29 Mart 2013 Cuma

Bir Izmir kacamaginin daha ardindan...

Gecen hafta bugun Izmirdeydim ben.
Heyecanli yolculugum bitmisti, aksam resmen baygin gibi uyumus dinlenmistim, Sabah annemle yollara dusmustuk.
Gecen haftaydi bu daha ama simdi sorsaniz ustunden aylar gecmis gibi.
Sanki bir hafta daha gecse unutacagim bile izmir'de oldugumu. 
Yok unutmamaliyim! E oyleyse yazmaliyim :)



Hava tahminleri yagmur yagmur diye uyarilar verse de gunesle karsiladi yine Izmirim beni.
Canim!
Annemin uyarilari sayesinde ince bir trenckot almistim yanima.
Su Avrupa'nin dondurucu soguklarinda kurtulamadigimiz paltolardan sonra tiril tiril gomlek ustu trenckot bile bana mutluluk sebebi oldu :)

Yagmur yagmadi mi?
Yagdi ama bir saat bile degildi yagan yagmur.
Ardinda mis gibi toprak kokusunu da birakip gidince bulutlar, gunesli Izmirimde annemle yaptigimiz yuruyus bize daha buyuk keyif oldu.

Buldugumuz her arada yok ama ogle yemegi yemedik, yok ustune cay icmedik diye yiyip durmasaydik o yuruyus eminiz ki bize saglik da olacakti.
Ama insan Reyhan pastanesinin Inci pastasina nasil karsi koysun?
Bence hic karsi koymasin!
Hatta Izmire giden, yolu Alsancak'a duzen herkes Reyhan'da Inci pastasinin tadina varsin :)


Babami da cok sasairtarak hemen hemen hic alisveris yapmadim Imzir' de bu sefer.
Eve gelince babam abime bile sormus "Hani nerede bizimkinin paketleri?" diye :)
Hava oyle guzeldi ki sokaklar bize daha cazip geldi.
Zaten o gunesi gormusken hicbir kuvvet beni kapali dukkanlara sokamazdi:)
Bizim bu sefer en uzun vakit gecirdigimiz kapali mekan yine annemin Alsancakta buldugu ikinci el kitapci oldu.
Bayiliyorum/z kitaplarin arasinda dolasmaya.
Eski  kitap kokusu nasil da iyi geliyor insana...


Sahile indik bir de firsat bulunca.
Denize verdik yuzumuzu oturduk sohbet ettik uzun uzun annemle.
Hafif ruzgar Izmir kokusu tasidi burnuma.
Gunes isil isil oyunlar yapti bana Kordonun sularinda.
Soyle baktim bir Izmirime ne kadar ozlemisim yeniden anladim.
Soyle baktim bir aksam eve donunce bizimkilere ne kadar ozlemisimyeniden anladim.
Gectigimiz hafta mutlaka katilmam gereken o toplantilar olmasa ben daha kalirdim Izmirde ama olmadi kalamadim.
Ben sanirim bu sefer hic Izmire doyamadim...


Olsun...
Kisacik da olsa gittim ya.
Kisacik da olsa orada oldum ya ben buna seviniyorum.
ve simdiden yine ilk firsatta gitme planlari yapiyorum.
Neden olmasin ki bakarsiniz bir firsat olur yine...

Hem abim yeni bir tatlici bulmus, biraz da eve uzak.
Yeni bir midyeci bulmus, o da eve biraz uzak.
Sahane!
Aksamlari hadi bana tatli almaya git, benim canim mideye istedi alsana diye iskence yapiyorum O'na
Bu sefer topu topu bir-iki aksam iskence yapabildim.
Gideyim de iskencelerime devam edeyim :)


Ama simdi kisacik da olsa Izmir kacamaginin keyfini sureyim...
Bir de hepimize cok guzel bir haftasonu dileyeyim :)

28 Mart 2013 Perşembe

Tamamdir!

Tam tamina 24 saat oldu ki adsiz yorumlar artik bana ulasmiyor.
Bitti gitti :)

Bu hafta bir toplantilar dizisindeydik yine.
Ne zamanki toplanti icin sizi ofisten cikarip otellere goturuyorlar, iste o zaman korkacaksin. 
Otelde toplanti demek, maillerine bile bakamamak, butun gun o toplantidan baska sey dusunememek, bir odanin icinde konusmak konusmak konusmak demek.
Yani bir nevi yandin!

Ah bir de otelde toplanti demek yedikce yemek, yedikce yemek demek zira her bulunan arada burnumuza yemek dayaniyor.
Kahvenin yanina kurabiye, cayin yanina kek, aksamustu meyve vs.
Ynai tam yandin :)
Bu duruma en guzel yorumu da bizim ekipteki Hindistanlilardan biri yapti:
Biliyor musunuz, Hindistanda yemek uzere hayvanciklari kesmeden bol bol beslerler ki eti cok olsun. Bu toplantilari da o besleme surecine benzetiyorum. Bizi bol bol besliyorlar ki iyice etimizden sutumuzden yaralanilsin.
Vallahi hakli :)
Neyse bol bol beslendik artik sonuclarini da gorecegiz.
Hem tartida hem onumuzdeki haftalarda ofiste :)

Ama ben dun sabah oteldeki toplantiya falan aldirmadim. Herkes kahvanin yaninda kurabiyesini yerken ben hizlica blogumun ayarlarina baktim.
Boylesine bikmisim adsiz yorumlardan yani cikolatali kurabiyeleri kacirmayi bile goze aldim :)
diyecegim de kacirmadim zira ayarlar cok basitmis, yapip cikolatali kurabiyeye kostum :)
Adsiz yorumlari kapattim bitti.
Oh be rahata erdim :)

Sagolsun Sittirella da cok guzel anlatmis yorumlarda, cok tesekkurler Sittirella :)
Yorum ayarlarından 'Kimler yorum yapabilir?' kısmına 'Kayıtlı kullanıcı' seçeneğini işaretlersen ve ''Denetleme isteklerini şu adrese gönder:'' kısmını boş bırakırsan ne yorumla ilgili mail alırsın ne de adsız kullanıcı yorum yapabilir Gülçin.
Ben de bunlari yapmistim.
Ancak yorumlarin mailime gelmesini seviyorum ben, o yuzden farkli olarak sadece onu acik biraktim.


Nihai cozum bu mudur?
Bilmiyorum ama tam 24 sattir adsiz yorumlar gelmiyor onu biliyorum.

Yalniz hayatimda bir bosluk olursa diye kormuyorum desem yalan olur.
Habire dunyanin binbir dilinde ovulup duruyordum.
Aman da ne guzel yazmissin, aman da bir ilham aldim ki sorma, aman da yine gelip okuyacagim.
Hepsi bir anda balon gibi uctu gitti :)

Ne yapayim baktim olmuyor yine degistiririm ayari.
Ne yapacaksiniz insanogluyuz iste! 
Yalandan da olsa iltifat duymak istersek artik cozumu biliyoruz, uygulariz :)

27 Mart 2013 Çarşamba

Bir sey sorabilir miyim?

Bir zamandir bir seyden muzdaribim:
Adsiz yorumlar!

Nasil buluyorlar, nereden buluyorlar benim blogumu bilmiyorum. Ama gercekten bunaltici bir hal aldi.
Maillerime her baktigimda onlarca adsiz yorum.
Spam diyorum, blokla diyorum, onu diyorum bunu diyorum. Yok bir turlu bitip tukenmiyorlar.
Bir de pek uluslararasi adsiz yorumlarim var.
Ingilizce, Italyanca, Ispanyolca, Fransizca.
Yahu su blogta hic yabanci dilde yazi mi var da beni buluyorsunz.
Turkce klavyem olmadigindan yazdiklarimin ne oldugunu anlayamiyorlar muhtemelen bulan geliyor :)
Beklesem bikip giderler mi diye de dusundum ama yok bikmiyorlar :)

Gorebildigim kadariyla bu adsiz yorumlardan kurtulmanin tek yolu yorum sayfasina sifre koymak.
Ama hic sevmiyorum ben o sifre isini.
O yuzden bir sey sorabilir miyim?
Bu adsizlardan kurtulmanin baska bir yolu var mi?

Bu arada artik friend connectimiz olmayacakmis sanirim. 
Niye boyleymis hic anlamadim su bizim bloglarimizin kime ne zarari varmis hic anlamamistim. 
Ama friend connectin yoklugunda ben de bloglovinde olayim dedim :)
Bir rahat birakmadilar yazalim :)





26 Mart 2013 Salı

Yeni bir yol hikayesi...


Ben yola cikarim da yolculuk hikayesi olmaz mi? 
Yine yeniden eskileri aratmayacak heyecanlarla dolu bir yolculuk hikayesiyle karsinizdayim :)


Persembe gunu gule oynaya ciktim evden. Trenler calisiyordu, kar yagmiyordu, her sey vaktinde ilerliyordu. Ben de bu sefer rahat gitme umuduyla dolu yolculuga devam ediyordum. Zaten ne yapsam beni bekleyen macerayi  o anda tahmin edemezdim... 

Havalaninda da hersey yolundaydi. Check-in, pasaport kontrolu, alisveris... Biraz erken gitmisim havalanina ama severim ben zaten havalaninda vakit gecirmeyi, insanlari izlemeyi. Etrafi izlerseniz her havalaninda cok gulenler, cok aglayanlar, dusunenler, usul usul gozyaslari suzulenler, sevdikleriyle telefonda konusup ic cekenler vardir... Yani kafanizda onlara dair hikayeler yazabileceginiz onlarca insan vardir. Ben de hikayeler dusunurum onlar hakkinda ama o hikayeler baska bir yaziya :)

Nasil da kalabalikti bizim ucak. Ogle vakti oldugundan daha cok yaslilar ve bebekler vardi. Hep oyle olur  zaten. Ucak saatine gore yolcu profilini tahmin etmek mumkundur. Sabahin korunde is icin yola cikanlar olur, gecenin korunde sirt cantasiyla gezenler genelde ucaklarda. Ogle ucaklari ise daha aile restorani gibidir :) O yuzden bence yolcular arasinda sohbetin en fazla oldugu ucaklar da ogle ucaklaridir. Ah bir de Hollanda- Turkiye arasinda seyahat ediyorsaniz basustu dolaplarinin en dolu oldugu ucaklar bu ogle vakti olanlardir :) Bizimki de oyleydi...

Herkes bir azimle yerine yerlesirken ben de kitabimi aldim elime ve sakin sakin okumaya basladim. Bu arada Su "Kucuk Mucizeler Dukkani'na Donus" kitabini ne zaman yolda okusam basima bir is geliyor. Su son olayli yolculukta da elimde o kitap vardi. Zaten sadece ucaklarda tahammul edebiliyorum o kitaba. Ama farkettim ki o kitabi okuyunca yolculukta surprizler de beni bekliyor. Eh ne de olsa kitap hayat surprizlerle dolu diyor. Kanitlamasa da olurdu bunu ama sevincliyim kitap bitti :)

Hikayeme geri donecek olursam ozetle...
Ucak havalandi... 
Havada arizalandi... 
"Ucak ici basinctaki problemden dolayi daha fazla tirmanamiyoruz, Amsterdama geri donmeliyiz" dedi pilot. 
Biz daha nasil, ne donmesi diye dusunurken yakiti Izmir'e gidise gore aldigindan ve ucak oldukca agir oldugundan Amsterdam'a hemen inemeyecegimizi de ekledi. 
45 dakika havada dolanacagiz sonra geri donecegiz dedi. 
Ne yalan soyleyeyim guvenlik en onemlisi elbette diye dusundum ama niye ben, niye yine benim bindigim ucak da dedim. 
Belli ki macera yine basliyordu...

Biz kaderimize razi, sagsalim inelim de ne yapalim olsun diye dusunurken o 45 dakika 2,5 saat oldu. Bizim ucak 2,5 saat Amsterdam'in tepesinde dolandi durdu. Bizim kulaklarimiza ve baslarimiza agrilar gelirken, ne zaman inecegiz diye konusurken konusurken ucakta samimi bir ortam da olustu. Ne de olsa ortak sikintilar insani birlestirirdi :)

Hikayeler paylasilirken, 
ah ne olacak nasil yapacagiz derken, 
ucaktaki tum teyzeler dualar okurken ve ucaktaki tum anneler uyuyan cocuklarina bakip su an Izmire dogru gidiyor olsaydik ne guzel uyuyor cocuklar diye konusurken, 
yat kaptani amcamiz bu ucak gece ikiden once kalkmaz diye felaket senaryolari anlatip yine de bir sekilde bizi guldururken... 
Persembe gunu saat 4 civari yani normalde Izmir'e inmesi gereken saatte bizim ucak Amsterdam' a geri geldi. Hicbirimiz ailelerimize haber veremedigimizden ve internette ucak kalmis gorundugunden onca insanin ailesi de havalanina yolcularini karsilamaya gitti.


Amsterdam'a geldigimizde pilotun korkunc kriz yonetimi ile ucakta beklemek de iskenceye donustu. Havalanina geri doner donmez herkes telefonlara sarildi sevdiklerine haber verdi. Ne olacagi belli degildi. Yapacak bir sey yoktu. Daha dogrusu yapilabilecek tek sey beklemekti. Sabirla beklemek. Biz de oyle yaptik. 3 saat once izmire gitmek uzere ayrildigimiz havaalaninda coluk, cocuk, yasli genc oturduk bekledik.

Solunum rahatsizligi olan Manisali amca oksijen tupune siginip bekledi. 
Ikiz bebekleri olan anne, cocuklara nasil mama hazirlayacgiz yine diye dusunerek kizlari ve annesiyle bekledi. 
Tireli oglunu evlendirmeye icin Hollandaya ilk kez gelen aile yol bilmeyiz, iz bilmeyiz ne yapacagiz biz diye endiselenerek bekledi. 
Yat kaptani amca bize onceki yolculuklari hakkinda hikayeler anlatarak bekledi. 
4 aylik Beyza bebek annesinin kucaginda sutunu icerek bekledi. 
Aktarma ucagini kaciracak olanlar havayolu sirketleriyle konusarak bekledi...
Teyzeler, amcalar sohbet ederek ve evet daha cok dua ederek bekledi.

Herkesin hayatin devami icin planlari farkli o an icinse derdi ayniydi.
Bu yolculuk nasil devam edecekti?
Ve...
Ucaga yeniden binmemizi soylediklerinde cikartmalarini havalaninin ortasina yaymis keyif yapan minigin sozleri hepimizin hislerini ozetledi. 
Anne ama bindik ucaga sonra da indik. Ucak bitti. Binmeyelim artik!

Hakliydi cocuk... Bindik ucaga saatlerce uctuk, Izmire inecegimiz saatte Amsterdama geri donduk. Bitmesi lazimdi o gunku yolculugun ama bitmedi... Bekledik bekledik ayni ucaga geri bindik... Niye bilmem ucakca sinirli degil bilakis neseliydik. Ah dejavu bu olsa gerek diye ayni yerlere oturduk. Onlarca esyanin basustu dolaplarina yeniden doldurulmasini izledik :) Haydi bu sefer varalim sag salim Izmire insallah diyerek yola koyulduk.

Yolculugun devami olmasi gerektigi gibiydi...
Sadece artik iyice samimi oldugumuzdan yolcular arasinda konusmalar daha fazlaydi.
Sohbetten kalan zamanda ben yolda Kucuk Mucizeler Dukkanina Donusu bitirdim.
Bitirmek sorundaydim bir yolculuga daha o kitapla cikamazdim :)
Umarim o kitapla beraber bu beklenmedik maceralarin yolculuklarima misafirliklerini de bitirmis oldum :)

Kisacik kaldim Izmir' de. Pazar gunu dondum.
Hic doyamadim! Hic!
Ama herseye ragmen iyi ki gittim de geldim :)

20 Mart 2013 Çarşamba

Gulcin Rotterdam' dan bildiriyor

BU baslik ne Gulcin, zaten hep Rotterdam' dan bildiriyorsun diyorsunuzdur muhtemelen.
Evet oyle ama yaziya bir habercilik havasi katayim dedim :)
Cunku...
Size cok sasiracaginiz bir sey soyleyecegim:
Soyluyorum, soyluyorum, soyluyorum....
An itibariyle Rotterdam'da kar yagiyor!

Hmmm
Sasirmadiniz degil mi?
Aman bosverin.
Vallaha artik ben de sasirmiyorum :)
Bitmeyen Kis koydum bu kisin adini.
Soguk, kar , yagmur artik hicbirine sasirmiyorum :)

Ama aslinda sasirmam lazim.
Olmus Mart' in 20si.
Cemreler dusmus, yerine yerlesmis.
Sosyal medyanin her bir yaninda Bahar geldi! Ah bahar ne guzelsin! Bahar gibisi var mi? Iste Bahar! mesajlari dolasmaya baslamis.
Dallardaki en ufacik hareketlenmeler, patlayan tek bir tomurcuk bile kacirilmadan fotograflarda yerini almis...
Ama Rotterdam' da kar yagiyor.


Kar bildiginiz kar.
Boyle lapa lapa.
Pamuk gibi.
Bembeyaz.
Saka gibi saka :)

Dusundum, dusundum karar verdim.
Madem bahar bana gelmiyor. Ben bahara gideyim dedim.
O yuzden haftasonu icin Izmir' e kaciyorum.
Yarin gidip, pazar sabahi donecegim.
Pazar sabahin koru desem daha uygun aslinda. Sagolsun Sun Express ucak sabah 8:30' da.
Zavalli babam da benim yuzumden dusecek tabi yollara.
Ulan Sun Express don artik duzenine de baslasin Pazar ogleden sonra ucaklari :)

Toplam 2 yaziyla iki gun! Izmirde kalacagimdan muhtemelen pek bir sey yapamayacagiz ama olsun ben gidiyorum :)
Bu kadar kisa kalacagimi duyanlar delisin sen diyorlar ama olsun ben gidiyorum :)
Hayir anlamadigim normalde de pazar ogleden sonra donuyordum, yani toplamda sadece yarim gun daha az kalacagim, neden simdi deli oldum?
Evet evet bence de ben zaten bu konuda asla akilli olmadim :)
O yuzden az olsun, oz olsun ben gidiyorum :)

Yalniz hava durumunu kontrol ettim de...
Izmir' de yagmur mu yagacakmis?
Aman yagsin orada da yagsin!
Aman yagmur benim pesimi bir birakmasin!
Yagarsa yagsin ya ne yapayim.
Ben icimde bahari yasamaya gidiyorum :)


Bu arada son yaptigim olayli yolculuktan sonra hala yola cikabildigim icin kendimi tebrik ediyor bana yollar icin sans dilemenizi rica ediyorum.
Allahim insallah normal insanlar gibi olaysiz, sakin sakin gider donerim yarabbim, Amin :)

Imza: Yollarda basina surekli bir is gelen ama bu sefer gelmemesini yurekten dileyen Gulcin :)

18 Mart 2013 Pazartesi

Evimi seviyorum...*

Haftasonu Ozan' in cok calismasi gerektiginden evimizdeydik cogunlukla.
Ben de eski yazilara bakarken yine yazdigim ama buraya eklemedigim bu yaziyi buldum...
Tam da evimde guzel, keyifli bir pazar gecirmisken o da Gulcince' ye gelsin dedim...
Ve blog yazmaya basladiktan yillar sonra farkettim ki, birkac tanecik de olsa ilk defa evimizle ilgili fotograflari Gulcinceye ekledim :)

Bazi gunler isten eve geliyorum. Yorgun, disaridaki gri havadan usanmis, bazen islanmis. Sonra salona giriyorum. Camlardan disari bakiyorum. Soyle bir, ne yapsam bir turlu sevemedigim koltuga ilisiyor gozum; gulumsuyorum. Sonra pencerelerin onune koydugumuz bir iki resme bakip daha da gulumsuyorum. Gozlerimi dolastiriyorum salonun duvarlarinda. Ve dusunuyorum ben bu evi seviyorum ve biliyorum zamani gelip bu evden ayrildigimizda ben bu evi cok ozleyecegim.

Evlenip sadece bavullarimizla Hollanda'ya geldigimizde tam uc ay otellerde kaldiktan sonra bu eve tasindik biz. Bir 26 Kasim aksami bavullarimizi alip otelden bu evin kapisindan iceri girdik. Geride kalan uc ayda baktigimiz birkac eve isinamayan yuregimiz bu evin kapisindan girdigimiz ilk gun isindi bu eve. Ozanla butun aksami temizlik yaparak gecirdikten sonra benim evi esyali kiralarken hic sevmedigim, hatta hala da sevemedigim ve degistirmek ya da guzellestirmek icin yillardir elimden geleni yaptigim uclu koltuga oturup karsidaki camdan disari baktik. Guzel bu ev dedik sevdik burayi. O gunden beri de hep sevdik biz burayi.




Burasi bizim birlikte bir hayat kurdugumuz ilk ev oldu. Bu evde bir suru misafir agirladik bu evde bir suru guzel anilar biriktirdik. Bu evde agladik, bu evde gulduk, bu evde eglendik, bu evde bunaldik. Bu evde birlikte yasamayi bu evde kucuk bir aile olmayi ogrendik. Ben bu evde ilk sarmami sardim mesela. Ozan bu evde bu kadar buyuk bir snooker sevdalisi oldu.

Cok buyuk bir evimiz yok bizim ama cok kucuk de degil. Bizim icin yeterli, bizim icin ideal diye dusunduk hep. Hem buyuk evi ne yapacagiz burada temizlemesi de zor olur dedik. Bu evi daha da sevdigimiz, daha da rahat ettigimiz bir hale getirmek icin kendi kendimize yillardir ugrastik durduk. yeni bir sifonyer, yeni bir sehpa. Ozan'in benim emperyalist devletler gibi yayildigimi iddia ettigi dolaplara sigabilmek icin ek dolap hatta bir de cekmece derken esyali eve biz de esya aldik durduk.




Gecen gun yine baktim soyle bir bu eve. Dedim ki tasinacak olsak bu evde neler bizim. Gozum ne sehpalari gordu ne cekmeceleri ne de baska bir seyi. Dedim ki bu evdeki anilar, bu evdeki hatiralar bizim. Onlari alsak yanimiza yeter de yine doldu biraz gozlerim. Biliyorum ben bu evi cok ama cok ozlerim...

Annemler ilk evlendiklerinde babamin askerligi icin Kirklareli'ye gitmisler. O vakit kiralik, kucuk bir eve yerlesmisler. Orada anlata anlata bitiremedikleri iki kisilik bir hayat  kurmuslar. Belki de ilk evini cok seviyor insan belki ben de o yuzden burayi bu kadar cok sevdim bilemedim.



Simdi yine disarida yagmur yagarken ben Ozan'in bana hazirladigi guzel kahvemin yaninda nefis bir cikolatayi yiyerek camlardan yagmuru izlerken yine ayni seyi dusundum. Ben bu evi cok ama cok ozlerim...


Yazmisim o gun...
Hala aynen boyle dusunuyorum.
Ve hala bu  yaziyi her okudugumda gulumsuyorum :)
Evimi seviyorum :)

*Colettenin cok sevdigim bloguna da selam olsun diyorum :)

17 Mart 2013 Pazar

Pespembe

Eve cicek almayi cok seviyoruz.

Soyle masanin ustunde, pencerenin onunde rengarenk cicekler olmasina bayiliyoruz.
Sanki bir anda havasi degisiveriyor evin.
Disaridaki gri bulutlara ve soguk havaya inat; sanki bahar geliveriyor eve.
Bakip  bakip seviniyorum renklerine, sekillerine.
Hani diyorlar ya kucuk ayrintilar buyuk degisiklikler yaratabilir ortamlarda diye.
Bence o kucuk ayrintilarin en guzelleri cicekler iste :)
Bu haftasonu bizim ev pespembe :)

15 Mart 2013 Cuma

Ic dokme...

Bu ara biraz sakinlesmek istiyorum.
Sakinlesip dusunebilmek.
Ne hissettigimi, ne yapmak istedigimi gercekten anlayabilmek istiyorum.
Hayat izin vermiyor, her zamanki gibi.
Is, guc, misafir, gunluk telaseler, o, bu, su derken...
bir bakiyorum gunler bir bir gidiyor.
Gitmesinler istiyorum ben.
Sakinlessin hayat istiyorum.
Dusunecek, aklimdakileri taratacak, icimden gecenleri dinleyecek vaktim olsun istiyorum.
Olmuyor...

Ama biliyorum sadece vaktisizlikten ya da hayat telasesinden degil benim kendimi dinleyemem.
Biliyorum biraz da ben bunu yapmaktan kaciyorum.
Size de olmaz mi ara sira boyle?
Dusunmeye baslamaktan korktugunuz olmaz mi yani?
Kendi kendinizi huzursuz edeceginizden korktugunuz olmaz mi?

Boyle zamanlarda aklima kitap cumleleri geliyor.
Hayatimi altust etmekten korkuyorum.
Birak alt ust olsun.
Altinin ustunden daha iyi olmadigini nereden biliyorsun ki...
Bilmiyorum elbette.
Ama altinin ustunden daha kotu olmayacagini nereden bilecegim ki...

Bilemem biliyorum.
O yuzden yine kendimi o aktiviteden bu  aktiviteye atiyorum.
Proje bittigi icin ulkesine donen arkadaslarimin ardindan uzuluyorum.
Bitmeyen kisa soyleniyorum.
Ona, buna, suna bahane buluyorum.
Dusunmekten kaciyorum.

Ama aslinda bu ara biraz sakinlesmek istiyorum ben.
Sakinlesip dusunebilmek.
Ne hissettigimi, ne yapmak istedigimi gercekten anlayabilmek istiyorum.
Olmuyor.
Neden olmadigini da bu yaziyi yazarken buldum.
Cunku...
Galiba dusunmek icin kendime izin vermiyorum...


Bir zaman gelecek elbette ben de kendime izin verecegim.
belki de sabretmeliyim.
ben sabrederken...
Hepimize sakinlesebildigimiz huzurlu bir haftasonu diliyorum...

13 Mart 2013 Çarşamba

Bu kadari tesaduf olamaz

Bu ara tuhaf bir sey yasaniyor.
Hani bu kadari da tesaduf olamaz dedigim bir sey.
Gercekten.
Bakin anlatayim size de.

Pazar aksami Ozan sebepsiz yere uyanmis bir daha da uyuyamamis.
Pazartesi gunu de onemli bir gundu onun icin. Zombi gibi gitti ise yazik.
Neyse gunu kotardi geldi ama resmen bitmis! Pazartesi aksami saat 9 civari evimizin sahnelerinden ayrildi kendisi.
O guzel bir uyku cekerken ben de biraz evde takildim.
Ortaligi topladim.
Yikanmis camasirlari astim.
Biraz da kitap okudum ve kendimi uykunun tatli kollarina teslim ettim.
Cok normal bir aksam gibi degil mi?

Yok normal degildi.
Uykunun tatli kollari gece 2:30 civari beni yere firlativerdiler.
Uyandim.
Ve sabah 5:30 a kadar ne yapsam uyuyamadim.
Sali gunu de oyle yogun bir gundu ki. Zombi gibi gittim ise.
Gunu kotardim diyecegim de nasil kotardim siz onu bana sorun.

Iki gece ustuste evde yasanan bu uykusuzluk halini bir seye yormadik tabi ki.
Aa tesaduf dedik.

Sonra dun sabah Goncamla konustum.
Sorma GB ben de gece uyandim 3 civari bir daha da  uyuyamadim dedi.
Ettik mi 3 kisi! 
Neyse tepkimiz yine ayni oldu: Aaa ne buyuk tesaduf!

Ofiste karsimda oturan bir arkadasim var.
Yorgun gorunuyorsun dedi anlattim. Ah sorma ben de uyuyamadim gece dedi.
Uykusuzlar toplulugumuz bir cig gibi buyuyordu.
Aaa ne buyuk tesaduf!

Gun icinde anladim ki bu kadarla kalmiyordu toplulugumuz.
Pazar ve Pazartesi aksami uyuyamayan sadece biz degildik.
Carpraz masa, arka masa, diger departman.
Meger bir suru insan ayni haldeymis.
Ofiste konustugum 7 kisiden benzer hikayeler dinledim.
E ama bu kadari da tesaduf olamaz degil mi?

Gece yatiyoruz hicbir sey yok.
Sabaha karsi sebepsiz uyaniyoruz.
Sonra ne yaparsan yap bir daha uyku yok!
Herkesin yasadigi sey ayni.
Tam uc gecedir.

Niye uyuyamiyoruz biz?
Ya da soyle sorayim bir uyuyamayan biz miyiz?
Yoksa siz de ayni halde misiniz?

11 Mart 2013 Pazartesi

Okuduk: Olasiliksiz

Kitabin ilk sayfasinda "Ozan, 03.02.2008, Istanbul" yaziyor.

Ozan' in bu kitabi aldigi gunu hatirliyorum. Yilbasini arkadaslarimizla gecirmek icin istanbul'a gitmistik. Donuste havalanindan almisti Ozan bu kitabi. Okudu, kutuphanemize kaldirdi. Sonra defalarca elime aldim ben de Olasiliksiz'i. Kutuphanenin tozunu alirken, kutuphanenin yerini degistirirken, kitaplari duzenlerken... Ama hic okumadim. Okumayi dusunmedim bile.

O zaman bana gore bu kitabi okuma olasiligim sifirdi.
Olasilik kuramina gore ise olasiliksiz bir sey yoktu.
Sonucta ben haksiz ciktim; olasilik kurami ise her zamanki gibi hakli.
Gectigimiz haftalarda elime aldim kitabi.
Arka kapaginda soyle yaziyordu:

Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi?

Siz hiç Loto’da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! Onlar sizden daha mı şanslılar?

Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı?

Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parkta baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. Evet, Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; Geçmiş mi, rüya mi yoksa geleceği mi görüyorsunuz? Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘OlasılıkSız’ tam size göre bir roman..

Iste son paragraf bana bu kitabi okumaliyim diye dusunduren oldu.
Cunku hep basima gelir bu benim. Bir insani daha onceden tanimisim gibi, bir cumleyi daha once kurmusum gibi, bir ani daha once yasamisim gibi hissederim hep.
Size oyle gelmez mi arada?
Kontrol kimde?
Niye bana/bize oluyor bu?

Merak ettim, okudum.
ve... 
Romani cok begendim.
Ancak fizik, olasilik kisimlarinin bir kisminda itiraf ediyorum, bitsin buralar diye dusundum. Olasilik bir yere kadar tamam, yalniz fizik dediniz mi uzgunum ama ben yokum. Sirf fizik dersine mesafemden oturu TMci olmus bir insanim ben. Ustelik bizim zamanimizda FMci olmak cok havali!, TMci olmak aa niye ki! oldugu halde. Yillar sonra bu kitabi okurken, o vakitler kendi adim cok dogru bir karar vermisim onu anladim. Fizik... Romanda bile olsa, yok yapamiyorum. Hayir bir de oku gec degil mi? Yok illa anlamaya calisiyorum. geriye donup bir daha bir daha okuyorum. Sanki sonra sozlu sinava sokacaklar beni :) Velhasil kelam kitabin o kisimlarini okumak benim icin cok da keyifli degildi.  

Fizik dersleri disindaki kisimlar ise benim icin cok guzeldi. Guzel mi demeliyim bu kitap icin bilemiyorum aslinda. Degisikti Olasiliksiz. Ucsuz bucaksiz, sinirsiz bir kitapti. Insani bazi seyleri bambaska bir acidan dusunmeye yonlendiren farkli bir kitapti. Galiba ozetle, ufkumu acan, yeni seyler dusunmemi saglayan sevdigim bir kitapti.

Kitabi bitirdikten sonra donup bakinca isaretledigim kisimlar arasinda en cok su ikisini sevdim:

"... Bazen cocuklar yetiskinlerin goremedikleri seyleri gorurler.Gencken zihnimiz daha acikti. Ama daha onemlisi cocuklar ruyalarinda goruklerine inanirlar. Iste bu yuzden cocuklar kendilerini itfaiyeci, astranot, kahraman olarak gorebilirler. Buyudukce 'bu mantiksiz goruntuleri' goz ard etmeyi ogretirler bizlere....

...

 "...'Satranç hayat gibidir David,' demişti babası. 'her parçanın kendi işlevi vardır. Bazıları zayıftır, bazıları ise güçlü. Bazıları oyunun başında işine yarar, bazılarıysa sonunda. Ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. Aynen hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz. On parçanı kaybedip, yine de kazanabilirsin oyunu. Satrancın güzelliği budur işte. İşler her an tersine dönebilir. Kazanmak için yapman gereken tek şey tahtanın üzerindeki olası hamleleri ve anlamlarını iyi bilmek ve karşındakinin ne yapacağını kestirebilmek.'
'Yani bu geleceği tahmin etmek gibi bir şey mi?' diye sordu Caine.
'Tahmin etmek imkansızdır. Ama şimdiki zamanı çok iyi bilirsen geleceği kontrol edebilirsin.'..."

Oyle mi gercekten?
Kitap bir cevap veriyor bu soruya.
bense kendi aklimda bu sorunun cevabini hala bulamadim.
Ve evet dun yine bir an oldu...
ben sanki "o ani " daha once de yasadim...

8 Mart 2013 Cuma

Biraz sinirli bir kutlama

8 Mart Dunya Kadinlar Gunumuz kutlu olsun!

Kutluyorum ama kendi bildigim yontemlerle.
Yoksa pek cogumuz gibi ben de, ozellikle son yillarda algilandigi sekliyle 8 Mart kutlamalarini sevmiyorum.
Binbir turlu alisveris sitesinden gelen haydi kendiniz icin bir sey yapin temali maillerle 8 Mart kutladigini zanneden zihniyete de sinir oluyorum

Haydi kendiniz icin bir sey yapin.
Aa kadinlar ne yapar?
Alisveris!

Oldu!
Bir de sartli, kuralli ve hatta saatli ama alisverisler.
Bugun 8 Mart Kadinlar Gunu. Haydi hayatinizdaki kadinlari mutlu etmek icin son saatler yazan bir mail aldim ben.
Saka yapmiyorum, hakikaten tam da boyle bir cumle var mailde.

Hani kadinlar ne ister, sunu ister bunu ister ve hatta dunya kadinsiz, kadinlar ciceksiz olmaz (ki bu slogana gercekten sinir oluyorum) gibi abuk sabuk seyleri gormustum. Ama son sattler diye uyari maili de geldi ya artik kantarin topuzu iyice kacti sanirim.
Aman her seyi tuketim firsatina donusturun siz!
Mumkun oldugunca alisveris yaptirin!

Bu anlayisla 8 Marta yuklenen anlamlari sevmiyorum.
Boyle bir gunun bile tuketime, daha cok tuketime alet edilmesindense bildiginiz nefret ediyorum.

Ne var canim insanlar birbirine hediye alsin, ne var canim kadinlar bugun erkeklerden hediye alsin, ne var canim kiymet gorsunler bugun demeyin.
Demeyelim.
Boyle kiymeti de ben almayayim tesekkur ederim.

8 Mart' ta eve gelen bir cicege, ofise girerken verilen bir karanfile itirazim yok elbette.
Ama Son saatler haydi hayatinizdaki kadini alisveris yaparak mutlu edine, bugun! kadinlari mutlu edine variyorsa is yok ben buna itiraz ediyorum.

Bir gun degil her gun mutlu oldugumuz, bir gun degil her gun mutlu ve huzurlu kadinlarla birlikte yasadigimiz, sadece tuketerek degil ureterek mutlu oldugumuz bir dunya olsun.
Bunun icin yanyana gelen, birlikte kutlamalar yapan, sadece kendi icin degil dunyadaki butun kadinlar icin 8 Mart' i kutlayan hepimizin de 8 Mart' i kutlu olsun...

6 Mart 2013 Çarşamba

Gunes var bizim burada gunes!

Bugun once sunu yazmak istedim.
Pazartesi gunu o yaziyi sadece kendime bazi seyleri hatirlatmak icin yazdim.
Cunku Cuma gnu yine zor bir gundu benim icin.
Yorumlarda da dedigim gibi hicbir seyi basarmis gibi gormuyorum kendimi, basardim demiyorum Aman ne haddime :) 
Hala cok da sevmedigim bir iste calisiyorum.
Ve hala is icin uzulebiliyorum.
Cuma gunu oldugu gibi.
Ama son uc yildir sadece dengeyi biraz daha iyi kurmaya calisiyorum o kadar. 
Bu konuda gidilecek yol uzun olsa da yola hic cikmamais olmaktan iyidir halim diye seviniyorum iste fukaraca :)

Bugune gelisem...
Bu hafta yine sevinecegim bir sey var Hollanda'da.
Gunes!
Gercekten gunes var burada gunes :)
Hatta neredeyse bildiginiz bahar yasaniyor bizim burada.
Hava 15- 16 derece.
Dun geldi bahar yarin gidecekmis.
Ama olsun verdigi, gecici de olsa, keyif yetiyor bize.
Hemen cikardim baharlik elbiselerimi birer birer giyiyorum.
Zaten yilda 2-3 defa firsat oluyor onlari giymeye kacirmayayim bu firsati da diyorum :)


Sicaga bagli olarak komik seyler de yasanmiyor degil.
Mesela dun ofiste cok guldum ben :)
Disari 15- 16 dereceyken ofisteki klimalar bozulmasin mi?
Aman yarabbim bu Hollandalilar icin ne buyuk bir travma bilemezsiniz :)
Tamami cam bir ofiste calisiyoruz biz, sera gibi.
O camlardan gelen isiyla iyice isindi mi icerisi.
Ofistekilerde bir panik bir panik :)

Nasil bir ruh halleri varsa hepsinin masasinda da bir derece.
Sanirsin ulkede hava kosullari cok degisiyor da o derecelerden takip ediyorlar.
Yilin %90ninda hava sicakliginin 10 derece civarinda oldugu bir ulkede, ustelik ofiste calisan insanlarin niye derecesi var yok anlamiyorum.
Anlamiyordum.
Dun anladim!
Meger icerinin sicakligini olcuyorlarmis :)
E tabi ciftci mi adamlar disaridaki sicaklikla ilgilensin.
Ofisin sicakligiymis meraklari.
Nedense :)



Dun o derecelerin hepsi kullanildi iste!
Bir baktim herkes birbirine dereceleri gosteriyor bak bak diye.
Dun icerisi olmus mu 26 derece.
Aman ne buyuk olay :)
Nasil huysuzlaniyorlar gorulmeye deger.
Onlar huysuzlanadursun ben nasil seviniyorum bakin iste o da gorulmeye deger :)
Oh iligim kemigim isindi vallahi :)

Hemen indik asagiya marketten bir suru dondurma aldik.
Geldik ofise dagittik dondurmalari.
26 derecelik ofisimizde afiyetle dondurma yiye yiye calistik.
Cok keyifliydi!
Evet evet sadece benim icin :)
Digerlerinin durumdan memnun olduklarini yok soyleyemeyecegim :)

Havanin guzelligine en cok hayran oldugum anlardan biri de gun batimlari.
Resmen tablo gibi oluyor etraf.
Izlemeye doyulmayan renkler!
Gunun sonunu buyuk bir heyecanla bekliyorum bu ara. 
Bakalim gun batimi nasil bir solen hazirlayacak bize diye.
Iste geliyoruz yine ayni noktaya: 
Gunes nasil guzel bir seysin sen :)


Ama her guzel seyin bir sonu var.
Hollandada yasiyorsan sicagin sonu kesin var :)
Bizim icin bu seferlik o son bugun.
Yarindan itibaren dusuyor yine hava sicakligi.
O yuzden ben de ustumde baharlik elbisem, elimde buzlu cay bahar keyfi yapiyorum su anda.
Ne olur ne olmaz ben varken kiymetini bileyim degil mi ama :)

4 Mart 2013 Pazartesi

Simdi hatirlamamin tam zamani


Tam uc yil oldu ben hayati baska gormeye baslayali...
Ve simdi neler yasamistim ve nasil boyle dusunmeye baslamistim hatirlamamin tam zamani...

Uc yil once bu zamanlar ben profosyonel hayatimin en zor zamanlarindan birini yasadim.

Uc yil once bu zamanlar ben kendimce dibi gordum. Etrafimda sular yukseldi, ne kadar cirpinirsam cirpinayim o sularin icinde nefes alamadim.

Uc yil once bu zamanlar ben bir tek kararla hayatimin butun dengesini yerinden oynattim ya da oyle sandim. Sanki bir yapbozun en ortasindaki parcaydi o karar ve o parcayi cikarinca yerine yenisini koymadan diger parcalar darmadagan olacak sandim. Ustelik buna inandim. Ustelik bu daha olmadan ben bunun icin uzuldum hirpalandim.

Uc yil once bu zamanlar ben bir ruzgar estirdim hayatimda. O ruzgarin arkasindan oyle cok ufledim ki onu bir firtina yaptim. Tek bir yapragi koparaip gidecekti o kucuk ruzgar ben butun yapraklari firtinamla ayaga kaldirdim.

Uc yil once bu zamanlar ben buyurken kuculmenin ne demek oldugunu anladim. Yasim buyurken karar veremeyecek kadar kucuk oldum, kararlarimin altinda ezilecek kadar ufaldim, kararlarimin golgesinde kalacak kadar zayifladim.

Uc yil once bu zamanlar ben tokezledim. Dogrulup yoluma gitmektense dusup surunmeyi tercih ettim. Hala ayakta olup "ver elini seni kaldiralim" diyenleri duyamayacak kadar sagirdim. "Bak ben onden gidiyorum beni takip et" diyenleri goremeyecek kadar kor. Mantigimin soylediklerini, duygularimin soylediklerine galip getirip konusamayacak kadar dilsiz de oldum.

Ama uc yil once bu zamanlar ben ne kadar sansli bir insanmisim yeniden anladim. Yanimda olanlarin sadece ben oldugum icin yanimda olduklarini gordum. Arkadas dediklerimin ben caresizlik icinde hissederken soguk kanli kalip yanimda olmak icin elinden geleni yaptiklarini gordum. Ozanin "Dusersen dus kalkar yururuz yine birlikte" diyen oldugunu gordum. Ailemin ne yaparsam yapayim yanimda olacagina bir kez daha inandim. Nilgun ablamin hata yapmam icin bana sonsuz kredi verdigini bir kez daha gordum.

Uc yil once bu zamanlar hayatimin ben izin verdigim surece guzellesebilecegini ogrendim. Sadece ileriye degil, o an etrafimda olanlara da bakmazsam hayati kaciracagimi ogrendim. Aslinda gulumsemem icin hayatimda cok sey oldugunu ama benim hep onlari unuttugumu anladim.

Unutmayayim diye uc yil once bu zamanlar ben bu blogu yazmaya basladim.

Uc yil once bu zamanlar ben sadece is degistirmistim ve yasadiklarimla hayatimin isten ibaret olmadigini bir kez daha anladim

Ve uc yil sonra yine bir Mart ayinda cikardim bu yaziyi okudum.
Hatta Gulcince'de de olsun bana o zamanlari hatirlatsin istedim.
Tam da zamaniydi benim icin. 
Cunku tam uc yil oldu ben hayati baska gormeye baslayali...
Artik kistan ne kadar sikayet edersem edeyim yazilarin sonu hep ama olsun diye bitiriyorum ya... 
Kendimi yollardan alamiyorum hep gezmek istiyorum ya... 
Ne olursa olsun illa olumlu bir taraftan bakmaya calisiyorum ya...
Bazen nedir bu polyannacilik diyenler oluyor, bazen aman senin hic derdin yok heralde diyenler de oluyor, bazen hayat sana guzel tasalanmiyorsun demek diyenler oluyor.
Yok hicbiri degil
Derdim oluyor, uzuldugum cok sey oluyor, tasalanacagim binlerce sey cikiyor onume. Ama ben yine de olumlu tarafindan bakmaya calisiyorum herseye. 
Cunku tam uc yil oldu ben hayati baska gormeye baslayali...
Ve ben uc yil once yasadigimiz o kabus gibi gunlerden sonra disarida firtina olmus, kar olmus, yagmur olmus bir yerden sonra umursamiyorum bile. 
Ve ben uc yil yasadigimiz o kabus gibi gunlerden sonra,  biraz olsun anladim insani bunaltan da, yikan da, gulduren de, mutlu kilan da icindeki firtina ya da gunes aslinda. 
Kimileri yasayarak ogrenir, kimileri okuyarak. 
Kimileri gozlemleyerek ogrenir, kimileri dinleyerek. 
Ben yasadim. Yasadim ve ogrendim. 
Yok aslinda ogrenmedim sadece ogrenmeye basladim. 
Onemli olan, cok buyuk ve gercekten degecek sorunlar olmadigi surece, icimizdeki firtinalari dindirmek yoksa hava gunes olmus, deniz piril piril olmus onemli degil. 
Onemli olan, cok buyuk ve gercekten degecek sorunlar olmadigi surece, icimizdeki firtinalari dindirip biraz olsun olumluyu gorebilmek yoksa disarisi gulluk glistanlik olmus onemli degil.
Tam uc yil oldu ben hayati baska gormeye baslayali...

Ve simdi neler yasamistim ve nasil boyle dusunmeye baslamistim hatirlamamin tam zamani...
Neden mi simdi?
Nedenini bosveriyorum ben. 
Cunku bazi seylere bosverebilmek de hayati baska gormenin en onemli parcasi...

3 Mart 2013 Pazar

Izledik: Django Unchained

Tarantino filmlerini seviyoruz biz.
Dolayisiyla Django da fragmanlarini ilk gordugumuzden beri gidilecekler arasindaydi bizim icin.
Gectigimiz haftasonlarindan birinde kalktik gittik.
Film 3 saate yakin suruyor.
Gercekten uzun.
Bazi sahnelerde buna gerek varmiymis diye dusundugum de oldu benim ama evet izleniyor.
Nihayetinde Tarantino filmi, ne olursa olsun cizginin ustunde. 



Dedim ya Tarantino filmlerini seviyoruz biz.
O yuzden Django Unchained filmini de sevdik.
Ozellikle disci rolundeki Christoph Waltz'a bayildik!
Alman aksaniyla ingilizceyi bana Christoph Waltz sevdirecek sanirim.
Once Inglourious Basterds, ki benim bayildigim bir filmdi,  simdi de buradaki performans. 
Tek kelimeyle muhtesem!
"Oscar'i gecen yil almis. Dilerim bu yil da onun ellerinde olur. Hakediyor cunku" yazmisim bu yaziyi hazirlarken, sasirtmadi aldi Oscar'i da :)


Tarantino klasikleri de coktu filmde bence.
Dumanlar arasinda vakur bir edayla cikan kahraman. Arkada akillarda kalacak bir muzik.
Benim cok sevdigim arada sinir bozucu olabilen yavaslik ki Kill Bill'de cok vardi bence.
Patlama ani, cok guzel mucadele kavga sahneleri.
Konudan bagimsiz harika oyunculuklarla izlemeye doyulmayan sahneler. 
Ki benim icin Christoph Waltz kadar Samuel Jackson sahneleri de izlemeye doyulmayanlardandi.



Yani ozetle benim ne kadar izlersem izleyeyim bikmayacagim Tarantino klasiklerinden mahrum edilmemistik bu sefer de ne mutlu ki.
Ama hemen hemen her Tarantino filminde gormeye alistigimiz o yuksek final sahnesi bu sefer yok muydu bana mi oyle geldi bilemedim?

Nihayetinde izledigimize cok sevdigimiz filmlerden oldu Django Unchained bizim.
Kill Bill kadar muzikleri aklimda kalmasa da...
Inglourious Basterds kadar filmi izledikten sonra gunlerce aa su sahneyi de hatirladin mi, bu sahne nasildi ama diye konusmamis olsam da...
Iyi ki Django Unchained'i izledim.



Tamam filmi genel olarak begendim, oyunculara bayildim, benim icin guzel bir filmdi diyorum.
Hersey tamam da bu film neden en iyi-orjinal senaryo oskari aldi iste bunu hic anlamdim...
Heralde bu da benim sinema cahilligim :)

1 Mart 2013 Cuma

Bugun de bunu cok sevdim


Daha Pazar aksamindan bu haftanin cok zor olacagini, cok yorulacagimizi, bitse de kurtulsam diyecegimi biliyordum.
Ama bu kadar yorulacagimi, bu kadar bunalacagimi, bu kadar hatta Ama yeter bitsin! Patlamak uzereyim! Biri beni kurtarsin! diye dusunecegimi yok bilmiyordum.

Ama bitti iste.
Yani bitmek uzere :)
O yuzden ben de simdiden haftasonunu dusunup seviniyorum. 
Bir de dun aksamdan beri bir iki yil once gordugum ve dun aksam da karsima cikan bu teyzelerime bakip bakip guluyorum.

Onlarin nesesinin birazi olsun bizimle olsun bu haftasonu.
Birazi bile yeter ama degil mi :)


Cok guluyorum onlara cok :)
Hepimize mutlu, neseli, huzurlu haftasonlari :)

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails