5 Ekim 2016 Çarşamba

Denizli günler... Yarı kırk

Cumartesi günü Deniz 20 günlük oldu. Yarı kırk. Nasıl geçti anlamadım bile. Biliyorum böyle boyle geçecek günler. O yüzden bazen çok yorulsam da her günün tadını çıkarmaya çalışıyorum. Ne zaman çok yoruldum desem, ardından ama Deniz bir daha hiç bu kadar küçük olmayacak diyorum ve Denizimi izliyorum. Öyle güzel ki onu izlemek...


Deniz doğmadan önce biliyorsunuz hamilelik hiç bitmesin çok kısa diyordum. Şimdi iyi ki bir hafta erken geldi, iyi ki bir hafta fazladan sevdik onu diye düşünüyorum çoğu zaman. Işte bunlar hep hormon! Arkadaş doğa ne garip bir şeymiş. Hormon ne garip bir şeymiş. Hakikaten garip.

Deniz'in doğduğu gun gonca Londra'ya geliyordu. Ve bana büyük bir sürpriz yaparak ürün de doğumun başladığını duyar duymaz bir bilet alıp yanımıza koştu. Ilk hafta beraberdik. Allah bana arkadaştan yana öyle bir kıyak geçmiş ki nasıl şükredeyim bilmiyorum. Bence lohusalığın en zoru ilk haftaydı. Bir anda elinize bir bebek geliyor. Ve siz onu incitmekten deli gibi korkuyorsunuz. Ama bakmanız da lazım ona. Allahım öyle karmaşık duygular ki. Işte o en zor haftada onların burada olması bana da ozana da çok iyi geldi. Güldük, eğlendik, hep birlikte denize baktık. Canım arkadaşlarım iyi ki varlar.

Ikinci ve üçüncü haftalarda Ozan Babalık izni dolayısıyla evdeydi. Onun da tadı bir başka oldu. Sanki şu geçtiğimiz iki haftada üçümüz yeni dünyamızı kurmaya başladık. Ozan ve Deniz, tam da tahmin ettiğim gibi çok iyi anlaşıyorlar. Deniz şimdiden Babasına bayılıyor. Zaten karnındayken de Babasına bayılırdı, ne zaman Ozan karnıma konuşsa hemen tekmelere başlardı. Anlıyorum denizi. Şu Dünya'da Ozan'ı sevmekten kolay ne var ki...

Evde iki kişi de olsan, 4 kişi de Deniz illa herkesi meşgul edebiliyor. Sanırım tabur getirsek eve yine de boş oturan olamaz. Çamaşırı, bulaşığı, yemeği, ortalık toplaması... Öyle çok iş var ki. Ama bizim evimizdeki öncelikli iş Deniz sevmek. Uykudan uyanıp, altı değişip, memeyi de emdikten sonra denize doyum olmuyor tabi bu saydığım işlemleri yapana kadar arada krizler yaşanıyor. E bebek, olacak o kadar!

Kendisi yayagaracılıkta bir dünya markası. Hele bir o meme vaktinde önünde olmasın. Hele o meme 5 dakika geciksin. Ay sanırsınız dünya yanmış. Arkadaş daha 1 aylık olmamış bir bebenin neresinden çıkıyor o ses bir anlasam. Ama çıkıyor vallahi. Biz de şansımızı zorlamıyoruz. Memeye meme. Peki al diyip kenara çekiliyoruz. 

O sesiyle bizi onurlandırdığı başka bir anda üst değiştirme. Yani mümkünse denizin üstünü değiştirme! Kendi iyiliğin için yani. Sevmiyor çocuk zorla mı? Çıplaklıktan ilgili bir takıntısı var sanıyorum. Onu da benden almıştır. Anneye çekmeyesice huylar listesindeydi Denizim o ama, peki sen öyle uygun gördüysem ne diyeyim. Denizin üstünü değiştirmek olabildiğince kaçınmak istediğimiz bir şey olsa da kaçırmamıyoruz tabi. Zira ya kusuyor, ya bezi sızdırıyor, ya üstü süt oluyor erken illa o üstünün değişmesi gerekiyor. O zaman başlasın eğlence :) 


Başlarda ben öyle canım istiyor diye de denizin üstünü değiştiriyordum. Ay farklı farklı giysin diyordum. Sonra mesela tutumumu ıslandı, içindeki body takım olsun diye hepten denizi soyuyordum. Terbiye etti beni sağolsun, şimdi hiç öyle estetik takıntılarım yok. Yani şimdi hiç demeyeyim de, azalttım estetik takıntımı diyeyim. Mümkünse kendisini kızdırmamaya çalışıyorum. Neme lazım. Ayrıca o da bir birey yani. Belki de o kıyafetleri giymek istemiyor. Ama üzgünüm denizcim ben de oynayacağım seninle, şimdi huyuna gidiyorum ama bir orta yol buluşczaz elbette. :)

Uyku düzenimiz tabi ki henüz yok. Öyle bir beklentim de yok zaten, daha çok küçük. Vücudum bir şekilde resmen denizi izliyor. Deniz uyumadan önce süper enerjik olsam bile deniz uyuduğunda gözlerim kapanıveriyor. Ben de olabildiğince dinlenmeye çalışıyorum. Vücudum ne diyorsa o. 

Gündüzleri daha rahat tabi ki. Ozanla beraber dizi izliyoruz, sohbet ediyoruz. Uzun emzirme seansları da, ufak krizler de atlatılıveriyor. Geceler daha zor olsa da onlar da ıdare ediliyor. Açıkçası kendimi ay ne var yiyecek uyuyacak diye hazırlamamıştım zaten. Gözünü seveyim zamanında anne bloğu okumanın. Dolayısıyla deniz de her bebek gibi ağlıyor, uyuyor, uyumuyor, emiyor, emmiyor. Ben de önümüze çıkan her şeyi bir bir atlatmaya çalışıyorum. Uzun vadeli planlarım yok günü kurtarıyorum :)


Her ne olursa olsun, bu günlere dönüp baktığımda zorluklarından çok denizin kokusunu hatırlayacağına eminim. Denizin gülüşünü bir de. Bir de o şaşkın bakışlarını. Dudak büzüşünü. Acıkınca memeye saldırışını. Uykudan uyanırken gerinisişini. Gece bazen uykusunda mırıldanıslarını. Sabahları bize attığı istem dışı gülücüklerini. Hiç farkında olmasa da Ozan'ı ve beni birdenbire gülümsetişini. Hatırlayacak öyle güzel şeyler var ki bu 20 güne dair, hepsini tek tek aklıma yazmaya çalışıyorum.

Küçük deniz 20 günlük. 20 güzel rengarenk gün. Hep böyle rengarenk yaşasın deniz. Ben onun renklerini takip etmeyi çok seviyorum.


8 yorum:

  1. Adı gibi uçsuz bucaksız,adı gibi huzurlu bir ömrü olsun..Bazen dalgalı,bazen durgun ama hep ışıl ışıl olsun..Sağlıkla büyüsün inşallah, sevgiler..

    YanıtlaSil
  2. İsmiyle müsemma Deniz hanım. Kokusu buraya kadar geldi.

    YanıtlaSil
  3. İsmiyle müsemma Deniz hanım. Kokusu buraya kadar geldi.

    YanıtlaSil
  4. Ne güzel anlatmış annesi ilk 20 günü:) böle hayat dolu oldukça tüm yaşam keyifli geçer, küçüklerin de kattığı binbir tatlı heyecanlarla...

    YanıtlaSil
  5. Ne güzel anlatmış annesi ilk 20 günü:) böle hayat dolu oldukça tüm yaşam keyifli geçer, küçüklerin de kattığı binbir tatlı heyecanlarla...

    YanıtlaSil
  6. Maşallah çok sevindim sağlıkla kavuşmanıza. Tadını çıkarın, kokusunu deriiince çekin içinze :)

    YanıtlaSil
  7. Şahane anlatmışsın taze anneliği...
    O sana, sen ona alışacaksın...
    Orta yolu bulacağınıza eminim :))))

    YanıtlaSil
  8. Oy çok tatlı kuzuuu, nice 20'lere, 20'li 50'li yaşlarını görmeye inşallah! Rengarenk olsun tüm yaşamı :)

    YanıtlaSil

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails