29 Eylül 2013 Pazar

Icimden geldigi gibi...

Saka gibi geliyor bazen buralardan gidiyor olmamiz. Esyalari topladik, valzileri hazirladik, evimizin bizden sonraki kiracilarina anahtarlari teslim ettik, arkadaslarimizla vedalastik, annemi Izmire yolladim, ben de yarin yola cikiyorum. Hani hakikaten 'bu gece son' benim canim guzel evimde. Ama hala sanki hersey bir saka gibi... 

Sanki yarin sabah uyanip Ingiltereye degil de ofise gidecegim. Sanki Meliha ve Evsen beni havalanina birakmayacak da beraber cay icip gulecegiz. Sanki Esen vedalasmaya degil de sohbet etmeye ugrayacak. Sanki yarindan itibaren Ingilterede yeni bir hayat baslamayacak da ozanla beraber yine bu guzel evde olacagiz. Oyle saka gibi...


Esyalar toparlanip gidene yani Cuma gunune kadar cok ama cok telasli ve karisikti hersey. Akintiya kapilip gidiverdi zaman. Sonra esyalar gitti... Telas bitti... Kosturma gecti... Ne sansliyim ki o telaslardan bosalan zamanin tamamini arkadaslarim doldurdu.  Iyi ki de oyle oldu...


Cuma aksami Evsenlerle yemek ustu sahane bir cay keyfi yaptik. Kralingen, Rotterdamin huzur duragi ve bana hep hatirlatacagi Evsen'in evi. Cumartesi erkenden dustuk annemle yola... Hotel New York, bizim guzel sinemamiz Lantaren venster, fotograf muzesi, Erasmus koprusu, carsi, istasyon derken bastan basa yuruduk Rotterdam'i. Bir nevi elveda dedik Rotterdam'a. Aksam Esen ve Barislaydik. Cok guzel bir yemek yedik harika sohbet ettik. Esen ve barisla gecen her aksam gibi sahaneydi cumartesi aksami. 


Sonra... Bugun... Bugun buradaki arkadaslarim benimleydi.  Gelebilen herkesle, gulus ahenk cok guzel bir pazar keyfi yaptik. Anilari hatirladik, planlara daldik. Gulduk gulduk gulduk.  Tahmin edebileceginiz gibi cok duygusal ve cok guzel bir gundu bu gunesli pazar gunu. Daha guzel bir pazar vedasi olamazdi sanirim Rotterdam'a. Bugun en guzel haliyle veda ettim ben buraya. Gunes, guzel sehrim ve guzel arkadaslarimla... 


Bir an etrafima baktim bugun. Yeniden gordum; bir suru arkadasim var benim artik burada. Gecenlerde Ismini ve Kasia ile konursurken de boyle hissetmistim iste. Ozanin mezuniyet partisinde de aynen boyle hissetmistim iste. Sonra gecen hafta Cuma aksami Demet ve Duygu beni ziyarate daha dogrusu benimle vedalasmaya geldiklerinde de aynen boyle hissetmistim iste. O zaman yazip da buraya ekleyemedigim satirlardan bir kismi aslinda tam da hissettiklerimi anlatiyordu iste. O satirlari hatirladim... Onlari bu aksam Gulcinceye yazayim dedim. Soyleydi o satirlar:


Buradaki hayatimi bir puzzle gibi dusunuyorum bazen. Sanki yillar once, Ozan ve ben birer parca alip geldik elimize. Ve ben sandim ki hep iki parca kalacak o puzzle cunku geri kalan parcalarin hepsi Turkiye'de. Yok oyle olmadi sevgili blogum. Yepyeni parcalar katildi bizim puzzleimiza. An be an buyudu buradaki hayatim. Yeni desenler, sekiller eklendi puzzlea, renkler cogaldi hayal edebilecegimden cok daha guzel bir resim cikti ortaya. Benim buradaki hayatim. 

Iste ben o ortaya cikan rengarenk resim icin hayata binlerce kez tesekkur ediyorum. Bana bu yillari verdigi icin, beni nereye gidersem gideyim yalniz birakmadigi, cok guzel insanlarla kusattigi icin hayata tesekkur ediyorum... Bir de musadenizle o resmi olusturan herkese tesekkur etmek istiyorum. Bugun boyle iste icimden geldigi gibi... 

Canim Ailem, gitme ya da don artik demek en kolayiydi. Ama siz hic kolayi secmediniz. Size dusen zorluk neyse seve seve benim icin goguslediniz ve bana yeni deneyimler yasamak icin ozgurluk verdiniz. Iyi ki varsiniz. Cok sagolun...

Canim burada tanistigim arkadaslarim, sizi dusununce iyi ki buraya gelmisim diyorum. Iyi ki sizi tanimisim, iyi ki sizinle kesismis yollarimiz, iyi ki... Hayatima kattiginiz hersey icin, birlikte guldugumuz, dertlendigmiz, neselendigimiz, costugumuz, agladigmiz, gezdigimiz, hayatin tadina vardigimiz her an icin binlerce kez tesekkurler. Sizsiz Rotterdam, sizsiz Hollanda yillari asla boyle guzel, unutulmaz olmazdi. Sagolun bir de dilerim hep hayatimda olun.

Canim Turkiyedeki ya da an itibariyle dunyanin dort bir yanindaki arkadaslarim, buralara gelirken en buyuk korkum aramiza mesafe girince sizi kaybetmekti. Ama hicbir yere gitmedeniz. Hep benimle oldunuz. Hep ben kendimi uzaklarda hissetmeyeyim diye beni kolladiniz. An geldi bebeklerinizin haberini arkadaslarinizla paylasmak icin bile benim turkiyeye tatile gelmemi beklediniz. An geldi bir burada bunaldim cumlemle yuzlerce binlerce km yolu asip yanima geldiniz. Uzaklari her daim sesinizle, vardigimizda, sevginizle yakin ettiniz. Siz olmasaniz asla boyle guzel gecmezdi bu yillar. Sagolun.  Hep boyle kalalim baska bir sey demiyorum...

Canim blog dostlarim, siz benim icin oyle buyuk bir sey yaptiniz ki anlatamam, hakkinizi odeyemem. Cunku ben sizin sayenizde farkina varmayi ogrendim. Yasadigimiz her anin, baktigimiz herseyin farkina varmayi. Ben boyle doya doya yasadiysam Hollandayi, boyle doya doya sevdiysem burayi ve buradaki yillari inanin bunda sizin payiniz buyuk. Paylastikca cogalirmis ya sevgi. Sizinle paylastikca buyudu benim de buraya olan sevgim. Cok cok sagolun. Iyi ki buradaki yillarda blog yazmisim, iyi ki sizleri tanimisim.

Canim blogum, sen benim hafizamsin. Bunca guzel gunu, aniyi sen olmasan asla boyle ayrintili aklimda tutamazdim. Sen olmasan, sana yazmak olmasa belki de yasadiklarimin boylesine keyfine varamazdim. Gecen gun dusundum de burada ortaya cikardigim en guzel sey belki de sensin. Iyi ki seni yazmisim, yaziyorum. Verdigim her emege degiyor geriye donup bakinca her bir satirin. 

Canim Hollandam, sana soylemistim ya zaten. Beni iyilestirdigin icin, beni bu Gulcin yaptigin icin, hayatima kattigin harika insanlar icin, anilar.  gulumsemeler ve kalbime ektigin huzur icin sana defalarca tesekkur ediyorum. Ama sana tesekkur ederken bir de Canim Turkiyem'e tesekkur etmek istiyorum. Beni her dondugumde boyle guzel sarip sarmaladigi icin...

Ve sevgilim... Cok sevdigimiz evimizdeyim. Benimbaslarda  hic sevmedigim ama yine de sevdigimiz koltugumuza oturdum. Elimde bir kadeh beyaz sarap. Cok sevdigimiz manzaraya bakiyorum. Bizim icin. Hayatimizin cok guzel bir donemi kapaniyor ve yeni bir donemi aciliyor. Su gecen yillar icin sana ne yazsam ne desem bilmiyorum. Ama su iki dizeyle senin beni anlayacagini biliyorum.

Sen olmasan buralara gelemezdim ben
Sevemezdim bu sehri anlamazdim dilinden

Ne mutlu bana, bu evdeki son aksamimda en sevdigim seyi yapiyor blogumu yaziyorum :) Bu yazi da iste boyle, biraz uzun ama iste oyle icimden geldigi gibi... 

PS: Fotograflar googledan. Bir de bu yazi her an kendi kendini imha edebilir :)

27 Eylül 2013 Cuma

Gulcinler tasiniyor: Esyalar gitti...

Gunlerdir suren telas az once bitti. 
Esyalarimiz bir kamyona yuklendi ve gitti.
Toparlanma kismi yarim gun surdu de, hairlanma kismi 10 gunden fazla zaman aldi.


Ben cok bir sey yapmadim aslinda.
Annem sagolsun herseyi yikadi, utuledi, tertemiz yapti. 
Esyalar kume kume ayrildi, hazirlandi.
Verilecekler verildi. Olabildigince hersey azaltildi...
Daha dogrusu azaltildi saniyordum ben.
Velakin bugun toplanan esyaya baktim da azalan pek bir sey yoktu...


Ne cok esya birikiyor insanin hayatinda.
Ama bir yandan yasiyoruz iste.
Yasadikca birikiyor esyalar, onlara ait anilar, yasanmisliklar.
Sonra iki tane hic tanimadigin adam geliyor evine.
O esyalari bir bir sariyor, kutulara koyuyor, bir kamyona yukleyip goturuveriyor.
Dusunsene bunca yilin esyasi bir kamyonda.
O kadar.


Bir donemin sonu da bu iste.
Esyalar bir kamyona sigiyor da...
Hatiralar?
Onlar kamyonlarca hem gonlumde hem de aklimda...


23 Eylül 2013 Pazartesi

Gulcinler Tasiniyor: TasinMA

Vallahi sevgili blogger arkadasim, benden sana cani gonulden bir dost tavsiyesi tasinMA. Hele hele ulkeler arasi hic tasinMA. Hele hele bir yandan tam zamanli bir iste calisiyorsan hic tasinMA. Hic gerek yok. Vallahi yok. Sen beni dinle kendini hic zora sokma. 

Su tasinma isi ortaya ciktigindan beri yaptigim en akillica sey, belki de tek sey, islerin hepsini tek basima halledemeyecegimi kabul etmek oldu. Hele bir de Ozanin 1 Ekim yerine 15 eylul'de Hollandadan ayrilacagi ortaya cikinca, anne sen gelir misin? o aralar kurdugum en akillica cumleydi sanirim. Yoksa bu islerin altindan nasil kalkardim hakikaten bilmiyorum. Iyi ki annem geldi, iyi ki yanimda...


Guya esyali bir evde oturuyorduk da... Guya nasilsa bir gun tasinacagiz diye cok bir sey almiyorduk da... Guya tasinmak kolay olsun diye cok yerlesmiyorduk da... Ha oldu canim tabi tabi. Anlatayim anlatayim, heyecanli oluyor vallahi. 


Su son bir haftada sunu anladim: Tasinmanin kolayi yokmus. 


Yokmus, hakikaten. O evin alti ustune cevrilmeden tasinmak olmuyormus. Alti ustune cevrilen evin de hali pek kolay olmuyormus :)


Bunlari anladim tamam ama hala anlayamadigim cok sey var onlari da yazmadan gecemeyecegim.



  1. 90 metrekarelik evin neresinden bunca esya cikiyor? - oyle 250 metrekarede falan yasasak hafazanallah bir yil tasinamazmisiz biz.
  2. Niye ve nasil evde bu kadar cok kagit birikiyor da birikiyor? - vallahi utanarak soyluyorum evede biriken reklamdi, banka kagidiydi bilme neydi bir agaca bedel olabilir:( of ya mail atin kardesim eve yollamayin sunlari iste!
  3. O cekmeceler dipsiz kuyu mudur? Niye ve nasil o kadar karisabiliyor? - Acilmiyor cekmeceleri cok kucuk birakalim bunu diye dusundugum sifonyere haksizlik ettigimi itiraf ediyorum. Yok cekmeceler kucuk falan degilmis. Ya da kara delik var icinde bilmiyorum :)
  4. Bunca kiyafetin arasinda benim neden her sabah giyecek hicbir seyim olmuyor? - 2 bavul ve bir suru torbalar dolusu kiyafeti vermemize ragmen yikamaya utulemeye yetisilemeyecek sayida kiyafetim var-mis! Daha da ay ne giysem dersem kendi kafama vuracagim haberiniz olsun :)

Velhasil kelam, tasinmak zor ismis mirim. Hani tebdili mekanda ferahlik vardir diyorlar ya. Eksik soyluyorlar. O ferahligin yaninda cokca esya toplama, kagit ayiklama, camasir ve utu var benden soylemesi!

Hollanda'da... Alkmaar Peynir Marketi

Musadenizle Gulcinceyi biraz eski gunlerdeki haline cevirmek istiyorum. Zira blogumun son zamanlardaki halinden bana bile fenalik geldi. Bir kasvet, bir huzun. 
Gerci oyle cok seyi ust uste yasadik ki ben ne yapayim. Gulcince ne yapsin. Ama yok yahu icim sisti. 
Musadenizle bugun dunya, Turkiye , Gulcin ve tasinma gundemini bir kenara birakiyorum. Ve Hollandadaki cok ama cok guzel bir gunumuzu yazmak istiyorum. Biz Ozanla yillardir burada yasamiyormus gibi yine bir turistik aktivite yapmistik. Tarih Agustos'un 2siydi. Gunlerden Cumaydi efendim.

Hollanda denildiginde akla ilk gelen seylerden biri sanirim peynir. Bu ulkede peynir kesinlikle cok fazla uretiliyor ve tuketiliyor. Peynir ayni zamanda ciddi sekilde turistik bir malzeme oilarak da kullaniliyor. Peynir uretilen ciftlikler, peynir satilan dukkanlar turistlerin ilgisini cekecek sekilde duzenleniyor ve ziyarete aciliyor. Ama muhtemelen tum bu dukkanlar, citlikler vs arasinda peynirin en fazla turist cektigi yer Alkmaar Peynir Marketi. 


Alkmaar Hollanda'nin kuzeyinde nispeten kucuk bir sehir. Bu minik sehir her Cuma kurulan peynir marketiyle unlu. Peynir marketi 1592den beri ayni yerde kuruldugundan tarihi bir oneme de sahip. Ne yazik ki sadece Nisan ve Eylul aylari arasinda, sadece Cuma gunleri, sabah 10:00 ile 12:30 arasinda acik bu market. Dolayisiyla yakalamasi biraz zor. 

Alkmaar da bizim evimize uzak olunca bu seneye kadar bizim de yolumuz peynir marketine hic dusmemisti. Gecen haftalardan birinde Cuma gunu hava sicakliginin 35 derece olacagini duyunca, tamam dedim. Ben bu Cuma mumkunse calismayayim :) Iznimi aldim ve upuzun bir haftasonu planladik Ozanla dustuk yollara... 

Cuma sabahi ilk duragimiz Alkmaar'di. Biz arabamizla gittik oraya sonrasinda da planlarimiz oldugu icin. Ama Amsterdamdan trenle de sehre ulasmak mumkun ve belki de park sorunuyla falan ugrasmayacaginizdan cok daha kolay :) 

Pazarin acilisi saat 10da binanin tepesindeki canin calmasi ile oluyor. Ogrendigimize gore bu cani her hafta baska birisi caliyormus. Sonra bu acilis canini calan kisi, pazarin acik oldugu belli saatlerde canla muzik de yapiyor. Sizi bilmem ama ben can sesini seviyorum. Dolayisiyla can ile yapilan muzikten de buyuk keyif aldim :)


Biz sehir merkezine vardigimizda pazar meydana kurulmustu. Sira sira peynirler meydana dizilmis etraftakilerin bakislari altinda satilmayi, tasinmayi bekliyordu. Bir de baktim ki ne goreyim; bembeyaz giyinmis adamlar kafalarinda renkli renkli sapkalar, patir patir meydanda kosuyorlar. Oyle beklemedigim bir seydi ki ve oyle tatli gorunuyorlardi ki anlatamam :)

Yerlerde sira-sira sari-sari peynirler. Aralarinda renkli-renkli tasima aletleri. 
Kosturan 35 derece sicaktan terlemis ama yine de agiz dolusu gulen insanlar... 
O an, iste o an peynir pazari sahane bir yerdi... 



Pazarda 4-5 dilde sunum yapiliyor. Guzel bir sey bence. Bir suru sey ogrendik biz o sunumlardan. Mesela 26000 kg peynir varmis o sabah markette. Ve o peynirleri satmak icin calisan peynir marketi gorevlileri. Bir suru sey anlatti sunucu teyze. Ama ben bir kismini etrafi izlemekten kacirmis olabilirim. Aklimda kalanlar soyle birseyler iste :)

Temelde 4-5 gurup calisan var anladigim kadariyla markette.
Mavi elbiseliler pazarin sabah erkenden kurulmasindan, peynirlerin tasima araclarina yuklenmesinden ve pazarin toplanmasindan sorumlu.


Beyaz elbiseli sapkasiz amcalar Peynir uzmanlari :) Civar koylerden, ciftliklerden gelen peynirleri kontrol etmek ve sadece kaliteleri uygunsa pazara sunmak, sonrasinda musteriyle yeniden peynirleri incelemek, tatmak onlarin isi :)


Su icerideki amcalar peyniri tartmak ve musteriyle son pazarligi yapmakla gorevliler. Pazarlik kismi bizim koyun pazarlari gibi. Bagiran bagirana. Eller sallaniyor. Bagiriliyor. Tam bir eglence yani :)


Ve bu bembeyaz giysili, renkli sapkali amcalar da peynir tasiyicilari. Satilan peynirleri sapkalariyla ayni renk aletlerle once tartilmak uzere kantara, sonra da tasinmak uzere arabalara tasimak onlarin gorevi. Bunu yaparken de ozel bir yontemle yuruyorlar. Boyle salllana sallana kosarken nasil tatlilar anlatamam. Aslinda onlar ayni zamanda bu pazarin animatorleri. 


4 ayri gurup varmis pazarda peynir tasiyan. Bu 4 ayri gurup 4 renkle temsil ediliyor. Yesil, Kirmizi, Sari, Mavi. Her peynir tasiyicisi da mensup oldugu gurubun renginde sapka takiyor ve yine o renkteki peynir tasima aletini kullaniyor. Iste boyle rengarenk bir yer peynir pazari.

Peynir satma surecine gelirsek... 
Once mavi elbiseliler pazari kuruyor, sonra Peynir uzmanlari peynir orneklerini inceliyor, musterilere aciklamalar yapiyor. Eger musteriler tamam aliyorum ben bunlari derlerse, mavi elbiseliler peynirleri 8er tane tasima aracina yukluyor ve benim sapkali peynir tasiyicisi amcalarim geliyor sahneye :) Onlarin tasidigi peynirler hala eski usullerle kullanilan tartim araclarinda tartiliyor. O gun pazardaki butun peynirin satildigini dusunursek su amcalarim 26.000 kg peynir tasidilar. 35 derece sicakta vallahi kan ter icinde kaldi zavallilar.


Ogrendigimize gore eskiden Hollandada uretilen tum peynirler burada, Alkmaarda tartilmak zorundaymis. Bir nevi kalite kontrolu. Hatta sehrin en buyuk geliri bu peynir kontrol ve tartma islemiymis. Bugun tabi ki oyle degil duzen ama haa bu pazarin onemini kimse yok saymiyor.


Tartildi mi peynirler pazarlik basliyor. Hani kurban pazarlarinda yapilan pazarlikla vardir. Satic ve alici el sikisirlar ve baslarlar fiyatlari soylemeye. Buradaki pazarliklar da cok benzer. En son anlasilan fiyati bagiriyorlar. Satis bitti :) O zaman bizim peynir tasiyici amcalar yine yukleniyor peynirleri. Hoplaya hoplaya tasiyip pazarin yanindaki tahta arabalarin dibine birakiyorlar. Peynriler bu tahta arabalarla meydanin sonuna kadar goturuluyor. Ve kamyonlara yukleniyor. Kamyonlar girdi mi isin icine bence ruya bitiyor :)


Ben ruyama geri donecek olursam... Bu peynir tasiyicilar icerisinde bir tane turuncu sapkali amca var. O peynir tasimiyor. Elinde bir baston peynirlerin arasinda dolasiyor. Peynirlere bakiyor, peynir tasiyicilari ile konusuyor. Iste o amca Father of the Cheese. yani Peynirlerin babasi :) Bundan yillar yillar once peynir tasiyicilari bir cati altinda birlesmeye karar verip, renklerle 4 ayri guruba bolundugunde basta tarafsiz herkese sit mesafede duracak bir de peynir babasi olmasina karar  verilmis. Iste o da bu amca :) 


Aslina bakarsaniz peynir tasiyicilarinin kurallari oldukca sert. Ise gec kalmak kesinlikle yasak. Saticilardan para almak kesinlikle yasak. Calisma saatlerinde icki kesinlikle yasak. Bu kurallara uymayanlara para cezasi veriliyormus. Toplanan ceza paralariyla da bira gecesi duzenleniyormus :) Tutmayin beni sanirim meslek degistirecegim :)


Biz Peynir pazarina gittigimizde, fotograflardan da gorebileceginiz gibi, hava sahaneydi Alkmaarda. Ve peynir tasiyicilari yani bir anlamda bu pazarin basrol oyunculari da en az hava kadar yuzumuzu guldurduler. Cocuklari o aletlere koyup tasidilar... Isteyen herkesle fotograf cektirdiler - ki ortamda baya japon oldugunu dusunursek isteyen her japonla fotograf cektirmek hakikaten sabir isi :)- velhasil kelam orada bulunan herkesle ilgilendiler.


Bir ara ben de fotograf cekiyordum Bu peynir tasiyici amcalardan biri yanima geldi. Gayet ciddi bir ifadeyle egildi yerden kocaman peynir tekerini aldi. Bana makinayi ver diye isaret etti. Oyle ciddi ki surati verdim makinayi ne yapayim. Sonra o kocaman peynir tekerini bana verdi. Ve kocaman gulumseyerek haydi ben de senin fotografini cekecegim dedi :) Peynir tasiyicisi amcanin cektigi fotgrafim var artik benim :)

Peynir Pazari evet gercekten peynir satilan bir pazar. Ama gorduk ki ayni zamanda harika bir turistik aktivite. Nisan-Eylul aylari arasinda buradaysaniz bir Cuma sabahi 10:00 - 12:30 arasinda ugramanizi kesinlikle tavsiye ederim. Peynir pazarinin hemen arkasindaki muzeyi de gezmeden donmeyin bence. Kucuk ama cok sirin bir muze. Sonra belki bizim gibi bir de kisa Alkmaar turu yaparsiniz. 


Sehir kucuk ama oldukca guzel. Biz peynir pazarinin ardindan bir yarim saat 45 dakika daha dolastik sehirde. Mutlaka gezilecek cok guzel yerleri vardir bizim gormedigimiz. Ama merkezini dolasmak bize yetti diyebiliriz. Biz saat 1 gibi ayrildik Alkmaardan. Ayrilmamiz gerekiyordu cunku gidilecek yeni yerler vardi planimizda. 

Daha ogle saatleriydi biz Alkmaardan ayrildigimizda. Ozanla birbirimize baktik ve hadi bakalim duselim yola dedik. Siz macera burada bitti mi sandiniz? Yok canim. Cook uzun bir haftasonu icin cikmistik yola. Alkmaar ilk durakti ve biz maceraya yeni basliyorduk :)

Ama bu yazi cok uzun oldu. Arkasi baska yazilara :)

Bir de peynir tasiyicilarin yuruyuslerini size de gosteremeseydim icimde kalacakti. Iste buldugum guzel bir video. Arada video da cekmeli sanirim. Fotograflar ve yazilar bazi seyleri anlatmaya yetmiyor galiba :)


18 Eylül 2013 Çarşamba

Evet bunu yapiyorum

Arada bu sarkiyi acip evde deli gibi dans ediyorum.

Boyle ziplaya ziplaya dans ediyorum.

Elimi kolumu sallaya sallaya dans ediyorum.

Iyi geliyor, vallahi.

Siddetle tavsiye ederim.






15 Eylül 2013 Pazar

Gulcinler tasiniyor... Ozan yola cikti bile...

Biraz once Ozani hava alanina birakip geldik. Ve Ozan yillar once gunesli bir gunde geldigi Hollanda'ya, yillar sonra yagmurlu bir aksamda veda etti. Bizim kucuk ailemiz icin de bir devrin sonu boylece gelmis oldu. Ben iki hafta daha buradayim ama nihayetinde beraber yasadigimiz Hollanda hayati bugun itibariyle bitti...




Ozan'in gitmesi garip bir sekilde uzmedi beni. Zaten iki hafta sonra ben de yaninda olacagim. Sali gunu de annem geliyor ama yine de bu kadar sakin olmam beni taniyanlar icin sasirtici bir durum. Ben sasirmadim. Sebebini biliyorum. Bu gitme sureci uzadikca beni daha cok yordu aslinda. Ve sonunda gitme hali gercekten baslayinca resmen rahatladim. Karasizliklarin, vermek zorunda oldugumuz kararlarin sureci bitti. 

Gidiyoruz iste. Tamam. Bitti.


Hala bir evimiz yok orada. Yani hala bazi seyleri belirlemis, rayina oturtmus falan degiliz. Gittigimizde bizi yepyeni maceralar bekliyor olacak. Ama an itibariyle bunlar umurumda bile degil inanin. Hepsi olacak. Adim adim. Surec basladi ya elbette su akacak yolunu bulacak. Yasayip gorecegiz. 

Ha huzunlu degil miyim? Elbette huzunluyum. 

Bu hafta bir iki gun izin aldim isten. Biraz Ozanla Rotterdamdaki evimizde son gunlerimizin tadini cikarmak icin; biraz da toparlanmaya baslayalim diye. Dune kadar hicbir esyaya gitmedi elimiz. Camasir yikadik, utuleri yaptik, valizleri ortaya cikardik... Ama yok bir turlu tek bir corap bile koyamadik valizlerin icine. Aslinda biraz Hollandayi gezeriz diye dusunmustuk ama Rotterdam disina da cikmadik hic. Guzel bir Rotterdam keyfi yaptik Ozanla. 



Sabahlari kalkip uzun kahvaltilar yapip film izledik. Sevdigimiz yerlere kahve icmeye gittik, sevdigimiz restoranlarda yemek yedik, Esen ve Barisla disari ciktik, beraber evde korku filmi izledik. Bence en guzeli boylesi oldu... Cunku yine Hollandaya gelebiliriz. Yine Hollandayi gezebiliriz. Ama evimizin ve buradaki siradan hayatimizin keyfini bir daha boyle suremeyiz. O yuzden su iki uc gun pek bir guzel oldu...



Her ne kadar binbir turlu bahanenin ardina siginip son ana kadar ertelesek de Ozanin esyalarinin hazirlanmasi gerekiyordu. Dun gectik bavullarin basina. Ve ben iste o zaman anladim neden gunlerdir yok yorgunuz, yok su isimiz var, yok ama bilmem neyi de yapmak lazim diye esya hazirlama isini ertelemedigimizi. Bahaneler coktu cunku elimiz varmiyordu iste o bavullari hazirlamaya. Bahanemiz coktu cunku ikimizde son ana kadar normal siradan hayatimizin icinde kalmak istiyorduk. Otesi yoktu. 

Bu dusunceler aklimda dolanirken bir de, sarkinin bizimle pek alakasi olmasa da, su ses dolunca kulaklarima gozyaslarim da yolunu buldu. Soylemistim, aglamak konusunda asla zorlanan bir insan degilim. Ucaklarda, otobuslerde, sokaklarda, film izlerken, kitap okurken ya da muzik dinlerken agladigim cok olmustur. Ama corap katlarken agladigim hic olmamisti. O da dun oldu :)



Ozan gidiyor diye akmadi gozyaslarim. Biz buradan gidiyoruz diye akti... 

Oyle esya topladik. Biraz agladik. Anilarimizi dusunduk bol bol gulduk. Arada durduk birbirimize sarildik. Arada esya listeleri yaptik gozden gecirdik. Aksamina rose sarap icerek ve bugun de son bir Rotterdam turu yaparak Ozan'in Hollanda'ya vedasini, bir nevi beraber vedamizi tamamladik. Iste bu yazidaki fotograflar da bugunun yagmurlu Rotterdamindan...



Dile kolay yillar... Yillar boyunca biriken anilar. Yurudugumuz her sokakta aklimiza baska bir sey geldi. Burada ne guzel bir film izlemistik, surada su partiye gitmistik, burada ne gulmustuk, burada soyle bir yemek yemistik, surada nasil gozyaslarimizi tutamamistik, burada su misafirlerimizle gezmistik, surada bu misafirlerimizle cay icmistik, bu kafeyi kesfettigimizde ne mutlu olmustuk, buradan ne cok film almistik, suradaki konserde ne guzel dansetmistik... Anilar anilar anilar :) 

Ozetle hemfikiriz Ozanla... Cok sey katti bize Hollanda, buradaki yillar cok ama cok guzeldi...

Ozan su anda yolda. Denizin diger tarafinda yeni hayatimiza baslamaya gidiyor. Ben evimizdeyim. Denizin bu tarafinda, buradaki hayatimiza dair bu satirlari yaziyorum. Eski yeniye karisiyor, anilarin guzelligi yeni yasanacaklarin heyecaniyla merakiyla yoguruluyor. Iste bir sekilde buradaki guzel yillarimizin anilari yureklerimizdeki yerine cekilirken es zamanda yavas yavas yeni hayatimizin satirlari yazilmaya basliyor. 

Ve biliyor musunuz, an itibariyle ben kendimi son zamanlarda hic hissetmedigim kadar iyi hissediyorum. Sonunda gun geldi iste, Gidiyoruz. Tamam. 

Haydi, yolumuz acik olsun insallah :)



12 Eylül 2013 Perşembe

Neden. Neden. Neden

Gece gunduz surekli bu noktaya nasil geldik diye dusunuyorum.
Sureci bilmedigimden degil, elbette biliyorum ama belki de soyle demeliyim; gece gunduz surekli bu noktaya neden geldik diye dusunuyorum.
Neden. Neden. Neden.

O yonden dusunuyorum, bu yonden bakayim diyorum ve vardigim nokta hep ayni oluyor.
Tahammulsuzluk.
Kendin gibi dusunmeyene tahammulsuzlukten bu noktaya geldik.

Inat. 
Illa benim dedigim olsundan bu noktaya geldik.

Empati yoksunlugu.
Bir dakikacik olsun karsindakinin hislerini anlamaya calismamaktan bu noktaya geldik.

Duymamak.
Bilincli olarak soylenenleri duymamak konusundaki isrardan bu noktaya geldik.
Ve oyle bir noktaya geldik ki nereye nasil gidilecek buradan bilmiyorum.

En cok iclendigim, uzuldugum, kaldiramadigim sey de su:
Defalarca defalarca yetkililerin eline firsat ve hatta firsatlar gecti olaylari yatistirmak icin.
Ama ne oldu?
Hicbiri durumu degistirecek olumlu bir sey soylemedi.
Soyledikleriyle de zaten gergin olan ortam daha da gerildi.

Dusunuyorum, dusunuyorum, dusunuyorum.
Ve ne zaman bu konulari dusunsem aklimdan su geciyor: 
Elinde firsat olup da olaylari yatistirmayan ve bilakis an be an gerilimi tirmandiran, ne yapip edip yine insanlari kutuplara cekmek icin cabalayan her kim varsa, onlara hakkimi asla helal etmiyorum. Daha da bir sey demiyorum.

9 Eylül 2013 Pazartesi

Rafadan Kafadanla da vedalastik...

10-11 yaslarindaydim gozluk takmaya basladigimda. Ne zaman gozluklerimi degistirsek ve bana yeni bir gozluk alsak, eskisini hemen atamazdim. Bir sure daha onlari basucumda tutar kaldiracagim zaman da kendimce vedalasirdim onlarla. Tesekkur ederdim dunyayi gormeme, okumama, izlememe yardim ettikleri icin. Ancak ondan sonra gozluklerimi bir kenara koyabilirdim.

Herseyde boyle olmuyor tabi ama bazi esyalara, hayatimi kolaylastiran seylere bir nevi baglaniyorum galiba. Tam olarak esyaya bagimlilik degil benimkisi diye dusunuyorum ama bazi  seylere fazla anlam yukledigim kesin. Anilarla onlari bagdastirdigim, onlara bakinca eski gunlere dalip gittigim, bazi seylerle kolay vedalasamadigim ortada. Zaten vedalari sevmem ben. Zorlanirim vedalarda. Bu ay oyle cok seye veda ediyorum ki... Zorlaniyorum. Saklayacak degilim... Her gun yeni bir veda... Hele gecen hafta yasadigim kocaman vedayi dusununce... Neyse o konuyu hic acmayalim... Ama bu vedalar hic bana gore degil...

Bugun de Rafadan Kafadanla da vedalastik. Ne gunler gecti onunla beraber. Ne yollar, ne maceralar. Sanki tam da Ozan ve bana uygun bir arkadasti Rafadan Kafadan. Daha onu aldigimiz ilk gunden sevdik, alistik. Bir kere bile sorun cikarmadi bize. Bir kere bile bizi yolda birakmadi. Bir Almanya donusu, dur biz depoyu Almanya sinirinda dolduralim ucuz olur diyerek benzin almayip, yolda bir tane bile benzinci bulamadigimiz gun disinda hic bizi strese sokmadi. Bu olayda da kimin kimi strese soktugu tartisilir tabi. Nihayetinde benzini Almanyadan degil Hollandadan aldigimizi belirtmek isterim. Bir daha da tobe oyle 3-5 kurusun hesabina takilmadik. Hadi be deger mi o yolda kaldik mi kalacagiz mi stresine. Kitipiyozlugun alemi yok yani. (Bu kelime boyle yazilmiyor bu arada muhtemelen.)

Fransa, Italya, Fasulye, Hadi Gidelim,  daglar, tepeler, yamaclar, yollar, yollar, yollar... Cok eglendik beraber. Cok yol yaptik. Cok guzel seyler gorduk. Cok sarkilar soyledik. Cok gulduk. Cok sasirdik. Cok kesfettik. Cok, cok, cok iste. 

Bizimle gelse mi diye cok dusunduk Ozanla. Ama Ingiltere'de trafik ters oldugundan bunun cok da mantikli bir hareket olmayacagina karar verdik. Bir ara ben Rafadanin direksiyonunun yerini degistirtsek diye sahane bir oneride de bulundum ama Ozan beni bunun cok da mantikli bir oneri olmadigina ikna etti. Halbuki beni biraksa ben trafigin yonunu degistirmeye kadar goturebilirdim isi. Ne var yani bence benim rafadanim degil onlarin trafigi ters! Duzeltiverselerdi kendilerini :) Sonucta gercegi kabul ettim, baska caremiz yoktu Rafadan Kafadan'a da bay bay dedik. Ben tam olarak bay bay diyemedim aslinda. Ozan benim adima da demis. Ilk goruste bizim gibi ona carpilan biri hemen alip gitmis Rafadanimi. Allahtan gecen hafta vedalasmistim boyle aniden gidiverirse diye Rafadanimla. 

Ozan biliyor karisini tabi, adamin seceresini almis benim icin. Evliymis, arabayi karisi kullanacakmis. 2 cocuklari varmis onlar icin arka koltuga araba koltuklari yerlestireceklermis. Sigara icmiyorlarmis... Sana ne bunlardan diyorsunuz degil mi? Oyle olmuyor benim icin iste. Ona iyi bakacak birileri olsun istiyorum alanlar. Benim gibi onunla sohbet etsinler arada. Arada dedikodu yapsinlar. Arada bagira cagira sarki soylesinler icinde. Mutlu olsunlar hani beraber mutlu olsunlar. Cocuklar varmis ya sevindim. Cocuklar eglenceli olur, eglenirler Rafadanla. 

Iste boyle minik ama cengaver bir arabaydi Rafadanim. Insallah yanlis anlasilmam ama dayanamadim buraya da minik bir fotosunu ekledim. Umarim yeni sahipleriyle de cok eglenir...

Evet evet deliyim ben. Evet evet bunlar kesinlikle normal insan davranislari degil. Ama elimde degil ki boyleyim iste. Bu surecleri boyle yasiyorum, baska turlu olamiyorum, elimde degil... Zaten ben size yillardir diyorum cok da normal degilim diye degil mi? Inanmadiysaniz bunca yildir bana iste kanitliyorum size halimi :) 
Benim guzel rafadanim, ilk arabamiz bizim, ben seni anilarima cok guzel hatiralarla yazdim. 
Hic ama hic unutmam ben seni... 
Tesekkur ederim hersey icin, iyi ki sen de bu yillarda bizimleydin...
Bu arada seninle konustuklarimizi hicbir zaman Ozana anlatmadigin, beni ispiyonlamadigin icin tesekkur ederim.
Seni calistiramadigim gun de aramizda sir kalsin e mi canim benim.
Kendine cok iyi bak...
Operim :)

4 Eylül 2013 Çarşamba

Bugun de bunu cok sevdim...

Yasar Kemal
Bir Ada Hikayesi Firat Suyu Kan Akiyor Baksana'dan...

Savas bitti. Belki daha suruyor mu, diyorsun, bunlar savasi bu akilla bitiremezler, bu insanlar, kendilerini yaratiklarin en akillisi saniyorlar, bu yaratiklarin en acinasi yaratigi, yaratiklar icinde kendinin en ahmak yaratik oldugunu bilemeyecek kadar en ahmak, kendi canina, tekmil yaratiklarin canina kiyan bu yaratiklarin en kotusu yaratik, yasadigi su yeryuzunun bir cennet oldugunu bilemeyecek kadar enayi, yediginin ictiginin, dogan gunesin, akan suyun, esen yelin, ucan bulutun, yagan yagmurun, acan cicegin, buyuyup gelisen meyvenin, tomurcugun, yer altinda cabalayan tohumun, ucan kusun, petekteki arinin, sayisiz, milyarlarca, milyarlarca, isilayan rengin bir tansik* oldugunu bilemeyecek kadar essek, hem de esseoglu essek. Bu korkunc yaratik yine savas cikaracak, ormanlari yakacak, yuzlerce binlerce yildir yaptigi sehirleri yikacak. Gozlerdeki butun goz nurlarini alacak...

*tansik: olaganustu olay, mucize...

Oyle guzel, oyle guzel yaziyor ki... Oyle boyle degil iste. 

3 Eylül 2013 Salı

Bugun de boyle...

Kendimi garip hissediyorum. Duygularim ne yapacagini sasirmis durumda. 

Teyzem icin cok uzuluyorum. Ama bir yandan garip bir rahatlama aci cekmeyecek oldugu icin. Sonra bu rahatlamadan dolayi duyulan utanc. Sonra ama niye ki diye sorgulamalar. 

Sonra Cuma gunu geliyor aklima. Fotograflar geldi. Sahaneler. Onlara bakiyorum. Oyle guzeler ki. Ozanla gurur duyuyorum. Bizimle gurur duyuyorum. Icim sevincle doluyor. Sonra bu sevincten dolayi duyulan utanc. Sonra ama niye ki diye sorgulamalar. 

Maillerim hic boylesine o duygudan bu duyguya suruklememisti beni. Bir yandan tebrik mailleri geliyor. Arkadaslarimiz sevincimizi paylasiyor. Icim aydinlaniyor. Seviniyorum. Bir yandan bassagligi mailleri geliyor. Arkadaslarimiz uzuntumuzu paylasiyor. Yanimda olduklari icin seviniyorum ama huzunleniyorum.

Telefonla konusuyoruz arkadaslarimla. Once basiniz sagolsun diyorlar. Sonra tebrikler diyorlar. Hissediyorum onlar da ne diyeceklerini saisiriyorlar. Ben de ne hissedecegimi sasirmis durumdayim. Saskinim.  

Ama ne zaman ne hissedecegimi bilemez durumda olsam Onun da Ozanin bu basarisi, bizim bu basarimiz icin cok mutlu olacagini dusunuyorum. Mutlu olunacak bir sey cunku. O yuzden kendime teyzem ve kendim adina mutlu olma sansi vermek istiyorum. Ama biraz daha zamana ihtiyacim var galiba... Ya da beklememeliyim. Inanin ben de bilmiyorum...

2 Eylül 2013 Pazartesi

Gule gule Nerminim...

Hayat boyle galiba. Cok guzel seylerle, cok kotu seyler bazen ayni anda basina geliyor insanin. En mutlu gunlerden birini, en uzgun gunlerden biri takip ediyor. Hayat boyle galiba. Guzelle, cirkin, mutlulukla, mutsuzluk bir arada onune sunuluyor. En azindan bazen...

Cuma gunu harikaydi. Suphesiz ki cok guzel bir gundu. Benim  kendi icinde yasadigim bir hazeyan disinda oldukca keyifli, harika, muhtesem bir gundu... Buraya yazilasi bir gun. Yazacagim bir gun... Ozanla belki de burada yasadigimiz en guzel gun...

Sonra Pazar geldi. Ben Cumartesi gecesi hic uyuyamadim. Halbuki en rahat uyumamiz gereken gunler. Ama yok. Hayatimin en huzursuz uykularindan biriydi. Kafamda igrenc dusunceler, icimde buyuyen bir bulut. Pazar sabahi o bunalmislikla uyandim. Ciktim 1 saatten fazla yurudum, kostum. Yok olmadi. Kuculmedi icimdeki bulut. Sanki daha da buyudu...

Ogleden sonra da guzel degildi. Hatta kotuydu. Icimdeki bulut bir turlu kuculmuyor, icimi dolduruyor, yuregimi daraltiyordu. Benim yuregim daralinca, Ozan'in da yuregi daraldi. En mutlu olmasi gereken gunlerden birinde O'nun da yuregi benimkine es oldu. Ve bu hal beni daha da uzdu. Yine benim yuzumden keyfimiz cok fena kacti :( Sonra Esen ve Barisla bulustuk. Iyi geldi onlarla bulusmak bize. Her zamanki gibi... Gun icinde belki de ilk defa yuzumuz onlarla guldu. Cumayi konustuk beraber. Neselendik biraz. Pazarin en guzel saatleri onlarla gecenlerdi...

Sonra eve geldik.. Ve ogrendim... O gitmisti. Artik bizimle degildi... Nerminim, teyzem artik goklerdeydi. Ona hic yakistiramadigim o pis hastalik, tedavi sureci, sonrasindaki yikilmislik hepsi hepsi birden vucuduna agir geldi. Kaldiramadi ve Nerminim de aramizdan ayrildi...

Annem Istanbul'da. Yusuf Amcam ve Ebru Ablamin yaninda. Ben buradayim. Ama aklim da yuregim de onlarla... 

Dogdugum gunden beri hayatimin bir parcasiydi Nermin Teyzem, benim onu cagirdigim sekliyle Nerminim. Onlar Istanbuldaydi biz Izmirde. Ama hep bir aradaydik iste. Benim hep bir Nermin teyzem vardi. Bir Yusuf amcam, Ebru Ablam ve Arda abim. Onlar Izmire gelirdi. Biz Istanbula giderdik. Her nerede olursak olalim. Bir aradaysak annem ve Nermin teyzem gec saatlere kadar uyumaz sohbet ederlerdi. Yatagima yattigimda kulagima gelen kahlahalari hala hatirliyorum. Hep gulerlerdi. Onlara gore gencliklerindeki gibi. Bana gore bir araya geldiklerinde onlar hep cok gencti...

Bizler dogmadan once de beraber oyle cok anilari vardi ki Annem, babam, Yusuf Amcam ve Nerminimin. Istanbulda aksam cikmalari, gazinolarda fotograflar, tatiller, kacamaklar. Onlar bu anilari anlatirken ben sanki eski siyah beyaz turk filmlerinden birini izlermis gibi hissederdim kendimi. Oyle uzun yillari, oyle guzel anilari beraber yasamislardi ki...

Kucuktum. Sanirim Izmirde bizim evin balkonundaydik. Dedim ki biz nereden akrabayiz? Anlatmaya basladi annemle Nerminim. Onlar kardes torunlariydi... Yani benim anneannemle, Nerminimin annesi Dilber Sultan kardes cocuklari... Ama Nerminimin hic kardesi yoktu, anneim de kiz kardesi. Onlar birbirlerine kardes olmuslardi. Kardesim diye severlerdi birbirlerini. Ben kucuk aklimda anlatilanlara baktim; Oooo dedim. O zaman biz cok uzak akrabaymisiz... Sen bir uzulsun Nermin teyzem benim bu lafima. Bir icerlesin. Ne cok opmustum onu o zaman affetsin beni diye... O gunden sonra kaldi bu laf aramizda. O beni Uzak Akrabam diye cagirirdi hep :) Ama kizi gibi sarardi koynunda, Kizi gibi bakardi bana. Kizi gibi severdi. O benim bu hayattaki en uzak en yakin akrabamdi...

Universite sinavina girdigim gun, hani o zaman nereyi kazanacagimizi o gunden az cok bilirdik, telefonda konusuyorduk. Yatagimi hazirla Nerminim demistim haftasonlari sendeyim. Hep hazirdi o yatak o evde. Ben istedigim her haftasonu Nerminim ve Yusuf amcamin yanindaydim. Kendi evim gibi. Yusuf Amcam bana sevdigim kahveli cikolatalardan alirdi gelecegim diye. Nerminim yemekler hazirlardi. Camasirlarimi yikar utuler tertemiz yanima koyardi. Yurtta kalanlar bilir. Yurt dunyanin en eglenceli yeridir. Ama ev degildir. Benim evim Nerminim ve Yusuf amcamin yanindaydi o zamanlar. Canim isteyince kactigim yer. Her daim rahat ettigim yuva...

O hafta sonu ziyaretlerinde yemek yapardik Nerminimle. O mutfakta ne anilarimiz vardir bizim. Ne cok gulduk o mutfakta. Ne guzel yemekler hazirladik. Ne dedikodular yaptik. Hani derim ya ben yemek yaparken bir nevi program cekerim diye. Iste o Nerminimle de hep oynadigimiz bir oyundu bizim. Mutfakta bunaldik mi baslardik kameralari oraya buraya yerlestirmeye. Anlatirdik sonra yerlestirdigimiz kameralara yemekleri. Fasulyeler, pilavlar, borekler, et yemekleri... Nerminim hepsini oyle guzel yapardi ki...

Yurda donerken yanima vermek icin orada oldugum her haftasonu kek yapardi. Bu hafta neyli yapalim Gulcinim kekini derdi. Bilmem derdim ben, bosver yorma kendini. Aa derdi ne var canim yapariz bir uydurmasyon... Onun uydurmasyon elmali, portakalli, tarcinli kekleri oyle sahaneydi ki. O yuzden isim takmistim Ona Nermin Patisseri :)

Harika sofralar hazirlardi. Salatalari ayri kasede servis etmeyi, mayonezli sos hazirlamayi. tavukli krebi ara sicak olarak ikram etmeyi, peceteleri katlamayi hep ondan ogrendim ben. Ya Nerminim amma ugrastirdin bizi hepsi midede birlesmeyecek mi bunlarin derdim. Kicima saplagi yerdim :) Sikayet etme isine bak diye de tatli azarimi isitirdim. Sonra sofraya otururduk aksam ve ben onun sahane sofrasinin keyfini cikarirken gulumserdim Nerminime. Goz kirpardi bana nasil guzel hazirladik sofrayi ama diye...

Mercimek corbasini duduklude yapmayi, is bitsin is bitsin diye haftasonundan hafta icin yemek hazirlayip dolaba koymayi, cok cok cok meyve yemegi, seftaliyi, karpuzu lavabo basinda dirseklerimizden suyunu akita akita yemeyi, peynirlerin basina naylondan sapka gecirip dolaba koymayi hep Nerminimden ogrendim. Benim canim Nermin patisserim...

51 oynardik sonra. Kiyasiya mucadele ederdik. Hep 2. ya da 3. elden sonra bir cay koyar sohbet ederdik. Biz onunla cok ama cok sohbet ederdik. O camin onundeki berjerlerde. Elimizde kahvele, caylar. Yurttaki kizlari anlatirdim ona, yollarda bsima gelenleri, is yerindeki dedikodulari, Ozani. Hepsini dinlerdi. Cogu zaman catlardik gulmekten konusurken. Oyle cok gulerdik ki beraber gozumuzden yas gelirdi. Sus Allah askina sus derdi bana. Dur sunu da anlatayim derdim ben sonra kalkar kaymak yanaklarindan oper, Yumusum diye onu severdim...

Aksam yemekleri, yarismalar, hirsizliklar, Babur, Maymun belgeselleri, diziler, telefon konusmalari, kahkahalar, gulusmeler. Cocuklugum, gencligim, universite yillarim. is bulma seruvenim, calisma hayatim, mezuniyetlerim, nisanim, dugunum... Yani hayatim boyunca yanimdaydi o benim. Canimdaydi. Icimdeydi. Teyzemdi, Nerminimdi.. Nermuskomdu. Tontosumdu. Gitti...

Artik aci cekmeyecegini dusununce hafifliyor icim ve hatta seviniyorum. Anilarimizi dusunuyorum seviniyorum. Ama artik onun bizimle olmayacagini dusunmek bile istemiyorum. Yusuf Amcam var, Ebru Ablam var, Arda Abim var. Ve hala benim cok sevdigim Nerminim var bu hayatta. Yok degil ki. Benim icin var...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails