30 Eylül 2014 Salı

Sunun da farkindayiz degil mi? George evlendi!

Vallahi resmen evlendi. Pazartesi itibariyle kendisi artik resmen evli bir insan. Inanasim gelmiyor :)

Sanki soyleydi... Biz hep hayatlar yasayacaktik. Biz hep ona hayran olacaktik. O da bir yerde yakisikli, bekar, daldan dala konan bir erkek olarak kalacakti. Boyle olmaliydi yani. Holywood stari bir insan evlenmemeliydi. Yapmamaliydi bunu. Hayir evlenecekti madem biz de ona gore davranirdik ama degil mi?

Sen bir de git normal bir insanla evlen! Bak bak bak! Ben normal dedigimde Gonca oluyor gulmekten de ne yapayim yani kadin normal. Bizim gibi bir insan. Tamam baya guzel. Unlu bir avukatmis da anladik. Ama yani bir Hollywood stari degil. Beyaz yaka sen ben gibi bir calisan. Yahu George madem boyle bir olasilik vardi aklinda bize niye o isigi gondermedin?

Ayrica sen git bir de bizim yaslarimizda bir insanla evlen! Uc asagi bes yukari! Kadin biz yaslarda iste. Yani George oyle bizim icin ayy cok buyuk degilmis. Bizim yaslarimizda biriyle evlenecekmis demek ki. Eh be George insan belli etmez mi bunu?

Televizyonda George'un evlendigi yer olan Venedik'te tatil yapan bir kadina soruyorlar: Bu evlilik hakkinda ne dusunuyorsunuz? Kadin cevap veriyor:

Kalbim kirik ama heyecanliyim!

Dinlerken ah dedim. Yalniz degilsin kadin arkadasim!

Yalniz degil vallahi. En azindan yaninda ben varim. Fotograflara bakarken bak vallahi evlendi diye dusunurken buluyorum kendimi. Niye yaptin be George diye dusuncelere daliyorum. :)


Allah mesut etsin tamam da... Madem sartlar buydu, ben o Como tatilini baska turlu planlamaz miydim? Ben O Ozani Italya'nin nadide koselerine yollarken kendim Como'da kalmaz miydim? Ah ben buldugum her firsatta Como'ya gitmez miydim?

Gecti Bor'un pazari :)

George evlenedursun benim Georgela bulusmam ancak Hollywood kaldirimlarindaki el izleriyle bulusmak olarak kaldi. Onun da fotografini ekleyecektim ama fotograf makinami bulamiyorum. Ona da ayri bir uzgunum bak. Tamam George gitti. Gitsin ama fotograf makinam sen neredesin yahu? Sen bari beni terketme hadi bulun gel de sana sevmeyim bari :)

Ay adam resmen evlendi!




29 Eylül 2014 Pazartesi

Internet diyeti

Bugun direk konuya girecegim :)

Vakitsizlik cagimizin derdi! Kimsenin hicbir seye vakti yok. Tamam is yerinde yogunum falan da ben bir sey farkettim ki gunluk hayatimda vakitsizligimin en buyuk sebeplerinden biri "sosyal medya"! 

Dun kafama bunun gercekten bir kez daha dank ettigi bir gun oldu diyebilirim. Uzun zamandir kitap okuyamamaktan sikayetci olan ben, kitap okuyamama sebeplerimden birinin sosyal medya oldugunu kabul etmis bulunuyorum. Evet, ben bir sosyal medya bagimlisiyim. Elimin altinda internet varsa bakmadan edemiyorum. Bunun bagimlilik duzeyinde oldugunu da artik kabul etmis bulunuyorum.

Nasil kabul ettin derseniz soyle:

Gecen haftalarda Cesmedeyken 2 gunde bir kitap bitirdim. Tamam kitap cok hafif, Yeliz okuma hizinda bir insanin 2 saatte bile bitirebilecegi konusu falan basit bir kitapti. Ama okudum. Neden? Cunku Cesmede internetimiz yok. Winn kullaniyoruz. O da bilgisayar aciksa. Aman ne guzel! Gercekten guzel. Oyle her firsatta instagrama twittera bakayim falan olmuyor o zaman iste. 

Orada 2 gunde kitabi bitiren ben, dunse bir muzenin kafetaryasinda olmama, yalniz olmama ve elimde ilgimi daha cok ceken bir kitap olmasina ragmn 2 saatte ancak 40 sayfa okuyabildim. Sadece kirk. Neden? Cunku internetim vardi. Ve ben ergenler gibi 2 sayfa okuyup ay dur whatsupdan Goncayla yazisayim, ay dur instagrama fotograf ekleyeyim, ay dur twitterda haberlere bakayim diye kitabimi bir kenara koyuyordum.

Allahim korumus da ben sosyal medyasiz zamanlarda okumus mezun olmusum. Yoksa hafazanallah ortaokulu bitiremeden vazgecermisim soyleyeyim.

Ogrencilik hayatim boyunca televizyonla odev yapabilen insanlardan oldum. Odev yaparken televizyonun acik olmasi, beni hic etkilemezdi. Hatta zaman zaman kafami baska seylere vermemi engeller odevleri cabuk yapmami bile saglardi. Universite sinavina hazirlandigim o iskence yillari ve yurtta oldugum universite zamani disinda televizyon acik cook odev yaptim diyebilirim. Hatta master yaparken o tez var ya o tez Arhanlar sayesinde yazildi :)

Bekar evlerimiz vardi o zaman. Her pazartesi birinde toplanir sohbet eder yemek yer, sonra arhanlari acar hepimiz kucagimizda bilgisayar program calistirir sonuc yazardik Vallahi bir ben degil. Gonca, urun, ben hepimiz boyle cok aksamlar gecirdik. Disari cikacak vaktimiz ne yazik ki yoktu. E ne yapalim biz de bir araya gelip calisiyor, bir yandan Arhanlari izliyorduk. Ne yaparsiniz sosyallesme iste :)

O zamanlar bu halde tez bile yazabilen ben, bugun inan olsun sosyal medya yuzunden kitap bile okuyamiyorum. Bu ne arkadas ya! 2 satir kitap oku 1 twitter bak, 2 sayfa kitap oku 3 instagramda dolas, 1 bolum kitap oku 2 blog yazisina goz gedir. Kafa hep bir dunya. Bir soyle okuduguna yogunlasma yok.

Hah iste bu yuzden artik kabul ediyorum: Ben, Gulcin, bir sosyal medyaa bagimlisiyim. Ve bundan kurtulmak istiyorum. Yoksa twitterin, instagramin elinde oyuncak olacagim. Kitap falan okuyamaz olacagim. Hatta ileride sohbetlere bile katilamayan elinde telefonla yasayan bir insan olacagim diye korkuyorum. Yo yo yo buna izin veremem dostum!

Bak cesmede internetsiz ailemle muhabbet ettim, calistim, kitabimi da okudum.

Demek ki neymis? Oluyormus.

O zaman su mubarek sonbahar aylariyla ben de internet rejimne basliyorum. Arada gelir blogumu yazarim. Arada yine instagram vs bakarim ama o kitaplar okunacak. O telefon elden birakilacak. O kafa ekrandan kalkacak. O kadar!

Haydi bakalim Internet diyetime basliyorum :)

26 Eylül 2014 Cuma

Bu yaz da bitti...

Ben izmire gitmeyince sanki hiç yaz olmamış gibi geliyor bana. Illa o sıcak beni kavuracak. Illa sokakta dolaşırken ay yeter dedirtecek kadar güneş beni yakacak. Fırsat olursa illa bir çeşmeye gidilecek. 


Annemin hep mis gibi tuttuğu evimizde o yaz keyfi yapılacak. Salıncakta sallanılacak, çimlere uzanılacak, komşu balkonlarında dolaşılacak. Öyle işte. Bunlar biraz biraz olsun olacak ki mevsim bana da yaz olacak. 


Siz de okumuşsunuzdur kesin, diyorlar ki insan en çok doğduğu mevsimi severmiş. Yaz çocuğuyum ben. Dogdugum ay Temmuz. Benim için bu soylenen doğru. En sevdiğim mevsim yaz. Şimdi tabi yazın ortalama 25 dereceyi zor gören memleketlerde yaşıyorken ay yazı çok seviyorum demek kolay. Farkındayım. Ama eskiden de severim ben yazı. Çocukken bütün boynum isilik olurdu sıcaktan. Olsun. Yine de severim ben yazı. 



Deniz çocuğuyum ben. Hani böyle sabah yüzünü gözünü denizde yıkayıp. Gün içinde mümkünse bulduğu her fırsatta kendini denize atanlardanım. Hadi artık yeter demeden birileri denizden çıkmayanlardanım. Öyle balık gibi yüzmem, yüzemem. Öyle derinlere dalaman ya da yükseklerden cup diye atlayamam. Ama yüzmeye bayılırım. Ellerim buruşana kadar kalırım su da. Kafamı habire ıslatıp yüzümü hep güneşe dönerim. Deniz'in üstüne dümdüz yatıp, işte belki de sadece o anlarda hayatın bütün derdini unutabilirim. 


 Deniz'in üstüne yatmak demişken. Hani böyle durursunuz ya suyun üstünde. Deniz ne güzel konuşur o zaman sizinle değil mi? Sanki kulağına fısıldar sözlerini. Hoşgeldiniz der. Iyi ki geldin der. Ve bana sorarsanız bunları en güzel Eylül'de söyler. Durgunlasir çünkü Eylül'de deniz. Derler ki tatilciler gidince deniz de bir oh der ve uyur. Sakinler cunku Eylul'de deniz. Sakinler, durgunlaşır sanki insanı hep onunla kalmaya teşvik eder. Mümkün olsa... 


Bu sene de mümkün olmadı benim için. Yeni izin kullandığımdan izmire gidebilmem bile mucizeydi. Tatil gitmedim ki zaten. Çalıştım orada da. Ama olsun. Annem yanımdaydı. Sabahları deniz keyfimiz, üstüne kahve sohbetimiz vardı. Akşamlarımız bizimdi bazen bira bazen şarapla şenlendi. 


Izmire gitmek terapi gibi bir şey. Sanki sadece izmirde dinleniyorum ben. Bir tek orada deliksiz uyuyabiliyorum. Bir tek orada sabah dinlenmiş uyanıyorum. Bir tek orada telaşsiz oluyorum biraz ruhumu dinlendirebiliyorum. Ve her seferinde ben neden dönüyorum diye düşünüyorum. 


Hiç değişmiyor bu. Hiç azalmıyor bu his. Ben her seferinde oradan zor dönüyorum. Ama dönüyorum. Sonra alışıyorum oradan uzak olmaya. Uzakta da cok guzel gunler yasiyorum. Egleniyorum, mutlu oluyorum. Ama gidince yine aynı his. Hep aynı his. Belki de gidip gidip donebildigim icin boyle yogun olabilen bir his. Niyeyse ama o hissi bile seviyorum. Izmirim. İzmirlilerim. Hepsini çok seviyorum...


Bu yaz da bitti. 
Bu yaz da vedalastik guzel evim... 
Seneye gorusuruz. Yanaklarindan opuyorum :)

PS: Insan tabi ne zaman fotograf cekiyor? Keyif yaparken. Toplantilardayken, calisirken degil. O yuzden bu yazi cok tatil gibi gorunse de calistim ben :) Farkindaysaniz fotograflar hep ayni yerler. Sabah deniz keyfinde cekilenler o kadar :) Olsun be! Az olsun bizim olsun degil mi ama :)

23 Eylül 2014 Salı

O net cizgi...

Ofiste birisi var. Pek kimse sevmiyor O'nu. Zor bir insan diyorlar. Oyle sayilabilir. Bazi seyleri kolay kabul etmiyor. Ikna edebilmek bazen mumkun olmuyor. Bazen de gercekten uzun uzun aciklamalar yapman gerekiyor. Kendi dusunduklerini soylemekten cekinmiyor. Hatta bazen cat cat yuzumuze vuruyor dusunduklerini. Hatta bazen oyle insanlarin yaninda yapiyor ki bunu, insan ne yapacagini ne diyecegini sasiriyor. Hakli olabilirler yani. Zor biri belki de.

Ben seviyorum David'i. Durust cunku. Bazen beni de cok zor durumda biraktigi oluyor. Hem de cok cok zor durumlarda. Kabul ediyorum. Ama bunca yil Hollandalilarla calismanin verdigi bir rahatlama var ustumde sanirim. Ben ondan daha beterleriyle de calistim hem de cok. Arada kiziyorum ama bilmem seviyorum da David'i aslinda. Dedim ya durust adam. Ne dusunuyorsa yuzumuze soyluyor. Bir sey yapiyorsak ustune duseni de yapiyor. E daha ne isteyelim adamdan.

Daha biz Amerika'ya gitmeden onceydi. David bir anda ortadan kayboldu. Mudurleri bir sure ofiste olmayacak dediler. Sonradan ogrendim. Meger cok zor gunler geciriyormus. Once babasina teshis konumus. Terminal demisler. Donus yok... Aradan bir hafta gecmis gecmemis annesi rahatsizlanmis. Bir umut olabilir ama cok az o umut da demisler. 

Bana telefonda soyledi bunlari David. Birlikte yaptigimiz bir projenin tarihlerini degistirmemiz lazim dedi. Ben bir sure ofiste olamayacagim. Ne dersin ki bu durumda? Proje yerin dibine batsin. Sen evinde dur, ne isin varsa bize ver. Sen git... Bunlarin bir kismini soyleyebiliyorsun bir kismi bogaznda dugum oluyor. 

David ofise dondu bir sure sonra. Dun ogleden sonra beraber bir seylere bakiyorduk. Yine sert bir toplanti. Benim onunla terslesecek halim yok. O kadar profosyonel degilim ben henuz. O net cizgiyi koyamiyorum. Bunca zor donemden gectigini bildigm insanla cata cat konusamiyorum. O ne derse desin alttan aliyorum. Gecistiriyorum. Aman ne olacak Allah askina. Dunyayi mi kurtaricaz.

Bitti toplanti. Bir sonraki toplanti icin tarihi konusurken Pazartesi Sali olmasin Gulcin dedi. Olur dedim. Annemleri hastaneye goturecegim dedi. Anladim. O net cizgiyi David koyabiliyordu belki ama O da cizginin obur tarafina gecmisti. Nasillar dedim. Kotu dedi. O kadar. Baska kelime cikmadi agzindan. O 15 dakika once benimle terslesmeye calisan adamin gozleri doldu. 

Bakamiyorum oyle olunca insanlarin yuzune. Bakamadim David'in de yuzune. O devam etti konusmaya. Hastaneye gidiyoruz ama iste dedi. Bir umut dedim. Yok dedi. 

Sustuk sonra.

Toplanti tarihi belirlemedik. Yerin dibine batsin proje. Yerin dibine batsin ici kan aglarken insanlari calismak zorunda birakan duzen. Ha kabul ediyorum kafasi dagiliyordur belki. O yuzden belki de deemeliyim oyle. Bilemedim iste. Ama cok fena oldum be oylesine sert bilinen da gibi adamin karsimda gozleri dolunca.

Keske herkesin tum sevdikleri hep saglikli kalsa...

18 Eylül 2014 Perşembe

Ofisin penceresinden

Uykum var bugun. Dun de vardi zaten. Neyse yarin cuma soylenmeye gerek yok aslinda.

Biraz once bilgisayar ekranina bos bos baktigimi anlayinca kalkayim yuruyeyim biraz dedim. Yok ama yurumeye de halim yok. Kendimi pencerenin onunde dikilirken buldum. Neyse bilgisayar ekranina bakmaktansa sokaktan gecenlere bamak iyidir. 

Kirmizi sacli kiz, hafif topluca. Hava fena degil ya tisortle cikmis sokaga. Yirtik pantalonlar hala moda galiba. Ustunde anneannemin yerleri silmeye bez yapmaya bile olur vermeyecegi kadar yirtik bir pantalon var. Tisortun omzu dusmus. Dusuk omuz degil modeli sanki ama buyuk mu ustune biraz acaba? Salas giyinmeyi seviyor belli. Bana ne zaten oyle sevmis oyle giymis, ben ne diyeyim ki. yakismis da aslinda. Ne de guzel hicbir seyi takmadan yuruyor sokakta.

Esmer oglan cocugu muhtemelen lisede. Burada da lise mi ki gittikleri okulun derecesi? Bilmem. Ogrenmedim daha bu ulkedeki okullari falan ben. Ogrenip de ne yapacagim ki Allah askina. Esmer oglan cocugu ogrensin. Ben sirami savmisim, 20 kusur sene okumusum. O gitsin artik okula. O girsin sinavlara. O dersi kaytarma yontemlerini dusunsun. Bak ne mutlu hala ders kaytarabilecek yasta. Gelsin bizim yasimiza onu da bulamayack nasilsa.

Sapkali amca isten mi cikmis acaba? Memur gibi yuruyor. Memur gibi yurumek nasil oluyor, tarif et deseniz edemem belki. Ama bilirsiniz ya memur gibi yurur bazi insanlar. Kafalari hafif onde, gozleri kisik, sanki kafalarinda binlerce dusunce. Eskiden, Turkiyedeyken cok gorurdum boyle amcalari. Icim ciz ederdi onlari gorunce. Eve ekmek mi goturemezler, ayin sonunu mu getiremezler. Malum ulkemizde memur olmak zor zanaat. Londra'da insanlara bakinca cok gelmez aslinda bu his bana. Ama iste bu amca oyle. Memur gibi yuruyor, icimi biraz eziyor.

Rastali sacli kizin acelesi var belli. Hizli hizli yuruyor. Sanirim hayatta yapamayacagim seylerden biri bu; saclarima rasta yaptirmak. Onlar acilmiyormus sonra. Kararini degistirip artik rastali olmak istemezsn kesilmeleri gerekiyormus. Yok, hayatta goze alamam ben boyle bir seyi yahu. Ama kullanimi cok rahatmis diyorlar. Oyle midir ki? Sabah kafana bir tarak vuracak halinin bile olmadigi gunler oluyor; dogru. Rahattir belki de. Bilemedim. Ama baslari agrimaz mi acaba? Hani ben sacimi uzun sure at kuyrugu bile tutsam sac diplerim aciyor sanki. Bu rasta boyle kafalarini agritmiyor mu? Bir de nasil temizleniyor ki o sac? Asagida olsam da gidip kiza sorsam? Yok be sormam ki.

Genc bir cift el ele yuruyorlar. Belli, yeni bunlar. hani bir an olsun ellerini birakmadiklari donemdeler. Biraksalar sanki birlesemeyecek bir daha elleri. Bir anda okyanuslar girecek aralarina sanki. Oyle guclu sarmislar ki ellerini birbirlerine. Ne guzel. Kacamak bakislar da olur bu zamanlarda. Ama uzagim ya goremiyorum o bakislari. Ofise yakin universite var. Universitelidir muhtemelen bunlar. Sanirim su hayatimda en ama en cok ozledigim zamanlar universite yillari. Bence sonuna kadar bu zamanlarinin tadini cikarsinlar.

Ben de masama gecip sonuna kadar calisayim. Onlarin eglenme bizim calisma zamanimiz bunlar.

Uykum var bugun. Dun de vardi zaten. Neyse yarin cuma soylenmeye gerek yok aslinda.

3 Eylül 2014 Çarşamba

Oyle deme

Oyle deme, bazen bunaliyor insan. Hani duvarlar ustune ustune geliyor, oldugu yere sigamiyor. Cekip gidesi, yakip yikasi geliyor. Oluyor yani. Istemesen de, sonradan cok pisman olsan da kalp kirdigin da oluyor. Dilin kemigi yok. Soz insanin agzindan bir kere cikinca geri donusu de olmuyor. 

Ne fena. Keske istegince geriye sarabilse insan bazi anlari. Yasanmamis kilabilse. Herkes hayal eder bunu degil mi? Hic degilse hayatinda bir defa herkesin "o ana" donebilsem dedigi olmustur. Benim hic boyle hissettigim olmadi diyene ben inanmam galiba. Samimiyetle soyluyorum inanamam. Nasil olmaz? Ne bileyim hic mi sevdiklerine cikimamistir insan? Ya da kardesiyle kavga etmemistir? Ya da cok yakin arkadasina sonradan pisman oldugu seyler soylememistir? 

Kimbilir belki vardir oyle insanlar da. Ama o da fena degil mi sence? Hani insanin kendini kontrol edemedigi anlar da olmali hayatta. Davranislarina hakim olamadigi anlar. Ne bileyim soyle bir hey hayt cekecek kadar kizgin, olala diye sokakta bagiracak kadar mutlu oldugu anlar. Bence olmali. Insanin kontrolu disina ciktigi anlar olmali. Cok degil, belki arada sirada. Ama yine de olmali. 

Ama iste kalp kirmak... O fena. Hani karsindaki sana bagirsa cagirsa neyse. Ama oyle gozlerinin icine bakar ya bazen sozu soyledigin. Boyle huzunlu bir bakis. Niye oyle dedin ki? diyen bir bakis. Sen ne dersen de ben sana cevap vermeyecegim diyen bir bakis. Daha fenasi cevap vermeyecegim cunku ben senin kalbini kirmak istemiyorum diyen bir bakis. En fenasi da o aslinda.... Geri donusu yok! Oylesine kahrolasica bir an. Ne fena... 

Ama iste oyle deme, bazen bunaliyor insan, Hani duvarlar ustune ustune geliyor, oldugu yere sigamiyor. Cekip gidesi, yakip yikasi geliyor. Oluyor yani. Istemesen de, sonradan cok pisman olsan da kalp kirdigin da oluyor. Olmasa keske. Ama oluyor...

1 Eylül 2014 Pazartesi

Olmadi yazamadim

Ise gelirken kafamda ne yazilar dondu ne yazilar.
Aman dedim bir ofise gideyim, kahvemi alayim, soyle keyifle bir blogumu yazayim.

Geldim.
Bilgisayarimin basina oturdum, kahvemi aldim ama...
Olmadi.
Yazamadim.

Is guc falan degil.
Vakitsizlik degil.
Sebebi ne bilmiyorum ama olmadi iste yazamadim.

Haftasonunu yazayim dedim sonu gelmedi.
Dun filmler izledik onu yazayim dedim cumleler yerini bulmadi.
Tatilden bir seyler yazayim dedim fotograflar yanimda degil. 
Ay neye elimi atsam bir turlu sonu gelmedi.

Bu hal bir zamandir var aslinda ustumde.
Elim yazmaya varmiyor.
Yazsam da ya yazinin sonu gelmiyor ya da yazdiklarim icime sinmiyor.

Eskiden uzun uzun blog yazardim ben.
Bazi gunler saatlerce fotograflarla ugrastigim yazilari bastan okudugum olurdu.
Simdi o kadar vaktim olmuyor.
Ama farkediyorum da vaktim olsa da sabrim da olmuyor.
Niye boyle oldu bilmem.
Bir zamandir ne yaparsam yapayim yazdiklarim icime sinmiyor.

Bu blog, benim icin cok onemli.
Sacma belki ama oyle.
Hayatimin cok onemli bir donemini barindiriyor.
O yuzden yazmaya devam etmek istiyorum.
Hem de cok.
Ama eskisi gibi olmuyor.

Umarim sadece gecici bir sure...
Umarim sonra yine hersey eskisi gibi olacak.
Gulcin yazabilecek ve blogu yine anilariyla dolacak.
Umarim...

Bugunluk sadece yazamamanin garip hissi var icimde.
Gecsin bu hal ya ne olur ve ben yeniden yazayim...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails