29 Ağustos 2013 Perşembe

Karar verdim: Yarin suslu olacagim.

Guya bugun izin alacaktim da, calismayacaktim da soyle son hazirliklara bakacaktim da... Oldu. Oldu Gulcincim gorursek soyleriz izin alirsin. Nasil oluyor anlamiyorum, ama ben ne zaman izin almayi dusunsem projelerde bir seyler patliyor. Artik evrene nasil bir enerji gonderiyorsam anlamadim gitti.

Izin almaktan gectim, normal bir gun olsaydi bari ama o da degil. Bildigin yogun bir gun yine bugun. Hatta yarin ise gelecegim desem boynuma atlarlar sevincten eminim de... Pisiikkk!! Hic gelemem vallahi. Patlarsa patlasin, catlarsa catlasin proje. Ben bu aksam bilgisayarimi kapatip gidiyorum, Pazartesi gorusuruz efendim.

Bu parti isini kendimce bir hazirlanma solenine cevirmis bulundugumu itiraf etmek istiyorum. Uzun zamandir ne alisveris yapiyordum, ne dukkanlara bakiyordum. Simdi o uzun sureden sonra dukkanlara gidince sunu anladim: Pacoz bir gardolaba sahibim. Inkar etmenin anlami yok. Bildiginiz pacoz bir insan olup cikmisim ben burada.

Ah nerede o benim, aksamdan ertesi gun ise giyeceklerimi sandalyenin ustune dizdigim gunler. Kupelerime kadar cikarip sabaha her seyi hazir ettigim gunler. Nerede topuklu ayakkabilarim, nerede uzun cizmelerim. Su partiye hazirlanma surecinde anladim ki ben artik o eski ben degilim! Arada ozenip giyindigim sunun gibi bir iki zaman disinda oldukca paspal bir insana donmus durumdayim. 


Yahu tamam surekli suslu-puslu gezeyim demiyorum, zaten yapamam mayamda yok. Ama bari eski halime donsem iyi sanki. Eskiden de oyle modayi takip eden, surekli dergilere bakip kombinler yapan, giydiklerini kendine pek yakitiran bir insan degildim. Oyle olmaya heves ediyor da degilim zaten ama en azindan giydiklerime ozenirdim eskiden. Bak iste yeniden oyle olmaya gercekten heves ediyorum.

Simdiyse sabahlari kalkiyorum, dolabin karsisina geciyorum, cogunlukla bir kot pantalon secip, alalde kiyafetlerimle ise geliyorum. Ayagimda %90 babet ya da spor ayakkabilar veyahut hava sartlarina gore kar botlari... Makyaj dedigin, yapilirsa, bir kalem bir alliktan ibaret. Rahatim, takmiyorum falan da biraz da taksam iyi olacak sanki diyorum :) 

O yuzden bu parti isi icin kendime ozenerek giyinme izni verdim. Ve uzun zaman sonra ilk kez kendime bir topuklu ayakkabi aldim. Iste bu :)


Aramiza yeni katildi kendisi birbirimize alismaya calisiyoruz. Her giydigimde ya benim babetlerim, converselerim ne rahat desem de yok arkadas hosuma gidiyor benim topuklu ayakkabi giymek. Her gun yok giyemem. Ama boyle bir gunde evet giyecegim. Evet evet ben yarin bunlari giyecegim :)

Ayrica bitmedi. Sittirellanin tavsiyesine uyup kendime inglot marka fondoten aldim. Hayatimda sahip oldugum ilk fondoten kendisi. Vallahi benim bugune kadar hic fondotenim olmadi. Nisanlar, dugunler disinda hic kullanmadim ki ben fondoten. Onda da zaten kuaforde olan ya da kizlarda olan kullanilirdi :)

Size bir sir vereyim mi? Fondoten fircayla suruluyormus artik. Ben son biraktigimda el hadi hadi olmadi sunger kullaniliyordu. O derece gerisindeyim yani makyaj gundeminin varin dusunun gerisini. Inglottaki kadin firca kullaninca ben de aaa fircayla mi suruluyor diyince, kadin bana youtubedan makyaj videosu izlememi tavsiye etti :) Artik nasil caresiz gorduyse durumumu :)))


Halime mi guleyim, kadina mi guleyim, ben o fondotenle ne kepazelikler yaratabilirim onu dusunup mu guleyim, yoksa mavis ayakkabilarima mi bakip guleyim bilemiyorum. Ama gulmek istiyorum. Yarin gulmek istiyorum...

Bir de karar verdim: Yarin suslu olacagim. 
Olacagim da...
Aman unutmayin ha fondoten fircayla suruluyormus. Ha ha ha :)

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Savasa Hayir

Her insan gibi, buyurken benim de kafamin karistigi konular oldu. Buyudum demiyorum. Buyuyorum hala. O yuzden hala da kafamin karistigi konular oluyor bu hayatta. 
Ama bir sey var ki ben o konuda kafamin bir kere bile karistigini hatirlamiyorum.
 O da her zaman savaslarin karsisinda oldugum. 
Hep insanlar olur savasta, hep daha cok insan olur. 
Hep masumlar olur savasta, hep daha cok masum insan olur. 
Care hicbir zaman savas olmaz, olamaz benim icin. 
Cunku savasin galibi belki devletler olabilir ama maglubu devletler degil hep insanlardir. 

Bakin iste ne guzel demis Bertol Brecht...

Bu gelen savaş ilk değil.

Çok savaş oldu bundan önce.

Bittiği gün en son savaş

bir yanda yenilenler vardı gene,

bir yanda yenenler vardı.

Yenilenlerin yanında

kırılıyordu halk açlıktan.

Yenenlerin yanında

halk açlıktan kırılıyordu.
Bertolt Brecht


Yapmayin, etmeyin... 
Nasil desteklenir savas. 
Sonuna kadar, yuzlerce kere, binlerce kere
Savasa Hayir!

27 Ağustos 2013 Salı

Sadece 4 gun kaldi yok yok 3...

Cuma gunu bizim icin onemli bir gun. Ozan ve benim icin yani. Cunku Cuma gunu buraya gelis amacimizin resmi olarak tamamlanacagi gun olacak. Ozanin doktorasi icin gelmistik biz buraya. Cuma gunu Ozan mezun olacak ve artik bir akademik doktor olacak. 

Bu yolculuga basladigimiz zamanlari hatirliyorum da... O zaman bugun bize oylesine uzakti ki. Yillar gececek de, makaleler yazilacak da, tez basilacak da, Ozan mezun olacak da biz de sonrasini dusunecegiz... Hic gelmeyecek gibiydi bu gunler. Ama zaman geciyor. Hem de cok hizli geciyor. Iste gecti de bitti. Mezuniyet gunu geldi.

Ozan heyecanli. Eh ne de olsa yillarin emeginin karsiligini alacagi gun geldi. Ben bazen ondan bile heyecanli hissediyorum kendimi. Ne de olsa benim icin de soz konusu olan yillarin emegi. Yillar... Burada gecen yillar. Ve iste bir nevi gorev tamamlandi simdi...

Hollandada doktora mezuniyeti oldukca onemli bir sey. Kisiye ozel yapiliyor bir kere. Yani bu mezuniyet sadece Ozanin mezuniyeti. Ozana gore bir de benim, ne de olsa beraber basarmisiz bu isi. Oyle diyor kendisi. Cuma gunu ogle saatlerinden baslayacak seramoni, sonrasinda resepsiyon, aksam yemek, sonra parti... Oldukca yogun gececek bir gun bizi bekliyor yani. Cogunlukla buradaki arkadaslarimiz ve biz. Bir nevi buradaki hayatimiz ve biz...

Uzuldugumuz tek nokta, bilet fiyatlarinin ucuklugu nedeniyle Turkiyedeki arkadaslarimizin bizimle olamayacak olmasi. Halbuki onlar da olsaydi ne de guzel eglenirdik biz. O zaman tam olurdu iste keyif. Ama ne yapalim. Iste bu da uzakta oturmanin bir eksisi. Zaten bu ara yine akillar da gonuller de karisik. Dilerim Cuma gunu bir an olsun herseyi unutup birazcik olsun yillardir verdigimiz emegimizin karsiligini aldigimiz gunun keyfini surebiliriz. Umarim.

Hazirliklar cok, bir suru. Resepsiyonda ne ikram edilsin, yemek nerede yensin, parti nerede yapilsin, aman davetiyelerde kimse unutulmasin, o olmasin, bu olmasin... Ama yaptik iste. Bir de tabi hollandalilar boyle aylar oncesinden ayarliyor herseyi ama biz Anadolu insani olarak yumurta kapiya dayaninca hallettik cogu seyi. Ozumuzu kaybetmiyoruz iste :) Eminim unuttugumuz detaylar oldu. Eminim o gun beklemedigimiz seyler de olacak. Ama iste boyle degil midir bu tur organizasyonlar zaten. Yasanacak ne varsa yasanacak. Ve umariz guzel yasanacak :)

Bizdeki telaslar boyle bu ara. Tasinmayla ilgili hicbir sey yapmiyoruz henuz. Siraya koyduk bir nevi telaslari. Once mezuniyet atlayacak, sonra tasinma telasi baslayacak. Once mezuniyet. Sunun surasinda sadece 4 gun kaldi. Yok ya 3 gun. Bak iste 3 gun kaldigini su anda kesfettim.

Atladigimiz bir sey kaldi mi acaba?

26 Ağustos 2013 Pazartesi

Rotterdam Romantik Muzik Festivali

Dun cok degisik bir yere gittik Ozanla. Aslinda gitmeyecektik, halimiz yoktu, yorgunduk, miskindik. Oyle evde duralim keyif yapalim diyorduk falan filan... Ama sonra buradan cok sevdigim bir arkadasimla telefonla konusuyordum dedi ki Gulcin yarim saat olsun ugrayin oraya, kesinlikle pisman olmayacaksiniz. Ben dolasirken burasi tam Gulcin'e gore, mutlaka gormeli dedim... 
Aklimizi celdi :) Iyi ki de celmis. 
Gittigimiz yer hakikaten tam da bana gore bir yerdi :)




Burnumuzun dibi. Rotterdam - Het Park. Bugune kadar niye hic Gulcinceye yazmamisim bilmem bu park benim Rotterdamda cok sevdigi bir yer. Ozanla bahar sabahlarinda giderdik biz bu parka. Boyle sandviclerimizi meyve sularimizi alip serilirdik cimlere. Kus sesleri, cocuk civiltilari esliginde cimlerde piknik yapardik. Bu parkin ortasinda bir kule var; Euromast. Hollandanin en yuksek gozlem kulesi. Sunca yildir bir kere bile tepesine cikmamis olsak da duydugumuza gore tepesinden sehri izlemek harikaymis. Gitmeden bir gun mutlaka yapmali. Bir de tepsinden iple asagiya inilebiliyor ama bence onu yapmasak da olur. Bence yani :)



Iste bu Rotterdamin gobegindeki parkta ne zaman giderseniz gidin cilerde uzanan gencler, gitar calanlar, kitap okuyanlar, bisiklet sefasi yapanlar, oynayan cocuklar, sohbet eden yaslilar gormek mumkun. Park gibi kullanilan bir park yani. Kimse kendisini AVM falan da yapmak istemediginden park da mutlu, halk da. Ne mutlu vallaha! Bir de etkinlikler oluyor parkta. Dun oldugu gibi. Dunku etkinlik Romantik Muzik Festivali idi. 




Parkin dort bir yanina sahneler kurulmus. O sahnelerde cesitli guruplarin performanslari. Inceden bir keman sesi, bazen bir piyanosesi , bazen de vurmalilarin sesleri yayiliyor agaclarin arasina. 




Sahnelerin onune sandalyeler dizilmis. Ama sandalyelere mahkum degilsiniz konserleri dinlemek icin. Cunku parkta cimlerin ustu boydan boya piknik sofralari ile kaplanmis. Bazen masalar suslenmis bazen yerlere yayilmis insanlar. Renk renk ortuler serilmis cimlere, ustlerinde yemekler, sarap kadehleri. 



Bazi yerlerde cocuklar oynuyor ama ben gozlerimi gezdirirken parkta daha cok orta yasin ustunde insanlar gordum hatta hep onlari secti gozlerim. Oyle guzel giyinmisler ki... Hepsi birer hanimefendi, beyefendi. Takim elbiseler, elbiseler, dopiyesler ve sapkalar. Cesit cesit... Renk renk sapkalar. hayatimda gormedigim kadar farkli, cok cesit sapkalar... Cok sevdim, bayildim ben dun Het Park'a.

kaynak: http://www.cbimages.eu/dag-van-de-romantische-muziek/

Sanki bir anda cehresi degisivermisti sehrin. Bambaska bir yerdi dun Rotterdam, Het Park. Renkli, zarif, eglenceli bambaska bir yer. Bir de ustune hic planlamadigimiz halde baska bir arkadasimizla karsilasinca parkta gun bizim icin daha da guzel hale geldi. 

Bazi muzik guruplari iyiydi, bazi muzik guruplari bildiginiz kotu. Bazilarini dinlemek keyifti, bazilari bizi guldurdu. Muzik gunun konsepti olsa da benim icin orada olmak aslinda insanlari izlemek icin bulunmaz bir firsatti... 


Oyle guzel insanlar vardi ki parkta... Keske profosyonel bir fotografci olsaydim da hepsinin tek tek fotograflarini cekebilseydim. Malesef olmadi. Siyah beyaz sapkali, tahminimce 75 yasina yakin bir teyze vardi mesela. Allahim o ne zerafet. hem guzelligiyle hem de neseli sarkilarda yaptigi danslarla beni kendine hayran birakti. Yillardir dusundugum bir seyi kanitlar gibiydi, bu ulkede insanlar hic yaslanmiyor sanki...

Sonra gri pantalonunun uzerine giydigi lacivert ceketi ve renkli papyonuyla ortalarda dolasan tahminimce yine 75 yaslarinda bir amca vardi. Gozlerini kisip dinliyordu konserleri. Bir parkta degil de sanki unlu bir konser salonundaydi...

Kaynak: http://www.flickr.com/photos/fransall/6050526972/

Sonra uzerime bisikletini suren torununun pesinden gelen amca vardi bir de. Ceket cebindeki mendil, piril piril ayakkabilari ve guzel gulumsemesi ile ne tatli bir dedeydi... Bir de bileginde cicekler tasiyan teyzeler vardi.. Hani eski filmlerdeki gibi. gece disariya cikarken bileklere takilan cicekler gibi...


Dusundum de bazi seylerin keyfini yasi bizden daha ileride olanlar daha guzel cikariyorlar aslinda. Hani boyle tadina variyorlar yasadiklari anin. neyi gerektiriyorsa sonuna kadar onu yapiyorlar. ben de yapacagim, eger bir daha denk gelirsek bu festivale ya da benzer baska bir festivale sapkami alip yollara dusecegim :)

kaynak: http://www.nufoto.nl/fotos/301115/dag-van-de-romantische-muziek-in-rotterdam.html
Iste boyle guzeldi dun Rotterdam. Ve yasadigimiz her guzel gun gibi bogazimiza bir dugum ekledi. Buradakiler de yasiyorlar iste. yasamak illa bitmeyen bir kavga, ustunluk yarisi, savas degil ki...

PS: Gunun cok guzel fotograflari icin ben arada donup suraya bakacagim... Sizinle de paylasayim istedim.
http://www.flickr.com/photos/maanen1963/with/7769444644/

25 Ağustos 2013 Pazar

Izledik: Deli Deli Olma

Uzun zaman sonra ilk defa evimizde sakin bir haftasonu gecirdik Ozanla. Hicbir yere gitmedik bu haftasonu. Rotterdam'da evimizdeydik. Yorulmusuz hem de cok. Bu dinlenme iyi geldi.

Dun kahvaltidan sonra haydi film izleyelim diyerek doktuk onumuze bugune kadar izlemedigimiz filmleri. Iclerinden Deli Deli Olma'yi sectik basladik izlemeye. 


Aslinda bugune kadar Deli Deli Olma'yi izlememis olmak tamamen bizim ayibimiz. Film 2009 yapimi. Yani 4 sene olmus neredeyse seyirciyle bulusali. Ustelik filmin muziklerini bizim arkadaslarimiz yapti. Ama bizim filmi izlemeye firsatimiz olmadi. Ustelik alip gelmisiz de Turkiye'den mutlaka izlemeliyiz diye. Ama iste neden bilmem olmadi. Ayip cok ayip ama ne yapalim gec oldu, guc olmadi sonunda filmi izledik.

Filmin basrol oyunculari Serif Sezer ve Tarik Akan. Ikisi de kelimenin tam anlamiyla dokturmusler. Zaten filmde hep benim cok sevdigim oyuncular oynadigindan izlerken ben cok eglendim. Filmin konusuna gelince kendi sitesinde soyle ozetlenmis:

“93 Harbi” sonrasında Çar’ın Rusya’da yaşamasını istemediği Malakan kavminin bir kısmı Kars’a göçe zorlanır. Göç edenler arasında Mişka’nın (Tarık Akan) ailesi de vardır. Filmde Mişka 70’li yaşlardadır. Bir zamanlar köyün değirmenini işleten Mişka, modern makineler çıktıktan sonra, işini yapamamış ve maddi sıkıntıya düşmüştür. Köyün huysuz ihtiyarı Popuç (Şerif Sezer), Mişka’dan nefret eder ve köyde yaşamasını istemez. Köylüler bir zarar görmedikleri hatta sevdikleri kendi halinde, barışçı, yardımsever Mişka ile Popuç arasında kalmışlardır. Popuç, oğlu Şemistan (Levent Tülek), gelini Figan (Zuhal Topal) ve üç torunuyla yaşar. Torunlarından en küçüğü Alma dik başlı, sevecen bir kızdır ve Alma ile Miska arasinda sicacik bir dostluk vardir...

Yasli insanlar ve cocuklar... Ben biliyorsunuz ikisine de dayanamiyorum. O yuzden hic surpris olmayan bir sekilde bu filmde de defalarca agladim... Bu kismi bir kenara koyarsak, biz filmi begendik. Son donem izledigim Turk filmleri icinde benim en begendiklerimden biri oldu bile diyebilirim. Su ara Yasar Kemal'in 'Bir Ada Hikayesi-1 Firat Suyu Kan Akiyor Baksana' kitabini okuyorum. Orada da mubadeleyle baslayan hikayeler anlatiliyor. O kitabi okurken bu filmi izlemis olmak beni daha cok etkiledi sanirim.

Filmi izlerken beni etkileyen bir baska sey de suphesiz muzikler oldu. Tamam, tamam muzikleri arkadaslarimiz yaptigi icin algida secicilik ya da biraz olaya yanli bakma gibi seyler yapiyor olabilirim. Gerci bu filmin muzikleriyle Altin Portakal'da "En iyi Film Muzigi" odulunu de almislardi. Ama yine de tarafsiz bir bakis acisi olmasi acisindan cok yazmayayim da muziklerden birini buraya da ekleyeyim diyorum. Bakalim siz ne dusuneceksiniz?


Izlemenizi de dinlemenizi tavsiye ederim... Ben begendim...


Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails