31 Ocak 2014 Cuma

Kestirdim gitti

Dunku yazidan sonra merak edenler varsa iste boyle oldu sacim.


Aslinda dun aksam eve gelirken yarin su kuafor macerasini yazayim diye geciyordu aklimdan.
Stefanolu, sutsuz cayli, kafa masajli, sohbetli, 2 saat suren bir sac kesim macerasi.
Bildiginiz eglendim.
Yazsaydim yazarken de eglenecektim.
Ama bugun cok da eglenceli seyler yazacak halde degilim.
Is guc iste.
Elbet gececek ama kotu bir gun geciyor.
O yuzden kusuruma bakmayin.
Ama saclar fena olmamis sanki degil mi?
Fonsuz nasil olacak bir de ona bakmak lazim tabi :)

Sizin gununuz benimkinden guzel olsun.
Hepimizin haftasonu da huzurlu olsun...

30 Ocak 2014 Perşembe

Niyet ettim Ingilterede saclarimi kesitirmeye!

Etmezdim de vallahi mecbur kaldim. Yoksa bu avrupa ulkelerinde sacima, kasima dokundurmamak konusunda cok ciddi prensiplerim vardi benim. Boyle de prensip sahibi bir insanim :) Yok be degilim. Daha cok sutten agzim yandigindan yogurdu ufleyerek yiyorum. Bakiniz 2 yil once Hollanda'da kaslarimi aldirma gafletinde bulunup Adile Nasit'e donusum.

Bir sure sorun benden mi kaynaklaniyor diye cok sundum. Zira saclarim konusunda huysuzluklarim olur benim.Ama yok; kac tane arkadasimdan ayni seyleri duydum. 
     Sacimi kestirdim tas gibi oldu.
     Bir fon cektireyim dedim cektirmez olaydim.
     Bir sac kesmeleri 2 saat aldi.
     vs. vs.

Hani bunca sikayete ucuz bir sey olsa kuafore gitmek, haydi pisman olursun ama icine oturmaz bari. Yok nerede. Bir de deli gibi pahallilar. Hollanda da fon cektirmek 35-40 eurodan basliyordu diyeyim gerisini siz dusunun. Yok ben tabi ki hic o parayi vermedim :)

Bir kere o da Ozanin mezuniyetinde dedim tamam ya, kirk yilin basi olan bir sey sonucta, vereyim gitsin. Arkadaslarim dort koldan onume set kurdu.

     Sakin yapma. 
     Kendin cekiver.
     Hele boyle bir gunde alinir mi o risk?
Yahu hele boyle bir gunde gitmeyecegiz de ne zaman gidecegiz kuafore?

Ama yok, sakin yapma dediler. Ben soz dinlerim. Gitmedim o gun kuafore. Bir de haspalarima oyle kapidan gecerken girivermek de yok ha. Gunler onceden randevu alacaksin. Almistim da randevuyu ama ektim kuaforu. Pisman degilim. Ugrastim kendim bir fon cekiverdim. herkes de pek begendi, sevindim :)

E bunca seyden sonra bu yazinin basligi ne diyeceksiniz degil mi? Haklisiniz tabi. Yanlis okumadiniz.
Niyet ettim Ingiltere'de saclarimi kestirmeye.
Daha dogrusu vallahi mecbur kaldim.

Zira saclarima kuafor eli en son Haziran ayinda degdi. O zaman da kuaforume bak Agustos sonunda Ozanin mezuniyeti var o gun guzel olacak sekilde kes saclarimi dedim. Sanirsin yarin aksam yemege gidiyorum diyorum. 2 ay sonrayi nasil hesaplasin adam? Ama sagolsun hesapladi oldu gitti :)

E ama Hazirandan bu yana 7 ay gecti. 7 ay sonrayi hesaplayamadik tabi. Kisa sacin da sorunu bu. Uzadi mi hemen sekilsizlesiyor. Saclarim uzunken 1 yil dokundurtmadigim bile olurdu benim. Uzuyorlardi iste. Ama yok kisa olunca sac, oyle birakayim gitsin malesef denilmiyor.

Benim saclar su an bildiginiz Kezban! Boyle bir sekilsizlik. Boyle bir cirkinlik yok. Bir sure yikadiktan sonra bol kopukle kuruttum mu gunu kurtariyordum. O donem de gecti. Kopuk, fisfis, jole, limon...Ne suresem sureyim artik degil gunu ani bile kurtaramiyor. Daha kurttuktan sonra boyle bir sunepe, boyle bir cirkin. 

Gecenlerde Ozan bile birazcik kestirsen fena olmaz sanki dediginde, tamam dedim, buraya kadarmis. Cunku biliyorum, hakikaten cok kotu durumda olmasalar Ozan bana kuafore git demez. Neden? Sevmezsem cenemi o cekecek de ondan. Sevmemeyi gectim, sevsem bile kesin onumuzdeki 3 gun nasil olmus, oldu mu ki, surasi yamuk mu ki, surasi kotu mu ki diye sorularimi da cekecek de ondan. Yani durum fena olmasa Ozan akilli adamdir bu cileye katlanmaz. Degil mi ki Ozan da kuafor zamani geldi dedi, bu isten kacarim kalmadi benim. 

O yuzden niyet ettim Ingiltere'de saclarimi kestirmeye. Ama var ya deli gibi de korkuyorum!

Planim su:
Kuafore saclarimi cok kisalttirmayacagim. Boylece begenmezsem Turkiyeye gittigimde yeniden kestirebilirim diye umuyorum. Nihayetinde aslinda 2 kesinlik sac uzadi gibi sanki :)
Ay annem de eskiden elbise etek kisaltalim dedigimizde, hepsini birden kesmezdi de icine pay birakirdi. Hani sonradan begenmezsek bir daha mudahale edebilelim diye.
Hah iste ben de oyle yapacagim :) Sacimi payli kestirecegim :) Yani insallah!

Dinlerse bunlar beni. Kafasina gore dalarsa kafaya iste o zaman yandik! 

Haydi ne olur bana sans dileyin :)
Niyet ettim Ingilterede saclarimi kestirmeye.
Allah sonumu hayir eyleye.
Supaneke dinimiz amin :)

29 Ocak 2014 Çarşamba

Birkac yil once yil bu zamanlar.. Tavsiye...

Yine yillar once yazdigim bir yazi cikti karsima...
Sartlar oyle cabuk degisiyor ki...
Benim de bazi dusuncelerim degisti elbette.
Sonra bu yaziyi niye buraya eklemedigimi hatirladim.
Hani tam icime sinmemisti, sanki ben yaptim bitirdim is dunyasini cozdum gibi duyuluyordu.
Ama benim hislerim asla oyle degildi.
Asla degil!
Su calisma hayatinda ogrendigim bir sey varsa asla oldum diyemeyecegim :)
Hergun yeni birsey ogreniyor insan, guzel olan da bu aslinda.
O yuzden boyle demedigimi soyledigime gore artik bu yazi da buraya gelebilir :)

Dun aksam is hayatina adim atan genc bir arkadasimiza iyi sanslar dilemek icin Rotterdamdaki birkac kadin bir araya geldik; keyifli bir yemek yedik. Yemegi organize eden arkadasim sabahtan yeni ise baslayan arkadasimiz icin onerin ne olur dediginde dusundum. Aklima ilk su cumleler geldi...
Ozel hayatina ayirdigin zamanin olduk olmadik sebeplerle is icin harcanmasina izin vermemeye calis. Birak isle ilgili sorunlar ise ait zamanlarda cozulsun cozulemeyenler de isle ilgili yeni zamanlarin gelmesini beklesin. Ozel hayatindaki insanlarin da sabri cabucak tukenmesin. Is hayati 2-3 yillik kisa bir kosu degil aksine upuzun bir maraton. O yuzden enerjini hesapli kullanmakta fayda var :)
Sonra ekledim.  
Iki yil once yaziyor olsaydim bunlari cok farkli seyler yazacagima oyle eminim ki :) 
Bu aksam dusundum; iki yil once yani yeni isime baslamadan once bunlari yaziyor olsaydim neler soylerdim. Muhtemelen o zaman yasadiklarimin tek calisma bicimi oldugunu ya da soyle diyeyim tek dogru calisma bicimi oldugunu dusundugum icin cok calis derdim, Cunku cok calisiyordum. Hirslarini asla kaybetme derdim cunku hirsliydim. Is hayatinda keske demene sebep olmayacak sekilde emek ver derdim. Cunku cok emek veriyordum.

Pisman miyim? belki evet. Belki hayir. Ama bunca yillik is tecrubesinden sonra ki aslinda cok da uzun degil tecrubem sunlari dusunuyorum sanirim.

  • Is hayatinda sadece cok calismak degil onemli olan. Onemli olan uzun yillar ayni tempoda calisabilmek
  • Is hayatinda sedece hirsli olmak degil onemli olan. Onemli olan hirslarinin gercek hedeflerinin onune gecmesine izin vermemek
  • Is hayatinda surekli hedefler belirlemek ve o hedeflere odaklanip calismak degil onemli olan. Onemli olan degisen sartlara gore hedefleri degistirmen gerekecegini bilmek.
  • Is hayatinda sadece cok emek vermek degil onemli olan. Onemli olan emek vermen gereken seyleri secebilmek.
Ve emek verilmesi gereken en onemli seylerden birinin insan iliskileri oldugunu unutmamak. Ki kendimi basarili gordugum tek nokta varsa o da bu benim. Cok calistigim zamanlarda bile insan iliskilerini herseyin onunde tutmak. Bunu bilincli mi yaptim? Asla. Belki de icimden gelen sadece icimden gelen sesi dinledigim tek nokta oldu bu ama iyiki de oldu diyorum simdi. Cunku gecmise baktigimda ne basarilmis projeleri, ne kazandigimiz odulleri ne de yaptigimiz hatalari hatirliyorum aslinda. Gecmise baktigimda aklima gelenler birlikte nasil guldugumuz bazen birlikte nasil uzuldugumuz, her durumda birbirimize destek olmak icin neler yaptigimiz.

Iste o yuzden ise yeni baslayan arkadasima tek soyledigim de bu olmali belki. Insanlarla iliskinin herseyden onemli oldugunu unutma. Cunku projeler bitecek, basarilar basarisizliklar gecip gidecek, yaninda kalirsa kalanlar insanlar olacak.

Ama bir yandan da bunu demek istemiyorum cunku bu iyi niyetle yedigimiz kaziklari yolun basindakiler yemesin istiyorum. Ama yine de yok yok insan olmayi her durumda insanca davranmayi herseye ragmen gozle alacak cesareti kaybetmemyi diliyorum. Ben boyle mutluyum...

ve bugun...
hala yeri geliyor cok calisiyorum.
hala cogu zaman denngeyi tam olarak kurmakta zorlaniyorum.
hala hatalar yapiyorum.
ama insan iliskilerine hala onem veriyorum.
projedir gecer arkamizda kotu anilar kalmasin...
geriye baktigimizda bize kuskun kirilmis kalpler olmasin...

28 Ocak 2014 Salı

Ozel sektorde de somestr tatili talep ediyorum!



Mini mini birler
Çalışkan ikiler
Tembel üçler
Dayak yiyen dörtler
Misafirdir beşler
Altılar altınımı çaldılar
Yediler yemeğimi yediler
Sekizler seksek olup gittiler
Dokuzlar doktor olup çıktılar
Onlar kırmızı donlar


Cok severdim bu tekerlemeyi ogrenciyken. Kendi kafamda dusunurdum simdi hangisiyim ben, seneye hangisi olacagim diye. Dayak yiyen dortler de gozumu korkutmamis degildi hani :) Neyse ki kazasiz belasiz atlattik o seneyi :)

Duydum ki mini mini birler caliskan ikiler gecen Cuma karnelerini almislar, somestr tatillerine baslamislar. Iyi tatiller onlara! Doya doya dinlensinler, eglensinler. 

Karne gunlerini ve ardindan gelen tatili hangimiz sevmedik ki? Ben sevdim. Hala da pek cok insan gibi tatili seviyorum :) Bunu soylememe luzum yoktu sanirim. Su sayfalari okuyan herkes Gulcin'in tatil duskunlugunu farketmistir sanirim :) Tatil gibisi var mi yahu :) 

Hah iste tam da bu sebepten oturu, an itibariyle minik ogrencilere cok ozeniyorum ve ben de ozel sektorde somestr tatili talep ediyorum! 

Dusunsenize... 
Hayatta en hakiki musrit ilim degil mi? 
Egitim herseyden once gelmiyor mu? 

Son yillarda bu sorularin cevaplarinda buyuk degisiklikler olsa da en azindan bize ogretilen oyle :) Ben kendi bildigime bakarim arkadas. Iste bunlara ragmen egitimde bile somestr tatili oluyorsa, ozel sektorde niye somestr tatili olamiyor? Degil mi ama? Cevabi hepimiz biliyor olsak da gelin bilmiyormus gibi davranalim.

Amannn isteyenin bir yuzu kara. Isterim gitsin.

Ozel sektorde de somestr tatili talep ediyorum! Istiyorum da istiyorum :)

Ah ne guzel olur dusunsenize :) Oh la la. Hayali bile guzel ya :)

27 Ocak 2014 Pazartesi

Bugun de buna cok guldum: telekonferans

Ofisteki gunlerimin cogu toplantilarla geciyor.
Ama keske toplanti her daim bir odaya girip insanlarla yuzyuze konusmak olsa.
Yok degil, malesef.
Gunumuzde toplantilarin cogu telekonferansla yapiliyor.
Sadece bizim sirkette degil, bir suru sirkette ayni bu durum.
Dunyanin binbir kosesinden insan toplantida bulusuyor.
Kimisi masasinin basinda, kimisi ofiste, kimisi evinde, hatta kimisi havuz basinsa. 
Oh hayat ne ala!

Yok ama aslinda degil.
Yani tamam istedigin yerden calisma ozgurlugu guzel.
Surekli ofiste olmak zorunda olmamak da guzel.
Ama gelgelelim o telefonun basinda gecirilen zaman arttikca durum biraz anormal olmuyor da degil
Yapacak bir sey yok.
Yeni dunya duzeni, calisma duzeni bu.
Ama durumu kabullenmemiz dalga gecmeyecegimiz anlamina gelmiyor degil mi?
Hah iste su video da bizim o telekonferanslarla dalga geciyor ya beni cok guldurdui.

Buraya altyazisiz bir sey koymuyorum genelde ama bu seferlik kusuruma bakmayin ne olur.
Yine onumde toplantilarla gececek koca bir gun varken bu da benim bugunku nesem oldu, izleyip izleyip guluyorum :)


Haydi iyi haftalar olsun hepimize :)

24 Ocak 2014 Cuma

Sonunda Channel de dogru yolu buldu :)

Yollarda surekli gazete okuyorum ya olduk olmadik herseyden az-bucuk haberim olmaya basladi. Mesela dun kendimi Paris Moda haftasini okurken buldum. E tabi adamlar bedava gazete verirken dur Gulcinin okumaktan hoslandiklari neymis diye dusunmuyor. Dusunseler blog yazilarindan gazete yapsalar ne guzel olur. Blog gazetesi-Sabah Yayinlari, Bloga Gazetesi Aksam yayinlari :)) Ingiliz yayin yonetmenleri duyun sesimi!

Neyse portfoylerinden simdilik cok da sikayetci degilim bak sagolsunlar Paris Moda Haftasindan da geri kalmadim sayelerinde. Benim bir Feryal Gulman'dan bir Buse Terimden neyim eksik sekerim. Ben de Moda okuyacagim ben de Paris Moda haftasini bilecegim oh :)



Simdi konumuza donersek bu Paris Moda haftasinda moda dunyasini sarsan (!) bir olay yasanmis. Ve guya bu olayin kaynagi da bir Ingiliz modelmis. Sen gazetelerdeki gururu gor. Kiz sanirsin uzaya ilk ayak basan insan olmus. Hay Allahim yarabbim :)

Olay soyle gelismis. Bu Ingiliz model kizimiz rahatina duskun ozel hayatinda spor ayakkabilari cok seven bir insanmis. (Aferin bence sevdim kizi!) Dunyaca unlu moda tasarimcisi Channel de bu kizimiza hayranmis. Ve yeni koleksiyonunu ondan da esinlenerek hazirlamis. Kizimiz da acilis ve kapanis yuruyusunu yaparak  ve defilenin gelinligini sunarak onurlandirilmis. Saniyorum bu acilis kapanis yuruyusu ve gelinlik giymek onemli bir sey. Zira 1 sayfalik haberde 10 kere falan yazmislar. Aklima yazdim ne olur ne olmaz belki isime yarar :)


Bu kizimizi ilgilendiren kisimlardan sonra moda dunyasini sarsan kisim da su: Channel'in yeni defilesinde tum sunumlar spor ayakkabilarla yapilmis. Ve bunun yeni bir trend olmasi, insanlarin sadece spor kiyafetlerin degil her turlu kiyafetin altina spor ayakkabi giymesi bekleniyormus. Aman tanrimmmm sarsintiya gel :)


Gazeteler bunu Channel yeni trend yaratti olarak gore dursun ben musadenizle durumu sonunda Channel de dogru yolu buldu olarak  degerlendirmek istiyorum. Vallhi biz topuklu-ayakkabi-da-yeri-gelince-seven-ama-her-daim-ustunde-durmayi-da-gerekli-gormeyenler yillardir zaten rahat ayakkabilarimizla dolasiyoruz. Bizim icin cok sey degismez yani :) Ama yine de Hosgeldiniz aramiza Channel! seni burada aramizda gormek cok guzel :))

Sizce de degil mi?

Daha durun siz durun ben kimbilir neler okuyacagim :))

23 Ocak 2014 Perşembe

Bir umut iste

Ben bunlara hakikaten ba-yi-li-yo-rum.
Bak yine sabah sabah yuzum guldu.
Sizin de gulsun.
Guzel bir gun olsun.
Bir umut iste :)


22 Ocak 2014 Çarşamba

Londra Gozlemleri 7

En son Kasim ayinin sonunda Londra Gozlemleri yazmisim. Sonra yok. Ben bile sasirdim. Yoksa alisiyor muyum ben buraya? Yoksa artik degisik gelmiyor mu bana gorduklerim? Yok yok. Size bir sey soyleyeyim mi; bu ulkede ne kadar kalirsam kalayim sanki her gun yeni bir sey ogrenip, yeni bir seye sasirabilirim :) E gelsin ozaman yeni gozlemler.

Gozlem 18: Trenlerde gazeteler dergiler cok...
Itiraf ediyorum! Buraya geldigimizden beri dogru duzgun kitap okuyamadim. Hala elimde daha yola cikmadan okumakta oldugum Yasar Kemal'in Bir Ada Hikayesi Firat Suyu Kan Akiyor Baksana var. Bu kadar uzun sureden sonra kitabin basini unutmusumdur bastan okumam gerekecek dedim ama yok. Kitap oyle guzel ki gecen gun elime aliralmaz yine hikayenin icinde buldum kendimi. E madem bu kadar guzel ne diye 5 aydir ayni kitap var elinde diyeceksiniz. haklisiniz. Ama sebebim var. Burada oyle cok gazete, dergi dagitiliyor ki etrafta habire onlari okuyorum. 

Nasil ozlemisim anlatamam etrafimda yazanlari okumayi. Soyle elime tutusturuluveren bir kagidi okuyabilmeyi. Malum Hollandada mumkun degildi bu benim icin. Orada da gazeteler, dergiler vardi ama okuyabilecek Gulcin yoktu. Burada var!


Ustelik burada her sabah ve aksam trenlerde dagitilan gazeteler de var. Ucretsiz. Sabahlari metro. Aksamlari Evevning Standards, bir nevi Sabah ve Aksam Postasi :) Okuyorum da okuyorum. Oyle hosuma gidiyor ki gazete okumak bazen abartip kucuk ilanlari bile okuyorum :)

Gazeteler bir yana da, asil guzel olan ne biliyor musunuz? Sali gunleri dagitilan Time Out. Her tren duraginda dagitilmiyor. Sanirim buyuk olanlarda var. Londaradaki hafta boyunca yapilacak aktiviteler, restoranlar, barlar, sinemalar, tiyatrolar,roportajlar, filmler... hepsi Time Out'da. Ve evet bu da ucretsiz. Allah sizi inandirsin time out almak icin Sali sabahlari yolumu biraz uzatiyorum :) Olsun degiyor :)


Velhasil kelam ben bu siralar Londarda herkesin okuyabildigi,  yolda ulasabilecegim seyleri okumanin keyfini yasiyorum. Yalniz dagitilanlar gazete dedim de oyle cok ciddi gazeteler degil tabi. O yuzden siz bana sorun Ingiliz 3. sayfa haberlerini, magazini, politikanin mansetlere dusmus halini. Mutluyum :)

Gozlem 19: Okuyan cok...
Tamam ben kendimi Londra gazete ve dergilerine adamim da su da bir gercek ki trenlerde, otobuslerde okuyan cok. Bayiliyorum bu goruntuye. 7den 70e herkes gazete, dergi, kitap ne varsa okuyor yol boyunca. Teknoloji ilerledi tabi o yuzden tabletlere bakanlar, kindle ile okuyanlar da var. Ama nihayetinde okuyorlar. Evet evet tablet, telefon falanla ilgilenlere de soyle goz ucuyla bakiyorum. Laf aramizda favori oyun Candy Crush Saga Londra yollarinda onu da farketttim :) Okumayanlar genelde seker patlatiyor :)


Gozlem 20: Sular cok kirecli...
Bakin iste bundan cok muzdaribim. Cesmeden su degil kirec akiyor. Boyle bir sey yok. Bardagin dibinde su kaldiysa, ki yikayinca kaliyor yani, bakiyorum dibi kirec.Sinir bir durum! Hadi dedik kemik ermesi olmayiz falan tamam da bu kadar kirece ek kemik olusacak ondan korkmaya basladik. O yuzden bizim evde kirecle mucadele gunleri basladi. Bayanlar baylar, iste Gulin ve Ozanin kirecle mucadele yollari :)

- banyoya bir cekcek bir de bez koyduk. 
Son banyo yapan dusakabinin camlarini cekcekle temizleyip, cesmeyi soyle bir bezle siliveriyor. Sen sag ben selamet. Yoksa o camlardaki su lekeleri, kirec kalintilari falan deli edecekti bizi. Bir cek cek bir bez islem tamam :)

- bir de su gordugunuz surahiyi aldik. Bizimki Brita ama belki baska amarkalar da vardir. Buraya tasinacak herkese tavsiye ederim once bunu alin. Ust hazneye suyu koyuyorsunuz, suzuyuor bir sey yapiyor, artik ne yapiyor bilmiyorum da alt tarafa suzulen su sise suyu gibi su oluyor, mutluyum. Bir yandan Ozanla acaba ne tur bir kimyasal iciyoruz su bu hale gelsin diye dusunmuyor degiliz tabi. Akademik olan o vallahi arastirsin bulsun. Zararliysa yeni bir cozum onersin. Ben ictigim cayin tadina varayim su ara onceligim bu :)


Gozlem 21: Tilkiler evet varlar..
Tilkilerle yavas yavas birbirimize alisiyoruz. Gecenlerde ben salondaydim Ozan yatak odasindan Gulcin kos diye seslendi. Aman bir de ne goreyim camdan bahcedeki Tilkiyi izliyor. O da oturmus oyle bakiyor bize. Poz bile verdi haspam. Yavas yavas alisiyoruz birbirimize. Alismayip ne yapayim, resmen bizim arka bahcede yasiyorlar. Allahtan bahce kati bizim degil! Komsuluklari iyi, sagolsunlar :) 


Yalniz kendilerinden bir sikayetim var sabaha karsi cok bagiriyorlar. Bir de ince sesleri var ki uykudan uyanmamak mumkun degil. Siz hic tilki sesi duydunuz mu? Ben buraya gelene kadar duymamistim. Meger oyle unluymus ki bu ilginc sesleri youtubeda videolari bile varmis. Gecen gun Ozan bulmus bu sesleri bak hepsini cikarmiyor bizimkiler diyor. Cok sukur! Zaten cikardiklari kismi yetiyor bana kendilerini daha fazla zorlamasinlar bence :) Masallah Dogal Yasam Paki gibi sehir :)
Buyrun size tilki sesleri efendim  :)


21 Ocak 2014 Salı

Izledik: Muhsin Bey

Bu ara cok film izliyoruz Ozanla.
Kis etkisi.
Battaniye, cay, film...
Bazen aklimiza bir film geliyor, bazen internette bir sey goruyoruz, bazen ben bloglardan bir tavsiye okuyorum, bazen televizyonda guzel bir filme denk geliyoruz derken bizim kis aksamlarinin bazilari film keyifleriyle geciyor. 

Gecen aksam da oyle oturuken Ozan Muhsin Bey izleyelim mi Gulcin? dedi. 
Ah nasil severim ben o filmi.
Her sahnesini severim, her karaterini severim, muziklerini severim, hikayesini severim.
Hem de cok severim.


wiki'de film soyle anlatiliyor...
Muhsin Bey, 1987 yapımı, Yavuz Turgul'un yazıp yönettiği film. Oyuncular Şener Şen ve Uğur Yücel, sinema çevrelerine göre bu film ile oyunculuklarının zirvesine çıkmışlardır. Film yine birçok otoriteye göre Türk sinema tarihinin en başarılı filmlerindendir.
Film; prensiplerine bağlı eski bir müzik yapımcısı olan Muhsin Bey ve şöhret olmak isteyen Ali Nazik ismindeki saf delikanlının basit macerası olarak başlayıp, Muhsin Bey'in yaşam ve onur mücadelesine dönüşen olayları konu almaktadır.

Sener Sen. Ugur Yucel.
Bir araya geldikleri her projeyi agzim acik izledim bugune kadar.
Muhsin Bey'in yeriyse ayriydi aklimda.
Bu izleyisimizden sonra da filme yine bayildim ve evet hala yeri ayri dedim.


Biraz huzunlu.
Yok aslinda baya huzunlu bir film, Muhsin Bey.
Hani izlerken yine icim ezildi diyebilirim.
Ama o ic ezikligini oylesine sahici hissedebildigimiz kac film var ki?
O yuzden yine yeniden izlemeyi ben cok sevdim :)

Bu yaziyi da filmin cok sevdigim baslangic muzigiyle bitireyim...
Muzeyyen Senar ne de guzel soyluyor...

20 Ocak 2014 Pazartesi

Nohut bize kagit bebek bulmus :)

Gecenlerde Nohut harika bir hediye verdi bana. Kagit bebekler
Daha yaziyi gorunce sevindim. Sizin icin de benzer bir durum var miydi bilmiyorum ama ben bu kagit bebeklerin hastasiydim!

Hicbir zaman oyle cok aktif bir cocuk olmadim ben. Zaten kosmayi, ziplamayi da pek beceremezdim o yuzden boyle evcilikmis, kagit bebekmis, cindymis, barbiymis benim favori oyun ve oyuncaklarimdi. Ha simdi dusunuyorum da keske cok kosan ziplayan bir cocuk olsaymisim. Mesela annem anlatir, onlar agac tepelerinde evcilik oynarmis. Ne guzel! Ben agaca tirmanmayi dusunmezdim bile. Keske dusunseydim :)


Neyse hal boyle olunca benim icin kagit bebekler inanilmaz degerliydi. Sizin oralarda da ayni miydi? Bizim orada kagit bebeklerin adi Sebnem'di. Boyle al yanakli hafif toparlacik bir kiz. Heralde basmakalip guzellik anlayisi barbide kalmis sebnem bebeklere inememisti de boyle tatli bir kiz cocuguyla oynama sansimiz olmustu :)

Bizim sokagin sonunda kirtasiyede satilirdi Sebnem bebek kitabi. Kitabin arka kapaginda bebek olurdu icinde de sayfalarca elbise, canta, ayakkabi. Ay ne severdim. Sebnem bebek piknikte. Sebnem bebek tatilde. Sebnem bebek neredeyse benim hayallerim orada :) Saatlerce oturur oynar hayal kurardim. 



Iste Nohut, sagolsun alin size kagit bebek diyince sen ben bir sevin! Ustelik bir de print edip oynayabiliyorsun. Sanirsin kucagima altin koymus. Oyle bir mutlu oldum anlatamam. Hemen usulca print tusuna basiverdim bilgisayarimda. Yalniz basmadan gidip printerin basinda kimse var mi bir baksam iyiymis. Bir gittim ki odaya sanki cay partisi var. Ya kardesim hepinizin print alasi mi geldi? Hayir basmisim da tusa dar dar cikiyor kagitlar.

Allahim diyorum gormeseler bari. Bir yadan da gorurlerse nasil aciklayacagimi dusunuyorum. Ve tabi bir aciklama yok. Ne diyeyim adamlara? Allah sizi inandirsin cocukluguma dondum mu diyecegim? :) Tanidik biri olsa derim de adamlari tanimam etmem baska departmandan tipler. 

Biri soyle printera yanasacak gibi oldu panter gibi atladim kapattim gorus alanini. Kagitlari bir toplayisim var yangindan mal kaciriyorum sanki. Adam ben de print aliyorsum, karismis olabilir mi sizinkilere? dedi. Yok dedim hic karismis olamaz. Orada tek tek kagitlara nasil bakatyim, bebekler kiyafetler :)  Adamin saskin bakislari arasinda kosarcasina kactim odadan. Kanimca adim o departmanda deliye cikmis olabilir. Neyse hakikaten karismamis adamin printleri benimkilerin arasina. Iyi bari alip gelmemisim adamin dokumanlarini, bu da bir sey :)


Bu heyecanli anlardan sonra kagit bebegim ve ben dun aksam evimizde cok sakin zamanlar gecirdik. Aldim elime kagitlari makasi, kesktim de kestim. Bir o kiyafetleri giydirdim, bir bu kiyafetleri oynadim da oynadim. Hani resmen cocukluguma dondum desem yeridir. Aynen cocuklugumdaki gibi oyunlar hayaller de kurdum. Bir sinemaya gittik, bir arkadaslarla bulsumaya cay partisine. Bir deniz kenarinda yuruyuse ciktik, bir alisverise. Bir aksam partiye katildik, bir ofiste toplantiya :) Cok ama cok eglendim.

Yalniz sunlari da soylemeden gecemeyecegim. 
1. Bu benden guzel giyiniyor yahu. Alisverise cikarken yanima alayim diyorum ilham verir :)
2. Kombin yapmak cok zevkliymis :) Bence moda bloggerlari da kagit bebek edinsin vallahi daha kolay :)
3. Bir karin kasi yapmislar kiza, peh peh peh! Selulit falan desen yanina ugramamis. Yuru git! Nerede bizim tombul sebnem bebek ben onu geri istiyorum :)
4. Cocuk olmayi gectim cocukluga donmek bile ne guzel be :)

Sagolasin be Nohut sayende ben yeniden cocuk oldum :))


17 Ocak 2014 Cuma

Londra'dan kareler

Yeniyil tatilleri boyunca biz Londradaydik.
Genellikle hastaliktan dolayi evde serilip yatsak da firsat buldukca vurduk kendimizi yollara Ozanla.
Bir sehri ogrenmenin, bir sehri tanimanin ve bir sehre alismanin en guzel yolu yurumek bence.
Biz de yuruduk, yuruduk, foograflar cektik, yuruduk...

Kis gunesiyle suslenmis Tower Bridge

Herhangi bir gunun sonunda ara sokaklardan London Eye...

Ben iste en cok boyle aksam cokerken seviyorum bu sehri...
South Bank'den Big Ben...

ve Londrada en sevdiklerim sanirim su kiyi kosedeki kucuk barlar...
Notthing Hill'in Christmas icin suslenmis kucucuk bari...

Neresinden bakarsam bakayim gozume baska bir etkileyici gelen Parlamento binasi ve Big Ben ya da Elizabeth Tower. Ben Big Ben demeyi tercih ediyorum :)

South Bank yuruyusu...
Hava mis...

Leicester Square karnaval alani...
Lunaparklara bayildigimi soylemistim degil mi?

Hepimize iyi haftasonlari...

15 Ocak 2014 Çarşamba

Bugun de bunu cok sevdim

Cocukluguma dair anilar arasinda kesinlikle annemin buz pateni yarismalarini izlemesi vardir benim. 
O zamanlar TRTde gecenin bir vaktinde gosterilirdi yarismalar.
Ve ben bilirdim ki yarisma varsa annem uyumaz, gerekirse sabahlara kadar onlari izlerdi.

Sanirim bizim kusagin pek cogunun anilari arasinda bu yarismalar gosteriler vardir.
Ne de olsa evlerde bir tek televizyonun oldugu, onun da kisitli zamanlarda kullanildigi, bir sey izlenecekse ailece izlendigi zamanlardi.

Aksamlari biz de anneme eslik ederdik.
Buz pateniyle buz dansinin farkini iste o zamanlar ogrenmistim.
Buz pateninde saltolar, ziplamalar, hareket, aksiyon vardi. Buz dansinda ise buzun ustunde masal gibi kayip gidiyorlardi.
Hangisini daha cok sevdigimi dusunur, karar veremez, of ne yapacagim diye dertlenirdim :)
Niye illa karar vermem gerektigini dusundugumu hala bilmiyorum :)
Hey gidi gunler :) 

Aslinda en cok gala gosterilerini severdik biz.
Yarismalar bitince, butun kategorilerde ilk 3 ya da 5e girenler ozel gosteriler yapardi Gala gecesinde.
Bir nevi organizasyoun kapanisi.
Kurallar yok, puanlama yok, muzik secimi serbest.
Artik kim ne marifeti varsa seriyordu gozler onune.
Bir nevi gorsel sole.
Izlemeye doyamazdik :)

O gala gosterilerinden su anda aklima gelen iki isim var.
Biri Katerina Witt.
Boyle kovboy sapkali bir gosterisi vardi.
Hayal meyal hatirliyorum ama iz birakmis ben de demek ki.
Bir de Alexander Yagudin.
Onun da palyaco oldugu ve bir de kiliclarla yaptigi gosterilerine bayilmistim.
Daha sevdigimiz bir suru insan vardi ama gelin gorun ki su anda hatirlamiyorum :)

Son yillarda cok da karsima cikmaz oldu yarismalar da gosteriler de.
Belki benim de ilgim azaldi diyecegim ama yok. Karsima cikinca izlememezlik edemem biliyorum.
Iste mesela bugun karsima su video cikti ve ben bugun de bunu cok sevdim.


Jason Brown.
Henuz 19 yasinda olmasina ragmen son yillarin en iyi sporcularindan biri olarak goruluyormus.
Hey masallah!
Hele kapanistaki son 30 saniyeye resmen bayildim!
Sagolsun gunumu senlendirdi.
Sanirim kendime bir yarisma, gala gosterisi artik ne olursa bulup sabahlara kadar gozumu kirpmadan isleyecegim :)
Siz de seviyorsaniz, isterseniz haberleselim beraber izleyeylim :)

13 Ocak 2014 Pazartesi

Esik...

Bugun ve yarin Rotterdamdayim. 
Sebep malum; toplantilar. 
Laf aramizda iyi ki varlar da sayelerinde ben de geliyor arkadaslarimi goruyorum :)
Bugun sabahin korunde yola koyulmaktansa, dun aksam geldim Rotterdam'a. 
Esen ve Barisla yemek yiyip, sohbet ettik eski gunlerdeki gibi. 
Bir Ozan yoktu aramizda o da bir dahaki sefere artik dedik. 

Simdi is guc. 
Aksama yine arkadaslarimla bulusma. 
Yarin da ver elini Londra. 
Kisa kaliyorum ama hic yoktan iyidir. 

Kafam karisiyor aslinda. 
Dun mesela bir an kendimi Istanbul'a gelmis gibi bile hissettim. 
Yerim, yurdum, ozlemim neresi artik kafam da algilayamiyor sanki :)


Simdi bu yaziyi yazma sebebime geleyim... 
Dun aksam kendimce bir milat yasadim Rotterdam'da.
Kendimce onemli bir esigi atladim...
Ben dun aksam buradaki evimize gittim.
Daha onceki gelismlerimde gitmek istememistim, hatta onunden gecerken bile biraz huzunlenmistim ama dun aksam biriken mektuplarimizi almak icin icine bile girdim.

Ayniydi.
Ufak bir iki degisiklik ama genelde ayni.
Koltuk ayni, camin onundeki cicek ayni, mutfak ayni.
Evin hali, havasi ayni...

Kotu hissetmedim.
Hosuma gitti evimizi gormek..
Bunu biliyordum zaten ama uzulurum saniyordum.
Yok oyle olmadi; duygulandim hakikaten ama uzulmedim, incinmedim.
Iste o an dedim ki ben alismaya baslamisim Londra'ya.
Demek ki atlatmaya baslamisim o benim icin zor donemi.

Hani taa Ekim ayinda tasindiktan sonra buraya ilk gelldigimizde soyle yazmistim ya...
Bir sure sonra bu duygusal hal bitecek biliyorum. Hani Rotterdama gelmek hicbir zaman ne bileyim Madrid'e toplantiya gitmek gibi olmayacak elbette ama biliyorum ileride boyle de olmayacak. Daha normal olacak hersey. 
Hakliymisim.
Daha normal artik hersey.
Ama hala Rotterdam'a gelmek baska bir yere gitmek gibi, yok, degil.
Hala baska.
Ve hep baska olacak onu da biliyorum.

Ote yandan boyle iste....
Ben dun aksam kendmce en onemli esigi atladim be blogum.
Evime girdim.
Dolandim.
ve gozlerim dolmadan oradan ayrildim.
Evet cok tatli baska bir sahibi var artik ama ne hissetim biliyor musun?
Orasi hala biraz benim evim...
Ve hep de biraz oyle olacak...

10 Ocak 2014 Cuma

Bugun de bunu sevdim

Biz aksama fasila gidecegiz de aklimdan boyle sevdigim sarkilar bir bir geciyor.
E dedim aklimdan gecenler, kendi kendime mirildandiklarim Gulcince'ye de gelsin o zaman.
Iyi hafta sonlari hepimize
Hastalar iyilessin.
Yorgunlar dinlensin.
Gonuller senlensin :)

O agacin altini simdi aniyor musun?



gölgesinde mevsimler boyu oturduğumuz 
hep elele vererek hayaller kurduğumuz 
kimi üzgün kimi gün neşeyle dolduğumuz
o ağacın altını şimdi anıyormusun 
o güzel günler için bilmem yanıyormusun 
At kadehi elinden bin parcaya bolunsun

At kadehi elinden
Bin parçaya bölünsün
Dökülsün meyler yere
Hâtıralar gömülsün


Muhabbet bagina girdim bu gece


Muhabbet bağına girdim bu gece
Açılmış gülleri derdim bu gece
Vûslatın çağına erdim bu gece
Muhabbet doyulmaz bir pınar imiş



8 Ocak 2014 Çarşamba

Izledik: Hobbit 2

Ne heyecanla beklemistim gecen yil Hobbit filmini. Acikcasi Hobbit 2yi benzer bir heyecanla bekledigimi soyleyemeyecegim. Hatta oyle beklemiyormusum ki Hobbit'i izlemeyi, afisleri gordugumde aa Hobbit zamani ne cabuk geldi diye dusunurken yakaladim kendimi. Bu yil oyle seyler yasadik, oyle seyler okuduk ki Turkiye'de o heyecan bana yetti sanirim. Heyecanla bekledigim, izledigim tek sey Turkiye gundemi su ara. Keske film olsaydi o yasadiklarimiz da...


Bu kez 3 boyutlu izlemedik biz filmi. Sevemiyorum o gozlukleri elimde degil. Bir de filmin 3 boyutlu olaninin saati bize uymayinca, bir de 3 boyutlu olanin fiyati hakikaten baya fazlaca olunca aman dedik 2 boyutlu izleyiverelim ne olacak. Belki cok sey kacirmisizdir bilmiyorum ama filmin sonunda ben kararimizdan memnundum, iyi ki boyle izlemisiz.


Ben cok begenmedim Hobbit 2'yi. 1' filmden guzeldi ama hala Yuzuklerin Efendisi'nden aldigim tadin yanina bile yanasamadi. Her ne kadar 2. filmi 1.den daha guzel bulsam da; 1. filmde en azindan Hobbitlerin evlerini falan gormek beni mutlu etmisti, bunda onu da bulamadim :) 

Belki biz alistik. Belki beklentilerimiz cok yuksek. Belki Yuzuklerin Efendisi hikaye olarak Hobbit'e gore cok sansli. Belki de hakikaten gundem etkisi. Sebep hangisi ya da hangileri bilmiyorum ama filmden sonra genel hissiyatim Daha iyi olmaliydi oldu. Bence oyle, daha iyi olmaliydi.


Birinci filmde bazi sahneleri cok uzun bulmus E tabi bir kitaptan 3 film baska nasil cikacak? diye dusunmustum. Ikinci filmde ise bazi bolumlerin cok ama cok hizli gectigini dusundum. Hani kitabi okumamis olsam bu olayin filmle ne alakasi var diye bile dusunebilecegim sahneler gecti gitti. Konular uctu kacti. Acikcasi beni oyle cok etkileyen, vay be super olmus diyerek izledigim pek de bir sey olmadi. Dedim ya bence daha iyi olmaliydi.


Heyecanin buyuk kismini 3. filme saklamis Peter Jackson, belli. Artik seneye gorecegiz ne olacak. Ve kimbilir o bir sende bizim hayatimizda Hobbit'ten daha heyecanli neler olacak. Iste o kisim daha merak uyandirici hepimiz icin. Peter Jackson kusura bakmasin da bu sene durum boyle ne yapalim... Umarim seneye ulke gundemi filmler icin heyecanlanmamiza izin verir. Cok iyimser dusundum sanki...

7 Ocak 2014 Salı

Tilkinin donup dolsip gelecegi yer

Kurkcu dukkaniymis.
Bizimki de ofis.
Iste yine donduk geldik ofisimize.

Aralik ayinin sonunda yani Christmas ve yeni yil arasinda burada ofisler bos oluyor. Hatta bir kismini kapatiyorlar bile. Isinma, guvenlik, temizlik gibi masraflari dusununce zaten cogunlugu bos olacak bir ofisi acik tutmanin anlami yok bence de. Oh iyi yapiyorlar boylece biz de ofise gelmek zorunda olmuyoruz. 

Aralik ayindaki cilgin toplanti seruvenini de dusununce ben Aralik basindan beri dogru duzgun ofise gelmedim diyebilirim. Bugun uzun zaman sonra ofisteki ilk gunum. Hosgeldim kurkcu dukkanim :) Yalniz soylemeden gecemeyecegim ofise gelmek cok hosuma gitti. Ozlemisim. Geldim. Insanlarla konustum. Bol sutlu kahvemi aldim. Blogumun basina gectim. Oh! Bir de isin icinde calismak olmasa baya baya eglenecegim :)

Boyleyim ben. Bir sekilde kurumsal hayati seviyorum. Giyinip kusanip ise gelmeyi, insanlarla konusmayi, ogle yemeklerinde cene calmayi, ofis hayatini seviyorum. Calismayi da seviyorum aslinda. Toplantilara girmeyi, problem cozmeyi, tartismayi. Hakikaten seviyorum. Tek sorun su ki yaptigim isi sevmiyorum. Bir de sevdigim bir isi yapiyor olsam. Ah iste o zaman hakikaten mutlu olacagim. 2014 su ofisteki ilk calisma gunumde cani gonulden diliyorum sen bana sevecegim bir is ver insallah. Haydi yap bir guzellik be olur mu :)

Bugun ofisteki insanlarin cogunun surati asik. Bir kac tanesi haric. Biri benim karsimda oturuyor. Biraz muhabbet ettim de o yuzundeki kocaman gulumsemenin sebebini ogrendim. 2 cocukla evde gecirilen 2 haftadan sonra ofise gelmek tatile gelmek gibi dedi. Oh be simdi tatil bana basliyor iste dedi :) 

O zaman hepimize iyi calismalar, calisan ebeveynlere ayni zamanda iyi tatiller :)
Tamam ofisi seviyoruz da bir dahaki tatil ne zaman? 

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails