31 Temmuz 2013 Çarşamba

Okuduk: Erken Kaybedenler

Izmirden donerken havalaninda zamanimin cogunu kitapcida gecirdim.Raflara baktim, arada gozume ilisenlerin bir iki sayfasini okudum. Kitapcida vakit gecirmekten kolay ne var. Yalniz beni zorlayan bir durum vardi, calan muzikler. Sabahin esselati, daha kargalar degil kahvalti etmek uyanmamis bile ama kitapcida bildiginiz butun acikli sarkilar caliyor. Yahu kitapci dedigin enstrumantal parcalar calmaz mi? Nereden cikti bu arabesk sevdasi? Kesin kasada duran cocuk ask acisi falan cekiyordu, bana da cektirdi sagolsun :)

Neyse o bitmez acikli sarki iskencesi arasinda ben kendime bu kitabi sectim:


Emrah Serbes benim son yillarda severek okudugm yazarlardan. Her Temas Iz Birakir'i okudugumda da yazmistim; kendisiyle tanisikligimiz Behzat C. sayesinde oldu. Son Hafriyati da okumustum ama o da nedense Gulcince'ye yazilmamis. Hep boyle oluyor, okuyorum okuyorum ama okuduklarim hakkinda suraya iki satir yazi yazamiyorum :( Son Hafriyat' i cok begendigimi hatirliyorum ama hani aklimda kalan cumleler hani o zaman bana dusundurdukleri. Yok iste. 

Bu sefer bambaska bir kitapla karsima cikti Emrah Serbes. Behzat Amirimin o bayildigim seruvenlerini anlattigi seriden bambaska bir kitap. Bir kere roman degil Erken Kaybedenler; bir oyku kitabi. Sonra yetiskinleri anlatan bir oyku kitabi da degil Erken Kaybedenler, erkek cocuklarini anlatan bir oyku kitabi. 

Neyse ben susayim da kitabin arka kapak yazisi konussun :)

Ankara polisiyeleriyle tanıdığımız Emrah Serbes, bu defa direksiyonu kırıyor ve edebiyatımızda pek de işlenmemiş bir başka meseleye el atıyor. Erkek çocukların enerjik, hüzünlü, alengirli dünyasına giriyoruz...

Baba çalışıyor, anne ev hanımı, muhafazakârlığın kalesi...İşçiler, yoksullar, teyzeler, abiler... Kolay ağlayan sert adamlar... Taşra seyrekliği, mahallenin kalabalığı... Kıskanç, gururlu, saf ergenler... Emrah Serbes, çabuk öfkelenen, kolay vazgeçen, baştan çıkmış erkek çocukları konuşturuyor... Kederli, insana dokunan komik hikâyeler bunlar...

“Dizinin dizime değişi, Handan’ın annesi için bir kelebeğin kanat çırpışıysa benim için kasırgaydı. Kaç sene geçti, hâlâ unutmam, günde en az beş sefer aklıma gelir. Biliyorum bu durumun, kökeni memeden kesildiğim güne kadar uzanan psikolojik nedenleri vardır. Ama bir kadını unutulmaz yapan şey, bir vakitler ona duyulan arzunun şiddetiyle doğru orantılı değil midir? O arzunun kıyısında, gerçekleşme olasılığının tam yanı başında, sanki arada başka hiçbir engel yokmuş gibi rahat davranabilmekle, kendini o tatlı yanılsamaya kaptırabilmekle doğru orantılı değil midir? Bu olgunun da mı sorumlusu benim mutsuz geçen çocukluğum? Cevap? Yok! Kalırsın öyle...

Taşrada ve kâinatta, yapayalnız kalmış erkek çocukların hikâyesi...

Erken Kaybedenler... Yoldan çıkmış bir neslin manifestosu...

Erken Kaybedenler guzel bir kitap. Muhtemelen erkeklerin okurken cok daha fazla keyif alabilecegi, evet ya boyleydik biz kucukken diye dusunebilecegi bir kitap. Ya da erkek cocugu olan ebeveynlerin ah goruyor musun diye dusuncelerle, tebessumlerle okuyabilecegi bir kitap. Benim takdir edersiniz ki oyle dusuncelerim cok olmadi. Sevdim kitabi ama sanirim kitabi okudugum zaman cok dogru olmadi.

Ya da soyle soyleyeyim. Bu kitaptan hemen once Cehennem Cicegi'ni okudugumdan, Erken Kaybedenler 'in bende yarattigi etki olmasi gerekenden biraz daha az oldu. Cehennem Cicegi, malum bizim 5 yasindaki erkek cocugu Alper Kamu'nun siradisi hikayesi. Oyle sevmisim ki ben Alper Kamu'yu ondan sonra okudugum erkek cocuklari onun yarattigi etkinin sanirim biraz golgesinde kaldi.


Siz benim yaptigim hatayi yapmayin bence. Bu iki kitabi birbirine yakin okumayin. Okumayin ki birinin verdigi keyfin digerini etkilemesine izin vermeyin. Cunku aynen yukaridaki resimdeki gibi harika cumleler var aslinda bu kitapta. Ya da sunun gibi harika cumleler:

Kendimizi ozgur zannediyoruz oysa ki sadece ipimizi biraz uzun birakmislar. 
Sinirlara gelince farkediliyor bu. 
Disari cikmak isterken kendini cama vurup duran yari delirmis karasinekler gibiyken.

Bazi kitaplari yeniden okumak uzere ayiririm ben. Boyle yanlis zamanda okudugumu dusundugum kitaplari ozellikle. Iste Erken Kaybedenler benim oyle bir kenara ayirdiklarimdan oldu. Biliyorum cunku baska bir zamanda okusam, alacagim keyif daha buyuk olurdu.

Okuyacak olursaniz simdiden iyi okumalar... Ben de yeniden okuyacagim bu kitabi...

30 Temmuz 2013 Salı

Gulcin Snooker izlerse...

Gulcince'de kac defa suna benzer seyler yazdim hatirlamiyorum bile:
Hollandada hava ne kadar sicak kalacak bilemedigimizden...
Holandada yaz 2-3 gun surdugunden... 
Hollandada gunes....
Sanirim siz de evet defalarca duyduk bunlari diye dusunuyor olabilirsiniz. 
Haklisiniz :)
Ama yok ne yapayim, ulkede yaz yok, gunes yok :)
Yok-tu. Bu sene var :)
Biz Turkiyeden dondugumuzden beri Hollanda'da yaz var.
Aman masallah diyin, dilinizi isirin artik ne yaparsaniz yapin rica edecegim :)


Bir onceki haftasonu yani ayin 21i de iste o yazin bir parcasiydi.
Piril piril bir gunes, corapsiz sandaletler babatlerle gezme ozgurlugu, askisiz bodyler, sortlar...
Turkiyede siradan hayatin parcasi olan bu seyler burada nasil kiymetli bilemezsiniz.
O yuzden pazar gunu hava sicakliklari 30 dereceleri gosterdiginde, daha pazar gelmeden hava tahminleriyle bile mutluluk sarhosu olmus halk, yollara dustu.
Gelsin plajlar...
Gitsin dere kenarlari...
Oyle cok plaja giden vardi ki plajlara ekstra tren seferleri bile kondu dusunun hali :)

kaynak rnw.nl
Biz mi?
Biz yok gidemedik plaja, dere kenarina falan.
Neden mi?
Cunku Ozanin aylaarrr oncesinden biletlerini aldigi -ki burada biletler derken bana alinmis bir bileti de kastediyorum elbette- snooker turnuvasini izlemek uzere bir spor kompleksindeydik o guzel havada.
Allahim sana geliyorum :)


Belki cogunuz biliyordur ama Snooker ne ola ki derseniz...
Ozan'a gore gelmis gecmis en guzel sporlardan biri.
Ben henuz spor tam olarak snookerin neresinde anlayabilmis degilim.
Bilardonun daha guzeli. Baya daha guzeli. Yok ya simdi haksizlik etmeyeyim bilardoyla karsilastirilamayacak kadar guzeli.
Ama nihayetinde bu essiz sporda da istakalar, toplar, cuha gerilmis kocaman bir masa ve yenismeye calisan adamlar var.
Bir kirmizi topa vuruyorlar, bir renkli topa.
Kirmizi toplar 1 puan. Renkli toplarin her birinin 2 ile 7 arasinda degisen puanlari var. 
Bir kirmizi - bir renkli arda arada sokmaya calisiyorsun deliklere.
Sokamadin mi oburu geciyor masanin basina.
Maksimum sayiyi yapan maci aliyor.
Nihayetinde adamlar masanin basinda duruyor da duruyor.
Bir o yandan bak topa, bir bu yandan. Bir buradan vurursam diye hesapla, bir suradan. 
Spor dedigin hareket degil mi? 
Neresinde bu snookerin spor ben anlayamadim gitti :)


Insanlarin plajlarda, bizim kapali yerlerde oldugumuz o canim gunesli 21 Temmuz 2013 gunu de karsimizda bol bol masanin basinda duran adamlar, istakalar ve toplar vardi.
Hem de sabah 10 da basladi maclar.
Aksam 22:30 a kadar.
Biz bir de yer kapmak icin, zira yer kapisacak kadar kalabalik ortam, 1 saat erken gittigimizden,
o canim gunesli 21 Temmuz gunu 
13 saat! 
tam 13 saat  benim hayatimda snooker vardi!


Su blogu 4 yila yakindir yaziyorum. 
Oyle kendimi ovmek gibi bir derdim olmadigini heralde beni okuyanlar biliyordur diye samimiyetinize siginarak yaziyorum. 
Fedakar bir esim arkadas! 
Bu devirde kim kocasi icin 13 saat snooker izler acaba? 
Hem de disarida gunes piril piril parliyorken? Hem de o gunes bu ulkede yil boyunca sayili defa parliyorken? 

Eglendim mi?
E yani napayim somurtup oturacagima eglenmeye calistim elbette! 
Maclari izledim, milleti izledim. 
Arada kitap okudum. 
Kendimi eglemeye calistim iste. 
Zaten bir suru masa var ortamda. 
Bir birine baktim, bir birine vakit gecirdim.


Simdi sadece sikayet ediyor gibi de gorunmek istemem tabi.
Guzel yanlari da oldu gitmemizin.
Mesela hayatimda ilk defa kadinlar tuvaletinde sira olmayan ama erkekler tuvaletinde sira olan bir yerde bulundum. 
O 13 saatte orada bulunan tek kadin ben degildim. 
Baska kadinlar da vardi ama bizim sayimiz ortamdaki erkeklerin sayisiyla asla karsilastirilamazdi.
Sinema, tiyatro, konser, havalani...
Ne zaman kalabalik bir yere gitsek kadinlar tuvaletinin onunde upuzun bir kuyruk olur, erkekler hop diye girer cikar o tuvalete.
Makus kaderimizi bu snooker gunu ile yenmis oldum. mutluyum :)

Sonra...
Mesela yillardir televizyondan izledigim insanlari yakindan gordum. 
Mark Selby, Mark Williams, John Higgins falan. 
Size hicbir sey ifade etmiyor bu isimler muhtemelen degil mi? 
Ne guzel! 
Ben hepsini taniyorum :) 
Bazilarinin cocuklarini falan bile gormuslugum var o kadar yani :) 
Basim goge ermedi kesinlikle ama bu vesileyle kendileriyle de ayni ortamda bulunmus oldum.

Sunu da anlatmadan gecemeyecegim. 
Pazar gunu gittik, yerimizi en guzelinden kaptik! Sabahin esselatinda yola ciktigimizdan yemek de yememisiz daha. Allahim hakikaten fedakar bir esim ya :) Ben dedim kantine gideyim de yiyecek birseyler alip geleyim. 
Spor kompleksinin kantinine bir girdim. 
Hepsi orada! 
Sira sira dizilmisler kahvalti ediyorlar.
Hemen kostum Ozani cagirdim :)
Ay yazik adamlari boyle sergiye cikarmis gibi dizmisler. Onlar yemek yiyor. Gelen bakiyor giden bakiyor. Millet durup durup fotograf cekiyor.
Beni bir gulme aldi mi sana :) Tobe yarabim :)


Neyse konuma donesem faydalari sayiyordum.
Mesela bir adam karisina ne kadar duskun olabilirmis gordum! 
Mark Selby!
Arkadas bir insan her arada karisinin dizinin dibinde mi durur? Her yaptigi atista karisina mi donup bakar? 
Bu ne sevgiymis yarabbim!
 Eee Ozan Bey de beni 13 saat snookera maruz birakirken dusunseydi. 
Artik ona gosterecek cok kuvvetli bir ornegim var benim :) 
O bir ban bakmasin yeri geldiginde, ben O'na soracagim!

Bir de ben eskiden bu Mark Selby'i hic sevmezdim. 
Laf aramizda bir sinsi geliyordu bu adam bana. Boyle sessiz sedasiz durur ama oyunu ne yapar eder kazanir falan. 
Az atip tutmuslugum yok yani arkasindan adamin. 
Tanimadigim adamin hakkinda ne konusuyorsam. Bana neyse. Nasil oynarsa oynasin di mi ama? 
Sormayin dediklerimden utandim. 
Pek efendi pek terbiyeli cocukmus vallaha.
Cok da yakisiyorlar birbirlerine. Allah mesut etsin :)
Yalniz snooker uzerine yazilmis en komsu teyze modundaki yaziyi adim adim yaziyor olabilirim su anda. Tehlikenin farkindayim :)



Olsun ben yazmaya devam edeyim :)
Sonra Mark Williamsi da severdim ben eskiden. Boyle sevimli bir insan gibi gelirdi bana. 
Hic degilmis!
Adam da bir hava, boyle bir kendi dunyasinda etrafiyla ilgilenmeme hali. 
Imza isteyenlerin yuzune bakmama. 
Hep bir dusunceli insan tavri. 
Aman sanirsin Sokrates! 
Ne var be. 
Sonunda snooker oyuncususun yani. 
Hepimiz isimizi yapiyoruz. Sen de yapiyorsun iste. 
O 13 saatin sonunda Mark Williams turnuvayi da kazandi ama benim sevgimi kaybetti arkadas :)
Bu da onun buyuk kaybi oldu derdine yansin.
Yok bak aslinda o kadar da degil. neyse yazmis bulundum artik :)



Simdi Gulcin sen bu adamlari niye bu kadar yakindan taniyorsun, haklarinda nasil bu kadar bilgi ve fikir sahibisin falan diyor olabilirsiniz. 
Ben de zaman zaman kendime bu sorulari soruyorum inanin.
Ama ne yapayim?  
Benim cok sevgili esim yillardir snooker hayrani. 
Olsun bana ne! Ama yok. Illa bana da izletecek. 
Izlemeye alisinca da izleniyor meret garip bir sey! 

Ben aslinda bu tuzaga dusmezdim ya. 
Her sey Hollandaya gelip 3 ay otelde kaldigimiz vakitte oldu. 
Otel odasi dedigin ne kadar yer? 
O snooker izlerken ben ne yapicam? Kacacak siginacak baska bir oda da yok. 
Mecburen izledim. 
Yavas yavas zehirledi beni bu Ozan ah ne diyeyim :)


Velhasil kelam bir koca gunesli pazar snookerla gecti efendim.
Ah Turkiyede olsaydik ben bu isi Yucele kesin satardim, olmadi Ozgure, olmadi Burhan, Keya, Emin. 
Bulurdum yani satacak birini :) 
Burada da Dominik olsaydi O'na satardim ama o da Almanya'ya gitti. 
Ne yapayim is bana dustu :) 
13 saat snooker izlendi. Kupa kutlamalari yapildi. 
Ve harap bicimde eve donuldu :) 
Eh nihayetinde en azindan Ozan mutlu oldu :)


Bu yaziyi bitirmeden once, muhtemelen burayi okuyanlarin buyuk bir cogunlugu olan siz kadin arkadaslarima sunlari soylemek istiyorum.
Esiniz size snooker izletmek isterse...

- Korkmayin yapilabiliyor :)

- Hatta insan keyif de aliyor.

- Etraftaki insanlari izlemek cok eglenceli. Sanirsiniz dunyanin butun meseleleri o masada cozuluyor :)

- Toplarin renkleri sahane! pembenin tonuna, mavinin parlakligina bayiliyorum. Elbise yapsinlar o tonlarda alirim.

- Snooker oyunculari pek afilli giyiniyorlar. Yelekler, papyonlar falan. Bizimki yaza denk geldiginden tsort giymislerdi ama baya afilliler.

- Kumas pantalon giyiyorlar. Ama bence kumas pantalon giyiliyorsa kemer sart. Takmayanlara soyleyecegim taksinlar yoksa cirkin oluyor :) Altina da kosele ayakkabi giysinler, o zaman guzel oluyor :)

- O iceride afilli adamlar, disarida kantinde falan sort, terlik sefil dolasiyor o ayri. Belki de imajlarini sarsmamak icin bu adamlari sadece televizyonda izlemeli :)

- Bir Mark Selby'nin masallah karizma hic dagilmiyor adam hep ayni dolasiyor. Pardon karisinin yaninda duruyor :)

Boylece tarihin yazilmis en alakasiz snooker yazisinin sonuna gelmis bulunuyoruz efendim.
Simdi bu yazidan sonra snooker nedir anlayan var mi?
Muhtemelen yok.
Snookercilardan kimler karisina duskun, bu adamlar nasil giyinir falan bunlara hakim olanlar var mi?
Muhtemelen var :)

Aman bosverin snooker neyse ne? 
Onu yazan cok bulunur.
Ama snooker dedikodusu yazan cok bulunmaz biz keyfimize bakalim :)

Son olarak gunlerdir bana herseyi yaziyorsun ama bir snooker yazisi yazmiyorsun diyen cok sevgili kocacagim Ozan'a seslenmek istiyorum:
Ne yapalim canim, bana 13 saat snooker izlettirirsen, ortaya cikan yazi da boyle olur :)

Bu uzunnn yaziyi okuma sabirini gosterenlere sevgilerimi sunar hepinize esenlikler dilerim :)
Snooker yorumcusu Gulcin:)

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Izledik: Lizbon'a Gece Treni


Dun aksam, bir yandan arkadaslarimiza ev hediyesi bakalim bir yanadan guzel havanin tadini cikaralim diye yaptigimiz yaklasik 3 saatlik yuruyusun ardindan bizim guzel sinemaya gittik Ozanla. Yalniz yuruyus biraz fazla kacmis; sinemaya vardigimizda bacaklarim sizim sizim sizliyordu. Neyse ki bizim guzel sinemanin terasindaki masalar bostu. Filmden once biraz dinlenip manzara keyfi yaptik da kendimize geldik. Iste boyle bir yer bizim sinema her firsatta gitmek istedigimiz kadar var degil mi?  


Dun aksam burada Night Train to Lisbon yani Lisbon'a Gece Treni filmini izledik.
Salonda toplamda 12 kisiydik.
Hani kacirdigin yer olsa makiniste rica etsem birazcik geriye alir misiniz diyecek cesareti bulacak insan :)

Biz Portekiz'e gitmeden vizyona girmisti bu film. Biz de izlesek mi gitmeden diye dusunduk ama sonra sehri gordukten sonra izleyelim dedik. Seviyoruz oyle gittigimiz yerlerde gecen filmleri izlemeyi. Sonra sonra derken bugune kadar izleme firsatimiz olmadi. Neyse ki vizyondan kalkmadan biz de bu filmi gorebildik.


Filmin konusu soyle:
Raimund, düzenli ama monoton hayatını kanıksamış bir Latince öğretmenidir. Kırmızı paltolu bir kadını tam nehre atlayacakken kurtarınca, kadın da onun hayatını kurtarır. Anlık bir kararla kadının binmesi gereken trene bindiğinde, kendini Lizbon´da, kadının okuduğu kitabın yazarının peşinde bulur. Raimund, takıntılı bir dedektif gibi parçaları birleştirdiğinde, 1970´lerin faşist Salazar Lizbon´unda bir arkadaşlık, ihanet, baskı ve devrim hikâyesi oluşturacaktır. Pascal Mercier´in uluslararası çoksatan romanından uyarlanan Lizbon´a Gece Treni, ülkeler ve tarih arasında dolaşan polisiye bir yapboz, romantik bir dram.

Filmin basrol oyuncusu Jeremy Irons. Ben O'nun oyunculugunu da filmi de cok begendim. Aslinda cok izlemek istedigim bir film olsa da acikcasi cok akici, keyifle izlenen, akip gidiveren bir film olacagini dusunmemistim. Muhtemeln icim kararacak, biraz da bunalacagim, sonlarina dogru eh bitsin diyecegim bir film olur diye aklimdan geirmistim. Hic de dusundugum gibi olmadi. Film 2 saatte yakin surdu ama benim bitsin dedigim bir an bile olmadi. Hatta devrimle ilgili kisimlar keske daha uzun olsaydi bile dedim. O da Gezi etkisi sanirim :)


Lizbona Gece Treni konusuna da bahsettigi gibi bir kitap uyarlamasi. Ben kitabini da okumayi dusunuyorum. IMDB her ne kadar bu filme 6.6 vermis olsa da Ben begendim. Severek izledim. Iyi ki izledim. 


Bu arada sanirim sinemaya gitmeyi de cok ozlemisim. 
Iyi geldi....

26 Temmuz 2013 Cuma

Test Sorusu 2

Sevgili arkadaslarim, 
bugun yeni bir test sorusu ile karsinizdayiz. 
Haydi bilin bakalim.

Bir ulkedeki biyolojik olarak dogurma ihtimali olmayan erkek Saglik Bakani "korkak" olmayin "normal" dogum yapin diyorsa,
Konunun uzmanlari "normal" dogum icin hamilelerin bol bol yuruyus yapmasini oneriyorsa,
Yine biyolojik olarak hamile kalma ihtimali olmayan baska bir erkek tasavvuf dusunuru, hamileler sokaklarda dolasmasin evinde otursun diyorsa,
Anne olmayi dusunsun/dusunmesin biyolojik olarak dogum yapma ihtimali/sansi olan kadin ne dusunur?

a) Hamileyken evde yurumemize izin verirlerse olur bu is! Ama eve cocuk falan gelirse arka odalara saklanmak lazim, yazik korkmasinlar!
b) Frodo' nun yuzugunden yapip hamilelere satsalar. Isteyen istedigi gibi goz zevklerini bozmadan yurur bak yollarda! Dur ben bu ise bir el atayim!
c) E buyursun erkekler dogrsun bu kadar herseyi biliyorlarsa. Soz eve tikmayacagiz onlari! 
d)  Kafam cok karisti. Erkekler niye bu kadar dert edindi hamileligi dogumu? Yoksa artik erkekler mi doguracak? Haberimiz mi olmadi?
e) Hepsi


25 Temmuz 2013 Perşembe

Bir bende mi var bu sorun?

Su son bir iki haftadir blogumla ilgili bir sorun yasiyorum:
Okuma Paneline yazdigim yazilar eklenmiyor.
Ya da aradan 5-6 saat gectikten sonra ekleniyor.

Takip ettigim bloglarda yazilan yeni yazilar da ayni sekilde okuma panelime ya gelmiyor ya da cok gec geliyor.
Hani aa ne zamandir su bloga yazi eklenmedi diye aklima dusuyor, sonra donup bir bakiyorum ki benim okuma panelime dusmemis ama bir suru yazi yazilmis aslinda.
Hay bin kunduz!

Bu problemi yasayan bir ben miyim?
Blogger benimle mi bozdu kafayi?
benim yazilarimla alipveremedi mi var?
Benim blog okumama engel mi olmak istiyor?
Ne oluyor?
Bu bir bana mi oluyor?
Basina benzeri gelip cozum bulan var mi aramizda?
Simdiden tesekkurler :)

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Yolun bizi goturdugu yer: Apenheul

Bazi gunler zor basliyor. Ben huysuz oluyorum. Aklimdan hep kotu seyler geciyor, cok kotu. Bazi gunler oyle zor basliyor. Gozyasim kirpigimde hazir. Sebebi baska baska seyler. Hep ayni degil yani. Ama o farkli duygularin yarattigi hisler ayni. Zor. Oyle bir gundu gectigimiz cumartesi de. Is yerinde zor gecen bir Cuma gununun ustune zor bir cumarteis basladi benim dunyamda. Zor basladi ama oyle kalmadi ki. Iyi ki. Benim Cumartesim oyle guzel bitti ki...

Degisik bir yerdeydik Cumartesi gunu. Apenheul'da. Hollandanin Appeldoorn sehrinde, yani evimizden baya uzak bir yerde, bir acikhava parkinda. 
Maymunlarin arasinda. 
Ama oyle boyle degil. Resmen arasinda :)


Apenheul, maymunlarin ve baska hayvanlarin yasadigi bir acikhava parki. Hayvanat bahcesi demeye dilim varmiyor. Oyle degil cunku. Cok genis bir alana yayilmis, kocaman bir ev gibi. Maymunlarin evi. Ozgurce dolasiyorlar maymunlar yollarda. Yaninizdan geciveriyor biri. Oburu hop diye bir iple ucuyor kafanizin ustunden. Bir baskasi arkadasinin elinden kaptigi yapragi kacirmak uzere telasla kosuyor arkanizdan. Oyle sanki onlarin dunyasina, evlerine konus olmussunuz gibi. Degisik bir yer.


Orangutanlar, kral maymunlari, altinbaslilar, yunlu maymunlar, lemurlar ah o lemurlar!, daha adini sayamayacagim pek cok maymun turu var parkta. Bir de elbette goriller. Hepsi oradalar. Orada yasiyorlar. Hepsine ayri bolumler yapilmis ama bir yandan parkta da gezebiliyorlar. Boyle yazinca tam anlatamiyorum ama baska turlu bir yer yani.


Bu park devletten yardim almiyormus. Bilet paralarindan elde edilen gelirle idare ediliyormus. O yuzden cok ucuz bir yer degil. 12 yasindan buyukler icin giris ucret 20 euro. 12 yasindan kucuklere bedave. Zaten mumkunse Hollandada 12 yasindan kucuk olacaksin arkadas! Neredeyse hersey 12 yasindan kucuklere bedava ya da yari fiyatina. Parkmis, muzeymis bunlara takilmiyorum ama sinirsiz susi 12 yasindan kucuklere yari fiyatina ya bak iste ona cok ozeniyorum :)


Konumuza donecek olursak parkta maymunlara yiyecek vermek kesinlikle yasak. Cunku her maymunun beslenme sekli baskaymis. Kimi pirasa yiyor, kimi havuc, bazisi yaprak... Ama is bizim maymunlara yiyecek vermemizle kalmiyor tabi ki. Bir de onlarin bizden yiyecek alma durumu var :) Oyle her yaninizda dolasiyorlar ki ve oyle hizlilar ki elinizdekini alip gitmeleri an meselesi. O yuzden ziyaretcilerin yemek yiyebilecegi yerler de ayrilmis parkta. Oyle eline yemegini alip dolasmak olmuyor :) 


Ben kendi adima elimden bir sey almak isterse hic zorluk cikarmam kendilerine. Bakin iste bu minis mesela ben oyle bir tahtaya dayanmis duruken tahtanin arkasindan cikiverdi. Yuregime inecekti! O anda elimde bir sey olsa zaten birakip kacmistim :) Allahtan esyalari, verdikleri maymunlarin acamayacagi cantada Ozan tasiyordu. Yoksa cantalardan da bulduklarini aliyorlarmis :)


Parka ilk girdigimizde urktugumu itiraf etmeliyim. Sariverdiler etrafimizi bir anda. Boyle bebek pusetlerinin falan ustune ciktilar. Tamam dedim simdi yandik :) Beklesin beni saatler surecek bir yurek carpintisi. 


Ama sonra oyle alistim ki... Bizimle bir dertleri yok. Siz onlara sokunmadiginiz surece onlar kendi dunyalarinda yasiyorlar. Ben bir maymunlari izlerken baktim baska birisi arkamda duruyor :) O kadar siz onlara zarar vermezseniz yaniniza yanasabiliyorlar. 


Sanirim benim en sevdiklerimden biri lemurlar oldu. Zaten filmlerden bir sempatim var bu uzun kuyruklara. Bir de tatlilar ki yakindan bayildim bayildim onlara.


Gorillere sasirdim bir de. Nasil diyeyim insan gibiler. Ya da belki de biz goril gibiyiz demek daha dogru. Oturduk uzun uzun izledik onlari. 15 goril varmis bu parkta. 


Kimisi bebek, kimisi cocuk, kimisi yetiskin. Kimisi bebegini sirtinda tasiyor, kimisi ayaginda suruyor, kimisi sakalasiyor. Oyle bizimkine benzer hareketler, oyle bizimkine benzer hayatlar ki. Ya da dedigim gibi belki de bizimki onlarinkine benzer... Gozunuzun icine bakiyorlar. Resmen! Hani otursaniz sohbet edersiniz. Oyle cok garipti. Bambaska bir gozle bakiyorum ben artik gorillere orasi kesin.


Aslinda ben hayvanat bahcelerini seven bir insan degilim. Hele Turkiyedeki hayvanat bahcelerini dusununce kesinlikle onlari seven bir insan degilim. O yuzden belki de buraya hayvanat bahcesi demeye dilim varmiyor. 
Park diyorum, onlarin evi diyorum. 
Bir yandan icimden bir ses ama bir yerde kaplilar diyor. Baska bir ses ama dogal ortamlarindalar diyor. Obur ses dogal ortam ama diyor. Bir baska ses kapali degiller ozgurce dolasiyorlar diyor. 

Yani samimiyetle soyluyorum kafam karisti. Ama bildigim ve emin oldugum tek bir sey var o da o zor Cumartesi de maymunlarla birlikte olmak bana cok ama cok iyi geldi. Insan hakikaten her firsatta dogaya, ozune donmeli.


Apenheul kocaman bir alanin icindeki bir park. Apenheulun disi da baska bir dunya. Baska cok guzel bir dunya. Yattim orada cimlerin ortasinda bir banka. Gunese verdim yuzumu gunes de ruhuma iyi geldi.


Appeldoorn'a kadar gitmsiken soyle bir etrafa da bakalim dedik. Appenhul'e cok yakin bir saray var "Paleis Het Loo" Kraliyet ailesinin yazlik sarayi. Bizgittigimizde muze kapanmisti gezemedik. Ama disaridan bile hakikaten pek gorkemliydi. 


Sonra soyle bir sehri dolasip birer de salata yiyiverdik. Sehirde bir sey yok acikcasi. Ya da biz gezmeyi bilemedik. Bilmiyorum. Ama benim icin o Cumartesinin guzelligi maymunlarla gecirilmesi oldu. 


Bitirmeden sunu da yazacagim. Cocukken boyle bir yere gitsem sevincten cildirirdim heralde. Bir de hayvanlardan korkmamayi cok daha erken ogrenirdim.
Buradaki cocuklar cok sansli!
Goriller resmen gozumuzun icine bakiyordu. 
Resmen. 
Cok degisikti, cok. 
Oyle boyle degil. 


PS: Fotograflara Apenhul yazmisin Apenheul yerine. Degistirmeye usendim kusura bakmayin :)

23 Temmuz 2013 Salı

Resmen dolandirildim!

Gectigimiz Carsamba aksami guzel bir aksamdi hatta bir ara buraya fotograflari eklenesi bir aksamdi. Ekleyecegim de fotograflari zaten ama once baska bir sey anlatacagim musadenizle. Aksam eve donmek icin yolda yuruken yanima bir adam geldi. Baksaniz gayet dogru duzgun bir adam. Ustu basi, saci sakali, konusmasi herseyiyle normal, siradan bir insan.

Size bir sey sorabilir miyim Rotterdami az cok biliyor musunuz dedi.
Ben cevap vermeden de anlatmaya basladi.
Ben Dodrechtte oturuyorum, buraya bir is icin geldim, ama cuzdanim ve telefonum calindi, geri donmek icin trene binmem lazim...

Cuzdanim calindi...
Iste bendeki butun vicdan, empati, acima vs duygularini canlandiran aslinda bu cumle oldu.
Cuzdanim calindi...

Buralara geldikten bir sene sonra falandi sanirim. Bir Persembe aksami haftasonu icin Izmire gitmek uzere ofisten ciktim.
Trene yetismek icin kostum, cunku o treni kacirisam ucaga gec kalacagim muhtemelen.  Neyse ki yetistim. Kosa kosa biletimi aldim, treni beklemeye basaldim. Tren geldi, elimde minnacik bir valiz var kolumda da cantam.
Gencten bir cocuk trenin icinde kapiyi tutu bana. Hani sanki rahat geceyim istedi kapidan, kibarlik yapti gibi geldi bana.
Ben saf!
Tesekkur ettim cocuga gectim cantami koltuga koydugum an bir de baktim ki cantanin fermuari acik!
Cuzdanim da yok!
Hani derler ya bir kova kaynar su tepemden asagiya dokuldu sanki.

Cuzdanda bir hirsizin isine yarayacak hicbir sey yoktu!
1 euro bile yoktu!
Benim isime yarayacak ise onlarca sey vardu.
Kredi kartlarim, ehliyetim, anneannemin hatirasi ugur param, sirket giris kartlari vs Oturma iznim!
Trende kalakaldim.
Binip gitsem oturma iznim yok.
Insem bir daha ucagi yakalama sansim yok.

Indim!
Polise gittim.
Ilgilendiler sagolsunlar, tutanaklar utuldu, caylar icildi, havalani arandi gidersem donemeyecegim ogrenildi, biletler iptal edildi vs. vs....
Tum bunlar olurken de istasyonda hemen hirsiz var dikkatli olun diye anons yapildi.
O gunden beri ne zaman oyle anonslar yapilsa bilirim ki birinin daha cani yandi.
Cunku cuzdanim calindiginda benim canim gercekten cok yandi.
Sadece ucagi kacirdigim, Turkiyeye gidemedigim, onlarca karti yeniden cikarmaya ugrasacagim icin degil. 
Ki bunlar bile canimin cok yanmasi icin yeterli sebeplerdi ama sadece bunlar degildi sebepler.
Esasen...
Anneannemin hatirasi ugur parami kaybettigim icin canim yandi.
Bana bu kadar yaklasabildikleri icin canim yandi.
O andan sonra kendimi guvende hissetmedigim icin canim yandi. 
Bu kadar yakinimizda bu kadar kotu insanlar oldugu icin canim yandi. 

Belki cok sacma gelecek size ama o gunden sonra bir tedirginlik geldi bana. Sanki insanlara olan guvenim daha da azaldi. Yillar once daha ben cocukken annemle basimiza gelmisti benzer bir olay. Onu da baska zaman anlatirim. Her ikisinde de ortak sonuc olaydan sonra kendimi cok da guvende hissetmez olusumdu.

Iste Carsamba aksami adam cuzdanim calindi dediginde bunlar geldi aklima. Nasil uzulmustum, nasil caresiz kalmistim, ne yapacagimi bilemez olmustum falan filan. Acidim adama! Bana anlattigi tum hikaye sacma gelse de acidim. Sordugum sorulara verdigi cevaplar aklima yatmasa da acidim.
E siz hollandalisiniz, arkadasiniz yok mu hic?
Telefonum calindigi icin ulasamiyorum hicbirine.
Polise gidin yardim etsinler size.
Gittim ama sadece tutanak tuttular. Haber cikarsa arayacagiz dediler.
Tren gorevlileriyle konusun bindirirler sizi trene ne olacak ki?
Denedim ama olmadi...
falan filan...

Hicbirine inanmadim aslinda. Adama da soyledim. 

Kusura bakmayin ama hikayeniz hic inandirici gelmiyor bana. Bu ulkede yoldan gecenlerden para istemeye varmaz bu is, illa bir yol bulunur.
Lutfen dedi. Gece oldu evime gidemiyorum.

O an iste bir vicdan muhasebesi daha yasadim.
Ya o adama kusura bakmayin size inanmiyorum, naparsaniz yapin diyip yuruyup gidecek, sonradan ya dogru soyluyorduysa diyecektim...
Ya da trene yetecek kadar parayi verecek, dogru soylemiyorsan da basimin gozumun sadakasi olsun diyecektim.

Niye bilmiyorum, ben ikinciyi yapmayi sectim.
Adama ben size trene yetecek kadar para verecegim ama bana yalan soylemediginize inanmak istiyorum dedim.

Yalan soyluyorsa o adamin icinde en ufak bir etki yapmamistir bu soz eminim.
Ama o an icin ya ihtiyaci varsa duygusu daha agir basti bende.
Yasayacagim vicdan yukundense o parayi vermeyi tercih ettim.
Ama neresinden bakarsaniz bakin muhtemelen dolandirildim!
Goz gore gore, bile bile cikardim parayi verdim!

Ben dilencilere para veren bir insan degilim. Ha onunde bir selpak mendil olsun satan biri varsa cikarir veririm gucumun yettigince o ayri. Yoldan gecip bana boyle hikaye anlatanlara da para veren bir insan degilim. Ama iste ne olduysa dun aksam verdim o parayi.

Umarim dogrudur anlattigi ve gercekten ihtiyaci vardir. Ama yalan soylediyse (ki muhtemelen soyledi) bir tek seye uzulecegim:
Niye boyle kotu insanlar var hayatta?
Niye vicdanimizla oynuyorlar ki bizim...

Elbette bir kac kurusun lafini etmiyorum, ya da daha buyuk bir mebla olsaydi daha fazla sorgulardim ama...
Bundan sonra ya nasil yaparsin boyle bir sey diye kimseye ukalalik etmeyecegim.
Insanin basireti baglaniyormus, vicdani aklina galip gelebiliyormus bu hayatta.

Gerci benim vicdan akila karsi hic maglup olamiyor malesef ya neyse :)
Basimizin gozumuzun sadakasi olsun diyorum napayim...

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Hollanda... Rijksmuseum

Gecen hafta Persembe gunu hava guzel olunca...
Ogleden sonra izin aldik Ozanla.
Yarim gun kaciverdik :)
Amsterdam'a gidiverdik.
Pek yi geldi vallaha :)

Malum burada havanin guzel oldugu, hani hakikaten yaz gibi oldugu, gunler sayili.
Hal boyle olunca gunesin bir anini bile kacirmak istemiyor insan.
Her anini yakalamak mumkun degil elbette, is guc, ofis, ev falan.
Ama iste biz gunesin Persembe aksamustu Amsterdama yasattigi guzel aksamustunu yakalamayi basardik!

Atladik trene tingir mingir vardik Amsterdam'a.
Oradan bir tramway MuseumPlein'e vardik.
Amsterdam'a en sevdigim rotalardan biri 2 numarali tramwayin rotasi. Spui, Leidseplein gibi benim cok sevdigim yerlerden geciyor bu tramway. Hava soguksa hele o tramwaya binip tingir mingir gezmenizi kesinlikle tavsiye ederim.
O gun hava guzeldi evet ama bizim de bir amacimiz vardi, amacimiza yetisebilmek icin yurumek yerine tramwayi tercih ettik.
Amacimiz ne miydi?
Rijks Muzesine gitmek!

kaynak: google images / dailykos.com

Rijks muzesine yillar once gitmistik Ozanla. Cok begenmistim. Hakikaten harika bir muze diye dusunmustum.
O zaman arkadaslarimiz muzenin tamaminin acik olmadigini anlatmilardi bize. 
Sadece acik olan kisimlarina bile bayimisken, muzenin tamami acilsa nasil da guzel olur diye dusunmeden edememistim. Sonra yolumuz dustukce 1-2 sefer daha ugradik acik bolumlerine.
2003 yilindan beri renovasyon calismalari icin buyuk bir bolumu kapali olan muzenin tamami 13 Nisan 2013 te yani gectigimiz baharda, Kralicenin de katildigi bir torenle acildi.
Toren  gunu oradaydik biz ama oyle kalabalikti ki giris, yok girmek mumkun olmadi.
Iste o gun bugundur bir ara Rijksmuseum'a gidelim diye aklimizdaydi.
Sonunda firsat cikti, harika oldu.


Hava guzel muzede ne isiniz var diyebilirsiniz.
Ama yok muzenin oldugu bolge zaten hava guzelken gezmesi cok keyifli bir bolge.
Muze deseniz harcadiginiz tum zamana degecek kadar guzel.
Bu muzenin binasini tasarlayan mimar ayni zamanda Amsterdam Merkez Tren istasyonunu da tasarlayan mimarmis.
Iki bina arasindaki benzerligi farketmek mumkun.


Oyle guzel oyle ferah bir binasi var ki muzenin gezerken ici aciliyor insanin.
Pek cok sey var muzede.
Mesela gemi maketlerinin oldugu cok guzel bir oda yapmislar. 
Gezilesi.



Eski Hollanda kiyafetlerinin sergilendigi bir alan olusturmuslar.
Hemen yaninda da muzik aletlerinin sergilendigi bir alan.
Hepsi durup durup izlenesi...


Asya Pavyonu olarak adlandirilan bir alan var. 
Ben ne vardir ki orada diye buyuk bir on yargiyla baslamis olsam da geziye...
Hakikaten gorulesi.


Sonra bir de bizi cok sasirtan bir Osmanli Odasi hazirlanmis muzede.
17. yy'da Hollanda Istanbula bir buyukelci gondermis.
Iste o buyukelcinin resimleri var bu odada.
Sanki o zamanin istanbulunun fotograflarini cekmis.
Oyle guzel ki.
Keske bizim muzelerimizde de olsa bunlar denecek cinsten.
Ozenilesi :)


3 katli muzenin her kati baska bir doneme ait eserlerle hazirlanmis.
Her katta beni mutlu edecek seyler buldum.
Ama ne zaman ki 3. kata vardik iste o zaman bayilacagim seyler gordum.
3. Katin tam oratsina bir Onur Galerisi yapilmis.
Upuzun bir koridor.
Kapisindan girdiginiz anda taa karsida Rembrandt' in The Night Watch'u sizi kendine dogru cagirmaya basliyor.
Ona giden yolda da sagli sollu kucuk bolmeler var.
Her birinde bibirinden unlu ressamlarin, birbirinden unlu eserleri.
Frans Hals, Wermeer, Rembrandt...
Daha benim cok yakindan tanimadigim ama resim sanatiyla ilgilenenelerin eminim direk bilecegi pek cok baska isimler.
Bayildik!


Rijks Muzesi hakikaten Amsterdam'a yolunuz duserse vakit ayrilasi bir yer.
Bir arkadasim bana soyle demisti:
Gulcin ben resimden cok anlamam, ama bu muze bana resimi sevdirdi...
Bana da.
Yolunuz duserse gitmenizi, gezmenizi kesinlikle tavsiye ederim.


Biz muze sonrasinda kendimizi Amsterdam' in parklarina attik o gun.
Once MuseumPlein'de keyfettik.
Sonra Amsterdamin en guzel yererinden biri Vondelpark'a gittik.
Arkadaslarimiz da katilinca bize.
Cok guzel bir gun gecirdik, geldik...


Hava guzel olunca bu ulkeye bayiliyorum! 
Daha once de soylemistim degil mi?



18 Temmuz 2013 Perşembe

Yolun bizi goturdugu yer: Bruges

Sevgili Bruges,
Bundan yillar yillar once, daha o zaman Ozan Hollandadaydi ben Istanbul'da, bir Aralik ayinda ben Ozan'i ziyarete Hollanda'ya gelmistim. O kis ayinda tavsiyelere uyup bir de seni ziyaret etmek istemistik beraber. 
Biz yola ciktik kar firtinasi baslamasin mi? 
Ha azaldi ha azalacak derken sana dogru yaklastikca kar firtinasi iyice cosmasin mi? O karli Aralik gununde biz sana geldik. Geldik gelmesine de sadece senin istasyonunu gorebildik. O gunun devami da buyuk bir macera ama onu baska bir gun anlatayim ben sana :)


Bu olayin ustunden bilmem kac yil gecti.
Bir gun bir baktik ki hava gunesli.
Hemen Rotterdamdan dustuk yola sana geldik.
Yollarinda yuruduk, cok yuruduk ama, cok yorulduk. O zamanlar cok sevdigimiz bir gun gecirdik sokaklarinda. Velakin o vakitler ben blog yazmadigimdan satirlara kaydolmadi o gun. Resimlerde kaldi sadece. Ne yalan soyleyeyim ogrendiklerimiz, yasadiklarimiz da biraz aklimizdan silindi gitti. 
Iste o yuzden ne zamandir yine sana gelmek aklimizdaydi.
Ozan bana seninle gececek bir haftasonu hediye edince aklimizdaki de ne mutlu ki basimiza geldi.
Gectigimiz haftasonu seninleydik Bruges.
Her ani cok ama cok guzeldi...


Ortacagdan gunumuze ulasmis pek cok kent var Avrupa'da. Ama sen bunlarin en degismemis, en o gunun ozelliklerini koruyarak bugunlere ulasabilmis olanisin anlatilanlara gore.
Hala ortacagdaki sinirlarini koruyorsun, hala ortacagdaki ev yapilarina sadiksin, ve hala ortacagdaki gibi sokaklarinda kosturan at arabalarinin sesleriyle yasiyorsun.
Masal gibi derler ya sevgili Bruges, iste sen gercekten masal gibi bir sehirsin...


Degismeyenlerin sadece bunlarla sinirli degil.
Eski zamanlarda da Ingilizlerin cok sevdigi bir yermissin. Simdi de oyle.
Eskiden de cok fazla ziyaretcin olurmus. Simdi de oyle. 
22.000 nufusuna karsilik 3,5 milyon insan ziyaret ediyormus seni.
Inanilir gibi bir oran degil aslinda.


Bir yandan da turistlere hak vermemek mumkun mu?
Oyle bir sehirsin ki her sokaginda sahitlik edilecek bir hikaye var.
Siradan dedigin evlerin de bile insani sasirtabilecek ayrintilar var.
Bak mesela su kisa kapilar, insanlarin ortacagda bugune kadar ne kadar kisa olduklarinin kaniti.
Sen hala sakliyorsun evlerinde bu kaniti.
Bir de bu kapilarin usundeki kadin heykelleri.
1500un ustunde evinde varmis bu heykeller. hepsi birbirinden farkliymis ustelik.
Bu heykelleri anlatan turlarin da varmis ama biz ona katilamadik.

Su evlerin duvarlarini oren tuglalarin renginden yapildiklari donemi anlayabilen insanlar var Sevgili Bruges. Ben ne yazik ki onlardan biri degilim. Ama rehberimiz karisik renklerden olusan evlerin 1870den once elle yapildigini soyledi mesela. Dusundum de anlayabilene anlatacak ne cok seyin var senin...


Sokaklarinda dolanip duruken bu hastaneye sutu yolumuz.
13. yyda hizmet vermeye baslamis bu hastane ve hemen yanindaki eczane. Su anda ikisi de muze, gezilebiliyor, biz gezdik.
O donemde kilisenin yonetiminde olan hastanede doktorlar calismiyormus aslinda. Rahipler ve rahibeler daha cok ruhlarini tedavi ediyorlarmis hastalarin. Arka bahcede eczanede kullanilmak uzere bitkiler yetistiriyor. Sarap uretip satarak hastanenein masraflarini karsiliyorlarmis. 
Sonra doktorlar eklenmis aralarina ah bir de berberler. Berberlerin de bir zaman operasyonlar yapiyor olmasi ne kadar ilginc degil mi Bruges?
Icine girdik, kocaman bir alan. Hastalar yanyana yatarmis bu alanda zamaninda. Operasyonlar icin ayri odalar falan yokmus. Mudahale yapilmasi gerekiyorsa yine ayni alanda yapiliyormus. Diger hastalarin gozlerinin onunde.
Kisin oyle soguk olurmus ki bu bina, hastalar isinsin diye 2-3 tanesini bir arada yatirirlarmis.
ne diyeyim o zamanlar hasta olmak da zormus be Bruges. 
Senin kollarinda olsan da...


Kanallarin cok guzel Bruges.
Bir de kanallarinin etrafindaki evler.
Bizim burada da kanallar var, evet. Ve cok guzeller, evet.
Ama senin kanallarin her seferinde bir baska guzel geliyor benim gozume.


Bak yine baska bir cok guzel kanalin ve onun kiyisindaki baska bir cok guzel binan.
Bugun 2be denilen bir dukkan aslinda burasi.
Sehrin en guzel manzaralarindan birine sahip cafelerinden biri.
Icinde de envai cesit bira, cikolata ve biskuvi satan bir dukkani var. 
Biz alisversise cok zaman ayirmadik bu kez Bruges, iyi de yapmisiz vaktimizi gezerek ve su manzaraya karsi keyf ederek gecirdik :)

kaynak: google images
Kanallarin ve evlerin gunduz cok guzel.
Geceyse nasil diyeyim muhtesem be Bruges.
Senin geceni gormeden iyi ki donmemisiz, iyi ki bir gecemizi seninle uyuyarak gecirmisiz.
O aksam Cambirinus'ta cok guzel bir yemek yedik once Ozanla. E yani musadenle dogum gunum :)
Sonra biraz fazla yemisiz vurduk kendimizi yollara.
Yuruduk, yuruduk, yuruduk.


Love lake denilen bolgenin en ucuna kadar yuruduk.
Cok guzeldin be Bruges.
Dantel gibiydin. Isiklandirilmis bir dantel.
O aksam yurumeye doyamadim sokaklarinda.
Yorgunluk olmasa ben daha cok yurudum ya...
Ertesi gun seninle bir gun daha bekliyordu bizi ne de olsa...


Muzelerin de var Bruges :)
Guluyorum ama niye diye bir sor.
Cunku hayatimda gittigim en komik muzelerden birinin sahibisin de ondan.
Patates Kizartmasi muzesi :)
Ya Brugges kusura bakma da patates kizartmasinin da muzesini yapmak nereden geldi aklina Allah askina :)
Tamam bir seyler ogrendim.
Mesela patates bitkisinin ciceginin oldugunu. 
Vallahi bilmiyordum! Hem de nasil guzel bir cicek.

Sonra mesela patates kizartmasinin ilk Belcikalilar tarafindan kesfedildigini. 
Belcikalilar genelde balik tutar kizartir yermis, ama bir kis cok soguk olmus onlar da patatesi balik gibi kucuk kesip kizartmis. Boylece patates kizartmasi bulunmus.


Mesela French Fries kelimesinin 2. Dunya savasi sirasinda merikali askerler tarafindan yayildigini. 
Bu amerikali askerlere Belcikalilar patates kizartmasi vermis. Bunu veren belcikalilar da fransizca konustugundan Amerikalilar bunlari bize fransizlar verdi demis. Tam Amerikalilardan beklenecek bir davranis vallaha :)
Perudan, Siliye., Oradan ispanyollar araciligiyla Kanarya adalarina ve oaradan da Avrupaya yayilan patatesin oykusunu anlatmissin bu muzende.
Tamam guzel ama komik Bruges kusuruma bakma :)


Bir de cikolata muzen var bak ona bayildim.
O da cikolatanin tarihini anlatiyor.
Ama takdir edersin ki cikolata kokulariyla gezince muzeyi etkisi baska oluyor, ah bir de muzenin icinde cikolta workshopu var sonra da cikolata ikram ediyorlar.
Ya tamam Bruges ustume gelme bir-iki cikolataya fit olabiliyorum iste ben de ne yapayim ama :)
Cikolatanin onceleri biberli bir icecek olarak tuketildigini, ardindan Hollandalilarin cikolata yagini ayirarak yenilebilen cikolata urettigini de sayende ogrenmis oldum.
Su minnacik Hollandadan daha neler cikmis bilemiyorum, aklim amiyor inan benim.
Cikolata guzel sey be Bruges, onun muzesini yapman iyi olmus bak soyleyeyim :)


Gezdigimiz bir baska muzede sadece 1 seyi gormeye gittik aslinda. 
Michelangelonun Italya disindaki 2-3 eserinden biri olan bu heykelini.
Bruges, oyle bir yapmis ki cocugu kucagina alsan guluverecek yanagini opuverecekmis gibi.
Iyi bak olur mu sen Michelangelonun bu eserine, ben yine gormeye gelirim onu belki...


Cok uzun oldu bu yazi ama sunu da yazmadan edemeyecegim.
Senin bir de 10.yydan kalma cok guzel bir katedralin varmis.
Iste bu meydan da bugun ku belediye binasinin karsisinda dururmus.
Napaolyon Bruges geldiginde, bu belediye binasini cok begenmis.
Aman keske begenmeseymis!
Bu binayii ortaya cikarmak icin karsina bir  meydan lazim, onun icin bu katedrali yikin demis!
Katedral yani aslinda arsasi 1801 de satisa cikarilmis. 
Bak ne diyorum katedral satisa cikarilmis.
Sonra da yikilmis.
Biliyor musun Bruges biz Antwerp'e gitmistik,oradaki katedrali de at ahiri yapmis napolyon sonra yikin demis ama yikimi ustlenen mimar oyalamis da oyalamis yikmamis katedrali.
ne yazik bak senin katedralini korunamamis kurban olmus Napolyonun cilgin fikirlerine.
Bugun o alanin ustunde kocaman bir otel var.
Yani meydan da olamamis iyi mi?
Bosa gitmis katedral!



Daha cok yazarim ben senin hakkinda Bruges.
Love Lake'i yazarim mesela.
Kugularini yazarim.
Sokaklarini yazarim.
Sirin evlerini yazarim.
Yazmaya anlatmaya doyamam, doner doner aynilarini bir daha yazarim.
Ama burada son vereyim ben bu yaziya.
Hep boyle kal sen Bruges.
Ayrupanin icinde inan bana bambaskasin...


Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails