28 Ekim 2016 Cuma

Yatak Odası Takımları Göz Dolduruyor

Huzurlu bir hayat içi temel oluşturan, yaşam standardını yükselten mobilyalar her odada farklı bir

temayı ve zevki yansıtır. Ev herkes için huzur, mutluluk ve konforun ilk adresi olduğundan elbette

seçilen eşyalar bu duyguları birebir yaşatacak nitelikler taşır. Özellikle yatak odası takımları bu

anlamda ek bir öneme sahiptir. Günün sona erdiği ve yine yeniden başladığı bir oda olan yatak odası,

mobilyasından perdesine kadar ince bir zevki gösterir. Çiftlerin günü bitirip uykuya çekildikleri vakit

konforlu bir odaya adım atması, burada geçirecekleri zaman ile dinlenmiş olarak ayrılmaları

mobilyalarla doğrudan orantılıdır. Kadın için şıklık ve zarafet önemliyken erkekler için pratik kullanım ve konfor ön planda olur genellikle. Evmanya kadınların ve erkeklerin bu yönüne hitap eden

fonksiyonel, kullanışlı ve aynı zamanda çok şık tasarımlara sahip yatak odası modelleri ile göz

dolduruyor.


Yatak mobilyalarına bakıldığında pek çok tasarım dikkat çekiyor. Alçak, yüksek, lüks, klasik gibi

modeller renklerle bütünleşerek cezp edici birer yatak haline geliyor. Komodin, gardırop, berjer, puf

koltuk, makyaj masası ve odanın içerisinde küçük bir giyinme bölümü oluşturulmasına fırsat veren

paravanlar yatak odasını tamamlayan birbiriyle uyum içinde olması gereken parçalardır. Evmanya,

yatak odası takımları konusunda müşterilerine çok yönlü bir satış sunuyor. Öyle ki ziyaretçiler, set

halinde alışveriş yapabileceği gibi aynı zamanda tek tek ürün satın alarak kişisel zevkine göre yatak

odasını kombinleyebiliyor. Aksesuar ve mobilya modelleri konusunda geniş bir çeşide sahip olan

Evmanya, farklı parçaların bir araya getirilerek şık sonuçlar elde edileceğini gösterecek kadar geniş bir ürün içeriğine sahip.


Sade ve yalınlığın ön plana çıktığı, renklerin çeşitlilik gösterdiği, ince tasarım çizgisinden ödün

vermeyen yatak odası modelleri ve aksesuarları Evmanya.com internet adresinde ziyaretçilerinin

beğenisini topluyor. Modern çizgisinden ödün vermeyen fakat müşterilerine kaliteli ve ekonomik

ürün satışı yapmayı hedefleyen Evmanya, fark yaratacak tasarımlarıyla hayranlık uyandırıyor. Yatak

odanızı yeniden şekillendirmek veya yeni evinizi Evmanya yatak odası modelleri ile dekore etmek için

Evmanya.com’a tıklayarak yüzlerce ürün arasından bütçenize uygun şık seçimler yapabilirsiniz.

40... Lohusalik

Deniz'in 40ı çıktı. Benim de...

Böylece Deniz artık yenidoğan değil, ben de artık lohusa değilim. Zaten pek olamadım ya neyse. Ama artık kağıt üstünde bile lohusa değilim, o kadar yani! Iki nazlansaydım iyiydi yahu, bu da bitti. Bu firsati da kacirdim iyi mi :)

Garip şeymiş bu lohusalık. Hakikaten insan vücudunun başka bir evresiymiş. Dinlenmek istediği, yenilenmek istediği, tamir olmak istediği bir döneniymiş. Ben yatamadım, çok öyle köşemde duramadım, dinlenemedim. Yalnız bakınca bebeğime böyle oldu. Ama yine de vücudundaki değişimi an be an hissettiğim bir dönem oldu lohusalık.

40 güne neler sığmadı ki. Emzirme mücadelesi, meme ucu yaraları, uykusuz geceler, meme tıkanıklığı, gaz sancıları, kusmalar, lohusa ateşi, titremeler, ağlamalar, gülmeler, şaşırmarlar, paniklemeler, öğrenmeler.. Saymakla bitmez. Ve tabi yanı sıra ciğerime kadar doya doya çektiğim yeni doğan kokusu. Hepsinin ilacı o işte aslında. Canım kızım.

Şikayet etmiyorum hiçbir şeyden. Deniz sağlıklı olduğu sürece hepsi geçecek biliyorum. Oyle cabuk buyuyor ki. Bir anini bile kacirmamak, bugünlerin tadına varmak için elimden geleni yapıyorum. Ama eğri oturalım doğru konuşalım kolay değildi lohusalık. Evet anne olmak, Deniz'in annesi olmak harika bir şey ama saklayacak değilim bunaldığım zamanlar oldu lohusalıkta. Bu da normal değil mi aslında? Eve girmeyen, aktif çalışan, gezen, arkadaşlarıyla buluşan, aktiviteden aktiviteye koşan birini alıyorsunuz, evde otur ve her gün defalarca aynı şeyleri döne döne yap diyorsunuz. Ve o arada memelerin acısın, yemek yiyecek vaktin olmasın, tuvalete bile gideme, evin dışındaki hayatla tek bağın elindeki akıllı telefon olsun ve her şeyin üstüne yüreğinde bebeğine, canına dair sürekli bir endişe olsun diyorsunuz. Kolay olur mu bu? Belki başkaları için kolaydır ama benim için her zaman kolay değildi. Zorlandığım günler oldu. Agladigim gunler bile oldu. Bu arada lohusalikta aglamak insana iyi geliyor. Kesin bilgi. Ne zaman zorlansam en iyi ilacıma sığındım, Denizin ensesinin kokusu. Mis. Bana en iyi gelen hep kizim oldu.

Hamile olduğunuzu öğrendiğinizde bir heves başlıyorsunuz okumaya. Hafta hafta bebeği takip ediyorsunuz. Yok erik kadar yok Mango kadar olmuş. Ben hiç okumadım hamileliği ama o aplikasyonlara baktım. Evet, merak ediyor insan vücudunda ne oluyor bebeği nasıl büyüyor ama aslında lohusalığı okumalı insan bence. Hamilelikte ne yapıyorsun ki? Yediğine içtiğine dikkat et vücudun gerisini hallediyor. Halbuki lohusalık öyle mi? Her şey senin eline bakıyor. Lohusalığın kitabı olmalı asıl. Emzirme anlatılmalı, yeni doğan bakımı, lohusa ateşi, üşümesi anlatılmalı. Evet asıl bunları okumalı hamile ama yok işte kitabı. Acaba ben mi yazsam :)) 

Yok ben onu yapamam da yazsaydım eğer şöyle derdim;

Sevgili hamile/yeni anne arkadaşım, önünde çok güzel ama aynı zamanda biraz zor bir 40 gün var. Kendini zorluğa hazırla ve de ki ilacım bebeğim. Ben ne zaman zorlansam sarildim bebegime. Sen de sarıl bebeğine. Onun hiçbir şeyden haberi yok unutma. Çek kokusunu içine rahatla. Istersen agla da. Ben kucagimda bebegim defalarca agladim. Iyi geliyor aglamak. Zaten su 40 gunde sana ne iyi geliyorsa onu yap ama sonunda donup bebeginin minik ellerine bir opucuk kondur. O ellerin kokusu iyi gelecek sana...

Sevgili hamile /yeni anne arkadaşım, emzirmek evet çok doğal bir süreç ama ilk günden kolay olmayacak kendini buna hazırla. Su 40 gunde anladim ki o doğal süreç bir sürü öğrenme içeriyor. Sen bebeğini tutmayı öğreneceksin, bebeğin memeni tutmayı. Sen bebeğinin açlığını doyurmayı öğreneceksin, bebeğin aç olsa da senin acıların için sabırlı olmayı. Ben, ne zaman emzirmede zorlansam, bebegime baktim ve onun ne kadar cabaladigini gordum. Memeyi tutmak icin cabaliyordu, emebilmek icin cabaliyordu. Canim kizim benimle bir ekip olabilmek icin cabaliyordu. Sen de gor, belki de onun için her şey senin için olduğundan daha bile zor. Bebeginle bir ekip olmak icin cabala. Dusun bugune kadar neler icin cabalamadik ki? Kimlerle birlikte calismadik ki? Simdi canlarimizla mi ekip olamayacagiz? Oluruz, olursun inan buna...

Sevgili hamile/yeni anne arkadaşım, ne yazık ki büyük ihtimalle senin de meme uçlarında yaralar olacak. Ve etrafındaki herkes sana geçecek diyecek. Velakin o acıyı çeken bilir, muhtemelen sen de benim gibi nasıl geçer bu acı diye düşüneceksin. Bana sorsan dogum acisindan beterdi. En azindan dogum 1 gun, bu emzirme 1 gun de degil ki... Umarım senin başına gelmez ama gelirse, bil ki söyleyenler haklı ve geçecek. Ben bir gun once acidan aglarken, bir gun sonra bir de baktim gecmis acilarim. Evet, oyle gececek. Lanolinli bir krem al, mümkün olduğunca meme uçlarını nemli tut, zeytinyağı sür mesela ve hava almalarını sağla. Gerisi sabır inan. İyi davran memelerine, bırak havalansınlar. Hatta evde çıplak bile dolaş, bırak iyileşsinler. Biliyor musun bütün o kremlerden daha iyi gelecek olan ne? Bebeğinin tükürüğü. Al bebeğini koynuna, emzir. Unutma geçecek ve unutma ilacin bebeginde...

Sevgili hamile/yeni anne arkadaşım, süt inmesi diye bir şey var. Doğumdan sonraki 3 ila 5 gün arasında gerçekleşiyor. Benim 3. gun oldu. Sabah bir kalktim memeler kocaman olmuş! Bana hafif bir ateş basmış. Memeler gerginlikten biraz acımaya başlamış. Sana da olursa, korkma o da geçecek. Bir süre sonra vücudun bebeğinin ihtiyacı kadar süt üretecek. Ama bir süre sonra. O süre geçene kadar korkarım o koca memelerde başbaşasın. Bir bakacaksın üstün başın süt, bir bakacaksın memeler taş gibi. Yine ilacın bebeğin unutma. Emzir ki rahatla, emzir ki bebeğinin ne kadar süte ihtiyacı var vücudun öğrensin. Zamanla inan rahatlayacaksin. 

Sevgili hamile/yeni anne arkadaşım, lohusa ateşi ile de bu 40 gün içinde tanışman muhtemel. Bir gece bir baktım tir tir titriyorum. Ama bir yandan da su gibi terliyorum. Vücudum kırık. Sanırsın üstümden kamyon geçmiş. Hadi ateşime bakalım dedik 38,5'u geçmiş. Hoşgeldin lohusa ateşi. Biz bilmiyorduk sen bil; korkulacak bir şey yokmuş. Hormonlardanmış, olurmuş. Çok değil 2 saat kesintisiz uyudum, surekli su ictim, o gece 5-6 kere ustumu degistirdim azaldı ateş. Endişelenme yani. O da geçecek.

Sevgili hamile/yeni anne arkadaşım, süt düğümlenmesi diye de bir şey var. Bir gün yine bebegimi emziriyorum, bir baktim memenin içinde elime gelen küçük düğümler var. Meger bu bebek memeyi yeterince boşalmadığında olabilirmis. Neredeyse tüm lohusaların başına geliyormuş. Annem, teyzem, halam seferber oldular anlattilar bana. Önemli olan ilerlememesi. Önemli olan senin o memeyi bir şekilde açabilmen. Yoksa malesef iltihap olabiliyormuş. Ben panikledim sen panikleme. Her fırsatta memene masaj yap. Al bir havlu sıcak suyla güzelce ıslat. Koy memeye onunla masaj yap. Sık sık ılık duş al, duşta masaj yap. Bebeğin yeterince boşaltamıyorsa memeyi bir pompa ile sağ. Belki inanmayacaksın ama yeşil lahana yaprağı seni en çok rahatlatan olabilir. Dolaptan aldığın lahana yapraklarını koy göğsüne. Ve emzirebildiğin kadar emzir. Şifa yine bebeğinde... Ve evet bu da gececek ama basina gelirse, anliyorum seni zor, cok zor bir sey...

Sevgili hamile/yeni anne arkadaşım, bu 40 günde belki çok uyuyamayacaksın. Belki yarım yamalak uykularda idare edeceksin. Ama hamileliğinde de uykusuz kaldığın zamanlar var ya, onlar seni bu günlere biraz da olsun hazırlamış olacak inan. Ne zaman bebeğin uyansa sana ihtiyacı olduğundan uyandığını bil. Bazen korkuyor, bazen gittin sanıyor, bazen kotu bir ruya goruyor. Kimbilir o kucucuk dunyasinda neler yasaniyor. Deniz bazen uyanıp emmiyordu bile. Sadece O'na sarilmam sakinlesmesi icin yetiyordu. Biliyorum, uykusuzluk cok zor. Hicbir seye benzemiyor. Ama sen de al koynuna bebegini, sarıl ona. O yenidoğan minikliğinin kucağa sığınmasi bambaşka. Bak 40 gün sonunda bile kalmadı o minikliği. Anı yaşa.

Daha benim yazamadigim bir suru sey var eminim. Velhasil sevgili hamile/yeni anne arkadaşım, bu 40 gün kolay değil. Ama inan o kadar zor da değil. Hepsi vücudun bebek bakmaya alışabilsin diye. Hepsi bebeğin ve sen birbirinize alışabilin diye. Hepsi bebeğin bu dünyaya alışabilsin diye. Ben bir sure sonra ne yaptim biliyor musun? Baska gunleri dusunmeyi biraktim. Her gunu ayri ayri tek basina yazamaya basladim. O gun guzelse bir onceki gun kotuymus umurumda olmadi. Ya da ertesi gun yine zor mu gececek dusunmez oldum. Sen de sarıl bebeğine ve her günü öyle yaşa. Başka günleri düşünme. Yaşadığın ana odaklan bak  nasil da gececek o 40 gun. Ve hatta sen gecti bitti diye nasil da uzuleceksin... O yuzden firsatin varken cek mis kokusunu içine. Sana bir sır vereyim ensesi kadar ağızlarının içi de mis kokuyor. Ah bir de avuç içlerini öpmeye doyum olmuyor. Ne zaman zorlansan göm kafanı ensesine. Ihtiyacın olan güç inan bana orada.

Sana bu satirlari 46 gunluk bir bebek annesi olarak yaziyorum. Simdiden kucagimdaki minik bebek buyumus geliyor gozume. Simdiden onun yenidoganligini ozluyorum. Simdiden ah ne guzeldi o ilk zamanlari diyorum. Sen de diyeceksin emin ol. O yuzden doya doya yasa bebegini. Hayırlı olsun anneligin. Güle güle büyüt. Bu günleri güle güle yaşa...

derdim...

Cunku tam da boyle yasadim lohusaligimi. Agladim, guldum, yoruldum, Deniz'in yaptiklarina sasirdim, cok zormus dedim, cok guzelmis dedim, gunler gecmiyor dedim, ne de cabuk buyuyor dedim. Yani her duyguyu uclarda yasadim bu 40 gunde. Ve biliyor musunuz o 40 gunde her gun ama her gun Deniz'i sanki biraz daha sevdim.

Iste bitti lohusaligim. Ben artik yeni anneyim :)

24 Ekim 2016 Pazartesi

Elveda gamsiz hayat

Anne/ baba olmak garip bir seymis. Sevgisi cok buyuk ama sorumlulugu da. Kalbimde hic bitmeyen bir endise var artik sanki. Deniz'e bakabiliyor muyuz? Deniz iyi mi? Deniz saglikli mi? Deniz'in cani aciyor mu? Deniz rahat mi? ve daha bir suru soru.

Gunun saatine, yaptiklarimiza gore aklimdaki sorular degisebiliyor. Ama sanki hep bir soru var aklimda artik. Ve hep bir yumru var kalbimde. O iyi olsun gerisini hallederiz hissi. 

Bu bebek milleti oyle kucuk, oyle masum, oyle muhtac ki. Kiyamiyor insan. Bunun  Deniz'i benim dogurmus olmamla ilgisi yok bence. Kalbinde herhangi bir canliya dair sevgi besleyen herkes bunu hisseder eminim. Dusunsenize onunuzde minnacik bir can var. Siz ona bakarsaniz bakiliyor, beslerseniz besleniyor. Kendi basina yapabildigi bir sey yok. Ve siz ona bakarsaniz o guzelim gozlerini gozunuze dikip gulumsuyor. O'nun tesekkuru bu, O masum, boncuk bakis. Nasil endiselenmez ki insan onun icin. Garip cok garip...

Deniz saniyoruz reflu. Allah beterinden saklasin diyoruz. Bu basit bir sey diyoruz. Ama iste kucugu buyugu yok. O aci cekiyorsa senin kalbin yaniyor. O kadar. 

Ac oluyor ve memeye saldiriyor. Ama bir iki dakika sonra yuzu kipkirmizi oluyor, Kendini geriye atiyor. Memeyi birakiyor ve aglamaya basliyor. Sonra yine saldiriyor memeye. Ac cunku. Ama ayni hikaye tekrarlaniyor. Yiyemiyor kuzum. ve O'nu oyle ac, yemeye calisirken ama yiyemezken gormek zor oluyor. Zor. 

Basta basit bir gaz sancisi sandik olayi. Ebebler de oyle dedi. Ama gazini cikarsak da ayni sikayetler devam ediyor. Dik oldugu surece rahat olan Deniz, yatirdigimiz anda atese atilmis gibi agliyor. Canim. 

Sonra kolik dediler. Hatta gaz damlasi verdiler. Ama degil biliyorum. Cunku oyle sebepsiz, gunun hep ayni saatinde aglamiyor Deniz. Yemek yerken rahatsizlaniyor. Belki kolik de olabilir. Ama baska bir sey de var sanki.

Sonunda cocuk doktoru reflu olabilir dedi. Cunku diklestirdigimizde kendine geliyormus. Ve evet galiba oyle. Cunku refluye dair belirtilerin hemen hemen hepsi var. Hickirik tutarmis cok reflu bebeklerini, sirtlarini yay gibi yapip memeden uzaklasirlarmis, istahla memeye saldirip ememezlermis. Evet, Deniz de bunlar var.

Gaviscon verdiler Deniz'e. Evet, onu verdigimizde rahatliyor ama o da kabizlik yapiyor. Artilar, eksiler. Bir sekilde duruma bakip ilaci veriyoruz ya da vermiyoruz iste.

Bu arada ben kendi tarafimdan yapabilecegim her seyi yapmaya calisiyorum. Mesela sut ve sut urunlerini yemeyecegim bir sure. Bu benim icin inanilmaz bir sey. Sut sevmem ben. Ama tam bir yogurt ve peynir canavariyimdir. Kucukken de sut icmezmisim. Muhtemelen laktoz intoleransim o zaman da vardi iste de bilinmiyordu. Ama doktor sut icmememi onemsemezmis cunku deli gibi yogurt ve peynir yermisim. Her yemegi yogurtla yerdim ben. Bir de yogurtla bulamaz yapip yerdim. Abim anneme bu benimle yemesin midem bulaniyor derdi her seyi yogurtla karistirdigimdan. Hala da deli gibi yogurt ve peynir yerim. Bayilirim. Bir sure uzak kalacagiz iste. Vay be! 

Zaten yillarca kendim de reflunun acisini cektigimden oyle iyi anliyorum ki Deniz'i. Canim. Cok zor biliyorum. Insanin midesine ates koymuslar gibi olur. O yuzden o aglarken sanki benim de midem aciyor. Kendi reflumu cogaltan yiyeceklerden de uzak duracagim bir sure. Mesela domates dokunurdu bana. Cig sogan, yesillik. Yemeyecegim. Yine de gaz ihtimaline karsi sabahlari kimyon cayi iciyorum. Butun kimyon aldik suya koyuyorum. Igrenc bir tadi var. Napalim. Sifa niyetine.

Simdi bununla ugrasiyoruz. Deniz'i emzirirken kafasini yukarda tutmaya calisiyorum ve yedikten sonra en az 20 dakika dik tutmaya. Baska akliniza gelen bir sey varsa soyleyin lutfen. Denerim. Her seyi denerim. 

Bu basit bir sey. Mis yani. insallah gececek. Ama anladim ki bundan sonra boyle olacak. En basit seylerde bile onun cani yaniyorsa sanirim benim dunyam duracak. En basit seylerde bile onun cani yaniyorsa sanirim benim boyle kalbim yanacak ve aklim sadece onun icin gerekenler yapmaya odaklanacak. Bir nevi elveda gamsiz hayat...

Olsun. Hic onemli degil. Deniz iyi olsun. Butun bebekler iyi olsun. Onlarla boyle de cok guzel hayat...


12 Ekim 2016 Çarşamba

Deniz 1 aylık oldu...





Deniz 1 aylık oldu.

Zaman uçuyor ve bu yeni anne çok yorgun olsa da kızının tek bir anını bile kaçırmamak için çabalıyor.

Geçtiğimiz bir ay hem çok kısaydı hem çok uzun. Hem bir anda geçti hem sanki deniz bugüne kadar hep bizimleymiş gibi uzundu. Çoğu gece uykusuz, çoğu gün yorgun geçti. Ama bunca şeye rağmen şu son bir ay çok güzel geçti.

Deniz 1 aylık oldu. 
Geçtiğimiz bir ayda en sevdiği şey tabi ki yemekti! Bazen günde 15-16 kere emdiği oldu. Ağladı emdi, huzursuzlandı emdi, güldü emdi. Velhasıl kelam canı ne zaman isterse emdi.

Benim sesimi tanımaya ve hatta hafiften beni takip etmeye, dolayısıyla kalbimi eritmeye de başladı. Biliyorum o yüzüme baktığında attığı gülücükler refleks ama işte insan seviniyor elde değil :)

Deniz 1 aylık oldu.
Göbeği düştü, banyo yapmaya başladı. Suyu sevdiğinin sinyallerini verdi bizi mutlu etti. 

Tam bir yaka çiçeği olarak anne göğsü baba koynu en sevdiği yerler olarak tarihe geçti. Yatağında uyusa da birimizden biri onu kucağına alır da orada uyumasına izin verirse denizden mutlusu yok tabi :)

8 günlük olduğundan beri yarımşar saatlik park gezilerine başladı. Slingi pek sevmedi, arabasına tam alışamadı ama oksijen alınca mutlu gibi.

Deniz 1 aylık oldu.
Geçtiğimiz bir ayda üstünün değiştirilmesini hiç sevmedi. Ne zaman üstünü değiştirecek olsak etinden et kopuyormuşcasına ağladı. 

Öte yandan altının açılmasına bayıldı. Ve her altının açılışını, altı açıkken çiş ya da kaka yaparak kutladı. Bir seferinde benim üstünü başını ve yeni yıkanmış halıları kaka yaparak reflekslerimizi geliştirmemiz gerektiği konusunda bizi eğitti. Dersimizi aldık! Şimdi alt değiştirmeler daha eğlenceli :)

Deniz 1 aylık oldu.
Evde kusmadığı çok az yer kaldı. Bizim kusmukla tanışmamış üst başımız ise kalmadı :) Ne yazık ki gaz sorunuyla tanıştı.o kıvrandıkça bizim karnımız ağrımaktan beter oldu. Bebek masajını sevdi, anne baba göğsüne yatarak rahatladı.

Anne baba kucağında pilates topunda sallanmak onu en sakinleştiren şey oldu. Ozan da ben de ninniler uydurmakta ustalaştık, yaratıcılığımıza böyle de bir katkısı oldu :)

Deniz 1 aylık oldu.
Gözlerimize bakmaya başladı. Şaşkın bakışlarıyla bizi güldürdü. Dudaklarını büzüşüyle çok şeyler anlatmaya başladı. 

Bu ay aldığı 850 gramın çoğunu yanaklarda biriktirerek bildiğiniz yanaklı bir bebiş oldu. Ha gıdıyı da unutmayalım çocuk gıdı için de baya çalıştı. Sağolsun bu sayede anne babaya öpecek geniş alanlar yarattı :)

Deniz 1aylık oldu.
Gülçin 1aylık anne, Ozan 1aylık baba oldu. 
Nasıl bakacağız, nasıl tutacağız derken elimizde döner oldu. Hatta bir elimiz deniz doluyken diğer elle yemek pişer, üst değiştirilir, ufak tefek işler halledilir oldu.
Evimizde hayat değişti. Haklıymışsınız, hayatımızın bu yeni hali zor ama bir o kadar da mis kokulu, güzel bir hayat oldu

Deniz 1 aylık oldu.
Deniz iyi ki doğdu.
Denizim iyi ki doğdu...

5 Ekim 2016 Çarşamba

Denizli günler... Yarı kırk

Cumartesi günü Deniz 20 günlük oldu. Yarı kırk. Nasıl geçti anlamadım bile. Biliyorum böyle boyle geçecek günler. O yüzden bazen çok yorulsam da her günün tadını çıkarmaya çalışıyorum. Ne zaman çok yoruldum desem, ardından ama Deniz bir daha hiç bu kadar küçük olmayacak diyorum ve Denizimi izliyorum. Öyle güzel ki onu izlemek...


Deniz doğmadan önce biliyorsunuz hamilelik hiç bitmesin çok kısa diyordum. Şimdi iyi ki bir hafta erken geldi, iyi ki bir hafta fazladan sevdik onu diye düşünüyorum çoğu zaman. Işte bunlar hep hormon! Arkadaş doğa ne garip bir şeymiş. Hormon ne garip bir şeymiş. Hakikaten garip.

Deniz'in doğduğu gun gonca Londra'ya geliyordu. Ve bana büyük bir sürpriz yaparak ürün de doğumun başladığını duyar duymaz bir bilet alıp yanımıza koştu. Ilk hafta beraberdik. Allah bana arkadaştan yana öyle bir kıyak geçmiş ki nasıl şükredeyim bilmiyorum. Bence lohusalığın en zoru ilk haftaydı. Bir anda elinize bir bebek geliyor. Ve siz onu incitmekten deli gibi korkuyorsunuz. Ama bakmanız da lazım ona. Allahım öyle karmaşık duygular ki. Işte o en zor haftada onların burada olması bana da ozana da çok iyi geldi. Güldük, eğlendik, hep birlikte denize baktık. Canım arkadaşlarım iyi ki varlar.

Ikinci ve üçüncü haftalarda Ozan Babalık izni dolayısıyla evdeydi. Onun da tadı bir başka oldu. Sanki şu geçtiğimiz iki haftada üçümüz yeni dünyamızı kurmaya başladık. Ozan ve Deniz, tam da tahmin ettiğim gibi çok iyi anlaşıyorlar. Deniz şimdiden Babasına bayılıyor. Zaten karnındayken de Babasına bayılırdı, ne zaman Ozan karnıma konuşsa hemen tekmelere başlardı. Anlıyorum denizi. Şu Dünya'da Ozan'ı sevmekten kolay ne var ki...

Evde iki kişi de olsan, 4 kişi de Deniz illa herkesi meşgul edebiliyor. Sanırım tabur getirsek eve yine de boş oturan olamaz. Çamaşırı, bulaşığı, yemeği, ortalık toplaması... Öyle çok iş var ki. Ama bizim evimizdeki öncelikli iş Deniz sevmek. Uykudan uyanıp, altı değişip, memeyi de emdikten sonra denize doyum olmuyor tabi bu saydığım işlemleri yapana kadar arada krizler yaşanıyor. E bebek, olacak o kadar!

Kendisi yayagaracılıkta bir dünya markası. Hele bir o meme vaktinde önünde olmasın. Hele o meme 5 dakika geciksin. Ay sanırsınız dünya yanmış. Arkadaş daha 1 aylık olmamış bir bebenin neresinden çıkıyor o ses bir anlasam. Ama çıkıyor vallahi. Biz de şansımızı zorlamıyoruz. Memeye meme. Peki al diyip kenara çekiliyoruz. 

O sesiyle bizi onurlandırdığı başka bir anda üst değiştirme. Yani mümkünse denizin üstünü değiştirme! Kendi iyiliğin için yani. Sevmiyor çocuk zorla mı? Çıplaklıktan ilgili bir takıntısı var sanıyorum. Onu da benden almıştır. Anneye çekmeyesice huylar listesindeydi Denizim o ama, peki sen öyle uygun gördüysem ne diyeyim. Denizin üstünü değiştirmek olabildiğince kaçınmak istediğimiz bir şey olsa da kaçırmamıyoruz tabi. Zira ya kusuyor, ya bezi sızdırıyor, ya üstü süt oluyor erken illa o üstünün değişmesi gerekiyor. O zaman başlasın eğlence :) 


Başlarda ben öyle canım istiyor diye de denizin üstünü değiştiriyordum. Ay farklı farklı giysin diyordum. Sonra mesela tutumumu ıslandı, içindeki body takım olsun diye hepten denizi soyuyordum. Terbiye etti beni sağolsun, şimdi hiç öyle estetik takıntılarım yok. Yani şimdi hiç demeyeyim de, azalttım estetik takıntımı diyeyim. Mümkünse kendisini kızdırmamaya çalışıyorum. Neme lazım. Ayrıca o da bir birey yani. Belki de o kıyafetleri giymek istemiyor. Ama üzgünüm denizcim ben de oynayacağım seninle, şimdi huyuna gidiyorum ama bir orta yol buluşczaz elbette. :)

Uyku düzenimiz tabi ki henüz yok. Öyle bir beklentim de yok zaten, daha çok küçük. Vücudum bir şekilde resmen denizi izliyor. Deniz uyumadan önce süper enerjik olsam bile deniz uyuduğunda gözlerim kapanıveriyor. Ben de olabildiğince dinlenmeye çalışıyorum. Vücudum ne diyorsa o. 

Gündüzleri daha rahat tabi ki. Ozanla beraber dizi izliyoruz, sohbet ediyoruz. Uzun emzirme seansları da, ufak krizler de atlatılıveriyor. Geceler daha zor olsa da onlar da ıdare ediliyor. Açıkçası kendimi ay ne var yiyecek uyuyacak diye hazırlamamıştım zaten. Gözünü seveyim zamanında anne bloğu okumanın. Dolayısıyla deniz de her bebek gibi ağlıyor, uyuyor, uyumuyor, emiyor, emmiyor. Ben de önümüze çıkan her şeyi bir bir atlatmaya çalışıyorum. Uzun vadeli planlarım yok günü kurtarıyorum :)


Her ne olursa olsun, bu günlere dönüp baktığımda zorluklarından çok denizin kokusunu hatırlayacağına eminim. Denizin gülüşünü bir de. Bir de o şaşkın bakışlarını. Dudak büzüşünü. Acıkınca memeye saldırışını. Uykudan uyanırken gerinisişini. Gece bazen uykusunda mırıldanıslarını. Sabahları bize attığı istem dışı gülücüklerini. Hiç farkında olmasa da Ozan'ı ve beni birdenbire gülümsetişini. Hatırlayacak öyle güzel şeyler var ki bu 20 güne dair, hepsini tek tek aklıma yazmaya çalışıyorum.

Küçük deniz 20 günlük. 20 güzel rengarenk gün. Hep böyle rengarenk yaşasın deniz. Ben onun renklerini takip etmeyi çok seviyorum.


Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails