Arada dogaya kacmak istiyor insan.
Hani boyle yuruken yanindan yoresinden arabalar gecmesin istiyor.
Sonra insanlarla arasina uzun mesafeler koyabilsin istiyor.
Sonra sessizlik derin bir sessizlik etrafini sarsin istiyor.
Sehirden uzak, dukkanlardan uzak, karmasadan uzak ve elbette gurultuden uzak bir iki saat icin alip basini gitmek istiyor insan.
Gidilen yer bir bakima siginilan yer oluyor.
Gidilen yer bir bakima sirdas oluyor.
Yuruyor insan yollarda, uzun uzun, dusunerek yuruyor...
Gunun buyuk cogunlugunu tum sehir seslerinden uzak, sakince geciriyor.
Ve boyle gecirilen gunlerin sonunda her zaman hic beklemedigi kadar dinlenmis oluyor insan.
Yenileniyor...
Biz boyle dogaya siginmak isteyince yakinlardaki milli parklara kacmaya basladik bir zamandir.
Favorilerimizden biri Dordrectteki Biesbosch.
1950'lerde Hollandada yasanan buyuk bir selden sonra olusmus bu milli park ve icindeki irili uafkli dereler.
Bugun bu dereler kanocular tarafindan guzel rotalar olarak degerlendiriliyor.
Parkin en unlu misafirleri kunduzlar.
Hatta bir de kunduzlari anlatan kucuk bir baraksi var.
Cocuklar icin kurulmus bir alan.
Ama biz ne zaman yolumuz dusse bu milli parka; kendimizi o barakanin icinde kunduz hikayelerine bakarken yakaliyoruz , laf aramizda :)
Yurumekten yorulunca siginivermek icin bir iki de guzel kafesi var.
Iste o kafelerden birinden cektigimiz fotograflardan biri...
Bir de hava guzelken resmen plaj gibi sere serpe yatilip guneslenilen bir plaji var bu milli parkin.
Sanirim iste bu yollarin arasinda bir anda karsiniza cikiveren plaj,
bu milli parkin beni en cok sasirtan surprizlerinden biri.
Hollandalilar suya da giriyor da bizim icin pek cekici degil ne yazik ki.
Dordrecht, burnumuzun ucu.
Rafadan Kafadanin yardimi ile bizim evden sadece 20-25 dakika uzaklikta.
Ama sehirle alakasi olmayan bir huzur kucagi.
Hava guzelse ah iste aynen boyle bizim gibi kano yapmak icin.
Sonra kanoyu bir kenara cekip, pardon bir camura saplayip,
kano ustu kahvalti keyfi yapmak icin :)
(evet evet insanlar spor olsun diye kano yapiyor biz bilakis orada da kalori almayi tercih ediyoruz :))
Sonra derelerin arasinda kaybolup kurek cekmekten bitap dusmek icin.
Sonra buz gibi bir birayla soyle bir manzaranin karsisinda keyif yapmak icin.
Baska bir gun gidip agaclarin arasinda uzun uzun yurumek icin.
Doganin hediyelerini izleyip, degisimine keyifle taniklik etmek icin...
Nasil keyiflenmez ki insan bu manzaralar karisinda...
Ah kis mi geldi...
O zaman yurumek icin...
Uzun uzun yurumek icin...
Attigimiz her adimda
yapraklarin hisirtisina kulak kesilmek icin...
Esen ruzgarla agaclara veda eden yapraklarin yere suzuluslerine sahit olmak icin...
Bugune kadar bir kere bile karsilasmamis olsak da onlarla
her kosebasini donerken acaba bir kunduz cikar mi karsimiza diye heyecan yapmak icin :)
Sonra camurlara bata cika yurumek zorunda kalinan bir rotaya girmek icin :)
ve guzelim cizmeleri camura kurban edip biraz sinirlenmek, bolca gulmek icin.
eve donunce temizlenmis olsalar da ah cizmelerim diye bir sure soylenmek icin :)
Soguk biraz daha siddetli hissetirmeye baslayinca kendini siginacak bir kafenin pesine dusmek icin.
Soguktan usuyen elleri sicak bir domates corbasinin dumaninda isitmak icin :)
Ama en cok her mevsim ayri bir guzellesen manzaralara dalip dalip gitmek icin...
Biz sanirim buraya daha coook gideriz.
Her mevsimin renklerini ayri ayri sevmek icin.
Her mevsimin kokusunu ayri ayri duymak icin.
Bir de mevsim ne olursa olsun sehirden uzak cok uzak olmak dinlenmek icin...
Ama bence en guzeli
Ayni noktadan bakip manzaraya mevsimlerin degisimini heyecanla izlemek icin...
PS: ne cok resimli bir yazi oldu bu boyle, neyse bu sefer de boyle :)