4 Haziran 2010 Cuma

Gulcin Yollarda...

Nasıl oluyor ben de bilmiyorum. Ama ne zaman yola çıksam, yok artık o da olmaz denilecek raddeye varan olaylar benim başıma gelebiliyor. Yolun uzun ya da kısa olması, uçak ya da otobüste olmam, gece ya da gündüz olması, hiç biri önemli değil. Ben yola çıktığım anda bulunduğum ortamın en değişik insanları bir şekilde benim etrafımı sarıveriyor.

Üniversiteye başlamamla beraber İzmir- İstanbul arası seyahatlerimin sayısı da arttı. Eş zamanlı olarak başıma gelen zaman zaman komik zaman zaman bunaltıcı olaylarda da bir artış gözlendi. O dönemler İzmir-İstanbul arasındaki yolculuklarımda otobüsleri kullanıyordum. 5 yıl boyunca çok konuşan yaşlı teyzeler, kendi koltuğunun sınırlarıyla yetinmeyip benimkini kullanmak isteyen genç arkadaşlarım, anneleri tarafından bana emanet edilen çocuklar yanımdaki koltuklarda sırayla yerlerini aldılar. Genel olarak konuşkan ve saygılı olan ben, bu beş yıl içinde bana yönelen sohbet etme amaçlı talepleri ‘nazikçe’reddedecek yöntemler geliştirdim elbet. Bunların en etkilisi hiç şüphesiz çaresizliğimi gösteren hafif titrek sesimle “Yarın sınavım var ama okuldayken annemleri göremediğimden İzmire gelince çalışamadım. Şimdi biraz çalışayım bari” ana konulu ‘ders çalışma’bahanesi idi.Bu yöntem özellikle yaşlı teyzeler üzerinde oldukça etkiliydi. Ama elbet olayın içinde ben olunca bu ‘nazik’savunma yöntemimi etkisiz hale getirebilen bir yan komşum da oldu. Yine bir İzmir – İstanbul yolculuğu sırasında yanıma outran teyze “Son akşama çalışma mı kalırmış? Kafan bir şey almaz artık. Hem benim torunum da öğrenci.” diye başlayan bir konuşmayla ‘ders çalışma bahanemi’ gerçekten etkisiz kıldı. Tahmini 2-3 saatlik tek taraflı bir sohbetin sonunda “E artık uyu yarın sınavında kafan çalışmaz sonra”dediğinde dünyalar benim olmuştu sanmıştım.

Zamanla şehirlerarası otobüs yolculukları anılarıma, belediye otobüsü yolculukları anılarım, taksi yolculukları anılarım, vapur yolculukları anılarım ve uçak yolculukları anılarım eklendi. İşte kullandığı tüm ulaşım araçlarında bir şekilde ilginç bir olay yaşamayı başaran ben geçen haftaki Amsterdam –İzmir karşılıklı seferlerini de unutulmaz yolculuklarım arasına kattığımı gururla bildiririm J

Amsterdam – Izmir
Havaalanı boş... pasaport sırası yok... Check-in ve boarding planlanandan 15 dakika önce tamamlanmış.
Ne bekleriz? Uçağın zamanında kalkmasını...
Bizim uçağımız 45 dakika rötarlı kalktı.
Sebep: Uçağa bindikten hemen sonra tuvalette sigara içen bir yolcunun havacılık kurallarına göre bavulları ile beraber uçaktan indirilmek zorunda oluşu.

Rotarı sağlayan sahısın uçağa binisi ile tuvalette sigara içip yakalanısı arasındaki süre sadece 15 dakika. Tahminlerime göre eşyalarını bırakıp hemen tuvalete koşmuş kendisi. Bir insanın tiryaki olmasını anladım diyelim. E be adam 1 saat bile mi dayanamıyorsun sigara içmemeye? Hadi dayanamayacaksın; bir nikotin sakızı, nikotin bandı edinmeyi dene mesela. Hadi bu alternatif yöntemlerden birini de kullanmak istemedin diyelim, o zaman bavullarını niye bagaja veriyorsun? İnsan kendini bilir. Sen al yanına bagajını nasılsa indirileceksin uçaktan. ‘Bakın nasıl yakaladim’diyen gururlu hostes bakışları arasında o uçağı terkederken bize 45 dakika uçağın içinde üstelik motorlar çalıştığından oyun bile oynayamayarak beklemek düstü... Tebrikler hostes hanım tebrikler!!!! J

Izmir – Amsterdam
Havalanı boş... Pasaport sırası yok... Check in ve boarding planlanan zamanda tamamlanmış.
Ne bekleriz? Uçağın zamanında kalmasını...Bizim uçağımız da zamanında kalktı. Velakin iddia ediyorum bu uçuşta başıma gelen dünya yüzeyinde bir elin parmakları kadar insanın başına gelmemiştir. Ben yine her zamanki gibi daha rahat hareket edebildiğimden koridor tarafı bir koltukta oturuyorum. Yanımda da orta yaşlı bir çift. Amca pencereden dışarıları izliyor. Teyze de kah amcayla konuşuyor kah önün omzunun üstünden dışarılara bakıyor. Ben elimde kitabım, zamanında kalkmış uçağımda mutluyum...

İşte bu güzel tablo emniyet kemeri ışıkları sönünceye kadar devam etti. Hemen ardından teyze “kızım tepeden bir şey alacağım” dediğinde geçebilmesi için kalkıp yer verdim. Benden daha kısa olan teyze “Şuradaki çantayı al bakayım yavrum”dediğinde yine nazikçe uzanıp çantayı aldım. Dakikalarca çantayı karıştırdıktan sonra teyze “Al bakayım şunu” diye elime bir poşet tutuşturdu. Poşeti elime tutuşturulan bir bez parçası, onu da başka bir poşet takip etti. Arama - tarama, çantadan çıkarılanları geri yerleştirme ile geçen takribi 10 dakikadan sonra ben elimdeki çantayı yine dolaba yerleştiriken teyze de çalışma sahasını düzenlemekle meşguldu. Onca poşet, sofra bezi vs. yerleştirmesi de bir 5 dakika aldıktan sonra benim şaşkın (çok şaşkın) bakışlarım altında teyze uçakta TAZE FASULYE ayıklıyordu.

Bu mevsimin fasulyesi başka güzelmiş... Hollandada böyle fasulye bulunmazmış.... Çocuklar, torunlar hep beraber yiyeceklermiş... Hem zaten 3 saat yol başka nasıl geçermiş... Fasulyeyi pişiririken illa zeytin yağı kullanılacakmış... Bir de biraz şeker, bütün izmirliler bunu zaten bilirmiş... oh oh oh kılcığı bile çıkmıyormuş sahaneymiş fasulye... Aslında O'nun oğlu en çok yaprak sarması severmiş ama onu artık Hollandada yapacakmış. Ne de olsa soğanlı iç burada (uçakta!!) olmazmış... Bak fasulye kokmuyormuş, bıçağa bile gerek yokmuş...

İşte bu yolculuk benim için uçak yolculuklarının anlamını tamamen değiştirdi. Yıllardır uçaklarda çok eğlenen ben, her hafta uçsa ağzını açıp hiç şikayet etmeden uçakta eğlenmeye devam eden ben, bu yolculukla beraber şunu anladim: Yıllarımı boşa harcamışım!!!

Bunca zamandır yok kitap okuyarak, yok film izleyerek, yok sudoku çözerek vaktimi harcayacağıma mutfak sanatına yönelseydim şimdi Emine S. Beder’in Türkiyedeki en büyük rakibiydim... Hele o Hindistan, Amerika yolculuklarında falan bayram sofrası hazırlamaya kadar götürebilridim isi.

Tamamdır bu yolculuktan sonra artık bambaşkayım. İlk olarak çukulata damlalı kurabiye hamuru ile başlayayım diyorum. Ne de olsa soğan yok içinde. Kokmaz da. Bıçağa da gerek yok. Yani teyzemin bütün kriterlerine uygun. Üstelik etrafta canı çeken falan olursa damla çukulata kısmından biraz paylaşabilirim de. Yani örf ve adetlerimize de uygun. Eve geldim mi de atarım fırına. Tutmayın beni savulsun tüm hostesler, pilotlar, yolcular Gülçin Usta geliyor!!!!!!.

3 Haziran 2010 Perşembe

Voltro(a)n Hollanda'da


-          GB ya suna bir sey soyle ugrasmasin benimle….
-          Ben aciktim…
-          Hadi gezmeye gidelim…
-          Ben yoruldum yuruyemicem…
-          Uykumuz mu geldi ne?
-          Oyun mu oynasak ya?

Cumleler daha ziyade 5-6 yas gurubu anasinifi cocuklarini animsatsa da… Biz aslinda tek haneli yaslarimizi geride birakali baya oldu. Ama onemi yok. Yine bir aradaydik ve yine cocuklar gibi sendik J
Mayis ayiydi.. Hava soguktu… Cogu zaman ruzgar rahat yurumemize izin vermedi. Ama hic bir sey eglenmemizi, mutlu olmamizi, cilginca gulmemizi, zaman zaman atismamizi engelleyemedi. Mayis ayi Hollanda da ‘Buyuk Voltran Bulusmasi’ ile unutulmaz bir aya donustu J Laleleri ziyaret, ev keyfi, alisveris derken bes gune yarim yamalak da olsa bes sehir gezisi ve bol eglence sigdirmayi basardik. Ve bir suru unutulmaz aniyi yasamayi... Bazilari bizde sakli bazilari ise asagida yazili...
                                                                ***********
1.       Gulcin’in Urun’u Almaya Giderken Yaptigi Yanlisliklar  Listesi
Sali aksami is cikisi Rotterdam merkez istasyonunda bir eksikle bulustugumuzda, guzel Hollanda irkinin gerek havalaninda gerekse Rotterdamda kendilerine sundugu misafirperver karislamadan memnun Goncamin agzi kulaklarinda idi. Caglam ise yolculugun yarattigi yorgunlugu nesesiyle yok etmeyi yine basarabilmis sekilde karsimda duruyordu. Henuz bos olduklarindan rahatlikla cekebildigimiz bavullarimizla tren istasyonundan eve dogru yuruken kahkahalarimizla Rotterdami senlendirmeye baslamistik bile.
Biz boyle guzel vakit gecirip evde sofra basi keyfi yaparken Urunum Japon dilinin o masal anlatirken bile kavga hissi verebilen yusek desibeliyle beraber Rotterdama dogru gelmekteydi.  Ben evden 1 dakika once cikmayi basarabilsem, once treni arkasindan metroyu kacirma basarisini gostermesem Urun’e 20 dakika once kavusabilirdik. Aa tabi tum  bunlarin ustune ben Urunle nerede bulusacagimizi bile kararlastirmamisken, telefonumu evde birakma akilliligini da “Gulcin’in Urun’u Almaya Giderken Yaptigi Yanlisliklar”listesine eklememis olsam en azindan ben istasyon yolundayken arkadaslarim gereksiz bir telefon trafiginin ortasinda kalmayabilirdi. Ama olsun biz biraz rotarli da olsa bulustuk, tatilimizin geri kalanina da bu aksilikleri unutarak hatta benim aptalliklar dizime gulerek devam etmeyi basardik J
2.       Goncam ve sampanya
 Her Voltran bulusmasi, sampanyalarin patlatilmasi ve afiyetle icilmesi ile kutlanir. Bu voltran bulusmasinda sampanyayi acma isini Goncama vermis olmamiz kabul ediyoruz ki kararin tamamen bir anlik boslugumuza gelmis olmasindandir. Goncam masanin uzerine dokulen kiymetli sampanyamizin bir kismini avuclayarak bardaklarimiza doldurmaya calisirken biz yaptigimiz hatanin coktan farkina varmistik ama ne yazik ki is isten gecmisti. Evimizin masasi bugune kadar cok lezzetli yemekler tatmisti ama bu kadar lezzetli bir sampanya kendisine hic nasip olmamisti. Goncamin masamizi da mutlu etmek adina bunu yaptigina ben gonulden inaniyorum ve heba olan guzelim sampanyamiza cok uzulmedigime kendimi inandirmak istiyorum. Yalniz o avucla bardaga alma kismini nasil rasyonalize edebilirim onu bilemedigimden bu konuyu izninizle burada kapatmak istiyorum J Ilerleyen gecelerde diger tum icki, kola, meyve suyu siselerini basariyla acan ve bizi hic bir zaman iceceksiz birakmayan Goncama buradan saygi ve sevgilerimi sunuyorumJ




3.       Laleler – Keukenhof ve Ucu puskullu Istanbul Lalesi ve urunumun muhtesem fotolari
Guzel bir sohbetin ardindan, kimin nerede yatacagina dair tatli atismalarla son bulan Hollandada ilk aksamimizin sabahinda meshur Hollanda lalerini gormek uzere yollardaydik... Ilk hedef Leiden- Keukenhof...
Bu kadar guzel olacagini tahmin etmemistik acikcasi. Hatta lale mevsiminin sonuna geldik gitmesek mi diye dusundugumuz anlar bile oldu. Iyi ki o cok mantikli gorunen dusuncenin pesine takilip planlarimizi degistirmemisiz. Keukenhof harikaydi… hava belki de o bes gunun en guzel havasiydi… Lalelerin sanirim %90 i hala canliydi… Biraz kalabalik olsa da cicek kokulari arasinda yurumek, rengarenk cicekler arasinda birlikte dolanmak muthis bir keyifti.

Binlerce lale cesidi arasinda Goncamin bize tarif ettigi ’ucu puskullu Istanbul lalesi’ni bulamadik. Ama olsun artik eminiz ki, zamaninda avrupaya tasinmayan yegane lale sogani olan bu tur yokolmus. Yoksa kesin gorurduk zira neredeyse butun laleleri tek tek inceledik J
Istanbul lalesini bulamasak da sevgili Pakomuzun adini tasiyan harika bir lale ile tanistik. Sanirim gunun en unutulmaz anlarindan biri Goncamin “Vay be adamlar amma sevmis bak sevgililerinin adina lale uretmisler” diyerek Elizabeth, Nancy, Arthur v.b isimli lalerin arasinda dolasmasi idi. Karar verdik cok sanssiziz adimiza bir lale bile uretilmemis J
Gun boyu Urunum yeni makinasiyla yuzlerce fotograf cekti. Yetenekli arkadasimiz bu isi de kesinlikle kivirmis. Referans icin bakiniz facebook fotolarimiz. Bu fotograflarin %70 kadarinda Caglamin yer aldigini soylememe gerek yok sanirim J sanatci memnun, modeli memnun, sonuclar harika!
4.       Kut
Lale ziyareti dolayisiyla tum gunu  yuruyerek geciren bizler gunun sonunda klasik ev keyiflerimizden birini yapmaya kesinlikle kararliydik.  Elbirligi ile  hazirlanan sahane bir sofrada yedigimiz harika bir aksam yemeginin ardindan Caglamin bize aylardir ogretmek istedigi Kut oyununa bu gece bir sans vermeye karar verdik. Elbet oyunu oynayacak dort insan biz olunca oyunun basi da sonu da normal insanlarin oynadigi tum diger kut seanslarindan farkli oldu.
Gonca: Caglam bu oyun 11 kagitla mi 13 kagitla mi basliyordu
Cagla: 11 de olabilir 13 de olabilir
Gonca: kac iste onu soruyorum?
Cagla: Biz 11le baslayalim. Evet evet 11di.
7 el kadar sonra
Cagla: Ya kizlar sanirim bu oyun 13 kagit ile basliyordu.
Gonca: 11 de olabilir 13 de olabilir
Cagla: Onu diyorum Goncam ama 13 tu sanirim
Gonca: Biz 11le devam edelim. Evet evet 11di.
Biz 11le basladik. 11le devam ettik. Oyun 13 kagitla basliyor olabilir. Velakin hic onemli degil biz 11le oynadik cok da guzel oldu. Zaten sanirim ne oynadigimizin cok da onemi yoktu. O anda kurallari bastan yazsak da yine de cok eglenecektik.
Artik bizim araya kattigimiz uzun sohbetlerden midir yoksa oyun gercekten uzun mudur bilemiyorum ama bizim sadece 1 setten olusan kut seansimiz yaklasik 3 saat surdu.  Oyunumuz Caglamin zaferi ile sonuclandi. Akillara kazinan ise Urunumun ayni isler kagidi ust uste 3 kere yere atmaya calisarak hanesine eklemeyi basardigi 3 yeni nohuttu J
Cagla: Isler kagit attin Urunum al bakalim 1 nohut. Yerden de bir tane cek
Urun: Aa isler miymis tamam ver yeni kagidi. Bunu atayim
Gulcin: Ayni isler kagit Urunum al 1 nohut ve kagit daha. (hafif kikirdamalar)
Urun: (Elinde bir yelpazeyi andiran kagitlarini degistirip yeni kombinasyonlar denedikten sonra) Attim
Cagla: Urunum ayni isler kagit!!!!
Gonca: Oha
Gulmekten oynayamaz hale gelen Voltran!!!!!!!
5.       Alisveris halleri
Alisveris icin Cumayi secmistik. Yani Rotterdam da dukkanlarin aksam 9a kadar acik oldugu tek gunu. Alisveris turunu Rotterdam turunun icine yedirmeyi planlayan ben aslinda buyuk bir hata yapmistim. Planlarima gore oglen civari yola cikacak yaklasik 1 kilometrelik bir capin etrafinda gun boyu dolanacak, arada 3-4 cafede mola verecek boylece yaklasik 20-30 civari dukkan gormus olacaktik.
Her sey planladigim gibi basladi. Benim evden calistigim, canim arkadaslarimin harika bir kahvalti hazirlayip cok calisan (!) beni odullendirdigi bir sabahin ardindan yola ciktik. Ancak planladigim gibi 20 dukkani malesef gezemedik... Aslinda 10 dukkani bile gezemedik J Ilk alisveris merkezinde 5 saat kadar dolastiktan sonra sadece 1 cafede mola verip sonrasinda ayip olmasin diye 1-2 dukkana daha bakip gunu 3 dukkan ile kapattik.
Ama o gezdigimiz bir dukkanin hakkini gercekten verdik. Gorulmedik tek bir urun birakmadik J hatta ben bir ara icimizden birinin yetkililerle gorusup depolarina giris icin izin istemesini falan beklediysem de is o asamaya gelmeden dukkandan cikmayi basardik J
 Sorry... I think we saw all the products in your store. But we wonder there might be some products you did not put on show yet. Can we please see the products in depot as well?
6.       Urunum ve Pembe
Ruj, far, kaskol, sapka, gomlek, tisort, havlu, carsaf. Alinacak urun bir kozmetik urunu olabilir. Alinacak urun bir tekstil urunu olabilir, alinacak urunun bir elektronik esya olabilir. Aslinda alinacak urunun ne oldugu hic oneli degildir. Onemli olan alinacak urunun rengidir. Alinacak urun mutlaka ama mutlaka Pembe olmali ya da pembeden izler tasimalidir. Pembe ugruna reyonlar arasinda ceylan gibi sekilebilir, arkadaslarin gorus mesefesinden kasla goz arasinda kaybolunabilir, degil kendisine aramizdan hic birimize uymayacak boyutta bir obje “Aaaa bakin ama ne sirin” diyerek alis veris sepetine atilmaya calisilabilir.
Alisveris gunumuz aslinda yillardir birlikte yasadigimiz ama farketmedigimiz cok onemli bir gercekle yuzlesmemizi de sagladi: Urunumun yillardir bu boyutta oldugunu farkedemedigimiz cok onemli bir zaafi : PEMBE
Ilk baslarda etkinin boyutu bilinmedigimizden destekledigimiz bu pembe sevdasi ilk 2-3 saatin sonunda alisveris maceramizin en renkli anilari arasinda yerini aldi. Gunun sonunda duruma nazikce el koymak isteyen Goncamin yarattigi bir terapi yontemimiz bile mevcuttu:
Gonca : Eyvah pembe!!!
Urun: Aaa cok seker degil mi? (diye raflara yuruken)
Gonca: Urunum tamam sakin oluyoruz. Nefes al nefes ver. Derin derin nefes al nefes ver!!!! Gecti bak gordun mu? Hadi baska tarafa gidelim

Mizansenin sonunda Gonca yurumeye devam ederken  biz  gulmekten yerimizden bile kipirdayamiyorduk. Goncamin bu etkili terapi yontemi ilerleyen gunlerde ziyaret ettigimiz her alisveris merkezinde hepimizin doya doya gulmesine vesile oldu. Iddia ediyorum Urunum de bu yontemi kullandirmak icin pembelere yoneliyordu. (Aslinda emin degilim J)
7.       Caglam ve Yesil
Guneste, yagmurda, karda, ruzgarda... O anda aynaya bakiliyor olabilir. O anda bir resim cekiliyor olabilir. Caglamdan gelecek yorum genellikle aynidir: Bekin gordunuz mu benim gozlerim Yesil... Dunyada caglami taniyan kac kisi onu bu fikrinde destekler bilinmez ancak bu alisveris gunun sonunda kendisinin Rotterdamda da artik bir destekcisi oldu: Alisveris merkezinde makyaj yapan teyze.
Ancak ‘teyzenin’ diger magaza gorevlilerine gore yesca buyuk olmasi, beyaz goz kalemini bulmak icin dakikalar harcamis olmasi ve goz kalemini cekerken yarattigi gozle gorulur egrilik nedeni ile teyzenin gozlerinin bozuk oldugu ve renkleri tam olarak ayirt edemedigi de iddia edilebilir. Her ne olursa olsun alisveris gununun unutlmayacak anilarindan biri de caglamin alisveris merkezinde “Gordunuz mu gozlerimin yesilligi tescillendi” diyerek dolasiyor olmasiydi J
Ve kabul etmek lazim ki biz de arada dikkatle bakiyorduk gozler yesil olabilir mi gercekten diye. Sonucta renkler de goreceli canim J
8.       Charming Ladies
Ne zamandir istiyorduk ortak bir takiya sahip olmayi. Ve kutsal alisveris gununun son aktivitesi olarak su anda hepimizin gururla tasiyor oldugu bileklerimizi aldik. Hepimizin ortak karari ile, bize gore oldukca iyi bir performansla 1 saate yakin bir zamanda secebildigimiz bilekliklerimizin paketlerini aldigimizda binada bizden daha mutlu olan bir insan vardi: Satis elemani. Her ne kadar biz yaklasik 500 alternatifin icinden secimimizi yapmaya calisirken, istediklerimizi gostermek konusunda yorulmus olsa da bir anda dort bileklik birden satabildigi icin gercekten mutlu gorunuyordu.
Bu muhtesem alisverisin tek kotu yani once Goncam ve Caglamin ardinindan ben ve Urunumun magaza kapandigi icin artik calismayan ‘yuruyen merdivenleri’ kullanarak 4 kat tirmanmis olmamiz oldu. Kollarimizda priril piril bilekliklerimizle magazadan cikarken, artik magazanin isiklari yanmiyordu. Hatta bizim arkamizdan cikan son magaza gorevlisi kapiyi kilitliyordu. Voltrana da Rotterdamdaki tum magazalari kapatmak yakisirdi efendim J
Bileklik icin cok  tesekkur ederim arkadaslarim J
9.       Uyku sorunsali
Sadece bes gun birada olabilecek olunca evdeki zamanimizin cogunu uyanik olarak gecirmek istedik! Istedik diyorum cunku bazi noktalarda sanirim yasinda getirdigi degisikliklerle uyanik kalmak zorlasabiliyor.
Ha ha ha elbette hayir!!!
Belki baskalari icin bu boyle olabilir ancak biz uykusuz kalmak konusunda hic sorun yasamadik desem yeridir. Sadece bir sabaha gozlerimizi zorla!!! actik.
Burada zorla kelimesi herhangi bir eylemin, onu yapmaya istekli olmayan kisilere, cesiltli yontemler kullanilarak istekleri disinda yaptirilmasi durumunu tanimlamak icin kullanilmistir. Istegi disinda bir eylemi yapmak zorunda olan kisiler Gulcin ve Goncadir. Onlara bu eylemi zorla yaptiranlar Cagla ve Urundur.Zorla yapilmak zorunda kalinan eylem: Uyanmak – tatli uykuya veda etmektir!!!
Ancak bizi zorla uyandiranlari gercekten cok sevdigimizden, uyanmak cok da iskence olmadi sadece sabah dordumuz arasinda yastik ve yorganlarin silah olarak ustalikla kullanildigi kucuk bir fiziksel cekismenin yasanmasina sebep oldu. Bu arada eklemeden gecemeyecegim uyandirilmak istendigimiz saat bir Cumartesi gunu sabah 8 olunca uyanmaya gonullu olmamamiz yadirganamaz heralde J Ha bir de gece 2:30 civari uyudugumuz ekleyelim ki kafalarda soru isareti kalmasin J
10.   Voltran Amsterdam’da
Ve elbet Amterdam da ziyaret edildi. Gun Amsterdam gunuydu... Kanal turu ile, alisveris ile, saraba eslik eden lezzetli sayilabilecek bir yemek ile, sahane cafelerde yaptigimiz guzel sohbetlerle suslenen harika bir Amsterdam gunu. Urunumun onderliginde copculerin grevi nedeniyle ilk kez bu kadar pis olduguna sahit oldugum(uz) Amsterdam yollari bize dar geldi.

Sansliydik... Cunku bisiklet turunun Asmterdam ayagina sahitlik etme sansina sahip olduk.
Sanssizdik... Cunku bisiklet turu nedeiyle kapanan yollar nedeniyle gitmek istedigimiz yerlere coook daha uzun yollardan ulasabildik.
Amsterdam turunun unutulmazlari arasinda yururken buldugumuz Amsterdam universitesine ait guzel kafede gecirdigimiz bir kac saati saymazsak olmaz. Kafedeki hafif entel okuma hevesli insanlarin hayatina da botlarla Amsterdam keyfi yapan insanlarin hayatina da o bir kac saatte buyuk bir nese kattik suphesiz. 
11.   Voltran gece turunda
Evimizin lokasyonu barlara bu kadar yakin olmasa yuruyerek gecen dort gunun sonunda hic kimse bizi bir bara gitmeye ikna edemezdi sanirim. Ama Voltran eglencede sinir tanimazdi. Yorgunluk ve uykusuzluk gece disari cikmamizi engelleyecek sebepler olamazdi. Dans etmeye bile mecalimizin olmadigi ancak etrafi inceleme ve yorum yapma enerjimizin yine tumuyle yerinde oldugu bir aksamda Rotterdamin en eski bari Paul’de yerimizi aldik. Oturdugumuz konum itibari ileCagla, Urun ve ben hayatimizdan memnun sohbetimize devam ederken Goncamin durumu biraz icler acisiydi. Bazi insanlara dersiniz ya yuzunden ne hayir gordum de sirtini dondun diye... Iste Goncam belki yanindaki insanin yuzunu gorebilse hayirlari da elde edebilirdi ancak o tum gece kendisinin sirtiyla idare etmek sorunda kaldi. Pardon eger yanindaki kisi daha kisa olsa ya da Goncam daha uzun olsa en azindan sirtini izleyebilirdi ancak o daha ziyade kafasini her cevirdiginde tum yuzunu kaplayan bir kalca ile idare etmek zorunda kaldi J
12.   Gonca mutfakta
Uzun suren kahvalti keyifleri, aksam yemekleri sanirim ev aktivitelerimizin baslicalari idi. Ve 5 gunun sonunda sunu anladik ki zaten is yapmayi seven bir insan olan Goncam Gulserim kendi evi olmasi fikrini coook ozlemisti. Zira kendisi 5 gun boyunca mutfaktan cikmak istemedi, evin orasinda burasinda incik cincik islenecek binlerce sey bulmayi basardiJ  Bulasik makinasini yerlestirdi. Ciceklerin olen yapraklarini temizledi... Ve bize cay servisleri yapti. Tabi servisi yapan Goncam olunca yasanan diyaloglar da unutulmazdi.
GG: Ben size cay yapayim mi?
U: Hadi yap bakalim hamarat seni
GG: Ne cayi istiyorsunuz?
C: Ne var?
GG: Var iste ne istiyorsunuz?
C: Ya ne var soylesene...
GG: Tropikal meyve var, limon var, yesil cay var. Aman var iste bir suru tamam ya sayamicam size tropikal meyve cayi yapayim.
 C: yap Goncam ne istersen onu yap
Caylar gelir...
GG: Size harika tropikal meyve cayi yaptim
GB: Goncam bu  orman meyvesi cayi
GG: Ya neyse ne!!! ic iste be!!!!
Ama bu kadar sabretmesi bile mucizeydi takdir ediyorum J Takip eden gunlerde biz hep tropikal meyve cayi diye orman meyvesi cayi ictik J Ben en iyisi Unilevere soyleyeyim de cayin adini degistirsinler :P
Cok tesekkur ederiz Goncam. Ayrica endiselenme orkide hala yasiyor :P
***********
Ben 12 maddeyi yazabildim ama hic kuskusuz yuzlerce maddeye sigabilecek kadar guzel anilarla dolu bir tatildi. Iyi ki geldiniz arkadaslarim....
Yasasin Voltra(o)n!!!! (henuz karasisiz hangisini kullanacagimiz konusunda :P)

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Yine Yeniden Madrid bu kez ikimizin gozunden... Nisan 2010 Easter

Madrid….
Sanirim 3 yil onceydi sana bir onceki gelisim. Ilk kez yurt disina cikiyordum, korkuyordum, basima ne gelecek bilmiyordum. Evlilik hazirliklari nedeniyle Pazartesi sabahi gelirdim sana Persembe aksami Istanbul’a geri donerdim. Bir tek hafta sonunu bile sokaklarinda gecirmemis olsam da, guduz gozuyle tek bir meydaninda bile dolasmamis olsam da aklimda guzel anilarla yeretmistin.

Bu 3 yilda ben degistim… Degisimlerden daha az korkar oldum. Yeni yerler gormenin zevkine varmayi ogrendim. Gidisleri – donusleri, is icin bile olsa, mecburiyet degil keyif olarak algilamayi ogrendim. Simdi 3 yil sonra Ozan’la geldim sana. Bu sefer ikimizin gozunden bir baska guzeldin…

4 gun yetmez biliyorum seni tanimaya, doya doya gezmeye… Ama mutlu olmaya, seninle tanismaya yeter diye dusunduk. Keyifli bir yolculugun ardindan isil isil bir gunle karsiladin bizi. Oylesine guzeldi ki hava, kapali mekanlarin onunden bile gecmek istemedik. Tek tek butun meydanlarini dolastik… Civil civil, insanlarla dolu meydanlarinda zaman zaman biramizi zaman zaman sarabimizi yudumladik.

Bu dort gunde tam bir Akdeniz ulkesi gibi agirladin bizi. Misafirperverdin… Bir kez bile yagmurunla islatmadin bizi. Bir kez bile gunesin yakici isiklariyla bunaltmadin. Kotu olaylar yasatip tatilimizin golgelenmesine izin vermedin. Civil civil, kalabalik sokalarinda ispanyolcanin o guzel melodisiyle senlendi kulaklarimiz. Zaman zaman bir gitarin tellerinde sundun guzel sokak gosterilerini bize, zaman zaman kucuk bir orkestra ile karsilasmamizi sagladin herhangi bir sokakta. Hatta bir flemenko gosterisi bile hazirlamistin gunumuz senlensin diye. Gitarcilardan biri baya sarhostu sanirim ama eteklerini savurarak topuklariyla ritmi takip eden danscinin performansi cok guzeldi.

Harika yemeklerinle gunumuz, gecemiz, tatilimiz senlendi. Biz buralarda aliskin degiliz restoranlarda herhangi birseyin biz talep etmeden ikram olarak bize sunulmasina. Oysa sen her bira soyledigimizde yanina bir tapas ekleyivermistin. Biliyorum patates ya da yumurta olmayan yemek bulmak zor senin lokantalarinda. Sen her biriyle oyle guzel lezzetler hazirlamistin ki yemege doyamadik bu dort gunde. Aa ozel bir tesekkur etmem lazim hazir aklimdayken, zeytinler icin. Ben Izmirliyim ya. E siz ayni sayilirsiniz Izmirle. Inan ozlemisim soyle lezzetli zeytinler yemeyi. Dort gun boyunca doyamadim bana sundugun lezzetli zeytinleri yemeye. Peynirler de mukemmeldi. Ben kasar peynirine mesafeliydim yillardir sayende aramizdaki mesafe kapandi kendisiyle. Simdi market raflarinda kasar peyniri arar oldu gozlerim. Tapas menulerindeki herseyi tattim demek icin en az 1 ay kalmak lazim heralde seininle. Dort gunde elimizden gelenin en iyisini yapmaya calistik biz. Favorilerimi seninle de paylasayim: Kalamar, tortilla ve pimientos.

Tum bunlari turistik restoranlarinda yiyebilirdik elbet ama biz sokak aralarinda kalmis yerel barlarini tercih ettik. Barlarda en sevdigim sey elbet calisanlarinin guler yuzuydu. Ah bir ispanyolca konusabilsek ya da onlar ingilizce konusabilse ne kadar uzun sohbet edecegiz ama malesef dil kisminda takiliyoruz. Olsun el-kol isaretleri ile falan elimizden geldigince anlastik biz de. Aa bu arada halkina sans da getirdik sanirim. En azindan bir kismina. Bir barda arkamizdaki makinada oyun oynayan amca 240 euro kazandi. Beni biraksan yemeklerin, barlarin hakkinda sayfalarca yazabilirim ama bu kadarlikla kalsin artik :)

Bu 4 gunde sayende yeni bir ressamla da tanistim: Goya. Senin o gunlerce gezsen bitmeyecek Prado muzenin, havanin guzelligi nedeniyle, sadece 1-2 odasini gezebildik. Onlarda da Goya eserlerinin olmasina dikkat ettik. Soz bir dahaki gelisimizde daha fazla zaman harcayacagiz muzede ama sen de bizi anla lutfen: Hava o kadar guzelken tum gunu muzede gecirmeye gonlumuz el vermedi inan. Itiraf ediyorum muzede 1-2 saat daha fazla zaman da gecirebilirdik ama o sirada parkta gunesln altinda cimlere uzanip agaclari izlemeyi tercih ettik.  O bir iki saatte bile anladim ki harika resimlere ve benim ilgi alanimin tam da ortasinda olan harika heykellere ev sahipligi yapiyorsun. Ah ne mutlu sana ustelik harika bir binada onlari barindirabiliyorsun.

Toplu tasima sisteminden de cok menun kaldik . Ozellikle sana yakin 1-2 sehire hizla ulasmamizi saglayan o super konforlu trenlerin icin soyleyecek soz bulmam zor. Senin misafirperverligin yakin komsularin Toledo ve Segoviada da mevcuttu. Topu topu 4 gun geldik birini Toledo'da birini Segovia'da gecirdik diye umarim bize alinmadin. Ama ben artik seni onlarsiz dusunemiyorum . Sanki her seni ziyarete gelen onlari da gormeden donmemeli. Zaten trenlerin o kadar hizli ki yarim saatte her ikisine de ulasabildik.

Toledo… ne kadar da guzel korunmus eskilere ait hatiralar burada. Daracik sokaklarda dolasirken herhangi bir koseden bir at arabasi cikiverecekmis ya da kabarik etekleriyle guzeller guzeli bir genc kadin yanimizdan suzuluverecekmis gibi hissettim. Uc buyuk kulture ev sahipligi etmis bu guzel komsun: Hristiyanlik, Yahudilik ve Islamiyet. Ucune ait izleri de mimarisinde gormek mumkun. Sokaklarda 3 farkli kulturun izlerini izledik tum gun. Yine harika yemekler yedik yine harika saraplar ictik…

O kadar guzeldi ki Toledo'da gecirdigimiz gun, hic aklimizda yokken gunun sonunda ertesi gun icin elimizde Segovia biletlerini tutuyorduk.

Segovia… Senden saklayacak degilim; Ozan bana Segovia’yi anlatirken cok eski bir su kemeri gorecegiz dediginde icimden “Aman yine tas gormeye gidiyoruz” diye gecirdim. Tarihi eserleri sevmiyor degilim de hele ki Madrid’deyken vaktimi baska seylere harcayabilirim diye dusunuyordum sanirim. Ama Segovia'ya gelip de o muhtesem su kemerini gorunce dusunduklerimden utandim. Bu muhtesem yapi 2. yuzyilin basinda yapilmis. Hala inanamiyorum onca yili nasil yikilmadan gecirebildigine. Kimbilir ne depremler ne felaketler oldu. Ve o hala dimdik ayakta. Segovia'nin sokaklarinda bir masal imgesini gorebilmek icin yuruduk: Alcazar of Segovia yani Segovia Kalesi. Uyuyan guzel masalindaki kale bu kaleden esinlenerek cizilmis. Ne yazik ki bu kale gercek hayatta o kadar da guzel hikayelere ev sahipligi etmemis. Uzun yillar hapishane olarak kullanilmis. Kulesine o kadar dar bir merdivenden cikiliyor ki o hapishaneden kacmanin imakansiz olmasini anlayabiliyorum. Cok guzledi Segovia'da gecen gunde ama yine de gunun sonunda kosa kosa sana geldik.

Elbette Royal Palace yani karaliyet sarayini gormeden donmek olmazdi. O kadar buyuk bir sarayin planlananin sadece dortte biri olduguna inanmak zor. Sarayin bahcesinde bize yine kucuk bir gosteri hazirlamissin; bu sefer bir flut sanatcisini dinledik. Yine cok guzeldi. Ogrendik ki bu saray Avrupa'nin en buyuk sarayi olmasi icin yapilmaya baslamis. 26 yilin sonunda planlanan halinin dortte biri tamamlanmis ki Ispanya'nin o donemdeki krali bu dunyadan goc etmis. Sarayin insaati da bu noktada sonlanmis. Su haliyle bile 2800 odasiyla devesa gorunen bir saray burasi. Sarayinin hemen altindaki bahcelerde gezmek de ayri bir keyifti

Sana veda etmek inan cok zordu. Yeniden yolumuz ne zaman kesisir bilemiyorum ama olur da bir gun yolum yeniden sana duserse inan hic dusunmeden kosa kosa gelecegim.

Tekrar gorusene kadar isil isil kal Madrid….

2 Mayıs 2010 Pazar

Merakli Gulcince Madrid hakkinda

Madrid_2
Gulcince Soru- Cevap ve Notlar:
Biraz, pardon oldukca merakliyim ya aklimda yine onlarca soru vardi Madrid'de. Bir kismini oradayken ya da sondukten sonra cevaplayabildim, cevaplari da unutmadan yazayim dedim.
  • Tapas Nedir?
Tam anlamiyla mezenin Ispanyolcasi. Yemek oncesi, biranin yaninda atistirmak icin yenilen kucuk porsiyonlar halinde sunulan enfes lezzetler. Guzel bir hikayesi de var 4 yil once Italyan bir arkadasimin bana anlattigi:
‘Tapa‘ ispanyolcada kapak anlamina geliyor. Tapas da bunun cogulu. Hikayeye gore eski Ispanyol krallarindan biri ickinin yaninda illa ki bir seyler yemek istiyor. O donem usaklari ona ickiyi servis ederken yaninda kucuk porsiyonlar halinde yemekler de sunuyorlar. Zaman eski, sinekler etrafta dolanip duruyor. Kral da zaman zaman ickisini sineklerden korumak icin bu kucuk tabaklar ile bardaklarinin ustunu ortuyor ve “bunlar ickinin tapsidir”gibi bir cumle kuruyor. Iste o gunden sonra ickinin yaninda sunulan bu lezzetler tapas diye anilmaya baslaniyor.


Bir baska arkadasim daha degisik bir hikaye ile anlatti bana Tapasin oykusunu:
Eski zamanlarda barmenler barlarda sunduklari ickileri sineklerden korumak icin bardaklarin ustunu kucuk ekmek dilimleri ile kapamaya baslamislar. Zamanla bu ekmek dilimlerinin ustu degisik lezzetlerle suslenmis. E halk da bu adeti sevince bu kucuk kapak kanapeler kucuk tabaklarda yerlerini almis.

Her iki hikayeyi de cok seviyorum ben. Sonucta tapas oyle ya da boyle bugunku anlamini kazamis: kucuk atistirmaliklar. Ispanyollar aksam yemeklerini en gec yiyen haklardan biri dolayisiyla bu atistirmaliklar onlar icin vazgecilmez... Herhangi bir bara girip bira soylediginizde yaninda mutlaka bir miktar tapas da size ikram ediliyor. Her barin tapasi farkli. Dolayisiyla farkli farkli barlari dolasip degisik lezzetlerle tanismak da mumkun. Biz gidip gormedik ama duydugumuza gore ulkenin guneyine gidildikce ikram miktari artiyor.
  • Alisveris icin Madrid’e gidilir mi?
Bu soruyu gonul rahatligi ile cevaplamak icin Madride bir kez daha Ozansiz gitmem gerekecek sanirim:) Acikcasi Madrid'de kendimi yemeklere meydanlarin guzelligine oyle kaptirdim ki alisveris icin bile olsa kapali yerlere girmek istemedim.

Ben Madrid hatirasi olarak el yapimi kolyelerle dondum evimize. Elbet vakit olsa alinacak cok sey vardi daha. Aklim ayakkabilar ve cantalarda kalmadi desem yalan olur.

Madrid'de dukkanlar Hollanda'ya gore cok daha uzun sure acik. Ozellikle yaz aylarinda gece yarilarina kadar turistleri cezbedecek mataryaller satan dukkanlari acik bulmak mumkun.

Nilgun ablamin deyimiyle capit yani giyecek almak isterseniz benim bildigim kadariyla 8e kadar dukkanlari acik bulabilirsiniz. 4 yil once ben 8e5 kala bir pantalon denemek istedigimde dukkan kapanana kadar deneyip odeme yapamayacagim icin soyunma odasina gecisime izin verilmemisti. Hollanda'ya gore alisveris sartlari (dukkanlarin kapanis saati, fiyatlarin uygunlugu) bence cok daha iyi ama yine de alisveris konusunda ulkeme laf soyletmiyorum. Tamam insan haklarina gore dukkanlarin gecenin bir yarisina kadar acik olmasi cok kabul edilebilir bir sey degil de e canim hani benim alisveris yapma haklarim :)
  • Madrid'de dolasmak icin ingilizce bilmek yeterli mi?
Cevap: Kesinlikle Hayir...
Turistik bir gezi icin bu bir dezavantaj gibi gorulebilir ancak bence oraya calismak icin gidenler icin uzan vadede bir avantaj bile sayilabilir. Dukkanlarda, sokaklarda hatta otellerde bile ingilizce konusan insan bulmak oldukca zor.

3 yil onceki Madrid ziyaretlerim her Pazartesi sabahi Madrid Barajas havalimaninin 4. Terminaline varmamla basliyordu. Persembe aksamlari donuslerinin en stresli kismi ise taksi soforlerine nereye gidecegimi anlatmakti. Madridde ingilizce bilen taksi soforu bulmak neredeyse imkansiz oldugundan ispanyolca soylemeyi ogrendigim ilk kelimeler havaalani ve dorttu. Boylece “Aeroporto T Quatro” diyerek ve taksicinin beni dogru anladigini umarak yola koyuluyordum. Yol boyunca bir problem yoksa sansliydim. Yok “Daha yavas/hizli gidebilir miyiz?”gibi soru cevap seklinde diyaloglara girilmesi gerekirse iste o zaman kabus tam anlamiyla basliyordu :) Hatta taksi soforune daha hizli gitmesini rica ederken anlasamadiklari icin taksi soforunun arabayi durudurmasi sebebiyle ucagini kaciran bir calisma arkadasimiz bile oldu. Hayir hayir ucagi kaciran ben degilim :)

Bu gidisimizde taksi soforleriyle konusmamiza gerek kalmadi cunku toplu tasima araclarini kullandik. Ama bu kez de otel resepsiyonundaki gorevlilerle unutulmaz anilar yasadik. Otele vardigimizda gorevlinin alimize verdigi kagitta: “I do not speak English. You can find the information below:” ile baslayan bir yazi vardi. Acikcasi bilgilerin hepsini de tam anlayamadik zira ingilizcesi de tam anlasilir degildi.

Ama en unutulmaz an resepsiyon gorevlisinden sac kurutma makinasi ve terlik istedigimiz andi. Sac kurutma makinasini kafama elimi tutarken wuuu seklinde sesler cikararak anlatabildim de, terlik konusunda ne yapsak anlasamadik :) Ayni biz turkler gibi ses tonunu yukselterek ve daha yavas ispanyolca konusarak bana bir seyler anlatmaya calisti ama biz durumu zorlamamanin daha dogru olduguna karar verdik :)

Bunca laftan sonra sozun ozu: Bence Madrid'de dolasmak icin ingilizce bilmeye gerek bile yok. Ispanyolca bilmiyorsaniz vucut diline basvurmak en iyisi :)
  • Yemek yemek icin en guzel yer neresi?
Evet buyuklerimiz “Yedigin ictigin senin olsun. Gezdigin gordugunu anlat” demisler... demisler de soz konusu Madrid olunca yeme-icme kismindan bahsetmemek mumkun degil. Biz genelde yerel halkin gittigi restoranlari ya da barlari sectik yemek yemek icin cok da memnun kaldik. Bunlari bulmamizda madrid kitabimizin da oldukca buyuk katkilari oldu tabi ki.

Plaza Mayorun yaninda yeni bir mekan acilmis. En azindan 3 sene once orada degildi. Bir gun umarim Istanbula da acilir boyle bir yer. Bizim balik pazari gibi bir mekan. Cesit cesit dukkanlar var icerisinde. Her tur yemek bulmak mumkun. Peynir, jamon, susi... Istedigin yemegi secip yanina da enfes bir sarap aldin mi super bir aksam yemegine hazirlik tamamlanmis oluyor.  Burasi gunun her saatinde inanilmaz kalabalik ama acikcasi Hollandadan sonra ben bu kalabaliktan hic rahatsiz olmuyorum :) Herhangi bir seyi alirken alternatifleri de gorebildiginiz (menuden secim yapmak zorunda olmadiginiz) ve sira beklerken onunuzdeki insanlarin secimlerini referans olarak kullanabildiginiz icin bence farkli lezzetlerle tanismak icin cok guzel bir yer.
  • Gulcinin favori tapaslari neler?
Kalamar...
Turkiye’de, ispanya’da, Hollanda’da kisacasi kalamarin yapildigi her ulkede benim her zaman favorim kalamar. Ispanyada hollandadan daha guzel yapmislar ama yine de Turkiyedeki o citirlik o lezzet bambaska

Tortilla...
Bildigimiz pataesli yumurta. Sanirim biraz da sogan var icinde. Basit ama cok lezzetli.

Pimientos...
Tuzlanmis kizartilmis ufacik yesil biberler. Tatlari muhtesem. Midemin hassas olmasina ragmen koca bir tabagi yedim halde hic rahatsiz olmadim. Bir restorana gidince onunuze gelecek ilk seceneklerden degil ama bence ozel olarak sorulmayi hakeden harika bir tat.
  • Segoviadaki su kemeri ne kadar zamanda yapilmistir?
Gercek zamanlamayi bilmiyorum. Ama Ozan’in kitabimizdan okuyup benimle paylastigi hikayedeki zamanlamayi daha cok sevdim sanirim.
Bu kemer yapilmadan once yerli halk tam 16 km oteden kullanmak icin su tasimak zorunda imis. Her gun gun dogumunda su getirmek icin yola cikan bir genc kiz bu cileli yolculuktan bikmis usanmis. Yine su getirmeye gittigi bir gunun sonunda kendi kendine demis ki “Beni bu isten kurtaracak bir careyi yarin gun dogumuna kadar eksiksiz olarak tamamlasa ruhumu seytana bile teslim edecegim”. Denk gelmis... Seytan da bunu duymus. Butun gece bu kemeri insa etmek icin ugrasmis. O bununla ugrasadursun genc kiz verdigi sozden pisman “Affedin beni ruhumu seytana teslim etmek istemiyorum" diye yalvarip duruyormus. Denk gelmis... Tanrilar da bu yakarisi duymus... Seytan kemeri tamamlayacak son tasi yerine koyamadan tanrilar gunun dogmasini saglamis... Genc kiz ruhunu seytana teslim etmekten kurtulmus, halk da 16 kmden su tasimaktan...


Her iki sehire de uc yolla ulsmak mumkun: Karayolundan araba ile, karayolundan otobus ile ya da tren ile. Araba ya da otobus ile gitmeyi tercih edenler icin yol yaklasik 3-4 saat civari. Trene gelince, seyahat sureniz sectiginiz trene gore degisiyor. Yavas trenler ayni sehirlere 2 - 2,5 saatte ulasirken hizli trenlerle yarim saatte her iki sehire de ulasmak mumkun. www.renfe.com sitesinden vakitlice bilet alinidginda ulasim oldukca rahat ancak ozellikle turistlerin yogun oldugu donemlerde duydugumuza gore son dakikada bilet bulmak cok da kolay olmayabilir

  • Yeniden Madrid’e yolum duserse neyi mutlaka yaparim?
Plaza de Mayor Madrid'in belki de en guzel meydani. Ogrendigimiz kadariyla 1619'da meydan ilk kez kullanilmaya baslaniyor. Ne yazik ki uzun yillar bu meydan da boga gureslerinin buyuk kalabaliklar tarafindan izlendigi meydanlardan biri oluyor. 1790'daki buyuk yanginda meydanin buyuk bir kismi tahrip oluyor. Yeniden yapilan meydanin bazi binalarinda eski izler hala mevcut. Su anda Madrid'in belki de ne kalabalik, en fazla turist ceken meydani.


Iste bu meydanda vakit gecirmek, etrafindaki dukkanlarda dolasmak, guzel restoranlarda birseyler atistirmak, meydanin her kosesinde farkli kalabaliklara sunulan gosterileri izlemek gercekten keyifti. Yeniden Madrid'e is icin bile olsa yolum duserse, zaman yaratip bu meydanda gunesin keyfini cikarark vakit gecirmeyi asla unutmamaliyim :)

  • Segovia ve Toledo’ya gitmek icin en rahat yol hangisi?

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails