30 Kasım 2015 Pazartesi

Peki ya biz 30 yasini gecmis, kapitalist duzenin insanlari nasil bilecegiz...?

Bir zamandir diyorum ki ben psikoloji okusaymisim iyi olur muymus acaba? Sorun su ki bunu dusunurken bile acaba var kafamda. Acaba iyi olur muydu? Benim sorunum bu iste. Kesin ve net olarak ne yapmak istedigimi bilmiyorum. Neler yapmak isteMEdigimi biliyorum. Ama yani dunyada milyonlarca sey varken yapmak istedigini bilmek onemli. Yoksa 1000 seyden 200 tanesini yapmak istemedigini biliyor oluyorsun mesela. Peki de o 800den hangileri yapmak istediklerin? 800 seyi deneyecek kadar uzun yasamiyoruz ki.

Ben mesela kucuken sunucu olmayi isterdim. Okuma bayramimizda beni sunucu yapmislardi. Hem de okuma bayrami baslamadan 10 dakika once. Annem ay mudur bey yapamaz Gulcin, heyecanlanmasin cocuk uzulmesin sonra demis. Yok demisler denesin ne olacak. Benim o gunden bir fotograflarimda agzim hep kulaklarimda. Zor indirmisler sahneden beni :) Iste o gunden sonra hep sunucu olayim ben diye dusundum. Okuldaki etkinliklerde hep sunuculuga aday olurdum. Oyle sunuculuklar yapa yapa o hevesim bitti.

Sonra kucukken haber spikeri olmayi isterdim. Hatta simdi bile geriye donup bakinca keske istedigim seyin pesinde kossaydim diye dusunurum zaman zaman. Bu konuda hicbir deneyimin olmadi ama fikir hosuma gidiyor. Simdi sapkami onume koyunca, o yolda ilerlemis olsaydim yandas medyada yer almayacagimdan, muhtemelen issiz kalmis olurdum diye dusunuyorum. Ya da dilimin kemigi asla olmadigindan tutuklanmis bile olabilirdim. Ama iste icimde hep bir keske haber sipikeri olsaydim hissi...

Baska ne olmak istedim ben acaba diye dusunurken dansci olmak istedim dedim kendi kendime. Ama sonra dusundum de yok. Onu isteseydim olabilirdim. O yuzden bence ben hic gercekten profosyonel anlamda dansci olmayi istemedim. 

Dans etmeye bayildim. 6 yasindan 24 yasina kadar 18 sene dans ederken bir gun bile ne yapiyorum ben diye dusunmedim. Boyle vucudumun her hucresiyle isteyerek, severek dans ettim. Yoksa insan nasil haftada bes gun 4-8 saat calisma yapabilir ki. Sevilmeden yapilir mi bu? Ama is profosyonellige gelince durdum. Kendimi dinledim. Ve hayir dedim. 

Simdi o zaman aklima gelen seyleri dusunuyorum. Belli bir yasa kadar dans edebilecegimi dusunmustum. Dizimdeki sakatlikla, ya daha ciddi bir sey olursa diye dusunmustum. Belki de risk almak istememistim.

Ama yok. Aslinda dusununce anliyorum; ben dans'i bir meslek olarak icra etmek istememistim. Nokta. Dans etmeyi, sahnede olmayi, o alkislari duymayi hala cok ama cok ozluyorum. Ama keske dansci olsaydim diye bir dusunce icimde kalmadi. Cunku doya doya dans ettim. Doya doya! 

Iste su an icimdeki haber sipikerligine olan istekle, dansciliga olan istegi karsilastirinca sunu farkettim. Haklilar...
            Insan denedigi seylerden degil, denemedigi seylerden pisman oluyor.  
      Insan deneyimledigi seyleri gercekten omru boyunca yapmak isteyip istemedigine karar verebiliyor.

Yapmak istediklerimizin pesinde kosmak sadece onlari basarmak icin gerekli degil. Bilakis onlari yapmaya devam etmek isteyip istemeyecegimizi anlamak icin gerekli.

Hayata ne yapamak isteyecegimizi bulmak icin gerekli. 

Omrumuzun 3te 2sini sectigimiz meslekle gecirdigimizi dusunursek bu egitimde okumayi- yazmayi ogrenmek kadar gerekli bir ihtiyac degil mi peki? Ve hatta hayatta arkadas edinmek, sosyalesmek kadar temel bir gereksinim degil mi?

Bence oyle.
Yoksa calisanlarin cogu ben bu isi yapmak istemiyorum demezdi.  

Peki nasil basaracagiz bunu?

Belki modern anne babalarin cocuklarini kurslardan kurslara goturmesi oyle ay aman denilecek bir sey degil. Belki de bizim yasadigimiz yasamasinlar, farkli seyleri denesinler diye bir yol aciyorlar onlara. -Tamam kabul ediyorum hepsi degil de anladiniz siz beni-

Peki ya biz?

Biz 30 yasini gecmis, kapitalist duzenin insanlari nasil bilecegiz o keske dediklerimizi ne kadar yapmak istedigimizi?

Bilmiyorum.
Bilsem hala psikoloji mi okumaliydim acaba diye dusunuyor olmazdim sanirim. 
Bu yaziyi da bu soruyu cevaplayarak bitirebilmeyi isterdim ama bitiremiyorum.

Sadece icsel bir hesaplasma diyelim.
Ya da bir ic dokus.
Ya da bir yardim istegi.
Siz biliyor musunuz nasil bilecegiz biz bu icimizde kalan keskelerle nasil basa cikacagimizi?

27 Kasım 2015 Cuma

Peki biz neden insanlari siniflandirdigimiz surece bir yere gidemeyecegimizi ogrenemiyoruz?

Soyle bir bloguma, intagram sayfama falan baktim.
Ulkede bir seyler olup da, umudumuzun kirilmadigi, uzulmedigimiz, huzurla kendi hayatlarimiza devam edebildigimiz ust uste 2 hafta bile yok.

Ya bombalar patliyor.
Ya munasebetsiz insanlar konusup sinirimizi bozuyor.
Ya kadinlar olduruluyor.
Ya cocuklar kaciriliyor.
Ya hop savasa girme tehlikesiyle karsi karsiya kaliyoruz.
Ya gazeteciler tutuklaniyor.
Bize huzur yok.

Sonra neden insanlar eskisi gibi olumlu bakamiyor hayata?
Neden insanlar karamsar?
Neden insanlar mutsuz?

Yahu nasil mutlu olalim su kosullar altinda?
Bence iyi bile idare ediyoruz.
Hepimiz timarhanelik olmadigimiza gore Turkiye'nin suyuna havasina falan baksin bence uzmanlar.
Kesin bir seyler var da biz kafayi yemiyoruz!


Her boyle zihnimizi, ruhumuzu allak bullak eden olayin ardindan bir de sosyal medya yorumlariyla sinirleniyoruz.
Bu sefer mesela Ben Can Dundar'i sevmem ama... ile baslayan cumleler favorilerim.
Aman ne yuce gonullusunuz.
Aman ne vicdani genis insanlarsiniz da Can Dundar'i sevmezsiniz ama O'na uzulebilrisiniz.
Aman masallah!
Onunuzde saygiyla egiliyorum.

Cocuklara bir seyi yapma demeyin, birakin yapsin kendisine zarar versin, boylece ogrenir, bir daha ayni seyi tekrarlamaz diyorlar.
Ben mesela kucukken sobaya yaklasip elimi biraz yakmistim da bir daha hic yaklasmamistim sobaya.
Bence cocuklar gorerek de ogreniyor.
Mesela abim cok yaramazdi benim. Evin balkon demirine oturmayin dderdi annem. Abim oturmus ve dusmustu. Ben bir daha o demirlere hic yaklasmadim.

Insanoglu ogrenebiliyor yani.
Buna yetkin.

Peki biz neden insanlari siniflandirdigimiz surece bir yere gidemeyecegimizi ogrenemiyoruz?
Niye illa ama ile baslayan cumleler kurmaktan kendimizi alamiyoruz?

Bak guzel sosyal medya cengaveri kardesim.
Sen Can Dundar'i sevme. Engin Gul'u de sevme. Velakin, o ama ile baslayan cumleni de aklina getirme.
Burada Can Dundar ve Engin Gul tutuklanmadi.
Haber yaptiklari icin gazeteciler tutuklandi.
Intikam alindi.
Hepimize, hatta boyle blog yazan insanlara bile bak yazmayacaksin yoksa seni de aliriz iceri diye gozdagi verildi.

O yuzden peki sen can Dundar'i sevme.
Ama...
Sen kendi dusunme ozgurlugunu sev.
Sen twitter'a,  facebook'a instagrama, bloguna dusunduklerini yazabilme ozgurlugunu sev.
Sen gorduklerini soyleyebilme, soylediklerinden dolayi tutklanmama hakkini sev.

Gel sen insanlar dusunce suclari nedeniyle tutuklaninca guruplandirma onlari.
Hani bir zaman yazmistim buraya.

Silivriye adalet dedigimde darbeci, Rojavadaki katliama son dedigimde bolucu, polis terorune hayir dedigimde devlet haini, 28 subat uygulamalarina hayir dedigimde islamci oldugumu dusunmuyorum.
Sadece herkes icin adalet, herkes icin esitlik, herkes icin fikir ozgulrugu ve psikolojik ya da fiziksel devlet terorunun son bulmasini istiyorum. Hicbir dusunceyi ayirmadan. Herkes icin.

O yuzden kapatilan her gazeteye uzul.
Tutuklanan her gazeteci icin uzul.
Cunku bir gun senin cok sevdiklerin de tutuklaniyor olacak.
Cunku bu adim adim hepimizi icine alan bir girdap.
Hala disarida olan herkesle elele tutusmazsak icinde kaybolmamiz an meselesi.
Uzat elini insanlara.
Sevsen de sevmesen de ayni kaderi paylasiyorsun onlarla...

25 Kasım 2015 Çarşamba

Bitmeyen nezle yapmislar!

Ne zamandir hastayim hatirlamiyorum bile.
Bana sorarsaniz 1 ay falan oldu. Hatta koca mevsim sanki burnum akarak, oksurerek, hapsurarak falan gecti.
Zaten ofisteki her 5 kisiden heralde 3u falan hastayken nasil iyilesecegiz bilemiyorum.

Tam iyilestim diyorum.
Hooop yeni bir safha basliyor. 
Su an burnun musluk gibi akmasi asamasindayiz.
Evde, elimde bir tuvalet kagidi rulosu, bildiginiz perisan halde ortalikta dolasiyorum.
Ofiste, yanimda bir kagit mendil stoguyla oturuyorum.
Bitmeyen nezle yapmislar!

Bu arada Ozan da evde yok.
Bir konferans icin Almanya'ya gitti.
O yuzden tuvalet kagidi rulom, kagit mendillerim ve ben bu sureci birbirimize destek olarak geciriyoruz.

Her hasta oldugumda oldugu gibi onceden izledigm seyleri izleyerek geciriyorum bu donemi. Bu sefer tercihim Sex and the City 3. sezon oldu. Aidenla tanistigi sezon. Heralde Aiden'i cok sevmedigimden oyle bin kere izlememisim bu bolumleri. Iyi oldu izliyorum.


Gerci hastayken ben bilerek isteyerek daha once izledigim seyleri yeninden yeniden izlerim. Bu yontemin iyilesmeme katkisinin buyuk oldugunu dusunuyorum. Iki sebeple:
            1. bir sey izlerken ipad, telefon vs elimde olmadigi icin dinlenebiliyorum.
            2. Arada uyursam kacirdim diye dusunmeme gerek yok. Uyu, uyan istedigin kadar. Zaten diziyi filmi neredeyse ezbere biliyorum :) O yuzden ilaclarin verdigi uyku hisine hic direnmiyorum.

Tamam hasta olmanin da, dinlenme sansiniz varsa bir yere kadar keyfi var.
Kabul ediyorum. Her ne kadar her gun ofise gelsem de eve gidince, tavuk suyuna corba icip, rahatlamak, dizi karsisinda pineklemek de guzel. 
tamam epi topu soguk alginligi. Cok sukur. 
Ama hakikaten bitmeyen nezle yapmislar!

Burnumdan nefes almayi ozledim.
Sesimin catalsiz, normal halini duymayi ozledim.
Burnumun silinmekten kipkirmizi olmadigi, gozlerimin sis sis olmadigi suratimi gormeyi ozledim.
Her yutkundugimda bogazimin acimamasini ozledim,

Daha fazla sikayet etmeyeyim de iste oyle.
Bitmeyen nezle yapmislar.
Bitsin diye bekliyorum :)

23 Kasım 2015 Pazartesi

Biraz da Prag

Bazi sehirlere defalarca gidebilirim gibi geliyor bana. Ayni sokaklari defalarca gezebilirim, ayni manzaraya saatlerce yeniden yeniden bakabilirim. Hic bunalmadan, hic aman yine mi demeden. Prag bu sehirlerden biri. 


Gecen haftasonu uzun ama kisacik bir haftasonu icin Pragtaydik. Ozan, ben ve 6 arkadasimiz daha. Yani 4 cift Prag'ta bir araya geldik. Ciftlerin erkek tarafi universiteden arkadaslarimiz. Ozanla ayni yurt odasinda ve hatta ayni evde kalmislliklari var. Ben de tabi hepsini o yillardan beri taniyorum. Gurubun benim disimdaki kadinlari evlilik yoluyla aramiza yeni katildilar :) Hatta 2 tanesi henuz gectigimiz sene evlendiklerinden bu gezi hem gezip dolanma, hem bir araya gelme ama en onemlisi bir kaynasma gezisiydi bizim icin.

Amaclarin hepsine ulasti gezimiz. Delice gezdik. Doya doya sohbet ettik. Ve bence gayet de guzel kaynastik. Geriye donup bakinca yuzumde gulumsemeyle hatirladigim dolu dolu bir 4 gun gecirdik. Tam da o yuzden, bu kisacik Prag gezisini cok sevdigimiz gezilerimiz arasina kattim bile. 


Bu benim Prag'a ikinci gidisimdi. Ozaninsa sanirim 10 falan oldu :) Cok yakin arkadaslarindan biri orada oldugundan ve Prag Avrupada habire ziyaret etmek icin en uygun fiyatlara sahip sehirlerden biri oldugundan bulusmak istediler mi akillarina ilk gelen yer Prag oluyor. 

Zaten akla gelmeyecek gibi mi! 

Yine cok sevdim ben Prag'i. 
Yine ayririlirken, biz yine gelelim diye dusunurken buldum kendimi.


Bir kere sehir gercekten bir masal! 
Sokaklar, binalar, nehrin kiyisinda yukselen kale... 
Hakikaten bir masalin icinde yuruyormus gibi hissediyor insan sokaklarda kendini. 


Ben ne zaman Prag sokaklarinda yurusek, kendimi burada yazar olunur diye dusunurken buluyorum. 
Burada sair olunur. 
Bu sokaklarda insanin aklina yazacak bir suru sey gelir.
Bu sehir insana ilham verir.
Bu sehir insanin ruhunu besler, buyutur.


Gizemli geliyor Prag bana
En cok Prag'ta o sokaklarda daha once ne yasanmistir merak ediyorum. 
Hangi asiklar bulusmustur kosebaslarinda? Hangi gozyaslari akmistir o arnavut kaldirimlarina? Kac kisi takip ediliyor muyum diye arkasini kollayarak yurumustur? Kac sevgili kacamak opucuklerle heyecanlanmistir? Neleri gormustur o eski evlerin duvarlari? Neleri anlatirlar kulak verebilsek onlara?

Hep bunlari dusunuyorum Prag sokaklarinda. 


Biz, arkadasimizin rehberliginde gezdigimizden, turistik yerlere cok ugramiyoruz Prag'ta. Ya da soyle soyleyeyim turistik yerlerlde az vakit geciriyoruz. 

Elbette astronomik saati illa bir gormeye gidiyoruz. Tarihi meydanda illa bir yuruyoruz. Charles koprusunu yavas adimlarla gecip kalenin etrafinda dolasiyoruz. Nazim Hikmetin de bir zamanlar cok gittigi Kavarna Slavia kafesinde bir yemek yiyoruz ya da biramizi yudumluyoruz. Ama sonra cikiyoruz merkezin disina.


Merkezin disindaki parklarda dolasiyoruz. Praglilarin yasadigi sokaklara daliyoruz. 

Benim Prag'ta en sevdigim sey kafeler. Oyle guzel kucuk kafeler var ki Prag'ta. Hani bir gunu insan kafe kesfine ayirsa harika bir gun gecirebilir. Iste oyle kucuk kafeler buluyoruz kendimize. Bazen kahveyi, bazen birayi bazen sicak sarabi sohbetimize es ediyoruz.

Ben cok sansliydim bu gezimizde, taa liseden bir arkadasimla yillar sonra ilk defa bulusma sansim oldu Prag'ta. Yani eski cok eski dostluklari es ettim bir de Prag kafelerindeki sohbete...


Iste oyle geciyor, ya da gecti Prag gunleri bizim icin.

Aklinda baska ne kaldi Gulcin derseniz enfes kokteyller derim. Ben ne zaman Prag'a gitsem kendimi kokteyl menulerinde kaybediyorum. Oyle ucuz, oyle enfes ki kokteyller mumkun olsa hepsini hepsini denemek istiyorum :)


Prag'a yine gidilir. Prag'ta yine yine dolasilir. Prag'ta yine yine harika sohbetler edilir. 
Prag iste oyle bir sehir benim icin.
Aklina geldikce insanin hep gidesi gelir...



Hani nasil anlatmis Nazim Hikmet orayi...
Prag sehri yaldizli bir dumandir.
ve kizil kocaman bir elma gibi...

Iste, tam da oyleydi...

20 Kasım 2015 Cuma

Iste yine Cuma geldi

Dun gun boyu, o erkenden gelip masalari alan kizin ekibinden sadece 2 kisiyi gorduk. 20 masayi 3 kisi icin tutmamis oldugunu dusundugumden gunun sonunda kendimi ona acirken buldum. Belki de iste kendince bir yaranma cabasiydi. Kendini gostermeye calisiyordu. Aman ne bileyim. Yaptigi evet ayip. Hem de cok ayip. Ama sonucta gulduk gectik. O da baya mahcup olmustu zaten. Bize gecerken gulumsemeler falan. Insan iste boyle kraldan cok kralcilikla sadece kendini zor duruma dusuruyor. Ama yine de gordun deli don geri. Yansmam ben kendisine :)

Aksam Kingstonda Christmas Market acilisi vardi. Kisin en renkli kismi basliyor iste. Oraya gittik bir arkadasla. Baktik. Gezdik. Gulduk. Bu Christmas marketleri seviyorum ben. Kis zor geciyor buralarda. Karanlik kasvetli. Christmas marketler isitiyor havayi iyi oluyor.




Bu sabah tatsiz sayilabilecek bir mail aldik. Cuma sabahi boyle tatsiz haberler verenlere ayrica gicikoluyorum. Pazartesiyi bekle de insanlarin haftasonunu etkileme degil mi? Yok. Sanki Cuma yazmazsa o haberi bir seyler eksilecek. Itiraf etmeliyim ki sabah 8de gozumuzu o maille acmak cok da eglenceli olmadi :) Neyse, o mailden sonra farkettim ki benim bu aralar etrafimda boyle canliliklara cok ihtiyacim olacak. O yuzden sagolsun christmas marketler!

Zaten hayat dedigin boyle calkantili bir sey iste. Bir bakiyorsun her sey yolunda. Bir duzenin olmus, rutinin kurulmus. Bir bakiyorsun ki hop her sey havalanmis.

Bu durumlarda bir sevdigim der ki, bir gun bir ruzgar cikip hayatindaki butun yapraklari havalandirabilir. O zaman telasa kapilip yapraklari toplamaya calisma. Cunku hepsi kirilir. Bakarsin sonunda elinde sadece kirik yapraklar kalmis. Sakince bekle. Ruzgar yapraklarin bir kismini alip goturecek ama mutlaka yere inen yapraklar da olacak. Hem de tek parca halinde. Iste sen onlarla yola devam edeceksin.

Simdi bizim yapraklarin havalanma donemi geliyor sanirim. Su an daha yerdeler ama hissiyat oyle ki havalanabililirler :) 

Yere geri donen yapraklar bizim olacaktir ey blogsever arkadasim :)
Haydi hayirlisi :)



Oyle boyle iste yine cuma geldi.
Oyleyse umudumuzun bol olacagi, mis gibi, guzel bir haftasonu olsun!

19 Kasım 2015 Perşembe

Bunu da yasamis oldum!

Sevgili blogum,

Sinirim tepemdeyken sana yaziyorum. Ne de olsa bir tek sana yazinca rahatlayabiliyorum ben.

Bu sabah ofise geldik, her sabah oldugu gibi. Bizim ofiste "hot desk" diye bir uygulama var. Yani herkes istedigi masaya oturabiliyor bossa. Ama tabi nihayetinde herkesin belli bir masasi var. Hani her gun gelip oturdugu, esyalarini biraktigi falan. Yani kendi kendine isleyen bir duzen var ofiste. 

Bizim ekipten cok insan var su anda ofiste. Bir toplanti nedeniyle geldiler. Dun aksam da yemek vardi yani normalden daha kalabaligiz ekipce.

Neyse lafi uzatmayalim.

Sabah ofise geldik. Bir hanimefendi, bilgisayarlarin ustune yazi yazmis. "Bilmem ne ekibinin masalari" diye. Ama ekip falan yok ortada. Bir tek o var. Masalarin da bazilari normalde bizim bile oturdugumuz masalar. Hani misafirlere ekstra olsun dedigimiz masalar da degil hepsi.

Tabi insanlar bir bakiyor etrafa, kimse yok masada, oturuyorlar oraya. Bombos masa sonucta. Sadece ustunde garip bir yazi. Ay kadin kimseyi yaklastirmiyor masalara. Bir asabiyet! Bir insanlari tersleme! Bir efendim o masalara bosuna mi yazi yazmis! O masalar onlarinmis!

Dedim hanimefendi, sakin olun. Tamam gelecek insanlar varsa, baska yere de oturulabilir. Ama bakin surada 20 tane bos masa var. Siz oraya gecseniz de bizim misafirlerimizle yakin oturma sansimiz olsa?

Ay ben miyim bunu diyen.

Biz gecseymisiz o masalara oyleyse. O sabah gelmis bu masalari almis. Biz de erken gelseymisiz alsaymisiz masalari. Vallahi sonrasini dinlemedim. Bu ilkokul muhabbetine daha fazla katlanamayacaktim. Saskinlikla baktim kaldim suratina. 

Hayir guzellikle, benim bekledigim arkadaslar var, kusura bakmayin buraya oturmasaniz dese kimse oturmaz yani. Her seyi soylemenin bir adabi var. 

Bizim arkadaslar da bir iki laf ettiler ama yok. Kadin an itibariyle hala bagiriyor. Sanirim stresli bir gununde.

Hayatimda bizim sirkette karsilasmadigim bir sey. 

Masa onunmus :) Ay al eve gotur :) 
Hatta al butun masalar senin olsun biz bir kafeye gider muhabbet ederiz :)
Ayrica sabah gelip niye masa alalim ya konserde onden koltuk mu kapicaz :) 
Bu ne calisma hirsidir arkadas. Sirket madalya versin :)

Bu arada hala ekiplerinden kimse gelmedi. Hala yalniz basina bilmem kac tane ustunde bilmem ne ekibinin masalari yazan bilgisayarin ortasinda oturuyor. Kimsecikler yok. Tobe yarabbim.


Anneannem derdi ki gordun deli don geri!

Hah tam oyle. 
Acaba oyle bir ekip hic yok mu? Kadincagiz ekibi var mi saniyor? 

Gun boyu ben bir bakayim :) 
Yalniz hakikaten bu masalara da bilmem ne ekibinin yazsa da biz de kafeye falan gitsek ya. 
Zaten ayilamadim bu sabah, Hic calisasim da yok.
Yapsa bir guzellik ne iyi olur :)

Iste bizim ofiste bu sabah boyle garip seyler yasaniyor sevgili blogum.
Kac senedir su ofislerdeyim, bunu da hayatimda ilk defa yasamis oldum. 
Allah sonumuzu hayir etsin.

Gulcin Kingston ofislerinden bildirdi.
Gelismeler cok yakinda karsinizda efendim:)

18 Kasım 2015 Çarşamba

Londrayi sevme sebepleri 1 ve baska seyler...

Dun aksam makul bir saatte ofisten ciktim.
Yurudum vardim tren istasyonuna. Sansliydim. 15 dakika tren bekleyecegim derken bir onceki tren gec kalmis, tam ben platforma ayak bastigimda geldi atliyiverdim ona.

Aldim elime kitabimi, daldim kendi dunyama.

Tren yavas yavas gider, ben de kendi kendime okurken bir ses geldi kulagima. Gitar sesi. Kafami kaldirmamla yan koltuklardan birinde oturan genclerden biriyle gozgoze gelmem bir oldu. Almis kucagina gitarini sakin sakin caliyordu. Odasindaymis, ya da okulun koridorlarindaymis gibi.

Bu Londra'yi neden seviyorum biliyor musunuz? 
Cunku insanlar istedikleri gibi yasiyorlar burada.
Trende gitar caliyorlar.
Canlari nasil isterse oyle giyiniyorlar. Ve hatta bazen kacik gibi gorunmelerine vesile olan seyler giyiyorlar.
Saclari baslari, konusmalari, dinledikleri muzikler hepsi keyiflerine hizmet ediyor.
Ve en guzeli kimse onlara parmagini sallayip aaa oyle olmaz! Edepsizlik bu canim! Hic utanmiyor musun! gibi seyler demiyor.

Bu ulkede de deli gibi calisiliyor.
Bu ulke de cok pahali.
Bu ulkede de hayat hic kolay degil ve hatta cok cok zor.
Ama en azindan bir de insanlar birbirlerinin her hareketini tenkit edip hayati birbirine zehir etmiyor.

Bir sehri sevmek icin en guzel sebeplerden biri bu galiba.


Sonra ben bunu instagramda paylasinca Ayda ile dertlestik yorumlarda.
Ah be Ayda dedim bizim ulkemizde de ne guzeldir muzik. Hani vapurlarda calarlar gencler mesela. Ne guzeldir.
Aklima Istanbulda dinledigim muzikler geldi...
Vapurlardan sonra favorim hep Taksim Tunel. Defalarca bir iki finikuleri bilerek kacirip sirf muzik dinlemek icin orada durdugum olmustur.
Istiklal Caddesinde en cok cingeneleri severim.
Kadikoyde bir gitarli cocuk vardir onu dinlemek guzeldir.

Oyle dusunurken aklima gezi zamanlarindan bir ani geldi.

Vapurdaydik.
Gencler geldiler calmaya basladilar vapurda.
Belli universite ogrencileri. Baya da iyi caliyorlar. 
Bir baktik ki vapurdaki herkes, biz de eslik ediyoruz onlara.
Hur dogdum hur yasarim kime ne kime ne... derken vapur gorevlileri geldi.
Calamazsiniz dediler.
Neden diye sordu cocuklar Yasak! dediler.
Biz Neden yasak? dedik.
Oyle dediler.

Onlarin yetkisi yokmus.
Ama polis cagirmislar. Kadikoyde polise verirlermis muzisyen gencler bu yaptiklarinin hesabini.

O gun o vapurdan gencler annemiz babamiz yasindaki teyze ve amcalarin arasinda cikti.
O teyze ve amcalar bize siz geri durun yavrum, kolaysa bizden alsinlar dediler.
Alamadi polisler o gun o genc muzisyenleri.
Yuruyp gittiler teyze ve amcalarin arasinda.
Biz de arkalarindan alkisladik.

Boyle seyleri hatirlayinca umutlu oluyorum ben.
Kraldan cok kralcilar var, evet.
Ama bir de biz variz!

Belki anilarda kalacak sadece bunlar ama biz yasadik bunlari iste.
Biz yasadik.
Kalbimizden, zihnimizden de silinmeyecek ya.
Her ani bir tohum.
Gun gelecek, dunya cok guzel olacak
Ve sevgiyle kurtulacak her sey.


11 Kasım 2015 Çarşamba

Gecmisler olsun efendim

Kisa nasil baslarsan kis oyle devam edermis.
Derler...
Ama oyle olmasin.
Zaten kis baslamis da sayilmaz daha degil mi?
Sonbaharin icindeyiz.

Evet o zaman o basta yazdigim cumle gibi olmasin.

Benim hastaliklarim da sonbaharla bitsin.
Bitsin ki ben de butun kisi nezle, soguk alginligi falan filanla gecirmeyeyim.

Gecen sene ne guzeldi.
Neredeyse hic hastalanmamistim.
Bu sene daha Kasim bitmeden 2. kez bogaz agrisi, oksurme, tiksirma falan filan ugrasiyorum.

Allahtan isler cok yogun degil su ara. 
Yeni ise gectigim icin ogrenme sureci.
O yuzden sakin ortalik.
Ben de ne yalan soyleyeyim bu sakinlikten faydalaniyorum ve dinleniyorum.

Mesela bugun ise gitmedim.
Calismiyor degilim, evden katiliyorum yine toplantilara ama maksat yollarda surunmeyeyim.
Boyle ise gitmeyince, hele de yatak dosek hasta degilken ise gitmeyince biraz suclu hissediyorum  kendimi. Biraz uzuluyorum.
Ama sonra hatirlatiyorum kendime.
Is dunyasinda beni sadece ben kollayabilirim.
Beni yalnizca ben dusunebilirim.
Ve dusunmeliyim.
Ne gunler gorduk, hastaneye gitsen yatirirlar ama biz bilgisayar basindaydik.
Iste o yuzden evet kendime iyi davraniyorum.
Hem zaten elbet o yogun gunler de gelecek.
Hem de hissediyorum, cok yakinda...

Yatak dosek olmasa da hastayim ha.
Gozlerde yanma, bogazda kizariklik, basta bitmez bir agri.

Niye bilmem ilac icmeyecegim diye diretmekteyim.
Hayir niye acaba?
Ic bir an once iyiles.
Yok.
Inadim tuttu mu cok fena benim ya.
Icimde mandalin, portakal agaci cikacak inan olsun!

Kendimi ilaclar yerine filmlere verdim.
Aciyorum imdbde 6 bile almamis, vasat romantik komedileri.
Karsilarinda uyuyorum, uyaniyorum aksamlari.

Zaten bence romantik komediler soguk alginligi tedavisine dahil edilmeli.
Sicak ihlamur, limonlu tavuk suyu corba, bir de romantik komedi.
Gecmisler olsun efendim!
Receteye uyarsaniz 2 gune bir seyiniz kalmaz, ayaklanirsiniz merak etmeyin :)

Haydi ben kactim.
Zaten oyle bir ses vereyim diye hizlica ugramistim.
Gideyim de bir ihlamur hazirlayayim.
Hepinize saglikli gunler, esenlikler dilerim :)

6 Kasım 2015 Cuma

Bebekli gunlerin ardindan...

Ay ben ne buldum!
Urun Gonca kosun bakin ben ne buldum :)
Bizim balyanak simdi 4 yasinda oldu.
Sevgisi de kendisiyle buyudu.
Canim.
Daha 8 aylikken bize gelmisti ben de iste o gezinin ardindan yazmisim bunlari.
Ah bebegim benim!

Gunler su gibi gecti gitti. Hollandadan bir balyanak gecti. Teyzelerini, annesini guldurdu de guldurdu. Ilk kez anne karninda gezdigi sokaklari bu kez arabasinda arsinladi. Ardinda ona cok cok cok alimis bir teyze, teyzesinin evinde de kokusunu birakti ve evine dondu.... Bir dahaki gelisine yuruyor olur muhtemelen, sonraki gelisinde pesinden kosuyor oluruz dereye dogru gitmesin diye, belki bir sonrakinde masalarin ustunde resim cizeriz. O da boyle gule gule, guldure guldure buyur insallah :)

Bu bir hafta ilgincti cok ilgincti. Ben her daim bebekleri seven bir insan oldum ama hayatimdaki bazi bebekler baska ve suphesiz ki misafircik de o cok baskalardan biri. Annesinin ilk bebegimiz olacak dedigi gunu hatirliyorum, sonra ilk ultrason resmini, ilk tekmesinin videosunu, ilk uc boyutlu resmini, ilk testlerini... Daha neler neler... Dokuz aylik uzun bir bekleyise sigan nice guzel paylasimlar. 

Dogdugu gunu hatirliyorum sonra. Nasil bizi o gelen resimleriyle mutlu ettigini, nasil orada olmak istedigimi ve daha kirk gunlukken o kucagimda nasil merakla gozlerini kisarak bana baktigini... Liste uzun. O her daim hayatimizin tam ortasinda, her yaptigiyla, her yasattigiyla :) Bu bir haftada ise hayatimizi doldurdu her aniyla.

1 haftada ne mi anladim? Zaten biliyordum, zaten tahmin ediyordum ama cok zormus bebek bakmak gercekten. Bana degil elbette. Annesine. Biz aldik, oynadik, hoplattik gulduk, sevdik, guldurduk. Ama annesinin herseyi dusunmesi gerekiyor. Mama saati, alti degisecek, kiyafetleri degisecek, meyvesini yiyecek... Liste uzun. Elbette o yaptiklarini cok keyif alarak yapiyor ama zor hakikaten zor. Allah tum annelere kolaylik versin.

Bir de bu annelik vicdan muhasebesi. Acikinca yiyecek diyen bir annesi var bizim bebegimizin ama yemedigi zaman gozlerinde goruyoruz biz nasil da dusunuyor. disleri mi geliyor yoksa baska bir derdi mi var. Suyunu icti mi? bugun dengeli beslendi mi? Aman ne olacak yarin yer su sebzeyi diyor dili ama biz duyuyoruz keske bu kalani da bitirseydi diyor diger yani. Sanirim gercekten annelik bir vicdan muhasebesi.

Sunu da anadim tecrube cok onemli! Bana kalsa sanki hep usuyecek. Halbuki yerinde duramadigindan terliyor bile. neyse ki annesi var yok bize kalsa ya usurdu ya terlerdi kesin :)

Bir de yaziyordunuz ya bir kahkahasi dunyaya bedel. E oyle gercekten. Bir aksam Gonja teyzesi gelecek. E baya da gec gelecek. Hadi yatagini hazirlayalim dedik. Balyanak yatagin ustunde duruyor. Biz de sohbet ediyoruz bir yandan nevresim geciriyoruz. Sen bir gulmeye basla. Ama katilacak. Biz necvresim gecsin diye yorgani salladikca o yerlere yatiyor gulmekten. Hayatta nevresim gecririken bu kadar eglenecegimizi dusunmezdim :)

Ama en guzel gulusleri annesi odaya girince yuzundekiler. Onlarca oyuncak, etrafinda pervane hatta maymuna donmus iki teyze. Yok. Hepsi bir yana annesi baska bir yana. O gelince gozlerinin icine gelen gulucukler bambaska.

Restoranlarda, kafelerde, yollarda en son ne zaman bu kadar ilgi cekmistik onu da hatirlamiyorum. Bizimki de bildigin sebek ama :) Ona mavi boncuk, buna gulucuk, oburune kahkaha derken nereye gitsek bizim masaya bakmayan mekan ziyaretcisi kalmadi. Bu bebekli hayat ilgi cekiciymis anladim :)

Bu yasa gelmis uc kadin trenlerde koro halinde sarki da soyledik ya aman aglamasin diye bu bebekli hayat insana herseyi yaptiriyor onu da anladim. Hem de ne sarki:
Bak bir varmis bir yokmus eski gunlerde...
Guzel bir kiz yasarmis bogazicinde...
niye bu sarki demeyin, bilmiyoruz, o an ona guluyordu vallahi :)

Bir de bebekli hayat insani yaratici yapiyormus onu anladim. ne sarkilar yazdik, ne hikayeler, ne oyunlar. Gonja teyzesi hala
Alize tren gidiyormus
bizim eve gidiyormus 
soyluyorudr eminim. 
Ovunmek gibi olmasin benim bestem :)

Biz bu sacma sarkiyi soyledikce nasil guluyor ama :)

Guzelim benim. hep boyle gulsun! Sadece 8 aydir hayatimizda. Ama sanki hep varmis gibi. Sanki her sabah mailime onun resimleri geliyormus gibi. Dunya sebegi, teyzesinin bir tanesi  sen hep gul e mi :)
ozluyorum.

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails