1 Ekim 2012 Pazartesi

Genclige donus kutlama(ma)lari

Haftasonu burada cok yakin bir arkadasimizin doktora bitirme kutlamalari vardi. 
Sunum, yemek, parti olabildigince buyuk bir eglence. 
Guzeldi.
Arkadasmiz hayatinda cok onemli bir donemin kapanmasini kutlarken ben de kendi adima cok onemli kutlamalar pesindeydim; genclige donus kutlamalari.

Bizim universite yillarimiz hic soyle hani genclerin agziyla dibine kadar eglenerek gecmedi. Cok eglendik, okuduk, dans ettik, dolandik ancak oyle dagittigimiz, cilginlarca eglendigimiz pek olmadi. 
Olgun genclik diyorum ben o doneme :)

Ha universite sonrasinda bunun acisini cikarmadik mi? Cikardik elbette. Ama genel olarak biz Ozanla oyle gece hayatinin mudavimi bir cift olmadik pek. Daha cok evimizde vakit gecirdik. Gece disari ciksak da belli saatten sonra evimize donduk. 
Olgun gec-genclik diyorum ben bu doneme :)

Velakin son yillarda yavas yavas farkediyorum ki; cilgin genclik de ozlenilecek, ileride yasanilamayacak bir sey. 
Ki bu farkindalikta okudgum anne bloglarindaki "ahhh simdi istesek de cikamiyoruz"larin etkisi buyuk. 
O yuzden karar verdim: Gencligime donecegim bu sene dedim Ozana. 
Arada gece disari cikacak, canim sitedigi kadar eglenecek, dans edecek, sabaha karsi eve donecegim. 
Evet evet bunu yapacagim! 
Henuz genc sayilabilrim. E evde bekleyen ya da bizi eve baglayan bir sey de yok. 
Bunu yapacagim! 

Olmayan biyiklarinin altindan gulse de tamam dedi Ozan bu fikrime. Nasil istersen oyle yapalim dedi. 
Cocuk ozunde uyumlu zaten de mesele o degil. Hayir dese kafasinin etini yiyecegimi biliyor, hic ugrasmiyor benimle, yap da gor diyor. 
Bilmiyor muyum ben? Biliyorum elbette. 
Ama bunu denememe engel oluyor mu? Hayir elbette :)

Neyse bu fikrim kapsaminda haftasonu partisini buyuk bir heyecanla bekledim. 
Giyindim, suslendim, yola ciktim. 
Ve gece boyunca herkesle sohbet ederken, gulup eglenirken, dans ederken dusundum de:
Gencim daha yahu!
Ustelik cok da egleniyorum!
Bunu her hafta tekrarlamaliyim!

Saat 12 civari pek cok insan ayrildi partiden. Biz devam ettik eglenmeye. Sohbet, muhabbet, gulusme. 
Fikirlerim pekisti!
Gencim daha yahu!
Ustelik cok da egleniyorum!
Bunu her hafta tekrarlamaliyim!

Eve giden bir iki kisi daha oldu ama biz eglenmeye baska mekanlarda devam ettik. Etraftaki insanlara gulerken (hayir gercekten komik tipler vardi :)), dans ederken, eglenirken kendimden emindim:
Gencim daha yahu!
Ustelik cok da egleniyorum!
Bunu her hafta tekrarlamaliyim!

Gece, pardon sabaha karsi donduk eve. Uyudum. Sabah sekiz gibi uyandim. 
Baktim televizyonda cok sevgili basbakanimiz. Oturdum dinledim. 
Ardindan Ana Muhalefet Partisi liderimiz. Oturdum onu da dinledim. 
Oyle bir aksamin ardindan siyaset bile dinleyebiliyorum daha ne olsun! Artik emindim!
Gencim daha yahu!
Ustelik cok da eglendim!
Bunu her hafta tekrarlamaliyim!

Kilicdaroglu'nun o heyecanli ve surekli soru soran konusmasini dinlerken yeniden uykuya dalmisim. 
Bir sure sonra uyandim. O gun temizlik var evde. 
Iste o anda dank etti kafama. 
Deli gibi yorgundum!

Cok icmedigimden (cok sukur!) oyle bas agrisi falan yok.
Ama dans etmekten yorgunum, uykusuzluktan yorgunum, oradan oraya kosturmaktan yorgunum, konusmaktan yorgunum. 
Bildiginiz yorgunum. 

Temizlik var mi? Soyle uzanip dinlenemiyoruz... 
Eve alisveris yapilmasi gerekiyor mu? Gidip bir yere siginamiyoruz... 
Yapilacak isler cok mu? Ya tamam bosver diyemiyoruz...

 Iste o anda anladim:
Artik o kadar da genc degildim! Yoksa evi falan dusunmez, ertesi gun temizligi iptal eder keyfime bakardim!
Evet cok eglenmistim ama cok da yorgundum! Hani gel bu aksam da disari cikalim diyene ucan tekme bile atabilirdim!
Bunu her hafta tekrarlarsam iyi olurdu. Iyi olurdu suphesiz de o durumda Gulcinden geriye ne kalir bilemiyordum!

Dank etti kafama:
Giden zaman gidiyordu...
Sonradan dur ben bunu telafi edeyim denilmiyordu!
Demek ki her seyi zamaninda doyasiya yasamaliydi!

Karar verdim 
Icimden geleni, ertelemeden, doyasiya yasayacagim, bir!
Tamam cok genc degilim ama genc sayilirim yahu, iki :)
Ev keyfi gibisi yok uc :)
Ne? Haftaya cikmak mi? Yo yo hayir, dort :)
Yorgun Gulcin iyi haftalar diler bes :)

28 Eylül 2012 Cuma

lldiri...

Simdi disarida hava sogukkken, ben boynuma kaskolumu sarmadan sokaga cikamazken, taslaklar arasinda bu yaziyi ve yaz gunlerinin fotograflarini gormek oyle iyi geldi ki... 

Bana sorarsaniz ne Germiyan, ne Dalyan ne Alacati.
Cesme'nin en guzel yeri Ildiri...


Daha once de soylemistim biz cok severiz oralari.
Yine bir Cesme gezisinde dustuk Ildiri yollarina.
Ama bir degisiklik yaptik ve sadece koyu dolasip, kahvesinde soluklanip, turkuaz kafenin gozlemeleriyle yetinmedik.
Biz bu sefer Ildiridaki kazi alanlarini gezdik.

Yok ben anladim... 
Bu dunyadaki butun taslari gormeden bana soyle kumsallarda uzanip keyif yapma izni yok! 
Illa keyfime ara verilecek illa taslarin pesine dusulecek :) 
Daha Torbali tarafinda da varmis gezmediklerimiz. 
Vay basim diyorum daha ne diyeyim bilemedim :)
Saka bir yana bence Cesmeye yolunuz duserse Ildiriyi gormeden gecmeyin.


Cok korkuyorum sonu Alacati gibi olursa diye.
O guzelim tas evleri dukkanlar yem eder, o sokaklarda insandan yurunemez hale gelirse diye.
Olmasin diye dua ediyorum icimden. 
Kesfetmesinler Ildiriyi bozmasinlar onun o tarihi dokusunu...

Ildiriya yolunuz duserse, Turkuaz Kafenin yaninda Roma Villalari kazi alani var. 
Bence gormeden donmeyin.


Kazi alanina ayaginizi basar basmaz calisanlar gelecek yaniniza.
Ogrenciler yemekteymis bizim yanimiza gelen arkadaslar iscilermis.
Kusura bakmayin detayi bilmiyoruz ama gonlunuzce gezin, sorunuz varsa saat 1de gelin dediler.
Varsin detayi bilmesinler bizi oyle bir buyur ettiler ki biz hep geliriz buraya diye dusundurttuler.

Sonra yolunuz Ildiriya duserse, koyun tepesinde daha eski kazi yerleri de var.  
Firsatiniz olursa, oralara da ugramadan gecmeyin.


Once bir anfi tiyatro karsilayacak sizi.
Sonra tiyatronun merdivenlerinin bitiminden baslayan ve tepelere cikan keci patikasi gibi bir yol.
Tozlu, toprakli ama sonu cok guzel yerlere ulasan bir yol.


Yukari cikmasi biraz zahmetli.
En azindan benim gibi tirmanma konusunda cok da basarili olmayanlar icin.
Ama ciktiginizda sizi karsilayanlar cekilen zahmete deger.
Bir kilise, bir de tapinak...
Tamam cok iyi korunamamislar ama yuzyillarca sonra hala ayaktalar...


Kilisenin o vakitlerdeki pencerelerinin birinden iste bu ova selamliyor sizi.
Ucsuz bucaksiz.
Verimli Egemin verimli topraklari.
Yamacin diger tarafi deniz....


Hani oyle bir manzara ki insan bakmaya kiyamiyor. 

Bana sorarsaniz tek kelimeyle harika.
Bir de her yil artan yesili yutup buyuyen binalar butunu olmasa...


Bu tepelerin eteklerinde kucucuk bir koy var.
Bizim hep gittigimiz, gezdigimiz, baliklar alip, gozlemeler yiyip dondugumuz koy orasi.
Koyun mis gibi tertemiz sokaklari en az kazi alanlari kadar gezilesi, gorulesi...


Ama siz soyleyin haksiz miyim sosyetikler Ildiri' ya da dokunacak diye korkmakta?
Alacatinin guzel sokaklarinin kalabaliklarda yitisini gordukten sonra haksiz miyim ya Ildiri da oyle olursa diye endiselenmekte?

Olmasin.. 
Oyle olmasin...
Ildiri bizim gibi beach olmasa da olur, deniz guzel olsun diyenlerin olsun...
Ildiri yahu bosver sen juicy mucy simdi, var mi taze demlenmis cayin ya da kopuklu bir ayranin diyenlerin olsun...
Ildiri o afilli yemekler bir kenarda dursun, otlu gozleme bizim olsun diyenlerin olsun...
Ildiri son moda kiyafetleri, topuklu ayakkabilari olmadan tatil yerinde sokaga cikmayanlarin degil sortunu ve sandaletini cekip tatildeyiz be diyenlerin olsun.
Her ne kadar hala cok sevsek ve gitmekten vazgecemesek de Alacati aksamlari sokaklarinda adim atilamayacak kadar kalabalik, gunduzleri onca parayi verip beachlere girmezseniz denize yanasamayacaginiz kadar garip oldu. 
Biraksinlar Ildiri boylece sakin sessiz ve guzel bizim olsun...

Olsun, ne olur boyle olsun...
Kalsin, ne olur Ildiri boyle kalsin...


26 Eylül 2012 Çarşamba

Sustu (mu?)


Dun yine yine icim ezildi.
Neset Ertas da gidivermis bu dunyadan...
Severdim, dinlerdim, ayri bir yeri vardi icimde.

Yil 2000, o zamanlar biz daha universitedeyiz. 
Harbiye konserlerinin konser oldugu zamanlar. 
Ben de o yaz bir konserde dansci olarak Harbiye sahnesine ciktim. Ne heyecan ne mutluluk... 
Konser sonrasinda bize dediler ki istediginiz bir konserin biletini size hediye edecegiz. 
 Bir baktim konserlerden biri Neset Ertas. 
Hic dusunmeden bunu istiyorum ben dedim.

Toplandik gittik konsere arkadaslarimla. 
Adetimizdi en onde koltugumuz olsa bile (ki hic olmadi :)) illa merdivenlerde otururduk biz. 
Kurulduk yine merdivenlerimize. 
Harbiye hinca hinc dolu. 
Neset Ertas cikti sahneye. 
Bir sazi bir de O, o kadar. 
Basladi soylemeye. 
O tas merdivenlerde nasil da guzel yankilaniyor sesi. 
Arada hayatindan kesitler anlatiyor bize.
Babasini anlatiyor mesela., babasiyla kucuk yaslardan beri nasil dugunlere gittiklerini,  muzige nasil sevdalandigini anlatiyor. 
Sonra caliyor, soyluyor.
Arada hafif bir ruzgar esiyor, hani vardir ya Istanbulun yaz ruzgari, sanki muzige eslik ediyor. 
Oyle guzel bir yaz aksami ki.

Ozanla ilk sevgililik zamanlarimiz o vakitler. 
Kalabalik icinde arada kacamak bakiyoruz birbirimize.

Tatli dillim
Guler yuzlum
E ceylan gozlum
Gonlum hep seni ariyor
Neredesin sen
.....
O'nun ezgileriyle ask oyle baska guzel ki...

Derken, hareketli  parcalar basladi. 
Genclik, duramiyoruz yerimizde icimiz kayniyor. 
Ama sadece bizim degil, tum Harbiye'nin ici kayniyor. 
Bir ara nasil olduysa biz oturduk. 
Sonra bizim oturdugumuz merdivenin yanindaki siradan orta koltuklardan bir amca kalkti. 
Milletin ustunden zar zor gecti, merdivenlere geldi.
Bizden bir arkadasin koluna yapisti. 
Kaldirdi onu oynamaya basladi. 
Gozune kestirmis belli ki O'nu :) 
Bizimki bir kac saniye sasakinliktan dondu kaldi, sonra o da basladi oynamaya.
Ama nasil bir ciddiyetle uyuyorlar muzigin ritmine. 
Nasil sanki yillardir tanisircasina kaldirmislar kollarini karsilikli. 
Koca bir parca boyunca oynadilar. 
Sonra hic konusmadan gitti yerine oturdu bizim amca. 
Sadece gulumsedi bize, biz de ona.

Oyle bir seydi iste Neset Ertas muzigi. 
Hani yillardir tanimak gibiydi birbirini. 
Sonra yabanci hissetmemekti. 
Bir olmakti, birlik olmakti. 
Hic konusmadan anlasmakti. 
Neset Ertas hani boyle gidip sarilinasi Neset Amca iyi ki varsin denilesiydi. 

E soylerim ki ben yine de.
Iyi ki vardin Neset Amca
Iyi ki bizim omrumuzden de gectin
Iyi ki o guzel tinilari bize armagan ettin

Dun duydum, onlarin memleketinde derlermis ki bu durumda, Neset sustu.
Ama susmadi ki bak su anda bir turkusu kulagimda.
Sanki hep boyle soyleyecek bizim buralarda....

24 Eylül 2012 Pazartesi

Zirveye Giden Yol - The Ides of March


Baktim da uzun zamandir izledigimiz filmlerle ilgili de yazi yazmamisim.
Birikmis kalmis filmlerim, film yazilarim.
Oyleyse bu haftaya da bir film yazisiyla baslayayim.

Tembel, cok tembel gecirdigimiz bir cumartesi izlemistik bu filmi Ozanla. 
Bir kisa kacamak sonrasinda Turkiye'den alip getirdigimiz filmlerin arasindaydi Zirveye Giden Yol. 
Filmleri aldigimiz dukkanin sahibi amca 
"Bir de George Clooney filmi var. IMDB'de 8.5 aldi. Izleyin mutlaka. Guzel film. Bence Oscar'a aday olacak" 
...dedi ve bize sormadan ekledi filmlerimizin arasina bunu. 

O begenmis, Oscar'a uygun da gormus. E biz de kirmadik kendisini aldik filmi:) 
Sonucta hakli da cikti; film Oscar'a aday oldu :)

kaynak: imdb

George Clooney hem oyuncusu hem de yonetmeni filmin. Hatta senaristlerinden de biri.
Kendi adima George ne oynasa izlerim, oyle begeniyorum kendisini :)
Bu gercegi bir kenara koyuyorum ama film de gercekten izlenesi.

Secim yarisinda iki parti. 
Etkileyici konusmalarla oylarin pesinde adaylar. 
Ve gosterinin perde arkasi: kampanya calisanlari, yoneticileri. 
Kazanma istegi, iktidar ozentisi, stratejiler, entrikalar, yorgunluk, sinir, stres, hirs, hirs, hirs...

Abartmislar mi? 
Bence hayir! 
Boyle yasayan insanlar elbette var hayatta; Amerikada, Avrupada, Turkiyede, dunyanin her yerinde. 
Izlerken dusundum de sadece film sahneleri degil o yasananlar. 
Belki de daha fazlasi bile var gercek hayatta.

Ben filmi cok begendim. 
Herseyden once oyunculuklar basarili bence. 
Oyle rahatlatan, oyle dur ben bir kafami bosaltayim diye izlenecek bir film degil. 
Ama soyle biraz heyecanla, merakla bir film izleyeyim derseniz tercih edilebilir. 
Hele Amerikadaki secimler bu kadar yaklasmisken soyle bir perde arkasina dair fikir edinmek isteyenler icin cok guzel bir tercih olabilir.

Ben izledim, begendim.
Bir de iyi haftalar dilerim :)

21 Eylül 2012 Cuma

Yarali Adam

Ozan ve Baris bana Fransiz bir ressam ve O'nun bir resmi hakkinda bir hikaye anlatti.
Gustave Courbert - Wounded Man (Yarali Adam)

1854'te Coubert Wounded Man'i bitirdiginde boyle bir eser cikmis ortaya. 
Bir kilic darbesiyle yaralanmis genc bir adam...
Bu resim bir otoportre, genc adam da Coubert'in ta kendisiymis.



Bu resim Pismanlik Tablosu olarak da anilirmis zira herkes Coubert'in eski bir resminin ustune, bilerek isteyerek, o eski resmi yok etmek icin bu tabloyu yaptigini bilirmis. 
Ama o eski resmin ne oldugu bilinmezmis.

Yillar sonra yapilan calismalar gostermis ki Wounded Man'in altindaki orjinal resim iste buymus. 
Hikaye de burada basliyormus.


Coubert asik olmus bu genc kadina. 
Oyle bir ask ki resimlere bile tasinmis. 
Nisanlanmislar.
O vakitler Coubert nisanlisini, kendisini ve asklarini iste bu tablo ile olumsuz kilmis.

Ancak hayat toz pembe kalmamis. 
Aldatilmis Coubert, nisanlisi tarafindan terkedilmis. 
Iste o zaman bu resmi yok etmek icin ustune Yarali Adam'i cizmis. 
Nisanlisini silmis O'nun yerini solda gorulen kilica vermis. 
Bir de kalbinin ustunde koca bir kan lekesi eklemis.

Iste boyleymis Wounded Man'in hikayesi. 
Askin kalp uzerindeki bir kan lekesine donusmesi...
Daha nasil anlatabilir ki bir insan terkedilmenin, aldatilmanin acisini.

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails