30 Mart 2016 Çarşamba

Ben Harbiye Sahnesindeyken

Dans ettigim gunleri bazen cok ozluyorum.
Buna sasirmiyorum. Boyle olacagini biliyordum.
Aldigim karardan da asla pisman degilim.
Ben profosyonel dansci olmayi gercekten istemedigimi dusunuyorum son yillarda.
Isteseydim denerdim. Ben denememeyi sectim.
Yanlis da yapmadim. Kendimce hakli sebeplerim vardi,

O yuzden simdi o gunleri ozleyince uzulmuyorum.
Hatta seviniyorum bile.
Demek ki diyorum dans ederken cok mutluymusum. Cok mutlu olarak dansetmisim. Ne mutlu bana.
Oyleydim de.
Cok mutluydum. Cok severek dans ettim.
6 yasimdan 24 yasima kadar dansettigim bir tek gunde bile ne yapiyorum ben diye dusunmedim. Vucudumun her hucresiyle, her kasiyla mutluydum. Oyle sevdim. Oyle cok sevdim dansetmeyi.
Zaten sevmesem heralde gunde bazen 8 saat suren calismalara nasil katlanirdim?

Bazen diyorum ki Gulcin universite hayatinin cogunu o calismalarla gecirdin. Tatillere gitseydin, gezseydin, dolansaydin.
Bir an, bir an evet diye dusundugum oluyor. Sonra yok be diyorum. geziyoruz iste. O zaman dans etmeseydim simdi boyle mutlulukla andigim dans hatiralarim olur muydu?
Daha da onemlisi o zaman bunca doya doya dansetmis olmasaydim aklimda Ah neden danscilik icin daha fazla cabalamadim sorusu olmaz miydi?
Hah o yok iste ben de. 
Hayatta ki en buyuk mutluluk en azindan bu konuda keskesiz olmak benim icin.

Doya doya dans ettim.
O sahneye ciktigim her gun iyi ki bu sahnedeyim diye dusunerek dans ettim.
Yillarca kuliste karanlikta her bekledigimde heyecandan titredim. Sahneye ilk adimimi atarken her seferinde kalbim yerinden cikacak sandim. Sahnede alkislari her duydugumda mutluluktan yerimde duramadim.
Cok guzeldi, Cok guzel zamanlardi,

Simdi niye bunu yazdin diyeceksiniz.
Su videoyu yollamis bir arkadasim.
Benim hayatimdaki en guzel anilardan biri bu.

20 yasindayim ben burada.
Kardes Turkulerin acik havada konseri var.
O sene ilk defa konserde bazi parcalarda dans da olacak.
Dediler ki bana BGST danscilariyla sen de Harbiye sahnesine cikmak ister misin?
Istemez miyim?
Bayilirim.
Kosa kosa gelirim.
O yaz biz hep calistik.
Hatirliyorum cok ama cok sicak bir yazdi. Biz her gun o sicakta yilmadan saatlerce calistik. 
Konserdeki 3 parcaya dans yazildi.
Ben yazmadim danslari.
Ben sadece danscilardan biriydim.
Performer :)

Sonra hic unutmam, 21 Temmuz gunuydu.
Ben, Kardes Turkuler ve BGST danscilari ile Harbiye Acik Hava tiyatrosunda gosteriye ciktim.
Simdi bile o aksami dusununce icim bir pir pir ediyor.
Her gosterinin heyecani ayriydi.
Hepsi cok guzeldi.
Harbiye sahnesinde olmak da gercekten guzeldi. 

Simdi yillar sonra bu videoyu izlerken nasil mutlu oldum anlatamam.
Dansci olmadim ama iyi ki dans ettim ben su omru hayatimda.
Beni dansa baslatan anneme, babama, abime cok ama cok tesekkur ediyorum.
Belki de bilmeden bana hayatimin en guzel hediyesini verdiler.

Harbiye, istanbul, izmir daha bir suru baska sehir...
O sahnelerde olmak...
Oyle guzeldi ki anlatamam...

Neyse iste boyle Gulcin Harbiye sahnesindeyken... :)



23 Mart 2016 Çarşamba

Sut Kafasi

Saka maka, oyle boyle derken 13. hafta da geride kaldi.
Zaman ucuyor ve ben surekli hamilelik biraz daha uzun mu olsaymis acaba diye dusunuyorum :)
Eminim 8. ayda falan bu dusuncelerden eser kalmayacak ama olsun simdi boyle.

Su 13 haftada hayatimda ne degisti derseniz oncelikle surekli bir "sut kafasi" ile dolasiyorum.
Ben ki sutu hic sevmeyen insan!
Ben  ki cocuklugu boyunca sutten kacmis insan simdi gunde bardaklarca sut icince kafa bi dunya.

Gebeler mumkunse fazla kahve icmesinler olabildigince sut icsinler.
Gebeler mumkunse fazla cay icmesinler olabildigince sut icsinler.
Gebeler mumkunse fazla bitki cayi icmesinler olabildigince sut icsinler.
Ay o gebeler acaba o kadar sutu nasil icsinler!

Yalniz su hamilelik surecinde anladik ki ben keyfimden sut icmeyecegim demiyormusum.
Meger benim laktoz intoleransim varmis.
Baya havali ha :))
Hamileligimi ilk farkettigimiz gunler benim icin en en en zoru idi. 
Zaten sok olmusum, zaten bir yandan annemin durumu var, zaten ne yapacagimi sasrirmisim. Bir de ustune sut de sut.
Tamam iciyorum ama benim gobek bir sisti ki sormayin.
Biz ozanla dedik ki bu cocuk kesin 4 aylik falan biz anlamadik :)

Sonra bir gun markette gordugumuz laktozsuz sutle bizim bebek normal zamanlamasina dondu, karnim da indi.
Meger laktozdanmis butun o sancilar, rahatsizliklar.
Buradan laktozsuz sutu icat eden bilim insaninin ellerinde opuyorum.
Vallahi Allah razi olsun!

Neyse sonra sutu daha rahat icmeye basaldim ama iste "sut kafasindan" muzdaribim.
Hic oyle sarap kafasina, raki kafasina falan benzemiyor anacim.
Surekli bir uyku hali!
Surekli bir gozlerde kayiklik.
Surekli bir kafayi toparlayamama durumu.
E ama bu Gulcin de calisacak.
Bu Gulcin de projeler bitirecek.
Nasil olacak bu sut kafasiyla bunlar ben de bilmiyorum :)

Velhasil kelam hamilelikte neyden muzdaripsin derseniz sutten muzdaribim ben!
Cok hakliymisim bunca yil icmemekte ama Allah yoklugunu da gostermesin.
Yillarca tel takip duzelttirdigim dislerimin gelecegi sute bagliymis.
Iciyorum napayim :)

Neyse lafi uzattim ben bir bardak sut koyayaim da isime bakayim.
Hamileler mumkunse fazla kahve icmesin de olabildigince sut icsin diyen doktorlarimizi hamilelerin projelerine yardim etmeye cagiriyorum.
E oyle karsidan akil vermesi kolay.
O zaman projelere de bir el ativersinler bence:)
Nasil hora gecer anlatamam hakikaten bir el ativerseler :)

21 Mart 2016 Pazartesi

Ne garip zamanlar bunlar. Ne kadar da zor zamanlar.

Haftasonu arkadaslarimiz vardi.
Hollandadan bizi ziyarete geldiler.
Cumartesi sabahi hepbirlikte kahvalti ediyorduk patlamayi duydugumuzda. 

Ne garip zamanlar bunlar.
Ne kadar da zor zamanlar.

Diyorlar ki sizin tuzunuz kuru, yurt disindasiniz.
Hadi ya.
Gercekten tuzumuz kuru mu?
Sevdiklerimizin cogu Turkiyedeyken tuzumuz kuru mu?
Korku, sadece kendi canindan endise etmek mi?
Yoksa duydugun her haberde sevdigin insanlai bir bir aklindan gecirmek de yeterince buyuk bir korku degil mi?
Tabi ki Turkiyede olmak su an cok cok zor.
Ama iste burada olmak da kolay degil ki...
Hangimiz bulundugumuz yere sigabiliyoruz :(

Aslinda ben boyle denildiginde kirilmiyorum, uzulmuyorum.
Anlayisla karsiliyorum bunlari soyleyenleri.
Cunku herkes cok korkuyor su anda.
Herkes cok endiseli.
Ve herkes ne yapacagini sasirmis durumda.
Bunca telasin icinde biz yurt disindakilere de boyle soylenmis, e ne yapayim?
Soylensin yani.
Bunca derdin icinde bir de bunu mu dusunelim.

Ne garip zamanlar bunlar.
Ne kadar da zor zamanlar.

Dahil oldugum butun whatsup guruplarinda kullanilan bir cumle var artik: "Kendinize dikkat edin"
Buyuk, kucuk, genc, yasli herkes birbirine bunu soyluyor.
Bir de bu sabah bir arkadasim "ofise varabilen herkesi sarilip opmek istiyorum" demis. 
Sanki herseyi iste bu cumleler ozetliyor.
Iste herkes bu kadar korku ve endise icinde yasiyor su an.
Cok zor.

Bir yandan bazilari gunluk hayatiniza devam edin diyor. Korkmayin diyor. Sokaga cikin diyor.
Biz de biliyoruz heralde terorun birinci amacinin korku salmak oldugunu. Biz de biliyoruz, hayatimizi ne kadar normal tutabilirsek o kadar guclu kalacagimizi. 
Biliyoruz da size guvenemiyoruz.
Ne zaman bunu soyleyenleri duysam "Siz onden buyrun" demek istiyorum.
"Cikin bakalim o zirhli araclarinizdan, siyrilin yuzlerce korumanizin arasindan.
Hayatimizda ilk defa, bu sefer takip edecegiz sizi. Siz onden buyrun."

Ve alismayacagiz bilin.
Ne yaparsaniz yapin, ne soylerseniz soyleyin bu sacmaligi normallestiremeyeceksiniz, bunu bilin.

Dilerim bu son olsun.
Butun o ailelerin sabir yanibasinda olsun.

Ne garip zamanlar bunlar.
Ne kadar da zor zamanlar.

18 Mart 2016 Cuma

Ya sabir!

Toplumca psikolojik tedavi gormemiz gerektigini dusunenler var.  Katiliyorum.
A'dan Z'ye hepimizin ciddi sorunlar yasadigimiz kesin.
Kolay degil ama yasadiklarimiz. Hele Turkiye'de yasayanlar icin farkli bir zorluk da var. Resmen can tehlikesi yasaniyor. Bu zor hem de cok zor.

O yuzden, evet. Mumkunse bize bir tedavi uygulasinlar. Uygulasinlar ki su sacma sapan gundemin uzerimizde yarattigi tahribatla basa cikabilelim. 
Herkes mutsuz, herkes umudunu yitirmek uzere. Ama kim suclayabilir ki bizi boyle hissettigimiz icin.

Su su siralar benim de kendi hayatimda yasadigim hassasiyetler var, malum.
Bana gundemden uzak kal diyor herkes. Haklilar biliyorum.
Ama elimden gelen bir sey yok. Iyi seyler okuyayim diye cabaliyorum. Cabaliyorum da memlekette iyi bir sey olmuyorsa ben ne yapayim?

Olmuyor. Canina yandigimin ulkesinde iyi hicbir sey olmuyor. Hatta gun be gun yasanan olaylar bizi daha da sasirtiyor.
Oyunlarda level atlanir ya. Halimiz oyle. Masallah yonetenlerimiz her gun sacmalikta level atliyor. 

Akademisyenler tutuklaniyor. Yetmiyor yabanci akademisyenler sinirdisi ediliyor.
Tutuklananlar oyleymis, bouleymis, sunu demisler, bunu yapmislar. Bir suru yalan haber dolasiyor ortalikta. Haberlerin cogunu sabah yapmis diyeyim gerisini siz dusunun.

Elimde degil, gundemden uzak kalamiyorum.
Sadece kendimi bir insandan ve onunla ilgili her seyden uzak tutmaya calisiyorum.
Hangi insan siz tahmin edersiniz.
Bir bilmecem var arkadaslar.
Haydi sor sor!
Hani her firsatta biz azarlar.
Acaba kimdir kimdir?
Fitrat, hirsizlik diyince akla.
Tamam simdi buldum!
Hemen onun adi gelir. 
Bildiniz eminim.

Hah iste o!
Itiraf ediyorum, bu donemde kendime bir kiyak cektim. Kendisini dinlemiyorum. Izlemiyorum. Okumuyorum.
Bari kendimi ondan uzak tutayim dedim, iyi yaptim bence.

Amma velakin izleri her yerde. Duydum ki hepimizi potansiyel terorist ilan etmis. Elinde silah olmasi degil. Konumunu, kalemini bize karsi kullanmasi yeter demis.
Dun Goncam dedi ki ya olmaz ya, cimlere bassak kendini suclu hisseden insalariz bizlere bile terorist diyor, insaf.
Hislerimi daha iyi anlatan bir cumle olamaz.
Aman dikkat edin de yazdiklarim size zarar vermesin!
Ne de olsa bir taraftan degil!

Allahim sen sabir ver bize yarabim.
Amin.

16 Mart 2016 Çarşamba

Bebegime mektuplar...

Canim bebegim,

Bugun seni ikinci kez gorduk. Miniciksin. Ellerin micik. Ayaklarin minicik. Ama o minicik halinle, bizim seni her gordugumuzde yasadigimiz heyecan, sevinc kocaman.

Seni ilk gordugumuz gunu hatirladim. Izmirdeydik. Guzel, gunesli bir gundu. Seninle o guzel gunesli Izmir gunlerinin tadini cikaracagimiz zamanlar da gelecek. Ben seni gorecegiz diye biraz ozenmistim o gun, saclarima fon bile cektirmistim. Arada boyle suslu oluyorum bebegim ama merak etme her zaman degil. 

Sonra doktora gittik. Ahmet Bey. Konustuk konustuk. Ahmet Bey, "hadi gorelim su bebegi" dediginde ben "ya aslinda emin de degilim, yanilmis olabilir miyiz acaba" diyordum. Halbuki ultrason aleti karnima deger degmez sen karsimiza cikmistin bile. Oradaydin. Oradaydin.

Onceden soyleyenler haklilarmis. Insanin gozleri doluyormus.
Seni ilk gordugumuz ani tarif edemiyorum.
Ama seni ilk gordugumuz andan beri haytimizin bir parcasi oldun, biliyorum. 
O gunden bize kalan fotografini sanirim hayatimiz boyunca saklayacagim.
Minicigim...

Simdi bu ikinci karsilasmamizdi. Buyumussun annecim. Inan olsun iki haftada buyumussun....

Dun seni yeniden gordukten ve sana biraz daha, biraz daha baglandiktan sonra eve yururken dusundum.
Keske daha guzel bir dunyaya dogabisleydin bebegim.
Keske seni huzurlu, baris dolu, mutllu bir dunyaya getiriyor olsaydik.
Cabalamadik sanma. Inan cok cabaladik. Ama bu kadar becerebildik.
Vazgectik de sanma. Elbet senin icin de, senin gibi milyonlarca cocuk icin de cabalamaya devam edecegiz. 
Sen de inandigin seyler hemen gerceklesmeyince umutsuzluga kapilma annecim. Kalbindeki iyiligi ayakta tut.
Kotuluge teslim olma.
Iyi ol.
Vicdanli ol.
Insanlarin acilariyla mutlu olma, olabildigince herkesin acisina melhem ol.

Inan bana senin icin en buyuk dilegim mutlu olman.
Ama bir de vicdanli.

Diyorlar ki ama boyle yetisirse bu cocuklar ileride cok uzulecekler, cok kirilacaklar.
Kirilmazsiniz annecim korkma.
Cunku iyi olursan bir gun elbet senin gibi iyilikle yetistirilmis kardeslerinle yolun kesisecek, ellerin tutusacak.
Kotu olursan etrafinda onlarca insan olsa bile sonun hep yalnizlik olacak.
Iyi ol annecim.
Sen hep iyi ol.

Ben sana baska mektuplar yazarken dunya da daha iyi bir yer olur belki.
O zaman daha guzel seylerden bahsederim sana.
Denizleri, bulutlari, gelen bahari konusuruz beraber.

Bahar demisken bir dahaki baharda simdi icimdeki o minicikk ellerin avuclarimizda olacak.
Insallah. Insallah. 
Sabirla ve sabirsizlikla bekliyorum canim bebegim.
O minicik ellerinden operim...

14 Mart 2016 Pazartesi

Hayali makam

Bua aralar kendimi surekli ayni seyi hayal ederken buluyorum.
Boyle herseyin ustunde bir makam varmis, ama isleyen bir makam ve biz o makama gidip sikayetlerimizi dile getirebiliyormusuz.
Evet, normal sartlarda bu makan hukumet olmali, o olmadi mi meclis, o da olmadi mi cumhurbaskanligi.
Ben bizim sartlarimizda bunlarin hicbir sekilde islemedigini bildigimden iste kendimi surekli bunu hayal ederken huluyorum. 

O makamdaki insanlarin akli basindaymis.
Vicdanlilarmis.
Dediklerimizi dinliyorlarmis.
Ve hatta dediklerimizi anliyorlarmis.
Cevap veriyorlarmis bize.
Ilgiyle bakiyorlarmis...

Hayalimde onlara sadece diyorum ki...
Biz sadece insanlar olmesin istiyoruz.
Bunun geregi neyse lutfen yapin.

Bu kadar.
Iki cumle.
Sadece insanlar olmesin.
Kim olduklarinin hicbir onemi yok.
Hangi soydan sopdan geldiklerini, neye inandiklarini, hangi partiyi destelediklerinin hicbir onemi yok.
Sadece insanlar olmesin.

Caresizlik neymis biliyor musunuz?
Bunu soyleyecek hicbir makamin olmamasi ve bunu hayal etmek zorunda kalmakmis.
Caresizlik,  dogrulari soyledigini bildigin halde kimsenin bunu duymamasiymis.
Caresizlik, bogazin yirtilana kadar yeter diye bagiriyorken, birilerinin hala hala hala temcid pilavi gibi ayni hikayeleri tekrarliyor olmasiymis.

Kabul ettim: Bulundugumuz kosullar altinda caresisiz.
Cunku yazilmis senaryolarin zavalli figuranlariyiz sadece.
Yaziklari hangi pislik senaryonun kurbani olacagimizi bilmeden bu hayata tutunmaya calisiyoruz.

Ben de istiyorum umutlu kalayim, ama bazen olmuyor.
Televizyona cikan her donuk suratli kravatli adami gordugumde biraz daha uzaklasiyorum umutlarimdan.
Artik duymuyorum soylediklerini.
Duysam ne olacak ki.
Kesin, "bu milletimize karsi..." diye baslayan ayni cumlelerini bas bas bagiriyorlardir.
Kesin "ulkemizin bolunmez butunlugu..." diye baslayan ayni ayni cumleleri bir milyonuncu kez kuruyorlardir.
Duysam ne olacak ki onlari.

Onlari duymuyorum ben.
Bu aralar hic durmadan o aklimdaki hayali makamla konusuyorum.
Sanki anliyor onlar beni.

"Biz sadece insanlar olmesin istiyoruz. Bunun geregi neyse lutfen yapin." diyorum onlara.
Gozleri o kravatli adamlar gibi donuk degil.
Onlarin da icindeki aciyi goruyorum.
Bana yapacaklarini anlatiyorlar. 
Gercekten ise yarayacak bir sey yapacaklar diye umutlaniyorum.

Keske yapsalar.
Biz sadece insanlar olmesin istiyoruz.
Bunun geregi neyse lutfen yapin.
Sadece bunu istiyorum... 

11 Mart 2016 Cuma

Bugun yine Oxfordtayiz...

Bugun yine Oxfordtayiz. Ozanlarin kolejde bir yemek var ona katilacagiz. Boyle durumlarda ben gunduz Ozan'in ofisinden calisiyorum. Cunku yemekler biraz resmi. Tam 7de basliyor. Gec kalmak yok.
Gelip buradan calisinca rahat oluyor. Iste yemege gelince aklima geldi.
Bundan tam 4 sene once biz Oxford'a ilk geldigimizde ilk kez katilmistim boyle bir yemege ve oturup bu ilginc deneyimi yazmistim. Yazmisim da kendime yazmisim buraya eklememisim :)

O zaman gec olsun guc olmasin simdi ekleyeyim :)


Aylardan Mayisti ve biz Oxfordtaydik...

bu sicakta ceket mi giyeceksin?
ceket giymek zorunlu.
bir de kravat mi takacaksin?
o da zorunlu.
baska bilmem gereken bir sey var mi?
var da ben de hepsini bilmiyorum. sen en iyisi herkes ne yaparsa onu yap, en kolayi bu :)

demisti Ozan ve surada cok kisaca bahsettigim o yuksek masa yemeklerinden birine katilmak icin cikmistik yola... 
ne diyeyim oyle degisik seyler var ki burada...

Kolej bahcesine bir geldik ki, iki dirhem bir cekirdek giyinmis onlarca insan...
Bir kismi, ki onlar kolej mensuplariymis, cuppelerini de giymisler.
Megerse kolej mensuplari icin yemeklerde cuppe giymek zorunluymus, bu bir kural.
zaten oxford'ta yollarda da boyle cuppelerle dolasn insanlara rastlamak mumkun.

kaynak: dailymail.uk

Normalde kurallar dahilinde sadece seniorlarin yani kidemlilerin girebildigi odalar da bu yemege katilacaklara ozel olarak bize de acik.
Bildigin oda iste ama yok illa bir hiyerarsi olacak, kurallar koyulacak ya normalde oraya girmek yasak :)
Daha once birbirini taniyan, tanimayan pek cok insan yemek oncesinde sohbet ediyor. 
Genelde erkeklerin elinde viski, kadinlarin elinde sarap bardaklari var.
Ortam neseli.
Ben de etrafimdakilerle guzel bir sohbetin icindeyken tum o sesler bir anda kesiliyor
GONG!!!!

Birbirine karismis insan toplulugu bu gelen gong sesi ile bir duzene geciveriyor kendisiliginden.
Bardaklar birakiliyor.
Erkekler kiravatlarini, kadinlar ustlerini baslarini duzeltiyor. 
Merdivenlerden yavas yavas inmeye basliyoruz.
Soylememe gerek yok heralde, ben sadece herkes ne yaparsa onu yapiyorum :)

En kidemli cuppelinin onderliginde yavasca suzuluyoruz salona.
Herkesin nereye oturacagini gosteren isim kartlari yerlestirilmis masalara.
Yerini bulan sandalyesinin basinda ayakta bekliyor.
Ve en kidemli cuppeli kisi masanin ortasinda ayakta bizlere bakiyor.
Ben neyi bekliyoruz acaba diye dusunurken yine bir ses duyuluyor salonda

BENEDICTUS
BENEDICTAT 
elindeki tokmagi masaya vuruyor
TOK!!!
Latince bir duaymis.
Verilen nimetler icin sukrediyorlar yemege baslamadan once. 

Tokmak sesinden sonra oturuyor herkes yerine.
Yanina denk dusen kisi konuskan degilse yandin!
Cunku oyle yer degistirmek falan tabi ki yok
Kurallar demis miydim?


Neyse ki biz sansliyiz.
Etrafimizdaki Alman, Polonyali, Ingiliz ve Italyanlarla gercekten eglenceli bir sohbetin icindeyiz.
Bu sirada onumuzdeki sarap kadehleri bosaldikca teklifsizce doluyor
Bazen ne oldugunu anlamadigim ama lezzetli yemekler gidip geliyor. 
Tam o kadar da cok kural yokmus canim iste guzel guzel yiyoruz yemegimizi diye dusunurken ben yine tokmagin sesi yankilaniyor salonda.
TOK!!
ve ardindan yine anlamadigim ama soyle sozler soyleniyor
BENEDICTO
BENEDICATUR
Bu kez de yedikleri icin sukreiyorlarmis

Haydi yeniden herkes ayaga :)
Yemegin bitmediyse senin problemin.
En kidemli cuppeli amcanin yemegi bittiyse ve tokmak vurulduysa yemek bitiyor.
Zaten tokmak da tatlilarin ustune uzun bir sohbetten sonra caliyor simdi haksizlik etmeyeyim.
Ama ben yine de gulmemek icin zor duruyorum
Harry Potter fimleri gibi demis miydim :)

En kidemli cuppeli amca tum heybetiyle cuppesini savurarak ayriliyor yemekhaneden. 
Biz de onu takip ediyoruz.
O en kidemli amca yemek salonundan cikmadan, yuruyup gidemiyormussun da.
Evet cok fazla kural varmis gibi geliyor boyle anlatinca ama bu seramonik hal benim hosuma gidiyor :)
Bir de yemekler gercekten guzel :)

Ama benim aklim baska bir seyde.
E Ozan diyorum hani peynir de yiyecektik?
Sen bana guzel peynirler var dememis miydin?
Simdi oraya gidiyoruz diyor Ozan.
Meger daha bitmemis :)



Hep birlikte bir ust kata cikiyoruz.
Burada bizim icin yeni bir masa hazirlamislar.
Bu odada yemek sonrasinda peynir yenilip, sarap iciliyormus.
Bana zaten peynir demeyin, bayiliyorum!

Buradaki kural ne diye usulca soruyorum Ozan'a
Daha once yemekte yaninda oturdugun insanlarin bir daha yanina oturamiyormussun.
Bu peynir kisminda yeni insanlarla kaynasman, yeni insanlarla sohbet etmen bekleniyor.
Ben zaten sohbet etmeyi severim :)

Bir de...
Sagindan gelen sarap ve peyniri, yiyecegin kadarini aldiktan sonra mutlaka solundaki kisiye vermen gerekiyor ki herkes sarap ve peynire ulasabilsin.
Guzel!
Ama daha guzel olan bir sey var ki peynirler.
Beni biraksalar kimseyle sohbet etmeden oeynir yiyecegim ama olmuyor tabi.
Biraz sohbet, cokca peynir bu kismi da bitiriyoruz.
Ve yine en kidemli amca masadan kalkinca biz de arkasina takiliyoruz.
Peynirim bitmeseydi kalkmazdim diyordum Ozan'a.
zaten kalkmayabilirmisim artik :)
Iyi bari sonraki yemeklerde de doya doya peynirimi yiyebilirim :)

Gecenin sonrasi yine o kidemliler odasinda yapilan sohbetler.
Ellerde kadehler, ortalarda dolasan cikolatalar.
Seviyorum ben bu yemegi.
Zaten ben seramoni severim demistim degil mi :)

***********

O yemegin ustunden 4 seneye yakin zaman gecti.
O zamanlar buraya tasinacagimizi dusunmuyorduk ama hayat bizi buraya getirdi. hatta Ozan'i da o cuppelilerden biri yapti :)
Ne yalan soyleyeyim benim Ingiltere gunlerindeki en buyuk eglencelerimden biri yine bu yemekler oldu.
Dedigim gibi bu aksam yine bir yemek var.
Degisiklik olacak, iyi olacak.
Bir yandan da yine eminim komik olacak :)
Yok ne yapsam hala bu seramonik hale gulmeden edemiyorum.
Ama bir yandan da hala bu seramonik hali cok seviyorum. 

Ne diyeyim.
Hep gulecegimiz, sevecegimiz seyler ciksin karsimiza :)
Iyi haftasonlari efendim :)


PS: Yemekler sirasinda fotograf cekmek yasak, o yuzden bu yazi az fotografli ve bir kismi fotograflarin benim degil :)

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails