10 Şubat 2014 Pazartesi

Hamarat... Evde Susi de yaptik :)

Ne zamandir Hamarat serisi yazmiyorum ben :) 
Vakti gelmisti :)
Bu hamaratlik sayilirsa biz evde susi yaptik efendim buyrun hikayesi :)

Ozan ve benim susi tutkumuz malum. Artik bilmeyen, duymayan kalmadi sanirim. Hala tam olarak ne zaman nasil basladi bu tutku bilmiyorum. Ben ki Turkiyedeyken susinin yanina bile ugramayan bir insandim. Hatta hic unutmam bir aksam Istanbul'da arkadaslar bulusacagiz. O zaman ben daha istanbuldayim. Oy cokluguyla susi restoranina gidilmesine karar verildi. Yahu yapmayin etmeyin, ne isimiz var suside falan desem de oy cokluguna karsi cok da sozum olamadi.

Neyse kalktik gittik restorana. Bizimkiler susi yiyor, ben de iste tavuk, salata falan oyle tirtikliyorum bir seyler. Susilere yan gozle bile bakmiyorum. Aman neme lazim susi benim, cig balik, yosun. Iy hayatta agzima bile surmem diye dusunuyorum. Bu sirada benim de susilerden tatmami cok isteyen Arzu oretmenim dedi ki..  Gulcin sen de turkiyede tabi ki yosun kullanmiyorlar susi yaparken, her ulkenin damak tadina uysun diye degisiklik yapilir. Burada da ispanak kullaniyorlar susi sarmak icin. Tadiver yosun falan degil o... Arzu oretmenim ne dese yaparim da isin ucunda susi yemek olunca. Ii-iihhh

Tam masaca herkes beni ikna etmek icin bu hikayeye tutunmusken ben kosede bekleyen garsonu gordum. Bakar misiniz, bunlari sararken sadece yosun mu kullaniyorsunuz, yoksa ispanak falan da ekliyor musunuz dememle garson yazik aciklamaya basladi. Yok efendim, bizim restoranimizda orjinal tarifin disina cikilmaz. Asla baska seyler karistirilmaz. Sayiyor da sayiyor. 

Kiyamam restorani ovuyor. Bizimkiler kas goz yapmaktan harap. Garson cocuk bir onlara bakiyor bir bana :) Ay ne gulmustum o aksam. Tabi susi de yememistim :) 


Bizim tanisikligimiz, kaynasmamiz Hollandada oldu. Hollanda da sinirsiz susi diye bir kavram var. Gidiyorsun sabit bir ucret karsiliginda yiyebildigin kadar susi ye. Ama oyle fazladan ismarlayip ziyan etmek yok. Ismarlayip da yemediklerin icin ekstra ucret oduyorsun. Bizim gibi suside sinir tanimayanlar icin bulunmaz nimet. Hep oyle yedik biz susileri Hollanda'da.

Buraya bir geldik ki ne gorelim. Sinirsiz susi diye bir sey yok. Ingilterede sinirsiz lafi girince isin icine, soz konusu her ne ise kalitesizdir diye dusunuyluyor. Yahu niye oyle olsun desen de kimse seni anlamiyor. Geleli 4 ay olmus, adamlarin anlayisini degistirecek degilim. Degilim de oyle sinirli olunca susi bildigin pahali oluyor. Hani insan gibi yesen belki olmaz da benim gibi yiyince baya pahali.


Iste hersey boyle basladi...
Iste bizi buna hayat sartlari mecbur etti :)
Baktik agzimiza gore ekonomik susi bulamiyoruz.
dedik biz kendi susimizi niye kendimiz yapmayalim?
Degil mi ama?
Atla deve olacak degil ya.
Sen bize bir cesaret gelsin.
Yapar miyiz? Yapariz!
Olur mu? Olur!

Cuma aksami beni o hasta yatagimda ancak susi kaldirirdi zaten. Vallahi hastalik mastalik dinlemedim, kalktim Ozanla susi yaptim. Kolaymis yahu! Allah sizi inandirsin sarma sarmak daha zor. Ya da ne bileyim kofte bile daha zahmetli sanki. Yok, biraz abartmis olabilirim :)

Yani cok kolay degil, zahmetli bir is, ama yapilmaz da degil.  Gayet pratik. Biz evde hic malzeme olmadigi icin malzemeleri hazir satan kutlulardan aldik bu sefer. Artik sarmak icin bambu falan oldugundan o kutulara da gerek yok :) Kutudan pirinc, soya sosu, sarmak icin bambu cikiyor. Diger malzemeler ayri aliniyor.

Pirinci hasliyorsun. Ustune pirinc sirkesi-tuz-seker karisimini dokup guzelce karistiriyorsun. Bir yandan somon, avakado, yengec, salatalik icine ne koyacaksan dograyip hazirliyorsun. Sonra su disini sardigin tabaka nori de hazir satiliyor. Onlarin ustune pirinci yayip, malzemeleri yerlestirip, bambu yardimiyla sariyorsun. 
En iyisi ben susayim da amcam anlatsin. Nasil guzel anlatiyor bayildim :)


Bence isin puf noktasi kesinlikle susi keserken kullanilacak bicagin cok keskin olmasi ve surekli islatilmasi. Yoksa hakikaten keserken susiler ziyan olabiliyor.
O ziyan olanlari da ben sofraya gelmeden yedim :)

Velhasil kelam, biz evimizde ilk susimizi de yaptik efendim.
Biraz fazla yapmisiz!
Elimizin ayari tutmamis.
Bir dahakine daha az yapacagiz.
Ama yine de yapacagiz.
Londra'da sinirsiz susi yoksa Gulcin ve Ozanin evinde var :)
Bekleriz efendim :))


7 Şubat 2014 Cuma

Gorunmez Kaza



E ben bu yaziyi eklememisim buraya.
Taslaklarda gorunce sasirdim atlamisim.
Siz bilmiyorsunuz bizim baismiza nasil bir kaza geldi evde.
Yazi biraz uzun olmus, muhtemeldir ki ondan eklememisim, ama iste kaza kismi sonda :)

Cuma aksami bir "kis yemegine" katildik Ozanla. Ingilterede sanirim aktiviteleri boyle degisik isimlerle cagirmayi cok seviyorlar. Bildiginiz yemekti iste :) Yalniz hazirlanmasi nasil zordu anlatamam. Bir kere davetiye direk bu yemegin kiyafet kodu black tie diye geldi. Tahmin edeceginiz uzere bizim black tie neymis anlamamiz bir kac gun aldi. Anladik da anlamaz olaydik. Bir zormus ki sormayin.

Bir kere erkekler ful takim elbise giyecek ve hatta papyon takacakmis. Ustelik o takim elbisenin yakasi saten kol dugmeleri saten kapmalama olacakmis. Bunca sey yetmiyormus gibi bir de ayakkabilar rugan olacakmis. Bildigin James Bond kiyafeti. Bu vesileyle ogrenmis olduk bu James Bond'un habire giydigi takimlarin adi tuxedoymus. Ve sanirim Ingilterede bu takimlar cok giyiliyormus. Komik bunlar vallaha :) Onlara guldugum kadar Ozan'a da guldum Bu Ozan ki zamaninda ceket bile giymezdi ben giy desem ne gereksiz derdi. Al canim simdi tuxedo giy :))


Onun kiyafet mucadelesiyle pek egleniyordum da benim durumda da Ondan asagi kalir degildi. Bu black tie gecelerde kadinlar da efendim mutlaka uzun elbise giyeceklermis. Kisa giyilse de olurmus ama uzun elbise giyilmemesi, ozellikle bizim gidecegimiz yerde, daha makbulmus. Oldu. Yahu ben Sibel Can miyim dolabimda cesit cesit uzun elbiselerim olsun. Dugunlere giydiklerimiz var bir iki tane onlar da Izmirde. Neyse basa gelen cekilir, kalktik gittik bana da uzun elbise aldik. Ah iste resmini de buldum bu :) Yalniz sansliyim indirim vardi hem de %50 :) Yoksa ben o kiyafete etiket parasini hayatta vermezdim verseydim de vallahi icime otururdu. Sagolsun indirim :) 



Cuma aksami giyindik, suslendik, gittik. Laf aramizda bu suslenme isi guzel oluyor bana. Ozlemisim. Bildiginiz egleniyorum hazirlanirken. Su makyaj setini 5 sene once falan almistim mesela. Bitmedi. Neden? Makyaj yapmiyordum da ondan. Durun ben onu burada bir bitireyim :) Biz tabi bir James Bond manken kiz gibi olamadik da kendimizce eglendik. Bunu da buraya katildigimiz ilk black tie yemegi hatirlayayim diye yazdim. Gor blogum ne komik hallere geldik :)




Yemek guzeldi ama eve geldigimizde saat 3e geliyordu. Yorulmusum :) Sonrasinda haftasonu neredeyse hic disari cikmadik Ozanla. Biraz alisveris ve bir yemek disinda evimizdeydik. Oh be dinlendim iyi geldi. 

Dinlenmem lazimdi cunku bu hafta yine beni is icin yollar bekliyordu. Inan olsun su Londraya geldigimizden beri ben en cok havalanini gordum. Londrayi henuz cok iyi bilmiyorum ama havalanini terminal terminal ogrendim. Yapacak bir sey yok. Is guc. Kuzu kuzu gidiyoruz, gidilecek yerlere. Ama yola erken cikilacaksa hala oyle cok iyi uyuyamiyorum. 


Oyle yarim yamalak uyurken bir de ustune sabaha karsi 5-6 civari bizim evde gorunmez bir kaza oldu. 
Hem de ne kaza....


Ozan biraz deli yatar sagolsun bizim. Daha dogrusu deli donusleri vardir uykusunun arasinda. Ilk zamanlar Ozan yatakta donunce resmen uyaniyordum sarsintidan. Zamanla alistim simdi umurumda bile olmuyor. Pazar aksami o yorgunluk, huzursuzluk ve uykusuzlukla ben sanirim Ozan'a biraz fazla yaklasmisim. Ya da belki de sailmak istemisimdir canim ne yapayim. Sen Ozan yatakta don. Donerken kafayi yastiktan kaldir, sonra geri yatmak uzere yataga geri birak. O hizla kafayi uyumakta olan Gulcinin kafasina carp. Gummmm! 


Uykumun arasinda ne oldugumu anlamadim. Boyle bir aci yok! Hani cizgi filmlerde carpismalar oldugunda, etkiyi gostermek icin kafayi carpanlarin kafasina donen yildizlar falan ciziyorlar ya. Onu kim icat ettiyse tahminmce bizimki gibi bir tokusma yasamis. Yemin ediyorum kafamda yildizlar dondu. Simsekler cakti. Degil kafam dislerim bile acidi.


Bir yandan uyanmaya calisiyorum. Bir yandan acidan gozumden yaslar suzuluyor. Bir yandan Ozan panik halde Gülçin iyi misin diye soruyor. Iyi miyim kotu muyum anlayacak halim yok ki. Nihayetinde ben hala uyuyorum. Daha dogrusu o degisik uyanma seklinin etkisini atlatmaya calisiyorum. Boylece sabaha yeni bir uyanma sekliyle basladik. Sok etkisiyle uyanma.


Allahtan kafalarimiz yarilmadi. Ki oyle siddetli carpistik ki yarilsa sasmazdim. Sasmazdim da yeni tasindigimiz su memelkette me yapardik bilemedim. Ozanin alni almis darbeyi cok bir sey olmadi ama yine de kizardi kafasi, belli acidi. Benim tam kasima geldiginden darbe bir Muhammad Ali havasi geldi suratima. Kas sis!


Neyseki evimizde alkol bulunduran insanlariz. Vallahi imdadima bira kutusu yetisti. Sayesinde sislik biraz indi. Ama sis yani hatta nedense arada daha bir sisiyormus gibi geliyor bana.  Morarma an itibariyle hafif. Rockynin 1.round sonrasi hali gibi bir kasla yollardayim. Ve biliyorum onumuzdeki gunlerde daha koyulasan bir morlukla dolasacagim. 

Sunu da dusunmeden gecemiyorum. Dunyada kac milyon insan ayni yatakta yatiyor. Hepsine sorma sansim yok da burada aramizda gecenin bir vakti carpisan var mi? Bir biz miyiz bunu yasayan yahu? :)


Kasin sisligi, morlugu 2-3 gun surdu.
Hayir, is yerinde de sacma bir durum.
Anlatsan bu garip kaza anlatilmaz, anlatmasan kafalarda soru isaretleri yaratmaya uygun bir durum. Ne oldu bu Gulcin'e?
Neyse o 2-3 gunu makyaj ve Bergen edasiyla saclarim suratimin onunde atlattim.
Simdi hala gece Ozan donecek olursa itiraf edeyim bir irkiliyorum :)

6 Şubat 2014 Perşembe

Londra'da grev var

Hem de ne grev. Metro calismiyor!
Su kalabalik sehirde ulasimin can damari, trafik cilesinden insanlari kurtaran yegane sey, ben verdigi keyiften oturu otobusu ve yurumeyi tercih etsem de hele bir yere yetisilecekse ulasimin olmazsa olmazi metro iki gundur neredeyse kapali.
Yani tumden kapali degil de iste az calisiyor.

Neden mi?
Bir kac ay once belediye 2015'te bilet giselerini kapatiyoruz dedi.
Sendikalar buna karsi cikti, uzlasma yolu bulalim dedi.
Tam detaylari bilmiyorum simdi yalan yanlis bir sey soylemeyeyim de, sonucta taraflar ayni masada hic bulusamadi.
Sendikalar da sen 2015i planlayadur ben simdi ulasimi kapatayim da gor dedi.
Ve olan yollardaki yolculara oldu.


Bilet giselerinin cok da islevsel olmadigina katiliyorum. Sonucta herkesin ulasim kartlari var ve onlari makinalardan doldurmak cok kolay. Okuduguma gore kullanilan biletlerin sadece %3u giselerden aliniyormus. 
Ama onca insani issiz birakmayi bu kadar normal bir seymis gibi aciklayan belediyeye, duruma sesini cikarmayan hukumete gicik oluyorum.
E tabi bir de Gezi etkisi var. Hatta baya baya gezi etkisi var ya o yuzden greve cok da olumsuz yaklasamiyorum.

Dirensin adamlar.
Bu sabah 1 saat once cikmak zorunda kaldim evden ve tren oyle kalabalikti ki bir ara nefes alamayacaktim ama sonucta sayili gun, kalkarim erken muhim degil.
Elbette ben ise gelirken metro kullanmadigimdan bana cok soz soylemek de dusmez tabi ama sahsi kanaatim greve kizmamak yonunde. 
Bir de koskoca Londra'da greve denk geldim ya merakla etrafimi izledigimi de saklayamayacagim :)
Bir de cok sukur yazilani, konusulani anliyorum ya habire olaylari takip ediyorum.
Belediye baskani, sendika baskani, twitter, gazete heyecanla grev takibindeyim :)


Bugun sendikalarla belediye baskani gorusecek.
Sonunda belediye baskani masaya oturmayi lutfetti sagolsun!
Oradan da sonuc cikmazsa haftaya yine grev var!
Burada yasayanlar bir sekilde yolunu bulur da, eger tatile gelen varsa iste onlara uzuluyorum vallahi kolay gelsin!

Iste halimiz bu.
Ustteki harita normalde metro aglari.
Altaki harita tahminen grev sirasinda isleyen trenlerle haritanin hali.
Londra merkez bembeyaz bir bosluk, oraya giden trenlerin hepsi grevde yani.


Oyle boyle degil!
Londra'da Grev Var efendim!
Gulcin Londra'dan bildirdi.
Gelismelerle yeniden karsinizda olacagim :)

4 Şubat 2014 Salı

Hayatta gecmeyen ne var ki

Bazi haftasonlari cok geziyoruz Ozanla. Gecen haftasonu mesela. Cumartesi oglen vurduk kendimizi yollara. Muzeye gittik, sokaklar kesfettik, cin mahllesinde yemek yedik, Sohoda bara gittik. Iki kisi. Eve dondugumuzde gecenin bir yarisiydi. Cok guzeldi; sevdik gezmeyi.

Bazi haftasonlari da cok evimizde vakit geciriyoruz Ozanla. Bu haftasonu mesela. Cumartesi aksami gittigimiz yemek disinda hep evdeydik. Oyle degisik hicbir sey yapmadik. Durduk, dinlendik. Cok guzeldi; sevdik dinlenmeyi.

Iste oyle dinlendigimiz haftasonlarinda sunu frakediyorum ben. Bazen, arada, gerektiginde evde ikimiz olmak oyle guzel ki.
Kahvaltilar hazirlamak. Iki kisi olsak da ozene bezene hazirlamak ama. Sonra sofraya gecip, elimize saglik diyip saldirmak sofradakilere.
Kahve pisirip, evin icini kahve kokusuyla doldurmak. Sonra kurulup koltuga kahve keyfi yapmak beraberce.
Usenmeyip pasta, borek pisirmek. Sonra of cok yedik, keske yemeseydik diye soylenmek kendi kendimize.
Iste oyle…
Lazimmis bana bu haftasonu.

Cuma gunu nefret ettim ben hayattan.
Hic benden beklemezsiniz boyle bir cumle degil mi?
Oluyor ama iste.
Bir an geliyor.
Yeter be diyor insan. Yeter.
Buraya kadar. Bitti.
Iste oyle bir haldeydim ben Cuma gunu.
Dedim ya is guc, oyle iste.
Ama evde oyle ikimiz olmak beni sakinlestiriyor.

Sakinlestirdi.
Cumartesi oturduk Ozanla evde.
Bir film actik.
Ben onun gogsune koydum basimi.
O bana hepsi gececek dedi.
Sonra yanyana sustuk saatlerce.
Dusunduk. Camdan disariyi izledik. Filmi izledik. 
Iste o hicbirsey yapmadan durdugumuz anlar ve ozellikle filmi izledigimiz bir bucuk saat beni sakinlestirdi.

Film mi?
My Afternoon with Margueritte, Margueritte ile gecirdigim ogleden sonralar.


Tam bizim ruh halimize gore bir filmdi.
Hatta sanirim son zamanlarda izledigim en iyi film.
Sakin.
Telassiz.
Insani hic zorlamayan, su gibi akan, cok guzel bir film. 
Ne olursa olsun hayatta guzellikler var ve hep olacak diyen harika bir film.
Ben bayildim.
Haydi siz de izleyin…

Simdi yine is zamani.
Ben yorgunum.
O sakinligin ofise geldigim an bittigini yine gerildigimi hissediyorum. 
Ama bu da gececek biliyorum.
Saglik olsun da...
Hayatta gecmeyen ne var ki…

3 Şubat 2014 Pazartesi

Vurmayin...

Gecen yil bu zamanlar, Ali Ismail yasiyordu. Mehmet, Abdullah, Ethem, hepsi  yasiyorlardi.
Gecen yil bu zamanlar Fadime teyze yasiyordu. Yuregi evlat acisiyla yanmamis acidan olmemisti.
Gecen yil bu zamanlar, o cocuklarin evlerine daha ates dusmemisti. Gunleri geceleri asla bitmeyecek bir aciyla orulmemisti.
Sonra hersey degisti. 
Hayat degisti. 
Iyi ya da kotu. 
Oyle ya da boyle. 
Gercek olan bir sey var ki cismen onlar yok artik hayatin icinde. 

Bugun Ali Ismail’in davasi var. Carsamba gunu de Mehmet’in.
Onlari asla geri getirmeyecek ama dogru bitmesi sart davalar.
Anilari icin. 

Bu sabah Ali Ismail'in davasiyla ilgili haberlere bakarken annesini yeniden gordum.
Aciyi resmedin deseler, sanirim Emel teyzenin fotograflarini masanin ustune dizmek yeterli.
Yuzundeki tek bir cizgiye bile dokunmadan.
O cizgilerin her biri acinin baska bir hali...


Ve sabah yine Ali Ismail'in fotograflarina baktim.
Allahim nasil da guzel gulen bir cocuk. 
O'nun her fotografini gordugumde icimde bir yer sizliyor benim.
Boyle incecik, sicim gibi bir sizi.
Onun gozlerine bakiyorum, gozlerim doluyor.
Sonra video geliyor aklima.Iki buklum olusu, kacmaya calismasi...
Allahim nasil bir acidir o...

Gorgu taniklari anlatmis ya Ali ismail o sopalar vucuduna inerken Vurmayin diyormus.
Vurmayin oldum...
Baska soze ne hacet.
Goz gore gore oldurduler gencecik cocuklari...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails