17 Temmuz 2012 Salı

biraz once bizim ofiste

burada birlikte calistigim bir arkadasimin babasi da tam otuz yildir bizim sirkette calisiyor/mus.
normal sartlarda ayni ofiste ya da ayni depatmanda degiller; dolayisiyla onlari yan yana gormuyoruz pek. 
ama ender de olsa bir araya geliyorlar elbette. 

mesela...
biraz once bizim ofiste babasi bir toplanti icin gelmisken kizinin yanina ugradi...
sacini oksayip O'na nasilsin dedi?
kizi basim agriyor, biraz canim aciyor dediginde...
kafasina bir opucuk kondurup o zaman bana gelsin o agri benim canim acisin dedi... 

biraz once bizim ofiste bir baba kizini cok sevdi...
biraz once bizim ofiste babasinin sozleri karsisinda bir kizin gozleri nemlendi...
biraz once bizim ofiste birisi de babasini cok ozledi...


16 Temmuz 2012 Pazartesi

Cok gec kalmis mimler...

Ne zamandir aklimda olan bir sey var.
Birikmis mimleri cevaplamak!
Bana gelen mimleri cevapsiz birakmayi sevmiyorum ama bazen gercekten yazamiyorum da.
Bahaneler bir yana...
O gun, bugun.
Belki duzgun, belki icime sinen, belki layigiyla olmayacak ama 
oturup mimlerimi cevaplayacagim :)

Ilk cevaplayamadigim mim, Penelope ve Tarif Diyarindan...
taa Mayis ayindan kalma bu mimde demisler ki... 
Gulcin kendin hakkinda yedi gercegi bizimle paylasir misin? 
Bu kisim benim icin kolay olan cunku sevgili hypo'dan gelen bir mimde ben bunu yazmistim :)

Gulcin'i taniyan yuz kisiye kendisi hakkinda bilinmeyen bir gercegi siralayin dedik ve...7 populer cevabi ariyoruz :)

Cok tesekkurler Penelope ve Tarif Diyari beni akliniza getirdiginiz icin :)

Ve ikinci mim bu kadar eski degil cok sukur.
gecen haftadan sadece :)
Tibet'in Annesi demis ki...
haydi bakalim Gulcin beni tek kelimeyle anlat...
mim eger Tibet ile maceralarinin anlatildigi blogtan gelse isim cok daha kolaydi ama hay bin kunduz :)
Dusundum dusundum aklima pek cok kelime geldi.
Ama ben bir tanesi sectim iclerinden...
dedim ki Sibel'i anlatan kelime canli....

Sibelín yazdiklari  canli canli...
...duraganlik yok asla blogunda...
Sibel'in hayati  canli canli...
...umutsuzluga yer yok asla anlattiklarinda.
Sibel'in dusunceleri  canli canli...
karamsarliga yer yok asla anlattiklarinda.
O yuzden yazdiklarini okudukca gulumsuyor canlaniyorum ben de ekran basinda :)
Hep boyle kal Sibel hep mutlu hep umutlu :)

Malum mimleri paslamak gerekiyor.
iste ben bunu hic beceremiyorum :(
Ilk mim icin kimseye bir sey yollamiyorum elbette ayibimla oturuyorum ustunden 3 ay gecmis :)
Ama ikinci mim icin hadi kurala uymaya calisayim :)
Ozlemaki seni sectim :)
Ben mimlere 3 ayda falan cevap verdigimden sen hic yazmasan da sesimi cikaramam onu da biliyorum  :)

mimler bahane...
Guzel, neseli bir hafta olsun hepimize :)



13 Temmuz 2012 Cuma

Bugun de buna cok guldum... Gercekler...

Bu ara Piyale Madra cizimlerine bakmaktan alamiyorum kendimi.
Ne yapayim cok eglenceli :)

Mesela dun aksam on bes dakika kestirip kalkayim diyerek dokuzda uzanip, 
gece ucte uyandigimda eyvah simdi nasil uyuyacagim derken bir saat icinde yine dalip, 
saatin sesiyle yedide zorla uyandigim bir sabahta bu karikaturu pek bir sevdim :)

Ozan'in deyimiyle "yanlislikla" 10 saat falan uyumusum, inanamiyorum :)
Ah ah zamaninda bana da bunlari soyleseler aynen boyle sinirlenirdim ama sabah geliyoruz aksam gidiyoruz iste :)
Neyse yarin haftasonu
bol uykulu, dinlenmeli, guzel bir haftasonu olsun hepimize :)

Ama kiyamam ben buna ya :)

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Bir yil daha buyuyorum

Sevgili blogum, 
Gun itibari ile hayatimin bir yilini daha kisisel tarihime ekliyorum :)

Gectigimiz yillarda, yilbasi kutlamalari sirasinda bir yazi okumustum. 
Diyordu ki...
Niye yeni yilin gelisini kutluyoruz da biten yilin gidisini sereflendirmiyoruz? 
Niye yirtip atiyoruz bir onceki yili gosteren kagitlari da, yeni yili gosteren kartonlari susleyip havalara kaldiriyoruz?
Kurtulduk diye mutlu olmali miyiz?
Yoksa her ne olursa olsun, yil sonlarinda eski yila tesekkurumuzu sunmaliyiz?
Mantikli gelmisti bana. 
Ben zaten her yilbasinda eski yila tesekkur ederdim icimden, bu yazidan sonra bunu kendimce aliskanlik haline getirdim.

Dogum gunleri icin de ayni seyi dusunuyorum. 
Yeni yasima hosgeldin derken, aslinda eskisine tesekkurumu sunmaya aklimda oncelik veriyorum. 

Bana yeni seyler katan eski yasim... 
Beni buyuten eski yasim... 
Beni tecrubelendiren eski yasim...
Sana tesekkur ediyorum...
Saglikli ve huzurlu bir yil gecirmeme vesile oldugun icin.
Ailemin, arkadaslarimin, sevdiklerimin saglikli oldugu, benimle guzel haberler paylasabildikleri bir yil gecirmeme vesile oldugun icin.
Inadimi biraz daha kirdigin, hayatimdaki guzel seylere deger vermeyi, icime tam sinmeyenleri ise kabullenip yoluma devam etmeyi bana ogretmeye basladigin icin...
Hic bikmadan usanmadan hayaller kuracak umudu icimde tuttugun icin...
Yorgun, bezgin oldugum anlarda bana hep tutunacak bir dal uzattigin icin...
Uzaklarda, cok uzaklarda olsam da bir yerlerde bir sekilde beni dusunen insanlar oldugunu bana hissettirdigin icin...
Yazmama, paylasmama, ustelik paylastiklarima dair dusuncelerini paylasan yeni arkadaslarimin seslerini duymama olanak verdigin icin...
daha oyle cok sey yazabilirim ki sana tesekkur etmek icin...

Ama tek tesekkurum sana degil musadenle.
Gectigimiz yil hayatima dokunan herkese ama herkese bana kattiklari hersey icin cok tesekkur ediyorum.

Yeni yasim, hos geldin...
Dilerim eskilerinden bile guzel olur seninle yasayacaklarimiz.
Senden tek dilegim bize huzur veren, mutluluk veren, sevdigimiz hersey artsin azalmasin.
Olur mu?
Hadi bakalim umutluyum senden ben, beraber gazamiz mubarek olsun :)

9 Temmuz 2012 Pazartesi

New York...Lady Liberty ve Ellis Adasi...


Gecen sefer gittigimde ancak uzaktan bir el sallayabilmistim O'na. 
Bu sefer dedim ki; hic alisveris yapamayabilirim, bilinen hic bir New York binasini gormeyebilirim  ama Ozgurluk Anitini ve Ellis Adasini gorecegim. 
Cok mutluyum, gordum...
Bir de ustune cok uzun bir yazi yazdim...
Sabri olanlar okur belki....

once kisacik bir iki ogrendigim bilgi...
Ozgurluk Aniti benim sevdigim ismiyle Lady Liberty, Amerika'nin kurulusunun 100. yili serefine 1886 yilinda Fransa tarafindan Amerika'ya hediye edilmis. Yaraticilarindan biri de Paris'teki Eifel kulesinde de imzasi bulunan Gustave Eifel. Aslinda onun 1886'ya kadar uzanan hiayesi Pulitzer'í bile icinde barindiran uzun bir hikaye. Benim en cok aklimda kalan ise, Fransa'da yailan bu heykelin tam 350 parcaya bolunup sandiklar icinde Amrikaya tasinmasi ve orada 1 yilda yeniden birlestirilmis olmasi. Benden ve bizden'in paylastigi bu link Amerika'da sandiklarin acildigi ana ait fotograflari gosteriyor. (tesekkurler link icin :))
Lady Libetry'e dair pek cok baska detay ise burada...

Fransa bu heykeli Amerika'ya hediye ettiginde Amerika, Avrupa'nin o donemdeki durumuna inat, liberty yani ozgurlukler ulkesi olarak aniliyormus. Ic savasin bittigi, koleligin kalktigi, insanlarin ozgurce yasamaya basladigi yeni bir dunya. Bu kocaman gorkemli heykel ile kendisine yuklenen  anlami tasimis mi Amerika bilinmezama Lady Liberty, 1886'dan beri Amerika'ya gelen gocmenleri tum hasmetiyle karsilamis. Hala da karsiliyor. Ayrica her yil milyonlarca turisti de kendisine cekiyor. 


Lady Liberty'nin yukseldigi kucuk adacik da Liberty Island yani Ozgurluk adasi olarak adlandiriliyor. Hemen kendisine komsu Ellis adasi ile Amerika topraklarinin dogu kiyisinda okyanusa selam duruyorlar. 17 dolara aldiginiz bir biletle her iki adayi da iceren bir tur yapmak mumkun. Bence turun en guzel kismi ise sesli rehber hizmetinin de ucrete dahil olmasi. Her iki adaya da ayak bastiginizda elinize tutusturulan bu kucuk aletler size bastan sona tum hikayeyi anlatiyor. O hikayeleri dinleyerek etrafi dolasmak ise gercekten keyifli oluyor. 


Iste benim gezimin hikayesi de burada...

Cok sicak bir New York gununde belki de yarim satten fazla bilet kuyrugunda bekledikten sonra biniyorum beni once Lady Liberty'e sonra Ellis adasina gotirecek gemiye.
Gemi hareket edince yuzume gelen ruzgar ferahlatiyor beni.
Adim adim sehir uzaklasirken Lady Liberty yaklasiyor bana, heyecanim da sanki biraz artiyor.
Ozgurluk Adasi'na ulasinca hemen sesli rehberimi aliyorum.
baslangic noktasina gidip basiyorum play tusuna. 
Adanin etrafinda heykele bakarak dolasirken kulagima ona dair hikayeler anlatiyor...
Diyor ki turda... 
Gunler, haftalar hatta bazen aylar suren bir yolculuktan sonra buraya yaklastiginizi dusunun. 
Zorlu yolculuk boyunca, okyanusun ortasinda savrulan bir gemide giderken tek bir kara parcasi bile gormediginizi hayal edin. 
Etrafinizda yolculuktan yorgun dusmus bedenler, yolculuk boyunca hastaliklara sevdiklerini kurban vermis uzgun ama hala umutlu insanlar... 
Geceler gunduzlere karismis. 
Kac gundur yolda oldugunuzu bilemeyecek adar uzun zamandir o gemidesiniz... 
Ve sislerin arasindan bu gorkemli heykel beliriyor. 
Size yolculugun bittigini, dahasi yeni hayatiniz baslamak uzere oldugunu mujdeliyor. 
Ne dusunurdunuz?

Ben kendi adima ne dusunecegimi cok iyi biliyorum: 
Korkardim. Deli gibi korkardim! 
Turun devaminda da o gunleri yasayanlarin sesinden dinlediginiz hikayeler benzer hisleri anlatiyor:
"Hepimiz birbirimize sariliyorduk"
"Sonunda bitmisti, gemideki hastaliklara kurban olarak degil ayagimizi Amerikaya basarak bitirecektik yolculugu"
"Babamin bagirdigini hatirliyorum: Kurtulduk!"


Dusunuyorum... 
Sonraki hayatlari nasil oldu o insanlarin acaba? 
Ya da gercekten kaci kurtuldu acaba? 
Ya da kurtulmak neydi acaba?

Bilmiyorum... 
Hikayeleri dinleyerek yurumeye devam ediyorum...
Goc, sebepler, umutlar, mucadeleler, kayiplar..

Eskiden bu tur kapsaminda anitin elindeki mesaleye kadar tirmanilabiliyormus. 9/11 den sonra gezinin bu kismi iptal edilmis.O yuzden, bu hikayeleri dinleyerek ve Ozgurluk Aniti'nin etrafini dolasarak bitirdigim turun ikinci ayaginda gemi bizi Elis adasina tasiyor...  

1892 - 1924 yillari arasinda o gemilerde gelen 12 milyon gocmenin ayaklarini bastiklari ilk Amerika topragi bu ada olmus. Kayit altina alindiklari, saglik taramasindan gecirildikleri, zeka testinden gecirildikleri ve yeni hayatlarina ugurlandiklari bu ada... Gunumuzde muzeye cevrilmis bu adacik yillarca gocmenlerin yeni ayatlarina acilan kapisi olmus. 


Kosa kosa sesli rehberimi aliyorum. Kisitli zamanimin tamaminda hikayeler dinlemek istiyorum.
Diyor ki turda.... 
Kendinizi bu salonun ortasinda hayal edin. 
Eski hayatinizdan getirebildiginiz bir kac esyanizi tasiyan bavulunuzu da kontrol etmek uzere almislar elinizden. 
Merdivenlerden cikip bu salona variyorsunuz. 
Etraf kalabalik. 
Bir suru insan var, konusuyorlar. 
Siz ne konustuklarini bile anlamiyorsunuz. 
Karsinizda uniformali gorevliler, onlerinde kocaman defterler. 
Sorulari cevaplayanlar salonun diger ucundaki merdivenden yuruyup yok oluyorlar. 
Ne var o merdivenin sonunda? 
Sizi ne bekliyor? 
Bilmiyorsunuz. 
Siz sadece tahta banklardan birinin kosesine ilisip siranin size gemesini bekliyorsunuz. 
Ne dusunurdunuz?


Ben kendi adima ne dusunecegimi cok iyi biliyorum: 
Korkardim. Deli gibi korkardim! 
Turun devaminda da o gunleri yasayanlarin sesinden dinlediginiz hikayeler benzer hisleri anlatiyor:

"Uniformalardan korkuyordum. Bana Rus askerlerini hatirlatiyordu. Onlardan kacmak icin yollara dustugum Rus askerlerini"
"Bize 29 ayri soru soracaklarini soylediler. Kimdik? Nereden geliyorduk? Ne is yapabilirdik? Sadece dogru cevaplari verdigimizi umuyordum."

Dusunuyorum... 
Kac kisi "dogru cevaplari" verebildi acaba?
Kac kisi yeni hayatina basladi acaba?
Nasil kurdular sifirdan o hayatlari acaba?


Bilmiyorum... 
Hikayeleri dinleyerek yurumeye devam ediyorum...

Anlatilanara gore tam 12 milyon insan gecmis bu surecten. 
Ama herkese acilmamis elbette bu kapi. Yine o gunleri yasayanlarin sesinden dinledigim bir hikaye diyor ki...

Herseyi geride birakip dusmustuk yola. Annem, babam, kardeslerim, ben ve babaannem. 
Geride kalan yoktu daha dogrusu geride kalan savaslarda yitirdigimiz yakinlarimiza ait anilardi sadece. 
Biz onlari da aklimiza koyup dusmustuk yola. Gunlerce surdu yol, belki haftalarca; bilmiyorum. 
Sonra bu adaya geldik. Hepimizi once kayit defterine yazdilar. Sonra saglik taramasindan gecirdiler. 
Babannemin gozlerini muayene ederken bir hastaligi oldugunu soylemisler. Onu baska bir odaya aldilar daha cok test yapmak icin. 
Biz de misafirhanede gunlerce onun gelisini bekledik. 
Gunler sonra babanemin bizimle gelemeyecegini soyledi babam. 
Onu geldigimiz yere geri yolluyorlardi. Ne yaptilarsa da ikna edemediler gorevlileri. 
 Biz adanin bir kapisindan yeni hayatimiza yuruduk. 
Babanem diger kapidan geriye giden gemiye. 
Nereye gitti? 
Gidebildi mi? 
Ne yapti sonra? 
Bilmiyoruz. 
Bir daha ondan hic haber alamadik....


Hikayeler uzayip gidiyor... Ben kayit yapilan, saglik taramasi yapilan, zeka testi yapilan, gece konaklanilan odalarin arasinda dolasip duruyorum. Tam da tum bu zorlu sureci atlatip Amerikaýa girme hakki kazananlarin sevdikleriyle bulustugu odaya geldigimde baska bir ses umutlu bir hikaye anlatiyor...
Tam bes yildir babamdan ayriydik...
Tam bes yildir babamin bizi yanina cagirmasini bekliyorduk.
Tam bes yildir annem bizi yokluk icinde yeni hayatimiza gidecegimiz gune hazirliyordu.
Ve bitmisti.
Kapidan ciktim, babama kostum.
Bes yilda unutmusumdur babami saniyordum ama onca insan arasinda hemen tanidim onu.
Sarildi bana... Bir daha asla ayrilmayacagiz dedi.
Oyle mutluydum ki babamin kollarinda.
Hakliydi bir daha asla ayrilmadik...

Bu noktada durup etrafima bakiyorum.
Sevinmeli miyim? 
Onlar adina belki? 
Ama ben Ellis adasini gezerken sanirim insanligimiz adina uzuluyorum. 

Huzunlu bir yer orasi. Insanin icini burkan bir yer. 
Cunku bir turlu hepbirlikte sigamadigimiz su dunyada insanlarin yeni hayatlar kurmak zorunda kalmasini, goc etmek zorunda kalmasini hatirlatan bir yer. 

Her yeni hayat icin yola dusen caresiz mi? 
Hayir elbette. 
Ama her yeni hayat icin yola dusen kendi ulkesine uzak iste. 


Bimiyorum neden?
Belki yorgunum, belki yalnizim o an;
ama ben Ellis adasini dolasirken sadece huzunlendigimi hissediyorum. 
O yuzden biraz gozlerim nemli noktaliyorum gezimi. 
Sonra kurulan hayatlarin isigi parlatamiyor gozlerimi. 

Bimiyorum neden?
Belki yorgunum, belki yalnizim o an; 
ama agir geliyor bana o ada.
Gitmek, uzaklasmak istiyorum.
Disarida bekleyen ilk gemiye kosarak biniyorum resmen. 
Gemiyle New York'a dogru yol alirken son bir kez bakiyorum Lady Liberty ve Ellis adasina.
Icim burkuluyor yeniden.
O an...
bir kez daha anliyorum....
ben amerikan ruyasina hic inanmadim, hala da inanmiyorum...
Garip ama, bunu hatirladigima seviniyorum...

Iste bu da boyle bir gezi oluyor...
Kendimi New York'un renkli sokaklarina atiyorum...

Bunlar bir yana...
Size oralara giderseniz mutlaka bu kisa turu tavsiye ediyorum. 
Yarim gunde, yuzyillarca yillik bir hikayeye tanik olabilirsiniz. 
Umarim benim kadar da huzunlenmezsiniz...

PS: Hikayeleri aklimda kalanlari kullanarak ben yazdim. Orjinalleri farkli olabilir belki ama benim aklimda boyle... 
PS2: Sadece hikayeler anlatilmiyor o rehberlerde pek cok baska ayrinti da var ama bu kadarini yazabildim iste affola...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails