30 Mart 2012 Cuma

Bugun bunu cok sevdim... Hayal ettigin surece...

Yine internette dolanirken karsima cikti bu karikatur. 
Baktim...
 Baktim...
  Baktim... 


Soyle yaziyordu altinda: 
Age is an issue of mind over matter
If you don't mind it does not matter...
Mark Twain

Tam olarak ceviremem ben ama
asagi yukari soyle bir sey diyor sanki...

Yas sadece aklin madde ustunde yarattigi bir algidir
Ve siz onu kafaniza takmiyorsaniz zerre kadar onemi yoktur...

Bir de ben bu cizime baktikca dusunuyorum da
sanirim
insan hayal ettigi edebildigi surece hayallerinin ait oldugu yastadir :)

Oyleyse...
Hepimiz icin cok guzel hayallerle dolu mutlu bir haftasonu olsun :)

29 Mart 2012 Perşembe

Alerji

Alerji, sali gununden beri evimizin davetsiz konugu. 
Ne tetikledi, nasil basladi bilmiyoruz ama sali sabahindan beri Ozan alerjilerle ugrasiyor. 
Yanina bir de hafif nezleyi eklediginden bir yandan yatiyor da. 
Biraz keyifsiz biraz hasta bu ara.
Evin yarisi hasta olunca, etkisi evin tamamina sirayet ediyor.
Bu, bir kez daha kanitlandi burada.

Bu ulkede doktora gitmek ayri bir stres kaynagi oldugundan pek doktora gitmiyoruz biz. Bunca yildir Ozan hic gitmedi doktora. Bense bir kere gittim. Gittigime pisman oldum surada anattigim gibi. O yuzden sabirla alerjilerin ve beraber hareket ettikleri gribin gecmesini bekliyoruz. Iki elden bagisiklik sistemini cekeleyip duruyorlar Ozanin. Bir isleri bitse de kurtulsak diyoruz. Ama gecmezse bir iki gune kadar elbette Ozan'i doktor yollari bekliyor. 

Allahtan cok kotu degil alerjiler. Ozellikle kollarinda ve boynunda sanki derisi hafif tahris olmus gibi bir goruntu. Bizim derdimiz goruntu degil zaten de en buyuk mucadele deli gibi kasindiklarinda kasimamak ve dayanmak icin veriliyor. Meretler de hakikaten kasiniyor. Hatta kasindiklari zaman kizarikliklari da artiyor hani ben bile karsidan su an baya kasiniyorlar diye dusunuyorum. Ama soylemiyorum :) 

"Ayni sey benim basima gelmis olsa cok huysuz olurdum" dedim Ozan'a. Yalan degil, kendimi biliyorum kesinlikle cok huysuz olurdum. Ozansa "Huysuzlandikca da gecmezlerdi ne yapayim huysuz olup boyle kalacak degil ya gecerler elbette" dedi. Sanirim ben daha sabirsizim bu surecte. Gozum hep kizarikliklarda gectiler mi hafiflediler mi diye.  O, sessizce ve mahsunca alerjilerin gecip gitmesini bekliyor. 

Ama yine de hasta erkek sendromundan nasibini almiyor degil. Hafif cocuksu kaprisler, ilgi cekme calismalari, az biraz da huysuzluk. E olacak o kadar :) Mesela kola icmek istiyor, olmaz alerjilerin artar diyorum, bana kola hic alerji yapmaz ki diyor. E bunlari neyin yaptigini biliyor muyuz ki :) Ben sana cay yapayim ister misin diyorum. Olur diyor ama yeni cay demle. Tamam kalkiyorum demliyorum. Icer misin Ozan? yok icmeyecegim vazgectim diyor :) e neden demledik cayi o zaman :)

Bir de yemek konusu var tabi. Buyuk ihtimalle yedigi bir sey dokundu. Ne oldugunu bilmiyoruz ama supheliler dun yedigi mayonezli bir salata, yumurta, cikolatali biskuvi ya da kruvasan. E bu durumda ne yapmali?  Yediklerine dikkat etmeli. Ama yok o illa cani ne isterse yemek istiyor. Normalde yiyormus bunlari alerji de olmuyormus ama :)Sonra da kizarikliklar artiyor ama :)

Anneme telefon ettim. Bu durumda ne yiyelim diye. Kadincagizin biyonik gozleri var sanki. Oradan bakip "aa bu su alerjisi olabilir siz sunlari sunlari yemeyin" diyecek :) Ama ne yapayim insan annesine boyle abuk sabuk sorular sorabiliyor. Yagsiz, kizartma olmayan, haslama ya da firinda yemekler yiyin dedi annem bir de bol bol yogurt. Hafif seyler yemeye calisiyoruz. Ama bir yandan Pazartesi aksami zeytinyagli kabak yemistik ondan mi acaba diye sebzelere yanasamiyoruz. Et agir gelir gibi geliyor. Tavuk tavuk da nereye kadar. Sahi soyle etliye sutluye dokunmayan bir yemek onerisi olan varsa aranizda nasil makbule gececek analatamam :) 

Evimizde sadece bepanthen ve sudocream var bu durumlarda kullanilablecek. Genelde biraz ilac bulundururuz ama insan her an alerji olabilecegini dusunmuyor. Zaten Ozan'a sorsaniz vucudu yenecekmis bunu. Ilac o kadar da gerekli degilmis. Birazcik beanten surebilmek icin kollarina yarim saat dil dokmek gerekiyor :) Ne derse tamam diyorum bu ara zira itiraz edersem hasta erkek sendromunun en guclu cumlelerini kurmaya basliyor "ben hastayim ama..." :) E olacak bu kadar :)

28 Mart 2012 Çarşamba

Yolun bizi goturdugu yer (6)... Biesbosch

Arada dogaya kacmak istiyor insan. 
Hani boyle yuruken yanindan yoresinden arabalar gecmesin istiyor. 
Sonra insanlarla arasina uzun mesafeler koyabilsin istiyor. 
Sonra sessizlik derin bir sessizlik etrafini sarsin istiyor. 
Sehirden uzak, dukkanlardan uzak, karmasadan uzak ve elbette gurultuden uzak bir iki saat icin alip basini gitmek istiyor insan. 

Gidilen yer bir bakima siginilan yer oluyor. 
Gidilen yer bir bakima sirdas oluyor. 
Yuruyor insan yollarda, uzun uzun, dusunerek yuruyor... 
Gunun buyuk cogunlugunu tum sehir seslerinden uzak, sakince geciriyor.  
Ve boyle gecirilen  gunlerin sonunda her zaman hic beklemedigi kadar dinlenmis oluyor insan. 
Yenileniyor...


Biz boyle dogaya siginmak isteyince yakinlardaki milli parklara kacmaya basladik bir zamandir. 
Favorilerimizden biri Dordrectteki Biesbosch.
1950'lerde Hollandada yasanan buyuk bir selden sonra olusmus bu milli park ve icindeki irili uafkli dereler. 
Bugun bu dereler kanocular tarafindan guzel rotalar olarak degerlendiriliyor. 


Parkin en unlu misafirleri kunduzlar. 
Hatta bir de kunduzlari anlatan kucuk bir baraksi var. 
Cocuklar icin kurulmus bir alan.
Ama biz ne zaman yolumuz dusse bu milli parka; kendimizi o barakanin icinde kunduz hikayelerine bakarken yakaliyoruz , laf aramizda :)
Yurumekten yorulunca siginivermek icin bir iki de guzel kafesi var. 
Iste o kafelerden birinden cektigimiz fotograflardan biri...


Bir de hava guzelken resmen plaj gibi sere serpe yatilip guneslenilen bir plaji var bu milli parkin.
Sanirim iste bu yollarin arasinda bir anda karsiniza cikiveren plaj, 
bu milli parkin beni en cok sasirtan surprizlerinden biri. 
Hollandalilar suya da giriyor da bizim icin pek cekici degil ne yazik ki.


Dordrecht, burnumuzun ucu. 
Rafadan Kafadanin yardimi ile bizim evden sadece 20-25 dakika uzaklikta.
Ama sehirle alakasi olmayan bir huzur kucagi. 
Hava guzelse ah iste aynen boyle bizim gibi kano yapmak icin. 


Sonra kanoyu bir kenara cekip, pardon bir camura saplayip, 
kano ustu kahvalti keyfi yapmak icin :) 
(evet evet insanlar spor olsun diye kano yapiyor biz bilakis orada da kalori almayi tercih ediyoruz :)) 
Sonra derelerin arasinda kaybolup kurek cekmekten bitap dusmek icin. 
Sonra buz gibi bir birayla soyle bir manzaranin karsisinda keyif yapmak icin.


Baska bir gun gidip agaclarin arasinda uzun uzun yurumek icin.
Doganin hediyelerini izleyip, degisimine keyifle taniklik etmek icin...
Nasil keyiflenmez ki insan bu manzaralar karisinda...


Ah kis mi geldi... 
O zaman yurumek icin... 
Uzun uzun yurumek icin...


Attigimiz her adimda
yapraklarin hisirtisina kulak kesilmek icin...
Esen ruzgarla agaclara veda eden yapraklarin yere suzuluslerine sahit olmak icin...
Bugune kadar bir kere bile karsilasmamis olsak da onlarla
her kosebasini donerken acaba bir kunduz cikar mi karsimiza diye heyecan yapmak icin :)


Sonra camurlara bata cika yurumek zorunda kalinan bir rotaya girmek icin :)
ve guzelim cizmeleri camura kurban edip biraz sinirlenmek, bolca gulmek icin. 
eve donunce temizlenmis olsalar da ah cizmelerim diye bir sure soylenmek icin :)



Soguk biraz daha siddetli hissetirmeye baslayinca kendini siginacak bir kafenin pesine dusmek icin.
Soguktan usuyen elleri sicak bir domates corbasinin dumaninda isitmak icin :)
Ama en cok her mevsim ayri bir guzellesen manzaralara dalip dalip gitmek icin...



Biz sanirim buraya daha coook gideriz. 
Her mevsimin renklerini ayri ayri sevmek icin. 


Her mevsimin kokusunu ayri ayri duymak icin. 
Bir de mevsim ne olursa olsun sehirden uzak cok uzak olmak dinlenmek icin...
Ama bence en guzeli 
Ayni noktadan bakip manzaraya mevsimlerin degisimini heyecanla izlemek icin...


PS: ne cok resimli bir yazi oldu bu boyle, neyse bu sefer de boyle :)

26 Mart 2012 Pazartesi

Sersem

Sersem, 
herhangi bir sebeple bilinci ve duygulari zayiflamis olan kisi 
ya da 
dusunmeden hareket eden, ne yaptiginin farkinda olmayan kisi olarak tanimlanmis. 
Bir kelimenin tanimi bir insani %100 anlatiyor olabilir mi? 
Bugun bu kelimenin tanimi beni %100 anlatiyor. 

Bugun bilincim ve duygularim kesinlikle normal sinirlarinda calisamiyor ve dolayisiyla benim hareketlerim de cok bilincli olarak sergilenmiyor. 
Sebep mi? 
Emin degilim ama yuksek ihtimalle
Saat degisimi.
Yanina biraz da bahar carpmasi ekledik
muhtesem bir karisim oldu :)

Oldum olasi yaz saati uygulamasini severim ben. Sabah uyandigimizda gun dogmus olur. Aksam isten ciktigimizda hala aydinliktir etraf. Gun isigina daha fazla sahip olma fikri beni hep mutlu eder. Biliyorum elbette kazanilan bir sey yok belki genel toplamda ama yine de ben ozellikle yaz saati uygulamasina geciyorsak sikayet etmem. Gelecek uzun gun isikli gunlerin hayali ile avunurum. 

Simdi de oyle yapmaya calisiyorum ancak tek bir farkla; su anda zaten cok dusunecek halde degilim cunku dunden beri resmen sersem gibi hissediyorum. Bildiginiz sersem. Uyanamiyorum, uyansam da beynimi uyandiramiyorum. Sonra gunu boyle hafif bir leylalik icinde geciriyor yapacaklarima bir turlu baslayamiyor baslasam da bitiremiyorum. Sersem gibiyim sersem gibi dolaniyorum :)

Zaten dun yaptigim hicbir seye benzemeyen tatli da bu sersemligin urunu bence. Yoksa ben bir tatli yapmayi da beceremeyecek insan degilim demek isterim ama olabilir beceremeyebilirim de. O yuzden bu konuya cok fazla girmek istemiyorum. Nasil sekilsiz nasil garip bir sey oldu anlatamam bundan sonra o tarifi kullanirsam iki olsun :)

Simdi toplantilar arasinda kosarken bir an once bugunun sonu gelsin de eve gidelim istiyorum. Ustelik biz isten ciktigimizda hala aydinlik olacak hatta eve gidince uzun sure hava kararmayacak diye kendimi avutuyorum. Ve gun sonuna kadar aldigim/iz kararlarla isleri bir cikmaza sokamamayi umuyorum :) Kac gunde doneriz normale acaba? :)

25 Mart 2012 Pazar

Kar Kokusu

Sagolsun Gonjamin essiz gayretleri ile bu yil yeni yazarlala tanisma imkanim oldu. 
Bu yeni tanistigim yazarlardan biri de Ahmet Umit. 
Kar Kokusu, da benim okudugum ilk Ahmet Umit kitabi.

Soyle diyor kitabin arka kapak yazisi:
Yari otobiyografik bir roman. Sovyetler Birligi henuz dagilmamis. Turkiye'de askeri diktatorlugun en karanlik gunleri. Moskova'daki uluslararasi okulda egitim goren Turkiyeli devrimciler. Askeri diktatorlugun istihbaratcilari onlarin pesinde. Ve karlar uzerinde bir cinayet. Cinayet sorgusuyla baslayan ic hesaplasma. Hayatin anlami nedir? Gercegi kim temsil ediyor? Sadece Turkiye Komunist Partisi'nin degil, uluslarasi devrimci hareketin bir donemine farkli bir bakis.
Ben kitabi begendim.
Ise gidip gelirken yolu benim icin heyecanli kildi bu kitap, zamanin nasil gectigini anlamama yardim etti. 
Ana hikayesi heyecanli, anlatimi akici idi. 
Karakterlerin hikayeleri ise guzel ayrintilar icerseler de sanki biraz daha iyi islenebilirlerdi. 
Ote yandan,
Kar Kokusu severek okumus olsam da donup donup bir daha okuyacagim bir kitap oldu diyemem. 
Kitabi bir cirpida okumus, sayfalar arasinda neler olacak acaba diye merakla dolanmis olsam da,
 heyecanli bir cinayet takibi nasil sonuclanacak diye meraklanmis olsam da 
kitabi bitirdikten sonra kendimi soyle dusunurken buldum: 
"Tamam guzelmis... Simdi ne okusam"...
Sanki kitabin son sayfasini kapatinca kitap ve kitabin aklima yazdigi hersey bitti. 
Sonra ustune dusundugum, 
surada neyi anlatmak istemisti 
ya da 
sunu da ne guzel anlatmisti dedigim cok sey olmadi sanki.

Sonradan bakinca kitabin sayfalari arasinda isaretledigim bir su paragraf vardi...
Sovyetler Birliginde gecirdigi gunler, yurt disina cikmadan ulke sevgisinin ne anlama geldigini tam olarak kavranamayacagini ogretmisti Cemil'e. Ayri dusmus insanlar icin ulke bazen yalnizca bir turku demekti, bazen bugusu ustunde sicak bir yemek, bazen bir sokak goruntusu, bazen de bir isim. Nereye giderse gitsin ulkesini icinde tasirdi insan. Ulke dusuncelere sinerdi, davranis olur, hic beklemediginiz bir anda kendini gosterirdi. Isteseniz de kurtulamazdiniz ondan, bir tat, bir dokunus, bir ses, bir koku, bir goruntu olur, akliniza takilir, cekip gotururdu sizi cocuklugunuzun, gencliginizin gectigi yerlere. 
Iste oyle...

Siz de oyle cok buyuk beklentilerim yok; soyle kapilip gidecegim surukleyici bir cinayet romani okuyayim, biraz da Rusya, komunizm ve donemin Turkiye partileri hakkinda bir kac satir okuyayim derseniz, Kar Kokusu'nu tavsiye ederim. Ben de buyuk ihtimalle kitapligimizda beni bekleyen ikinci Ahmet Unit kitabimin sayfalari arasina yakinda dalarim :)
O zaman 
hepimize iyi okumalar :)

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails