31 Mayıs 2013 Cuma

Yorumsuz

Bugun bu cizimin ustune baska hicbir sey yazmayacagim.
Hepimiz gibi ben de cok ama cok uzgunum....


Tanidik geliyor ama her ne kadar bize dayatilan bu olsa da biz boyle olmayacagiz.
Biliyorum.
Inaniyorum.
*Kaynak: Google images

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Ne gunler yasiyoruz!

Dun aksam twitterdan gozumu alamaidm. Ne de olsa aninda, dogru ve tarafsiz haber alabilecegimiz bir o kaldi elimizde. Evet gazetelerin ve televizyonlarin bunu yapmasi lazim ama sanirim aramizda onlara guvenen pek kalmadi. Televizyonda dizi izlemekle haber izlemek arasinda ince bir cizgi bile yok artik benim icin. Hatta en azindan diziler durustce biz senaryo yazip, oynayip, gosteriyoruz diyorlar. Haberlerin bu anlamda durustlugu bile yok. 

Dun aksam Taksim Gezi Parkindan gelen haberlerdeydi gozum kulagim. Taksimde belki de Turkiyede son zamanlarin en buyuk katilimli cevre hareketi yasaniyordu. Agalar kesilmesin diye! Televizyonda hicbir sey yoktu. Ve ne aci ki artik bu duruma sasiracak halimiz de yoktu. Babam haberleri izlemis, sonra ben ona twitterdan bir iki video izlettim. Nasil olur bunlari hic gostermediler televizyonda dedi. Oyle iste baba dedim. Gostermiyorlar iste... 

Onlar bizi sanaryo haberlerle oyalayadursunlar Taksimde guzelim agaclar yerlerinden sokuluyor. Hic acimadan sokup cikariyorlar agaclari. Bir de kesilmeyip sokulmeleri bu eylemi hakli cikarsin isteniyor. Ama kesmiyoruz ki sokuyoruz agaclari! Tabi oyleyse mani olmayalim biz denmesi mi bekleniyor acaba? 

Durust olmam gerekirse bu hafta basina kadar Taksimde yasanacaklardan haberdar degildim ben. Belki de benim ayibim, takip edememisim orada yasananlari. O yuzden ozellikle twitterda yasanan hareketliligi gorunce acip baktim daha once yapilanlara, amaca, surece elimden geldigince Hakli bir yan goremedim. Goremiyorum. 3 tane agac kalmis elimizde Istanbul'da onlari da kesmek icin bu inat, hirs, caba nedir anlamiyorum.

O sokecegiz dedikleri agaclar Taksimin son yesil bolgesindeler. Sirri Sureyya' nin dedigi gibi o sokulmek istenen agaclar Taksim'de fakir fukaranin cay parasi vermeden oturacagi tek yerdeler. O sokecegiz dedikleri agaclar belki de orada onlari korumaya calisanlardan da, kepceyi sallayanlardan da, nedendir bilinme yine biber gazi kullananlardan da cok daha eskiler. Iste o yuzden, 3 tane agacin yeris degistirilsin ne olacak ki diyenlere inat yerlerinde cok guzeller ve cok kiymetliler.

Istanbulda degilim ama orada olsaydim Gezi Parkindaki nobette olmayi da cok isterdim. Agaclara uzulmeyin yaninizdayiz demek icin. Hala birlikte bir seyler yapabilecegine inanan insanlarin arasinda olmak icin. Istanbulun son yesillerine de sahip cikabilmek icin. 

Ben orada degilim ama orada olan herkese gonulden tesekkur ediyorum. Bizim de gozumuz oldular. Bize de yasananlari duyurdular. Bizim icin de agaclarimizin yaninda durdular. 

Icimden kotu senaryolar da geciyor malesef, nasil gecmesin ki. Ama dilerim aklimizdan gecenler degil gonlumuzden gecenler gercek olsunlar. O guzelim agaclar Taksimde hep dursunlar.

Boyle yazdim ama sonra dusundum de bu kadar yazmaya hic luzum yok aslinda. Cunku cok sevdigim su cizim de sanki bugunleri anlatmis gibi geliyor bana...
Ne gunler yasiyoruz yarabbim...


27 Mayıs 2013 Pazartesi

Tahminleri alayim :)

Annem ve babam geldi :)
Hem de valiz dolusu yiyecekle :)
Bizi goren de boyle yemek falan bulunamayan bir yerde yasiyoruz sanir. 
Alakasi yok aslinda. Evimizin onu pazar. Eh malum Hollandadaki Turkiyeden urunler satan marketler baya unlu :)
Evde o marketlerden alinmis falim sakiz bile var o kadar diyeyim :)
Ama olsun Turkiyeden gelirken illa yemek gelecek.
Guzel oluyor be gelsin :)

Ama bu sefer annem ne getirelim annecim dediginde sanirim erik diye cok istekli soyledim.
Sanmiyorum bilakis biliyorum cok istekli soyledim.
Hatta kilo kilo getirin anne de dedim.
Cok cok getirin anne dedim.
Soyle guzelinden olsun getirin anne dedim.

Yalniz...
Cok cok getirin derken anne baba abartma faktorunu hesaba katmayi unutmusum :)
Baya cok getirmisler :)
Simdi soyle bir erik var bizim evde:

Mutluyum :)
Hollandadaki arkadaslarim erik isterseniz vallahi bize buyrun bu hepimize yeter :)
Sizce kac kilo getirmisler?
Hadi tahminleri alayim :)

24 Mayıs 2013 Cuma

Yarin olsun mu olsun :)

Sevgili blogum,
Portekiz yazilari bitmedi ama bugun Poretkiz yazilarina ara veriyorum cunku yazacak daha onemli bir seyim var benim: Yarin annem ve babam geliyor Hollanda'ya :)

Benim icin inanilmaz bir sey bu. Tamam annem geldi bize daha once. Zaten ben baska konulari bilmem ama gezme tozma konusunda kesin anneme cekmisim! Anneme de dolasmak de ayakkabisi kapinin onunde hazirdir zaten :) Ama babam, babam daha once hic gelmedi Hollanda'ya. 

Simdi dusununce masallah ben oyle cok gidiyorum ki Turkiyeye annemlerin yanina adamcagiz bir araya buraya gelmeyi sigdiramamis da olabilir :) Ama su son Izmir cikartmamda tabiri caizse bir gozleri gorup bir gozleri goremeyince beni hadi biz gidelim dedi sanirim :) Bilsem daha once boyle bir oyun yapardim yahu :)

Aslinda bu planlari destekleyen baska bir sey oldu sanirim: babamin sigarayi birakmis olmasi. Su son zamanlarda bizi ailece en cok sevindiren sey kesinlikle bu. Kendimi bildim bileli sigara icerdi babam. Hem de cok icerdi. Uzun bir zaman babam kadar olmasa da annem de sigara icti. Belki de o yuzden ne abim ne ben sigaraya hic yanasmadik hayatimiz boyunca. Abartmiyorum, benim bugune kadar elime sigara alip bir nefes cekmisligim bile yoktur. Ustelik ne hikmetse omrum boyunca arkadaslarim hep sigara icti benim. Acaba hayatlarindaki ortak efkar noktasi ben miyim? Bilemedim :)

Bence hic bir cocuk anne babasinin sigara icmesini istemez. Kokuyu bahane eder. Onu bahane eder. Bunu bahane eder illa anneye babaya sigaradan oturu bir ariza cikarir cocuklar. Aslinda ne koku ne baska seydir umurlarinda olan. Diyecegim su ki, anne babalar cocuklariniz sizin sigara icmenizi istemez. Cunku her cocuk anne babasina kotu bir sey olmasindan korkar. Sanirim dunya genelinde ortak bir cocuk hissi varsa -ki kesin vardir- biri de bu sigara sevmemezliktir; sebebi de bu korkudur. Biz de korkardik. Olesiye nefret ederdim o yuzden sigaradan. Bir kez alisinca o merete vazgecmesi ne zormus gordugumden belki de hic yanina bile yanasmadim sanirim.

Bir gun beklemedigimiz bir sey oldu. Kotu bir sey. Sigarayla direk baglantisi olmasa da annem o yasadigi rahatsizliktan sonra bir daha eline almadi sigarayi. Oyledir annem. Oyle karsidan anlamazsin cok ama irade insanidir. Bir seyi yapmayacagim dediyse yapmaz. Canim. Bir daha icmedi sigarayi. O melun hastaligin pozitif tarafi olmaz. Ama bizim icin bu kismi ozitif oldu. Sigarayla aramiza mesafe kondu.

O olaydan sonra babam da cok denedi birakmayi. Denedi. Hakikaten gozumuzun onunde denedi. Ama oyle illet bir sey ki bu, hele bir de 35 sene, gunde paketlerce ictiyseniz bir anda kesemiyorsunuz iste. Vucudun dengesi sasiyor. Beklemediginiz tepkiler veriyor. Olumlu oldugu kadar olumsuz da olabiliyor tepkiler. Olmadi. Birakamadi. Ben defalarca sigarayi birakamadigi icin bizden cok babamin uzuldugunu gordum. Oyle olunca bir sey de diyemiyorsunuz ki fazla. Ama gecen sene yok dedi ben bunu kesin birakacagim. Ilac kullandi. Evet, hakikaten cok zorlandi. Ama annemin de buyuk destegiyle aylardir sigara icmiyor babam. Daha rahat yuruyor, nefes aliyor. O mutlu! Biz ondan da mutluyuz! :)

Iste demem o ki muhtemelen sigarayi birakmamis olsa gelmezdi. Yani mutlaka bizi gormek icin gelirdi ama bu kadar rahat gelmezdi. Cunku 3 saatlik sigarasiz bir yolculuk gozunde buyurdu. Bizim evde sigara icmeyi istemezdi stres olurdu. Cok uzun sure yurumek istemeyeceginden gezmeye de cok hevesi olmazdi. vs. vs. Ama simdi bu sebeplerin hicbiri yok :) Ve annem ve babam yarin insallah Hollandaya variyor.

Sadece 10 gun. Buna bile zor ikna ettim babami. Yok ne varsa o izmirde oyle uzun sure uzaklastiramazsiniz babami oradan :) Ama geliyor :) Ustelik iki kere de istanbula gitti vize icin. Hic kiyamiyorum boyle yollara dusmelerine. Ama cok seviniyorum buraya gelmelerine.

Ne yazik ki hava cok kotu. Kisliklari kaldirdim haftasonu Portekiz donusu aa yaz artik diyip. Yaz yaz hem de nasil bir yaz. 9 derece disarisi. yagmur camur. Of! hep boyle olur zaten ne zaman sevdiklerimiz gelse Hollanda gunesini sakinir :(

Aman ne yapayim ya. Sakinirsa sakinsin. Ben babama sarilriim, annemi operim bizim eve gunes dogar nasilsa :)

Ne yazik ki bir yandan calisacagim ama kacarim da ben. Onlar gezerler aksamlari beraber oluruz, sohbet ederiz. Guzel olur :)

Bir annem ve babam geliyor diyip cikacaktim ben bak nereye vardi konu. Insan sevincli olunca sanirim cenesi de dusuyor :)

Haydi insallah onlar rahatca varsinlar buraya, bir de hava biraz duzelsin daha da bir sey demiyorum blogum :)
Ah pardon diyorum: 
Hepimize cok guzel haftasonlari diliyorum :)

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Bu kez Portekiz... Lizbon(3)


Lizbon'da bilmem kaçıncı güne şehrin bir nevi denizi olan Tejo nehrinin kenarındaki Praca de Comercio'da harika ekmeklerden yapılmış tostlarla başladık.
Bir de  yine yeniden satıcıların bizi Portekizli sanmasıyla :)


Bugüne kadar Avrupa'ya gelen pek çok vatandaşımız gibi bizi de İtalyan, İspanyol, Yunan vs. sanan çok oldu. Ama şunu gördük ki bizim olayımız Portekizmiş :) Her girdiğimiz dükkanda mı bizimle Portekizce konuşulur? Her sokakta karşılaştığımız insan mı bize Portekizce bir şey sorar? Portekize yolunuz düşerse aynısı eminim sizin başınıza da gelecektir :)

Karsimizdakileri Portekizli olmadigimiza ikna etmek birinci adim. Zira sasiriyorlar :) Ama esas eglenceli olan ikinci adim. Ne zaman Türkiye'den geldigimizi soylesek Fenerbahçe muhabbeti başlıyor :) Fenerbahce asagi, fenerbahce yukari :) Aman iyi aferin yendiniz bizi :) Ne sevinmişler arkadaş bizi yendiklerine anlata anlata bitiremediler yani :) Sokak şarkıcıları bize FB marşı da çaldı ya daha be diyeyim :)


Kahvaltimizin ve fenerbahce muhabbetimizin ardindan o gun Miguel bize harika bir sehrin arka sokaklari turu yaptirdi. 

28 numarali tramvayla basladi yolculugumuz. Bence iste bu 28 numarali tramvay binmeye degerdi. Kalabalik degil, yolu uzun. Ne diyeyeim Lizbonu bilen biriyle binince tramvay da bir baska oluyor tabi :)



O gun biz Lizbon'un bambaska bir yuzunu gorduk. 
Turistsiz sokaklarinda dolastik. Kahvelerin onunde konusan amcalari sokakta oynayan cocuklari izledik. 



O gun biz Lizbon'un binalari hakkinda Miguel'den cok onemli hikayeler dinledik.
Lizbon'da merkezdeki binalarin cogu bos. Cogu da baya eskimis durumda. Ben acikcasi eski binalarin eski kalmasini sevenlerdenim. Retorasyon evet dogru yapilirsa cok guzel bir sey. Ama ehil ellerden cikmazsa kotu estetik gibi gelir hep bana. Velakin Lizbondaki binlarin bazilari gercekten cok eski. Sebebini Miguel anlatti bize. Meger 1950lerde (umarim dogru hatirliyorum) hukumet bir kanun cikarmis. Buna gore kiralar belli bir oranin ustunde arttirilamiyor. Iyi hos kiraciyi koruyan bir kanun. Ama bugun hala binalarda kirasi 40-50 euro olan daireler varmis. Bina sahipleri de binalarin bakimin yapamiyor ya da yaptiramadigi iddiasi ile bakimsiz birakip yikilmasi icin bekliyormus. Yikilan binalarin arsasini satabiliyorlar ve onlarin yerine de bildiginiz cirkin seyler yapiliyor. Merkezde hala pek cok guzel bina var. Ama umarim hepsinin sonu ayni olmaz :(


O gun biz Lizbon'un bir nevi camlica tepesinde oturduk bir seyler ictik. 
Hava 28 derece. Tepede esen tatli bir ruzgar. Yanina da bol muhabbet ve gulmece ekleyince harika bir camlica keyfi yaptik :)


O gun biz Lizbon'un sokaklarinda kafelerinde dolandik durduk.
Guzel havanin da, gunesin de, harika rehberimizin de tadini cikardik. 
Bir nevi Lizbonlu olduk :)



O gun bir de biz Sao Jorge kalesine ciktik. 
Sao Jorge kalesi Lizbon'un tepelerinden birinde. Guzel gercekten cok guzel bir kale. Lizbon'a tepeden bakmak istiyorsaniz evet sehrin 7 tepesi var ama bu kalenin bambaska bir manzarasi var. 


Lizbon yillarca moorishler yani bir Arap halki tarafindan idare edilmis. Sonra hristiyanlar sehri almis. Bu kalede moorishlerin barinak olarak kullandiklari bir bolge de var. Kale evet, her sehirdeki kaleler gibi belki bir farki yok. Ama o kaleden izledigimiz gun batiminin bendeki hatirasinin farki cok :)




Bugunun sonunda da niyetimiz fado dinlemekti. 
Ama her niyet ettigimiz gercek olmayabilirdi tabi. Harika bir fado evine gittik aslinda. Portekiz gitarlarini elinde tutan iki gitarci oturdukar taburelere. Sonra sarisin uzun sacli fadista gecti karsilarina. Isiklar kapandi. Yemek yiyenler ellerindeki catal bicaklari birakti. Kadehler parmaklar arasinda yerini alirken fadistanin sesi doldurdu kulaklarimizi. Gitarin tinisi, fadistanin sesi ve illaki dinleyenlerin huzunlu gozleri. Nasil anlatayim bilmiyorum ama tuyleri diken diken eden, gozleri dolduran, oradaki insanlari izlerken sizi bambaska bir dunyaya daldiran dakikalar yasadik biz o fado evinde. 


Keske daha fazla kalabilseydik ama olmadi. 
Olsun. 
Biz oradan ciktigimizda gozlerimiz dolu doluydu aklimizda yine yeniden lizbona sadece fado dinlemek icin olsun gitmek vardi... 
Ve o aksam bizim lizbondaki son aksamimizdi...
Maceranin ilk kismi bitiyor, ikinci kismi basliyordu...

21 Mayıs 2013 Salı

Bu kez Portekiz... Lizbon(2)

Ertesi gun, gayet enerjik uyandik :) 

Yine attik Ozanla kendimizi yollara gezi ekibimizin geri kalani bize katilana kadar Lizbon sokaklarinda dolandik da dolandik. Lizbon Istanbul gibi 7 tepe ustunde kurulmus bir sehir. Sehrin pek cok yerinde bu tepelere cikmak icin kullanilan tramvaylar ya da asansorler var. Biz de Lizbondaki yeni gunumuzde kendimizi bir tramvayin icine ativerdik. 


Hedefimiz Gloria bolgesi idi, o 7 tepeden biri. Tercihimiz Rossio ile Gloria arasindaki tramvay oldu.
Bu Lizbon'da tramvay ve asansorler isi cok romantik, nostaljik falan tamam da ben kendilerini hic efektif bulmadim soyleyeyim. Tramvaya biniyorsun dolana kadar 10 dakika bekle. O tramvaylarin tika basa dolmadan hareket ettigini hic gormedim. Sonra hadi tam kalkti diye seviniyorsun yolculuk 5 dakika falan :) E ne anladim ben bu isten? 

Ayrica bizim gibi akillilik yapip coklu bilet alirsaniz bu yolculuk 1 euro falan. Ama bileti tramvayin icinden alirsaniz 2,6 euro. 5 dakika icin iyi para! Siz bence gideseniz bizim gibi coklu bilet alin metro istasyonlarindan tavsiye ederim :) Yeniden doldurabileceginiz metro kartlari satiliyor istasyonlarda. O kartlar tum tramvaylarda asansorlerde de gecerli. Lizbon'a adim atar atmaz bir tane edinmekte fayda var. 


Gezimize donersek, adini bile hatirlayamayacagim kadar cok sokaklarda dolastik o sabah Ozanla. Bazi sokaklari cok begendik, bazilarini siradan bulduk. Bazilarina yine yolumuzu dusurelim dedi. Yani kendimizi sehrin sokaklarina vurduk. 

O sabah bir de bence Lizbon'daki en guzel kiliselerden birine, 
Carmo Kilisesine gittik. 
Bu kilise daha once gordugumuz hicbir kiliseye benzemiyor. Sadece duvarlari var kilisenin. Tavani yok. Daha dogrusu tavani 1755te yasanan depremde yikilmis. Sonrasinda bu kilisenin o gunleri hatirlatacak bir anit olarak tutulmasina karar verilmis ve yeniden kilisenin ustu kapatilmamis.


1755 Lizbon icin cok onemli bir tarih. 
1755te lizbonda 8.5 ya da 9 siddetinde cok buyuk bir deprem oluyor. Aslinda depremin merkezi Lizbonun guneyi ama taa Brezilyadan bile hissedildigi soylenen bu deprem sehrin buyuk bolumunu yerlebir ediyor. Anlatilanlara gore deprem 4 dakikadan fazla suruyor ve cesaretleri ile unlu denizcilerin bile buyuk korku yasamasina sebep oluyor. Ve kaynaklarda farkli rakamlar yazsa da o depremde 60.000 ila 100.000 kisi arasinda kayip veriyor Lizbon. Buyuk bir trajedi bu sehir icin. 

Pek cok bina yikiliyor depremde. Ayakta kalan binalarin da cilesi bitmiyor cunku depremi buyuk bir yangin takip ediyor. Yanginin ardindan da tusunami dalgalari Lizbonun sokaklarini suya gomuyor. Hani bir filmde gorse insan hepsi birden olur mu der. Ama lizbonda hepsi birden gercekten 1755te yasaniyor. Bu felaketten sonra sehrin alcak kisimlarinda pek cok bina mahvoluyor. 7 tepeye giden yollardaki ve tepelerdeki binalarda ise hasar daha az anlatilanlara gore. Hasar yok degil ama sadece daha az.

Lizbonun 1755ten sonra yeniden yapilandirildigini soyluyorlar ustelik depremde daha dayanikli bicimde. Iste bu kilise de o depremde buyuk hasar gorenlerden. 1755 depremini hatirlatmasi icin de boyle korunmus. Bence cok da iyi yapilmis. Hakikaten insan yasanan felaketi bir nebze hayal edebiliyor kiliseye girince.


Biz o sokak senin bu kilise benim dolanirken gelen telefonla anladik ki gurubumuzun geri kalani da gune baslamisti. Ve gonullu rehberlerimizin yine bizim icin hazirladiklari bir program vardi:)

Bu kez hedefimiz Sintra idi.

Sintra, hemen hemen her Lizbon rehberinde anlatilan, Lizbon'a gidince mutlaka bir ugrayin denilen bir yer. Lizbon'a araba ile yarim saat-45 dakika uzaklikta cok unlu kucuk bir kasaba. Arabaniz yoksa Lizbondan kalkan otobusler trenler de var buraya giden. Gorulecek pek cok sey var bu kasabada. Bizim zamanimiz kisitliydi cunku aksam icin baska planlarimiz vardi. Rehberlerimiz tercihi tepedeki saraydan yana kullandi. 


Meger portekizde de prensler, prensesler varmis. Eh Ben dedim bir biz olmamasi siz prenses diye:) Keske olsaymisiz be. Olsaymisiz da su sarayda biz de yasasaymisiz. Harika bir saraydi tam masallardan firlamis gibi!  Bu sarayda kraliyet ailesi uzunca yillar yasamis. Simdi ise saray muze olarak kullanilmakta. Gezmesi en az 2-3 saat alan bir muze.


Bizim Sintra keyfimizi bir fado aksami takip edecekti aslinda ama onumuzde bir engel vardi. Benfica-Porto maci :) Sevgili rehberimiz, arkadasimiz Luis'in bizi gezdirmek pahasina taraftari oldugu Benficanin ezeli rakibi Porto ile oynayacagi maci kacirmasina gonlumuz el vermedi. Ustelik bu mac bir nevi sampiyonun belirlenecegi macti. O ne kadar diliyle onemli degil dese de gozleriyle ben bu maci izlemek istiyorum dedigini biz anladik. Ne de olsa misafirperverlikte ayni kulvardaydik :) Hal boyle olunca biz de mac izlemek istiyoruz dedik ve guzel bir Sintra sokak turunun ardindan kalktik hepbirlikte mac izlemeye gittik. Heyt be Portekizde Portekizlilerle mac da izledik :)


Mac guzeldi. Guzeldi de Benfica uzatmanin son dakikasinda golu yemese iyiydi! 
Ama yedi hem de 90+2'de! Maci izledigimiz yerde Porto taraftarlari da vardi Benfica taraftarlari da. Benfica Lizbon takimi olunca tabi Benficalilar cogunlukta. Son dakikada gol oldu ya iste o anda herkesin suratinin aldigi ifadeyi resmetmeliydim ya biraz cekindigimi itiraf edeyim. Neme lazim misafirperverlik gibi taraftarlik konusunda da bize benziyorlarsa, biri alip makinami yere carparsa diye korktum vallahi :) Kimse de kimseye bir sey yapmadi o aksam o mekanda. Portolular sevindi. Benficalilar uzuldu. O kadar! 

Bize de o maglubiyetin ustune yesil sarap icmek dustu. Beyazi, kirmiziyi, prmbeyi biliyordum da yesili bilmiyordum. Benficanin hatirina onunla da tanistim :)


Gun bitti saniyorsaniz cok yanildiniz! 

Lizbonda hergun bir nevi 5 gun :) Kacinci gundu bu Lizbonda o yuzden bilmiyorum ama gun Lizbonun unlu gece kulubu incognitoda bitti. Dans dans dans! Daha cok daha cok dans :)

Bu arada Lizbon'da kapali alanlarda fosur fosur sigara icilebiliyor biliyor musunuz? Bir bar dolusu insan, dans ve bitmek bilmeyen sigara dumani. Gezinin geri kalaninda azan alerjilerim muhtemelen iste o aksam tetiklendi. Bu durumu cok da umursayamadim ne yazik ki.  Amann napayim zaten Benfica yenilmis o aksam bize dans etmek duserdi :)

Aslinda bir sonraki gunu de bugun yazayim diyordum ama yok olmadi!
Boyle gun gun yazinca ne uzun oluyormus :)
Eh o yarina kalsin ama bugunden benim sevdigim bir iki fotograf da bu yaziya eklensin.
Bakalim bizi ertesi gun ne maceralar ne maceralar bekliyordu :)



20 Mayıs 2013 Pazartesi

Bu kez Portekiz... Lizbon

Bir tatilin daha sonuna geldik...
Bu kez Portekizdeydik. Ozan, ben, Esen, Baris ve sevgili gonullu rehberlerimiz :)
9 gun kaldik Portekizde. Bazen gunesli, bazen bulutlu, bazen ruzgarli, bazen yagmurlu 9 guzel gun.
1000 kmden fazla yol yaptik. 
Gezdik, gorduk, yedik ictik ve an itibariyle yagmurlu Hollandamiza geri donduk...


Guzel bir yolculugun ardindan gunesli karsiladi ilk duragimiz Lisbon bizi bir de misafirperverlikli :) Hani diyoruz ya turk misafirperverligi bambaskadir diye. Oyle suphesiz. Bunca yer gezdim ilk defa bizim misafirperverligimizle yarisabilecek bir yer gordum: Portekiz. Sagolsunlar E&B'in arkadaslari hic yalniz birakmadilar bizi. Sabah, ogle, aksam, gece gunduz ilgilendiler bizimle. 


Biz bu kez bir ulkede hem turistik hem de orali insanlarin arasinda sanki onlardan biriydik. Onlarin gezdigi sokaklarda gezdik; cogunda turistler yoktu. Cocuklar oyun oynuyor, kahvelerin onunde amcalar bagira cagira konusuyor, teyzeler balkonlarda camasir asiyordu. 

Onlarin ugradigi barlara ugradik. Cogunda turistler yoktu. Gencler mezuniyet kutluyor, kalabaliktan yurunmuyor bazinlarinda hala michael jackson sarkilari caliyordu. 

Onlarin gittigi restoranlara gittik. Cogunda turistler yoktu. Hemen Hemen hepsinde bir kosede televizyon acik duruyor, adlarini takip etmekte zorlandigim cesit cesit yemekler masalarda dolaniyor hatta bazen mac izleniyordu. 

Oyle yogun, oyle kosusturmacali gecti ki gunler ne not almaya, ne yazi yazmaya vaktim oldu. Bu kez Esen'in ozel istegi uzerine Portekiz yazilari mumkun oldugunca gun gun, anilar gibi yazildi. Oyle icime sinecek sekilde toparlayamadim bir turlu yazilari ama iste bu seferlik boyle bir sey oldu :)


Lizbona aksam gec saatlerde vardik. Hani belki baska bir ulkede olsak hic yemek isine girmeden uyunabilecek bir saatte. Ama daha ilk aksamdan Portekiz hakkinda ogrenecegimiz 4 onemli sey vardi:
1. Lizbonda geceler cok cok uzun yasaniyordu.
Keza bizim icin de Lizbon geceleri 3ten 4ten once kapanamadi :)

2. Portekizliler cok ama cok en az bizler kadar cok konusuyordu. 
Keza resepsiyondaki kizdan anahtari almamiz yarim saatten fazla surdu. Dinlemedim ama sanirim o sirada hayat hikayesini bile anlatti :)

3 Aksam yemegi gece saat 12de olsa en kallavisinden yeniliyordu. 
Keza biz hafif bir seyler mi yesek desek de masamiza balikli patatesli yemekler bile getiriliyrodu :)

4. Masada Portekizliler de varsa hesabi odemek icin illa kavga etmek gerekiyordu aynen Turkiyedeki gibi.
Keza o aksam da takip eden gunlerde de kisa capli bir mucadele yasanmadan hesap odenemedi :)


O aksam deli gibi yedikten ve yol yorgunlugunu da guzel bir uykuyla attiktan sonra sabah erkenden Ozanla attik kendimizi yollara. 
Ilk gunun ilk hedefi Alfama bolgesiydi. 
Daracik sokaklar, merdivenler, kucuk bakkallar ve bildiginiz meyhaneler. 
Bence Lizbon'un en guzel bolgesi. 
Ama duydugumuz kadariyla gece gitmek cok da guvenli degil. Hani bizim taksimin arka sokaklari, Dolapdere, Cukurcuma gibi. Ben oralari da cok severim zaten belki de o yuzden alfama da Lizbon'da en sevdiklerimden oldu.


Alfama sokaklarina dalmadan once Fado muzesine gittik Ozanla. Muze guzel, ama gidilmezse olmaz bir muze degil yine de bizim gibi fado seviyorsaniz gitmeye de deger bence... Fado Portekiz'in arabeski desem yalan olmaz sanirim. Muzede fadoya dair pek cok sey anlatiliyor bence en ilginci ise fadistalarin yani fado soyleyenleerin duygularini anlattigi kisimdi...

Fado soylerken ben ben degilim... Sanki bedenimden yukseliyorum ve kendimi uzaklardan izliyorum diyordu bir fadista. 
Bir baskasi...
Her fadoyu her gun soyleyemezsin ruhunun o fadoya uygun olmasi lazim diyordu. 
Bir baskasi...
Bazen fado soyledikten sonra oyle yorgun olursun ki yerinden kalkamaz yuruyrmezsin diyordu... 

Biz Ozanla bazi aksamlar fado dinlerdik evde. Saraba en yakistirdiklarimizdan biriydi zaten fado, o muzeyi gezdikten sonra dusundum de daha cok dinleyecegim sanirim artik fado...


Fado muzesinin ardindan yine vurduk kendimizi yollara Ozanla. Alfamayi bastan asagiya yuruduk. Fotograflar cektik. Lizbona bir tepeden bakan se katedralini ziyaret ettik. Sonra bir telefon geldi. Gonullu rehberlerimiz bizi kita avrupasinin en bati noktasina, Cascais'e goturmek istiyordu. 

Dolustuk bes kisilik arabaya 6 kisi kita avrupasinin en bati ucuna gitmek uzere yola ciktik. Hollanda'da olsak asla ama asla bir arabaya 6 kisi binemezdik. Hicbir Hollandali bunu teklif bile etmezdi bize. Ama simdi Hollanda'da degil portekizdeydik ve portekizlilerin bize benzerligine sasiriyor sicakliklariyla neseleniyorduk.


Cascais'e giden yol  Belem bolgesinden gecti bizim icin. 

Vasco de Gama gibi pek cok unlu kasif Portekizli. O kasifler ve kesifler anisina yapilmis guzel bir anit var Belem bolgeinde. Tepesinde de cikilabiliyor, guzel bir sehir manzarasi var. Tepsine cikilmasi sart degil bence. Biz ciktik, derin derin nefesler aldik tepede. Bir suru fotograf cekip eglendik kendimizce. 


Belem bolgesinde bir de guzel kiliese var icinde de Portekizin en buyuk kasifi Vasco de Gamanin mezari. Koskoca kasif hindistanda sitmadan olmus. Simdi mezari Portekizde. Bir de be gorelim bizden once mezari ziyaret eden cumhurbaskanimizin celengi de orada. Tesaduf iste :)


Beleme gidip portekizin en unlu pastasindan yememek olmazdi. 
Portekize hatta Lizbona ozgu olan bu tatlinin orjinali sadece bu pastanede yapiliyormus. Lizbonun hemen hemen tum pastanelerinde ise taklitlerini gormek mumkun. Hic saklamiyorlar taklit oldugunu kabul ediyorlar ve hatta her yil en iyi taklit kimin onu bile seciyorlarmis :) Tarif sir! Hatta cinliler calmaya bile calismis bu sirri ama basaramamislar :) Biz gitmisken orjinalini yedik. Bin kere olsa bin kere yerim o kadar sevdim :)


Pastaydi, likordu diye dolanirken asil hedefimiz Cascais'e varmamiz epey zaman aldi tabi. 

Iyi ki de aldi. Boylece biz deaksam gunesine karsi Avrupa kitasinin en bati ucundaki bir barda sohbet ederek karsiladik. Vaktimiz olsa gunesi de batiridik ama o aksam bir partiye katilmamiz gerekiyordu. Evet evet Portekizde biz hic tanimadigimiz insanlarin evine partiye bile davet edildik :) Iste oylesine Turkiyeye benzeyen, bizim misafirperverligimizi aratmayan bir yerdeydik :)



O aksam daha once hic tanimadigimiz baska insanlarin evinde partiye katilarak ustelik sanki uzun zamandir tanisiyormuscasina guzel zaman gecirerek portekiz misafirperverligiyle bir kez daha keyiflendik. Portekizde lisbonda da geceler uzundu. Gun oyle kolay kolay bitmiyor bir saatten sonra herkes evinde oteline cekilmiyordu. 

Gecenin kalbi Lisbon'da Bairro Alto'da atiyordu. 
Bizim bir baska gonullu rehbermiz Miguel de bizi Bairro Alto sokaklarinda dolastirdi. Sabaha meyhaneler bolgesi Aalfama da basladik, aksami barlar sokagi Bairro  Alto'da bitirdik. Guya biz gittigimizde yeterince kalabalik degilmis! Yolda yurunmuyordu vallahi o kadar diyeyim. 

Ayni yere gunduz giderseniz bombos, bambaska bir hal. Gece ise lizbonun eglencesinin kalbi... 


Biz de eglenceye katildik sabaha kadar dans ettik eglendik diyecegim Ama oyle yorgunduk ki cok da kalmadik barlar sokaginda. 

Ne de olsa sorumlu turistlerdik biz uyuyacak yeni bir gunde yine kendimizi yollara vuracaktik!
Yine de otele vardigimizda saat 3 falandi.
Acaba ertesi gun nasil uyanacaktik :)

PS: Boyle kac gunde bitiririm ben bu gezi yazilarini ama ozel istek boynum kildan ince haydi gorecegiz bakalim :)

17 Mayıs 2013 Cuma

Bazen kendime cok guluyorum


Hollandaca ile munasebetim malum. Ogrenemiyorum. Cok da denedigim soylenemez ya, olmuyor iste.  Heves de etmiyorum galiba. Boyle boyle burada yasamama ragmen bir turlu Hollandaca konusamiyorum. Ama Hollanda'da konusamiyorum. Ne zaman hollanda disina ciksak ben kendimi Hollandaca konusmaya calisirken yakaliyorum.

Hayir bildigim Hollandaca da oldukca sinirli ama olsun ne zaman hollanda disina ciksak o bildigim bir kac kelimeyi kullaniliyorum da kullaniliyorum.
Bir gorseniz, Dank u weller, ik ben Gulcinler, tot ziensler, dahlar havalarda ucusuyor.

Bilincli yapmiyorum! Kesinlikle. Bir anda kendiliginden agzimdan hollandaca kelimeler cikiyor. Oyle cok bilinen bir dil de degil malum. Dolayisiyla ben o kelimeleri kullandikca karsimdakilerin bakislari gorulmeye deger. 

Ne diyor bu be? Neyce konustu ki bu simdi? hislerini bakislardan kitap gibi okumak mumkun :)

Bir o bakislari gorunce bir de Ozan niye Hollandaca konusuyorsun Gülçin dediginde yaptigimin farkina variyorum:)

Hakikaten niye Hollandaca konusmaya calisiyorum ben?
Daha da onemlisi niye Hollanda disindayken Hollandaca konusmaya calisiyorum ben?

Deli miyim, divane miyim anlamadim gitti. Cabalayacaksam Hollanda'da cabalasam hakikaten ogrenirim belki. Ama yoook ben illa olmadik yerlerde olmadik isler yapayim :)

Belki de bilincaltimda ogreniyorum ben hollandacayi bir gun bir anda sakir sakir konusmaya baslayacagim belki Ozan dedim, bu Ozan beni hic ciddiye almadi. Almasin O almasin durun ben sokaga atayim da kendimi biraz Hollandaca pratik yapayim ;) 

Portekiz sokaklarinda kimsenin ne dil konustugunu anlamadigi, o dilden bu dilden kelimeler kullanan birisi dolasiyormus diye haber cikarsa bilin ki o benim :)

9 Mayıs 2013 Perşembe

Kendimle ilgili cok onemli bir sey kesfettim

Kendimle ilgili cok onemli bir sey kesfettim: 
Ayaklarim 37 numara.

Bu yasa geldin bunu yeni mi farkettin derseniz. Cevabim evet. Cunku ben hep ama hep ayaklarim 36 numara saniyordum. Yillarca ayaklarin 36 numara san, bazen ayakkabilari denemeden bile 36 numara al, sonra bir gun ayaklarinin 37 numara oldugunu farket. Eh bir nevi kucuk sok :)

Benim annemin ayaklari 36 numaraydi. Eh ben de herkes gibi bir donem annemin ayakkabilarina dadandim. Hatta hala Izmir'e gittigimde bakayim annemin ayakkabilarindan bana ne uyar diye baktigim da olmuyor degil. Eh annemden asirdigim ayakkabilar 36 numara. Bugune kadar aldigim butun ayakkabilar 36 numara. Bana ayaklarin ne kadar kucuk kac numara dediklerinde verdigim cevap hep 36 numara. Ama gel gor ki benim ayaklar 37 numaraymis iyi mi :)

Bu gercekle tanismam adim adim oldu aslinda. Gecen yil Amerikaya gittigimde kendimi indirimdeki bir converse magazasina attim. 10 dolara converse. Pazar fiyati. Eh malum amerikanin numaralama sisitemi de farkli. Tabi ben de 36 neye denk gelir ne olur bilmiyorum. Daldim iceri numaralara falan takilmadan ayagima uyani aldim geldim. 

Sonra eve gelince bir gordum ki onceden aldigim ayakkabilardan baya buyuk almisim yenileri. Bir panik! Ah gordun mu kullanamayacagim bunlari telasi! Yabana gitti param telasi! Yahu zaten 10 dolar diyeceksiniz de bir degil birkac tane almis olabilirim kabule diyorum. Ayrica biraz kiymetlidir param yabana harcamayi hic sevmem o da var tabi :)

Nihayetinde ben o ayakkabilarla bir rahat ettim anlatamam! Baktim 37 numaraymis o ayakkabilar. Ama konduramadim kendime bu durumu. Yok dedim bu Amerikalilarin olculerinde bir sorun var. Ne de olsa benim ayaklarim 36 numara!

Son Izmire gidisimde annemle baharlik babetlere bakarken 37 numaralara attim elimi. Bir babet aldim geldim... Gunes yuzunu gosterince de siftahi yaptim. 

Hayatimda ilk defa bir babet ilk giyisimde ayagimi vurmadi iyi mi :) 
Bir rahat ettim anlatamam :) 
Meger ayakkabilarin giyildikce acilmasina luzum yokmus. 
Meger hemen giydigin gunden ayakkabi rahat rahat giyiliyormus.
Meger benim ayaklarim 37 numaraymis :)

Gerci Ozanla gezilerimize basladiktan sonra mahalle agziyla it ayagi yemis gibi yurumemizin bu ayak numarasi degisikliginde katkisi olduguna neredeyse eminim ama oyle ya da boyle...
Kendimle ilgili cok onemli bir sey kesfettim: Ayaklarim 37 numara :)
Neyse canim bilmemek degil ogrenmemek ayip degil mi :)
37 numara babetlerim ve ben mutluyuz efendim :)



8 Mayıs 2013 Çarşamba

Bir sey soracagim

Bir sey soracagim:
Onceki hafta 2 haftalik calisacaksak niye 1 hafta tatile cikiyoruz ki biz?
Gercekten niye?
Bir de izinlerimizden yiyoruz yani.

Gitmesek bari rutin olarak insan gibi calisiriz.
Simdi cok afedersiniz tatile cikmadan once her gun ve her aksam esek gibi calis!
Haftaya yapilacaklari da bu haftadan bitir.
Dondugunde biriken maillerle nasil basa cikacagini bileme.
Neymis dostlar tatilde gorsun!

Neyse ki bu hafta toplantilar nedeniyle bir otelden calistik.
Hayir ofiste bir saatten sonra herkes gidince keyifsiz oluyor yalniz yalniz calismak.
Otelde bari her daim insan var.
Arada garsonlar falan geliyor iki muhabbet oluyor :)
Bir de ac kalmiyor insan tabi.
Dun aksam mesela garson cocuklardan biri bana, gec oldu acikmissinizdir diye, sandvic getirdi :)
Dedim bu nereden cikti?
Yan taraftaki sirketin acik bufe aksam yemegi varmis, oradan almis getirmis :)
Canim zaten acik bufe 2 tane de siz yiyin ne olacak dedi.
Afiyetle yedim bir de sayesinde o yogunlukta gulumsedim ya anneannem gibi dua ettim vallahi 
Onun da sandvic getirenleri cok olsun insallah :)

Aman sikayet etmiyorum aslinda. Her aksam mesai yapiyor degilim
Genelde boyle ama hep boyle degil.
Simdi tatile gidecegim diye iyice cozuttu orasi ayri.

Iste tam bu noktada onemli soruya geliyoruz yine:
Onceki hafta 2 haftalik calisacaksak niye 1 hafta tatile cikiyoruz ki biz?
Iste dostlar tatilde gorsun ne diyeyim...

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Okuduk: Sadakat

Gunesli, piril piril, cok ama cok yoruldugumuz, oksijene doydugumuz bir haftasonu gecirdik Ozanla.
Bu haftasonuna dair bir yazi yazmayi cok istiyorum.
Ama bugunden itibaren yine 3 gun 3 gece surecek bir toplanti maratonuna girdigimden fotograflarima bakamiyor, oturup soyle icime sine sine birseyler yazamiyorum.
Bu hafta benim icin 3 gun.
Gece gunduz toplantilarla gececek bir 3 gun.
Sonra aylar onceden arkadaslarimizla beraber ayarladigimiz bir tatile gidiyoruz.
Biz genelde yalniz tatillere ciktigimizdan biraz ilginc bir durum bu benim/bizim icin :)
Bakalim nasil olacak yasayip gorecegiz :)
Tatil onecsi de toplantilarla dolu olunca bu haftasonu biraz da tatil hazirliklariyla gecti aslinda.
Bir de elimdeki kitabi tatile kadar bitirme telasiyla.

Bitirmeliydim elimdeki kitabi cunku tatilime de Inci Aral'in Sadakat kitabiyla cikmak istemedim.
Iyi mi, kotu mu bilmiyorum bir huyum var.
Elimdeki kitabi bitirmeden birakamiyorum.
Hikayeyi cok benimseyemesem de, baska bir sey mi okusam diye aklimdan gecirsem de illa elimdeki kitabi bitirene kadar ugrasiyorum.

Inci Aral'in Sadakat kitabi da benim icin boyle kitaplardan biri oldu.
Bugunlerde kitap benim ruh halime cok uymadi sanki.
Bitireyim istedim.
Tatile benimle gelmesin istedim.

Surukleyici, hizla okunabilen, akici bir kitapti Sadakat.
Azra, Ferda ve Aliye etrafinda gecen bir hikaye.
Ask, ihanet, sehvet, tutku, sadakat...
Hepsine dair bir seyler var kitapta.

Azra'nin gelip giden ruh hali de okuyucuyu yormadan anlatilmisti bence.
Cok karanlik bir konu olabildigince renklerle sunulmus kitapta.
Yani tarafsiz bir gozle bakinca okunabilir bir kitapti elbette ama dedim ya benim bugunlerdeki ruh halime sanki cok uygun degildi. 
Inci Aral kitaplarini seviyorsaniz, boyle kisisel duygular, ikili iliskiler uzerine hikayeleri ilginc buluyorsaniz Sadakati de sevebilirsiniz bence.

Ben kendi adima cok cok sevmedim Sadakat'i.
Ama okuduguma da pisman degilim.
Sadece tatile biraz daha renkli, biraz daha aydinlik bir kitapla gitmekti benim derdim.
Elimde oyle bir kitap var mi?
Yok!
Eh artik bakip bulacagim :)

Okuyacak olanlara simdiden iyi okumalar dilerim :)

3 Mayıs 2013 Cuma

Hollanda'da... Kraliyet

Bahar geldi, gunes acti, sokaklara cikma vakti geldi artik kimse bizi tutamaz derken ne oldu?
Isler dag oldu!
Degil sokaga cikmak, Gulcin ofisten eve gidemez oldu :)
Buyuk konusmayacaksin arkadas! 
O gunes bir ciksin bak ben eve girer miyim demeyeceksin.
Dersen de iste boyle ofisten cikinca gecenin bir vakti hava da hala guzel diye ic cekersin ama oyle yorgun olursun ki eve gider koltuga yigilirsin.
Aman bir Cuma kaldi be, ben de haftasonu acisini cikararim napayim :)

Zaten su 3 gundur yasadigim yogunlugun sebebi ne?
Sali gununun Hollandada tatil olmasi.
Oh is yok, guc yok, Ozanla vurduk kendimizi sokaklara.
Gez, toz, ye, ic ve dans et :)
Bundan sonra herkese bir terapi yontemi olarak sokak partilerine katilmayi oneriyorum.
Vallahi!
Hic tanimadigin bilmedigin insanlarla yan yana dans et zipla.
Boyle rahatlama yok!
Sali gununun verdigi enerjiye siginarak haftanin geri kalaninda gece 11lere kadar calistim o derece iyi geldi yani :)


Tatil Carsamba degil miydi Gulcin? derseniz, bize degildi.
Hollandada 1 Mayis tatil degil.
Tatili yok ama cok sukur gaz bombasi, panzerden insan kafasina hedeflenen suyu da yok, boyle sakin sakin geciyor burada 1 Mayis

Bizim tatilimiz 30 Nisandi.
Queen's day yani Kralicenin dogum gunu. 
Hollanda da malum monarsik bir duzen var.
Yani hukumetin yaninda bir de ulke yonetiminde soz sahibi olan kraliyet ailesi var.
Aslinda sembolik bir varlik diyebilirz onlarin varligi icin.
Hatta kimilerine gore gereksiz.
Seveni de cok kraliyet ailesinin, sevmeyeni, luzumsuz bir masraf diyeni de.
Oyle ya da boyle bu ulkede kraliyet ailesinin varligini yadsimak mumkun degil.
Her yil 30 Nisan' da kralicenin dogum gunu kutlaniyor buralarda.
Her yer turuncu oluyor :)
Ben bir ara yazacagim onu da  :)


Bu sene ki 30 Nisan ise biraz daha farkliydi Hollanda icin.
Cunku Kralice Beatrix, 33 senelik kraliceliginden istifa etti ve yerini ogluna birakti.
Iste bu sene 30 Nisanda bu degisim toreni yapildi ve yeni kral Willem Alexander ve karisi yeni kralice Maxima taclarini giydi.
Kralice Beatrix'den once de annesi ve anneannesi tahtaymis. 
Boylece 100 yildan fazla zamandan sonra Hollandada ilk kez bir Kral tahta gecti.
Bu kralin oglu yok, 3 kizi var.
Yani O da taci bir kraliceye devredecek. Dolayisiyla Hollanda'da gecici bir sure icin Kraliceler yerini Krala verdi.


Hersey resmen ama resmen masal gibiydi!
Krallar, kraliceler, prensesler, prensler, pelerinler, taclar!
Hani insan gercek oldugunu bilmese bunun buyuk bir tiyatro oyunu oldugunu bile dusunebilirdi.
Ama sanirim tiyatro oyunu olsa Kofi Annan, Prens Charles ve Camilla'si, Japonya'dan  Litvanya'ya, Cin'den Ispanya'ya onlarca ulkenin prensi, prensesi, krali, kralicesi bu oyunda yer almak uzere Hollandaya gelmezdi.

Vallahi sizi bilmem ama ben sahsen dunyada bu kadar cok prens, prenses falan oldugunu bilmiyordum!
Neredeyse her ulkeden bir tane gelmis.
Su asagidaki fotograftaki herkes prens, prenses, kral ya da kralice.
Hepsi bu kadar da degil dahasi da var!
Vay arkadas bir biz prenses olamamisiz yani halimize yanalim :)


Boyle bloglarda kirmizi hali elstirileri falan yapiyorlar arada.
Cannes film festivalinde kim ne giymis, nasil olmus falan diye.
Ben de gecis toreni izleyince hah dedim bu 30 Nisanin da Kirmizi halisi yazilmali :)
Hatta dedim ben bile yazayim :)
Bak bak bak!
Eh tabi boyle elbiseleri, hele hele taclari falan gorunce insanin akli basindan gitmiyor degil :)
Bu vesileyle Ispanya Prensesi Letizia'ya de tebriklerimi iletmek isterim hakikaten elbisesini cok begendim :)


Ancak bir sure sonra baktim baktim...
Elmaslar, pirlantalar, elbiseler falan tamam!
Allahimiza bin sukur Bulent Ersoy sayesinde bunlardan bin kat buyuklerini bile gorduk biz be!
Asil olacagiz diye oyle cok gosterislisini de takmamislar.
Bizim sanatcilari koy oraya gor sen pirlantayi falan :)

Velakin sirmali kusaklari, madalyalari, kusandiklari kiliclari falan nasil yorumlayayim bilemedim.
Kilici beline geciren gelmis :)
Sanirsin 100 yil savaslarina gececekler Amsterdam'dan :)

Dedikodumu da yapmadan gecmeyecegim!
Yani su Kamila'nin koskoca torene gelirken giydigi kiyafete de bir bakin.


Hic olmus mu Allah askina?
Elinde de sanki bizim sokaga cikarken taktigimiz kaskollardan.
Cik cik cik
Yok iste insanin icinden gelecek!
Prenses de olsan olmayinca olmuyor demek ki.
Oh be hep bir gun boyle bir yorum yapayim istemisim meger iyi geldi :)

Bu torenin bir gece oncesinde Rijks muzesinde Rembrandt'in unlu The Night Watch tablosunun onunde bir Kraliyet yemegi yendi.
Oraya giderken guzel giyinmis ama simdi hakkini yemeyeyim :)


Yine de Danimarka prensesi Mary'in kiyafetiyle karisilatirinca baya sonuk klamis.
Ama olsun olur o kadar :)
Amanin!
Baya baya kiyafet yorumuna daldim ben tutmayin beni :)


Torenler keyifliydi bence.
Zaten ben seramoni insaniyim arkadas!
Seviyorum seramonileri, riituelleri.
O yuzden benim icin gayet guzel bir deneyim oldu bu 30 Nisan diyebilirim.
Yine de yeni Kral Willem Alexander kilise kapisinda pelerinle gorununce gulmedim degil :)
Rituelin parcasi dedik kabullendik ne yapalim ama itiraf ediyorum hala aklima geldikce guluyorum :)
"Baya bildigin Beyaz Atli Prens Pelerini Ozan" diyorum.
"Gulcin adam Prensti zaten" diyor Ozan da sonra yine kopuyoruz gulmekten :)


Kralin pelerini falan var, gosterisli tamam ama benim gordugum kadariyla Kraldan cok eski Prenses, yeni Kralice Maxima ilgi gordu torenlerde. 
Maxima Hollandali degil, Arjantinli.
Sevmisler birbirlerini yine masal gibi bir dugunle evlenmisler zamaninda.
Hollandali olmasa da Hollanda'da oyle cok seviliyor ki Kraliyet ailesine beslenen sempatinin en buyuk kaynagi O demek mumkun.
Nereye gitse, ne yapsa buyuk bir coskuyla karsilaniyor ulkede.
Bu sefer de kural degismedi.
Gunun Kralicesi hakikaten Maxima oldu.
Gunun Kralicesi lafi da simdi tam yerini buldu :)


Sanki Kralice Beatrix yasiyla, basiyla, gormus gecirmis haliyle, torunlariyla ilgilenen babaanne haliyle daha bir yakisiyordu o konuma ama...
Boylece Hollanda Kralicesi Beatrix ile tesekkur ederek, hatta goz yaslariyla vedalasti ve Krali Willem Alexander ve yeni Kralicesi Maxima' ya merhaba dedi.
Su yukaridaki fotograftaki guzel cocuklar da Hollanda'nin yeni prensesleri oldu.

Yani bir anlamda...
Onlar erdi muradina...
Biz cikalim kerevetine...
Bu masalin sonunda da gokten 3 elma dustu.
Ucu de guzel bir haftasonunu bekleyenlerin oldu :)

Not: Biraz uzun bir yazi olmus kusuruma bakmayin :)
Tum fotolar google images.

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails