Geçenlerde bir yerde bir yazı görmüştüm. Sevginin evreleri var diyordu. Ilişki ilerledikçe sevgi de değişiyor.
Olabilir.
Olabilir.
Ama bence sevginin evreleri kadar halleri de var. Ismin e hali, de hali gibi. Sevginin çok çoşkulu hali, sakin hali, tutuklu hali. Hepsinden geçiyor insan zamanla. Biri diğerinden daha güzel değil. Hepsi kendi halinde güzel.
Bugün Ozan kısa bir süre için Amerika'ya gidiyor. 1 haftadan az kalacak. Bir konferansa katılıp dönecek. İşleri nedeniyle uzatamadı. Ben de işlerim nedeniyle Ozan'a katılamadım. Kısacık gidecek dönecek.
Gitsin, işini yapsın dönsün. Ama iki üç gündür çok hasta. Halsiz. Öksürüyor da sürekli. Öyle çok öksürüyor ki gece uyuyamıyor bazen. Iyileştirmek için O'nu elimizden geleni yaptık. Olmadı. Tam iyileşmeden ve hatta hastalığının en yüksek noktasında çıkıyor yola.
Onca saat uçuş, aktarmalı da üstelik. Şöyle sıcak bir ıhlamur içemeyecek. Uçağın havası malum zaten iyi insanı bile hasta eder. Bulaşıcı değil sanki, yoksa ben çoktan kapmış olurdum. O yüzden uçaktaki diğer insanlar umarım etkilenmeyecek. Ama işte uyuyup dinlenmesi gerekirken yollarda. Orada da yoğun bir programı var. Ters bir zaman oldu yani. Napalım, elden gelen bir şey yok...
Bu sabah zor kalktı yataktan. Hazırlanırken baktım öyle halsiz, öyle yorgun ki. Evde olmalı, yatmalı, dinlenmeli...
Öyle onu izlerken, düşündüm de sanırım sevginin en yoğun hallerinden biri bu işte; kıyamama hali.
Ona bakarken içinin ezilmesi hali.
Hasta olmasın, hastayken böyle yorulmasın isteme hali.
Hasta olmasın, hastayken böyle yorulmasın isteme hali.
Bizim sevgimizde en yoğun hal hep bu zaten.
Kıyamama.
Aman üzülmesin isteme. O üzülmesin diye bazen kendin üzülmeyi göze alma. Ama bu sabah on bin kat fazla hissettim bu hali içimde.
Kıyamama.
Aman üzülmesin isteme. O üzülmesin diye bazen kendin üzülmeyi göze alma. Ama bu sabah on bin kat fazla hissettim bu hali içimde.
Hiç kıyamadım bu sabah O'na.
İşte öyle...
Bir an önce gitsin de dönsün gelsin evimize...
Iyileşir o zaman.
Börek yapar, çay demler, film izleriz biz evimizde...