27 Haziran 2014 Cuma

Suslu olmak ya da olmamak iste butun mesele bu

Birkac gundur bir proje icin danisman firmadan gelen birisiyle calisiyorum.
Ingiliz bir kiz.
Tatli bir sey.
Civil civil.
Beraber calismasi eglenceli bir insan yani.
Ne guzel.

Iki uc gundur surekli ayni odada ayni insanla calistigimdan tabi kizcagazi gozlemleme sansim da oldu.
Zaten koy beni yeni insanlarin yanina ben habire gozlem yapayim.
Nasil insanlar?
Nasil konusuyorlar?
Mimikleri nasil?
Yapmacik mi davraniyorlar, ictenler mi?
Iste benim de ofiste eglencem bu ne yapayim :)

Bu kizcagiz iyi, tatli, icten, caliskan.
Tamam bunlar klasik.
Ve ve ve 
SUSLU.

Ve ben anladim ki suslu olmak baya bana uzak bir sey.
Kesin bilgi.

Simdi bir kere kizin cantasinda envai cesit krem var.
O kremleri sirayla, ortalama 15 dakikada bir kullaniyor.
Bir bakiyorum eline bir sey suruyor.
Bir bakiyorum tirnaklarina, dudaklarina, kollarina.
Canta canta degil kozmetik dukkani.
Benim hic oyle cesit cesit kremim yok cantamda.
Zaten benim cantam bile yok cunku bilgisayarla beraber canta tasimak boynumu agritiyor.
Ama cantam olsa da icinde en fazla bir lipstick olur.
Bak o da olursa.
Zira genelde evde, baska cantada falan unutmus olurum ben onu.

Bitmedi.
Baktim her gun baska yuzuklerle geliyor ise.
Hepsi de boyle kiyafetine uygun cicili bicili seyler.
Ben calisirken yuzuk takmayi sevmiyorum.
Zaten normalde de cok sevmiyorum.
Hatta alyans bile takmiyorum.
Arada ozenip takiyorum tabi suslu olayim diye.
Ama benim elimde yuzugun omru 2-3 saat maksimum.
Ondan sonra hoop yuzuk cantaya.
Kizcagiz bir nevi Baris Manco hic de arada bile cikarmiyor yuzukleri vallaha.

Bitmedi.
Renkli su sisesi var. Hem de cantalarina uygun renkte.
Neredeyse her gun baska cantayla geliyor.
Tabi ki!
Ama onu gectim ben.
O cantalara ugun cuzdani oilmasini ve onun da hergun degsimesini de gectim.
Kizin cantasina uygun su siseleri var.
Boyle matara gibi.
Cantadan cikarinca ayni ya da benzer renkte.
Benim mi?
Bu konuda yorum yapmama gerek yok heralde? :))

Ayakkabilari, saci basi, makyaji da tahminlerinize birakip burada sozlerime son vererek isime donmek istiyorum.
Sozun ozu SUSLU olmak zanaat ve bir kez daha anladim ki bana cok uzak sevgili blog seven arkadasim :)
Haydi iyi haftasonlari :)

23 Haziran 2014 Pazartesi

Meydan Okuma

Ben var ya kendi basima is acma konusunda cok basarili bir insanim. Vallahi. Beni iki dakika birak, dondugunde kesin basima bir acmis olarak bulursun. Ya bir seyi yaparim ben diye niyetlenmisimdir, ya birinine dur onu yapariz diye yardim etmeye baslamisimdir. Artik Allah ne verdiyse. Yahu bir dur. Bir rahat dur yani. Yok. Benim de fitratimda basima is acmadan durmak yok, ne yapacaksiniz :)

Bu sefer basima actigim is bir komik. Simdi olaylar soyle gelisti.

Benim yeni patronum Hollandali. Ay evet, Ingiltereye geldim ama yine de calisacak bir Hollandali buldum kendime :) Pek cok Hollandali gibi kendisi de boyle enerjik, hareketli bir insan. Hareket etmenin bizi enerjik kildigina, daha iyi calismamiza vesile olduguna falan inaniyor. Bir sey demiyorum, hakli. Ben de benzer dusunuyorum zaten. Ama benim sevgili patronum ve sirketteki onun gibi dusunen baska patronlar bunu sadece dusunmekle kalmiyorlar. Ayrica insanlari hareket ettirmek icin yontemler pesinde kosuyorlar. Bir yontem bulmuslar. Daha dogrusu onlar bulmamis, meger pek cok sirketin oynadigi bir oyunmus da bizimkiler de biz de oynayalim demisler. Global Corporate Challange - Meydan Okuma!

Bu bir oyun. 
Sirkette 7ser kisilik takimlar kuruluyor. 
Herkese bir adim-sayar veriliyor.
Amac katilan herkesin hergun en az 10.000 adim atmasini saglamak.
Fazlasinin da baslar ustunde yeri var :)
Ama en az 10.000 adim atilomasi icin takim icinde insanlar birbirini tesvik ediyor.

Adimlari atmakla bitmiyor tabi is.
Ortak bir sistem var kullanilan.
Herkes attigi adimlari bu sisteme giriyor.
100 gun boyunca bu devam ediyor.
Yani 100 gunluk bir meydan okuma var ortamda.
100 gunun sonunda toplamda en fazla adimi atan takim da birinci oluyor.
Tam bir takim oyunu yani. Sen kendi basima 50.000 atsan ne yazar. Takimdaki herkes yuruyecek. 



Simdi anladiniz degil mi basima actigim isi :)
Evet; Gulcin sen de bu oyuna katilir misin dediklerinde ben de Evet dedim. 
Hem de oyle gonulsuz, ciliz bir evet de demedim.
Tabi canim dedim. Katilirim dedim. Ne guzel olur dedim.
Cok iyi halt yedim!
Hayir benim neyime gerek gumus zurna!
Bunca isin gucun arasinda simdi bir de elimde, cebimde bir adim sayarla dolasiyorum ortalikta.
Neymis efendim Gulcin gunde en az 10.000 atacak.
Yaptik mi isi :)

10.000 adim cok degil.
Ama kesinlikle az da degil.
Hesaplamalrima gore ben 10 dakikada yaklasik 1000 adim atiyorum. 
Ama yani bir yere yetismek icin falan yurursem.
Yoksa daha da az.
Etti mi size 10.000 adim icin gunde en azindan 100 dakika yurume :)

Aman ne olacak diyorsunuz degil mi?
Ben de oyle dedim de actim zaten basima bu isi :)
Ama yok yahu.
Butun gunu ofiste gecirirken oyle zor ki o 10.000 adimi atmak anlatamam. 
1 gun degil 2 gun degil
100 gun diyorum bu arada :)

Eh ama basladim artik.
Donmek yok!
100 gun boyunca 10.000 adim ya atulacak ya atilacak ;)

Vallahi elimden geleni yapiyorum.
Kah cikiyorum yuruyorum.
Kah evde oradan odaya yuruyorum.
Ama meydan okuma ise yariyor hakikaten hareket ediyorum :)
Yukari da da rakamlari ekledim ya fena da gitmiyorum ha! :)

Yine de basima is actim mi?
Actim tabi ki ya!
Benden de boylesi beklenir degil mi ama :)

Bu arada tam bu meydan okuma oyununa kapilmisken gecenlerde metroda su ilani gordum:

diyor ki...
Yeni dusmenimiz oturmak
Oturmak yeni sigara icmek.
Ne kadar dogru!
Sigara icmiyoruz.
Alkolu az kullaniyoruz.
Saglikli besleniyoruz.
Tamam.
Ama bu bilgisayarlarin basinda tum gunu gecirmek de hic masum degil iste.
Hem de hic.
Oyleyse haydi kipirdayalim :)
Ne de olsa Hareket Bereket :)

Hah bak iste saat 14:10 itibariyle ben 4200 adim atmisim bile :)
Adimlarimiz bol olsun
Hepimize hareketli bereketli haftalar olsun :)

PS: Cok komik gaza gelen bir insanim ben ya :) 

19 Haziran 2014 Perşembe

Yilin en zor zamanlari

Resmi olarak yilin en zor zamanlarini yasamaya baslamis bulunuyoruz sevgili blogseverler.
Yaz aylari.
Pek cok insanin tatile ciktigi, tatil fotograflarini carsaf carsaf sergiledigi, bizim de ofislerde derin bir ic cekerek o fotograflara baktigimiz zamanlar.
Zor zamanlar.

Yilda 12 ay,  52 hafta var.
Avrupada calisiyor olsan bile yil boyunca sahip olacagin tatil gunleri toplam 5 haftayi zor gecer. Zaten bes hafta tatili bulduysan op basina koy daha soylenme. Tas olursun tas!
Yaz aylarinin daha dogrusu tatil mevsiminin  Mayis sonu baslayip Eylul sonu bittigi farzetsek elimizde 4 ay yani 16-17 hafta var.
Hani yani butuunnn tatilimi yazin harcayacagim desen de sevgili blogsever kardesim onunde neresinden baksan senin ofiste olup piril piril denizlere, altin kumlu sahillere bakacagin 12 hafta var.
O da en iyi ihtimalle bak.
Cogumuz icin daha da uzun bu sure.
Hani yani lafi dolandirmayalim su yasadigimiz hal bildiginiz iskence.

"Aman canim habire birileri tatilde olmayacak ya, gecer gider" deme!

Sosyal medyaya bayiliyorum.
Can o can.
Ama sosyal medyanin yayginlasmasiyla beraber tanidigimiz, iletisim icinde oldugumuz insan sayisi da uctu gitti.
Gel bak basit bir hesap yapalim:
100 kisi takip ediyor olsan.
Bunlarin hepsi yaz boyunca sadece 1er haftacik tatile gitse.
Inan bana o 12, 13, 15 her neyse hafta doldu gitti.
Basit bir olasilik hesabi yapmaya kalksak, ki ben iste onu yapmaya kalmayacagim, evet o bilmem kac haftanin hepsinde de birilerinin tatilde olma ihtimali var.
Hatta o ihtimal baya yuksek.

Dikkat ettiysen sahil seridine yakin oturup her haftasonu yazlik mekanlara kacanlari hesaba katmadik daha.
Onlari da hesaba kattin miydi..
Evet blogsever kardesim ne yazik ki on bilmem kac haftanin neredeyse her gununde birilerinin tatilde, denizde, sicak kumlarda ihtimali var.
Aci gercek. 

Simdi gel o uzuuuun haftalarda yasadiklarimiza biraz yakindan bakalim:
Ise geliyorsun. Kahveni aliyorsun. Bilgisayarin basina gecip dur maillere dalmadan sosyal medyaya bir bakayim diyorsun ki bir fotograf....
Sahile vuran dalga izleri.
Ah.

Toplantiya gireceksin. Kafan dagilsin istiyorsun. Dur bir instagrama bakayim diyorsun ki bir fotograf...
Arkada deniz manzarasiyla buz gibi margarita.
Ah.

Toplanti bitmis. Kafan kazan olmus. Dur iki rahatlayayim sosyal medyaya dalayim diyorsun ki bir fotograf...
Mis gibi ciccekler arasinda rengarenk bir bank. Huzur.
Ah.

Mailer arasinda bunalmissin. Iki dakika ara vereyim sonra devam ederim diyorsun ki bir fotograf...
Denizin icinde ayaklar.
Ah demeyecegim bu sefer :) Oyle fotograflari hemen hemen geciyorum ben. Fenalik geldi yahu ayak gormekten :)

Fotograf ne olursa olsun bizim hissettigimiz sey ayni degil mi ben blogsever kardesim:
Derin bir ic cekme.
Ah.
Sonra dudaklardan dokulen huzunlu kelimeler.
Ben de tatil istiyorum...
Yani en azindan benim icin durum boyle :)

Velhasil kelam yilin en zor zamanlarini yasamaya basladik sevgili blogsever arkadasim. 
Yaz aylari.
Pek cok insanin tatile ciktigi, tatil fotograflarini carsaf carsaf sergiledigi, bizim de ofislerde derin bir ic cekerek o fotograflara baktigimiz zamanlar.
Zor zamanlar.

Ama 2-3 haftasi gecti bak. 
Kaldi 12-13 hafta. 
Dayanabiliriz be! 
Inan bana :)

Hem gun gelecek biz de tatile gidecegiz degil mi ama?
Benim icin 6 hafta kaldi vuslata.
Ne diyelim zor mor ama herkese iyi tatiller.
Darisi da en yakin zamanda basimiza :)

Haydi henuz tatile gitmemis blogsever kardesim sana bana iyi calismalar :)
Dayan dayan gececek bu da :))

16 Haziran 2014 Pazartesi

Oradan buradan karman corman :)

Ev isleriyle aram hic iyi olmuyor benim.
Oyle gelgitli bir iliskimiz var diyecegim de o bile yok.
Ev isleriyle benim aram hic yok.

Ama iste islerden kacabilecegin, aman olsun sonra yaparim diyebilecegin bir sinir var.
Hani o sinirdan sonra artik ne yapsan kacmak mumkun olmuyor.
Bizim ev de o sinirdaydi gecen hafta.

Hava isinmis. Bildigin bahar yaz. 
Insanlar sokaklarda sort, parmak arasi terlik moduna gecmis ama biz hala uzun kollu penyelerleyiz. 
Neden?
Cunku yazliklar kisliklar degismemis.

Sabahlari evden cikmak bir mesele.
Hatta gecen gun sabah treni kacirdim.
Neden?
Cunku dolapta giyecek bir sey bulamiyorum mevsimlik.

Gerci bu durumun avantajlari da oluyor.
Mesela su elbiseyi yillar once almistim. Bir kere bile giymemistim.
Simdi asil giydigim yazliklar ortalikta olmayinca, buncagizim da bir sekilde kisliklarin arasina karismis olunca kendisi de bir giyilme sansi kazanmis oldu, iyi de oldu aslinda :)


Ama tabi bir elbiseyle yaz gececek degil.
Eh dedik Ozanla boyle olmaz.
Bir el atmali bu ise.
Cumartesi tembel kahvaltisi ustu, Kardes Payi keyfinden sonra attik kendimizi elbiselerin arasina.

5 saat, tam 5 saat kalmisiz elbiseler arasinda.
Ama o bes saat sonunda skor:
Gulcin& Ozan 1 -  Elbiseler 0
Hatta attigimiz tam 2 cuval esyayi dusunursek
Gulcin& Ozan 2 -  Elbiseler 0

Biz yendik biz yendik!

O yorgunlukla haftasonun geri kalaninda kendimizi dunya kupasina verdigimiz dogrudur.
Kurduk sofralari dunya kupasi keyfi yaptik.
Seviyorum ben dunya kupasini yahu. 
Maclar bildigin eglenceli oluyor.


Hollandanin 5-1lik galibiyetini aldim bir yana koydum.
Hup Hollan Hup :)
Su ana kadar Italya, Brezilya ve Bosna Hersek'i sevdim sanirim.
Takim kalmadi heralde geriye zaten :)
Laf aramizda benim icin kimin oynadigi pek farketmiyor.
Kossunlar, mac heyecanli olsun, bol da gol olsun kim oynarsa oynasin iste :)

Yalniz bir konuda cok muzdaribim.
Biri bana dunya kupasinda niye herkesin fosforlu ayakkabilar giydigini aciklayabilir mi?
Bir tek benim gozumu mu aliyor yahu o ayakkabilar?
Nike'taki tasarimcilarin bunalasi mi gelmis. Renk ustune renk mi denemisler acaba?
Bir de birini sari birini kirmizi giyenler var ki elime alip o ayakkabilai arkalarindan kosasim geliyor vallahi.
Arkadasim goz bu goz!
Siz kosarken biz de izliyoruz o maci.


Eskiden siyah kramponlar vardi.
Tamam renksiz, eglencesiz. 
Ama gozumu almiyordu.
Bence herkes yine onlari giysin.
Benim dunya kupasi izlenimlerim de bu kadar olur efendim :)

11 Haziran 2014 Çarşamba

Bugun de boyle

Blog yazmanin en sevdigim yanlarindan biri de geriye donup okumasi.
Evet, ben o kendi blogunu donup donup okuyanlardanim.
Yasadiklarimi, bir zamanlar hissettiklerimi okumayi seviyorum.
Galiba blog yazmayi en cok bu yuzden seviyorum.

Kucukken hep hatira defterlerim vardi benim.
Sanirsin bir Paris Hilton hayati yasiyorum; yazardim da yazardim.
Sonra ozene bezene saklardim defterlerimi.
Aman bulunmasin.
O zaman da en buyuk keyiflerimden biriydi donup yazdiklarimi okumak.
Simdiki gibi.
Tek bir farkla.
O zaman kose bucak saklardim yazdiklarimi.
Simdi alenen internete yaziyorum.
Ikisi de ayni keyif, ikisi de baska keyif. 


Bugun sabah ise gelirken hava sahaneydi.
Aklima geldi bir zamanlar yine bahardi.
ve ben baharla ilgili bir yazi yazmistim dedim.
Hatta Candan Ercetin'in Bahar sarkisini da eklemistim yaziya.
Detaylari hatirlayamadim.
Ama o zaman da soyle dusundugumu hatirladim:
Ben her bahar asik oluyorum.
Hem de bahar mevsiminin ta kendisine.
Alerjilerime ragmen etrafimi saran ciceklere.
En cok da adini bilmedigim ama her bahar ortaya ciksalar da dilek tutsam diye bekledigim bu guzellere. 



Sonra ofise geldim buldum yaziyi. Iste burada...
Taa 2011 de yaklasik da bu zamanlarda yazmisim o yaziyi.
Simdi donup okuyabiliyorum o gunku hislerimi.
Simdi ben nasil sevmeyeyim blog yazmayi.
Gerci su gunlerde yaz icin yazmaliyim bunlari ama malum ingiltere yazi ancak benim bildigim bahar :)

Bu arada boyle yazinca bir garip hissettim.
Yalniz olmadigimi umuyorum.
Bir ben degilim donup yazdiklarini okuyan degil mi?
Yoksa bir ben miyim bu deli aramizda :)

9 Haziran 2014 Pazartesi

Benim haftasonum

Haftasonu Ozan yoktu. Almanya, Manheim'da bir konferanslari vardi; oraya gitti. 
Bu haftasonu ben yalniz kalacaktim yani.
Ama oyle olmadi. 
Dun instagramda dedigim gibi degisik ama hayirli isler pesindeydim ben bu haftasonu :)


Birkac hafta once sirketteki mudurlerimden biri bana Londrada yapilacak bir etkilikten bahsetti. Etkinlik kapsaminda boyle bizim gibi beyaz yaka calisanlar bir araya geliyor. Ve bir haftasonu boyunca normalde yaptiklari isleri yardim kuruluslari adina yapiyor. Mesela data analizi, mesela proje yonetimi, mesela veri analizlerinin sonuclaini yorumlama, ya da prezentasyon hazirlama. Iste oyle seyler. Ve o bir haftasonunun sonucunda yardim kuruluslarinin onumuzdeki gunlerde kullanabilecekleri stratejiler, uzerinde calisabilecekleri projeler belirlenmeye calisiliyor.

Sonucta zaman cok kisitli. Etkinlik Cuma aksami baslayip Pazar ogleden sonra bitiyor. O yuzden insanlardan harikalar yaratmalarini beklemek mumkun degil elbette. Ama 100 kadar beyaz yaka bir araya gelince ve 2 gun sabahin korunden gece yarilarina kadar calisinca da ortaya elbette bir seyler cikiyor. Ve dun gordum ki ortaya gercekten ise yarar seyler cikiyor. Ne mutlu :)

Bu sene etkinlige dahil olmak icin pek cok yardim kurulusu basvuru yapmis. Bunlarin arasindan 4 tanesi secilmis.

Birincisi, gelir duzey dusuk ailelere para yardimi yapan, yatak, ocak gibi birincil ihtiyaclarini karsilayan bir kururlustu. Amaclari o ailelerin cocuklarina destek olmak

Ikincisi, gelir duzeyi dusuk ailelerin cocuklariyla gonullu ders vermek isteyenleri bir araya getiren bir kurulustu. Amaclari bu ailelerin cocuklarinin da iyi universitelere girmesini desteklemek. 

Ucuncusu, gelir duzeyi dusuk insanlara adli problemlerde avukatlik hizmeti veren bir kurulustu. Malum normalde avukat tutmak oldukca pahali bir sey :(

Dorduncusu de, ileri derecede hasta cocuklara ve ailelerine hastalikla mucadeleleri sirasinda destek olan bir kurulus. Amaclari ailelerin ve cocuklarin o cok zor donemde biraz mutlu olmasini saglamak.

Cuma aksami 7'de basladi etkinlik. Yardim kuruluslari kendini tanitti. Bizden ne beklediklerini ozetledi. Sonra 100 beyaz yaka hangi kurulus icin calisacagini secti ve maraton basladi! Sonraki 1,5 gun bildiginiz kosturmaca. Getirdikleri verilere bakma, raporlarini okuma, ne istediklerini anlama, sorular, cevaplar, planlar ve elimizden geldigince onlara yardim etmeye calisma.

Ben hasta cocuklar ve ailelerine destek olan kurulus icin calismayi sectim. Herkes slinden geleni yapti. Ve Pazar ogleden sonra bu yardim kuruluslarina onumuzdeki gunlerde uzerinde calisabilecekleri 20ye yakin analizin sonucu verildi. Umarim islerine yarar.


Simdi benim hislerim:

Acikcasi bana bu etkinlikten ilk bahsettiklerinde cok cekindim. Orada ise yara miyim, ne yaparim diye cok dusundum. Ama haydi dedim bir deneyeyim. Elimden ne gelirse. 

Cumartesi sabahi ve hatta gun boyunca kendimi cok faydasiz hissettigim anlar da oldu. Cok teknik bir insan degilim. Insanlar verileri analiz ederken ben ne yapacagim ya dedigim anlar da oldu. Ama sunu anladim. Bazen ortami neselendirmek bile yardim. Bazen gidip birine sana nasil yardim edeyim ben demek gununun geri kalanini degistirebiliyor. Insan kendini hic bilmedigi bir seyi ogrenirken ve hatta baskalarina ogretirken bile bulabiliyor.

Hafta sonu boyunca yapilan hersey yardim amacli. Kimsenin hicbir cikari yok. Ve gercekten herkes yapilani bilsin bilmesin sadece yardimci olmak icin cabalayip duruyor. Iste o ortamda zaten bunalmak, yapacak is bulmamak mumkun olmuyor. Barda duranlar vardi mesela. Kahve yapanlar vardi. Dokumanlar arasinda kaybolmusken onlarin yaptiklari nasil ise yaradi anlatamam :) Ve bu hakikaten takim oyunu. Bir an yapacak isin olmuyor. Sonra senin yapacagin kisimlar geldiginde basini kasiyacak vaktin kalmiyor. O yuzden ne kadar cok insan orada olursa o kadar iyi o kadar faydali. Ben ise yaramam diye dusnmemek lazim galiba. Herkes cok ama cok ise yariyor. 


Zaten gordum ki bizim gun icinde pek cok kez yaptigimiz, cok siradan ve basit sandigimiz seyler yardim kuruluslari icin cok kiymetli olabiliyor. Butceleri ve calisan insan sayilari oyle az ki yaptiginiz en ufak seyler bile onlara fayda sagliyor. Mesela birisi oturdu bir yardim kurulusu calisanina gmailde kullanabilecegi kisa yollari ogretti. Fayda, fayda. 

Ve bu kismi biraz bencilce belki ama normalde hergun yaptiklarina benzer bir seyi insanlara faydasi olabilecek sekilde yapabilmek cok guzel bir his. Insan hakikaten kendini iyi hissediyor. 

Baska etkinliklere de katilabilir miyim bilmiyorum. Zaman, imkanlar gosterecek. Ama bu haftasonu cok yorulmus olsam da yaptigimizdan cok keyif aldim onu biliyorum. 

Dun etkinligi kapatirken bize dediler ki...
Bir yerlerde bir sekilde insanlara yardim edebilmek icin hepimizin yapabilecegi bir sey var.
Ve yapabildigimiz hersey daha guzel bir dunya icin...

Belki de gercekten oyle.

Iyi haftalar olsun efendim...

4 Haziran 2014 Çarşamba

Gulcin ofisten bildiriyor

Yogunluktan yemek bile yiyemedigimiz bir gunle karsinizdayiz sevgili blogseverler. 
Sabah 8'de, evet evet 8'de baslayan toplantilarimizin 6 tanesini geride birakirken, gunun kalan son 3 toplantisini da paketleyip bilgisayari kapatmanin hayalleriyle yasiyoruz.

O kadar toplanip ne yapiyorsunuz diyenler.
Vallahi ben de bilmiyorum.
O kadar cok toplanti var ki su an mesela sabah ilk toplantida ne konusmustum inan olsun hatirlamiyorum.
Anlam veremedigimiz hareketler bunlar.
Kaldi ki aramizda ozel sektorde niye bu kadar cok calisildigini anlayip gonlune sindiren var mi sorarim.

Bugun ofis semalarinda yuzleri gulduren olaylar yasanmadi da degil.
Ofis dedigin de boyle bir yer gulerken dusundurur. Dusunduruken guldurur.
Evet evet kabere gibi!

Bugunku gosterimimiz kapsaminda sabah toplantilarin birinde bir calisanimiz resmen hezeyan gecirdi.
Sinirlendi. Bagirarak konusmaya basladi.
Lafin arasina girmeye calisanlara "20 seconds please - 20 saniye lutfen" dedigini duydugumda olay dikkatimi cekti.

Hayir neden 20?
Hakikaten 20 saniyede kac cumle kuracagini mi biliyor yahu?
1 saniye anlarim, 1 dakika anlarim da insan o sinirle 20yi nasil dusunur bunu anlayanimiz var mi? :)

Adam sinirlenedursun bana bir gulme geldi mi?
Hayir dunyanin dort yanindan insanlar telefonun basindayiz.
Hepimiz muhtemelen bir odada telefona bakiyoruz oyle dinliyoruz konusuyoruz.
Buncagazim sinirlenmis 20 seconds diye kendini paraliyor.

Yaw sakin ol rocky diyesim geliyor, diyemiyorum.
Gulucem, gulemiyorum.
Aman vallahi mikrofonu kapattim guldum gitti :)

Zaten o oyle 20 saniye diye paralanirken aklima Erol BuyukBurc'un "saksi degilim ben! en cok beni dinleyeceksiniz!" cikisi geldiginde artik gulmemi tutmam mumkun degildi!



Aklimda saksi degilim ben, kulagimda 20 saniye diye cirpinan adam...
Evet evet tahmin edeceginiz uzere hiccc bir sey anlamadim ben o toplantidan sevgili blogseverler.
Zaten yemek bile yiyemedigimiz bir gunde bunun ne onemi var ki?

Ha yemek yiyemesem de blogumu yaziyorum ama orasi ayri.
Zaten blog yazmak dediginiz de 20 saniye degil mi? :))
Iste bu da boyle bir gundu.
Muhtemelen aklini kacirmasina ramak kalmis Gulcin ofisten bildirdi :))

2 Haziran 2014 Pazartesi

Dinlenmek diye bir sey var

Londra'ya tasindiktan sonra ise gelmek benim icin artik daha yorucu bir sey. Sabah 1 saat, aksam 1 saaat hatta birer satatten fazla yol gidiyorum. Hani diyecegim ki neredeyse Istanbuldaki kadar zor ise gidip gelmek. Ama yok diyemiyorum. Cunku en azindan trenler var. En azindan ay trafik tikandi, aman bu arabalar neden ilerlemiyor, emniyet serideninden gidenlere ceza kesecek bir Allahin kulu yok mu gibi sinir harplerini yasamiyorum. Ama yolda yoruluyorum.

Yeni isime basladim. Ve hatta resmi olarak eski isimle baglarimin koptugu, sadece yeni isimi yapmaya baslayacagim gun de bugun. Hayirlisi. Umarim hersey guzel olacak. Su son bir ayda, yani bir yandan eski isimi bir yandan yeni isimi yaptigim donemde de gercekten cok yoruldum. Ve dahasi bu yeni isimde eskisine gore daha da cok yorulacagimi gordum. Muhim degil. yeter ki is eglenceli olsun.





Ev beni cok yoruyor diyemem. Sonucta 2 kisiyiz. Ve ikimiz de elimizden geldigince evle ilgileniyoruz. Hollanda da oldugu gibi. Buraya geldigimizden beri eskiye gore sadece her hafta utulenmesi gereken gomlek sayisi degisti. Baya bir degisti yalniz. Ozan artik neredeyse her gun gomlek giyiyor. E hava da guzel olunca ben de ofise gelirken gomlek giymeyi tercih edince bizim evdeki yikanacak utulenecek gomlek sayisi arttikca artiyor. Arasira temizlige yardima gelen birsi var cok sukur. 2-3 haftada bir gelip soyle bir toparliyor. Utu de yapar misin dedim tabi dedi. Yapti da. Ama yok benim icime sinmedi. Utu yapmayi cok sevmiyorum ama oyle ustun koru utulenmis seyleri daha da sevmiyorum. Olmadi yani is basa dustu. Her hafta Gulcin gomlek utuluyor da uruluyor. 

Bu gunluk is-yol-ev rutinine bizim yerimizde de durmamamiz da eklenince sanirim benim icin hayat artik biraz daha yorucu. Ozanla onu diyoruz gecen gun; Rotterdamdan sonra Londra bizim icin tam bir buyuk sehire tasinma hali. E haliyle buyuk sehir yoruyor :)

Ama bu haftasonu farkettim ki dinlenmek diye bir sey var. O dinlenmek denen sey de sadece uzanmakla, uyumakla, fiziksel olarak bedeni dinlendirmekle olmuyor aslinda. O fiziksel dinlenme cok ama cok onemli. Ama Yetmiyor. Sanirim insanin bir durup durulmasi, bir kenara cekilebilmesi. Bir internetten uzaklasmasi. Bir kabuguna cekilmesi gerekiyor dinlenmek icin. Ben dun 1-2 saat bunu yaptim iste. Taktim kulagima kulakliklarimi. Giydim ayagima spor ayakkabilarimi. Dustum yola. Ben cikarken Ozan yeni gelmisti. Dur bekle beraber cikalim dedi ama O'nu bile beklemedim. Hemen canimin istedigi anda dustum yola.


Yalnizdim. Muzik dinleyerek yurudum, yurudum, yurudum. 2 saat yurumusum. Sokaklardan sokaklara, parklardan parklara gectim. Arada sarki soyledim arada dusundum. Yoldan gecen insanlara gulumsedim. Kopekleri sevdim. Cocuklarla oynadim. Muzik dinledim. Muzik dinledim. Muzik dinledim. Saate bir baktim ki 2 saat olmus ben evden cikali. farketmemisim. 

Iste o zaman anladim ki dinlenmek diye bir sey var. Herseyden uzakta biraz kendi kendine kalinca... Ben dun o iki saatte dinlendim.

Yeni hafta haydi bakalim hazirim sana...
Hepinize cok guzel haftalar olsun efendim...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails