30 Eylül 2015 Çarşamba

#eylulayindaneogrendim

Gecen gun soyle bir hashtag gordum instagramda; #eylulayindaneogrendim.
Insanlar altina iste eylul ayi boyunca neler yaptiklarini falan yaziyorlar. Guzel bir tag. Ben de durdum dusundum ve farkettim ki ben Eylul ayinda kendime deger vermeyi ogrendim. Ben Eylul ayinda yillar sonra ilk kez sevdigim seylere daha fazla onem vermeyi ogrendim. Ya da soyle diyeyim ogrenmeye basladim...

Ingiltere'ye geldikten sonra siddetle bir sey hissetmeye basladim; sevdigim, keyif aldigim pek cok seyi cok derinlere gommusum gecmis yillarda. Kendimi tamamen birakmisim bir kenara. Bazi seyleri yurutebilmek icin, sevdigim seyleri ozlesem de yerlerini baska seylerle doldurmaya calismisim. Kimse istememis bunu benden ama ben boyle yapmisim.  Hayattan keyif almadim o halde demiyorum, aldim elbette. Ama simdi daha iyi anliyorum ki beni ben yapan bazi seyleri yok saymisim o zamanlarda.

Bu 30 lu yaslar cok garip. Insan 20lerdeki gibi onumde uzun yillar var diye dusunemiyor artik. Daha bir yoluna girsin hersey istiyor. Duzeni otursun aklindaki soru isaretleri azalsin istiyor. Gerci ben hep boyle hissederdim ama 20lerin verdigi heyecanla bunlari gozardi edebiliyordum galiba. Simdi edemiyorum.

Eylul ayinda bunlari gozardi edemedigimi daha cok farkettim. Hayatta beni uzen seyler daha bir netlestiler gozumde. Onlarin beni ne kadar uzdugunu, ne kadar cok strese soktugunu daha net gorur oldum. Garip bir his. Aydinlanma gibi ama bir yandan da etrafi karartan bir sey aslinda. Sustuklarimi daha net ifade edebilir oldum Eylul ayinda.

Ve yillar sonra ilk kez, sanirim is yerindeki degisimlerin ve etrafimizda yasadigimiz hastaliklarin ve kayiplarin da etkisiyle, kendime, sevdigim seylere yeniden deger vermeye basladim. Yapmak istediklerimin cok da abarti seyler olmadigini ve bunlari yapmak istememin beni kotu bir insan yapmadigini kabul ettim. Oyle kuantumcular gibi ay zaten ben de soyleyim boyleyim tibinde degilim elbette. Allah korusun! Ama ilk defa Gulcin'in de istediklerini yasama hakki oldugunu siddetle hissetmeye basaldim. Garip.

Kotu bir hayatim yok benim. Cok sukur guzel bir hayatim var. Ama herkes gibi yasadigim zorluklar da var. Kimine gore cok gereksiz buyutulmus seyler gibi gorunebilir ama onlar benim zorluklarim. Gecenlerde Blogcu Anne, Elif bir yazi yazmisti. Aslinda cocuklarla ilgili bir yaziydi ama bugun bunlari yazarken aklima bir kismi geldi. Diyordu ki...

Çocukken beni en inciten sözlerden biriydi: Kedi poposunu görmüş, yara zannetmiş.

Teyzem söylerdi çok. Ne zaman canımız acısa, örneğin düşsek, dizimizi sıyırsak, ağlamaya başlasak böyle derdi: ”Aman canım sen de! Ağlanacak şey mi bu? Kedi poposunu görmüş, yara zannetmiş!”
Çok incinirdim, ama o zamanlar incindiğimi dile getiremezdim. Şimdiki aklım olsa şöyle derdim:
Bir kere o benim yaram! Küçük de olsa yara! Canım acıdı, ama az, ama çok… BENİM canım acıdı… Seninki acıdı mı? Hayır! Sen mi düştün? Hayır! Ben düştüm ve canım acıdı… Ağlıyorsam bir sebebi var!
Tam da boyle iste. O zorluklar benim zorluklarim. Benim canimi acitiyorlar ya da vaktinde cok acittilar. Uzuluyorsam bir sebebi var. 

Siz de biliyorsunuz hayata hep olumlu tarafindan bakmaya calisiyorum. Herseyde olumlu bir yan gormeye calisiyorum. Hep boyle yaptim. Ama ozellikle bazi durumlarda, olumsuzluklari ortbas etmenin iyi bir sey olmadigini ben Eylul ayinda daha iyi anladim. Zira gozardi ettiginiz seyler kendi kendilerine cozulmuyorlar. Caninizi acitan sorunlarsa o gozardi ettikleriniz, siz onlari yok saydiginizi dusunurken bilakis onlar daha da yerlesiyorlar yureginize ve hatta takinti haline geliyorlar. Ama iste onlar da benim takintilarim cunku onlara sebep olan seyler zamaninda benim canimi acittilar.

Eylul ayinda  bunlari anladim. Ama bunlari anlamak garip bir sey. Rahatlatmiyor insani. Cunku yok sayamaz hale geliyorsun bazi seyleri.  O gune kadar yok saydigin hersey bir anda gozunun onune seriliveriyor. Hani evi supururken bazen yataklari cekersin ve altinda les gibi bir manzarayla karsilasirsin ya. Onun gibi. Halbuki gorunen yerleri tertemizdir senin evinin. O yatagin altiysa bildigin les gibi...

Bunlari anlamak garip bir sey. Hakikaten rahatlatmiyor insani. Cunku yok sayamadigin sorunlarini cozmek istiyorsun artik. O canini acitan seyler her neyse cozulsun bitsin istiyorsun.. Ve size bir sey soyleyeyim mi bu hic de kolay degil.

Oyle bir hale geldim ben bu eylulde iste. Bir yandan kendimi cok guclu hissettigim bir yandan ben bunlarla nasil basa cikacagim dedigim bir hal. Ikircikli bir durum. Karmakarisik bir dugum... Ama deneyecegim. Madem ciktim bir yola bu yolda ilerleyecegim. Madem cektim o yatagi ve gordum altindaki tozlari yavas yavas temizleyecegim. Iste ben bu eylul ayinda bunu ogrendim. 

28 Eylül 2015 Pazartesi

Uzerine hep...

Bugun Izmir'den cok guzel gulen, cok ama cok iyi bir insan son yolculuguna ugulanacak. 

Abimin konservatuardan hocasi, abisi; annemin mesai arkadasi, manevi ogullarindan biri; benim taa ilkokul yillarindan tanidigim dansa, muzige sevdalanmama vesile olan abilerimden biri. Bortan abim.

Onlarca yuzlerce insanin hocasi, arkadasi, sirdasi, abisi... Eren'in biricik babasi. Ve Merih ablamin gozunden sakindigi biricik aski... Benim hayatim boyunca gozlerimle sahit oldugum en guzel asklardan birinin yarisi... Iyi insan tanimlamasinin ete kemige burunmus hali...


Dun, Bortan abi uzun zamandir verdigi savasa bir son verdi.
O buraya kadar dediyse vardir bir bildigi.

Dunden beri oyle cok sey yaziliyor ki onun hakkinda. Oyle gozleri dolduran, oyle yurekleri titreten seyler. Okudugum her satirda hem agliyorum, hem yeniden gurur duyuyorum onunla.  Hic sasirmiyorum bunca sevilmesine. Hic sasirmiyorum ardindinda bunca derin bir iz birakmasina.

Bir insani onlarca yildir taniyorsaniz ve O'nu istisnasiz her gordugunuzde etrafindakilere o sicacik bakislariyla bakiyorsa...
Iste baska ne soylenir ki...

Ah Bortan abicim.
Isiklar icinde yat.
Uzerine hep yildizlar yagsin...

23 Eylül 2015 Çarşamba

Gecen yil bu zamanlar :)

Gecen yil bu zamanlar ne yapiyorsum acaba diye merak ettigimde hemen bloguma kosuyorum.
Bu bloglar var ya hazine!
Vallahi hazine!

Hayatlarimizin hkayesini yaziyoruz yahu var mi otesi.
Olabilir mi bundan guzeli?
Bosuna degil bu bloglardan vazgecememiz bizim :)

Taa 2011'in 23 Eylulunde Kaag yazisi yazmisim mesela.
O zaman Hollandadaydik, Rafadan kafadan vardi, geziyorduk.
Guzel yerdir Kaag.
2-3 gunlugune Hollandadaysaniz, gitmenize gerek yok da daha uzun kalacaksaniz, bence gidin :)


2013'un 23 Eylulunde tasinmakla ugrasiyormusuz.
Ay yarabbim ne zordu tasinmak!
O ne cileydi.
O toplanmak, o vedalar...
Hele hele o Londrada ev aramak!
Allahim hakikaten cok ama cok zordu.
neyse ki bitti :)

Ve gecen sene tam da bugun yine ofisteymisim.
Ofisteki hayatla ilgili bir yazi...

Diyecegim o ki...
Simdi bu blogum olmasa hatirlar miydim ben bunlari?
Muhtemelen bu detaylarla hayir.
O yzuden iyi ki yaziyoruz.

Haydi iyi bayramlar olsun hepimize :)
Buyuklerimin ellerinden kucuklerimin gozlerinden, aysitlarimin yanaklarindan operim :)

18 Eylül 2015 Cuma

ve hayal kurmaktan asla vazgecmeyen bu ruhum...

Bu sabah metrodan indim ofise dogru yuruyorum.
Hava guzel.
Sicak degil ama yagmur da yagmiyor.
Hafif bir serinlik var ama bulutlar yuksek, ferah.

Baktim insanlar kosturuyorlar.
Herkes ise yetisme telasinda.
Cuma gunleri merkez Londradaki ofise geliyorum genelde. Buradaki insanlarin telasi hep ise yetismek.
Normalde ofisim Kingston'da. Londra'nin guneyinde daha kucuk bir yerlesim bolgesi Kingston.
Orada insanlarin telasi cocuklari okula yetistirmek, kosedeki marketten ekmek almak.

Ayni sehrin baska insanlari.
Ayni sehrin baska telaslari.

Etrafimi izliyorum sabahlari.
Nerede olursam olayim bakiyorum insanlara.
Kimisi kafasini telefonundan kaldirmiyor. Hem yuruyup hem telefona bakmak da kolay degil, arada ben de yapiyorum da oradan biliyorum.
Kimisi kulaklikla muzik dinliyor.
Bir de kendi kendine gulumseyenler, konusanlar var sokaklarda.
En cok onlari gordugumde gulumsuyorum.

Cunku biliyorum; arada ben de onlardan biri oluyorum. 
Yururken hayaller kurdugumda...

Yurumeyi sevmemin en buyuk sebebi bu.
Bana uzun uzun hayal kurma firsatini vermesi.
Cocuklugumdan beri hic degismeyen bir sey bu.
Ben hep hayaller kuruyorum.
Hep.
O yuzden firsat buldukca kendimi sokaklara atip yuruyorum.
Hayallerimin icinde yavas yavas, doya doya yuruyorum.
Dakikalarca,saatlerce...

Bazen bir deniz kenarinda oluyorum, bazen bir sehrin sokaklarinda.
Bazen arkadaslarimla, bazen bir basima.
Eminim ben de oyle zamanlarda kendi kendime gulumsuyorum yollarda.
O yuzden sokaklarda kendi kendine gulumseyenleri kendime yakin buluyorum.

Bu sabah, oyle kendi kendine gulumseyen bir teyzeyle goz goze geldik bir anda.
Kisa bir saskinlik.
Sonra o bana gulumsedi, ben ona.

Tam o sirada telefonuma bir mesaj geldi.
Saat 9'daki toplanti iptal olmus.
Teyzenin arkasindan baktim bir kafeye giriyordu.
Hic ofise gitmek istemedi canim.
Kendime kisa bir bosluk hediye etmek istedim. 

Teyzeyi takip ettim, ben de girdim o kafeye.
Teyze bir sutlu kahve istedi ben latte.

Oturduk karsilikli iki masaya.
Yine gulumseedik birbirimize, sonra donduk kendi dunyalarimiza. 
Hic konusmadik.
Ama bu sabah kahve keyfini paylastik teyzeyle.


O kafede oturmus, iptal olan toplantinin bana hediye ettigi kahvati zamanini yasarken; belki dedim yillar sonra ben iste bu teyze gibi olacagim...

Belki de...

Kim bilir hangi sehrin sokaklarinda olacagim o zaman?
Bilmiyorum.

Ama bir seyi biliyorum sanki.
Hangi sehrin sokaklarinda yuruyor olursam olayim, kac yasinda olursam olayim ben ayni o teyze gibi, ara sira yolda kendi kendime gulumsuyor olacagim.

Cunku nereye gidersem gideyim hayallerim benimle gelecek.
Ve hayal kurmaktan asla vazgecmeyen bu ruhum...

Iyi haftasonlari diliyorum...

16 Eylül 2015 Çarşamba

Korkuyorum...

Yanlis meslek secenlerin ne kadar aci cektiklerini ben de bildigim icin Orhan'i ornek gostermek isterim boylelerine. 
Karsilarinda koca bir omur varken bes yil hatta on yil yitirdim diye yilmasinlar, asil sevdikleri isi cesaretle yapsinlar...


Mina Urgan'in Bir Dinazor'un Gezileri kitabinda okumustum bu cumleleri.
O zaman daha Hollandadaydik.
Hatirlarsiniz "Calismayi cok seviyorum ama bu isi hic sevmiyorum.", "Ne yapacagim da bu halden kurtulacagim?" dedigim, buraya oyle yazilar yazdigim zamanlardi.

Cok iyi hatirliyorum bu satirlari okudugum ani.
O cok sevdigimiz salonumuzda, o hic sevmedigim koltukta oturuyordum.
Bu satirlari okudugumda durup kalmistim.
Donup bir daha okudum her kelimeyi.
Sonra gozumden suzuldu yaslar...

Cok caresiz hissediyordum kendimi.
Dilini bilmediginiz bir ulkede oldugunuzu dusunun.
Orada yasamaniz icin gerekli olan vize isinize bagli.
O hic sevmediginiz isinize.
Ustelik para kazanmaniz gerekiyor.
Cok da tercih sansim yoktu yani.
Belki de vardi.
Ama garantor bir insan oldugmdan bana yok gibi geliyordu.
Bilmiyorum, oyleydi iste halim...

O yuzden sadece gozumden suzulen yaslar vardi elimde.
Toparladim kendimi, devam ettim hayatima.
Ama aklimda kaldi bu cumleler.
Yuregimde de kaldilar...

Sonrasini biliyorsunuz.
Ingiltereye geldik.
Ben bir patlama noktasina geldim.
Onumde yeni bir kapi acildi, yeni bir role gectim. 
Cok ama cok severek calistim son 1,5 yildir.
Cok calistim, cok zorlu zamanlar da gecirdim ama mutlu calistigim her gune sukrettim.
O mutlu calismanin odulunu aldim gectigimiz gunlerde, yeni bir kapi daha acildi onumde. Sonunda dedim...
Sonunda basardim...

Ama simdi geldim yine sana icimi dokuyorum sevgili blogum ve blogsever arkadasim.
Cunku farkettim ki bu onumde acilan yeni kapidan gecmekten cok korkuyorum...
Etrafimdaki herkes bana, her sey daha guzel olacak diyor.
Bunun zamani geldi diyor.
Basardin diyor.
Yapmalisin Gulcin diyor.
Ben korkuyorum.

Onlari dinleyince, soyledikleri her seye hak veriyorum.
Aklimla mantigimla evet bunun zamani geldi diyorum. 
Bu adimi atmam lazim diyorum.
Ama icimde bir yerde korkuyorum, hem de cok korkuyorum.
Ya sevemezsem o isi?
Ya yine mutsuz olursam?
Ya su andaki isimdeki kadar mutlu olamazsam?
Ya mutsuz oldugum icin basaramazsam...

Bu hani oyle daha fazla sorumluluk almaktan korkmak degil.
Gercekten degil.
Ne olacak calisir insan.
Ben sadece mutsuz olmaktan korkuyorum.
O mutsuzlugu bir daha kaldiramamaktan korkuyorum.
Mina Urgan'in cumleleri geliyor aklima.
Korkuyorum...

Mudurlerimle konusuyorum.
Mutluluk sartlari degisen bir sey Gulcin diyorlar.
Seni bu rolde mutlu eden kosullarin hep burada olacagini garanti edemezsin ki...
Haklilar diyorum.

Gecmiste yasananlar sadece isle ilgili degildi, insanlarla da ilgiliydi.
Simdi gecmisle ayni degil diyorlar.
Haklilar diyorum.

Gecmisinle yuzlesmelisin diyorlar. Korkularini yenmelisin.
Hep korkarak oldugun yerde kalamazsin. Yurumeli ve ilerlemelisin. diyorlar.
Haklilar diyorum.

Sonra Mina Urgan'in sozleri geliyor aklima.
Eski rolde gecirdigim 3 sene geliyor aklima.
Korkuyorum blogum.
Cok korkuyorum.

Korkmak istemiyorum, cesaretle bu yolda yurumek isttiyorum ama iste...
Iste oyle...

Korkmamaliyim degil mi?
Yapabilirim degil mi?
Yine mutsuz olmam degil mi?
Bu sadece bir degisiklik, eskiye donmek degil degil mi?
Hem bugun olmazsa bir gun mutlaka bu degisim olacak zaten degil mi?

Bilmiyorum...

Iste bugunlerde ben hep bu sorularla bogusuyorum.
Iste boyleyim...
Korkuyorum blogum korkuyorum...

15 Eylül 2015 Salı

Yaz(ama)mak

Bu sabah ise geldim, blogumu actim.
Illa bir seyler yazmak istiyorum bloguma.
Ama yok, olmuyor.
Aklima bir sey gelmiyor.

Hadi dedim eski yazilara bakayim.
Oyle cok yazi var ki, bir zamanlar yazip da -neden bilmem0- buraya eklemedigim.
Bir tanesini seceyim dedim.

Birine baktim begenmedim.
Oburu hic hosuma gitmedi.
Beriki icimi bunaltti.
Derken oradan da bir sey cikmadi.

Dedim sevdigim bloglari okuyayim biraz.
Oyle oluyor bana, arada resmen ilham geliyor baska bloglari okurken. Cok hosuma gidiyor.
OKudum, goz gezdirdim.
Yok, o da olmadi.

Biraz muzik dinleyeyim dedim.
O da iyi gelir bana.
Dinledim ama oradan da aklima bir sey gelmedi.

Tabi butun bunlar toplamda 30 dakika icinde yasandi.
Hani biraz dar zamanda kisa paslasmalar diyebiliriz.
E dedim, yok yani Gulcin bugun de yazma.

Ama yok!
Illa bloguma bir sey yazmak istiyorum.
Niyeyse.
deli miyim, neyim anlamadim.
Ama oyle illa tazmak istiyorum.

Oyleyse dedim ben de bu yazmak icin verdigim cabayi yazarim.
Bugun de bunu yazarim.

Oyle iste blogsever arkadasim.
Bir Gulcinin yazmak icin verdigi cabayi okudunuz.
Ha birak yazma degil mi?
Degilmis iste ne yaplim.
Bugun de boyle beni mazur gorun :)

Sevgilerimi sunarim

14 Eylül 2015 Pazartesi

Soguk alginligi

Carsamba aksami gayet iyiydim.
Sirketten ayrilan bir arkadasimiz icin is sonrasi puba gittik.
Birer kadeh sarap icip evlerimize donduk.

Ozanla beraber ertesi gun icin yemek yaptik.
Gayet iyiydim.
Sadece bir usume vardi ustumde.
Yattim.

Gece bogazimda bir agriyla uyandim.
Kurumus bir bogaz, tikal bir burun, gozlerde agri.
Eyvah dedim geliyor...

Persembe gunu ise gelmek zorundaydim cunku nasilsa yarin da gelecegim diye bilgisayarimi da ofiste birakmistim.
Ustelik 9 tane toplantim vardi.
Ise yeni giren birine de yapacaklarini anlatmam gerekiyordu.

Derken, gun boyunca toplantilar arasinda kostum.
Gun boyunca konustum.
Arada aldigim parasetamoller beynimi uyusturup, bana soyleyeceklerimi unutturuyor olsa da calistim, anlattim gun boyu.

Gunun son toplantisiydi.
45 dakikalik toplanti 1 saat gecmesine ragmen bitmemisti.
Iste sadece o zaman, dedim ki ben artik anlamiyorum. Anlasam da kafamda soylediklerinizi tartamiyorum. Tartsam da dusunup size cevap veremiyorum. Yeter bitirelim.
Getirin imzalanacklari imzalarsa bugun imzalar dediler :)
Neyse ki ellerinden kurtuldum :)

Sonra eve giden o 1,5 saatlik yol nasil gecti bilmiyorum.
Uzun zamandir kendimi boyle hasta hissettigimi hatirlamiyorum.
Resmen surundum.
Sonunda basarip eve vardigimda artik ayakta duracak halim bile kalmamisti.

Benim oyle hastayim diye ise gitmedigim zamanlar cok azdir.
Hastaysam da evden calisirim idare ederim.
Ama Cuma gunu idare edecek halim yoktu.
Butun gun Ozan'in bana yaptigi tarhana corbasini icip uyudum.
Uyudum.
Uyudum.

Cuma aksami dktora gittigimde beni hic de sasirtmayan bir sey soyledi.
Bizim yapabilecegimiz bir sey yok.
Evet atesiniz var, evet hastasiniz.
Ama bekleyin.
Dinlenin.
Yorulmayin.
Iyilesirsiniz.

O an icin doktora kiziyor insan.
Yahu bir bak bari diye dusunuyor yalan degil.
Ama adam hakliydi aslinda.
Ben de yattim evde butun haftasonu.
Instagramdan gelen onerileri degerlendirdim.
Taze zencefilli caylar ictim, dinlendim.
Butun oneriler icin cok tesekkurler :)

Sonuc; bu sabah ise geldim.
Iyiyim bence.
Tamam, tamam hemen heyecanlanip kendimi yormayacagim ama bence iyilestim.

Uzun zamandir gecirdigim en agir soguk alginligini atlatmis olmanin keyfiyle
Iyi haftalar efendim :)

9 Eylül 2015 Çarşamba

Sevgili blogum

Sevgili blogum,

Aradan yillar gececek. Oyle ya da boyle gececek.
Ve ben senin eski sayfalarina bakip, bugunlere denk geldigimde "ne zor gunler yasamisiz" diyecegim.
Umarim bunlari derken daha guzel gunlerde olacagiz.
Umarim bu zor gunleri de atlatacagiz ve ben o ilerideki gunde "Ama basardik, barisa kavustuk" da diyebilecegim.

Ne yazik ki 8 Haziran'dan beri hayatini kaybeden hicbir insan geri getirilemeyecek.
Ya da oncesinde kaybettiklerimiz.
Ne yazik ki hicbirini geri getiremeyecegiz,
Ama umarim yine de "barisa uzandik" diyebilecegim.

Cok canlar yaniyor bugunlerde sevgili blogum.
Gencler oluyor, cocuklar oluyor.
Insanlar sokaklara dokuldu, ne oldugu belirsiz sloganlarla bagirip duruyor.
Galeyan.
Sanirim icinde olduklari durumu anlatabilecek en guzel kelime bu, galeyan.

Tuttuklari insanlari cevirip dovuyorlar.
Cami, cerceveyi indiriyorlar.
Bir araya gelip tehditkar bicimde bagiriyorlar.
Genc, kadin, cocuk, yasli...
Karsilarina kim cikarsa ciksin tanimiyorlar, kotululklerini kusuyorlar.

Dun bir arkadasim soyle yazmis.
"Hasbel kader biz 3 kisi bir araya gelip hukumet istifa diye bagirsak, ustumuze atilmayan gaz, plastik mermi kalmaz. Insanlar bina yakiyor da bir mudahale eden yok"
Yok.

Demiyorum ki onlara gaz siksinlar.
Vallahi demiyorum.
Niye diyeyim.
Bana yapilmasini istemedigimi, baskasina neden dileyeyim.
Ama sunun icin yazdim bunu.
Ne hale geldigimizin farkindayiz degil mi?

Sokaklar kadar sosyal medyada galeyana gelmis durumda.
Inan bana blogum, kim kime neden saldiriyor ben artik anlamiyorum.
KImin ne dedigi belli degil cogu zaman.
Herkes kendince bir sucu belirlemis, kinini ofkesini ona kusuyor.
Karisisindaki hamileymis, uzaktaymis umurlarinda bile degil.

Dogmamis bebeklere beddua edilen gunlere geldik.
Hakikaten dogmamis bebeklere, coluk cocuga olum dileyen ve bununla ailesini cezalandirmayi isteyenler var.
Ve bu insanlar bunu sehit cocuklarinin ardindan gozunun yasi dinmeyen anneler icin yaptiklarini soyluyorlar.
Bir anne, baska bir anne icin bir baska annenin cocugu olsun diyor.
Vah ki ne vah..

Ama gececek diye ummak istiyorum.
Bir gun cozum varmis diyecegiz.
Insanlar olmuyor artik diyecegiz.
Analarin eli yureginde degil diyecegiz.

Hatirlar misin bir zamanlar demeye baslamistik aslinda.
Yine olacak biliyorum.

Ve gonlumun taa derininden Baris diyorum.
Baris sen bizim olacaksin.

Isteyen istedigini bize soylesin ben seni dilemekten ve senin icin mucadele etmekten vazgecmeyecegim.

Oyleyse Baris varolsun ve sagolsun...

7 Eylül 2015 Pazartesi

Vatan sag mi?

Bugun 7 Eylul.
Yani secimlerin uzerinden tam 3 ay gecti. 
3 aydir, tek bir gun yok ki birisi "Vatan sagolsun!" demesin. 
Milletvekilleri, parti yandaslari, kose yazarlari.
Hep bir agizdan bagiriyorlar "Vatan sagolsun!"

Olsun.
Tabi ki vatan sagolsun.
Ama sormak istiyorum; hakikaten vatan su an sag mi?

Sozluklere gore sag kelimesinin anlami soyle.
Yasamakta olan, zarar gormemis, saglam, stabil.

Donup bakiyorum halimize.
Her gun olum haberleri geliyor.
Her gun onlarca evde hayat duruyor.
Simdi vatan yasamakta mi? Vatan sag mi?

Hirsizlik, yalancilik,dolandiricilik almis basini gitmis.
Kasetler, belgeler gozumuzun icine baka baka yok ediliyor.
An be an adalete, devlete guvenimiz yikiliyor.
Simdi vatan zarar gormemis mi? Vatan sag mi?

Yarinimizdan endise duyulmayan tek bir gun yok.
Hepbirlikte bir guluyoruz, bir agliyoruz ne hissedecegimizi sasirdik.
Akil sagligimizi korumamiz mucize olarak gorulse yeri.
Simdi vatan saglam, stabil mi? Vatan sag mi?

Ha gercekten vatan sag mi?

Sagdan anladigimiz ne ki bizim?
Bir donup ona bakmali belki de.

Benim vatanim, icindeki insanlar yasiyorken sag.
Analar, babalar, sevgililer, kardesler eli yureginde yasamiyorken sag.
Insanlar doya doya yasiyorken sag.
Bir insanin ya da bir zumrenin refahi icin degil,. hepimizin refahi icin birlikte omuz omuzayken sag.

Simdi soruyorum size.
Her gun 35 gunluk bebekten, gencecik askerlere, ogretmenlerden, yasli amcalara teyzelere onlarca insan olurken, yureginiz el veriyor mu "Vatan sagolsun" demeye?
Vatan dedigimizin en onemli parcalari degil miyiz biz o vatanin insanlari?
Peki her gun onlarca oluyorken biz gercekten vatan sag mi?

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails