21 Aralık 2012 Cuma

Hollanda'da... Yeni yil hazirliklari (2)... Bizim Agac :)

Haftasonu heyecanla indim bizim esyalarin durdugu kilere.
Aradim, taradim, malzemelerimi buldum.
Bir gayret tasidim hepsini evmize, merakla hepsine bir bir bakmaya basladim.
Agac - Tamam
Susler - Tamam
Isiklar - Tamam
Noel baba?- Aa evet Nole babam da vardi benim; Tamam!
Daha cok sus? - Ne zaman almisim ki ben bunlari? - Olsun olsun; Tamam.
Daha da cok sus? - Hmm en iyisi bu yil yenilerini almayayim ben; Tamam :)

Evet hazirdim!
Ozan hasta oldugundan uzandigi yerden yardim etti bana bu sene.
Cok guzel muzikler acti bana.
Ben de kis muzikleri esliginde yeni yil agacimizi kurdum.
Ah iste dinledigimiz guzel muziklerden biri de burada :)

Leonard Cohen - Hallelujah

Minik miniminnacik bir agacimiz var bizim.
Benim suslemelere doyamadigim miniminnacik bir agac.
Ozan' in hayret dolu bakislari icinde boyuna bakmadan, ben bunu da agacima koyayim diye susler alip durdugum miniminnacik bir agac :)
Bu sene de yine, elimden geldigince agacimizi susledim de susledim :)



Pek kiymetli yeni susleri vardi bu sene agacimizin.
Taa Istanbullardan kalkip bize gelmis arkadaslari.
Benim tanidigima cok ama cok sevindigim, her yaptigini bayilarak izledigim ve onu okurken sanki bir yandan elimizde caylarimiz karsilikli sohbet ediyormus gibi hissettigim cok sevgili bir arkadasimin hediyeleri.
Bir Amsterdam gecesinde bana geldiler.
Paketi acar acmaz, "Aaa bunlari gormustum ben, bunlar benim miydi?" diye sevinc nidalari attigim benim icin cok ama cok kiymetli hediyeler.
Belki siz de gorunce hatirlayacaksiniz onlari...
Iste bizim agacimizda da boyle guzel oldular :) 


Agacin neresine koysam ayri yakistilar :)
Her bir yaninda agacimi bir baska guzel yaptilar.
Cam agacim, noel babam, yildizim.
Hepsi agacimizi cok ama cok guzel yatilar.
Nasil tesekkur edeyim bilmiyorum ki.
Cok ama cok tesekkurler Nohut! Ellerin dert gormesin diyorum :)


Aslinda bizim evin Nohut eli degmis ilk misafirleri degildi onlar.
Yaz-kis camimizin onunu susleyen minnak agac da cok sevindi bence onlari gorunce.
Ne de olsa ayni ellerden cikmis yeni dostlar gelmisti evimize.
Evet o cok guzel bir cam agaci ama ne yapayim camin onunde oyle guzel duruyor ki yilin her mevsimi izleyelim diye hic kaldirmiyorum onu ben de:)


Benim suslerim cok ama agacimizda yer az olunca...
Kalan suslerimle de etrafi susleyeyim dedim kendimce.
Bunu suraya, onu buraya derken...
Iste boyle bir yeni yil kosesi hazirladim kendimize :)


Sonra gectigim yeni yil kosemizin karsisina, sagolasin Nohut dedim :)
Ne de olsa neredeyse hersey onun elinin emegi :)
Minnak agacim, mumlarim, yeni yil kartim, yeni yil suslerim :)
Ah ben nasil tesekkur edeyim :)


Simdi eve gidince hemen salona kosup agacimin ve noel babamin isiklarini yakiyorum.
Yemek yaparken, evi toplarken, bir seyler hazirlarken hep bir gozum onlarda oluyor.
Keyiflenip gulumsuyorum kendi kendime mutlu oluyorum :)
Hele isiklar yanip sonerken ben de aliyorum elime cayimi, sarabimi, kitabimi, tatlimi ya iste o zaman dusunuyorum da 
Yeniyil hazirliklari sizi seviyorum!

Iste boyle isikli bizim ev bugunlerde :)


19 Aralık 2012 Çarşamba

Hollanda'da... Yeni yil hazirliklari

Istir gecer ben baska seylere bakayim :)

Dusundum, burayi elimden geldigince yeni yil yazilariyla doldurmaya karar verdim.
Renk renk olsun Gulcince, isil isil olsun benim de icim acilsin.
Basarabilecek miyim bakalim :)


SinterKlaas donemi bitti mi christmas ve yilbasi hazirliklari baslar Hollanda'da.
Saniyorum hazirda bekletiyor agaclari falan, Sinterklaas 5 Aralikta kapidan, yilbasi agaclari 6 aralikta bacadan.
Bir anda ortaya cikiverir o agaclar, susler.
Bir anda isil isil olur etraf.
Ve kim ne derse desin, kim nereye baglamaya calisirsa calissin, benim icin kisin en guzel zamanidir bu zaman.


Farkli farkli sehirlerde farkli farkli etkinlikler olur.
Ama su kisacik zamana oyle cok etkinlik planlanir ki hepsine birlikte yetismek na-mumkun de olur :)
Birine yetistik biz ama bu sene.
Gouda- Candle night.
Yani Gouda- Mum gecesi.


Gouda Rotterdam ile Utrecht arasindaki kucuk bir sehir. 
Ozanin guzargahi dolayisiyla her gun gectigi ama bugune kadar, nedense, bir kere bile gitmedigimiz bir sehir.
Peyniriyle ve Hollanda'nin gelirin en dusuk olan sehri olmasiyla unlu.
Her yil kurulan peynir pazarina da henuz gitmemis oldugumuzu yazmadan gecemeyecegim.
Cok ihmal etmisiz cok biz Gouda'yi.

Goudanin o gece sergilenen resimlerinden biri...

Gectigimiz hafta gelen bir mailde diyordu ki...
Bu aksam Gouda'da geleneksel mum gecesi yapilacak ve Hollandanin en buyuk yilbasi agaclarindan biri bu gece isiklandirilacak.
Iste dedik sonunda Gouda'ya gitmek icin harika bir firsat!
Kalktik gittik.
Iyi ki de gitmisiz.


Kocaman bir sehir meydani dusunun.
Meydanin ortasinda Hollandanin en eski Gotik belediye binalarindan biri.
Yaninda Hollandanin en yuksek kiliselerinden biri.
Ve meydanin etrafini saran tipik Hollanda evleri.
Meydandaki tum isiklar sonmus.
Ortami aydinlatan sadece mumlar.
Kilisenin camlarinda, evlerin pencerelerinde, dukkanlarin vitrinlerinde.
O titrek isiklariyla etrafi aydinlatan mumlar.
Abartmiyorum binlerce.
Ve etrafta insanlar, canli  orkestra esliginde soylenen sarkilar.
Bir de bulundugu ortamdan cok mutlu bir Gulcin ve de Ozan :)


Bu etkinligin ilginc bir de baslangic hikayesi varmis.
Bundan yillar yillar once, Goudadaki mum fabrikasi, kurulusunun 100. yilini kutlamak icin belediye binasini mumlarla donatmis.
Oyle sevmis ki halk bu goruntuyu, her yil artan bir katilimla ekinlik bugunku haline gelmis.

Bugun tam 1500 mum belediye binasinin aydinlatilmasinda kullaniliyormus, kimbilir kac yuz tanesi de evlerin dukkanlarin aydinlatilmasinda. 
Benim okudugum kadariyla 6000 den fazla mum yaniyormus o aksam sehirde.

Mumlar, insanlar, golgeler, muzik, soguk ve sicak sarap.
Evet keyfimiz buyuktu yani o aksam.



Gecenin en guzel anlarindan biri devasa cam agacinin aydinlandigi andi galiba.
Bu cam agaci cok uzun bir yoldan gelmis.
Taa Norvec'ten baslamis yolculuguna ve Gouda'ya gelip Hollandayi suslemek istemis :)

Hollanda'da agac mi kalmamis da buncagazi Norvecten getirmisler ben de bilmiyorum.
Uzumunu yedim bagini sormadin ne yapayim.
Gelenekmis, sesimi cikarmadim :)
Agaci susleyen sadece mumlar degil elbette.
Ama aralara serpistirilmis ozel fanuslarin icinde mumlari da vardi agacin.
O da uymustu yani mum gecesi gelenegine :)


Cok sevdim ben bu etkinligi.
Mumlarin aydinlattigi sokaklarda dolasmayi.
Golgelerle oynamayi.
Daha cok gorecek sey varmis Hollandada bir de onu hatirlamayi :)

Yalniz sunu da soylemeden gecemeyecegim, 
isiklar olmadan fotograf cekmek ne kadar zormus.
Gece belli bir saatten sonra isiklari bir actilar...
Sanki fotograflarimin da ici acildi bir anda :)


Iste oyle isil isil bir aksamdi bu da...

18 Aralık 2012 Salı

Ic dokme

Sevgili blogum,
Dun kotu bir gundu.
Hani hersey ters gider ya bir sekilde; oyleydi.
Ozan hasta evde.
Benim islerim cok yogun.
Haftalardir calistigim bir toplanti var.
Zaten haftasonu biraz da onun stresiyle gecmis.
Ve ne oldu biliyor musun?
Toplanti kotu gecti.
Kotu.
Bildigin kotu.

Basarisiz oldum yani.
Beceremedim.
Olmadi.
Yapamadim.

Ben saniyordum ki basa cikabiliyorum artik bu durumlarla.
Kafama takmayip yoluma devam edebiliyorum.
Hersey oyle ya da boyle yolunda giderken, sadece ufak tefek aksilikler varken oyle dusunmek kolaymis onu anladim.
Soyle yuksekten bir cakilinca, galiba dengeyi kurabiliyorum artik havalari da bir anda patliyormus.

Dun gercekten uzuldum.
Hakikaten
Boyle icimden bir yerden uzuldum.

Tabiki en onemlisi saglik.
Tabiki su an Ozanin iyilesmesi en onemlisi.
Bir de Balyanagim hastalanmis, o da iyilessin, bu en onemlisi.
Ama saklayacak degilim ya senden uzuldum.
Keske boyle olmasaydi dedim.
Soyle yapsaydim, surada bu karari vermis olsaydim...
Dusundum, dusundum.
Gece de pek uyuyamadim.

Bu sabah ise geldim.
Hicbir sey olmamis gibi...
Yine ayni telasin icine girdim.
Yine kosturmaya basladim.
Yine toplantilar arasinda bolunmeye basladim.

Oyle bir dunya ki bu is hayati uzulmeye bile hakki yok insanin.
Bir kabuguna cekilip dertlenmeye bile vakti yok.
O yuzden istersen basarisizligi arkanda birakip yurume.
Mecbursun.
Yoksa baska seylerin de basarisiz olmasina, o hissin bir cig gibi buyumesine engel olamazsin.
Ne fena.
Bir nefes alacak aran yok.

Kimbilir belki de boylesi en guzeli ama.
Dusunmuyorsun o zaman.
 Hem ne demisti bizim patron:
Iyi ki yazmisim, donup donup okuyorum iyi geliyor.
Simdi benim cok calisip isigi biraz arttirmam lazim.
Zira bana bu ara baya isik lazim...

Bak yine ayni sey oldu. 
Yazdim rahatladim.
Iyi ki varsin...

17 Aralık 2012 Pazartesi

Izledik: Michael Clayton

Turkiye'den gelirken alip getirdigim filmlerden biriydi bu.
Itiraf ediyorum; DVD'nin kapaginda George Clooney'i gorunce attim filmi sepete.
Konusu neymis, ne zaman cekilmis, baska kim oynamis...
Hic bakmadim.
Takdir edersiniz ki bunlar o an icin gereksiz ayrintilardi.
Filmde George varsa gerisi teferruatti.
Hem sorarim size; soyle bir DVD kapagi gorup nasil almayayim ben o filmi acaba? 


Iyi ki de almisim.
Michael Clayton bu haftasonumuza cok yakisti. 

Bu haftasonu Ozan cok hastalandi.
Grip, nezle, boyun agrisi ve hatta alerji tamam.
Bunlara karsi belli bir deneyim seviyesine ulastik.
Ama ates.
Konu ates olunca hic deneyimimiz yok ki bizim.
Ne yapsak bilemedik.
Bir an cok iyi, sonra bir anda alev oluyor sanki vucudu.
Ilac, soguk havlular.
Ugrastik durduk.
Bugun ben isteyim, Ozan evde; yani benim aklim da evde.
Sabredecegiz, bu da gececek yakinda.
Yani umarim cok yakinda. 
Bu arada "Ah Gulcin bak soyle de yapabilirsiniz atesle mucadele etmek icin" derseniz, sizi dort kulagimla dinleyecegime emin olabilirsiniz. Simdiden cok tesekkurler.

Ozan hasta olunca biz de evimizde oturduk haftasonu.
Evde oturulan bir haftasonuna en cok yakisan sey: Filmler elbette.
Michael Clayton'u da izledigimize cok sevindik.
Konusu kisaca soyle:
New York'un en buyuk hukuk firmalarindan birinde sorun cozucu olarak calisan Michael Clayton, bir poker oyunundan cikar, yeni bir dava ile ilgilenmesi icin bir telefon alir.
Biz o davanin bu filme etkisi ne olacak diye dusunurken bambaska olaylarin akisi filmi surukler gider...


Biraz zor bir film Michael Clayton.
Iliskileri anlamak, karakterleri tanimak neredeyse filmin ilk yarim saatini aliyor diyebilirim.
Kiminle konustu?, O adamin adi neydi?, Bunun isi tam olarak neymis simdi?
Sorular sormakla bitmiyor.
Ama heyecan da bir an olsun eksilmiyor.
Ve ilk yarim saatten sonra hani nasil diyeyim, film akip gidiyor. 

George Clooney sanki daha da baska oynamis bu filmde, diger oyuncular da cok basarili.
Ama sanirim en buyuk ovgunun yonetmene, Tony Gilroy'a, gitmesi gerekiyor.
Oyle cekmis ki 2 saatlik film su gibi akip gidiyor.

Eger kafami dagitacak bir film ariyorum derseniz, izlemeyebilirsiniz.
Cunku cok kafa dagitiyor diyemem.
Ama soyle merakla izleyecegim guzel bir film ariyorum derseniz bu filmi bizim gibi begenebilirsiniz.
Biz cok begendik.

Hayir ben aht ettim George'un oynadigi tum filmleri izleyecegim.
O yuzden siz bana bakmayin.
Ama IMDB gibi Ozan da filmi cok begendi.
O yuzden tavsiye ederiz, cok guzel bir film. :)

George da bir guzel oynamis ki ama ya :)

14 Aralık 2012 Cuma

Bugun de bunu cok sevdim... Recycled Orchestra

Bugun de bunu cok sevdim.
Hatta bayildim!

Paraguay'da coplerin ustunde kurulmus bir sehir.
Bir yanda muzikle ilgilenmek isteyen cocuklar.
Bir yanda bir viyolinin bir ev fiyatindan yuksek oldugu bir ulke.
Fakirlik, imkansizlik.
Derken...
Copleri geri donusturerek yapilan enstrumanlar.
Geri donusturulmus ensturumanlari calarken ne kadar mutlu olduklarini anlatan cocuklar, gencler.
Dahasi geri donusturulmus enstrumanlarla olusturulmus bir orkestra. 

Diyorlar ki...
Insanlar sunu farketmeli... 
Esyalari, onlarin ne kadar guzel seylere donusebilecegini dusunmeden, ise yaramaz diyip kenara atmamaliyiz. 
Insanlari da...

Sadece bu soz bile yetiyor etkilenmeye ama 
daha fazlasi kendi deyimleriyle "copleri" muzige, aska, cesarete ve yaraticiliga donusturmelerinin filminde...



Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails