1 Ağustos 2013 Perşembe

Vicdaniniz varsa tabi...

Vicdan sahibi insanlari seviyorum. Empati kurabilen insanlari seviyorum. 
Bir insanin yerine bir an olsun kendini koyabilen, O'nun hissettiklerini bir an olsun anlamaya calisan insanlari seviyorum.
Hem de cok seviyorum.  
Ama dun aksam bir daha gordum ki boyle olmayan insanlar da cok var dunyada. 

Yoksa nasil 46 gundur yavrusunun basinda bekleyen bir kadinin, cocugu icin aglayan bir babanin, kardesime sarilmak istiyorum diyen bir kardesin ve yanlarindaki insanlarin sesine kulak tikayabilirler? 

Dun aksamdan beri dusunuyorum. Orada o annenin feryatlarina karsilik mudahale edebilen polisler, onlara bu emirleri verebilenler, etrafta olup olana bitene sesini cikarmayanlar, 45 gundur olayla ilgilenmeyen ve hatta bir gecmis olsun demeyen yetkililer... 
Bu insanlar anne degil mi? 
Baba degil mi?
Kardes degil mi?
Es, dost, akraba, komsu degil mi?
Bir an olsun o cocugun annesinin, babasinin, kardesinin, esinin, dostunun, akrabasinin, komsusunun, sira arkadasinin, mahallede takildigi arkadaslarinin ne kadar uzgun olabilecegini dusunmuyorlar mi?

Haydi diyelim kendilerini bu insanlarin yerine koymuyorlar, koymak istemiyorlar.
Yahu buna sessiz kalabilenler insan degil mi? 
Nasil 14 yasinda bir cocugun basina gelenlere uzulemiyorlar? 

Tam anlasilamadi mi durumun ne oldugu? Bakin ben maddelerle yazayim:
          - Berkin 14 yasinda. 14. Cocuk
          - Evinden ekmek almak uzere cikti.
          - Kafasina gaz kapsulu geldi. 
          - Kafatasi kirildi, beynine batti. Beyin kanamasi gecirdi. Ameliyatlar oldu.
          - Ve 46 gundur uyanamiyor.
Yeterince acik oldu mu? 

Kucukken bir ruya gormustum. Abim bizim icin tatli almaya gidiyordu ruyamda. Sonra bir kaza oluyordu. Delirmis gibi agliyordum ruyamda ve uyandigimda. Annemler bana ruyamda gorduklerimin abimin omrune omur katacagini soylemislerdi. Insallah. Inandim onlara ama gunlerce abim evden cikmasin istedim o ruyadan sonra.

46 gundur Berkinin ablasi kac defa kardesinin o sabah evden cikmamis olmasini umuyordur? 
Babasi kac kez o ekmek almaya gidenin kendisi olmasini dilemistir? 
Annesi kac kere ah 10 dakika sonra ciksaydi evden, hatta hic cikmasaydi koynumda dursaydi diye dusunmustur? 

Ben hep bunlari dusunuyorum. Ali Ismail icin dusundugum onlarca baska sey gibi. Abdullah icin dusunduklerim gibi. Mustafa icin dusunduklerim gibi. Ethem icin dusunduklerim gibi. Mehmet icin dusunduklerim gibi. Yillardir politikalar ugruna olen, oldurulen herkes icin dusundugum gibi.

Boyle seyler orada cigliklarla aglayan anneye mudahale edenlerin aklina hic mi gelmiyor? Ses cikarmayanlar hic mi bunlari dusunmuyor?

Galiba dusunmuyor. Yoksa soyle bir twitter fotografi ortalikta dolasmazdi degil mi?


Ozlem'i tanimiyorum ama cok guzel soylemis. Katiliyorum. 

Diyelim ki anlamiyorsunuz o insanlarin halini, acisini, yanlarinda olmak istemiyorsunuz. Ama, Ozlemin de dedigi gibi, bazi anlar vardir; sadece susulur. Susulur ve sadece o insanlarin ne yasadigi anlasilmaya calisilir. Zaten vicdaniniz varsa iciniz yanar boyle sozler ne dilinize ne elinize gelmez olur. Vicdaniniz varsa tabi...

PS: Ozur dilerim sinirli bir yazi oldu. Ama izlediklerimiz, gorduklerimiz, duyduklarimiz gercekten yuregimde artik doldu...

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Okuduk: Erken Kaybedenler

Izmirden donerken havalaninda zamanimin cogunu kitapcida gecirdim.Raflara baktim, arada gozume ilisenlerin bir iki sayfasini okudum. Kitapcida vakit gecirmekten kolay ne var. Yalniz beni zorlayan bir durum vardi, calan muzikler. Sabahin esselati, daha kargalar degil kahvalti etmek uyanmamis bile ama kitapcida bildiginiz butun acikli sarkilar caliyor. Yahu kitapci dedigin enstrumantal parcalar calmaz mi? Nereden cikti bu arabesk sevdasi? Kesin kasada duran cocuk ask acisi falan cekiyordu, bana da cektirdi sagolsun :)

Neyse o bitmez acikli sarki iskencesi arasinda ben kendime bu kitabi sectim:


Emrah Serbes benim son yillarda severek okudugm yazarlardan. Her Temas Iz Birakir'i okudugumda da yazmistim; kendisiyle tanisikligimiz Behzat C. sayesinde oldu. Son Hafriyati da okumustum ama o da nedense Gulcince'ye yazilmamis. Hep boyle oluyor, okuyorum okuyorum ama okuduklarim hakkinda suraya iki satir yazi yazamiyorum :( Son Hafriyat' i cok begendigimi hatirliyorum ama hani aklimda kalan cumleler hani o zaman bana dusundurdukleri. Yok iste. 

Bu sefer bambaska bir kitapla karsima cikti Emrah Serbes. Behzat Amirimin o bayildigim seruvenlerini anlattigi seriden bambaska bir kitap. Bir kere roman degil Erken Kaybedenler; bir oyku kitabi. Sonra yetiskinleri anlatan bir oyku kitabi da degil Erken Kaybedenler, erkek cocuklarini anlatan bir oyku kitabi. 

Neyse ben susayim da kitabin arka kapak yazisi konussun :)

Ankara polisiyeleriyle tanıdığımız Emrah Serbes, bu defa direksiyonu kırıyor ve edebiyatımızda pek de işlenmemiş bir başka meseleye el atıyor. Erkek çocukların enerjik, hüzünlü, alengirli dünyasına giriyoruz...

Baba çalışıyor, anne ev hanımı, muhafazakârlığın kalesi...İşçiler, yoksullar, teyzeler, abiler... Kolay ağlayan sert adamlar... Taşra seyrekliği, mahallenin kalabalığı... Kıskanç, gururlu, saf ergenler... Emrah Serbes, çabuk öfkelenen, kolay vazgeçen, baştan çıkmış erkek çocukları konuşturuyor... Kederli, insana dokunan komik hikâyeler bunlar...

“Dizinin dizime değişi, Handan’ın annesi için bir kelebeğin kanat çırpışıysa benim için kasırgaydı. Kaç sene geçti, hâlâ unutmam, günde en az beş sefer aklıma gelir. Biliyorum bu durumun, kökeni memeden kesildiğim güne kadar uzanan psikolojik nedenleri vardır. Ama bir kadını unutulmaz yapan şey, bir vakitler ona duyulan arzunun şiddetiyle doğru orantılı değil midir? O arzunun kıyısında, gerçekleşme olasılığının tam yanı başında, sanki arada başka hiçbir engel yokmuş gibi rahat davranabilmekle, kendini o tatlı yanılsamaya kaptırabilmekle doğru orantılı değil midir? Bu olgunun da mı sorumlusu benim mutsuz geçen çocukluğum? Cevap? Yok! Kalırsın öyle...

Taşrada ve kâinatta, yapayalnız kalmış erkek çocukların hikâyesi...

Erken Kaybedenler... Yoldan çıkmış bir neslin manifestosu...

Erken Kaybedenler guzel bir kitap. Muhtemelen erkeklerin okurken cok daha fazla keyif alabilecegi, evet ya boyleydik biz kucukken diye dusunebilecegi bir kitap. Ya da erkek cocugu olan ebeveynlerin ah goruyor musun diye dusuncelerle, tebessumlerle okuyabilecegi bir kitap. Benim takdir edersiniz ki oyle dusuncelerim cok olmadi. Sevdim kitabi ama sanirim kitabi okudugum zaman cok dogru olmadi.

Ya da soyle soyleyeyim. Bu kitaptan hemen once Cehennem Cicegi'ni okudugumdan, Erken Kaybedenler 'in bende yarattigi etki olmasi gerekenden biraz daha az oldu. Cehennem Cicegi, malum bizim 5 yasindaki erkek cocugu Alper Kamu'nun siradisi hikayesi. Oyle sevmisim ki ben Alper Kamu'yu ondan sonra okudugum erkek cocuklari onun yarattigi etkinin sanirim biraz golgesinde kaldi.


Siz benim yaptigim hatayi yapmayin bence. Bu iki kitabi birbirine yakin okumayin. Okumayin ki birinin verdigi keyfin digerini etkilemesine izin vermeyin. Cunku aynen yukaridaki resimdeki gibi harika cumleler var aslinda bu kitapta. Ya da sunun gibi harika cumleler:

Kendimizi ozgur zannediyoruz oysa ki sadece ipimizi biraz uzun birakmislar. 
Sinirlara gelince farkediliyor bu. 
Disari cikmak isterken kendini cama vurup duran yari delirmis karasinekler gibiyken.

Bazi kitaplari yeniden okumak uzere ayiririm ben. Boyle yanlis zamanda okudugumu dusundugum kitaplari ozellikle. Iste Erken Kaybedenler benim oyle bir kenara ayirdiklarimdan oldu. Biliyorum cunku baska bir zamanda okusam, alacagim keyif daha buyuk olurdu.

Okuyacak olursaniz simdiden iyi okumalar... Ben de yeniden okuyacagim bu kitabi...

30 Temmuz 2013 Salı

Gulcin Snooker izlerse...

Gulcince'de kac defa suna benzer seyler yazdim hatirlamiyorum bile:
Hollandada hava ne kadar sicak kalacak bilemedigimizden...
Holandada yaz 2-3 gun surdugunden... 
Hollandada gunes....
Sanirim siz de evet defalarca duyduk bunlari diye dusunuyor olabilirsiniz. 
Haklisiniz :)
Ama yok ne yapayim, ulkede yaz yok, gunes yok :)
Yok-tu. Bu sene var :)
Biz Turkiyeden dondugumuzden beri Hollanda'da yaz var.
Aman masallah diyin, dilinizi isirin artik ne yaparsaniz yapin rica edecegim :)


Bir onceki haftasonu yani ayin 21i de iste o yazin bir parcasiydi.
Piril piril bir gunes, corapsiz sandaletler babatlerle gezme ozgurlugu, askisiz bodyler, sortlar...
Turkiyede siradan hayatin parcasi olan bu seyler burada nasil kiymetli bilemezsiniz.
O yuzden pazar gunu hava sicakliklari 30 dereceleri gosterdiginde, daha pazar gelmeden hava tahminleriyle bile mutluluk sarhosu olmus halk, yollara dustu.
Gelsin plajlar...
Gitsin dere kenarlari...
Oyle cok plaja giden vardi ki plajlara ekstra tren seferleri bile kondu dusunun hali :)

kaynak rnw.nl
Biz mi?
Biz yok gidemedik plaja, dere kenarina falan.
Neden mi?
Cunku Ozanin aylaarrr oncesinden biletlerini aldigi -ki burada biletler derken bana alinmis bir bileti de kastediyorum elbette- snooker turnuvasini izlemek uzere bir spor kompleksindeydik o guzel havada.
Allahim sana geliyorum :)


Belki cogunuz biliyordur ama Snooker ne ola ki derseniz...
Ozan'a gore gelmis gecmis en guzel sporlardan biri.
Ben henuz spor tam olarak snookerin neresinde anlayabilmis degilim.
Bilardonun daha guzeli. Baya daha guzeli. Yok ya simdi haksizlik etmeyeyim bilardoyla karsilastirilamayacak kadar guzeli.
Ama nihayetinde bu essiz sporda da istakalar, toplar, cuha gerilmis kocaman bir masa ve yenismeye calisan adamlar var.
Bir kirmizi topa vuruyorlar, bir renkli topa.
Kirmizi toplar 1 puan. Renkli toplarin her birinin 2 ile 7 arasinda degisen puanlari var. 
Bir kirmizi - bir renkli arda arada sokmaya calisiyorsun deliklere.
Sokamadin mi oburu geciyor masanin basina.
Maksimum sayiyi yapan maci aliyor.
Nihayetinde adamlar masanin basinda duruyor da duruyor.
Bir o yandan bak topa, bir bu yandan. Bir buradan vurursam diye hesapla, bir suradan. 
Spor dedigin hareket degil mi? 
Neresinde bu snookerin spor ben anlayamadim gitti :)


Insanlarin plajlarda, bizim kapali yerlerde oldugumuz o canim gunesli 21 Temmuz 2013 gunu de karsimizda bol bol masanin basinda duran adamlar, istakalar ve toplar vardi.
Hem de sabah 10 da basladi maclar.
Aksam 22:30 a kadar.
Biz bir de yer kapmak icin, zira yer kapisacak kadar kalabalik ortam, 1 saat erken gittigimizden,
o canim gunesli 21 Temmuz gunu 
13 saat! 
tam 13 saat  benim hayatimda snooker vardi!


Su blogu 4 yila yakindir yaziyorum. 
Oyle kendimi ovmek gibi bir derdim olmadigini heralde beni okuyanlar biliyordur diye samimiyetinize siginarak yaziyorum. 
Fedakar bir esim arkadas! 
Bu devirde kim kocasi icin 13 saat snooker izler acaba? 
Hem de disarida gunes piril piril parliyorken? Hem de o gunes bu ulkede yil boyunca sayili defa parliyorken? 

Eglendim mi?
E yani napayim somurtup oturacagima eglenmeye calistim elbette! 
Maclari izledim, milleti izledim. 
Arada kitap okudum. 
Kendimi eglemeye calistim iste. 
Zaten bir suru masa var ortamda. 
Bir birine baktim, bir birine vakit gecirdim.


Simdi sadece sikayet ediyor gibi de gorunmek istemem tabi.
Guzel yanlari da oldu gitmemizin.
Mesela hayatimda ilk defa kadinlar tuvaletinde sira olmayan ama erkekler tuvaletinde sira olan bir yerde bulundum. 
O 13 saatte orada bulunan tek kadin ben degildim. 
Baska kadinlar da vardi ama bizim sayimiz ortamdaki erkeklerin sayisiyla asla karsilastirilamazdi.
Sinema, tiyatro, konser, havalani...
Ne zaman kalabalik bir yere gitsek kadinlar tuvaletinin onunde upuzun bir kuyruk olur, erkekler hop diye girer cikar o tuvalete.
Makus kaderimizi bu snooker gunu ile yenmis oldum. mutluyum :)

Sonra...
Mesela yillardir televizyondan izledigim insanlari yakindan gordum. 
Mark Selby, Mark Williams, John Higgins falan. 
Size hicbir sey ifade etmiyor bu isimler muhtemelen degil mi? 
Ne guzel! 
Ben hepsini taniyorum :) 
Bazilarinin cocuklarini falan bile gormuslugum var o kadar yani :) 
Basim goge ermedi kesinlikle ama bu vesileyle kendileriyle de ayni ortamda bulunmus oldum.

Sunu da anlatmadan gecemeyecegim. 
Pazar gunu gittik, yerimizi en guzelinden kaptik! Sabahin esselatinda yola ciktigimizdan yemek de yememisiz daha. Allahim hakikaten fedakar bir esim ya :) Ben dedim kantine gideyim de yiyecek birseyler alip geleyim. 
Spor kompleksinin kantinine bir girdim. 
Hepsi orada! 
Sira sira dizilmisler kahvalti ediyorlar.
Hemen kostum Ozani cagirdim :)
Ay yazik adamlari boyle sergiye cikarmis gibi dizmisler. Onlar yemek yiyor. Gelen bakiyor giden bakiyor. Millet durup durup fotograf cekiyor.
Beni bir gulme aldi mi sana :) Tobe yarabim :)


Neyse konuma donesem faydalari sayiyordum.
Mesela bir adam karisina ne kadar duskun olabilirmis gordum! 
Mark Selby!
Arkadas bir insan her arada karisinin dizinin dibinde mi durur? Her yaptigi atista karisina mi donup bakar? 
Bu ne sevgiymis yarabbim!
 Eee Ozan Bey de beni 13 saat snookera maruz birakirken dusunseydi. 
Artik ona gosterecek cok kuvvetli bir ornegim var benim :) 
O bir ban bakmasin yeri geldiginde, ben O'na soracagim!

Bir de ben eskiden bu Mark Selby'i hic sevmezdim. 
Laf aramizda bir sinsi geliyordu bu adam bana. Boyle sessiz sedasiz durur ama oyunu ne yapar eder kazanir falan. 
Az atip tutmuslugum yok yani arkasindan adamin. 
Tanimadigim adamin hakkinda ne konusuyorsam. Bana neyse. Nasil oynarsa oynasin di mi ama? 
Sormayin dediklerimden utandim. 
Pek efendi pek terbiyeli cocukmus vallaha.
Cok da yakisiyorlar birbirlerine. Allah mesut etsin :)
Yalniz snooker uzerine yazilmis en komsu teyze modundaki yaziyi adim adim yaziyor olabilirim su anda. Tehlikenin farkindayim :)



Olsun ben yazmaya devam edeyim :)
Sonra Mark Williamsi da severdim ben eskiden. Boyle sevimli bir insan gibi gelirdi bana. 
Hic degilmis!
Adam da bir hava, boyle bir kendi dunyasinda etrafiyla ilgilenmeme hali. 
Imza isteyenlerin yuzune bakmama. 
Hep bir dusunceli insan tavri. 
Aman sanirsin Sokrates! 
Ne var be. 
Sonunda snooker oyuncususun yani. 
Hepimiz isimizi yapiyoruz. Sen de yapiyorsun iste. 
O 13 saatin sonunda Mark Williams turnuvayi da kazandi ama benim sevgimi kaybetti arkadas :)
Bu da onun buyuk kaybi oldu derdine yansin.
Yok bak aslinda o kadar da degil. neyse yazmis bulundum artik :)



Simdi Gulcin sen bu adamlari niye bu kadar yakindan taniyorsun, haklarinda nasil bu kadar bilgi ve fikir sahibisin falan diyor olabilirsiniz. 
Ben de zaman zaman kendime bu sorulari soruyorum inanin.
Ama ne yapayim?  
Benim cok sevgili esim yillardir snooker hayrani. 
Olsun bana ne! Ama yok. Illa bana da izletecek. 
Izlemeye alisinca da izleniyor meret garip bir sey! 

Ben aslinda bu tuzaga dusmezdim ya. 
Her sey Hollandaya gelip 3 ay otelde kaldigimiz vakitte oldu. 
Otel odasi dedigin ne kadar yer? 
O snooker izlerken ben ne yapicam? Kacacak siginacak baska bir oda da yok. 
Mecburen izledim. 
Yavas yavas zehirledi beni bu Ozan ah ne diyeyim :)


Velhasil kelam bir koca gunesli pazar snookerla gecti efendim.
Ah Turkiyede olsaydik ben bu isi Yucele kesin satardim, olmadi Ozgure, olmadi Burhan, Keya, Emin. 
Bulurdum yani satacak birini :) 
Burada da Dominik olsaydi O'na satardim ama o da Almanya'ya gitti. 
Ne yapayim is bana dustu :) 
13 saat snooker izlendi. Kupa kutlamalari yapildi. 
Ve harap bicimde eve donuldu :) 
Eh nihayetinde en azindan Ozan mutlu oldu :)


Bu yaziyi bitirmeden once, muhtemelen burayi okuyanlarin buyuk bir cogunlugu olan siz kadin arkadaslarima sunlari soylemek istiyorum.
Esiniz size snooker izletmek isterse...

- Korkmayin yapilabiliyor :)

- Hatta insan keyif de aliyor.

- Etraftaki insanlari izlemek cok eglenceli. Sanirsiniz dunyanin butun meseleleri o masada cozuluyor :)

- Toplarin renkleri sahane! pembenin tonuna, mavinin parlakligina bayiliyorum. Elbise yapsinlar o tonlarda alirim.

- Snooker oyunculari pek afilli giyiniyorlar. Yelekler, papyonlar falan. Bizimki yaza denk geldiginden tsort giymislerdi ama baya afilliler.

- Kumas pantalon giyiyorlar. Ama bence kumas pantalon giyiliyorsa kemer sart. Takmayanlara soyleyecegim taksinlar yoksa cirkin oluyor :) Altina da kosele ayakkabi giysinler, o zaman guzel oluyor :)

- O iceride afilli adamlar, disarida kantinde falan sort, terlik sefil dolasiyor o ayri. Belki de imajlarini sarsmamak icin bu adamlari sadece televizyonda izlemeli :)

- Bir Mark Selby'nin masallah karizma hic dagilmiyor adam hep ayni dolasiyor. Pardon karisinin yaninda duruyor :)

Boylece tarihin yazilmis en alakasiz snooker yazisinin sonuna gelmis bulunuyoruz efendim.
Simdi bu yazidan sonra snooker nedir anlayan var mi?
Muhtemelen yok.
Snookercilardan kimler karisina duskun, bu adamlar nasil giyinir falan bunlara hakim olanlar var mi?
Muhtemelen var :)

Aman bosverin snooker neyse ne? 
Onu yazan cok bulunur.
Ama snooker dedikodusu yazan cok bulunmaz biz keyfimize bakalim :)

Son olarak gunlerdir bana herseyi yaziyorsun ama bir snooker yazisi yazmiyorsun diyen cok sevgili kocacagim Ozan'a seslenmek istiyorum:
Ne yapalim canim, bana 13 saat snooker izlettirirsen, ortaya cikan yazi da boyle olur :)

Bu uzunnn yaziyi okuma sabirini gosterenlere sevgilerimi sunar hepinize esenlikler dilerim :)
Snooker yorumcusu Gulcin:)

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Izledik: Lizbon'a Gece Treni


Dun aksam, bir yandan arkadaslarimiza ev hediyesi bakalim bir yanadan guzel havanin tadini cikaralim diye yaptigimiz yaklasik 3 saatlik yuruyusun ardindan bizim guzel sinemaya gittik Ozanla. Yalniz yuruyus biraz fazla kacmis; sinemaya vardigimizda bacaklarim sizim sizim sizliyordu. Neyse ki bizim guzel sinemanin terasindaki masalar bostu. Filmden once biraz dinlenip manzara keyfi yaptik da kendimize geldik. Iste boyle bir yer bizim sinema her firsatta gitmek istedigimiz kadar var degil mi?  


Dun aksam burada Night Train to Lisbon yani Lisbon'a Gece Treni filmini izledik.
Salonda toplamda 12 kisiydik.
Hani kacirdigin yer olsa makiniste rica etsem birazcik geriye alir misiniz diyecek cesareti bulacak insan :)

Biz Portekiz'e gitmeden vizyona girmisti bu film. Biz de izlesek mi gitmeden diye dusunduk ama sonra sehri gordukten sonra izleyelim dedik. Seviyoruz oyle gittigimiz yerlerde gecen filmleri izlemeyi. Sonra sonra derken bugune kadar izleme firsatimiz olmadi. Neyse ki vizyondan kalkmadan biz de bu filmi gorebildik.


Filmin konusu soyle:
Raimund, düzenli ama monoton hayatını kanıksamış bir Latince öğretmenidir. Kırmızı paltolu bir kadını tam nehre atlayacakken kurtarınca, kadın da onun hayatını kurtarır. Anlık bir kararla kadının binmesi gereken trene bindiğinde, kendini Lizbon´da, kadının okuduğu kitabın yazarının peşinde bulur. Raimund, takıntılı bir dedektif gibi parçaları birleştirdiğinde, 1970´lerin faşist Salazar Lizbon´unda bir arkadaşlık, ihanet, baskı ve devrim hikâyesi oluşturacaktır. Pascal Mercier´in uluslararası çoksatan romanından uyarlanan Lizbon´a Gece Treni, ülkeler ve tarih arasında dolaşan polisiye bir yapboz, romantik bir dram.

Filmin basrol oyuncusu Jeremy Irons. Ben O'nun oyunculugunu da filmi de cok begendim. Aslinda cok izlemek istedigim bir film olsa da acikcasi cok akici, keyifle izlenen, akip gidiveren bir film olacagini dusunmemistim. Muhtemeln icim kararacak, biraz da bunalacagim, sonlarina dogru eh bitsin diyecegim bir film olur diye aklimdan geirmistim. Hic de dusundugum gibi olmadi. Film 2 saatte yakin surdu ama benim bitsin dedigim bir an bile olmadi. Hatta devrimle ilgili kisimlar keske daha uzun olsaydi bile dedim. O da Gezi etkisi sanirim :)


Lizbona Gece Treni konusuna da bahsettigi gibi bir kitap uyarlamasi. Ben kitabini da okumayi dusunuyorum. IMDB her ne kadar bu filme 6.6 vermis olsa da Ben begendim. Severek izledim. Iyi ki izledim. 


Bu arada sanirim sinemaya gitmeyi de cok ozlemisim. 
Iyi geldi....

26 Temmuz 2013 Cuma

Test Sorusu 2

Sevgili arkadaslarim, 
bugun yeni bir test sorusu ile karsinizdayiz. 
Haydi bilin bakalim.

Bir ulkedeki biyolojik olarak dogurma ihtimali olmayan erkek Saglik Bakani "korkak" olmayin "normal" dogum yapin diyorsa,
Konunun uzmanlari "normal" dogum icin hamilelerin bol bol yuruyus yapmasini oneriyorsa,
Yine biyolojik olarak hamile kalma ihtimali olmayan baska bir erkek tasavvuf dusunuru, hamileler sokaklarda dolasmasin evinde otursun diyorsa,
Anne olmayi dusunsun/dusunmesin biyolojik olarak dogum yapma ihtimali/sansi olan kadin ne dusunur?

a) Hamileyken evde yurumemize izin verirlerse olur bu is! Ama eve cocuk falan gelirse arka odalara saklanmak lazim, yazik korkmasinlar!
b) Frodo' nun yuzugunden yapip hamilelere satsalar. Isteyen istedigi gibi goz zevklerini bozmadan yurur bak yollarda! Dur ben bu ise bir el atayim!
c) E buyursun erkekler dogrsun bu kadar herseyi biliyorlarsa. Soz eve tikmayacagiz onlari! 
d)  Kafam cok karisti. Erkekler niye bu kadar dert edindi hamileligi dogumu? Yoksa artik erkekler mi doguracak? Haberimiz mi olmadi?
e) Hepsi


Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails