28 Şubat 2014 Cuma

Bugun de buna cok guldum :)

Olur ya.
Bundan sonra benim bir adim da Ugene olsun :)
Sizi mi kiricam :)))



27 Şubat 2014 Perşembe

Bir taksici amca bana mutlulugun sirrini anlatmisti

Bugun bir seyi hatirladim. Londra'ya ilk tasindigimiz zamanlardi. Ben yine Rotterdam'a toplantiya gitmistim. Rotterdamda son aksam ofisten ciktim. Hava harika. Karsimda su manzara. Eskiden olsa o manzaranin ortasindan yuruyup gidecegim ben. Evimize. Muhtemelen istasyonda Ozanla bulusacagim. Yine muhtemeldir ki o beni beklemis olacak istasyonda. Surat asacak biraz yine onu beklettim diye. Gonlunu alacagim. Markete gidecegiz. Ne yesek diye dusunup dusunup malzemeler toplayacagiz. Evimize gidecegiz sonra. Yemek yapacagiz beraber. Belki yaninda birer kadeh de sarap… Eskiden olsa…


Ama ben taksi bekliyorum. Alsin da beni gotursun oradan diye. Dalip gitmisken ben Maas'in sularinin ahengine, bekledigim taksi geldi. Soforu de Turkiye'den gelmis. Belli temiz yuzlu hossohbet bir adam. One otur istersen kardesim sohbet ederiz dedi. Olur dedim ben de. Edelim.

Daha cok o konustu ben dinledim. Ama yolun sonunda dedim ki eger gercekten varsa boyle seyler, o sofor abi ozene bezene secilmis, ozellikle o gece benim karsima cikarilmisti sanki…

Cok konusuyordu cok.
Cok mutluydu cok.
Oyle mutluydu ki insani o haliyle sasirtiyordu. 
Siz mutlulugun sirrini bulmussunuz sanki dedim.
Evet dedi. Sana da soyleyeyim mi?...

Siz ne derdiniz bu durumda bilmem. Ama ben duymak istedim onun sirrini. Soyleyin lutfen dedim.

Elindekiyle mutlu olmak mutluluk dedi. Olabildigince onun keyfini cikarmak. Bunu yaparsan mutlu olursun iste dedi.

Durdum… Sen ne zaman gittin buradan dedi. Sasirdim. Nereden bildiniz gittigimi dedim. Sevgiyle bakiyorsun sokaklara belli ki cok guzel seyler yasamissin sen bu sokaklarda dedi. Iyice sasirdim.  3 hafta once dedim. Ah yeniymis daha. Ama dilerim en az burasi kadar mutlu etsin orasi da seni. Bak sana bir sey soyleyeyim mi dedi. 


Mutluluk nerede biliyor musun? 
Iki kulaginin arasinda. Kafanin icinde. O kafanin icindekiler nereye gitsen seninle olacagina gore. Mutluluk hep seninle…

Bu sabah ofise yururken bunlar geldi aklima. Hakliydi amca. Mutluluk benim, bizim iki kulagimizin arasinda.  Ve o kafamizin icindekiler hep bizimle. O zaman mutluluk hep bizimle... Mutluluk hep benimle... Arada dalgalansam da, arada bunalsam da ne olursa olsun mutluyum ben be. Bugun de iste boyle :)

25 Şubat 2014 Salı

Nacizane Tavsiye

Ama biz de hep kendimize, hep kendimize yaziyoruz. 
Boyle olmaz dedim ben bugun Basbakana yazdim yazimi :)

Sayin Basbakanim,


Dun aksam yayinlanan ses kaydinizi dinledim. Diyorlar ki duzmeceymis; olabilir. Diyorlar ki gercekmis; o da olabilir. Eminim ki kaydin incigina cincigina kadar soylenmeyecek sey kalmayacaktir onumuzdeki gunlerde. O yuzden ben musadenizle bu konu hakkinda birsey yazmayacagim. Size bu satirlari baska bir sey yazmak, nacizane kucucuk bir tavsiyede bulunmak icin yaziyorum. 

Kafamiza vurula vurula ogrendik ki hikmetinizden sual olunmaz, size tavsiye vermek de kimsenin haddine dusmez, biliyorum. O yuzden bugune kadar dinledigim hicbir ses kaydinda klavyemin tuslarina elimi surmedim. Velakin, dun dinledigim ses kaydindan sonra inanin sizin icin bile uzuldum. Iste siz ne kadar bizim samimiyetimize inanmasaniz da vicdan boyle bir sey. An geliyor insan uzulecegi insani bile secemiyor, ne garip. Bu uzulme hali cok uzun surmese de hislerimi ve tavsiyelerimi yuksek musadenizle sizinle paylasmak istedim.


Sayin basbakan, islerimiz cok farkli olsa da nihayetinde siz de biz de projeler yonetiyoruz. Konulari farkli, caplari farkli, etkiledikleri alan farkli. Ama nihayetinde hepimiz yoneticiyiz. Siz israrla kendi konumunuzu farkli yelere koysaniz da ozde hepimiz isimizi yapiyor karsiliginda maas aliyoruz. Ve ozde hepimiz insan gucunu yonetip bir isi zamaninda bitirmeye calisiyoruz. Hah iste tam bu noktada yillardir bin tane egitimle bize ogretilenleri sizinle de paylasmak istedim.

Sayin basbakanim, nacizane tavsiyem yaninizda calisan insanlari acilen degistirin. Yillardir bize ogretilenlerin basinda su gelir: bir yonetici her isi en ince ayrintisina kadar kendisi takip ediyorsa ya yoneticilik yapmayi bilmiyordur ya da yaninda calisan insanlar is yapamiyordur. Artik siz hangisini uygun gorursunuz bilemem. Ama haberlerin alt yazisina kadar siz denetleyecekseniz o projeler bitmez; ben bunu bilirim. Fatih kes yayiyini dediginizde onune arkasina bakmadan ekranda her ne yayin varsa kesecek baglilikta bir eleman ne guzel, her projeye lazim oylesi. Ama sayin Basbakanim Fatih de hangi yayini kesecegini, hangi alt yazinin uygunsuz oldugunu biraz da kendi bilsin degil mi? Hep siz mi takip edeceksiniz onun yaptiklarini canim, olmaz ki.

Sonra Fatih'in her ses kaydini dinledim. Hep sizi uzdugu icin cok uzgun oldugunu soyluyor. Ama bize soyle de ogrettiler sayin basbakanim; elemanlarinizin hatalarini hosgoruyle karsilayin. Hatalarindan ders almalarini saglayin. Yalniz ayni hatayi surekli tekrarliyorsa o is icin uygun olmadigini gorun ve aksiyon alin. Bir Fatih son bir ay icerisindeki 4 ses kaydinda da sizi uzdugu icin kahroluyorsa bence Saba Tumer'i degil Fatih'i kovun. Ogrenemiyor demek ki, degil mi ama? 

Acikcasi Fatihle ilk konusmanizi duydugumda cok sasirdim sayin basbakanim. Neden derseniz, Ben bugune kadar hep bu islerle ilgilenecek adamlariniz vardir saniyordum. Zira bize egitimlerde boyle ogrettiler. Iyi bir yonetici olmak istiyorsaniz isleri delege etmeyi, sizin icin calisanlara sorumluluk vermeyi prensip haline getirin dediler. Ama bu sadece isine guvenebileceginiz insanlarla calisirsaniz mumkun tabi, yoksa sizin yoneticiliginizle ilgili imada bile bulunmak istemem. Iste o yuzden siz yaninizda calisanlari degistirin basbakanim. Yoksa hasta degilseniz bile boyle her ayrintiyla ilgilenirken hasta olmamaniz mumkun degil. Koca ulke, milyonlarca insan, bir suru televizyon kanali, gazete, internet sayfasi... Hangibirini tek tek takip etmeye yetiseceksiniz, degil mi ama?

Hadi calisanlari degistirirsiniz de bilirim insan ailesini degistiremez. Hah iste tam bu yuzden egitimlerde bize hep sunu soylerler sayin basbakanim; ailenden insanlarla calisma. Is verirsin yapamaz, kizsan olmaz, kovsan olmaz. Yine sizin takdiriniz ama hele hele her ayrintida sunu da boyle yapalim mi, bunu yapsak olur mu diye soran cocuklarla is sanki hic olmaz. Nerede proje elemanlarinda aradigimiz olmazsa olmazlar insiyatif alma, nerede bagimsiz karar verme? Bir seyi de yapsinlar da direk onunuze sonucu getirsinler degil mi?

Ornek alabilecekleri insanlar da var aslinda.  Mesela diger Fatih, anket sonuclari beklendigi gibi cikmadiginda hemen cozum arayisi icine girmisti. 3 oradan alalim, 5 buraya ekleyelim diye fikirler uretmis size sorunla degil cozumle gelmek icin caba gostermisti. Kasette dinledik. Proaktif bir yaklasim. Ustelik televizyonda gorduk hirsindan gozleri dolsa bile saygida kusur etmiyor. Bana sorarsaniz size iste oyle her adimda bunu mu yapalim demeyen, yaratici cozumler pesinde kosan insanlar lazim. Fatih gibi bir kac tane daha varsa kritik gorevlere onlari getirmeniz sanki daha uygun olur sayin basbakanim.

Benim yazdiklarim inanin hep sizin iyiliginiz icin. Ne demisler proje takimi var muduru vezir eder, proje takimi var muduru rezil eder. Sizinkiler yok kina da yakin, yok otpora usak olun, yok sizi uzdugum icin kahroldum  diye diye sizi vallahi rezil ediyorlar sayin basbakanim. Hayir kahrolacaksan uzme degil mi ama? Bence oyle.

Sozun kisasi, bunca yildir aldigimiz egitimler ve calistigimiz projelerden ogrendigim kadariyla ekibinizle degil konusulan caplarda isler, siradan bir sirketin en ufak bir projesini bile yonetmek bana zor gorunuyor basbakanim. O yuzden is kemale ermeden siz bu yaninizda calisanlari degistirin. Bakin gorun cok rahat edersiniz. Proaktif, sonuc odakli, caliskan bir ekiple saklanacaklar da saklanir, aklanacaklar da aklanir sirtiniz yere gelmez vallahi.

Saygilarimla

24 Şubat 2014 Pazartesi

Bugun de buna cok guldum....

Sizi bilmiyorum ama benim gulmeye cok ama cok ihtiyacim var.
Kotu haberlerin sonu bir gelmedi arkadas! 
Dunyanin sagindan solundan kotu haber geliyor.
Devletler, polisler cildirdi. Resmen cildirdi.

Bir sabah da kalkalim desinler ki ay nasil da gunluk guneslik bir dunyamiz var! 
Herkes mutlu! 
Saglik sorunlari yok. Herkes yiyor, iciyor, hayatin keyfini cikariyor.
Yok nerede.
Bize her sabah yine husran, bize yine her sabah aglanacak halimize gulmek var!

Bu arada duydunuz mu?
Elestiriler karisinda sayin Cumhurbaskanimiz Ama ben bugune kadar bilmem kac tane yasayi veto ettim ki demis...
Zaten aksam da elektrikler kesilmistir ondan okuyamamistir baGzi yasalarin iceriklerini degil mi?
Amannn iyice ilkokul bahcesine dondu ortalik ha!

Deli Anne'ye selam olsun!
Der ki O.
Akilliliga doydum, ben artik delilige asigim.
Vallahi ben de bu ara bu hunililere asigim :)




20 Şubat 2014 Perşembe

Ic dokme

Bazen kendimi durmaksizin cemberinde donen bir fare gibi hissediyorum. Ya da hamster. Neyse iste o kafesin icindeki oyuncaklarla oynayip oyalanan, ama illaki o cemberde delicesine kosan kucuk yavrulardan biri. Ben.

O cember de rutinim. Uyan. Ise git. Calis. Calis. Calis. Eve don. Dinlen. Eglen. Uyu. Uyan.  Ise git. Calis. Calis. Calis.... boylece devam ediyor. Ben kosuyorum. Cember donuyor. Ama isin kotusu onca kosmama, cabalamama, ve yol aldigimi dusunmeme ragmen o cember hep yerinde duruyor.

Bunca kosturmaya benim uzaklara varmis olmam gerekmez mi? Bir dagin eteklerindeysem dagin zirvesini gormus olmamali miydim? Bir yolun basindaysam yolun ilerisine varmis olmamali miydim? Ben niye her durup neredeyim diye baktigimda ayni yerde buluyorum kendimi?

Evet is hayatindan bahsediyorum. Yoksa hasa ozel hayatimda ayni yerde durmadigim ortada. Bir gun oradayim, bir gun burada. Bir yil bir ulkedeyiz bir yil baska ulkede. Sen buna mi rutin diyorsun diyeniniz olabilir. Soyleyeyim evet, ben buna rutin diyorum. 

Zira o degisen ulkeler benim Uyan. Ise git. Calis. Calis. Calis. Eve don. Dinlen. Eglen. Uyu. Uyan.  Ise git. Calis. Calis. Calis... rutinimdeki sadece Dinlen ve Eglen adimlarini degistiriyor. Dinlendigim yer ve eglendigim yer. Gerisi ayni. Ayni is. Ayni projeler. Ayni insanlar. Ayni sorumluluklar. Hersey ayni. ayni. ayni...

Huzurlu ve mutlu bir hayatin esassinin o dinlen ve eglen ikilisinde sakli oldugunu biliyorum. Dinlen. Eglen. Iste bu ikisine sigdirdigimiz enerjinin hayatimizin geri kalini yonettiginin farkindayim. Zaten yasadigim anin, elimde olanin olabildigince keyfini cikarmaya calisan bir insanim. Bunu basariyorum demiyorum. Ama cabaliyorum. Velakin rutinimdeki diger kelimelerdeki ayniliktan bazen boguluyorum.

Bildiginiz boguluyorum. Nefes alamayacak kadar bunalmis hissediyorum bazen kendimi. Bir tek kelime daha dinleyemeyecek kadar dolmus. Bir tek soru daha cevaplayamayacak kadar bikmis hissediyorum. Ve tum bu hezeyanlari yasarken o cemberin icinde hala delicesine kosuyor oluyorum. Bir fare, bir hamster gibi. 

Duramiyorum zira durmama firsat yok. Ben ne kadar bunalirsam bunalayim. Ben ne kadar buraya kadar dersem diyeyim toplantilarin, isin gucun bittigi ya da bitecegi yok.

Bundan 4 yil onceydi. Hayat bu degil dedim ben. Hayat cok calismak degil. Hayat yorgunluktan bitmek ve hayati isten ibaret sanmak degil. Is degistirdim. Daha az kazandigim ama kendime daha fazla zaman ayirabildigim, daha sakin bir ise gectim. Dogru yaptim. Yanlis degildi yaptigim. Ama yanlis olan bir sey vardi beklentilerim. Zira daha sakin is sevdigim bir is demek degildi. Onu iste simdi 4 yil sonra yine bu kadar yorgun hissedeken anliyorum. 

Bazen dusunecek vaktim olmuyor. Ynei bir ulkeye alismaya, yeni arkadaslar edinmeye, yeni bir duzen oturmaya calismak beni mesgul ediyor. Ama bir an geliyor. Bir an. Iste o bir an ben hep ayni seyi farkediyorum: Ben bu is sevmiyorum. Sevemiyorum. Ve iste o yuzden rutinimin Eglen. Dinlen disindaki her aninda mutsuz oluyorum. 

Sevdigi isi yapan var mi diyeceksiniz. Belki yok. Ama bu mutsuz kalmamiza sebep mi? Olmasin istiyorum ben.
O yuzden bir suredir dusunuyorum. Hem de cok dusunuyorum. Mutlu olacagim is ne benim? Ne olmali olnu dusunuyorum. Kahretsin ki bulamiyorum.

Ama yine de mutsuzluga mahkum etmeyecegim kendimi. Deneyecegim. Sevdigim isi en azindan arayacagim. Artik bunu biliyorum. Ve sana soz veriyorum ben artik bunun icin cabalayacagim. Bunu yapacagim blogum. Elimden geleni yapacagim. Umarim...

Kusura bakmayin basinizi agrittim...

18 Şubat 2014 Salı

Bugun de bunu cok sevdim

Sabah ofise yuruken bir magazanin vitrinine takildi gozum.
Civil civil suslemisler. Icim acildi.
Flas patlamis, fotograf guzel cikmamis ama olsun illa buraya da gelsin istedim...


Sonra bu yastik digerlerinin arasinda dikkatimi cekti.
Diyor ki...

Ev,
1. Insanin yasadigi yer
2. Insana guven ve mutluluk veren yer
3. Insanin buyudugu sehir ya da ulke...


Bu hesaba gore ne kadar da cok evim var benim :)
Iste ben bugun de bunu cok sevdim...

17 Şubat 2014 Pazartesi

Bastan alabilir miyiz?

Haftasonunu diyorum. 
Bastan alabilir miyiz? 
Sizin haftasonunuz nasil gecti bilmiyirum ama benim haftasonum cabuk gecti. 
Hem de cok cabuk. 

Cuma aksami Rotterdam-Londra ucusu tam da tahmin ettigimiz gibi oldukca olayliydi. 19:45te kalkmasi gereken ucak 23:00 da kalkabildi. Sonrasi sakin bir ucus ama cok hareketli bir yere inis. Bir ara kendimi bir bilgisayar oyunun icinde hissettim. Ucak yere inmeye calisiyor. Ama ruzgar cok kuvvetli. Yolcular sarsilan ucakta koltuklara tutunmus sonucun ne olacagini bekliyor. Camdan disari bakanlar, mesela Gulcin,  ucagin kanadini bir goruyor, bir gormuyor, oylesine sallaniyor ucak. Hersey cok hizli. Her sey cok cok sarsintili. Pilot mu kazanacak? Ruzgar mi? Pilot mu kazanacak ruzgar mi? Neyse ki pilot kazandi :) Ve yillardir gurbetci vatandaslarimizla yaptigimiz  Hollanda-Turliye ucuslari disinda hic gormedigim bir sey oldu. Ucagin tekerleri yere deger degmez ucakta bir alkis koptu. Bir ucak dolusu Hollandali ve Ingiliz, yani bunu yapmasi en son beklenen iki millet cilginca pilotu alkisladi. Bravo Pilot! Superdin! Oley! 

Gecenin bir vakti vardigimizdan havalani sakin ve sessizdi. Ben tam bu yolculugu da atlatti diye dusunuyordum ki havalanindan eve dogru giderken asil afatin yerde yasandigini anladim. Zira Londra bildiginiz ucuyordu. Cop kovalari, saksilar yerlerde yuvalaniyordu. Kirmizi isikta beklerken taksinin ruzgardan besik gibi sallanmasini da hissedince, evet dedim firtina bu. neyse ki eve sagsalim vardim. Sokakta yuvarlanan cop kovamizi zaptedeyim derken bir an elimden biraktigim valizimi de suya dusmek uzereyken yakalayip eve girdim. Oh be! Insanin evi gibisi yok vallahi. 

Iste boylece gece 12 civari, olayli bir yolculuk sonrasi basladi benim haftasonum. Cumartesi aslinda o yorgunlugun ustune evden cikmak akil kari degildi. Ustelik hava da ruzgarli. Ama soyle bir gezme sekli gelistirdik Ozanla. Bizim eve yakin otobus duragina gidiyoruz. Oradan gecen otobuslerin guzergahinda gitmek isteyecegimiz yerlere bakiyoruz. Sonra iIlk once hangi otobus gelirse ona biniyoruz :) Oyle ay oburune gitseydik daha mi iyiydi falan diye dusunmek yok. Ilk once hangi otobus gelirse guzergah o :) Boylece usumuyoruz, onceden plan yapmak zorunda da kalmiyoruz. Nasilsa hicbiryeri bilmiyoruz yahu bize her yer yeni :) Iste bizimkisi bir nevi gezme piyangosu :) 

Boyle boyle derken bir de baktim ki bitivermis haftasonu. Dun aksam dusundum de bu haftasonu bana hic yetmedi. O yuzden iste mumkunse bastan alabilir miyiz kendisini?

14 Şubat 2014 Cuma

Bu otellerin derdi ne?

Bu gelisimde otelde kaldim Rotterdam'da. 
Ve yine yine yine tirnaklarimdan birini oteldeki mucadeleye kurban verdim. 
Hah iste tam o anda yillar once yazdigim su yazi geldi aklima
Bu otellerin bizimle derdi ne Allahaskina?




13 Şubat 2014 Perşembe

Baya olmus muydu ben seyahat etmeyeli?

Hayir degil mi? Bence de hayir. Hatta kesinlikle hayir. Bazen havalani ofisimin bir parcasiymis gibi hissediyoruum. Hani oyle ara sira, hatta kisa araliklarla gidilen bir yer. Sikayetim yok da baGzi ucuslar hakikaten insani cok yoruyor. Dunku oyleydi mesela.

Evden cikana kadar ben hicbir seyin farkinda degildim aslinda. Ev guzel sey yahu. Disarida tufan olsa, evindeysen ne gam. Of evsiz olmak ne fenadir bu havalarda :( Iste evden cikinca bir de ne goreyim Londra ucuyor! Komsularin cop tenekeleri falan yerlerde. Bildiginiz afat.

Uzun suredir bu afat Ingilterede yasaniyor aslinda. Biz sehir merkezinde oturmanin verdigi avantajla bundan etkilenmedik su ana kadar. Ama Londra'da, Londra disinda pek cok yerde surekli su baskinlari var. Su baskini, resmen. Biz ilk Londrada su baskinini duydugumuzda sok olduk diyebilirim. Malum Hollanda sular altinda yasayan bir ulke. Yil boyu yagmur yagar. Ama bir kere bile sel oldugunu duymadim. Londrada oluyor. Ben bir sasiriyorum sormayin.

Duyduk ki Ingilterede sel hep olurmus. Ama bu yil baskaymis. Bu yil neredeyse butun kisi su altinda geciren bolgeler varmis. Zor cok zor. Hakikaten zor. Ama iste yasaniyor.

Dune kadar benim icin haberlerde gordugum detaylardi bu sel, ruzgar, firtina falan etkileri. Ama dun toplanti icin Rotterdama gelmek uzere yola ciktigimda gordum ki hakikaten Ingilterede doga sartlari hayati zorluyor. Taksinin ruzgarin etkisiyle atlattigi yoldan cikma etkilerini bir kenara koyuyorum. Ucusun hava sartlari nedeniyle 1,5 saat rotar yapmasini da bir kenera koyuyorum. Ama Rotterdm'a gelirken yasadigimiz sallati ve turbulanslari hicbir yana koyamiyorum. Icim disima cikti yahu! Hayatimin en zor yolculuklarindan biriydi diyebilirim. 

Cektigim mide bulantisinda havalaninda yedigim tatlinin da etkisi var sanirim. Yahu hava malum bir bogazini tut degil mi? Yok nerede! Benim bogazimi tuttugum ne zaman gorulmus ki?


Neyse sagsalim geldik de yarin nasil donecegim iste onu simdiden kara kara dusunuyorum. Dediler ki yarin buyuk bir firtina bekleniyormus. Ve Kuzey Avrupa'ya ortalama 1 ayda dusen aygisin sadece yarin toprakla bulusacagi tahmin ediliyormus. Haydi bakalim yine Gulcin yollarda :)

11 Şubat 2014 Salı

Izledik: Gravity

Bu ara cok film izleniyor bizim evde. Ozan haftaici bazi aksamlar gec geliyor. Ben o gelene kadar hemen aciyorum kendime bir film. Bazi aksamlar da ben gec geliyorum. Geldim mi bakiyorum o da acmis kendine bir film. Film canavari olduk yani biz :)

Pazar aksami da evde ne izlesek ne izlesek diye dusunurken Gravity geldi aklimiza. Aman bu Londrada ne reklamini yaptilar o filmin. Bir ara nereye baksam Gravity reklami goruyordum. Bu reklam isi etkili bir sey, orasi kesin. Aklima kazindi o film illa izlenecek. Ama kiminle konussak ay sinemada cok fena olduk diyor, midemiz bulandi diyor. Benim mide zaten bulanmaya yer ariyor zorlayayim sinirlarimi dedim ve sinemaya gitmedik. Evde izledik. Aman iyi ki de oyle izlemisiz.

Film guzel. Kotu bir film degil. Ama acikcasi ben filme bayilmadim.


Bir kere afislere kocaman kocaman George Clooney yazmislar. E benim de kendisine zaafim malum. Adamin isminin gectigi filmleri illa izlemek istiyorum. Bir heves oturdum filmin basina George izleyecegim diye. Adam filmin ilk 15 dakikasindan sonra gorunmedi yahu!. Simdi film hakkinda ipucu vermis gibi oldum ama benimki beklenti yonetimi. Hani benim gibi George izleyecegim diye filmin basina oturup, sonra hayal kirikligi yasamayin. Resmen yikildim!

George'un yoklugunda Sandra Bullock izledik bol bol. Guzel oynamis. Bir suru odul aldi zaten. Oscar'a da aday. Alabilir de. Ama iste keske afise sadece O'nun ismini yazsalarmis. Bak yine ayni konuya geldim ama yani insan George izleyecegim diye filmin basina oturuyor. Bir de sadece George'un oldugu afis bile yapmislar. Olmaz boyle :)


Nihayetinde film guzel. Ama bence soylendigi gibi yilin en iyi filmi degil. Izlenebilir, boyle ince mesajlari olan bir film. Ama bence izlenmezse olmaz da degil. Bu arada film boyunca Rusyaya, Cin'e nasil laf sokmuslar anlatamam iste o kisimlari izlerken ben baya sasirdim soyleyeyim.

Tamam biri beni durdursun yoksa izlemeyenler bu yaziyi okuduklarina cok pisman olacak. 
Izleyecek olanlara iyi seyirler efendim :) Ayrica filmi izlerken bir kez daha teyid ettim, uzay hic bana gore bir yer degil :)

10 Şubat 2014 Pazartesi

Hamarat... Evde Susi de yaptik :)

Ne zamandir Hamarat serisi yazmiyorum ben :) 
Vakti gelmisti :)
Bu hamaratlik sayilirsa biz evde susi yaptik efendim buyrun hikayesi :)

Ozan ve benim susi tutkumuz malum. Artik bilmeyen, duymayan kalmadi sanirim. Hala tam olarak ne zaman nasil basladi bu tutku bilmiyorum. Ben ki Turkiyedeyken susinin yanina bile ugramayan bir insandim. Hatta hic unutmam bir aksam Istanbul'da arkadaslar bulusacagiz. O zaman ben daha istanbuldayim. Oy cokluguyla susi restoranina gidilmesine karar verildi. Yahu yapmayin etmeyin, ne isimiz var suside falan desem de oy cokluguna karsi cok da sozum olamadi.

Neyse kalktik gittik restorana. Bizimkiler susi yiyor, ben de iste tavuk, salata falan oyle tirtikliyorum bir seyler. Susilere yan gozle bile bakmiyorum. Aman neme lazim susi benim, cig balik, yosun. Iy hayatta agzima bile surmem diye dusunuyorum. Bu sirada benim de susilerden tatmami cok isteyen Arzu oretmenim dedi ki..  Gulcin sen de turkiyede tabi ki yosun kullanmiyorlar susi yaparken, her ulkenin damak tadina uysun diye degisiklik yapilir. Burada da ispanak kullaniyorlar susi sarmak icin. Tadiver yosun falan degil o... Arzu oretmenim ne dese yaparim da isin ucunda susi yemek olunca. Ii-iihhh

Tam masaca herkes beni ikna etmek icin bu hikayeye tutunmusken ben kosede bekleyen garsonu gordum. Bakar misiniz, bunlari sararken sadece yosun mu kullaniyorsunuz, yoksa ispanak falan da ekliyor musunuz dememle garson yazik aciklamaya basladi. Yok efendim, bizim restoranimizda orjinal tarifin disina cikilmaz. Asla baska seyler karistirilmaz. Sayiyor da sayiyor. 

Kiyamam restorani ovuyor. Bizimkiler kas goz yapmaktan harap. Garson cocuk bir onlara bakiyor bir bana :) Ay ne gulmustum o aksam. Tabi susi de yememistim :) 


Bizim tanisikligimiz, kaynasmamiz Hollandada oldu. Hollanda da sinirsiz susi diye bir kavram var. Gidiyorsun sabit bir ucret karsiliginda yiyebildigin kadar susi ye. Ama oyle fazladan ismarlayip ziyan etmek yok. Ismarlayip da yemediklerin icin ekstra ucret oduyorsun. Bizim gibi suside sinir tanimayanlar icin bulunmaz nimet. Hep oyle yedik biz susileri Hollanda'da.

Buraya bir geldik ki ne gorelim. Sinirsiz susi diye bir sey yok. Ingilterede sinirsiz lafi girince isin icine, soz konusu her ne ise kalitesizdir diye dusunuyluyor. Yahu niye oyle olsun desen de kimse seni anlamiyor. Geleli 4 ay olmus, adamlarin anlayisini degistirecek degilim. Degilim de oyle sinirli olunca susi bildigin pahali oluyor. Hani insan gibi yesen belki olmaz da benim gibi yiyince baya pahali.


Iste hersey boyle basladi...
Iste bizi buna hayat sartlari mecbur etti :)
Baktik agzimiza gore ekonomik susi bulamiyoruz.
dedik biz kendi susimizi niye kendimiz yapmayalim?
Degil mi ama?
Atla deve olacak degil ya.
Sen bize bir cesaret gelsin.
Yapar miyiz? Yapariz!
Olur mu? Olur!

Cuma aksami beni o hasta yatagimda ancak susi kaldirirdi zaten. Vallahi hastalik mastalik dinlemedim, kalktim Ozanla susi yaptim. Kolaymis yahu! Allah sizi inandirsin sarma sarmak daha zor. Ya da ne bileyim kofte bile daha zahmetli sanki. Yok, biraz abartmis olabilirim :)

Yani cok kolay degil, zahmetli bir is, ama yapilmaz da degil.  Gayet pratik. Biz evde hic malzeme olmadigi icin malzemeleri hazir satan kutlulardan aldik bu sefer. Artik sarmak icin bambu falan oldugundan o kutulara da gerek yok :) Kutudan pirinc, soya sosu, sarmak icin bambu cikiyor. Diger malzemeler ayri aliniyor.

Pirinci hasliyorsun. Ustune pirinc sirkesi-tuz-seker karisimini dokup guzelce karistiriyorsun. Bir yandan somon, avakado, yengec, salatalik icine ne koyacaksan dograyip hazirliyorsun. Sonra su disini sardigin tabaka nori de hazir satiliyor. Onlarin ustune pirinci yayip, malzemeleri yerlestirip, bambu yardimiyla sariyorsun. 
En iyisi ben susayim da amcam anlatsin. Nasil guzel anlatiyor bayildim :)


Bence isin puf noktasi kesinlikle susi keserken kullanilacak bicagin cok keskin olmasi ve surekli islatilmasi. Yoksa hakikaten keserken susiler ziyan olabiliyor.
O ziyan olanlari da ben sofraya gelmeden yedim :)

Velhasil kelam, biz evimizde ilk susimizi de yaptik efendim.
Biraz fazla yapmisiz!
Elimizin ayari tutmamis.
Bir dahakine daha az yapacagiz.
Ama yine de yapacagiz.
Londra'da sinirsiz susi yoksa Gulcin ve Ozanin evinde var :)
Bekleriz efendim :))


7 Şubat 2014 Cuma

Gorunmez Kaza



E ben bu yaziyi eklememisim buraya.
Taslaklarda gorunce sasirdim atlamisim.
Siz bilmiyorsunuz bizim baismiza nasil bir kaza geldi evde.
Yazi biraz uzun olmus, muhtemeldir ki ondan eklememisim, ama iste kaza kismi sonda :)

Cuma aksami bir "kis yemegine" katildik Ozanla. Ingilterede sanirim aktiviteleri boyle degisik isimlerle cagirmayi cok seviyorlar. Bildiginiz yemekti iste :) Yalniz hazirlanmasi nasil zordu anlatamam. Bir kere davetiye direk bu yemegin kiyafet kodu black tie diye geldi. Tahmin edeceginiz uzere bizim black tie neymis anlamamiz bir kac gun aldi. Anladik da anlamaz olaydik. Bir zormus ki sormayin.

Bir kere erkekler ful takim elbise giyecek ve hatta papyon takacakmis. Ustelik o takim elbisenin yakasi saten kol dugmeleri saten kapmalama olacakmis. Bunca sey yetmiyormus gibi bir de ayakkabilar rugan olacakmis. Bildigin James Bond kiyafeti. Bu vesileyle ogrenmis olduk bu James Bond'un habire giydigi takimlarin adi tuxedoymus. Ve sanirim Ingilterede bu takimlar cok giyiliyormus. Komik bunlar vallaha :) Onlara guldugum kadar Ozan'a da guldum Bu Ozan ki zamaninda ceket bile giymezdi ben giy desem ne gereksiz derdi. Al canim simdi tuxedo giy :))


Onun kiyafet mucadelesiyle pek egleniyordum da benim durumda da Ondan asagi kalir degildi. Bu black tie gecelerde kadinlar da efendim mutlaka uzun elbise giyeceklermis. Kisa giyilse de olurmus ama uzun elbise giyilmemesi, ozellikle bizim gidecegimiz yerde, daha makbulmus. Oldu. Yahu ben Sibel Can miyim dolabimda cesit cesit uzun elbiselerim olsun. Dugunlere giydiklerimiz var bir iki tane onlar da Izmirde. Neyse basa gelen cekilir, kalktik gittik bana da uzun elbise aldik. Ah iste resmini de buldum bu :) Yalniz sansliyim indirim vardi hem de %50 :) Yoksa ben o kiyafete etiket parasini hayatta vermezdim verseydim de vallahi icime otururdu. Sagolsun indirim :) 



Cuma aksami giyindik, suslendik, gittik. Laf aramizda bu suslenme isi guzel oluyor bana. Ozlemisim. Bildiginiz egleniyorum hazirlanirken. Su makyaj setini 5 sene once falan almistim mesela. Bitmedi. Neden? Makyaj yapmiyordum da ondan. Durun ben onu burada bir bitireyim :) Biz tabi bir James Bond manken kiz gibi olamadik da kendimizce eglendik. Bunu da buraya katildigimiz ilk black tie yemegi hatirlayayim diye yazdim. Gor blogum ne komik hallere geldik :)




Yemek guzeldi ama eve geldigimizde saat 3e geliyordu. Yorulmusum :) Sonrasinda haftasonu neredeyse hic disari cikmadik Ozanla. Biraz alisveris ve bir yemek disinda evimizdeydik. Oh be dinlendim iyi geldi. 

Dinlenmem lazimdi cunku bu hafta yine beni is icin yollar bekliyordu. Inan olsun su Londraya geldigimizden beri ben en cok havalanini gordum. Londrayi henuz cok iyi bilmiyorum ama havalanini terminal terminal ogrendim. Yapacak bir sey yok. Is guc. Kuzu kuzu gidiyoruz, gidilecek yerlere. Ama yola erken cikilacaksa hala oyle cok iyi uyuyamiyorum. 


Oyle yarim yamalak uyurken bir de ustune sabaha karsi 5-6 civari bizim evde gorunmez bir kaza oldu. 
Hem de ne kaza....


Ozan biraz deli yatar sagolsun bizim. Daha dogrusu deli donusleri vardir uykusunun arasinda. Ilk zamanlar Ozan yatakta donunce resmen uyaniyordum sarsintidan. Zamanla alistim simdi umurumda bile olmuyor. Pazar aksami o yorgunluk, huzursuzluk ve uykusuzlukla ben sanirim Ozan'a biraz fazla yaklasmisim. Ya da belki de sailmak istemisimdir canim ne yapayim. Sen Ozan yatakta don. Donerken kafayi yastiktan kaldir, sonra geri yatmak uzere yataga geri birak. O hizla kafayi uyumakta olan Gulcinin kafasina carp. Gummmm! 


Uykumun arasinda ne oldugumu anlamadim. Boyle bir aci yok! Hani cizgi filmlerde carpismalar oldugunda, etkiyi gostermek icin kafayi carpanlarin kafasina donen yildizlar falan ciziyorlar ya. Onu kim icat ettiyse tahminmce bizimki gibi bir tokusma yasamis. Yemin ediyorum kafamda yildizlar dondu. Simsekler cakti. Degil kafam dislerim bile acidi.


Bir yandan uyanmaya calisiyorum. Bir yandan acidan gozumden yaslar suzuluyor. Bir yandan Ozan panik halde Gülçin iyi misin diye soruyor. Iyi miyim kotu muyum anlayacak halim yok ki. Nihayetinde ben hala uyuyorum. Daha dogrusu o degisik uyanma seklinin etkisini atlatmaya calisiyorum. Boylece sabaha yeni bir uyanma sekliyle basladik. Sok etkisiyle uyanma.


Allahtan kafalarimiz yarilmadi. Ki oyle siddetli carpistik ki yarilsa sasmazdim. Sasmazdim da yeni tasindigimiz su memelkette me yapardik bilemedim. Ozanin alni almis darbeyi cok bir sey olmadi ama yine de kizardi kafasi, belli acidi. Benim tam kasima geldiginden darbe bir Muhammad Ali havasi geldi suratima. Kas sis!


Neyseki evimizde alkol bulunduran insanlariz. Vallahi imdadima bira kutusu yetisti. Sayesinde sislik biraz indi. Ama sis yani hatta nedense arada daha bir sisiyormus gibi geliyor bana.  Morarma an itibariyle hafif. Rockynin 1.round sonrasi hali gibi bir kasla yollardayim. Ve biliyorum onumuzdeki gunlerde daha koyulasan bir morlukla dolasacagim. 

Sunu da dusunmeden gecemiyorum. Dunyada kac milyon insan ayni yatakta yatiyor. Hepsine sorma sansim yok da burada aramizda gecenin bir vakti carpisan var mi? Bir biz miyiz bunu yasayan yahu? :)


Kasin sisligi, morlugu 2-3 gun surdu.
Hayir, is yerinde de sacma bir durum.
Anlatsan bu garip kaza anlatilmaz, anlatmasan kafalarda soru isaretleri yaratmaya uygun bir durum. Ne oldu bu Gulcin'e?
Neyse o 2-3 gunu makyaj ve Bergen edasiyla saclarim suratimin onunde atlattim.
Simdi hala gece Ozan donecek olursa itiraf edeyim bir irkiliyorum :)

6 Şubat 2014 Perşembe

Londra'da grev var

Hem de ne grev. Metro calismiyor!
Su kalabalik sehirde ulasimin can damari, trafik cilesinden insanlari kurtaran yegane sey, ben verdigi keyiften oturu otobusu ve yurumeyi tercih etsem de hele bir yere yetisilecekse ulasimin olmazsa olmazi metro iki gundur neredeyse kapali.
Yani tumden kapali degil de iste az calisiyor.

Neden mi?
Bir kac ay once belediye 2015'te bilet giselerini kapatiyoruz dedi.
Sendikalar buna karsi cikti, uzlasma yolu bulalim dedi.
Tam detaylari bilmiyorum simdi yalan yanlis bir sey soylemeyeyim de, sonucta taraflar ayni masada hic bulusamadi.
Sendikalar da sen 2015i planlayadur ben simdi ulasimi kapatayim da gor dedi.
Ve olan yollardaki yolculara oldu.


Bilet giselerinin cok da islevsel olmadigina katiliyorum. Sonucta herkesin ulasim kartlari var ve onlari makinalardan doldurmak cok kolay. Okuduguma gore kullanilan biletlerin sadece %3u giselerden aliniyormus. 
Ama onca insani issiz birakmayi bu kadar normal bir seymis gibi aciklayan belediyeye, duruma sesini cikarmayan hukumete gicik oluyorum.
E tabi bir de Gezi etkisi var. Hatta baya baya gezi etkisi var ya o yuzden greve cok da olumsuz yaklasamiyorum.

Dirensin adamlar.
Bu sabah 1 saat once cikmak zorunda kaldim evden ve tren oyle kalabalikti ki bir ara nefes alamayacaktim ama sonucta sayili gun, kalkarim erken muhim degil.
Elbette ben ise gelirken metro kullanmadigimdan bana cok soz soylemek de dusmez tabi ama sahsi kanaatim greve kizmamak yonunde. 
Bir de koskoca Londra'da greve denk geldim ya merakla etrafimi izledigimi de saklayamayacagim :)
Bir de cok sukur yazilani, konusulani anliyorum ya habire olaylari takip ediyorum.
Belediye baskani, sendika baskani, twitter, gazete heyecanla grev takibindeyim :)


Bugun sendikalarla belediye baskani gorusecek.
Sonunda belediye baskani masaya oturmayi lutfetti sagolsun!
Oradan da sonuc cikmazsa haftaya yine grev var!
Burada yasayanlar bir sekilde yolunu bulur da, eger tatile gelen varsa iste onlara uzuluyorum vallahi kolay gelsin!

Iste halimiz bu.
Ustteki harita normalde metro aglari.
Altaki harita tahminen grev sirasinda isleyen trenlerle haritanin hali.
Londra merkez bembeyaz bir bosluk, oraya giden trenlerin hepsi grevde yani.


Oyle boyle degil!
Londra'da Grev Var efendim!
Gulcin Londra'dan bildirdi.
Gelismelerle yeniden karsinizda olacagim :)

4 Şubat 2014 Salı

Hayatta gecmeyen ne var ki

Bazi haftasonlari cok geziyoruz Ozanla. Gecen haftasonu mesela. Cumartesi oglen vurduk kendimizi yollara. Muzeye gittik, sokaklar kesfettik, cin mahllesinde yemek yedik, Sohoda bara gittik. Iki kisi. Eve dondugumuzde gecenin bir yarisiydi. Cok guzeldi; sevdik gezmeyi.

Bazi haftasonlari da cok evimizde vakit geciriyoruz Ozanla. Bu haftasonu mesela. Cumartesi aksami gittigimiz yemek disinda hep evdeydik. Oyle degisik hicbir sey yapmadik. Durduk, dinlendik. Cok guzeldi; sevdik dinlenmeyi.

Iste oyle dinlendigimiz haftasonlarinda sunu frakediyorum ben. Bazen, arada, gerektiginde evde ikimiz olmak oyle guzel ki.
Kahvaltilar hazirlamak. Iki kisi olsak da ozene bezene hazirlamak ama. Sonra sofraya gecip, elimize saglik diyip saldirmak sofradakilere.
Kahve pisirip, evin icini kahve kokusuyla doldurmak. Sonra kurulup koltuga kahve keyfi yapmak beraberce.
Usenmeyip pasta, borek pisirmek. Sonra of cok yedik, keske yemeseydik diye soylenmek kendi kendimize.
Iste oyle…
Lazimmis bana bu haftasonu.

Cuma gunu nefret ettim ben hayattan.
Hic benden beklemezsiniz boyle bir cumle degil mi?
Oluyor ama iste.
Bir an geliyor.
Yeter be diyor insan. Yeter.
Buraya kadar. Bitti.
Iste oyle bir haldeydim ben Cuma gunu.
Dedim ya is guc, oyle iste.
Ama evde oyle ikimiz olmak beni sakinlestiriyor.

Sakinlestirdi.
Cumartesi oturduk Ozanla evde.
Bir film actik.
Ben onun gogsune koydum basimi.
O bana hepsi gececek dedi.
Sonra yanyana sustuk saatlerce.
Dusunduk. Camdan disariyi izledik. Filmi izledik. 
Iste o hicbirsey yapmadan durdugumuz anlar ve ozellikle filmi izledigimiz bir bucuk saat beni sakinlestirdi.

Film mi?
My Afternoon with Margueritte, Margueritte ile gecirdigim ogleden sonralar.


Tam bizim ruh halimize gore bir filmdi.
Hatta sanirim son zamanlarda izledigim en iyi film.
Sakin.
Telassiz.
Insani hic zorlamayan, su gibi akan, cok guzel bir film. 
Ne olursa olsun hayatta guzellikler var ve hep olacak diyen harika bir film.
Ben bayildim.
Haydi siz de izleyin…

Simdi yine is zamani.
Ben yorgunum.
O sakinligin ofise geldigim an bittigini yine gerildigimi hissediyorum. 
Ama bu da gececek biliyorum.
Saglik olsun da...
Hayatta gecmeyen ne var ki…

3 Şubat 2014 Pazartesi

Vurmayin...

Gecen yil bu zamanlar, Ali Ismail yasiyordu. Mehmet, Abdullah, Ethem, hepsi  yasiyorlardi.
Gecen yil bu zamanlar Fadime teyze yasiyordu. Yuregi evlat acisiyla yanmamis acidan olmemisti.
Gecen yil bu zamanlar, o cocuklarin evlerine daha ates dusmemisti. Gunleri geceleri asla bitmeyecek bir aciyla orulmemisti.
Sonra hersey degisti. 
Hayat degisti. 
Iyi ya da kotu. 
Oyle ya da boyle. 
Gercek olan bir sey var ki cismen onlar yok artik hayatin icinde. 

Bugun Ali Ismail’in davasi var. Carsamba gunu de Mehmet’in.
Onlari asla geri getirmeyecek ama dogru bitmesi sart davalar.
Anilari icin. 

Bu sabah Ali Ismail'in davasiyla ilgili haberlere bakarken annesini yeniden gordum.
Aciyi resmedin deseler, sanirim Emel teyzenin fotograflarini masanin ustune dizmek yeterli.
Yuzundeki tek bir cizgiye bile dokunmadan.
O cizgilerin her biri acinin baska bir hali...


Ve sabah yine Ali Ismail'in fotograflarina baktim.
Allahim nasil da guzel gulen bir cocuk. 
O'nun her fotografini gordugumde icimde bir yer sizliyor benim.
Boyle incecik, sicim gibi bir sizi.
Onun gozlerine bakiyorum, gozlerim doluyor.
Sonra video geliyor aklima.Iki buklum olusu, kacmaya calismasi...
Allahim nasil bir acidir o...

Gorgu taniklari anlatmis ya Ali ismail o sopalar vucuduna inerken Vurmayin diyormus.
Vurmayin oldum...
Baska soze ne hacet.
Goz gore gore oldurduler gencecik cocuklari...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails