18 Haziran 2015 Perşembe

Bugun de bunu cok sevdim

Hani gecen haftasonu kendi kendime kaldim demistim.
Yurudum, izledim, okudum ve muzik dinledim.
Evet o haftasonu ben cok muzik dinledim.

Youtubeda bir kanal var Joy Turk Akustik.

Ara ara parcalara denk geliyordum ama oturup arka arkaya o kanaldan parcalar pek dinlememistim.
Cumartesi ve Pazar gunu dinledim.
Ve cok sevdim.

Sanki yaninizda soyluyorlar.

Sanki siz de o odada onlarla beraber oturuyormussunuz hissiyati verdi bana.
Hosuma gitti.

Bilgi Universitesi ogrencilerinin bir projesiymis.

Sanatcilari davet edip, kayitlari ve cekimleri onlar yapiyorlarmis.
Bence basarili.
Ve kendimi taniyorum, ben bu kanali uzun sure dinlerim.

Bu ara en cok takildigim parca da bu iste.

Ben gercekten bugun bunu cok sevdim.
Dilerim size de keyif verir:)

Gokhan Turkmen Susma


17 Haziran 2015 Çarşamba

Dunya hic de...

Gecenlerde mudurum geldi ve dedi ki Gulcin haftaya 2 haftalik bir program kapsaminda stajerler gelecek, onlarla ilgilenebilir miyiz?

Sizi tutmayayim, buyrun. Ama ben almayayim.

diyecektim. Tam olarak oyle diyemedim. Ama cok isimin oldugunu ima ederek, bu isi bir takim daha genc arkadaslara devrettim. Pisman degilim. 

Bugun ne kadar dogru bir sey yapmisim, anladim. Stajerler geldi. 2 tanesi 17, biri 16 yasinda. Bebe! Bebeee diye seslenesim var arkalarindan.

Arkadas 17 ve hatta 16 yasinda ne staji yahu! Vallahi ben ustume alinmamakla durumu cok iyi etmisim ondan eminim. Zira gercekten 16-17 yasinda arkadaslarla genel olarak vakit gecirmeyi cok sevsem de isimin basimi astigi gunlerde kendileriyle birlikte olmasam da olur.

Ama sorun su ben cocuklara uzuluyorum yahu. Yani gitsinler gezsinler, ne isleri var ofiste degil mi?

Degil!

Durun soyleyeceklerim bitmedi. Meger bu 16 ve 17 yasindaki arkadaslarimiz taa Amerikadan kalkmis buraya gelmis. Meger boyle 2ser 3er hafta sirketleri dolasacaklarmis. Bu arada Londarayi da gormus olacaklar tabi.

Size bir sey soyleyeyim mi. Dunya hic adil bir yer degil!

Bu tabi bizim bebelerin sorunu degil. Bebelerle ilgileniyor bizim gencler. Iste anlatiyorlar, is veriyorlar falan. Ama yani ben onlar her benim toplantilarima girdiklerinde ayni seyi dusunuyorum. Dunya hic adil bir yer degil Hic.

Ha bu arada bence Amerika bir yerde hata yapiyor olabilir. Beni 17 yasinda sirkete koysan ardima bakmadan kacardim heralde. Ya da belki simdiki aklimla boyle dusunuyorumdur.

Ama kacarlarsa onlar da bilin ki kapitalizmin sonu bebeleri staja gonderen duzenden olabilir.

16-17 hoh!

15 Haziran 2015 Pazartesi

Kendimle başbaşa

Cuma akşamı işten çıkarken, bakalım ne yapacağım bu haftasonu diyordum. Yalnız olacağım, sıkılacak mıyım? Kendimi oyalayabilecek miyim? Derken bir önceki yazıya gelen yorumları okumaya başladım. Ah ben de yalnız kalabilsem diyen anneleri görünce sustum. 



Her seyin bir zamani vardi. Yalniz kalabilmenin de. Zamaninda her seyin kiymetini bilmek lazimdi. Sikayet etmeyip, keyfini surebilmek lazimdi. Ileride lazim olurdu :) Iste o an karar verdim; bu haftasonunu guzel gecirmek icin elimden geleni yapacaktim. Gozunu seveyim blogger olmanin :)

Eve giderken en sevdiğim şeyi yani suşi aldım kendime. Bir de beyaz şarap. Sonra eve gidip bir de romantik komedi açtım kendime. Böylece kendimle başbaşa haftasonum başlamış oldu...


Aldigim karari uyguladim ve mis gibi bir haftasonu gecirdim. Sanırım arada yalnızlık iyi geliyor insana. Bu birlikte olduğumuz, hayatı paylaştığımız insanları sevmediğimizden değil. Ve hatta belki de cok sevdigimizden. Onlara verebilecegimizin en iyisini vermek istedigimizden. Oyle ya da boyle sadece arada yalnızlık iyi geliyor insana. Yoğunluğu yüceltmeyelim gibi, insan ilişkilerini de yüceltmemek mi lazım acaba? Daha iyi olabilmek için ilişkilerimizde arada bir kendimizle başbaşa kalabilmek mi lazım acaba?


Ben kendime iyi davrandım bu hafta sonu. Canım ne istiyorsa onu yaptım. 
Canım istedi evi topladım. Canım istedi film izledim. Canım istedi alışverişe gittim kendime yüz peelingi aldım. 
Canım istedi yemek yaptım. Canım istedi dışarıdan yedim. 
Canım istedi dizi izledim. Canım istedi müzik dinledim. 
Keyfimin kahyası derler ya hani, ben sanırım bu hafta sonu tam olarak keyfimin kahyası oldum :)

Dün evi toparlama ve bir romantik komedi üstüne bir kahve içip eve dönme niyetiyle yola çıktığımda saat 3tü. Ozanla her zaman gittiğimiz bir kafe var oraya kadar yürüdüm. Sonra söyledim kahvemi ve kekimi, oldukça sıradan ve tam da bu haftasonuna uygun köpük kitabımı okumaya başladım.


Kafenin sahibini İtalyan sanıyorduk biz ama Arnavutmuş. Bana ozanı sordu. Böyle şeyleri çok seviyorum. Rotterdamda da olurdu. Hani insani bir bağ :) sohbet ettik biraz. Sen demesin mi bana geçenlere arnavutkuktaydım sizin başkanınız da oradaydı. Hiç anlamıyoruz bize neden cami yaptırıyor? Yani Londra'da yaşıyorum, Londra'da yaşayan bir arnavut bana bunu diyorsa ben başka bir şey demiyorum. Nokta.

Sonra vurdum yine kendimi yollara. Hava bir açıp bir kapıyordu. Güneş bir görünüyor bir bulutların ardına saklanıyordu. Ben yürüdüm. Yorulunca oturdum bir banka kitabımı okudum, insanları izledim. Ben yürüdüm. Acikinca girdim bir Kafe'ye atıştırdım, birşeyler içtim. Ben yürüdüm. Arada kulaklıklarımı takıp müzik dinledim. Ve hatta hayal bile kurdum. Ve hatta hayaller...


Akşam eve geldiğimde saat 9a geliyordu. 5 saatten fazla kalmisim sokakta. Bir tarhana çorbası yaptım kendime. Sonra bir şey izlemek istemedi canım. Müziğe teslim ettim kendimi. Dinledim. Dinledim. Dinledim.

Gecenin ilerleyen saatlerinde, Goncama whatsuptan konusşuyorduk. Ne iyi etmişsin GB, bak bunlar da bir nevi terapi dedi. 
Haklıydı.
Bunlar da bir nevi terapi...
Ve galiba benim bu terapiye ihtiyacim vardi...


12 Haziran 2015 Cuma

Haftamin "en"leri

Sabah kalktim. 
Haftanin son gunu dedim kendi kendime. 
Bak hayatimizdan bir hafta daha gecti gitti.

Sonra dusundum nasil bir haftaydi bu diye. 
Soyle boyle, aklima gelenler oldu.

Ise geldim.
Kahvemi icip, soyle bir bloglara bakarken bir Vintage Duygularin yeni postunu gordum.
Bu haftanin "en"lerini yazmis Vintage Duygular.
Hosuma gitti.
Ben de deneyeyim dedim :)

Iste benim haftamin "en"leri :)

En sevdigim gun Cuma oldu yine. Bu hafta yalniz bir Cuma ama olsun. Cumalar hep guzel bana :)

En sevdigim an Carsamba aksamiydi. Evdeydik. Malum hastalik, esya hazirlama falan. Aksam yemekten sonra mutfagi toplayip mor koltuguma oturdum. Pencereden disari baktim ve o an bu evimizi de cok sevdigimi hissettim. Hatta hemen instagrama da yazdim. "Insanin evini sevmesi ne guzel sey aslinda." diye. Tam da oyle. Iste haftamin en aklimda kalan ani da o galiba.


En zor an is-guc tabi. Bu hafta zordu. Ama haftaya daha da zor olacak biliyorum o yuzden sesimi cikarmiyorum su anda...

En keyifli an Dun aksam urunikomla facetime sohbeti yaptik. O anlatti, ben anlattim. O anlatti ben anlattim. Arkadas guzel sey vesselam.

En leziz an Calisan bir insan olarak en leziz yemek, aksam eve gidince hazir olan yemek :) Bir gun once biz hazirlamis olsak da yemegi bu boyle :) O yuzden carsamba pisirdigim, dun aksam yedgim dinlenmis zeytinyagli ispanak gibisi yoktu bu hafta. Ellerime saglik.

En huzurlu an Ozan sag salim varmis, cok kotu de degilmis idare ediyormus. Onunla konusunca aksam iste huzur dedim. Saglikli olalim, sevdiklerimiz de saglikli olsun daha ne degil mi ama :)   



En saskin an Bu hafta 4 blog yazisi yazmisim! Soyle bakinca vallahi sasirdim :)

Ben Londra'da yalniz gecirecegim bir haftasonuna basliyorum. bakalim beni neler bekliyor :)
Size de iyi haftasonlari.
En huzurlu, en eglenceli olanindan olsun hem de :)

bakalim haftasonu ve yeni hafta neler getirecek bize? :)

11 Haziran 2015 Perşembe

Sevginin kiyamama hali...

Geçenlerde bir yerde bir yazı görmüştüm. Sevginin evreleri var diyordu. Ilişki ilerledikçe sevgi de değişiyor. 
Olabilir.

Ama bence sevginin evreleri kadar halleri de var. Ismin e hali, de hali gibi. Sevginin çok çoşkulu hali, sakin hali, tutuklu hali. Hepsinden geçiyor insan zamanla. Biri diğerinden daha güzel değil. Hepsi kendi halinde güzel.

Bugün Ozan kısa bir süre için Amerika'ya gidiyor. 1 haftadan az kalacak. Bir konferansa katılıp dönecek. İşleri nedeniyle uzatamadı. Ben de işlerim nedeniyle Ozan'a katılamadım. Kısacık gidecek dönecek.

Gitsin, işini yapsın dönsün. Ama iki üç gündür çok hasta. Halsiz. Öksürüyor da sürekli. Öyle çok öksürüyor ki gece uyuyamıyor bazen. Iyileştirmek için O'nu elimizden geleni yaptık. Olmadı. Tam iyileşmeden ve hatta hastalığının en yüksek noktasında çıkıyor yola.

Onca saat uçuş, aktarmalı da üstelik. Şöyle sıcak bir ıhlamur içemeyecek. Uçağın havası malum zaten iyi insanı bile hasta eder. Bulaşıcı değil sanki, yoksa ben çoktan kapmış olurdum. O yüzden uçaktaki diğer insanlar umarım etkilenmeyecek. Ama işte uyuyup dinlenmesi gerekirken yollarda. Orada da yoğun bir programı var. Ters bir zaman oldu yani. Napalım, elden gelen bir şey yok...

Bu sabah zor kalktı yataktan. Hazırlanırken baktım öyle halsiz, öyle yorgun ki. Evde olmalı, yatmalı, dinlenmeli...

Öyle onu izlerken, düşündüm de sanırım sevginin en yoğun hallerinden biri bu işte; kıyamama hali.

Ona bakarken içinin ezilmesi hali.
Hasta olmasın, hastayken böyle yorulmasın isteme hali.

Bizim sevgimizde en yoğun hal hep bu zaten.
Kıyamama.
Aman üzülmesin isteme. O üzülmesin diye bazen kendin üzülmeyi göze alma. Ama bu sabah on bin kat fazla hissettim bu hali içimde.

Hiç kıyamadım bu sabah O'na.
İşte öyle...
Bir an önce gitsin de dönsün gelsin evimize...

Iyileşir o zaman.
Börek yapar, çay demler, film izleriz biz evimizde...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails