıyor. Alternatif olarak pırlantanın yanı sıra swarovski taşlar da kullanılarak çok daha parlak bir görünüm kazandırmış olan yüzük modelleri ne de yönelebilirsiniz. Bu modellerin tamamını internette kolaylıkla inceleyebilirsiniz.

Altınbaş internet sitesinde pırlanta tektaş yüzük modelleri son derece geniş bir model seçeneği yelpazesi eşliğinde beğeniye sunuluyor. Aynı zamanda bu sitede  gayet makul  fiyatlar uygulandığında her bütçeye hitap eden bir tasarım bulmak kolaylaşıyor. Minimum bütçeyle harika görünen bir tek taş yüzük modelini satın alabilir, evlenme teklifine de pırlantanın ışıltısıyla taçlandırabilirsiniz. Ancak acele edin, sezon açıldı ve model seçenekleri de hızla azalıyor!

20 Mayıs 2019 Pazartesi

Bu sabah...

Hava degisimi beni ve Denizi carpti. Beni daha fena.  tabi turkiyede 28lerdeydi hava. Buraya geldik usuttuk ikimiz de. Denizin burnu akiyor ve hafif oksuruyor, onun disinda keyfi yerinde. Benim burnum akiyor, surekli hapsuruyorum ve hic halim yok. Yani zaten psikolojik olarak halim yoktu bir de fiziksel olarak gercekten halimin olmamasi eklendi buna. Neyse gececek.

Bu haftasonu bu sebepten oturu evdeydik. halbuki gezelim demistik Ozanla. Arabaya atlaalim gunubilrik bir yere gidelim. Gidemedik. Evdeydik. Dinlendik. Arada bu da lazim tabi. Deniz uzun uykular uyudu gunduzleri, o ad yorgun. Cocuk 2 haftaya neler sigdirdi o arada bir de bezi birakti. Yine iyi idare ediyor.

Ama kendisi bu ara gercekten benim sinirlarimi zorluyor. Resmen cata cat bizimle tartisiyor. Bu hali gittikce artiyor bu ara. Illa istedigi olacak, istedigi zaman olacak, istedigi sekilde olacak. E olmayabiliyor. 

Beni biliyorsunuz, olabildigince Denizin ihtoyaclarini aninda karsilamaya calisan bir insanim. Ama ihtiyac ve iste arasinda bir fark var. Ihtiyaclarini tabi ki zaman kaybetmeden karsilarim her zaman. Ama isteklerini aninda karsilamayabilirim. Karsilamak istemeyebilirim de. Sonucta istekleri keyfi olabiliyor.

Hissediyorum resmen sinirlarimi zorluyor. Dun mesela ben fasulye ayiklayacaktim. O da oyun oynamak istedi. Sen biraz yalniz oyna annecim bunu halledeyim dedim, hayir. Israr israr. E gel beraber yapalim dedim, sen de yardim et. Tamam dedi. Aferin dedim kendime bak hallettim :)

Biraz zaman gecti sikildi tabi. E ben de bayilarak ayiklamiyorum fasulyeleri ama yani yapilmasi gerekiyor. Annecim bunu bitirmem lazim benim dedim. KItap oku dedi. Simdi okuyamama, sen oku. Hayir. Baban okusun hayir. Bitirelim sonra beraber okuyalim, hayir. Ve daha bir suru oneri ama cevap hep hayir. Ben ise devam ediyorum.

Sinirlendi ve onundeki fasulyeleri atmaya basladi. SImdi ben bu durumda aman uzulmesin diye fasulyeyi birakabilirim evet. Ama o an acil bir ihtiyaci yok. Annesiyle beraber vakit gecirmekse yanimda, konusuyorum guluyoruz. Yani illa kitap okuyacagiz diye tutturmasi biraz tutturma. 

Ben de Deniz buna devam edersen fasulyeleri alacagim senden dendim. Gozume baka baka atti fasulyeleri yere. Ben de hic sesimi cikarmadan egildim topladim fasulyeleri ve masada ondan uzaklastim. Aman gormeliydiniz ne delirdi! Delirsin.

BIr sure gecince, Deniz fasulyeleri atman yanlisti, ben istemedigim bir sey olunca elimdekileri yere mi atiyorum dedim. Dinliyor. Kizip bagiriyor muyum dedim. Bakiyor. Yanlis bir sey yaptin. Ozur dilemen lazim. Dilersen yine fasulyeleri birlikte yapabiliriz dedim. Hayir dedi. Ben isime devam ettim. Arada agliyor bagiriyor.  Arada ozur dileyecek misin annecim diyorum. Hayir diyor. Resmen hayir diyor! Hakikaten istifimi bile bozmadim. Belki 15 dakika gecti  boyle. Ben fasulyeleri bitirdim. Kaldirdim. Tekrar yanina gittim, ozur dilersen beraber kaldiralim dedim sonunda ozur diledi! Sonunda.

Sonra sarildik, opustuk. Annecim bak isimiz bitince kitap okurduk diye anlattim falan.

Boyle durumlarda bazen hata mi yapiyorum diyorum. Kucucuk cocukla inatlasiyorum. Ama o an isimi birakip onun istedigini yapinca da sonu gelmiyor ki. Deniz de artik 2,5 yasinda. Beklemesi gerektigini, her istediginin istedigi anda olamayacagini bilmesi gerekiyor. Ama bir yandan diyorum bu cocuk zaten 5 gun kreste sabirla bekliyor. Arkadaslarini bekliyor, ogretmenlerini bekliyor. Evde de beklemeyiversin. Ama iste ben de br basimayim, ozan var ama cogu zaman Deniz ozani kabul etmiyor ki. O yuzden malesef beklemeyi ogrenmesi gerekiyor.

Ve iste Denizi krese biraktigimdan beri bu sabah bu karmasa icimde aklimda devam ediyor. Bir yandan dogru yaptim biliyorum. Ki bu senaryo pek cok sey icin yasandi evde bu haftasonu. Ama bir yandan da kiyamiyorum. Bir yandan kiyamiyorum, bir yandan orta yolu bulmaya alismazsa bunun devam edemeyecegini ve onu daha cok kiracagimi da biliyorum.

Iste bunlar da benim annelik ikilemlerim. Iste ben de boyle bunlarla kafamda icimde bogusup duruyorum.
Haydi yeni hafta, durmadan akan burnum, ard arda gelen hapsuruklarim, bitmek bilmez islerim ve icimdeki ozlem, pismanlik, kocaman sevgi, yorgunluk karisimi ile sana hazirim.
Sen gec, haftasonu gelsin ben kizimla kavgasiz gurultusuz bir haftasonu gecireyim...

15 Mayıs 2019 Çarşamba

Haydi basla

Iki gundur kendimi eski blog yazilarima bakarken buluyorum. Ve iyi ki yazmisim diyorum. Iyi ki. Su bloga verdigim her emek feda olsun, harcadigim her zaman, dusundugum her sey oyle guzelliklerle donuyor ki bu blogda bana. DOnup eski yazilari okumak baska guzel, donup eski yorumlari okumak baska.

O yuzden, kendime ayiracagim zamanin bir kismini yine bloguma ayirmaya karar verdim ben. Hollandada bana bir kosmak bir yazmak iyi gelmisti. Simdi de ikisine donecegim once. Kosmak ve yazmak. Bir de Deniz. Bir de evimiz ve siradan hayatimiz.

Bundan sonra basarabilirsem, is guc izin verirse daha cok yazacagim bloguma. Her gun yazamam belki ama yazacagim. Eski yazilari donup okurken en cok siradan gunleri yazdigim yazilari seviyorum. Oyle evde gecirdigimiz bir haftasonunu yazmisim mesela. Gozumde canlaniyor o haftasonu. Hollandadaki evimiz. O kocaman camlardan disarida yagan kari izleyisim. Ben o evi hep cok sevdim.

SImdi daha cok Denize hatira olsun diye yaziyorum. Uzun yazilar yaziyorum ama siradan gunleri de yazabilmek istiyorum. Cunku asil hatiralar o siradan gunlerde eski yazilari okudkca onu goruyorum. Bakalim basarabilirsem ne ala. 

Bu aralar bir de gezmek istiyorum. Cok istiyorum ama cok. Sanirim blog yazilarinin etkisi. Su fasulye serisini okudum bu sabah. Ve neden duruyoruz biz dedim. Neden? Atsak denizi arabaya ciksak yollara. Sonucta ingilterenin de gezilecek cok yeri var. Rafadan Kafadanimiz bizimle degil ama kirmizi var. E o da goturur bizi bir yerlere. Iste bu sabah eski blog ayzilarimin bana verdigi gazla kucuk haftasonu gezileri planlaaya karar verdim. Ozanin daha haberi yok ama olmaz demez heralde :)

Atariz Denizin park yatagini da arkaya. Ayarlariz bi airbnb. Cuma sabah ciksak yolsa. Pazar ogleden sonra donsek. Ayda bir tane bile yapsak yeter. Inanilamz gaza geldim su an. Benden gezi yazilari bekleyin :)

Boyle boyle iyi hissedecegiz iste degil mi? Gecen gun bir arkadasimin instagram fotografinin altinda bir yorum okudum. Tam olarak hatirlamiyorum ama diyordu ki "beyin mis gibi yapabilen bir organ. Ona mutlu oldugu sinyalini verirsek mutlu olur." Mutlu oldugum sinyalini verecegim sana beyin. Mutlu oldugum seyleri yaparak. 

Haydi basla!
yazmaya, kosmaya, gezmeye, mutlu olmaya. 
Var misiniz? deneyelim mi?

14 Mayıs 2019 Salı

Deniz 32 aylik

Deniz 32 aylik oldu.

Bu aralar tam bir bal. Bicir bicir halleri, etrafta zip zip tavsan gibi ziplamasi, kendine kendine hic durmadan konusmasi, sohbetlere bir sekilde dahil olmasi ve hatta sohbeti yonlendirmesi bizi gulduruyor da gulduruyor. Birkac ay once tabiri caizse canimiza okuyan Deniz, bu aralar bizi neseden neseye surukluyor. 

Gectigimiz ay annem de burada olunca ve 2 haftamiz da Turkiyede gecince konusmasi iyice ilerledi. Gecenlerde "Deniz yaramaz degil ama dedenin yataginda debelenince yaramaz oluyor" dedi mesela. Agzim acik kaldi desem yeri. Degisik bir kelime kullanildi mi bir anda aciliyor gozleri. O anlari cok seviyorum, o bir anda gozlerinin acilisi, dudaklarinin buzulusu, kafasini o kelimeyi yazmaya calisisi... bu zamanlarina dair keske unutmasam diyecegim seyler arasinda bunlar.

Bu ara mimiklerini cok kullanmaya basladi. Bazen bir sey anlatirken agzini buzup gozlerini kisiyor. Keske yakalasam da fotograflasam o ani ama olmadi. Hani boyle iste ne yapsin o da boyle der gibi bir hal. O anlarda genelde "demek ki... oysa... halbuki" gibi yahu sen bu kelimeyi nereden biliyorsun diyecegimiz seyler soyluyor. Mesela gecenlerde halam ona "cikolata misi sen?" dedi. Bizimki tabi ki "Hayir, Deniz cikolata degil. Deniz insan" diye yapistirdi cevabi. Sonra gozlerini kisti, dudaklarini buzdu kafayi hafif yana yatirdi "demek ki sen beni cikolata sandin" dedi :)

Turkce konusma konusunda hicbir sorunu yok. Ingilizcesi turkcesine gore daha yavas ilerliyor. Bu beni endiselendirmiyor cunku illa Ingilizceyi ogrenecek, cocuk Ingilterede yasiyor. Krestekilere gore Ingilizcesi 2-3 yas cocuklari kadarmis, e Deniz de zaten 2,5 yasnda. Turkcesi cok iyi oldugu icin Ingilizcesinden de ayni seyi bekliyoruz bazen. Ama beklememek lazim bence. Sonucta anliyor, isterse cevap veriyor. Ha istemezse agzini bile acmiyor :) Genelde kendi yasitlariyla ingilizce konusmayi tercih ederken buyuklerle ingilizce konusmayi pek istemiyor. Bana benzetiyorum Denizi bu konuda. Sonucta buyuklerle daha derin seyler konusmak istiyor cocuk e ingilizcesi yetmeyince de turkce devam ediyor :) dedigim gibi Ingilterede yasarken ve 5 gun krese giderken illa Deniz ingilizce ogrenecek o yuzden ben hala sadece Turkce konusuyorum Denizle.

Ote yandan Deniz artik 2 ayri dil oldugunun ve onun kresteki cocuklardan baska bir dli de konustugunun iyice farkina vardi. Arada bize bunun ingilizcesi ne? diye sormaya basladi. Eskiden ben bunlari da turkce cevapliyordum ama artik hayir ingilizcesini soyle diyor. Sorarsa ingilizcesinin ne oldugunu soyluyoruz. Ama sorarsa.

Turkiyedeyken Denizin iki dilli olusu baya ilgi cekiyor. Bize Deniz dogdudgundan beri sorulan sorulara bir de Denize sorulan sorular eklendi.  Bunun ingilizcesi ne?, sen ingilizce konusuyor musun? hadi bunun ingilizcesini soyle gibi cumlele geliyor arada. Deniz cevap verirse veriyor arada. Ama bence bu sorulardan sikiliyor, iste oyle oldugunu hissettigim anda kaciriyorum Denizi ortamdan. Zira ben de cok sikiliyorum bu durumdan.

Gectigimiz ay Deniz buyuk bir esik atladi ve bezi birakti. Tamamen kendi istegiyle hatta israriyla oldu bu durum ki yazmistim. Yoksa bana kalsa yaza kadar beze devam ederdi. Ama iyi ki de yaza kalmadi! Ben seyahatte bu isler nasil olacak diye dusunurken Deniz seyahatte attigi adimlari arrttirdi kakasinin da tuvalete ya da lazimliga yapmaya basladi. Ustelik once gunduz uykularindaki sonra gece uykularindaki bezi de cikardi atti. Bunlar da yine hep kendi talebi ve istegi ile oldu. Bence baya iyi ilerliyor. Ama yine seyahatin etkisiyle 1 hafta ust uste kuru uyanan bebek bir gece altini islatti. Ondan sonra da arada bu kazalar yasanmaya basladi. Ustunde durmuyoruz, asla istemedigi icin bez de baglamiyoruz. Eve doneli daha 2 gun oldu durumun duzelmesini umuyorum. Sonucta gece bezini birakmayi kendisi istedi ve 2 hafta hic kazasiz gecti. Sanirim mekan degisiklikleri ve yorgunluk Denize fazla geldi. Bakalim umarim duzelecek, bekliyoruz.

Deniz gectigimiz ay uzun bir seyahat yapti ve cok mutluyum ki 30. ayda yasadigi ucak korkusu yavas yavas gecmeye basladi. Bu ucuslar bence cok onemliydi, cunku gecen sefer bir sekilde Ingiltereye donmus olsak da Deniz ucaga binmeyecegim ben ucmayi sevmiyorum diyip duruyordu. Izmir'e direk bilet aldik bu sefer ve annem de yanimdaydi. Bu ucuslara tabiri caizse dogum cantasi hazirlar gibi hazirlandim. Kitaplar, oyunlar, yiyecekler, atistirmaliklar. Havalaninda annem ah gor bak cok rahat ucacak derken, ucagin korugune geldigimiz anda Deniz huzursuzlandi. Ki zaten havalaninda hep iyi, derdi ucaklarla. Kucagima geldi, kafasini gogsume gomdu. Neyse ki hazirliklar ise yaradi ve kafasi gogsume omulu basladigi yolculugu kendi koltugunda bitirdi. Oh! bunun ayrintilarini bir ara yazarim.

Deniz gectigimiz ay ilk dugunune ve kina gecesine de katildi. Sesi cok sevmeyen kizim ikisinden de basta rahatsiz oldu. Ama ayni zamanda muzigi ve dans etmeyi pek seven kizim, ikisinde de sahnelere firladi dans etti :) Boyle zip zip dans ediyor. Ben de kucukken oyle dans edermisim. Bakalim sonunda o da ziplamaktan vazgececek mi? Ben simdi o minnak boyuyla sahnelerde ziplamasinin keyfine bakiyorum :)

Deniz gectigimiz ayin cogunu genis ailemizle gecirdi. Genelde bizimle yalniz zaman geciren bir cocuk oldugu icin aile ile biraraya geldiginde ben cok seviniyorum. Deniz de sevindi. Dayi, amca, kuzen, teyze simardi da simardi. Simarsin hic onemli degil. Abimle kostu, amcasinin esi yengesiyle oyunlar oynadi, kucaktan kucaga kostu. Tanimadigi insanlarin yuzune falan dokunmasini, yanagini falan sikistirmasini ya da onu kucaklamasini hic sevmiyor. Hemen tepkisini de koyuyor hayir diyor. Desin. Cunku biz Denize istemedigin bir sey olursa, bir arkadasin sana vurusa falan hayir diyeceksin diyoruz. O da aynisini onu sikistirmaya calisanlara yapiyor. Iyi de yapiyor. Ama kim ki ona konusarak yaklasirsa, onunla oyuncak degil de insanmis gibi iletisim kurarasa onun pesinden ayrilmiyor. :)

Hic ama bak o da seni sevmek istiyor, guluver, opuver falan demiyoruz. Istemiyorsa istemiyor, isterse seviyor sevdiriyor cocuk. Acikcasi ben de oyle durduk yere yanaklarini sikmalarini falan sevmedigimden mudahale etmiyorum :) Yahu sokaktan gecen herhangi bir insanin yanagini sikiyor musunuz da bunu cocuklara yapiyorsunuz? Vallahi anlamiyorum.

Deniz gectigimiz ay iyice oyuncu oldu. Hayal dunyasi genisliyor. Kendi kendine oyunlar kurmaya calisiyor. Buyumesinin en izlemesi keyifli asamalarindan biri bu bence. En cok kitaplari canlandirmayi seviyor. Kircil ayi ile kinali sincap kitabini canlandirmak bu aralar en sevdigi. "aa orada bir karalti var" dedi mi oyun basliyor :) Ben de "ne acaba o karalti" diyorum. Hemen gelip elimi tutup beni o tarafa goturmeye basliyor. Kitabin sonuna kadar satir atlamadan canlandirma devam ediyor :)

Bunun disinda en sevdigi sey kesinlikle ziplamak. Cocuk gec zipladi, bir zipladi, pir zipladi. Evde, yolda, belde surekli ama surekli zipliyor. 
Deniz is a jumping bean
Biggest bean I've ever seen
She can jump so high
She can almost touch the sky  
Bu aralar bizim en cok soyledigimiz sarki bu. Kreste oynadiklari bir oyun. hepsi etrafta oturuyor kimin ismi soylenirse o ortaya cikip bu sarki esliginde zipliyor. Biz neredeysek bu oyun orada :) Evdeyse illa koltugun ustunde zipliyor. Baska yerlerdeyse ziplayacak bir alan secip aasliyor sarkiya. Etrfata kim varsa oyuna katilacak ama :) Sadece etrafta olanlar degil, oyuncaklar da Danny, Sian, Monica olarak katiliyorlar oyuna :)

Kres arkadaslari, ozellikle de Sian, surekli yanimizdaymis gibi davraniyor ara ara. Yani hayali bir arkadas gibi degil de. Mesela elindeki kitap Sian oluyor, ona etrafi gosteriyor. Ya da bebek, plastik bir catal vs. Ama illa Sian, bazen Danny yanimizdaymis gibi yapiyor. Bana da "bak Sian Deniz ablan ne guzel cicekleri kokluyor" de gibi cumleler soyletiyor. Soyluyorum ama insallah yanlis yapmiyorum :)

Yemeklerle arasi iyi. Ama kendisi yemek isterse. Bizim evde bu konuda kurallar belli, yemek isterse yiyor, yemezse israr edilmiyor. Yerse yiyen bir cocuk oldugu icin boyle yapmayi tercih ediyoruz. Hic yemiyor olsaydi belki farkli davranirdik. Yemeyen cocuk zor azizim o konu bambaska bir sey. Bir de inada binmemesi icin boyle davraniyoruz biz. Zira bir sey Deniz icin inada binerse en sevdigi sey bile olsa yapmayabiliyor. 

Merdivenleri hicbir yere tutunmadan inip cikmaya basladi. Zaten bunu takiben de bezi birakti. O yuzden ben de artik ikisi arasindaki iliskiye cani gonulden inaniyorum. Nerede merdiven gorursek inip cikmak istiyor. Ve illa son basamaktan ziplayarak iniyor. Bu ne kadar uzun zaman alsa da olabildigince birakiyoruz ki insin ciksin. Cunku inip ciktikca kendine guveni yerine geliyor goruyoruz. Velakin bir yerden bir yere baya uzun zamanda gidebiliyoruz :)

Ziplarken bir iki kez dustu. Birinde kaldirimdan zipliyordu. Deniz bu konuda bana cok benziyor bir seyi yapmadi mi, bir daha yapmak istemiyor ama biliyorum icinde de kaliyor. O yuzden bu aralar Denizin cok tesvik edilmesi gerekiyor. Merdiven cikamadi mi? Ya da atlarken dustu mu? Hemen cocuklar dusebilir Deniz diyorum. Ama denemeye devam etmeleri lazim. Boyle ogrenirler. Bazen hemen denemek istiyor, bazen istemiyor. Zorlamiyorum ama denemek istediginde hemen tesvik ediyorum. Sonrasi kocaman gulumseme ve bak basardim bakislari :) SImdi dusunce kendisi de cocuklar dusebilir ki demeye basladi :) Ben hayatim boyunca mukemmelliyetci bir insan oldum ve bundan cok ama cok cektim. Bir seyi deneyip yapamadim mi birakirdim ve icimde kalirdi. O, oyle olmasin dilerim, denemekten bikmasin, basarisiz olmaktan cekinmesin benim gibi. Ha istemiyorsa da yapmasin ama o yuzden israr etmemeye calisiyorum.

Stickerlara bayiliyor. Ama resmen bayiliyor bu ara. El becerileri baya gelisti zaten. Artik stickerlari kendisi cikarabiliyor. Oh yani bu isten kurtuldum zira beni elleri olarak kullaniyordu :) 3-4 hafta pek rahat ettim ama simdi yeni bir alanda beni kullanmaya basladi. Neymis efendim stickerlar tam cizgilerin icine denk gelmiyormus. Ay gelmesin disarida kalsin. Yok efendim :)

Sut icmek, ve mumkunse biz kahve icerken icmek, ve mumkunse bizim kahve ictigimiz fincanlarda sutunu icmek en sevdigi seylerden biri. Ictigi sut miktarini azaltmaya calisiyoruz ki cok da icmiyor ama bu keyiften de geri kalmasin icsin ne yapaim diyorum. Bazen uykuya gecmeden 1-2 yudum sut istiyor. O da uykuyu geciktirmek icin!

Cok merhametli cok ama. Gecenlerde Konak meydaninda kuslara yem veriyoruz. Oyuncak satan birisi yaklasti yanimiza. Ama Denize gore oyuncaklar degil. Tesekkurler dedim uzaklastik. Yok takip ediyor habire yanimizda belki 15 dakika. Sonunda almayacagiz bu bebek 2,5 yasinda ve bunlar ona uygun degil lutfen dedim. Adam sonunda gitti. Ama Deniz bana dondu ve "Neden sesini yukseltin? Neden sinirlendin?" dedi. Anlattim ama sanirim  uzuldu sesimi yukseltmeme :( Annem mesela ben yasliyim seni kucagimda tasiyamam Deniz demis bir kere. O gunden beri anneannem yasli, beni tasiyamaz. Ben kendim yurumeliyim yorulsam da diyor. Bazen bu kadar empatik olmasa mi diyorum ama huyu bu iste...

Kitaplar tabi ki hala evin bastaci. Cougunu ezberledi bastan sona anlatiyor. Dun aksam Deniz kendi kendine yine kitap okuyordu.  Babasi "sana kelimeler kelimeler kitabini okuyayim mi Deniz" dedi. dondu "SImdi ben okuyorum" dedi :)  Yeter ki okumak olsun. gazete, cizgi roman, paket arkasi, ne gorurse bize okutuyor.


Gectigimiz hafta ilk dondurmasini yedi! Cocuk bildiginiz mutluluktan delirdi :) Sasliya hayvanat bahcesine gitmistik annemlerle. Bir abisi oradaki Denize birazcik dondurma hediye etti. Bir yuzume bakisi vardi ki yiyebilir miyim diye kiyamadim, ye dedim. Sonrasini gormeliydiniz. O yuzundeki mutluluk, o agzini sapirdatisi, o bir dondurmayi bes agzinin etrafini yalayisi :)

Ucarken cizgi film izliyor biliyorsunuz. 20 dakika sonra sikilip kendisi birakiyor. Anladim ki uzmanlar 20 dakika derken varmis bir bildikleri. E dondurmayi da yedi. Kim tutar artik cocuk denizi :)

Artik don giydigi icin cok mutlu. Ama cisini ve kakasini tuvalete yaptigi icin temiz kiz oldugunu ve dolayisiyla banyo yapmasi gerekmedigine karar verdi! Cocugu haftada bir anca yikayabiliyoruz o da saatlerce ikna cabasindan sonra. Pazar gunu ikna da edemedik. E sabah kalktiginda kaza olmus her yani cis, ustelik yoldan geldik inekleri mi sevmedi, kuzulari mi opmedi. Yok dedim yikayacagim. Aman ne agladi. Tamam aglamasin istiyorum ama iste bazen cok cok cok inat ediyor. 

Zaten inat Denizin karakterinin en belirgin ozelligi. Bir hayir diyisi var ki gormelisiniz.

Inadi, bana sarilip minik elleriyle sirtimi sevmesi, boynuma dolanan kucucuk kollari, annesi seni seviyorum demesi, gozumun icine bakip gulmesi, kiyafetlerini begendiyse etraftakilere gostererek dolasmasi, simarinca dilini agzinin icinde dolandirisi, cekinince ellerini agzina sokmasi, ben buyuk oldum, Deniz bebek degil diye her firsatta dile getirisi, annesi yemekten sonra smotthie? diye sormasi, sonra istahla catali agzina goturusu, buldugu her kaldirimdan atlayisi, biraz gozu korktuysa annesi elimi tut diye yanima gelisi, kacmaca oynarken ciglik cigliga bagirisi, bir seyi anlatirken elerini kullanisi, mimikleriyle duygularini anlatmaya calisisi, bir yandan kendi istediklerini yapmak icin israr ederken bir yandan hala ne diyecegim diye gozumun icine bakisi, bir yandan ozgurlesmek icin cabalarken bir yandan her firsatta koynuma siginisi... Deniz buyuyor goruyorum. Ben ne kadar yavas gecsin bu surec diye icimden dualar etsem de Deniz hizla buyuyor. Ve kalbim her yeni gunle biraz daha Denizi seviyor, biraz daha, biraz daha. Hem de daha cok sevemem heralde derken her gun biraz daha...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails