5 Şubat 2016 Cuma

Rotterdam romantizmi bu kadar olur :)

Pazar gecesi Floransa'dan eve varabildigimizde saat 10 falandi.
Cunku bizim ucak iptal oldu.
Bizi Munich aktarmali baska bir ucaga verdiler.
Onu bekle, Munich'e git derken biz gecenin bir vakti gelebildik eve.
Nasil yorulmusum anlatamam.

Sonra Pazartesi sabahi tabi 8de ofisteydim.
Ofis ucak gec geldi dinlemiyor.
Hele oncesinde bir hafta tatildeysen.
E onlar da hakli. 

Pazartesi, sali, Carsamba deli gibi calistim.
Tum bunlarin ustune bir de Carsamba aksam Hollanda'ya gittim.
Persembe sabahi sadece 3 saat surecek bir toplantiya katilmak icin ustelik!
Video konferans denen  bir sey var, biliyorum.
Ama bazi insanlar hakikaten ayni odanin icinde olmayinca hic de yardimsever olmayabiliyor.
Bildiginiz nabza gore serbet veriyoruz.
Yani sonucta istedigimiz bilgileri en kisa zamanda alabilmemiz icin bu yolculuk lazimdi.
Iyi, gittik.

Carsamba aksami 9 falandi otele vardigimda.
Dayanamdim yine biraz yurudum Rotterdamin sokaklarinda.
Film festivali zamani.
Bu zamanlarda bir baska canli olur Rotterdam.
Sokaklarda yonetmenler, oyuncular, festival seyircileri.
En sevdigim zamanlardandir Rotterdamda.
Tabi Londranin kalabaligindan sonra o canli hali bile bombos geldi bana sehrin.
Insanin algisi nasil da degisiyor.
Eskiden bu zamanlari Rotterdamin asiri kalabalik gelirdi bana.

Neyse ben romantik romantik yuruyorum sokaklarda.
Ay bu yollarda ben ne yurudum dusunceleri, ne guzel ulke su hollanda ic cekmeleri, ah canim evimiz diye goz dolmalari...
Iste tam ben oyle gozler bugulu, kalp pit pit atmali, yuzde bir gulumseme sokaklarda husu icinde yuruken, sen bir yagmur baslasin!
Ama tam rotterdam yagmuru.
Bir yandan deli gibi yagiyor, bir yandan ruzgar esiyor.
Hani bildiginiz yagmur size dayak atiyor.
Oyledir yagmuru sagolsun!

Hah dedim.
Al sana romantizm Gulcincim.
Tepe tepe kullan :)

Ulan Rotterdam, dedim bir birakmiyorsun ki iki dakika huzunleneyim, seni ozleyeyim, ah canim diyeyim :)
Ama iste budur Hollanda romantizmi.
Yuzune tokat gibi vurur :)

Tamam ya dedim dondum otele.
Sonucta yillarca yeterince islandim Rotterdam yagmurunda.
Nostaljik gezime bunu katmasam da olur.

Rotterdam ya Rotterdam :))

1 Şubat 2016 Pazartesi

Ofisinde mutlu Gulcin

Donduk biz.
Yine Londradayiz.
Bugun ofiste ilk gunumdu,
Ve yeniden anladim ki ben ofis insaniyim.
Resmen ozlemisim.

Deli misin? diyorsunuzdur muhtemelen.
Evet, galiba.
Ama bu ara dusunmek istemedigim seyler var. Bir ara anlatirim. Ama iste diyorum ya dusunmek isteedigim seyler o yuzden su anda yazmak da istemiyorum. 
Sanirim, tam da bu sebepten ofise gelmek beni resmen kendime getirdi.
Modum degisti.
Kafam dagildi.

Evet, calismak zor.
Ben de bazen sikayet ediyorum.
Ama yine de guzel sey calismak.
Bir ise yaramak guzel sey.
Kafani calistirmak, yine o kosturmacaya dalmak guzel sey.
Insanin kafasini mesgul ediyor, huznunu dagitiyor.
Guzel sey calismak.

Ha bu yazi ileride ay yeter bu is hayati deme hakkimi almiyor elimden.
Gecenlerde bir arkadasimla konusuyorduk da dedik.
Mesela cikolata yemegi de seviyoruz.
Ama her gun, gunde 10 saat cikolata yiyeceksin deseler ondan da bikarim yani.
Calismak da oyle iste.
Bikiyor insan.
Hakli olarak.
Ama bu calismayi sevmiyoruz demek degil.
Sadece bize calismayi dayatan duzeni sevmiyoruz.

benim bu farki anlamam biraz zaman aldi.
Ama bu farki anlayinca da rahatladim ben.
Kapitalist duzen, belki anlik huzurumu elimden alabilirsin ama sevdigim seyleri benden alamazsin! dedim.
O zamandan beri calismayi sevmiyorum demiyorum.
Kapitalist duzeni sevmiyorum diyorum.

O yuzden bu oh be ofise dondum halim, kapitalist duzeni sevdigim anlamina ya da bundan sonra ofisten hic sikayet etmeyecegim anlamina gelmiyor.
Sanirim her seyin azi karar, cogu zarar.
Ya da oyle bir sey.

3 ayda bir birer, ikiser hafta izin alabilsek daha mutlu calisiriz kesin.
Bunu onlar bilmiyor mu?
Biliyor ama islerine gelmez.

O yuzden ben de sevinirken sevinirim.
Onlar da buna karismasin efendim.
Bugun boyle.
Ofisinde mutlu Gulcin :)

18 Ocak 2016 Pazartesi

Mavi Pazartesi

Sabahlari ise gelirken trende gazete okuyorum.
Londraya tasindiktan sonra hayatimda yasadigim en guzel degisimlerden bir bu.
Gazeteleri, dergileri okuyabilmek.
Yasadigimiz anda, yasadigimiz ulkedeki olaylardan haberdar olmak.

Gazete okuyorum dediysem.
Trende bedava dagitilan gazetelerden okuyorum.
Hani buranin Takvim'i, Posta'si kivaminda gazeteler.
Yani oyle politik olaylara vakif falan olmuyorum.
Ama 3. sayfa haberleridir, magazindir bunlari benden sorun!
Aslinda dusundum de magazin de cok okumuyorum.
Aman neyse ne iste, onume ne cikarsa okuyorum :)

Bu sabah da gazetede soyle bir haber vardi: Are you ready for Blue Monday? - Mavi Pazartesiye hazir misiniz?
Vallahi ben kendi adima hicbir Pazartesiye hazir olmuyorum.
Haftasonlari hep yetmiyor bana.
Hep keske bir guncuk daha haftasonu olsa diye soylenirken buluyorum kendimi.
Her Pazartesi yataktan zor kalkiyorum, her pazartesi ise gitmek istemiyorummmm diye soyleniyorum.
Dolayisiyla cevabim hazirdi: Hayir.
Ama yine de bir okuyayim haberi dedim ki.

Efendim durum soylemis:
Istatistiksel olarak bugun yani Ocak ayinin ucuncu Pazartesisi calisanlar icin en zor gun olarak kabul edilyormus.
Yil boyunca morallerin en dusuk oldugu, enerjinin en dibe vurdugu gun bugunmus. 
Sebepsiz degilmis.
Bilakis Christmas coskusunun bittigini insanlar en cok bu hafta kabul ediyormus. Idraklari gec biraz heralde 3 hafta oldu yahu :)
Ve Christmas doneminde yaptiklari alisverisleri nasil odeyeceklerine dair sikintilar bugunlerde en cok akillarina gecliyormus.
Ve en onemlisi yeni yil icin yapilan planlarin cogunu insanlar bu haftadan itibaren geride birakmaya basliyormus.
Aha!
Ben de sabah bu hafta spora gitmesem mi diye dusunuyordum vallahi billahi!

Uzmanlar bugun kendinize yuklenmeyin diyorlarmis.
Herseyi biraz akisina birakin.
Aklinizdaki karmasayi sakinlestirmeye calisin.
Muzik dinleyin, derin nefesler alin.
Ama unutmayin bu pazartesi de gececek.

Ben bilime inanirim arkadas!
Blue Mondayse, blue monday.
Kendimi uzmanlarin goruslerine teslim ediyorum bugun.

Tam 8 tane toplantim var bugun.
Ama ben ofiste kimsenin beni goremeyecegi, ve dolayisiyla soru soramayacagi bir kose buldum kendime.
Once Yelizin blogunu okudum.
Sonra blogcu anne ve deryanin hikayesini. -evet gozlerim biraz dolmus olabilir. sanirim bunun blue monday ile alaksi yok-
Simdi de oturdum bloguma bu satirlari yaziyorum.

Madem bugun Mavi pazartesi ben de herseyi biraz agirdan alip gune boyle bir blog terapisi ile baslamisim cok mu?
Bence degil.

Diyecegim o ki.
Dunyadaki her sey ustunuze geliyormus gibi olursa bugun, bosverin gitsin.
Mavi pazartesiymis iste, gececk bitecek.
Sonra yine sakin gunler gelecek.
Boyle dusunun, rahatlatin kafanizi gitsin :)
Ben oyle yapmaya calisacagim, size de haber vereyim dedim :)

Gulcin ofisteki gizli kosesinden bildirdi :)
Sevgiler efendim :)


14 Ocak 2016 Perşembe

Hadsizlik!

Hadsizlik!
Onumuz, arkamiz, sagimiz, solumuz hadsiz doldu!
Dun artik bu durum ayyuka vardi!

Yillarca oku, calis, uret, akademisyen ol.
Yetmesin onlarca ogrenciye emek ver, yetistir.
Sonra elif gorse mertek sanacak bir adam ciksin seni tehdit etsin.

Noluyoruz ya!
Bu nasil bir terbiyesizlik, bu nasil bir hadsizlik artik inanamiyorum.

Okuyana, bilgiye, bilmeye saygi ve hurmet oyle azaldi ki ulkede mafya cikip ogretim gorevlilerini tehdit ediyor.
Mafya.
Tehdit.
Akademisyen.
Insan bu uc kelimeyi ayni cumlede kullanmayi bile aklina getirmez, getiremez normalde.

Ne saniyor kendini bunlar?
Bu nasil bir terbiyesizlik artik benim aklim almiyor.

Kitaplardan kacan, bilgiyi kucumseyen bir ulkede bunlarin yasanmasina sasmamak lazim tabi.
Okuyan tu kaka artik bizde.
Okumak vakit kaybi.

Kadinlar zaten okumasin hemen cocuk yapsin.
Kulucka makinasiyiz ya biz.
Erkeklerde okumasin, vakit kaybetmesin de hemen askere gitsin.
Cocuklarimiz sayi cunku, insan degil!

Bu degil mi?
Halimiz bu artik!

Biliyorsunuz ben insan ayirmam, kimse hakkinda kotu bir sey soylememeye calisirim.
Ama kusura bakmayin bir mafya cikip akademisyenleri tehdit ederse artik kendimi tutamam.
O yuzden bu yazinin dilinden dolayi sizden ozur dilerim ama gercekten artik dayanamiyorum.

Beni yetistiren akademisyenler.
Arkadaslarim akademisyenler.
Sevgilim bir akademisyen.
Ve bir akademisyenle evli bir kadin olarak, bu meslegin cefasini da zorluklarini da cok iyi biliyorum. 
Hepsiyle, verdikleri emekle, gosterdikleri cabayla gurur duyuyorum.
Ve o hadsizlerin cikip onlari boyle tehdit etmesine katlanamiyorum.

Bu kadari artik hadsizlik.
Hele bunu savunanlar, o tehditi hakli cikarmaya calisanlar size hic ama hic inanamiyorum.
Bir mafyanin ardindan gidecek halde misiniz?
Akliniz bu kadar mi devre disi?
Vicdaniniz bu kadar mi sagir?
Bu kadar mi insanliktan umidinizi kestiniz.

Hakikaten artik soyleyecek soz bulamiyorum.
Bu gunlere geldik.
ne yazik ki bu gunlere geldik :(

Her birimiz asla haketmedigimiz seyleri yasiyoruz artik.
Ayni ortamda olmaya tahammul edemeyecegimiz insanlarla muhatap ediliyoruz.
Yaziklar olsun bu duzene
Daha da diyecek bir sey bulamiyorum :(

13 Ocak 2016 Çarşamba

#damladakiokyanus

Zor gunler geciriyoruz.
Son yillarin zaten her gunu baska bir zor.
Dun iste oyle internette dolanirken bu yaziyla karsilastim. Bir arkadasim paylasmis. 
Gelin ben konusmayayim bugun, bu yazi konussun...

Nemrud, ona karşı gelen Hz İbrahim peygamberin ateşte yakılması emrini vermiş. Meydanda odunlardan büyük bir yığın yapıp odunları tutuşmuşlar. O kadar büyük bir alevmiş ki bulutlara kadar yükselmiş. Bütün hayvanlar ateşten korkmuş kaçmış. Nemrud, ne güçlü bir kral olduğunu herkes anlasın, görsün istemiş. Nemrud’un askerleri İbrahim peygamber’i mancınıkla ateşin tam orta yerine atacaklarmış.
Bu sırada göklere kadar varan ateşe doğru bir karınca ağzında küçücük bir damla su ile telaşla gidiyormuş. Başka bir karınca onun bu telaşını görüp sormuş:
– Acele ile nereye gidiyorsun?

Telaşla yetişmeye çalışan karınca, ağzındaki bir damla suyu ellerinin arasına alıp cevap vermiş:
– Haberin yok mu? Nemrud, İbrahim peygamberi ateşe atacakmış. Meydana ateşin olduğu yere su götürüyorum.

Diğer karınca kahkahalarla gülerek demiş ki:
– Senin yanan büyük ateşten haberin yok mu? Ateşe hiç bakmadın mı? Ne kadar büyük, senin bir damla suyun ateşe ne yapabilir ki?

Bir damla su taşıyan karınca devam etmis yoluna. Donup diger karincaya:
– Olsun demis. Hiç olmazsa hangi taraftan olduğum anlaşılır.
...

Oyle sevdim ki donup donup okuyorum. 
Olsun, hic olmazsa hangi taraftan oldugum anlasilir....

Duydunuz mu bilmiyorum. Biz birbirini genelde sadece bloglar uzerinden taniyan insanlar dunyanin dort bir yanindan goklere yukselen kotululuklerin atesine bir damla su dokmeye niyetlendik. Iyilikle. Akliniza gelebilecek herhangi bir iyilikle. Tanidiginiz, tanimadiginiz herhangi bir insanin hayatina dokunacak elinizden gelen herhangi bir iyilikle.

Maksat dunyada sadece kotuluk olmasin. Iyilikler de sarsin etrafimizi. En azindan bizim ellerimizin uzandigi yerlerde bir anlik da olsa gulumseyen insanlar olsun. Elimizden gelen ne varsa #damladakiokyanus olsun. Detaylar sevgili deli anne'nin bloogunda

Insan ne olur ki bizim yapacagimiz iyiliklerden diye dusunuyor bazen. Ama hikayeyi okuyunca daha da heyecanlandirdi bu fikir beni. Dedim ki kendi kendime evet belki sadece birer damla su var bizim de elimizde ama olsun. Hic olmazsa iyilikten taraf oldugumuz anlasilir. 

Az sey mi?
Bence degil. 
Oyleyse iyiliklerle dolu bir gun olsun...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails