29 Mart 2011 Salı

Gecen yil bu zamanlar_2... Leverkusen de bir gun ve hayatimizda bir ilk....

Gecen yil bu zamanlar Leverkuzen'e gitmistik biz. Ben aslinda basta hic gitmek istememistim. Ama gittim ve sanirim bu gezi bana sunu ogretti: cok da hoslanmadiginiz seylerden kactiginizi sanarken hayatin size hazirladigi guzel surprizlerden de kaciyor olabilirsiniz. ben iyi ki bu surprizi kacirmamisim diyorum simdi. Zaten boyle boyle kacip gitmez mi hayat?

Leverkusen de bir gun ve hayatimizda bir ilk....
Siradan bir Almanya gezisini bir ziyaretle birlestirip yollara dustuk gecenlerde yine Ozan’la. Bu seferki rotamiz Leverkusen. Evet o futbol takimi Bayer Leverkuzen olan J

Leverkusen’ e gidis
Bizim gibi Hollanda'da yasayip toplu tasima araclarini kullananlar icin Leverkusen'e ulasmak cok da zor degil. Utrecht’ten Frankfurt yonune giden trene atliyorsunuz ve Dusseldorf’ta konforlu tren yolculuguna son veriyorsunuz. 

Hollanda ve Almanya arasindaki en rahat ulasim Almanya ya ait ICE hizli trenlerini kullanmak. Ama sansli iseniz. Yok bizim gibi yolculuklarda sans her zaman da yaninizda olmuyorsa uzun rotarlar ve otobus aktarmalariyle yol cekilmez hale gelebilir. Ancak bu sefer biz de sansliydik.  Yaklasik 2,5 saat suren yolumuz rotarlarla ya da aktarmalarla cile haline gelmedi. 

Dusseldorftan sonra bir trene daha binmeniz gerekiyor Leverkuzene ulasmak icin ancak 15 dakika civari suren bu yolculuk yolculuktan sayilmaz bile J

Leverkusen
leverkusen resmi sitesinden
Sehrin ismi insana tabi ki hic yabanci gelmiyor. Hatta yola cikmadan once ben israrla Bayer Leverkusen'e gidiyoruz diyip duruyordum. Aslinda bu bir gunluk kisa ziyaretten sonra aklimda bu tanimlama tamamen yeretti diyebilirim. Tren istasyonuna indiginiz andan itibaren dort bir yaninizda Bayeri gormek mumkun. Kafanizi cevirdiginiz her yerde ya bir park adi, ya bir spor merkezi adi olarak Bayer karsiniza cikiyor.

Bir Alman sirketi olan Bayerin buyuk merkezlerinden biri de zaten bu sehirde bulunuyor. Kucuk sehir turumuz sirasinda 1980li yillarda Bayerin genel merkezligini yapmis ama simdi emeklige ayrilmis binalari, yeni genel merkezi, sehrin buyuk bir kismini kaplayan uretim tesislerini, deneme bahcelerini gorme firsatini yakaladik. Tum bunlarin yanisira BAYARENA olarak adlandirilmis bayer leverkusene ait futbol  stadyumunu da gorduk. Rahatlikla soyleyebilirim ki tum sehir merkezi bir sekilde bayer ismiyle kaplanmis durumda.
Sanirim Bayere ait bir kac yapiyi siralarsam bayer etkisinin sehirdeki gucunu anlamak daha kolay olacak
  • Hastahane
  • Alisveris merkezi
  • Cocuk bakim evi
  • Halka acik park – japon bahcesi
  • Halka acik yuzme havuzu
  • Havalani


Benim aklimda kalanlar bunlar ancak liste uzayip gidiyor.

Sehir icindeki bir nevi Bayer turundan sonra biraz sehrin disina cikip tarihi bir kathedrali ziyaret ettik. Sanirim gunun en dogru kararlarindan biriydi bu. Hani bazi kathedraller, kiliseler aninda huzurlu bir ortama girmis hissi verir ya insana iste oyle bir yer bu da. Hemen yani basinda rahibelerin kaldigi bir nevi bir egitim merkezi var. Kus seslerinin yaprak hisirtilarina karistigi bir huzur merkezi. Sanirim Leverkusen de gorulmesi gereken yerlerden biri.

Bu gorebildigimiz bir iki tarihi-turistik merkezin arasi yine Bayere ait denemeler ya da uretim tesisleri ile kapli. Ogrendigimize gore zaten sehirde yasayanlarin yaklsaik %90i da bayer calisani. Bir an icin is yerine bu kadar yakin yasamak ve etrafinda surekli tanidik birilerinin olmasi insana cazip gelse de surekli isini hatirlatacak bir ortamda yasamanin biraz da yorucu olabilecegini dusunuyorum nedense. Iste sehrin ne kadar Bayerle ozdeslestigini gosteren bir resim daha :)
Leverkusen resmi sitesinden
Leverkusen ve hayatimizda bir ilk
Boyle turistik gezintileri kahve molari ile suslerken gun, ev sahibimizden gelen beklemedigimiz bir teklifle hayatimizdaki bir ilke sahiplik eder oluverdi. Teklif geldiginde Ozanín saskin bakislari altinda ‘Aa Evet!! Neden olmasin!!’ diyordum ben yine. Ozan da sanirim benim cesaretimin verdigi saskinligin tesirinde kabul etti ayni teklifi.

Bir kac saat icinde kendimizi havalaninda 2 kisilik tek motorlu bembeyaz bir ucagin yaninda buluverdik. Itiraf etmeliyim ucagi gordugum an bu ufacik sey mi tasiyacak bizi havalara diye dusundum. Ama bu bir anda geliveren korku dalgasinin cesaretimin onune gecmesine izin vermedim. Aferin bana! Ayni korku dalgasi yuzlerce metre yusekten asagiya bakarken, onumuzde donup duran pervanenin yarattigi renkleri izlerken, ucak(cik) bulutlarin etkisi ile hafif hoplamalar yasa(ti)rken de beni ziyaret etti ama yine onu kendimden uzaklastirmayi basardim basarabildim. Tekrar aferin bana! 


Yukseklerde olmayi seviyorum. Icinde yasadigimiz evleri, yurudugumuz yollari, saatlerce yuzerek asabildigimiz mesafeleri bir kalemle cizilmis gibi gorebilmek beni mutlu ediyor. Sanki oyle uzaktan bakinca icindeyken bana kocaman gelen seylere, hayatin nasil bir duzeninin oldugunu daha iyi kavriyorum. Sonra hayatta ne kadar kucuk bir ayrinti oldugumu hatirlatiyor ucmak bana. Ben bunca disindayken o yasadigimiz duzenin, herseyin nasil da akip gidiverdigini goruyorum sanki. Hayatin merkezinde olmadigimi bir kez daha kavriyorum. Ama oyle melankolik bir his degil bu. Bilakis seviyorum bu hissi. Insan aslinda kendini onemsemeli ama belli bir limiti olmali bunun bence. Hani dunyadaki duzenin hele ki kendi dunyamizdaki duzenin elbette cok onemli bir parcasi olmaliyiz ama o dunyanin bizim icin dondugu hissine de kapilmamaliyiz diye dusunuyorum. Iste ucarken bunu daha iyi anliyorum sanki; dunya ben icinde olmasam da donuyor...

Sevgili pilotumuz ucagi istersem kontrol edebilecegimi soyledi bana. Aman tanrim!!! Inanailmaz bir his... EN ufacik bir hareketimin bile ucagin gidisini boylesine etkileyebilmesinden korktum sanirim. Evet ucmak guzel ama sanirim bir ucagi ucurabilmek bana gore degil. Onun icin biraz daha cesur hatta gozu kara olmak gerekiyor. 10. Hatta 5. Saniyenin sonunda ucagin kontrolunu sahibine birakmayi tercih ettim. Bu stresi yasamaktansa pencereden disarilari izlemek cok daha buyuk bir keyifti inanin. 

Uzerinden gectigimiz evler ufacik, yanindan gecerken kocaman gorunen fabrikalar da aynen oyle. Ama gokyuzunden daha bir heybetli gorunuyor kaleler, kathedraller... Bir kez daha yuzlerce binlerce yil once, o zamanin imkanlariyla boylesine heybetli yapilari yapabilenlere saygi duydum. Aslinda boyle seyleri dusundukce kendi isime duydugum saygi an be an azaliyor. Neyse bu sanirim baska bir yazinin konusu...

Tekrar ayaklarim yere bastiginda hissettigim tek sey bunu yapabilmis olmanin bana verdigi sevincti. Gorduklerimin guzelliginin yanisira ben aslinda Gulcince bir siniri daha asmanin keyfini yasadim gunun geri kalan kisminda.

Ve bir itiraf daha.. benden sonra havalanan Ozanin geri gelisini beklemek havada olmaktan daha gerginlik verici bir histi sanirim.

Hayatimizda bir ilki daha boylece yasamis olduk...

Leverkusene veda
Gittigimiz yolla evimize donerken sunu dusunuyordum: Insanin ne zaman ne yasayacagi hakikaten belli olmuyor. Hayat gercekten surprizlerle dolu ve onlari yakalamak da elimizde belki de.... Gun gectikce suna daha cok inaniyorum biz izin verdikce hayat bize guzellikleri yasatabiliyor...

Gulcince 10
  1.  Tren yolculugu sirasinda sicak bir cay esliginde muzik dinleyerek yolu izlemek
  2.  Sehrin disindaki kathedrale yapilan kisa ama huzurlu yolculuk
  3. Ogle yemeginde Firinlanmis paneli mozeralla peyniri yemek..
  4. Hayatinizda bir cilginlik yapma sansiniz varsa onu ertelememek..
  5. Yemeginizin yaninda buz gibi bir alman birasi yudumlamak
  6.  Gun boyu sizden cok daha deneyimli bir insanin ders vermeyen ama tecrubelerini aktaran sohbetini dinleme sansina sahip olmak
  7. Almanya donusunde starbucks kahvesini yudumlamak. (Hollandada bu yila kadar 1 tane strubucks vardi o da havalaninda. Ikincisini de bu gezinin sonunda Utrechtte gordum. O nedenle onemli bir madde benim icin J)

10 maddeyi bulamadik ama bir gunluk bir geziden 7 madde cikmasi kabul edilebilir sanirim J

ve 2011:
Hala ucmayi cok ama cok seviyorum ama simdi onume bu ucagi koysalar ucar miyim acaba?
Emin degilim ama yine de Evet cevabina daha yakinim :)

Hala gezmeyi cok seviyorum ve hala gezilerden sonra yazi yaziyorum ama Allahtan artik bu kadar uzun yazmiyorum :) Bu nedir ya bu kadar uzun yazi yazilir mi :)

Ve hala biliyorum: dunya ben icinde olmasam da donuyor... Ama yine de kendi kucuk hayatimi olusturan renklerden biriyim. Iste bu kadar...

28 Mart 2011 Pazartesi

Gecen yil bu zamanlar... Gulcince sinirlari asmak

Gulcince'yi yazmaya gecen yil Mayis'ta baslamistim. Yeniden yazayim bir seyler demeye ise gecen yil Mart'ta. Bugun soyle bakarken bilgisayarima bu yaziyi gordum yazmisim da yazmisim tam da gecen yil 28 Mart'ta. O zaman bir yil rotarli olsa da alsin yerini buaralarda :) Yazinin devamini 29 Mart'ta yazmisim ona da yarin gelecek sira :) 


Gulcince sinirlari asmak...
Bu aralar etrafimdakileri sasirtiyorum. Bu aralar kendimi de sasirtiyorum. Aslina bakarsaniz bu aralar ben bile kendi yaptiklarima daha da onemlisi yapmak istediklerime inanamaz haldeyim. Yasadigim yorucu donemden sonra kendimde degisik bir enerji hissediyorum. Sanki her seyi yapabilecek guce kudrete sahipmisim gibi. Ben ki risk almaktan hoslanmayan insan, ben ki yeni bir yemegi bile yerken defalarca dusunen hatta cogu zaman neyse ben simdi bunu yemeyeyim midem falan rahatsizlanir diyen insan, her turlu degisiklige ‘Aa evet! Neden olmasin’diye tepki veren bir insana donustum.

Ha her ‘Aa evet! Neden olmasin!!’ dedigim seyi yapiyor muyum? Cok sukur hayir. Ama benim boyle degisik seyleri yapmayi aklimdan geciriyor olmam bile bir nevi mucize. Cok klise bir lafla insanlik icin kucuk ama Gulcin icin buyuk adimlar atiyorum su sira hayatimda. Bu durum beni sasirttigi kadar etrafimdaki beni seven herkesi de sasirtiyor farkindayim. En cok da Ozan’i.  Hele ki en son kendisine  Euromast’tan iple mi insem acaba dedigimde yuzunun aldigi sekil gorulmeye degerdi.

Merak edenler icin Euromast Rotterdam’da bulunan bir kule. Havanin bulutsuz oldugu gunlerde ki cok fazla boyle gun de yok aslinda Rotterdam’da, tepesine cikmak ve sehri yukseklerden izlemek mumkun. Ha daha da cilginim diyorsaniz bazi ozel gunlerde iple yuzlerce metreden asagiya da inebiliyorsunuz. Ayrintili bilgi icin bakiniz http://www.euromast.nl/en/

Konumuza donersek; ben bunu yapar miyim? Hayir... Ama Gulcinin bunu dusunuyor olmasi acaba yapabilir miyim diye aklina sorular yollamasi bile sasirmaya deger.

Bu fikri Ozana acikladiktan sonra kendi kendime biraz gecmis gunlere gittim. Cok zorlu bir yilin sonunda uiversiteyi kazanmisim. Annem, babam, abim ve ben kayit icin okula geliyoruz. Okul hayranlik yaratiyor. Eylul ayindayiz, hava sicak. Gunes isiklari bogazi daha da bir isil isil yapmis. Etkilenmemek mumkun degil. Zaten takip eden yillarda da hava gunesliyken, okulda oldugum bir tek gunu bile bogazin goruntusu siradan birseymis gibi dusunerek gecirmiyorum. Her gunesli gunde o goruntuye hayranlikla bakiyorum.  Iste o ailecek okulda oldugumuz ilk gun de her sey harika, ruya gibi. Tek bir sey haric. Yokuslar... Her yan yokuslarla dolu. En basiti guney kampuse inmek icin kocaman!!! bir yokusu geride birakmak gerekiyor. Otoparktan guneye inen yokusu saymiyorum bile. Ben yuksekten korktugum kadar, yokuslardan da korkuyorum. Dolayisiyla o ilk gunun buyuk bir kismini ben buralari nasil inip cikicam diye dusunmekle geciriyorum. Iste bu boyutta yukseklik korkum ya da en ufak bir riski bile almama halim o zamanlar. Yillar geciyor. O yokuslari zaman zaman kosarak inecek hale geliyorum. Ama itiraf etmeliyim hala otoparktan guneye inen yokusu kosarak inmiyorum, inemiyorum...

Iste o Gulcin simdilerde Euromast'tan iple inmeyi dusunebiliyor. Iste o Gulcin simdilerde surekli ucmak surekli ucmak istiyor. Havalarda olmayi zaman zaman yerde olmaya tercih ediyor. Iste o Gulcin hic aklinda yokken bir Cumartesi gunu tek motorlu iki kisilik bir ucaga henuz 15 dakika once tanistigi bir pilot adayiyla binip, hic tanimadigi bir sehre yuzlerce metre tepeden bakabiliyor. Ustelik bundan buyuk keyif aliyor... 

Yazinin basinda dedim ya yasadigim zor donemden sonra ben de kendime sasar oldum. Sanki su asagidaki soz risk almayan ve alan Gulcin arasindaki farklari ozetliyor.

"A ship in port is safe; but that is not what ships are built for. Sail out to sea and do new things."
‘’Limanda duran bir gemi guvendedir. Ama gemiler limanda durmak icin yapilmamislardir. Acik denizlere acil ve yeni seyler yap...’’

Evet ben sanirim bugune kadar hep guvende olmayi sectim. Ama simdi simdi anliyorum ki hayat akip gidiyor. Ve aslinda insan hep guvende olmak icin gelmiyor hayata. Risk almaz, hata yapmaz ise sanki hayatini bir parca eksik yasiyor. Bu ruh halim ne kadar surecek bilmiyorum. Ama hazir kendimce bu kadar cesurken, bugune kadar yapamadiklarimin bir kismini olsun yapayim istiyorum. Yok ben oyle kayalarin tepesinden denizlere atlayamam, ya da ne bileyim yuksek tepelere sirtimda uyku tulumumla tirmanamam belki. Ama kendi yapamadiklarimin bir kismini yapmaya baslayabilirm. O yuzden ben de gulcince cilginliklar yapmaya calisiyorum. Bunlar baskalari icin dogal yasamlarinin parcasi olsa da ben gulcince sinirlari asiyorum... Bir sonraki Istanbul gezimizde Otoparktan guneye inen yokusu kosarak ineyim mesela J


Ve 2011: 
Hala inemedim o yokustan kosarak.
Ama bu bir yilda yapmayi dusunduklerim bana simdilik yetiyor. 
Benim gemim artik denizlerde sanirim. 
Ama itiraf etmeliyim hala kiyidan cok uzaklasamiyor. 

23 Mart 2011 Çarşamba

Yurt disinda yasayarak ogren(eme)diklerim

Yurt disinda yasayarak ogren(eme)diklerim 1:
Vakitlice (in advanced) tatil plani yapmak;
Ekim – Nisan aylari arasinda yapilacak seyahatler icin 2-3 ay onceden,
Nisan – Haziran arasinda yapilacak seyahatler icin 3-5 ay onceden,

Haziran – Ekim arasinda yapilacak seyahatler icinse 1 yil onceden bilet almak demektir.
Ve Gulcin yurt disinda ne kadar uzun kalirsa kalsin bu kadar erken tatil plani yapmayi basaramaz, ogrenemez. O nedenle yaz tatilinde Turkiye'ye gitmek icin baktigi her bilet normal bilet fiyatinin 2-3 katidir.

E ama insaf Mart'ta hatta Subat'ta Temmuz sonuna bilet bakiyorum hala vakitlice plan yapmis sayilmiyorum. Kalimero gibi "Ama haksizlik bu oyle degil mi?" diye soylenerek yuruyup uzaklasmak istiyorum buradan. Belki Temmuz sonuna kadar yuruyerek Turkiye'ye varirim.

PS_1: Bir de bu ulkelerde rezervasyon mantigi yok; bileti direk almak gerekiyor. demek rezervasyon da yapilabiliyor olsa 3 yil sonrasi icin uygun bilet bulamayacagiz :)
PS_2: Ama Kalimero ne olursa olsun asla yurumekten vazgecmezdi ben de tatil plani yapmaktan vazgecmeyecegim tabi ki :)

20 Mart 2011 Pazar

Kralingen'de Pazar

Gunes bizim buralara uzun suredir ugramadigindan gelisiyle ne yapacagimizi sasirmis durumdayiz. Mumkun olsa eve hic girmeyip sokaklarda yatacagiz. Gunes batinca hava sogumasa ve ben hala yol yorgunluguyla bogusuyor olmasam korkarim bunu gercekten yapacagiz :) Bugun de gunes bizimle olunca ancak ogleden sonraya kadar evde durabildik. Sonrasinda kendimizi yollara atip bu kez Rotterdam'daki bence en guzel yerlerden biri olan Kralingen bolgesine gittik.

Kralingen Rotterdamin hemen yanibasinda ama sehirden kacmak icin de kullanilabilecek sakin bir yerlesim yeri. Bolgenin en guzel yani kocaman bir gol ve onu cevreleyen genis bir ormanin etrafina kurulmus olmasi. Yaz kis temiz havada kosmak isteyenlerin, piknik yapmak isteyenlerin, patenleriyle bisikletleriyle golun etrafini turlamak isteyenlerin olusturdugu kalabaliga karismak mumkun burada. 

Benim icin her zaman Kralingen sehire yakin bir huzur alani. Bugun de dolasirken dusundum; temiz havayi icime doyasiya cekebildigim, sevdiklerimin saglikli ve huzurlu oldugunu bildigim, aklimin dusuncelerle kararmadigi, gozlerimin ruzgarin hareketlendirdigi bir gol suyuna bakarken dinlendigi, etrafimin tanimasam da mutlu olan insanlarin sesiyle sarildigi o bir kac saatlik surede ben gercekten huzur buldum.Hatta cektigimiz bir iki fotografa bakarken hala huzur buluyorum.

Ama biliyoruz ya bugunlerde huzur anlik; ya televizyonu acana kadar ya aramizda yasananlari konusmaya baslayana kadar bizimle olabiliyor. Ne diyebilirim; dilerim dunyanin her yerinde huzura ihtiyaci olan milyonlarca insan da en kisa zamanda barisa, sagliga ve huzura kavusurlar. Savasin cozum olmadigini binlerce defa tecrube etmis olan hepimiz dilerim bir kez daha ayni seyi buyuk acilari izleyerek ogrenmek zorunda kalmayiz. Neye uzulecegimizi sasirdigimiz su gunlerde umarim gunes acilari tedavi edecek kadar da, gelecege umutla bakmamizi saglayacak kadar da guclu yanimizda olur....   

Rotterdam'da bir bahar gunu nasil guzelmis :)

Ben aslinda New York gunlerini yazacaktim ama oyle guzel bir bahar gunuydu ki bugun; onceligi kapiverdi :)

Gunes guzel yuzunu gosterdi. Nasil ozlemisim. Evimde olmayi, seyahat telasi olmadan bir hafta sonu gecirmeyi, gunes bizi isitirken yollarda yurumeyi, bahari, gunesi, derelerin isiltisini... Kisacasi tembel ve gunesli bir bahar gununu nasil ozlemisim. Dun yagan yagmurdan sonra bu hafta sonundan da umudum yoktu aslinda ama nasil da yanilmisim. Bir de iyi ki yanilmisim :)

Telassiz, plansiz, tembel bir yuruyus insanin bedenini de ruhunu da ne guzel dinlendirirmis ve ben bahar havasiyla dinlenmeyi nasil ozlemisim. Rotterdamin sokaklari bahar havasiyla nasil da guzel gorunurmus. Ben bunca yildir bu bahar isiltisini nasil da fotograflamamisim:)


Tembel gunun sonuna bir de sinema keyfi eklenince, hele izlenen film King Speech olunca gunun keyfi nasil artarmis ve ben boyle keyifli bir gunu nasil da ozlemisim. Gulcin aday olan tum filmleri izlememis olsa bile Oscarlar konusunda King Speech aldigi Oscarlari haketmis hatta Geoffrey Rush en iyi yardimci erkek oyuncu odulunu alsa bence sasirtici olmazmis diye yorum yapabilirmis ben bunu nasil da umutmusum :) 

Rotterdamin gece isiltisina dunyamiza bu ara daha yakin olan super ayin isigi da eklenince kopru nasil da fotograflik olurmus ve ben ay isiginda yurumeyi nasil da ozlemisim... Insan yillardir yasadigi sehiri bir gunde nasil eskisinden daha cok severmis ve ben bunca zamandir bu sehire kendisini bana sevdirmesi icin sans vermeyerek ne buyuk bir hata yapmisim :) 

Hosgeldin bahar... Uzun uzun kal... Varligin bile neselenmeye yetiyor inan :)

PS: Ben yazmiyorum, yazmak istemiyorum ama dunyada bizi uzecek ne cok sey oluyor bu ara. Deprem, nukleer tehlike simdi de savas... Gunes siliverse acilari da dunyadaki tum insanlar huzurlu ve mutlu yasasa keske. Ah bir de tum halklar kendi hayatlari hakkindaki kararlari kendileri sadece kendileri verebilse de su tepisen fillerden bir kurtulabilseler keske... keske... keske...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails