29 Ağustos 2013 Perşembe

Karar verdim: Yarin suslu olacagim.

Guya bugun izin alacaktim da, calismayacaktim da soyle son hazirliklara bakacaktim da... Oldu. Oldu Gulcincim gorursek soyleriz izin alirsin. Nasil oluyor anlamiyorum, ama ben ne zaman izin almayi dusunsem projelerde bir seyler patliyor. Artik evrene nasil bir enerji gonderiyorsam anlamadim gitti.

Izin almaktan gectim, normal bir gun olsaydi bari ama o da degil. Bildigin yogun bir gun yine bugun. Hatta yarin ise gelecegim desem boynuma atlarlar sevincten eminim de... Pisiikkk!! Hic gelemem vallahi. Patlarsa patlasin, catlarsa catlasin proje. Ben bu aksam bilgisayarimi kapatip gidiyorum, Pazartesi gorusuruz efendim.

Bu parti isini kendimce bir hazirlanma solenine cevirmis bulundugumu itiraf etmek istiyorum. Uzun zamandir ne alisveris yapiyordum, ne dukkanlara bakiyordum. Simdi o uzun sureden sonra dukkanlara gidince sunu anladim: Pacoz bir gardolaba sahibim. Inkar etmenin anlami yok. Bildiginiz pacoz bir insan olup cikmisim ben burada.

Ah nerede o benim, aksamdan ertesi gun ise giyeceklerimi sandalyenin ustune dizdigim gunler. Kupelerime kadar cikarip sabaha her seyi hazir ettigim gunler. Nerede topuklu ayakkabilarim, nerede uzun cizmelerim. Su partiye hazirlanma surecinde anladim ki ben artik o eski ben degilim! Arada ozenip giyindigim sunun gibi bir iki zaman disinda oldukca paspal bir insana donmus durumdayim. 


Yahu tamam surekli suslu-puslu gezeyim demiyorum, zaten yapamam mayamda yok. Ama bari eski halime donsem iyi sanki. Eskiden de oyle modayi takip eden, surekli dergilere bakip kombinler yapan, giydiklerini kendine pek yakitiran bir insan degildim. Oyle olmaya heves ediyor da degilim zaten ama en azindan giydiklerime ozenirdim eskiden. Bak iste yeniden oyle olmaya gercekten heves ediyorum.

Simdiyse sabahlari kalkiyorum, dolabin karsisina geciyorum, cogunlukla bir kot pantalon secip, alalde kiyafetlerimle ise geliyorum. Ayagimda %90 babet ya da spor ayakkabilar veyahut hava sartlarina gore kar botlari... Makyaj dedigin, yapilirsa, bir kalem bir alliktan ibaret. Rahatim, takmiyorum falan da biraz da taksam iyi olacak sanki diyorum :) 

O yuzden bu parti isi icin kendime ozenerek giyinme izni verdim. Ve uzun zaman sonra ilk kez kendime bir topuklu ayakkabi aldim. Iste bu :)


Aramiza yeni katildi kendisi birbirimize alismaya calisiyoruz. Her giydigimde ya benim babetlerim, converselerim ne rahat desem de yok arkadas hosuma gidiyor benim topuklu ayakkabi giymek. Her gun yok giyemem. Ama boyle bir gunde evet giyecegim. Evet evet ben yarin bunlari giyecegim :)

Ayrica bitmedi. Sittirellanin tavsiyesine uyup kendime inglot marka fondoten aldim. Hayatimda sahip oldugum ilk fondoten kendisi. Vallahi benim bugune kadar hic fondotenim olmadi. Nisanlar, dugunler disinda hic kullanmadim ki ben fondoten. Onda da zaten kuaforde olan ya da kizlarda olan kullanilirdi :)

Size bir sir vereyim mi? Fondoten fircayla suruluyormus artik. Ben son biraktigimda el hadi hadi olmadi sunger kullaniliyordu. O derece gerisindeyim yani makyaj gundeminin varin dusunun gerisini. Inglottaki kadin firca kullaninca ben de aaa fircayla mi suruluyor diyince, kadin bana youtubedan makyaj videosu izlememi tavsiye etti :) Artik nasil caresiz gorduyse durumumu :)))


Halime mi guleyim, kadina mi guleyim, ben o fondotenle ne kepazelikler yaratabilirim onu dusunup mu guleyim, yoksa mavis ayakkabilarima mi bakip guleyim bilemiyorum. Ama gulmek istiyorum. Yarin gulmek istiyorum...

Bir de karar verdim: Yarin suslu olacagim. 
Olacagim da...
Aman unutmayin ha fondoten fircayla suruluyormus. Ha ha ha :)

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Savasa Hayir

Her insan gibi, buyurken benim de kafamin karistigi konular oldu. Buyudum demiyorum. Buyuyorum hala. O yuzden hala da kafamin karistigi konular oluyor bu hayatta. 
Ama bir sey var ki ben o konuda kafamin bir kere bile karistigini hatirlamiyorum.
 O da her zaman savaslarin karsisinda oldugum. 
Hep insanlar olur savasta, hep daha cok insan olur. 
Hep masumlar olur savasta, hep daha cok masum insan olur. 
Care hicbir zaman savas olmaz, olamaz benim icin. 
Cunku savasin galibi belki devletler olabilir ama maglubu devletler degil hep insanlardir. 

Bakin iste ne guzel demis Bertol Brecht...

Bu gelen savaş ilk değil.

Çok savaş oldu bundan önce.

Bittiği gün en son savaş

bir yanda yenilenler vardı gene,

bir yanda yenenler vardı.

Yenilenlerin yanında

kırılıyordu halk açlıktan.

Yenenlerin yanında

halk açlıktan kırılıyordu.
Bertolt Brecht


Yapmayin, etmeyin... 
Nasil desteklenir savas. 
Sonuna kadar, yuzlerce kere, binlerce kere
Savasa Hayir!

27 Ağustos 2013 Salı

Sadece 4 gun kaldi yok yok 3...

Cuma gunu bizim icin onemli bir gun. Ozan ve benim icin yani. Cunku Cuma gunu buraya gelis amacimizin resmi olarak tamamlanacagi gun olacak. Ozanin doktorasi icin gelmistik biz buraya. Cuma gunu Ozan mezun olacak ve artik bir akademik doktor olacak. 

Bu yolculuga basladigimiz zamanlari hatirliyorum da... O zaman bugun bize oylesine uzakti ki. Yillar gececek de, makaleler yazilacak da, tez basilacak da, Ozan mezun olacak da biz de sonrasini dusunecegiz... Hic gelmeyecek gibiydi bu gunler. Ama zaman geciyor. Hem de cok hizli geciyor. Iste gecti de bitti. Mezuniyet gunu geldi.

Ozan heyecanli. Eh ne de olsa yillarin emeginin karsiligini alacagi gun geldi. Ben bazen ondan bile heyecanli hissediyorum kendimi. Ne de olsa benim icin de soz konusu olan yillarin emegi. Yillar... Burada gecen yillar. Ve iste bir nevi gorev tamamlandi simdi...

Hollandada doktora mezuniyeti oldukca onemli bir sey. Kisiye ozel yapiliyor bir kere. Yani bu mezuniyet sadece Ozanin mezuniyeti. Ozana gore bir de benim, ne de olsa beraber basarmisiz bu isi. Oyle diyor kendisi. Cuma gunu ogle saatlerinden baslayacak seramoni, sonrasinda resepsiyon, aksam yemek, sonra parti... Oldukca yogun gececek bir gun bizi bekliyor yani. Cogunlukla buradaki arkadaslarimiz ve biz. Bir nevi buradaki hayatimiz ve biz...

Uzuldugumuz tek nokta, bilet fiyatlarinin ucuklugu nedeniyle Turkiyedeki arkadaslarimizin bizimle olamayacak olmasi. Halbuki onlar da olsaydi ne de guzel eglenirdik biz. O zaman tam olurdu iste keyif. Ama ne yapalim. Iste bu da uzakta oturmanin bir eksisi. Zaten bu ara yine akillar da gonuller de karisik. Dilerim Cuma gunu bir an olsun herseyi unutup birazcik olsun yillardir verdigimiz emegimizin karsiligini aldigimiz gunun keyfini surebiliriz. Umarim.

Hazirliklar cok, bir suru. Resepsiyonda ne ikram edilsin, yemek nerede yensin, parti nerede yapilsin, aman davetiyelerde kimse unutulmasin, o olmasin, bu olmasin... Ama yaptik iste. Bir de tabi hollandalilar boyle aylar oncesinden ayarliyor herseyi ama biz Anadolu insani olarak yumurta kapiya dayaninca hallettik cogu seyi. Ozumuzu kaybetmiyoruz iste :) Eminim unuttugumuz detaylar oldu. Eminim o gun beklemedigimiz seyler de olacak. Ama iste boyle degil midir bu tur organizasyonlar zaten. Yasanacak ne varsa yasanacak. Ve umariz guzel yasanacak :)

Bizdeki telaslar boyle bu ara. Tasinmayla ilgili hicbir sey yapmiyoruz henuz. Siraya koyduk bir nevi telaslari. Once mezuniyet atlayacak, sonra tasinma telasi baslayacak. Once mezuniyet. Sunun surasinda sadece 4 gun kaldi. Yok ya 3 gun. Bak iste 3 gun kaldigini su anda kesfettim.

Atladigimiz bir sey kaldi mi acaba?

26 Ağustos 2013 Pazartesi

Rotterdam Romantik Muzik Festivali

Dun cok degisik bir yere gittik Ozanla. Aslinda gitmeyecektik, halimiz yoktu, yorgunduk, miskindik. Oyle evde duralim keyif yapalim diyorduk falan filan... Ama sonra buradan cok sevdigim bir arkadasimla telefonla konusuyordum dedi ki Gulcin yarim saat olsun ugrayin oraya, kesinlikle pisman olmayacaksiniz. Ben dolasirken burasi tam Gulcin'e gore, mutlaka gormeli dedim... 
Aklimizi celdi :) Iyi ki de celmis. 
Gittigimiz yer hakikaten tam da bana gore bir yerdi :)




Burnumuzun dibi. Rotterdam - Het Park. Bugune kadar niye hic Gulcinceye yazmamisim bilmem bu park benim Rotterdamda cok sevdigi bir yer. Ozanla bahar sabahlarinda giderdik biz bu parka. Boyle sandviclerimizi meyve sularimizi alip serilirdik cimlere. Kus sesleri, cocuk civiltilari esliginde cimlerde piknik yapardik. Bu parkin ortasinda bir kule var; Euromast. Hollandanin en yuksek gozlem kulesi. Sunca yildir bir kere bile tepesine cikmamis olsak da duydugumuza gore tepesinden sehri izlemek harikaymis. Gitmeden bir gun mutlaka yapmali. Bir de tepsinden iple asagiya inilebiliyor ama bence onu yapmasak da olur. Bence yani :)



Iste bu Rotterdamin gobegindeki parkta ne zaman giderseniz gidin cilerde uzanan gencler, gitar calanlar, kitap okuyanlar, bisiklet sefasi yapanlar, oynayan cocuklar, sohbet eden yaslilar gormek mumkun. Park gibi kullanilan bir park yani. Kimse kendisini AVM falan da yapmak istemediginden park da mutlu, halk da. Ne mutlu vallaha! Bir de etkinlikler oluyor parkta. Dun oldugu gibi. Dunku etkinlik Romantik Muzik Festivali idi. 




Parkin dort bir yanina sahneler kurulmus. O sahnelerde cesitli guruplarin performanslari. Inceden bir keman sesi, bazen bir piyanosesi , bazen de vurmalilarin sesleri yayiliyor agaclarin arasina. 




Sahnelerin onune sandalyeler dizilmis. Ama sandalyelere mahkum degilsiniz konserleri dinlemek icin. Cunku parkta cimlerin ustu boydan boya piknik sofralari ile kaplanmis. Bazen masalar suslenmis bazen yerlere yayilmis insanlar. Renk renk ortuler serilmis cimlere, ustlerinde yemekler, sarap kadehleri. 



Bazi yerlerde cocuklar oynuyor ama ben gozlerimi gezdirirken parkta daha cok orta yasin ustunde insanlar gordum hatta hep onlari secti gozlerim. Oyle guzel giyinmisler ki... Hepsi birer hanimefendi, beyefendi. Takim elbiseler, elbiseler, dopiyesler ve sapkalar. Cesit cesit... Renk renk sapkalar. hayatimda gormedigim kadar farkli, cok cesit sapkalar... Cok sevdim, bayildim ben dun Het Park'a.

kaynak: http://www.cbimages.eu/dag-van-de-romantische-muziek/

Sanki bir anda cehresi degisivermisti sehrin. Bambaska bir yerdi dun Rotterdam, Het Park. Renkli, zarif, eglenceli bambaska bir yer. Bir de ustune hic planlamadigimiz halde baska bir arkadasimizla karsilasinca parkta gun bizim icin daha da guzel hale geldi. 

Bazi muzik guruplari iyiydi, bazi muzik guruplari bildiginiz kotu. Bazilarini dinlemek keyifti, bazilari bizi guldurdu. Muzik gunun konsepti olsa da benim icin orada olmak aslinda insanlari izlemek icin bulunmaz bir firsatti... 


Oyle guzel insanlar vardi ki parkta... Keske profosyonel bir fotografci olsaydim da hepsinin tek tek fotograflarini cekebilseydim. Malesef olmadi. Siyah beyaz sapkali, tahminimce 75 yasina yakin bir teyze vardi mesela. Allahim o ne zerafet. hem guzelligiyle hem de neseli sarkilarda yaptigi danslarla beni kendine hayran birakti. Yillardir dusundugum bir seyi kanitlar gibiydi, bu ulkede insanlar hic yaslanmiyor sanki...

Sonra gri pantalonunun uzerine giydigi lacivert ceketi ve renkli papyonuyla ortalarda dolasan tahminimce yine 75 yaslarinda bir amca vardi. Gozlerini kisip dinliyordu konserleri. Bir parkta degil de sanki unlu bir konser salonundaydi...

Kaynak: http://www.flickr.com/photos/fransall/6050526972/

Sonra uzerime bisikletini suren torununun pesinden gelen amca vardi bir de. Ceket cebindeki mendil, piril piril ayakkabilari ve guzel gulumsemesi ile ne tatli bir dedeydi... Bir de bileginde cicekler tasiyan teyzeler vardi.. Hani eski filmlerdeki gibi. gece disariya cikarken bileklere takilan cicekler gibi...


Dusundum de bazi seylerin keyfini yasi bizden daha ileride olanlar daha guzel cikariyorlar aslinda. Hani boyle tadina variyorlar yasadiklari anin. neyi gerektiriyorsa sonuna kadar onu yapiyorlar. ben de yapacagim, eger bir daha denk gelirsek bu festivale ya da benzer baska bir festivale sapkami alip yollara dusecegim :)

kaynak: http://www.nufoto.nl/fotos/301115/dag-van-de-romantische-muziek-in-rotterdam.html
Iste boyle guzeldi dun Rotterdam. Ve yasadigimiz her guzel gun gibi bogazimiza bir dugum ekledi. Buradakiler de yasiyorlar iste. yasamak illa bitmeyen bir kavga, ustunluk yarisi, savas degil ki...

PS: Gunun cok guzel fotograflari icin ben arada donup suraya bakacagim... Sizinle de paylasayim istedim.
http://www.flickr.com/photos/maanen1963/with/7769444644/

25 Ağustos 2013 Pazar

Izledik: Deli Deli Olma

Uzun zaman sonra ilk defa evimizde sakin bir haftasonu gecirdik Ozanla. Hicbir yere gitmedik bu haftasonu. Rotterdam'da evimizdeydik. Yorulmusuz hem de cok. Bu dinlenme iyi geldi.

Dun kahvaltidan sonra haydi film izleyelim diyerek doktuk onumuze bugune kadar izlemedigimiz filmleri. Iclerinden Deli Deli Olma'yi sectik basladik izlemeye. 


Aslinda bugune kadar Deli Deli Olma'yi izlememis olmak tamamen bizim ayibimiz. Film 2009 yapimi. Yani 4 sene olmus neredeyse seyirciyle bulusali. Ustelik filmin muziklerini bizim arkadaslarimiz yapti. Ama bizim filmi izlemeye firsatimiz olmadi. Ustelik alip gelmisiz de Turkiye'den mutlaka izlemeliyiz diye. Ama iste neden bilmem olmadi. Ayip cok ayip ama ne yapalim gec oldu, guc olmadi sonunda filmi izledik.

Filmin basrol oyunculari Serif Sezer ve Tarik Akan. Ikisi de kelimenin tam anlamiyla dokturmusler. Zaten filmde hep benim cok sevdigim oyuncular oynadigindan izlerken ben cok eglendim. Filmin konusuna gelince kendi sitesinde soyle ozetlenmis:

“93 Harbi” sonrasında Çar’ın Rusya’da yaşamasını istemediği Malakan kavminin bir kısmı Kars’a göçe zorlanır. Göç edenler arasında Mişka’nın (Tarık Akan) ailesi de vardır. Filmde Mişka 70’li yaşlardadır. Bir zamanlar köyün değirmenini işleten Mişka, modern makineler çıktıktan sonra, işini yapamamış ve maddi sıkıntıya düşmüştür. Köyün huysuz ihtiyarı Popuç (Şerif Sezer), Mişka’dan nefret eder ve köyde yaşamasını istemez. Köylüler bir zarar görmedikleri hatta sevdikleri kendi halinde, barışçı, yardımsever Mişka ile Popuç arasında kalmışlardır. Popuç, oğlu Şemistan (Levent Tülek), gelini Figan (Zuhal Topal) ve üç torunuyla yaşar. Torunlarından en küçüğü Alma dik başlı, sevecen bir kızdır ve Alma ile Miska arasinda sicacik bir dostluk vardir...

Yasli insanlar ve cocuklar... Ben biliyorsunuz ikisine de dayanamiyorum. O yuzden hic surpris olmayan bir sekilde bu filmde de defalarca agladim... Bu kismi bir kenara koyarsak, biz filmi begendik. Son donem izledigim Turk filmleri icinde benim en begendiklerimden biri oldu bile diyebilirim. Su ara Yasar Kemal'in 'Bir Ada Hikayesi-1 Firat Suyu Kan Akiyor Baksana' kitabini okuyorum. Orada da mubadeleyle baslayan hikayeler anlatiliyor. O kitabi okurken bu filmi izlemis olmak beni daha cok etkiledi sanirim.

Filmi izlerken beni etkileyen bir baska sey de suphesiz muzikler oldu. Tamam, tamam muzikleri arkadaslarimiz yaptigi icin algida secicilik ya da biraz olaya yanli bakma gibi seyler yapiyor olabilirim. Gerci bu filmin muzikleriyle Altin Portakal'da "En iyi Film Muzigi" odulunu de almislardi. Ama yine de tarafsiz bir bakis acisi olmasi acisindan cok yazmayayim da muziklerden birini buraya da ekleyeyim diyorum. Bakalim siz ne dusuneceksiniz?


Izlemenizi de dinlemenizi tavsiye ederim... Ben begendim...


23 Ağustos 2013 Cuma

Onlar artik yoklar...

Bu yasadigimiz gunleri, yillari hic unutmayacagiz, unutamayacagiz. 
Aklimiza da kalbimize de kazindi yasadiklarimiz. 

Gecmis yillarda yasananlara, su son yaz yasadiklarimiza, su son haftalarda okuduklarimiza, su son iki gunde gorduklerimize dair yazsam yazacak cok sey var.
ama ben sadece dun karaladigim bir sey burada olsun istiyorum...

Ali ismal'i dovenlerin oldurme kastinin oldugu 'mechul' diyenler var.
bebekleri oldurenin kimyasal silah kullanimi oldugu 'mechul' diyenler var.
bu mechullukler neyi degistirecekse...
diger yanda artik olmayan kollar, bacaklar, gozler, gencler, cocuklar ve bebekler var.
onlarin durumu 'mechul' degil.
onlar artik yoklar...
yoklar...

Simdi ne zaman haberlerin basina otursam, hemen bilet bakmak, Izmire gitmek, anneme babama sarilmak istiyorum. 
Bari bir anne baba yavrusuna doysun...
yitip gidenlerin anne babalari cocuklarina, o cocuklar hayata hic doyamayacaklar...

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Biraz once bizim ofiste...

Telefonum caldi.
Arayan onceden tanidigim, bir kac yil once bu sirketten ayrilan bir arkadasim. Yolu buralara dusmus beni de gormek istemis.
Benim buraya girmemin sebeplerinden biri de odur. Beni ikna edenlerden biri. 
Ben daha sakin bir hayat icin bu isi secerken, o iki cocugunun okul masraflari icin daha fazla kazanabilecegi daha cok seyahat etmesi gereken bir ise gecti.
Mecburdu!
Cunku, onlar da bizim gibi ulkeleinden uzakta yasiyordu. Cocuklari uluslarasi okullarda okuyordu ve bir sekilde o okulun masraflarinin odenmesi gerekiyordu.
Bizim sirketin kosullariyla yapamayacagi bir seydi bu. Cocuklari icin tercihini o yonde kullandi.
Bence cok da dogru bir sey yapti.

Ama bana biraz once dedi ki...
Bazen niye bunu yaptigimi dusunuyorum Gulcin. Evet o okula gidebildiler ama benimle zaman geciremediler cunku hep seyahateydim.
Bunun degerini bilecekler mi?

Durdum kaldim...
Bileceklerdir dedim bence bileceklerdir.
Ama O, emin degilim dedi.
bir sey diyemedim. 
Sadece bir babanin cocuklari icin verdigi kararla, cocuklariyla geciremedigi zaman arasinda kalisini izledim.

Ben onu rahatlatacak sozler araken arkadasim konusmaya devam etti...
Oglum universiteye basliyor ve evden ayriliyor.
artik ben hep evde olsam bile o evde olmayacak, ve evindeki son zamanlarina ait hatiralarda babasi olmayacak dedi.

Durdum kaldim...
Bunu onlar icin yaptigini anlayacaklardir dedim.
Ama O, emin degilim dedi.
bir sey diyemedim. 
Sadece bir babanin cocuklari icin verdigi kararin altinda, yine cocuklarindan uzak kaldigi icin nasil ezildigini gordum.

Sadece yarim saat oturduk beraber.
Sonra kalkti, ise gitmek icin yurudu gitti.
Ben de ardindan baktim, icimden defalarca umarim cocuklarin yaptiginin kiymetini bilir cunku hic kolay degildi dedim...
ve dusundum de...
Bu ebeveynlik hep boyle yaman bir celiski galiba.
Cocuklar icin alinan karalara karsi yine cocuklar icin duyulan pismanliklar.
Cocuklar icin herseyi yapma istegine karsi yine cocuklarla yapamadiklarinin agirligi.
Ne oyle ne boyle.
Sanirim ebeveynlik boyle hic ama hic bitmeyen yaman bir celiski iste...

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Oyun(cu)

Oldum olasi bilgisayar oyunu oynamayi seven bir insan oldum ben. 
Oyle cetrefilli oyunlari cok sevmem basit beni oyalayacak genelde top patlatma, ayni renkleri bir araya getirme gibi zeka ceviklik yetenek gerektirmeyen beni yormayan ama oyalayan oyunlari tercih ederim. 
Bir oyuna taktim mi da takarim. 
Hele yapmak istemedigim seyleri yapmak zorundaysam en buyuk kurtaricim olur oyunlar. 
Bakiniz tez yazmam gerekirken urnikonun beni tanistirdigi kuplu bir oyunla saatler gecirmem gibi. 
Ne cilginlik madem ders calismayacaksin git disari eglen, dolas, dans et sarki soyle degil mi? 
Yok, guya disari cikip vakit kaybetmeyecegim ya :) 
Ders calisacagim diye evde kalip oyun oynayarak daha cok vakit kaybetmisligim olmustur hem de cok :) Cok ayip :)

Bu hal elbette kisisel bir bilgisayarim olduktan sonra yani calismaya basladiktan sonra basladi. 
Yani cogu normal insan gibi calisip adam aklli islerle ugrasan yetiskin bir insan olacagima bilgisayarimi edinmem beni oyuncu yapti. 
Hayir garip bir sekilde oyun oynarken iyi fikirler de uretiyorum J 
Tamam biraz kendimi kandiriyor olabilirim ama ufacik da olsa bunun gerceklik payi var bu konuda anlasalim J

Niye bunlari yazdigima gelirsek son yillarda iyice azalan oyunculugum kesfettigim yeni bir oyunla sanirim yeniden basladi: Mancala
Hani eski nokia telefonlarda fasulyeli bir oyun vardi. 
Karsi karsiya dizilmis 6 tas iclerinde fasulyeler. En cok fasulyeyi toplayan oyunu kazaniyor. 


Eskiden cocuklarin kolayca evde kaplarla ve fasulyelerle oynayabilecegi bir oyun muhtemelen. 
Hatta internette gordum boyle masa ustunde oynanabilen versiyonu da varmis :) 



Keske ben de gercek insanlarla ve gercek kaplarla oynuyor olsaydim J ben internet uzerinden benimle eslestirilen bir rakiple oynuyorum bu oyunu. 
Acimasizca birbirimizi yenmeye calisiyoruz. 
Ve itiraf ediyorum: Cok egleniyorum! 
Bu tamam. 
Ama ayni zamanda itiraf ediyorum karsimdakini yendikce daha cok egleniyorum J

Bir de ben yendikce rakiplerim ama yeter birak da ben yeneyim birazcik falan yazmiyorlar mi zevkten dort kose oluyorum :)
Habire Ozan' a donup yine yendim diye oyle baya igrenc bir siritisla bakarken buluyorum kendimi. 
Yenilince umurumda degil ama.
Gerci pek de yenilmiyorum :)
Ha ha ha :)

Malum boyun agrilari nedeniyle, artik bilgisayar ve turevleriyle iliskim cok cok kisitlandi.
Yani oynuyorum oynuyorum dedigim bir iki el nihayetinde ama olsun iste bu arada boyle bir delilik icindeyim, cok egleniyorum.
Sizi de oyuna beklerim :)
Imza
Oyuncu Gulcin

15 Ağustos 2013 Perşembe

Bugun de bunu cok sevdim

Taslaklarda buldum bu yaziyi...
Ne zaman yazmisim bilmiyorum. O zaman ne dusunuyormusum aklimda ne varmis bilmiyorum.
Ama bugun Gulcinceye eklenmesini uygun buluyorum :)
Saygilarimla efendim :)

Bazen okuduklarim, gorduklerim oyle dogru zamanlara denk geliyor ki sasirip kaliyorum.
Mesela bu sabah bu yaziyi okumam gibi...
Her şey yolunda gidiyor diye düşünürken, tüm taşlar yerine oturdu, sonunda huzur sizi de buldu zannederken, tam da tüm savunmalarınızı terk etmişken, üst üste koyduğunuz küplerden büyük kuleler inşa ettiniz ve artık son küpü de yerine yerleştirmek üzeresiniz derken, işte tam anlamıyla hazırlıksız olduğunuz o tek ve özel anda kayar ayağınızın altındaki zemin. 
Biri gelir, en alttaki küpü çekiverir. Bir anda olup biter zaten bu tür kişisel felaketler. 
Göz açıp kapayana, tek bir nefes alıp verene kadar olur. 
Yöntem de budur. 
Hazırlıksız ve ani yakalanmanızdadır sihir. Üstelik o en alttaki küpü çeken de en ummadığınız kişidir. 
Aslını isterseniz, hayat, eğer tamam oldum demenize izin vermiyorsa, güvenli kulenizde paslanmanıza göz yummuyorsa sizden hala ümidini kesmemiş demektir. 
Hala öğrenebileceğinizden, hala keşfedebileceğinizden, hala algılayabileceğinizden ve fark edebileceğinizden yana beklentilidir. 
Belki boş teselli gibi gelecek okuyunca ama hayat sizi zorlamaya devam ediyorsa işlemeye devam ediyor anlamına gelir. 
Dantel gibi ince ince sizi şekillendirmekte, en esnek ve sağlam hale getirmek için kılıç ustası gibi dövmektedir. "

demis biri...
Ne yalan soyleyeyim, sevdim.
Kisiel bir felaket falan yasamiyorum cok sukur.
Ama yine de ara ara hayat bizi neden yoruyorsun diye dusunuyorken bunu okumayi daha da cok sevdim.
Hangimiz dusunmuyoruz ki arada boyle seyler?

Boyle kisisel gelisim bik biklamalari oyle cok artti ki artik okunamaz hale geldi aslinda.
Yillar once universiteden ilk mezun oldugumuz zamanlarda biz de okurduk kendine guvenmekle ilgili yazilar, hayatinin kontrolunu eline almakla ilgili yazilar. 
Guzeldiler.
Velhasil...
Her seyin merkezi sizsiniz! 
Sizden otesi yalan! 
Kendinizi sevin!
Etrafinizdaki insanlari gerekirse kendinizi uzmemek icin yakin yikin devirin!
gibi yerlere vardirildi ya olay, iste o noktada ben kisisel gelisimcilerle arama mesafemi koydum.

Hatta bir ara, aman Allah hicbirimizi kisisel gelisimcilerin eline dusurmesin diye dusundugum de oldu.
Oldu vallahi oldu.
Kusura bakmayin ama dunyanin merkezi benim, bu evren bana hizmet etmek icin var, ben isteyecegim o bana verecek, benden sonrasi tufan, ben uzulmeyeyim de kim uzulurse uzulsun gibi bir anlayisin kimseyi kisisel olarak gelistirecegine inanamiyorum. 
Tamam kisisel gelisimin ciktigi nokta bu degildi ama gelin kabul edin buraya vardiran cok.
Ben etrafimizdaki boyle dusunenlerin sayisinin artmasindan da korkuyorum.
Hayir evren de ne yapsin, hangisini merkeze koysun?
Merkezler sasacak olan bize olacak diye korkuyorum :)

Yalniz bu sabah okudugum yaziya ve bana dusundurduklerine donecek olursam...
Galiba hayat hala benden de umidini kesmedi.
Bunca seyi yasadigima gore galiba hala beni de ince ince isliyor :)
Ne guzel!
Yalniz bir perfromans degerlendirmesi yapacagim bir sure sonra ona gore :)
Elimizi cabuk tutalim sonuclari cabuk gorelim degil mi ama :))

yazmisim...
performans degerlendirmesini bir kac ay sonraya birakmayi uygun buluyorum :)
Saygilarimla :)

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Polisiye bir olay...

Dunku yazidan sonra yorum yazarak, mail atarak iyi dileklerini paylasan bana destek olan hepinize ayri ayri tesekkur ediyorum. Ben degisiklikleri kolay yonetebilen bir insan degilim. Hic olmadim. Bunun farkindayim. Kendimi bu konuda geklistirmeye calisiyorum ama kolay degilmis anladim. Yazdiginiz her cumleyi defalarca okudum inanin ve hepsiyle yuzum guldu, gonlum ferahladi. Bundan aldigim cesaretle onumuzdeki gunlerde tum tasinma, gitme, toparlanma detaylariyla basinizi sisirirsem simdiden kusuruma bakmayin :) Anladim ki su surecte bana en iyi geceke sey yazmak ve paylasmak olacak. Sayenizde. Yeniden cok tesekkur ederim. 

Tabi aklim bu islerle mesgul olsa da beni sasirtan baska seyler de oluyor hayatta, Bunlardan birini bu sabah buldum, hemen buraya da yazayim dedim.

Rotterdamda bulunan guzel muzelerden biri Kuntshal. Muzenin kendisi kadar da guzel bir bahcesi var ki ben sanirim bahcesini muzenin kendisinden daha fazla ziyaret ediyorum :) Iste boyle bir gizli siginma yeri orasi benim icin....



Iste bu muzede 2012nin Ekim ayinda Oceans filmlerini aratmayacak bir hirsizlik oldu. Muzede ozel bir sergi vardi. Monet mi istersiniz, Picasso mu istersiniz. Pek cok unlu ressamin nadide eserlerinin orjinalleri muzenin  20. yil kutlamalri icin bir araya getirilmisti. Ve bir sabah haberlerde ne gorelim; gece sabaha karsi 3'te bu nadide eserlerin 7 tanesi hirsizlar tarafindan calinmis.

Normalde muzede alarm sistemi var elbette. Hatta oldukca iyi bir alarm sistemi varmis. Calmis da. Ama hirsizlar nasil ayarladiysa alarmin gec calmasini saglamis ve kapilar otomatik olarak kilitlenmeden binadan cikip gitmis. Polis olay yerine geldiginde adamlarin da 7 tane tablonun da yerinde yeller esiyormus.



Gunlerce haberlerde bu olayi verdiler. Cunku muze yetkilileri ve polis bu isi iceriden birilerinin yaptigindan supheleniyordu. Hirsizlar bu isi uzun sure planlamislardi ve hatta muzedeki pek cok ayarlamadan haberi olan kisilerdi. Sergideki en degerli 7 eseri hedeflemis, almis ve gitmislerdi. Filmlere konu olabilecek ciddi bir hazirlik geerektiren, gercekten isinde oldukca profosyonel hirsizlarin bu olayi yaptigi soyleniyordu. Calinan tablolarin degeri 100 milyon euronun uzerindeydi. Tabi satilabilirlerse... Hollandali yetkililere gore bu degerde tablolarin, calinmis olarak isaretlenmisken satilmasi zordu...

Elbette polis hirsizlarin pesini birakmadi. Zaten bu ulkede polisin cok yogun oldugunu sanmiyorum. Oyle cok da olay olmuyor. Hazir boyle de buyuk bir olay olmusken canla basla calismislardir elbette :) Zaten sadece Hollanda pilisi degil bir suru baska devletin polisi de dahil oldu olaya hatta uluslararsi duzeyde kirmizi alarmla hirsizlar ve tablolar aranmaya basladi. 



Aramalar gectigimiz Temmuz ayinda sonuc vermis. Ben duymamistim ama hirsizlik suphesiyle 6 kisi Hollanda ve Romanyada Temmuz ayinda gozaltina alinmis. Haberlere gore suphelilerden biri Romanyada bir sanat danismanina deger belirlemesi icin tablolari gostermis. Danisman da calinti tablolari hemen tanimis. Iste sonra kovalamaca baslamis. Baslamis da supheliler tutuklansa da tablolarin nerede oldugu bulunamamis!


100 milyon euroluk tablolar buhar olup ucmadi ya. Polis bunun pesini birakir mi? 
Birakmamis. 
Ve bugun okuduklarimiza gore ne olmus biliyor musunuz?
O 7 tane birbirinden degerli tablo... 
Yanmis gitmis kul olmus....

Saka degil gercekten. Soyle ki... Tutuklanan suphelilerden birinin annesi, oglunu cezalandiracak delil bulmasinlar diye, tablolari catir catir ocakta yakmis. Kimse buna inanmak istememis ama gectigimiz gunlerde kullerde yapilan arastirmaya gore tablolarin orada yakildigina dair buyuk kanitlar bulunmus.


Hakikaten film gibi olay.
Oceans bilmem kacin senaryosuna ilham bile verebilir bence :)
Ama filmi cekerlerse bence Oceans koymasinlar ismini.
Ben onlara baska bir  isim onerisi de buldum:
Yandi gulum keten helva...
Duruma uygun oldu sanki degil mi?
Gitti iyi mi onca tablo...

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Bizden bir haber...


Buraya geldigimiz ilk zamanlari hatirliyorum; artik Ozanla birlikte olacagimiz icin cok mutluydum ama buraya gelmeyi hic oyle cok icten istememistim. Turkiyeyi, sevdiklerimi, Istanbulumu, arkadaslarimi, oradaki hayatimi ardimda birakmayi hic gonlume sindirememistim. 

Yeni bir hayat kurmanin telasiyla gecen bir yildan sonra fikrim sabitti: Rotterdam'i sevmiyordum. Hep karanlik, hep yagmurlu, hep kasvetliydi burasi. Mutsuzum diyordum, mutsuz. Mekana bagli degildi ama sadece bu mutsuzluk. Baska seyler vardi. Simdi hatirlamak bile istemedigim baska seyler. Beni cok uzen, cok yaralayan, kolumu kanadimi kiran baska seyler. Oyle cok agladim ki buraya ilk geldigimizde. Uzun zaman gozumun yasi eksilmedi.

Hep gecici gozuyle baktim buraya. Bitecek gidecegiz. Hic kabullenmedim artik burada yasadigimizi. Ben burada geciciydim. O yuzden buraya alismaya bile calismiyordum. Nasilsa gidecegim niye alisayim diye bir dusunce vardi kafamda... Habire Turkiye'ye gidiyordum. Bos olan her animi Turkiye'de geciriyordum. Misafirdim ben burada. Yerinden memnun olmayan bir misafir. Ve bilirsiniz huysuz misafiri memnun etmek bu hayatta en zorudur.

Ama vazgecmedi benden Hollanda, vazgecmedi benden Rotterdam. Sanki bu ulke de bu sehir de sabirla bekledi benim onlari farketmemi. Kolay olmadi bu farkedis, cabuk olmadi. Biz buraya geldikten yaklasik 1,5 2 sene sonra oldu. Soguk, ruzgarli bir kis aksamiydi...

Her gun kullandigim yoldan isten eve donuyordum. Yine bezgin, yine yorgun, yine icim kararmis. Bir dukkanin onunden gecerken, nasil olduysa, icerisi dikkatimi cekti. Renkliydi dukkan. Benim eskiden sevdigim dukkanlar gibi rengarenk bir yerdi. Yillarca her gun yillarca ise gidip gelirken o dukkanin onunden gecmistim ben ama iste o gune kadar bir kere bile bakmamistim icine. Neydi ne degildi bilmiyordum. Sasirmistim bu renkli dukkanin o yolda olmasina.

Acelem yoktu, evde beni bekleyen bir sey yoktu. Yavasca suzuldum iceri. Tezgahtaki kadin gulumsedi bana. Ben de saskin ona gulumsedim ve etrafima bakmaya basladim. Baktigim her rafta biraz daha sasiriyordum. O dukkan bir hobi dukkaniydi. Rengarenk kagitlar, ipler, kumaslar. Gozlerimi raflarin arasinda saskinlikla dolastiriyordum.  Ben ne cok severdim boyle seyleri. Nasil olmustu da gormemistim burayi?

Dukkanin sahibine  dondum "Yeni mi acildiniz?" diye sordum bir umut.
"Hayir" dedi guler yuzlu sarisin kadin. "Yillardir buradayiz biz."

Iste o an suzuldu yanaklarimdan gozyaslarim. Nasil yapmistim bunu kendime? Neden yapmistim? Neden bu kadar kendimi kapatmistim? Neden burada sevebilecegim, beni mutlu edebilecek hicbir seyi gormuyordum? Neden kendime mutlu olmak icin izin vermiyordum?

Kadinin saskin bakislari, yardimci olmaya calisan sozleri arasinda ciktim dukkandan disari. O gun bir milat oldu benim icin. Eve kadar dusune dusune yurudum. Eve geldim, yalnizdim. Soyle bir baktim evimize, oturdum ve dedim ki; "Kabul ediyorum. Biz artik Hollanda'da yasiyoruz."

O gunden sonra daha bir baska baktim etrafima. Aslinda ne cok sey vardi sevebilecegim. ne cok sey vardi burada kendimi mutlu edebilecegim. Yine kopmadim Turkiye'den, yine her firsatta dustum yollara ama burada yasadigimizi da kabul ettim.

Vazgecmemisti benden Hollanda, vazgecmemisti benden Rotterdam. Oyle sevgiyle aldilar ki beni kucaklarina. Hic 'ama sen bizi istemedin' demeden. Hic 'ama sen bizi gormezden geldin' demeden. Sardi sarmaladi beni bu ulke, sardi sarmaladi beni bu sehir.

Hayati yavastan almayi ogretti bana yavas yavas. Anin keyfine varmayi ogretti. Biraz durmayi durulmayi, plan yapmamayi, geleni biraz geldigi gibi yasamayi ogretti. Iyilesmeye basladim. Gulumsemeye gozlerimin icine kadar gulumsemeye basladim. Yavas yavas. Hic acele etmeden iyilestirdi beni bu ulke, iyilestirdi beni bu sehir. Sakinlestim. Duruldum. Durulurken hayat enerjim artti ve hatta resmen bir enerji topu oldum. Velhasil kelam bu ulkede, bu sehirde ben mutlu oldum.

Ama her guzel seyin bir sonu var.
Tadinda birakilmasi gereken bir yer var.
Belki de yok.
Ama bizim icin var.

Iste ben de zaten bu yaziyi bunu soylemek icin yazmaya basladim:
Gidiyoruz biz buralardan. Isil isil dereden, donup duran yel degirmenlerinden, ucsuz bucaksiz yesilden gidiyoruz. Kanallardan, parklardan, cesit cesit peynirinden gidiyoruz. Hep gri gokyuzunden, ama ona ragmen etrafi saran turuncu neseden, sakin sessiz gunlerinden gidiyoruz. Yeni bir donem basliyor hayatimizda ona dogru yol aliyoruz. Sizlerle paylasmak icin bunu, durumun biraz daha belirginlesmesini bir de bayram tatilinin bitmesini bekledim... Diye dusunuyordum. Ama bu yaziyi yazarken sunu farkettim: sanirim buraya yazmak, sizlere bunu soylemek gitmeyi kabullenmekti. ve galiba ben bunu, buraya yazabilecek gucu kendimde yeni buldum. Gidiyoruz biz buralardan artik, gidiyoruz...

Hayatimizin yeni sayfasina dair detaylar belirsiz. Hala Turkiyeye donmedigimiz icin herseye sifirdan baslayacagiz bir anlamada. Onlari da anlatirim baska bir yazida. Bu yaziya o detaylari katasim yok sanki benim. Onun yerine bugun, bunlari yazarken farkettigim bir seyle bitireyim bu yaziyi istiyorum...

Buraya geldigimiz ilk yillarda deselerdi ki bana orayi cok seveceksin, ayrilmak istemeyeceksin, inanmazdim. Ama ne zaman ki yeni hayatima bir sans verdim, iste o zaman ben buralari cok sevdim. Ayrilmak istemez oldum. Hatta ayrilma zamani gelince gozyaslarimi tutamaz oldum. 

Belki de bana ogrettigi en onemli sey budur ha Hollanda'nin. Yasadiklarima, yasayacaklarima, hayatin bana hazirladiklarina bir sans vermek. Sirf Hollandamin yuzunu karar cikarmamak icin simdi elimden geldigince bunu yapacagim... Elimden geldigince...

Bana, bize sans dilein olur mu? Iste bizden vermek istedigim kocaman haber bu;
Ben de hala inanamiyorum ama biz buralardan gidiyoruz...

11 Ağustos 2013 Pazar

Okuduk: Kankurutan

Bu kez okudugum kitap benim icin cok ozel. Aslinda ben bu kitabi okuyali yedi sekiz aydan fazla zaman oldu. Ama olmadi yazamadim. 
Daha dogrusu nasil en guzel sekilde yazarim bu kitap hakkindaki dusuncelerimi bilemedim. 

Yolda yuruken, trende giderken dusundum zaman zaman cumleleri. Kimisi hosuma gitti tamam olur boyle yazayim dedim, kimisi daha aklima geldigi an yavan geldi. O cumlelerden bir tanesi bile belki de bugun sonunda bu yaziyi yazarken aklima bile gelmedi, ne tuhaf. 
Neden bu kadar onemli bu kitap derseniz cevabi beni cok mutlu eden bir cumle. 
Cunku bu kitabin yazari Hande Ortac, benim universite yillarindan bir arkadasim.... 
Handenin kendi sitesi :
http://www.handeortac.com/
O zamanlar ayri bolumlerde okuyor olsak da benzer ugraslarin pesinde kosardik biz Handeyle. Bazen bir kampusten digerine kosarken karsilasirdik yollarda, bazen bir toplanti masasinin iki ucunda olurduk goz kirpardik birbirimize naber diye, bazen bir sahnenin karsisindaki koltuklarda birbirimizi izlerdik, bazen kuliste karsilasirdik gosteriler sonrasi birbirimizi tebrik ederdik, bazen kantinin onunde elimizde cay bardaklari iki lafin belini kirardik, bazen yurtta sohbet ederdik. Genctik, heyecanliydik, enerjiktik, yogunduk ve mutluyduk. Guzel zamanlardi o zamanlar ve o zanamanlar biz hep kostururduk.

Sonra mezun olduk. Baska basa yonlere gitti yolumuz. Ama Hande birakmadi hayallerinin pesini. Ve biz bir gun Hande'nin bir oyku yarismasinda birinci oldugunu duyduk :) Baska bir gun Hande'nin kitabinin ciktigini: Kankurutan... Aslinda baya oldu kitap cikali ama biz kitabi kendimiz almak istedigimizden elimize ulasmasi biraz uzun zaman aldi. Ne yalan soyleyeyim kitapciya girip arkadasimin ismini soyledigim anki his, bekledigime degdi dedirdi :)


Daha once yazdigim Baris'in kitabi Kopoy'u alirken de ayni seyi hissetmistim. Ne guzel sey bir arkadasinin kitabini elinde tutmak... Ne guzel sey bir kitapciya gidip arkadasinin ismini soyleyerek bir kitabi bulmana yardimci olmalarini istemek. Cok sevindim. Gurur duydum. Biraz da duygulandim. Iste boylece bir Istanbul seyahatinden elmizde Kankurutan'í da tutarak donduk.
Kankurutan, icinde on ayri oyku barindiran bir oyku kitabi. 
Herseyden once oyle guzel bir dille yazilmis ki kitabi okurken sadece kitaba odaklanabiliyor insan.
Imla hatalari yok! Noktalama hatalari yok! Anlatim yanlislari, cumle bozukluklari yok! 
Sizleri bilmem ama benim icin cok kiymetli bu cunku goz tirmalayan hatalar olunca bir sure sonra kitabi bile okuyamaz hale geliyor insan. 
Kankurutan da ise su gibi akiyor yazilar. Insan konuya kapilip gidebiliyor yazilara takilmadan.


Hikayeler birbirinden bagimsiz. O yuzden Kankurutan, insanin ara ara eline alip okuyabilecegi bir kitap da aslinda. Zamanda yolculuk ve o yolculuklarin birbirine zorlamadan baglanislari ise kitabi okumayi heyecanli kilmis bence. Hikayeler kadinlar ustune. Sasirtmadi bu beni. Hande'nin kadin hikayeleri yazmasini beklerdim. Ama beni sasirtan bir dille yazmis kadin hikayelerini Hande. Didaktik olmayan bir dille. Ille bu dogrudur demeyen bir dille. Benim okumayi gormeyi tercih ettigim bir dille.

Bu Handenin ilk kitabi. Ve bence bir ilk kitap icin cok ozenli, cok basarili. 
Ben hikayeleri, hikayelerin surpriz sonlarini, beklenmeyen sasirtici detaylarini sevdim. 
Ben Kankurutanin dilini, anlatimini ve bence gercekten kendine ozgu olan tarzini sevdim. 
Ve hikayeleri okurken bazen Hande'nin sesini kulaklarimda duymayi sevdim :)

Bu on hikayenin icinde en sevdigim hangisi oldu diye sordum kendime, pek cogunun farkli kisimlari geldi aklima. Sonra birinde karar kildim Leylak...        

Okursaniz merakla bekliyorum bakalim siz hangisini seveceksiniz :)                  

9 Ağustos 2013 Cuma

Bir umut iste...

Bugun sabah yine ise geldim.
Ofis bos, cogu insan tatilde. Internet bos, herkes bayram tatilinde.
Butun gun sikintidan patladim yani :)

Sonra mutfaga cay almaya gittim.
Bir de ne goreyim bir suru kucuk paket getirmisler bize.
Guzeelll dedim kendi kendime. Bak iste Gulcin bayram nesesi ariyordun buldun!
Gule oynaya aldim geldim minis paketimi.
Bir de ozenip mutlu mutlu fotografini cektim :)

Icinden niyet kurabiyesi cikmasin mi!
Aman daha da mutlu oldum.
Bayram da oyun gibi, surpriz gibi bir sey yani.
Heyecanla niyet kurabiyemi kirdim.


Soyle...
Ah seni guzellikler bekliyor.
Aman da soyle bir surpriz kapinda.
Gulumse hayat sana da gulecek 
ku\ivaminda bir sey bekliyorum.
Niyet kurabiyesi yani!

Bana ne cikti dersiniz?
Mutfaktaki duzene yapabileceginiz katkilari biliyor musunuz?
Bilmiyorum!
Bilmek de istemiyorum!
Daha yeni camasirlari yikarken felaket yaratmisim, mumkunse mutfaga da dokunmayayim diyorum :)

Hemen yan masadaki arkadas acikladi.
Meger efendim temizlik departmanimiz mutfagin duzenli tutulmasini tesvik etmek icin bize boyle bir oyun yapmislar.
Komik seyler!
Tamam mutfagi duzenli tutun diye duvara yazi asmaktan iyidir de...
Heves ettik biz burada degil mi?
Bayram surprizi yerine gececek bir sey bulduk diye sevindik.
Peh!
Ne varsa bizim urunlerde var vallaha evde falim sakiz olacakti ben ondan arayayim sansimi bari :)

8 Ağustos 2013 Perşembe

Kirmizi rugan ayakkabilar....

Kucukken basucumda ayakkabiyla yattim mi; hic hatirlamiyorum.
Bayramda illa kirmizi rugan ayakkabilarimi giyecegim diye tutturdum mu; hic hatirlamiyorum.
Ama kirmizi rugan ayakkabilarim oldugunu hatirliyorum.
Bir de annemin bana her bayram yeni kiyafetler diktigini...
Benim de o yeni kiyafetleri ve kirmizi rugan ayakkabilarimi giydigimde cok mutlu oldugumu...
Daha ne ister bir cocuk bayramdan?
E tabi harclik, seker, tatli.
Onlar zaten olacaklar degil mi ama :)

Bu sabah ise yuruken dusundum de 
Cocuklugumuzda hep kisin olurdu bayramlar sanki.
Kirmizi rugan ayakkabilari aklimda bayramla birlestirdiysem oyledir belki de degil mi?



Bakin iste onu da hatirlamiyorum.
Takvimlere bakip, hesaplar yapip hatirlamak da istemiyorum.
Ben sadece kirmizi rugan ayakkabilarini giyen cocuklarin mutluluguyla gecsin hepimiz icin bu bayram diye diliyorum.
Laf aramizda bugun en sevdigim ayakkabilarimdan birini giyip geldim ise.
Kirmizi rugan ayakkabim yoksa, olanlarla mutlu olurum ben de :)

Iyi bayramlar!
Sevdikleriniz yaninizdaysa onlarla, uzaktalarsa guzel bayram anilariyla...
Sevgiler...

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Beceriksizim


Dun gece evde ufak capli bir felakete sebep oldum.
Isten geldim, bir hamaratlik bir hamaratlik.
Dur su camasirlari ayrayim dedim ayirdim. Daha yeni makinadakileri astigimdan ve evimizde camasir asacak az yer oldugundan yeni makinayi hemen mi yikasam sonra mi yikasam karar veremedim. O sirada yemek telasi girdi araya kaldi camasirlar.
Yemekten sonra ay dedim dur sen, oraya buraya asarim ne olacak, ben atayim su camasirlari yikansin.
Attim. 
Bembeyaz gomlekleri, kapri pantalonlari, krem renkli daha 1 kere giydigim ve dogum gunumde hediye gelen tsortumu, tas rengi bayildigim sortumu bilumum baska acik renklilerle makinaya tiktim.
Tikmaz olaydim.
Bir ara makina ne halde diye bakmaya gittim ki ne goreyim: Benim bembeyaz camasirlar pembe pembe donuyor iceride.
Allahim o nasil bir caresizlik anidir. Camasir yikamaya niyetlenen kadinin basina gelebilecek en fena seylerden biri.
Makinayi acsan acilmaz. Kapatsan kapanmaz.
Mecburen bekleyeceksin bitecek.
O pembe renk canim beyaz camasirlarin ustune an be an daha da sinecek.
Ve sen sadece arada gidip, her gecen dakika daha da pembelesen camasirlarini makinanin kapagindan izleyeceksin.
Ben teknolojiye teknoloji demem camasir makinasini istedigim zaman durduramadikca!
Durduramadim arkadas.
O program uzadikca uzadi. Bitmedi. Bitemedi.

Makina done dursun, ben de dusundum dusundum nasil oldu bu is diye. Buldum.
Meger ben yemek kismina gecmeden makinaya ayirdigim camasirlardan pembe pantalonumu ve pembeli bir sortumu atmisim. Attim yani hatirliyorum.
Sonra da unuttum ve o kadar azlardi ki makinanin icinde, 1 pantalon 1 sort nihayetinde,digerlerini tikistirirken farketmedeim bile onlari.
1 pantalon 1 sort da ikisi de cingene pembesi olmasaydi keske. 
Yikandilar mi benim beyaz camasirlarimla.
Boyadilar mi benim beyaz camasirlarimi pembeye.
Allahtan yikadigim seyler de hassas oldugundan 30 derecede yikiyordum da elde ettigimiz renk seker pembesi oldu.
Bir de diger beyaz camasir gibi yuksek derecelerde yikasam ne hale doneceklerdi bilemedim.

Resmen sinirim bozuldu. Resmen!
Beceriksizim arkadas.
Vallahi.
Ben ev isi beceremiyorum.
Mutfakta hadi durumu kurtariyorum biraz ama onun disinda ben ev isinde bildiginiz beceriksizin onde gideniyim.
Insan makinanin icine bakmaz mi hic?
Bembeyaz gomlekleri pembe, cingene pembesi pantalonla yikar mi hic?
Benim gibi beceriksiz olursa yikar iste.

Sonra basladim bu ise nasil care bulacagim diye dusunmeye.
Hadi bir tsortle, beyaz kapri de gozum yok. En fazla seker pembesi kapri giyerim.
Ama yeni buluzum hediye. Tas rengi sortuma bayiliyorum! 
Ozanin gomlegini soylemiyorum bile. O her ne kadar canim pembe de bir renk napalim bosver dese de cocugun beyaz gomlegini pespembe yaptim.

Aldim onlari bastim kosla leke cikarici sulara.
Aman su soguk olmasin leke sabitlenir diyorlar.
Ama bir yandan en az 2 saat mumkunse sabaha kadar suda beklesin diyorlar.
Nasil olacak bu is.
Haydaa habire sicak su ekle kovalara.

Butun aksam boyle kendi yarattigim felaketi temizlemek icin ugrastim.
Sabah kalktim attim onlari makinaya ve ise geldim.
Aksam da sirket yemegi var.
Yani en iyi ihtimalle aksam 11 civari yeniden camasirlarla bulusacagim.
Umarim beyaz bekliyor olurlar beni!

Yoksa ne yapacagim bilmiyorum.
Ne yapacagim pembemsi giyecegiz artik ya da vedalasacagiz kendileriyle.
Esya nihayetinde muhim degil de.
Yok arkadas kabul ettim:
Ben vallahi beceriksizim.

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails