7 Temmuz 2010 Çarşamba

HUP Holland HUP

Portakal Rengi Coşku
Bugünlerde portakal rengine büründü Hollanda, Hollandalılar, Hollandada yaşayan herkes. Eğer akşam maç varsa, sabahtan itibaren turuncu bir kalabalığa karışıyorsunuz. Sokaklar turuncuya boyandı bayraklarla, flamalarla. Annelerinin babalarının kucaklarında ufacık bebekleri turuncu elbiseleriyle görmek mümkün. Hatta sahiplerinin yanındaki köpecikler bile zaman zaman turuncu tişörtleriyle portakal rengi coşkuya katkıda bulunuyorlar.

Açıkçası normalde duygularini fazla belli etmeyen, düzenlerinin içinde bazen başka bir gezegene mi ışınlandım dedirtircesine sakin yaşayıp giden Hollandalıları böylesine mutlu, coşku içinde görmek beni şaşırtıyor ve sevindiriyor. Hiç tanımadığınız insanlarla aynı şeye seviniyor olmak belki de çok kolay yakalanamayacak bir birliktelik duygusu yaratıyor. Alışveriş yaparken, yolda yürürken, trende giderken üzerinizdeki turuncu bir objeyi görüp gülümseyiveriyorlar size. Hollandaca söyledikleri şeyleri anlamayıp ben Hollandaca konuşamıyorum dediğimde geçici bir süre için burada olmama rağmen takımlarını destekliyor olmama daha da seviniyorlar sanırım J Kendimi hiç tanımadığım insanlarla kısa sohbetlerin içinde buluyorum. Kazanacağız diyorlar. İyi eğlenceler diyorlar. İşte önemli olan da bu değil mi? Eğlenmek. Evet hırslılar, evet kazanmak istiyorlar, evet kaybederlerse üzülecekler ama en önemlisi futbolla eğleniyorlar. Hem de çok eğleniyorlar. O maçı kazanmış olmak için değil, bence en çok daha fazla eğlenebilmek için kazanmak istiyorlar.

Güneşin pırıl pırıl olduğu bu günlerde kanalların ışıltısına portakal renginin neşesi eklenince daha bir güzel oldu buralarda olmak. Hollanda 32 yıl sonra yeniden Dünya Kupası finalinde. Benim futbolla çok alakam yok. Aslında nerede neyi oynadıklarından çok yarattıkları bu coşkuyu destekliyorum ben. Ne Hollandalı oldum ne başka bir şey sadece bu bir daha ne zaman denk geleceğimizi bilmediğimiz bu coşkuya, sevince sonuna kadar katılmak istiyorum. O yüzden maç günleri büyük bir sevinçle elimden geldiğince ben de turuncuya bulanıyorum. Sözlerini malesef bilemediğim şarkılarında onlarla beraber coşuyorum. Maçları izleyip her golde Hollandalılar gibi coşkuyla zıplıyorum. Portakal rengi coşkunun içindeki nadir esmer insanlardan biri olarak bu eğlencenin tadını çıkarıyorum.

Dün akşam maç sonrası yine yollardaydık. Büyük bir parti merkezine dönüşen şehirde biz de eğlencenin tadını çıkardık. Yolda koşuşan insanları gülümseyerek izledik. Korna sesleri arasında “We are the Champions” şarkısını söyledik Hollandalılarla. Arabalardan bize hadi bağırın diye seslenenlerin coşkusuna alkışlarla destek olduk. Turuncu elbiselerinin içinde “Türkiye Türkiye” diye bağıranlara gülümsedik. Vuvuzelaların gittikçe artan sesinin arasında arkadaşlarımızla birbirimizi tam anlayamadan konuşmaya çalıştık. Onca coşkunun arasında polisin yönlendirmelerini yine tam anlamıyla takip eden ya da yoldan geçen arabaların sürücülerini korna çalmaları için ikna eden Hollandalı gençlere güldük. Tüketilen bira miktarı artıkça belli bir yere kadar eğlencenin dozu artıyor olsa da bence bir kırılma noktası var. O noktadan sonrasını (ki gece yarısını geçmiştik çoktan) evimizde geçirmeye karar verdik. Biz dönerken yoldan geçen arabaları sallamaya çalışan, itfaiye arabasının üstüne çıkıp kendini büyük bir sakinlikle indirmeye çalışan itfaiyecilerden saklanmaya çalışan gençlerin komik görüntülerinin sonu nereye varcak diye düşünüyordum gerçekten. Sokakta olduğumuz o dilimde aşağıdaki kareleri yakaladık.

Sabah her şey normale dönmüştü. Sokaklar yine tertemizdi. İnsanlar biraz uykusuz olsa da yüzlerindeki hafif gülümsemelerden anladığım kadarıyla içlerindeki coşku hala sürüyordu. Şimdi gözler Pazar günü olan maçta. Evet iyi olan kazansın ama bu sene Hollanda kazansınJ Böylece benim doğum günüm de bu turuncu coşkuyla kutlansınJ

Sonuç her ne olursa olsun HUP Holland HUP!!!!!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails