3 Aralık 2018 Pazartesi

2 yas sendromu

2 yas sendromu ustumuzden bir buldozer gibi geciyor.
Denizi bilmem ama bencok zorlaniyorum. 2 yildir beni en cok zorlayan bu donem oldu sanirim. Buna neden sendrom dediklerini cok iyi anliyorum!

Deniz zor bir cocuk degil(di). Yani her bebek gibi aglaiyordu, huzursuz oldugu donemler oluyordu. Ama toplama baktigimizda ben hep sansli oldugumu dusundum. Deniz hep uyumlu, neseli bir bebek oldu. 

Hala da oyle.

Tek bir farkla. 2 yas sendromu ile birlikte, Denizin karakter ozlelliklerinden biri olan ve babasi ile benden ayri ayri alip birlestirip kombo yapmis oldugu inadi tavan yapti! Illa benim istedigim olacak, tam da istedigim zamanda olacak, olmazsa yer yerinden oynayacak hali arttikca artti.

Dedidigim gibi inat yeni bir sey degil bizim hayatimizda. Etiketlemek istemiyorum ama bunu baska turlu nasil anlatacagimi da bilmiyorum. Deniz bebekliginden beri inatci bir couk. Kreste "strong character - guclu karakter", "she knows what she wants - ne istedigini biliyor" gibi tanimlamalar yapiyorlar. Isin ozu Deniz istekleri konusunda israrci bir bebek hep de oyle oldu.

2 yasina kadar bunu gayet guzel tolere edebiliyorduk. Cunku daha cabuk dikkati dagitilabiliyor, daha cabuk kandirilabiliyordu. Deniz unutmuyor. Dikkatini dagitsaniz bile bir sure sonra yine ayni seyle karsiniza gelebiliyor. Bu acidan bana cekmis. Eskiden her ayni istekle karsimiza geldiginde dikkatini dagitabiliyorduk ama artik bu mumkun olmuyor. Izledigimiz ilk yol aklini dagitmak degil. Once bir aciklamaya anlatmaya calisiyoruz. Ki eskiden bu cok ise yarardi. Dikkatle dinler zaten o sekilde dikkati dagilirdi. Ama artik cok uzun sure bizi dinlemiyor, isine gelmiyorsa zaten hemen laf karistiriyor. Gercekten!

Dun yine Denizle tartistik. Cunku once sacimi cekti, sonra da istemedigi bir sey soyledigim icin bana vurdu. Ben de bunun kotu oldugunu o yuzden ona kizdigimi ve uzuldugumu soyledim ve salona gittim. Ozan da Deniz'i kucagina aldi, Deniz sakinlestikten sonra yanima getirdi konusacagiz Deniz dedi. Ne mumkun! Nasil lafi karistiriyor inanamazsiniz. Bebeklerin kiyafeti cikmis, oyun oynayalim miymis, anneannesi napiyormus. Taviz vermeden hayir simdi konusacagiz dedik. Bebekleri elinden aldik konusma zamani dedik. Konustuk. Buldugu ilk firsatta kacti anneannesinin yanina gitti. Deniz 2 tane kustu demis. Biri bana, biri babasina. 

Hani bu sadece bir ornek. Bunun gibi niceleri yasaniyor evde. Krizin yasanmadigi gun neredeyse kalmadi desem yeri :( Giyinmek istemiyor. Soyunmak istemiyor. Yemek yemek istemiyor. Suyu yere dokmek istiyor. Araba koltuguna oturmak istemiyor. Gecenin bir vakti sokaga cikalim diye tutturuyor. Ingiltere sogugunda sokakta montunu cikarip yerlere atiyor. Ayakkabilarini ve coraplarini cikarip yurumek istiyor. Sapka takmak falan soz konusu bile degil tabi ki. Takdir edersiniz ki bu yasananlarin hepsinde uzalasmak mumkun olmuyor. Sonra kriz...

Beni hepsinden cok zorlayansa bu donemde uyku oldu. Deniz artik memede uyumuyor. Hatta bir sure memesiz, odasinda yataginda kendi basina kisa surede uyudu. Aman ne sevindim! Bunu ayrica yazayim. Gercekten basari oldu bence. Ama bu harika basari son zamanlarda (saniyorum 2 yas krisinin etkisiyle) bize uzayan uyku suresi olarak geri dondu. Memede sakinlesip uyuyuverse diye dusundugum oyle cok an oluyor ki! Cunku benim psikolojim artik Deniz'i her aksam uyutmayi gercekten kaldiramiyor. Gecen gun usenmedim saydim neredeyse 800 aksamdir karanlikta oturup Deniz'i uyutuyorum. Ki Deniz memede uyudugu zamanlarda bile (su ana gore cok daha kolay olsa da) kolay uyuyan bir cocuk olmadi. Ve su son donemde, gun icinde yasanan binlerce krizden sonra, bu uyku sureci beni cok zorluyor. Altini degistirmek istemiyor, uyku tulumunu giymiyor, onlarca defa asagiya inmek istiyor, isik kapansin istiyor, kapanmasin istiyor, pencere acilsin istiyor. 3 kitap okuyoruz her aksam. Ama o 6 oluyor, 9 oluyor, son bir tane diye tutturuyor, yataginda yatmak istemiyor, kucak istiyor, kucak istemiyor. Derken normalde 8:30 da en gec uyumus olan Denizimin uykusu bazen 10u buluyor ve malesef benim psikolojim artik bunu kaldirmiyor.

Bu uyku surecinde kizdigim Deniz degil aslinda. Daha sabirli olamadigim icin kendime kiziyorum. Ama tabi bu Deniz yeter, bu son baska yok, Hayir asagiya inmiyoruz, Deniz sabrim tukendi gibi cumlelerle Deniz'e donuyor. Her uyku saatinden sonra hakikaten kolumu kaldiramayacak kadar yorgun oluyorum. Deniz'i ope koklaya uyuttugum, sicak bir hamur gibi kucagimda tuutugum o eski aksamlari cok ozluyorum. 

Birak istedigi zaman uyusun diyenler var. Denedim, biraksam Deniz 12ye kadar uyumuyor. 2 yasinda bir bebegin o saatlere kadar uyumamasi bana dogru gelmiyor. Ki zaten tum bu yasadiklarimiz sirasinda Deniz cok yorgun oluyor. Esniyor, hatta uyuyor ama kendini uyandiriyor. Bu hallerinin bir sebebi de uykunun basina vurmasi. O yorgunluk iyice basina vurmadan yatirmak her zaman benim izledigim strateji. O yuzden ben Denizi ne gec 8de odasina cikarmis olurdum hep. Ama yok su aralar bu da islemiyor. Odasina ciksak da kriz ustune kriz yasaniyor. Ne yapacagim bilmiyorum ama uyku krizi bizi fena vuruyor.

Bugun instagramda bir arkadasim annelerin de 2 yas krizi oluyor yazmis. O kadar dogru ki! Ben Gulcin, Deniz'in annesi, bildiginiz 2 yas krizindeyim. 2 senelik annelik hayatim boyunca olmadigim kadar gergin, olmadigim kadar huzursuzum. Cunku Deniz nasil birey olurken yapabileceklerini kesfediyorsa ben de artik birey olan kizimla yapacaklarimi kesfetmeye calisiyorum. Ve size bir sey itiraf edeyim mi Denizi bilmem ama sanirim ben buna hic hazir degilim. Kucagimdaki minnacik bebegimi deli gibi ozluyorum!

Deniz nasil yapabileceklerinin sinirlarini anlamaya calisiyorsa, ben de benim yenilenen sinirlarimi kabul etmeye calisiyorum. Ve bunu yaparken tahmin ettigimden daha cok zorlaniyorum. 

2 yildir ilk defa gunu kaciriyormus gibi hissediyorum kendimi. En cok da buna uzuluyorum. Ilk 3 ayi bile of demeden yapayalniz gecirebilen, her gunu kizimi koklayarak gecirebilen ben, su 2 yas doneminde bazen gun bitsin istiyorum cunku oylesine yorgun oluyorum. Ve Deniz uyudugunda onunla gecirecegim bir gun daha ellerimden kaydigi ve ben o gunun cogunu gergin ve huzursuz gecirdigim icin cok ama cok uzgun oluyorum.

Lafin ozu Denizi bilmem ama ben ciddi bir anne 2 yas krizi yasiyorum. Ve bir an once bitsin bu halde kizimla birbirimize kavusalim istiyorum.

Bu da boyle bir ic dokme oldu, okudugunuz icin tesekkur ederim...

15 Kasım 2018 Perşembe

Cift dilli cocuk yetistirmek


Cok dilli cocuk yetistirmek gunumuzde artik cok yaygin. Bizim gibi yurtdisinda yasadigi icin cocugu dogal olarak cok dilli yetisen ailelerin yaninda, Turkiyede olsa da cocugunu cok dilli yetistiren aileler var. Butun arastirmalar ayni seyi gosteriyor cocuklar ilk 6 yil dil ogrenimi konusunda cok hizlilar. Aslinda sadece dil degil, cocuklar ilk yillarda herhangi bir seyi cok kolay ogreniyorlar. Dil de bunlardan biri.
Ayni anda 3-4 dil ogrenen cocuklar taniyorum. Anne ve babasi farkli ulkelerden olan cocuklar bana sorarsaniz cok sansli! Deniz o kadar sansli olmasa da Ingilterede yasadigimizdan Ingilizce de ogreneceginden bizimkisi de boyle bir cok dilli cocuk yetistirme deneyimi oldu.

Deniz dogmadan once bu konuda bir seyler okudum ve etrafimdaki cok dilli cocuk yetistiren hemen hemen tum arkadaslarimla konustum. Deniz dogduktan sonra da buradaki kres gorevlileri ile ayni konuyu konustuk. Hepsinin soyledigi ortak sey suydu: Cocukla herkes anadilinde konusmali

Acikcasi bu benim isime gelen bir seydi. 10 yildir yurtdisinda yasiyorum, ingilizce ile is hayatimi da gunluk hayatimi da devam ettiriyorum, cok iyi olmasa da kendimi idare edebildigim bir ingilizcem var. Ama Denizle ingilizce konusmayi istemedim hic. Dedigim gibi oncelikle Ingilizcem buna yeterli degil diye dusunuyorum. Ama daha onemlisi ingilizce ile kizima olan sevgimi yeterince ifade edemezmisim gibi geldi bana. Bir yerim seni, totusunu isirdigim falan dyemeyince bir seyler eksik kalacakmis gibi hissetttim. Bu yuzden arastimalarim bana guc verdi :) Ben de Ozan da Denizle evde sadece Turkce konustuk, konusuyoruz.

Ama Deniz biliyorsunuz 14 aylikken krese basladi. Ilk bir sene boyunca aklimda hep bu soru vardi. Bu cocuk kreste ne yapacak? Nasil adapte olacak? Kres gorevlileri bu konuda hep ayni seyi soyluyor. Cocuk baska dilde bir okula gidecekse o okula ne kadar erken baslarsa o kadar iyi. Dogru. Ama bana sorarsaniz bu durum cocuktan cocuga biraz degisiyor. Deniz bebekliginden beri her seyin kendisine anlatilmasina aliskin oldugundan bence oldukca erken krese baslamis olsa bile Ingilizce onun bocalamasina sebep oldu. Belki Denizin konusma konusuna ilgisinden oldu bu. Belki ben herseyi aciklamaya cok alistirdim Denizi. Nedenini bilmiyorum ama bizim icin yani Deniz ozelinde o sirada okulda Turkiyeden bir ogretmenin olmasi cok iyi oldu. O olmasaydi ne yapardik bilmiyorum.

Deniz'i ingilizce konusmadan krese hazirlamak icin ilk sene yine uzmanlarin tavsiyeleini takip ettim. Denizle evde surekli Turkce konustum. Ama ev disnda olabildigince fazla Ingilizce duymasi icin O'nu her gun sokaga cikadim. 
Oyun guruplari, konserler, tiyatro gosterileri, kafeler, marketler, metro istasyonlari. Gundelik hayata dahil olacabilecegimiz, Ingilizceyi olabildigince cok duyacagi her yere ilk aylardan itibaren Denizi goturdum. Hatirlarsiniz park, kafe, market dolastik durduk Denizle. Bunun bi kulak asinaligi yarattigini umuyorum ama dedigim gibi yine de ilk aylarda kresteki Turkce konusabilen ogretmeni bizim icin kurtarici oldu.

Uzmanlar, deneyimli anneler ve benim konustugum tum gorevliler bir konuda daha ayni seyi soyeldiler bize: Cok dilli cocuk yetistirmede tutarlilik cok onemli! Yani cocukla kim hangi dilde konusuyorsa hep o dilde devam edecek. Oyle bir ingilizce, bir turkce cocugun kafasini karistirmak yok. Biz de bu konuda elimizden geleni yapiyoruz. Sokakta, baskalarinin yaninda hatta kresten denizi alirken bile ben Denizle hep Turkce konusuyorum. Ogretmenleriyle ingilizce konussam da donup Denize turkce anlatiyorum her seyi. Bu oldukca zor aslinda. Ama bizimle Turkce konusmaya devam etmesi icin bana onemli gibi geliyor.

Yine deneyimli arkadaslarimin soyledigi bir sey: Asla seninle Ingilizce konusmasina izin verme. Bunun onemini bu seneye kadar anlamamistim. Cunku bu seneye kadar ben Denizin Ingilizce konustugunu hic duymadim. Turkiye'ye gittigimizde bize en cok sorulan sorulardan biri "Deniz Ingilizce konusuyor mu?" idi. 
Ben de bu soruya hep ayni cevabi verdim. "Biz hic duymadik ama konusuyormus."
Bu cevabim hep saskinlikla karsilansa da gercek buydu, ben Deniz'in ilngilizce konusmasina gecen yaz biz Turkiyeye gidene kadar sahit olmadim. Kreste konusuyormus, oyle diyorladi. Ingilizce sarkilar soyluyrdu, arada kelimeler de soyluyordu. Ama agzindan ingilizce bir cumle duymamistim.

Cocuk 2 yasinda bile degildi diyeceksiniz, haklisiniz. Ama ayni donemde Turkce 2-3 cumleyi arka arkaya soylediginden onunla karsilastirip soyluyorum. Acikcasi bu umurumda bile olmadi. Deniz mutlaka ingilize ogrenecek, benim onceligim hep onun guzelce Turkce ogrenmesi oldu. 

Turkiyede komusumuzun Filipinli bir bakicisi vardi. Denizin ingilizce cumlelerini, ilk kez onunla konusurken duydum. Yaz tatili bitti buraya geri donduk. Deniz krese basladi. Sanirim 2-3 hafta gecmisti. Bir hafta sonu evde oturuken Denize bir aydinlanma geldi. Gercekten oyle bir an oldu ve Deniz bize donup bu ingilizce dedi. Saniyorum ilk kez 2 ayri dil oldugunu o anda kesfetti :) Takip eden iki gun boyunca yani tam bir hafta sonu duydugu her sey Ingilizce mi Turkce mi bize soyledi. Bu turkce, bu ingilizce. Degil mi annesi turkce? 

O aydinlanma anindan sonra denizin agzindan ingilizce cumleler de dokulmeye basladi. ve ben herkesin neden bana seninle ingilizce konusmasina izin verme dedigini anladim. Simdi deniz Ingilizce konusmayi tercih ediyor yavas yavas. Bu o kadar normal ki. 5 gun krese giden bir bebekten bahsediyoruz. Onun ana dili Ingilizce olacak diyorum ben, aynen oyle. Ama guzel, duzgun, muntazam Turkce konusmasini cok onemsiyorum. Cok ama. O yuzden bizim evde bir donem basaldi. Evde Turkce konusuyoruz Denizcim donemi! 

Bir seyin cok farkindayim. Evde de ingilizce konusmasnin onune gecmem cok zor. Muhtemelen biz ona turkce soru soracagiz o bize ingilizce cevap verecek bir sure sonra ama iste uzmanlarin tavsiyelerini takip etmeye calisiyorum. O tavsiyeler de bu yazida yazdiklarim. 

Ozetle cocugunuzu cok dilli yetistirmek istiyorsaniz benim anladigim dikkat edilmesi gereken temel seyler soyle:

- Herkes cocukla kendi ana dili neyse o dilde konusacak (bu dili duzgun ogrenmeleri icin)
- Evde Turkce, disarida baska dil - kurallar ve sinirlar belli olacak
- Cocugu yeni bir dile alistirmak icin sarki dinletmek, radyo dinletmek, benim yaptigim gibi sokaklarda o dili duymasi icin fildir fildir dolasmak iyi bir yontem
- Buyuyup diger dili, sizinle konustugu dili tercih ettiginde tutarli olunacak ve biz evde Turkce konusuyoruz, o soylediginin turkcesi bu, haydi bir de turkce soyleyelim gibi tesvik cumleleri kurulacak.
- Sonucta cocuklar icin dil ogrenmek cok da zor degil, bu konu kafaya fazla takilmayacak akisina birakilacak.

Her ailenin dinamikleri farkli. Oncelikleri de. Baska ailelerde oncelik yabanci dili ogrenmesi olabilir. Biz Ozanla en basta Denizin duzgun Turkce ogrenmesi onceligimiz olacak diye karar verdik. Ona gore de ilerlemeye calisiyoruz. Evde ingilizce sarki dinliyor, Ingilizce sesli kitap dinliyor ama beraber sarkilari cogunlukla turkce soyluyoruz (krese gitmeden once ingilizce soyluyorduk alissin diye ki bunun cok faydasi oldu. Simdi de arada ingilizce sarki soyluyoruz), kitaplari turkce okuyoruz. Bazi kitaplari ingilizce onlari bile turkceye cevirerek okuyoruz. Bu da hic kolay degil ya neyse :)

Bunun faydasini gorduk. Deniz gercekten cok guzel turkce konusuyor. Bildiginiz buyuk insan gibi sizinle sohbet ediyor. Ama zararini da Deniz krese basaldiginda gorduk. gercekten turkce konusan bir ogetmeni olmasaydi sakinlestirilmesi daha da zor olacakti sanki. 

Her sey gibi cok dilli cocuk yetistirmede de, aldigimiz her kararin, yaptigimiz her tercihin artilari ve eksileri var. Bizim yolumuz bu oldu sadece onu sizinle paylasayim dedim.

Deniz 3. bir dil ogrensin ister misiniz diye soran cok oluyor. Evet isterim. Mumkun oldugunca cok dil ogrensin isterim. Ama iste etrafimizda 3. bir dili ana dili gibi bilen biri olmadigi icin buna tesebbus etmiyorum. Zaten 5 gun krese gidiyor haftasonu dil kursuna gitsin istemiyorum. Amcasinin esinin ana dili Fransizca keske yanyana olsaydik, hep Fransizca konus Denizle derdim. Ama su verili sartlarda simdilik Deniz 2 dille devam edecek. Zaman neler gosterir bilinmez, duruma gore devam ederiz :)

Umarim faydali olur yazdiklarim.
Sevgiler
Gulcin

12 Ekim 2018 Cuma

Tercihse buyrun sevgili sirketler siz tercih edin o zaman

Calismak konusunda, sirketler konusunda, calisan anne olmak konusunda ne dusundugumu burayi okuyan herkes biliyor. O yuzden hic girizgah yapmadan konuya dalmak istiyorum.

Gecen gun sirkette "Calisma hayatinda kadin olmak" hakkinda bir toplanti vardi. Siketteki bir gurup kadin tarafindan organize edilmis bir event. Organizatorlerden biri de akadasim. yalan degil boyle konulardan, organizasyonlardan cok sikildim artik. Ama kadinlarin organzie ettigi bir sey oldugu icin katilayim dedim. Biz de ekip arkadaslarimla katildik. 

Gundemdeki konularan bir de tabi ki work/life balance yani is/hayat dengesi di. Olmasa sasariz zaten. Bizim sirkette oldukca ust duzey yoneticilerden biri olan kadin calisanlardan biri yapti konusmayi. Kendisi Amerikali. Bunu buraya yaziyorum cunku soylediklerini Amerikali oldugunu bilerek dinlemek baska. Sozun ozu benim icin ayni seyleri yuz kere duyuyor olsam da konusma tam bir hayal kirikligi idi.  

Konusmaya soyle basladi: 
Hepimiz iyi bir calisan olmak istiyoruz. Iyi bir evlat, iyi bir es, iyi bir arkadas, iyi bir anne. Hepimizin hayattaki amaclarinda bunlar da var. Ama sunu kabul etmeliyiz ki hepsini ayni anda olamayiz. IYi anne ve iyi evlat, iyi es ve iyi arkadas olacagimiz zamanlar ayni ana denk gelmeyebilir.

Keisnlikle katiliyorum. Dolayisiyla konusma baslangiciyla benim dikkatimi ckmeyi basardi. herseyi ayni anda olmayacalismak hicbirini olamamak anlamina geliyor bazen. Ya da hepsinden biarz olabilecek olsan da kendini cok ama cok yipratmak anlamina geliyor. Biliyorum. cunku bunu yasiyorum.

Arada pek cok baska sey de anlatildi ama benim deginmek istedigim yer surasi. Devam etti konusma:
Bazen cocuklarinizin ozel anlarini kacirabilirsiniz. Ben bunu cok yasadim. her seferinde o buyuk suclulukla basa cikmaya calistim. Simdi 3 cocugum da buyudu. Ve bana gecen gun ortanca oglum "Evet her zaman bizimle degildin ama olman gereken anlarda bizimleydin" dedi. ve biliyor musun anne evet arada yalniz kaldik ama simdi yalniz yasamayi cok iyi biliyoruz. Sen bize buyuk bir hediye verdin... dedi. DOgru olani yaptim.


Konusma bu kisimdan sonra da devam etti. Verdigi mesaj benim buraya alintiladigim kisimda tam yansimyor. hani bak zorlanmis ama basarmis gibi bir his gecmis olabilir size. Ama verdigi mesaj tam larak suyu: "is hayatinda basarili olmak icin cocuklarinizin guzel anlarini da kacirmaniz gerekebilir. Bunu yapmalisiniz. basariya giden yol budur." Ve sonrasinda konusmaci gitti. Soru cevap konusmaci salondayken ne yazik ki yoktu.

Evet, biliyoruz calisma hayati hic kolay degil. Ama ben kadinlar tarafindan organize edilen bir toplantida, yine bir kadinin, basariyi bu sekilde tanimlamasini,  basarili olmak icin bunu kabul etmeniz gerekir demesini anlayamiyorum. Belki Deniz henuz sadece 2 yasinda oldugu icin boyle dusunuyor olabiliim ama icim bunu almiyor kabullenemiyor. Ha elbette Denizle ilgili pek cok seyi kaciracagim, kaciriyorum da ama niye bunu kabul etmem gerekiyor? Niye kadinlar bir araya gelmisken bunu nasil degistirebilirizi konusmuyoruz da bunu nasil kabul edecegimizi konusuyoruz? iste bunu anlamakta zorlaniyorum.

Yeterince realist bir insanim bence. Hem Denizle her aninda birlikte olup hem de calismaya devam edebilecegimi dusunmuyorum. Pembe bir balonun icinde yasamiyorum yani. Evet, onunla olamiyorum ve daha da olamayacagim bazi zamanlar. Kendimce, sartlarimin el verdigi en iyi dengeyi tutturup devam etmeye calisiyorum. Ama biz kadinlar bir araya geliyorsak, hadi bunu birbirimize kabul ettirelim mi demeliyiz? Basari sadece buoyle mumkun mu demeliyiz? (basariyi da kim tanimliyorsa!) Yoksa bunu nasil degistirebiliriz mi demeliyiz? Iste agirima gidem bu oldu.

Tabi ki cenem durmadi. Ilk konusma firsatinda dusuncelerimi soyledim. Buraya da yazayim.

Anne olduktan sonra insanlar surekli size destek olmaktan bahsediyor. Surekli evet calismak ve annelik bir arada cok zor diyor. Ama ayni zamanda bebeginiz hic yokmus gibi calismaya devam etmeniz bekleniyor. Ayni performansla, ayni zamanlarda, ayni sekilde seyahat ederek, ayni sekilde bazen evinize gitmeyerek.

Ama ben ayni degilim ki... 
Ben ayni degilken calisma bicimim nasil ayni olacak acaba?

Hep suna inanrim calisma hayatinda; insanlar paketler halinde gelirler. Benim icin calisan hic kimseyi sadece calisan olarak gormedim ben. Hep is disindaki hayatlarini bilmek istedim. Kendim de (dogru bulan var yanlis bulan var) is disindaki hayatimi hic kimseden saklamadim. Cunku (belki de duygusal bir insan oldugum icin) is disinda ne yaptigim benim isteki performansimi etkiliyor. Olumlu ya da olumsuz. Dolayisiyla baskalarini da hep kendim gibi dusundum. Benim icin calisan birinin, ailevi bir problemi varken ya da cocugu hastayken sinirsiz saatler calismasini beklemem, Denizden once de hic beklemedim.

Ama istenen bu. Is disinda ne olursa olsun bir robot gibi calismaya devam etmeniz bekleniyor. Dusunun benimki gibi, bence insani degerlere oldukca onem veren bir sirkette bile bir kadin gelip, kadinlarin oragnize ettigi bir toplantida "Basarli olmak icin cocugunuzla ilgili bazi anlari kacirabileceginizi kabul etmeniz lazim" diyebiliyor. Peki ya insan olarak bu bizi nereye tasiyor?

Orada da onu soyledim. Bir kere bir insanin cocugu olunca, direk zamani azalacak, dikkati bolunecek gibi bir algi basliyor. Ve insanlar soylesin ya da soylemesin bunu bir eksi gibi goruyor. Ben bunu yasamadim ama yasayan cok insan var biliyorum, sirf sinirlarini test etmek icin cocugu olan insanlara calisma konusunda daha da yuklenildigi bile oluyor. Kabul etmezse o yuku suclanacagi sey belli cunku: Cocugu var dikkati bolundu! Zaten siz cocugu olan birisyle calismaya bu algi ile basliyorsaniz bunun cozumu yok.

Tam olarak sunu dedim orada. Ben kizimi, kizimin olmasini is hayatim icin asla bir eksi olarak gormuyorum. Bana kimse bunu kabul ettiremez. Denizden sonra ben, cok daha iyi bir yoneticiyim. Cok daha kisa zamanda cok daha fazla is bitiriyorum. Zaman yonetimi konusunda eskisine gore cok daha iyiyim. Planlama, insanlara is verme konusunda cok daha iyiyim. Evet bunlara karsilik, artik dunyanin cesitli ulkelerine eskisi kadar cok seyahat edemiyorum. Elimden geldigince az seyahat etmeye calisiyorum. Ya da gunduz ofiste cok uzun zaman geciremiyorum. Ya da bazi gunler cok uykusuz ve yorgun oluyorum. Ama bu bir paket. Ve paketin tamamina baktigimda ben kendimi cok daha iyi hissediyorum. Cunku Denizle gecirdigim zaman beni mutlu ediyor, besliyor. 

Simdi siz bana diyorsunuz ki, o zaman azalsin. Sen cocugun olmadigi zamanlardaki gibi seyahat de et, gec saatlere kadar da calis, her zaman ofiste de ol. E o zaman benim paketim bozulmus olacak ve siz bunu gormuyorsunuz. Benim o zaman bu paket icinde eskisine gore daha iyi olan yanlarimi, iyi tutamayacagimi goremiyosunuz. Bunun mantikli bir bakis acisi oldugunu dusunmuyorum dedim. Ve sirketler bana / bize bunu dayatabilir ama kadinlar olarak bir araya gelip haydi kendi duygularimizi torpuleyelimi konusmayi bize yakistiramiyorum dedim.

Salonda bir alkis koptu!
Cunku biliyorum benim gibi hisseden bir suru kadin var.
Kizimin olmasini isim icin bir eksi olarak dusunmeme sebep olmalarina izin vermeyecegim.
Onlar bana kizimdan sonra yapamadiklarimi hatilattiklari surece ben de onlara kizimdan sonra daha iyi yaptiklarimi hatirlatacagim.
Siz de oyle yapin!
Cuku biz baslarina kakmadigimiz surece bu sistem hep iyileri olmasi gereken sayip, digerlerini de bizden isteyecek.
Halbuki bu bir denge. Ve size bir sey soyleyeyim mi bu dengeyi sadece biz koruyabiliriz. Onlarin umurunda bile degil cunku bu denge.

Ben Denizle gecirdigim vakitten besleniyorum. Bunun farkindayim ve kusura bakma sevgili sirketim o zamani benden almana hazir degilim.

Ha elbette daha fazla seyahat edecegim zamanlar gelecek, Deniz buyuyecek bagimsizlasacak benim de ise ayirdigim vakit artacak. Ben calismayi cok seven bir insanim dolayisiyla bunu mecbur oldugum icin degil istedigim icin yapacagim. Ve biliyorum, belki Deniz buyumeden yapmak zorunda da kalacagim. Pek cogumuz gibi. Cunku evet duzen bu. Ama kadinlarin (hele hele kadinlarin) basarmak icin bunu kabullenin demesini asla kabul etmeyecegim. Sessiz kalmak kabullenmek ve onlarin bunu normallestirmesine katkida bulunmak. Sessiz de kalmayacagim. 

Sevgili kadinlar siz de kabullenmeyin. Onlar istemeye devam ettikce siz daha fazlasini isterlerse, kaybedeceklerini (dengeyi korurken daha iyi yaptiklarinizi) hatirlatin onlara.
Tercihse buyrun sevgili sirketler siz tercih edin o zaman. Iyilesen yonlerim torpulensin, mutsuzlugum ise mi yansisin, yoksa calisan kadinlar olarak korumak icin buyuk bir mucadele verdigimiz denge yerinde mi kalsin?

Bak o gun sinirlendigim kadar yazarken de sinirlendim.
Yahu kadinlar bir araya gelip bunu konusur mu ya?
Ayip vallahi ayip!

PS: O gunku konusmamdan sonra o toplantinin sponsoru olan sevgili ust duzeyleimizden biri benimle konusmak istedigini soylemis. 2 hafta sonra konusuyoruz. Kovulursam bundan haberiniz olsun :)

9 Ekim 2018 Salı

Dunya Akil sagligi gunu

Yarin dunya akil sagligini koruma gunu. Ya da oyle bir sey. Adini tam bilmiyorum da bizim sirkette etrafta surekli posterler goruyorum. DIyor ki KONUS. ICINE ATMA. PAYLAS. RAHATLA. ICINDE BUYUMESINE IZIN VERME. 

Bir suredir aklimda olan bir sey var. PSikolojik destek almak istiyorum. Hayatimda hic olmadigim kadar kafam net su aralar. Ne yaptigim, ne yapmak istedigim konusunda hic olmadigim kadar rahat hissediyorum kendimi. Demistim ya Denizin gelisi ile onceliklerimin belirlenmesi beni cok ama cok rahatlatti. Evet is hayatim var ama onceligim Deniz. Denizin vaktinden caldigi anda -elimden geldigince- is hayatimi duzenlemeye calisiyorum. Buna imkan veren bir isim ve sirketim oldugu icin de sukrediyorum.

AIlem konusunda da cok rahatladim. Evet uzaktayiz ve evet onlari daha cok gormek istiyorum. Ama onceligim Deniz. Denizin duzeini sarsmadan elimden geldigince Izmir'e gitmeye, elimizden gelmeyen zamanlarda onlari buraya cagirmaya, skype, whatsapp bir sekilde baglantida kalmaya calisiyorum. Ama surekli bilet bakma halim, Izmir'e gitmeyip baska yere gittigimizde icimin icimi yemesi hali azaldi. Bitmedi. Bitmez cunku ben Gulcinim. yapim bu.

Arkadaslarimi da ailem gibi cok ozluyorum. Ama yine Deniz oncelikleri belirliyor. Mesela Istanbul'a her gidisimiz de uykusuzluktan hasta olurdum. Cunk herkesi gormeye calisirdim. Gece gunduz, Istanbul kazan ben kepce arkadaslarimi gormek icin dolanirdim. Sabah Emirgan, ogleden sonra Kadikoy, aksam Taksim. Vallahi canim cikardi. Artik bir attachment ile dolastigimdan kendimi yollarda heder etmiyorum. Ve biliyor musunuz kimsenin benden boyle bir beklentis de yokmus zaten. Ben surdayim, gelin dedigimde arkadaslarim zaten kalkip geliyormus. Ya da belki de ben zamaninda hep onlara gittigim icin hic usenmedigim icin simdi onlar bana geliyorlar bilmiyorum. Ama bu konuda da cok rahatladim. Sagolsunlar Deiz ve benim icin ne en uygun olacaksa, onlar hemen ona uyuyorlar.

E peki Gulcin sen neden psikolojik destek almak istiyorsun diyor olabilirsiniz. Madem her sey bu kadar yolunda. Cunku her seyi bu kadar yolunda tutmak icin yine de cok cabalamam gerekiyor. Hep bir bicak sirtinda gibiyim. Ve ayagim kayip tokezlersem toparlayamamaktan korkmak hep var aklimda. Tamam etraimdaki herkes bana yardimci olmaya calisiyor ama sonucta fiziksel olarak yanimda olamiyorlar. Ve bunun uskikligini cok duyorum.

Benimki bu hali koruyabilmek adina almak istedigim bir destek. Hani ne bileyim disciye disiniz curumeden once giderseniz daha iyidir ya. Bir kontrol iyi olur. Kucuk curukler buyumeden kapatilirsa hani buyumeleri engellenir. Hah iste oyle bir hal benimki. Gideyim istiyorum. Kucuk curukler varsa aklimda, ruhumda, bilincimin altinda ya da ustune hemen mudahale edeyim. Buyumeisnler. Cunku buyurlerse onlari kapatmam daha zor olur.

Ben zaten bu psikolojik detsek isinin cok abartildiguni dusunuyorum. Yani her psikolaga giden ciddi sorunlarla savasiyor olmak zorunda degil ki. Keske daha onceden de bunun bilincinde olsaydim!

Ilk kez Hollanda'dan buraya tasinirken gitmistim psikologa. Sirketin psikolgu idi. Bana cok ama cok iyi gelmisti. Sonra da duzenli gidemedim aslinda ama hep aklimda. Turkiyede olsam heralde ayda bir giderdim. E simdi niye gitmiyorsun derseniz aslinda cok da gecerli bir cevaim yok ama sanirim kendi dilimde dertlesmeyi tercih ederdim.

Neyse bunu bahane etmeyecegim ve psikolojik destek icin yarin aim atacagim. Madem dunya akil sagligi gunu ben de akil ve ruh sagligima destek olayim.

Aslinda bu konuda da onceligi biraz Deniz belirliyor biliyor musunuz yazarken farkettim. Iyi bir anne olmak istiyorum hem de cok. Bunun icin cabaliyorum da. Ama cabalamaya devam edebilmek icin de sanirim kendimi desteklemem lazim. Sonucta yaban ellerde desteksiz cocuk bakmak kolay degil. Mutlaka ki bir yerlerden bir seyleri yiyor.

Ama bunu Deniz icin yapiyor degilim. Kendim icin yapiyorum. Cunku biz iyiysek Deniz iyi elbette. Ve bizim iyi olmamiz onemli. 

Bu da boyle bir beyin firtinasi yazisi oldu sanki. Ne diye basladim ne diye bitirdim ben de anlamadim ama demek istedigim suydu. Psikologlar illa ciddi durumlarda basvurulacak yerler degil. Psikologa gitmek de utanilacak, saklanacak bri sey degil. Ben eskiden oyle saniyordum biliyor musunuz? Ah keske oyle sanmasaydim da Turkiyeden ilk ayrilmadan once, yurtdisina gitmek icin sirket degistirmeden once, Hollandada gecici duzene gecmek icin is degistirmeden once de psikolaga gitseydim. Cok daha az yipranir, cok daha mutlu olurdum.

Neyse zararin ersinden donsek kar. Durun ben bir spikolog arayayim :)

8 Ekim 2018 Pazartesi

Dinazorlar, gergedanlar, filler...

Denizle cok muzik dinliyoruz bu ara. Spotify'da bir liste yaptik donup dolasip dinliyoruz onlari. Dinledigimiz guruplardan biri de Sudabap. Bence Denizin yasi biraz kucuk bu sarkilar icin. O yuzden arka arkaya dinlemiyoruz parcalari. Ama ben cok sevdim kendilerini. Listenin aalarina serpistirdim sarkilari. Arada cikinca seviniyorum :) Deniz de sevdi ama baya sozleri uzun oldugundan takip etmesi biarz zor. 

Dinledigimiz sarkilarindan biri Dino'nun sarkisi. 



Deniz bu sarkiyi anlattiriyor bize. Sarki arkada soylerken biz ona yavas yavas sozleri anlatiyoruz. "Bir gun uzayin icinden koca bir tas dusmus dunyaya. Dunya sogumus buz olmus. Dinolar boylece yok olmus..." Biz bunu ddedik mi heyecanlaniyor. Dinolar bozulmus diye kendisi de anlatmaya basliyor. Yani bu aralar bizim evde Dinazorlar cok konusuluyor :)

Bu dinazor sevdasi yazin Istanbuldan Izmire araba ile giderken basladi. Arabali vapurdaydik oyalansin diye bir dergi alaim dedik. kendisi dinazorlu olan dergiyi secti ve yol boyunca bize dergideki dinazorlari anlattirdi. iste yesil varmis, mor varmis, ucuyormus, yuzuyormus. Sonra unuttu gitti ama o dinazorlari. Ta ki bu sarkiyla karsilasincaya kadar.

Dun sabah dedik ki Denize, muzeye dinazorlari gormeye gidelim mi? Merdivenlere bir kosusu vardi ki gormelisiz. Hemen giyinip gidecekmis :) Neyse ciktik ucumuz "Dogal tarih Muzesi - Natural History Museum"a gittik. Londrada benim en sevdigim bina bu. rengi, yapisi, durusu bayiliyorum! Eskiden merkez Londrada oturuyorken yakini buraya evimiz. yakin dediysem otobusle 15 dakika falan. Arada giderdim sirf su binaya bakmaya :)


Disi kadar ici de guzel ama binanin. Bayiliyorum bu muzeye. Deniz'in de ilk gidisi degildi bu muzeye ama artik cok daha fazla anliyor muzeden falan. 

Ha dinazorlari gormeye gittik de ne oldu. odu koptu! Ama gercekten cocugun odu kotu dinazorlardan. E tabi oyle kitapta durdugu gibi sirin durmuyor gercekleri :) babasinin kucagina tirmandi boynuna sarildi. Bir yandan da benim elimi tutuyor. degil yurumek ccuk kafasini kaldirmiyor. Biz de 2 yasinda cocugun korkularinin ustune gidecek degiliz. Rotayi hemen baliklara cevirdik. Deniz'e baliklarin iyi gelmedigi hic gorulmedi daha. Baliklara gittik ve atladi kucaktan asagiya. Vitrinlerin, odalarin arasinda kosmaya basladi. 

"Annesi gordun mu mercan!"
"Annesi gordun mu noktali balik!"
"babasi gelsene bak ne gostericem!"
"Wuhuuu kocaman balik var burada!"
"Noktalari da var wouw!"

Boyle boyle baliklari defalarca dolasti iste. Sonra yolumuz fillerin oraya dustu ve denizin yuzundeki saskinlik gunumuzu aydinlatti. Bebek filler, koalalar, annesinin kesesindeki kanguru, kitabinda surekli gordugu karinca yiyenler dun gercek oldu. Cok sevdigi zebralari, zurafayi gorunce yuzu guldu. Ayilari ve aslanlari gordugundeyse baya cekindi. ben de cekiniyorum onlardan. Masallah baya irilerdi :)

Gergedan vardi bir de muzede. Deniz bu ara "Gergedanlar krep yemez" kitabini cok seviyor. Be de Gergadan'i gorunce heyecanla "Deniz bak iste bu gergedan!" dedim. nasil sevindi, nasil sevindi. Sonra bir durdu bakti ve dedi ki...

"Ama bu mor degil"
"Evet degil Denizcim bu gri"
durdu durdu...
"O zaman bu krep yemez"
:)
Bayiliyorum Denizle gezmeye :)

Muzenin adindan arkadaslarimizla bulustuk, biraz merkez Londra'da yuruduk, aksam evimize donduk. E tabi muzeyi konusuyoruz. Deniz dinazorlardan korktugunu soyledi. Haklisin dedik cok buyuktuler korkabilirsin. Sonra Ozan dedi ki "Ama onlar oyuncak biliyor musun Deniz, kocaman oyuncaklar. Onlardan korkmana gerek yok"

Denizin gozleri kocaman acildi!
"Oyuncak mi?"
"Evet, dizanorlar yok olmus ya bunlar oyuncak sadece"
"Ama ses cikariyor"
"Bak senin bu oyuncagin, bu oyuncagin da ses cikariyor."
"Cikariyor evet!"
"Onlar kocaman plastik oyuncaklar sadece, korkmana gerek yok"
Heyecanla bana dondu... 
"Annesi gercekten mi?
Ben de dahil oldum konuya boylece.
"Evet deniz, oyuncak onlar. Senin oyuncaklarin gibi ama kocamanlar"
"Annesi gercekten mi?"
"Gercekten annecim, gercekten onlar oyuncak"

Evde bir sure dolandi. Oyun oynadi, kitaplarina bakti. Arada biz gelip dinazorlar oyuncak dedi, arada oyuncak degil mi diye sordu. ve aksam yatma saati geldiginde bana dinazorlari anlat anne dedi.

Anlattim....
Eski zamanlarda dunyada dinazorlar yasarmis. Bunlarin bazilari ucarmis, bazilari yuzermis, bazilari da agaclarin arasinda gezermis. bir gun dunyaya kocaman bir tas dusmus. Cok toz kalkmis, gokyuzu hep tozla kaplanmis. Dunyaya gunes gelmemis, dunya sogumus, buz olmus. Iste boylece dinazorlar bozulmus. Uyumus dinazorlar. Uyumuslar, uyumusalar, uyumuslar. Sonra uyanmislar ama artik o buyuk dinazorlar yokmus. Bazilari kus olmus, bazilari balik olmus, bazilari bukelamun olmus. O gunden beri dunyada hic dinazor klamamis. Muzelerde, kitapcilarda gorduklerimiz hep oyuncaklarmis. Kocaman, plastik, ses cikaran oyuncaklar. Dinzaorlar artik yokmus....

Bilmem kacinci anlatisimdan sonra Deniz uyudu...

Bu sabah uyandi ve anlatmaya basladi... ben dinazor gordum cok guzeldi, kocaman! gergedan da gordum ama gri! Kanguru annesinin cebinde, karinca yiyenler komik, mercanlar kimizi...

O anlatti, hayat biraz daha guzellesti. Bu haftasonu da bu sabah da cok guzeldi...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails