30 Kasım 2012 Cuma

Gule gule sonbahar

Kasim ayini cok sevdim bu sene ben.
Evimde doya doya vakit gecirdim.
Arkadaslarimi gordum.
Okudum, yazdim, seyrettim.
Hafta icleri cok calistim, haftasonlari olabildigince dinlendim, eglendim.
Pisirdim, tasirdim, denedim, evimde kendimi egledim.
Yurudum, kostum ve hatta zumbaya basladim :)
Rotterdamin keyfini elimden geldigince cikardim.

Bir yandan cok hareketli, bir yandan cok sakin.
Bir yandan yorucu, bir yandan cok dingin.
Bir yandan soguk, bir yandan bizi yalniz birakmayan gunesiyle izlemesi enfesti bu Kasimda Rotterdam.
Iste o izlemesi doyumsuz goruntulerden biri, burada cok sevdigimiz bir abimizin kamerasindan, eklensin hatiralamarimin arasina...

Kasim ayi da bitti.
Resmi olarak gue gule sonbahar...




29 Kasım 2012 Perşembe

Bugun de bunu cok sevdim (13)

Boynum daha iyi.
Is disinda bilgisayari azaltmanin gercekten faydasi oldu.
Gectigimiz haftasonundan beri hic evde bilgisayara bakmadim.
Resmen iyilesiyorum :)
Cok sukur!
Isten bu hafta en erken 8 de cikabilmis olmasam iyilesmis bile olacaktim bence ama buna da sukur. 

Hep boyle olur ya.
Dokuz ayin carsambasi bir arada.
Insan bir agiz tadiyla calisamiyorum ben kardesim bile diyemiyor.
Butun islerin bitirilme tarihleri ust uste binsin!
Her sey patlasin!
Butun testler yanlis olsun!
Sonra Gulcin'in boynu neden agriyor?
Iyi bile dayaniyor bence.

Dun yine doktora gittim.
Nasilsin dedi?
Is guc anlatmaya basladim.
Yazik dinliyor da :)
Ama sanirim bir sonraki seanstan sonra "sana ben yardim edemem sen psikolaga git" falan diyecek.
Bilse benim ondan baska beklentilerim var.
Biraz bizim islere el atsin istiyorum.
Gozlerinden anladim akilli adam!
Isterse yapabilir biliyorum ben :)
Gelsin beni kurtarsin bu ekiptekilerin bazilarindan.

Soyle insanlar var mesela:
Diyelim formulumuz bu:
A+B-C=D
Ama bakiyoruz ki sonuc bir turlu D cikmiyor.
Test etmediniz mi bunu diyorum
A+B'ye baktik diyor.
C'yi oraya sus koymuslar zaten.
Hani oyle kendi kendine takilsin diye.
Sekil olarak guzel duruyor diye.
Allahim bayilicam!

Neyse ben sunu demeye gelmistim.
Boyle bir site buldum bugun de bunu cok sevdim :)


Ben robocop gibi oldugumdan cogunu yapamiyorum bunlarin. 
Zaten su ara doktorun dedikleri disinda hicbir sey yapmiyorum
Ama dikkatli olunursa yapilabilecek seyler var sanki :)

Eh tabi bu gunlerde benim de ancak boyle bir seyi sevmem beklenebilirdi degil mi :)


27 Kasım 2012 Salı

Yine yine yine...

Yine yine yine boyun agrilari.
Heralde burada bir takvim olustursaydim ne zamanlar boynum agridi diye karsimiza pek de ic acici bir tabo cikmayacakti.
Cuma sabahi basladi yine agrilar.
Neden? 
Bilmiyoruz.
Belki cok calistim.
Belki evde ipadle fazla hasir nesir oldum.
Belki yoruldum.
Belki cok sinirlendim.
Belki biri, belki birkaci, belki de hepsi.
Bilmiyorum.
Artik agri neden siddetleniyor takip edemiyorum.
Sadece sabah bir kalkiyorum ki sacimi taramak bile iskence.
Ise geliyorum bilgisayar daha da fena yapiyor.

Buradaki doktoruma gore zaten en buyuk sebep bilgisayar.
Direktifleri verdi: Bilgisayar olabildigince az kullanilacak.
Butun isi-gucu bilgisayar olan bir insan icin oyle zor ki bu direktiflere uymak.

Iste o yuzden...
Nasil olacak bilmiyorum ama is disinda bilgisayar kullanimini azaltabildigim kadar azaltacagim.
Gun icinde ofisteyim zaten vakit gecip gidiyor da, aksamlari kendimi nasil oyalayacagim bilmiyorum.
El isi yapamiyorum.
Ev isi yapamiyorum.
Hava soguk, iyice boynumu usutmeyeyim diye, ofis- ev arasindaki mesafe disinda sokaklarda cok dolanamiyorum.
Kitap bile tutamiyorum uzun sure.
Nasil olacak bilmiyorum.
Ama olacak.
Doktora gore olmak zorunda.
Cunku daha cok gencmisim.
Evete evet ben :)
Doktor oyle dedi vallaha ben bilmem :)

Iste boyle.
Gun be gun daha iyi oluyorum ama biraz dikkat etmem sart galiba.
Ben umursamadikca, kendini hatirlatmak icin herseyi yapiyor boynum bana.
Belki de biraz vucudumun verdigi isaretleri dinlemeliyim.
En azindan cabalamaliyim.

Blog yazacagim elbette.
Okuyacagim da.
Benim de kendime ait en buyuk keyfim bunlar.
Ama cok sevdigim halde yorumlariniza cevap veremezsem ya da ortalikta cok gozukmezsem affedin beni.
Biraz dinlensin boynum sonra yine aranizdayim.
Dikkat edersem hemen gecer bence zaten :)

Imza:
Genc Gulcin :)
Ben bilmem vallaha doktor oyle dedi :)

26 Kasım 2012 Pazartesi

Izledik: Nar

Uzun zamandir istiyordum Nar filmini izlemeyi.
Hakkinda ya iyi seyler duymustum, ya da kotu seyler.
Ne herkes begenmisti filmi, ne de herkes aman izlemeyin demisti.
Bu farkli gorusler beni daha da meraklandirdi film hakkinda.
Amsterdam'da film festivaline gelmis ama olmadi gidemedik, izleyemedim.
Gectigimiz Sali aksami ise sadece 1 gosterim icin Rotterdamdaydi.
Hani su benim cok sevdigim su kenarindaki sinemada.
Odum koptu toplantilar bitmeyecek de yetisemeyecegim diye.
Ama sans iste; o gun isler yolunda gitti ve benim de arkadaslarimla filmi izleme firsatim oldu.
Toplam 6 kisiydik sinemada.
1 gosterim var Rotterdamda ve sinemada 6 kisi.

Neyse filme gelecek olursak ben begendim Nar'i.
Ozellikle Serra Yilmaz'in muthis oyunculugu icin iyi ki izlemisim dedim.
Kendi adima filmin sonu, baslari kadar keyif vermedi bana ama genel olarak izledigime sevindigim bir filmdi.
Fazla detay vermek istemiyorum elbette.
Izlememis olanlar icin tadini kacirmak istemem filmin.
Konusu kendi sitelerinden yaptigim alintiyla asagida:
Bir kadın kendi adaletinin peşine düşüyor ve dördü de farklı inanıştaki, farklı insanların hayatları aynı evin içinde, hem de yarım gün gibi çok kısa bir sürede aynı öykü çevresinde kurgulanıyor. 

"Hepimiz nar taneleri gibi birbirinden ayrıyız: Hem çok benzeriz, hem de çok farklıyız. Ama açılmamış bir bütün nar gibiyiz aynı zamanda." diyor senarist ve yönetmen Ümit Ünal 2001 yılı içerisinde çektiği son filmi Nar'ı tanımlarken. 



İnsanın hayatındaki diğer insanlara duyduğu güven, karşılıklı inanç ve adalet duygularının sorgulanmasından yola çıkan film, insanları birarada tutan bağların kaybolması ile meyvenin kabuğu çatladıktan sonra nar tanelerinin etrafa saçılmasını özdeşleştiren bir anlatım sergiliyor...

Ana karakterlerden ikisi, Serra Yilmaz ve kapiciyi canlandiran Erdem Akakce oyunculuklari ile ovguyu hakediyor.
Diger iki karakterse, belki de cok guclu oyuncularin yaninda oynamanin da etkisiyle, sanki biraz zayif kaliyor.
Kliseler var; ama farkliliklarin yaninda sayica oldukca az.
Akici, guzel, tadinda bir film olmus bence.
Son olarak benim filmden unutmak istemedigim bir ayrinti da Monnak Noni.
Siz de ne ola ki bu Monnak Noni diye dusunuyorsaniz, o da filmin icinde...
Izleyecek olanlara simdiden iyi seyirler...

Iste burada da filmin fragmani...

Bu arada iyi haftalar olsun hepimize...

23 Kasım 2012 Cuma

Bugun de bunu cok sevdim (12)

Zaman zaman size de olur mu bilmem;
ben bazen yollarda dolasirken daha once kimler yurumus buralarda diye dusunuyorum.
Kimler yasamis.
Kimler kahkahalar atmis.
Kimler yakalamac oynamis mesela.
Ya da bazen daha kotusu
Kimler bagirmis, kavga etmis ve hatta savasmis.

Hemen ustunden gectigimiz yollarda.
Ekmek aldigimiz kosede.
Ne bileyim cicekciyle her zaman konustugumuz sokak basinda.
Bizden once neler yasanmis acaba?
Dusunuyorum...

Benzer bir histen yola cikmasa da Hollandali tarihci Jo Hedwig Teeuwisse, benim bu merakima denk dusen ve ilgimi cok ceken bir projeye imza atmis.

Ghosts of World War 2 Blended Into Present Day Pictures

Bu  projede, 2. Dunya Savasi Hayaletleri gunumuz resimleriyle harmanlamis.
Yani yurudugumuz yolda 2. Dunya savasi zamani ne yasandigini gosterilmis.

Proje kapsaminda hazirlanan bence cok etkileyici olan fotograflar da iste burada:

Sitede fotograflar herseyi anlatiyor zaten ama basindaki aciklamayi da sevdim ben. Elimden gemdigince cevirdigim hali soyle:
Cogu zaman, tarih kitaplarinda okudugumuz hikayeleri, bugun yasadigimiz ya da ziyaret ettigimiz yerlerde yasandiklarini bilsek de gunumuzle iliskilendirmek zordur.
Hollandali tarihci Jo Hedwig Teeuwisse, 2. dunya savasi ve gunumuz fotograflarini harmanlayarak, gecmisin aslinda bize ne kadar yakin oldugunu gostermeye calisiyor. 

Jo projesinde orjinal 2. dunya savsi fotograflari ile calisiyor.
O foograflarin cekildigi yerleri bulmak icin saatlerce etrafina bakiyor, sonra ayni yerin su andaki halini fotografliyor ve iki fotografi birlestiriyor. 
Fotograflarinda neredeyse hayalet siluetiyle kullandigi askerler, eski insan figurleri sehrin asina oldugumuz mekanlarini tamamen baska bir hale sokuyor. 
Jo projesini anlatirken "Insanlarin, hikayenin ne kadar etrafimizda oldugunu farketmesini saglamak istedim" diyor. 
Jo'nun resimlerine bakin, belki de o caddelerden birinden siz de yuruyup gecmissinizdir.

Ben mesela bu caddeden defalarca gectim...
Amsterdama yolu dusen herkes gibi...


22 Kasım 2012 Perşembe

Bugun de boyle...(4)

Disarida hava soguk, buz.
Ama gunesli, piril piril.
Sadece birkac tane bulut var; onlar da hani pamuk gibilerden.
Ilkokulda cizerdik ya resim derslerinde pamuk bulutlar tam oyleler.
Zaten ben hep oyle cizerim bulut cizeceksem.
Bulut dedigin seker gibi olmali.
Utunde ziplamali hayal uyku perileri.
Hatta yanlislikla dusmeli bulutun ustunden soyle ucuna tutunmali.
Buyumuyorum ben sanki hic degil mi?
Hala aklimda masallar periler...

Bu sabah sebepsiz altida uyandim.
Hava bulutsuz olunca sehir oyle guzel uyaniyor ki gune.
Bu renkleri izledim sabah yine.
Oturdum camin kenarina uzun uzun gokyuzunu izledim.
Zaten birkac gundur Rotterdam gune hep boyle uyaniyor.
Uzaklardan baslayan ufak bir kizllik gogu teslim alip beni mutlu ediyor.


Mutlu baslayan gun de sanki mutlu devam ediyor.
Guzel hava en guzel sebep bence mutlu olmaya :)
Yuruyorsun soguk ama gunes tepende.
Agaclar yapraklarini dokmus yere, onlar bile baska parliyor gunesin altinda.
Dunyaya gunes, dunyaya dokulmus agac yapraklari, dunyaya agaclar cok yakisiyor.

Daha fazla agac olsun dunyamizda diye Tema ogretemenler gunu icin bir kampanya hazirlamis.
Ogretmenler gununde ogretmeninize fidan hediye edin.
Ne guzel bir fikir!


Ben ogretmen olsaydim eger anneannemi dinleyip
cok sevinirdim bu hediyeye.
Cocugum olsaydi eger, 
seve seve alirdim ogretmenine bu hediyeden.
Sadece hediye olsun diye degil.
O benim cocugumun buyumesine yardim ederken, 
bir agac da dunyayi guzellestirmek icin onun adina buyusun diye...



21 Kasım 2012 Çarşamba

Suclu asla ben degilim!

Bir zamanlar buraya Biri Beni Durdursun diye yazmistim.
Ve demistim ki seviyorum, Nutellayi seviyorum!
Ve hatta bir Nutella bagimlisiyim!

Ama sonra koprunun altindan cok sular akti.
Okuduklarim, anlatilanlar bana yapilan telkinler aklimda birikti birikti.
Ve hic unutmam 15 Ocak gunuydu ben evdeki son Nutella kavanozunun da dibini gorup Nutella ile vedalastim.
Evet bu kadar net ve kesin oldu Nutella ile yollarimi ayirisim.
Kararliydim.
Artik eve nutella almayacaktim.
Almadik.

Zaten markette her nutella ile gozgoze gelisimde Ozan 
"Bak nasil da iradelisin, aferin sana" falan dediginden elim raflara gitmedi.
Boyle uzaktan hasret dolu bakislar yolladim bana bakan kavanozlara.
Gozum arkada kala kala reyonu terkettim.
Evet cok cabuk gaza geldigim dogru :)

Yanimda Ozan yokken markete gitmek ise biraz daha zordu.
Makarna reyonuna giden kestirme yol nutellalarin onunden geciyorsa ben yurudum babam yurudum!
Aradigim sos nutella reyonunun karsisindaysa vakur bir edayla kafami cevirmeden rafa gidip alacagimi alip aceleyle olay mahalinden uzaklastim.
Arada bir kac kez bilincli olarak rafin karsisinda durup onlarla dertlesmis olabilirim.
Ama bunca yillik hukukumuz var insan arada hatir sorar yani.
Bu konuda taviz verecek degilim onlar benim eski dostum :)

Hatta eve Nutella almamak oyle kararliydim ki hic unutmam Cesmeye gittigimizde annemin Nutella alalim diye yarim agizla teklifine bile hayir dedim.
O da hic israr etmedi iyi mi?
Insan bir kizim ne olacak tatildesin ye der.
Yok "Aferin kizim yeme; boyle devam" dedi.
"Bak isteyince nasil da yemiyorsun" dedi.
Ne yapayim ben de "Vazgectim ya alalim" diyemedim.
Hey hayt!Gurur karin doyurmuyor! Hatta nutellanin verdigi keyfi hic vermiyor ama cok cabuk gaza geldigimi soylemistim degil mi?


Boyle boyle tam 10 ay gecti.
Yazmaya kolay 10 ay!
Ve ben Italya tatilinde yaptigim kucuk kacamak disinda nutella yemedim.
O kadar da olur ama.
Nutellanin memleketine git, kahvalti da onune versiler, "Yok ay alir misiniz yemeyecegim" de.
Zaten kavanoz almadim ya canim topu topu 10 gramlik paketler veriyorlar.
Onlari da yiyiverdim.
Tamam birden fazla paket yemis olabilirim
Siz de ustume gelmeyin ama tatildeydik canim :)
Ayrica Nutellanin membagina gittik diyorum :)

Iste bu zorlu! mucadeleler esliginde gecen 10 ayda ben Nutella yemiyorum artik diye ortalarda gururla dolanirken, ne oldu?
Gecenlerde benim moralim bozuktu ya biraz Ozan eve geldi ve "Sana bir surpriz getirdim" dedi.
Cantadan elini cikarmasiyla ne goreyim nutella kavanozu tutuyor!

10 ay diyorum, yemedim diyorum, Ozan nutella kavanozunu eve getirmis diyorum!
Hemen kaldir onu gozumun onunden diye bir soyledim ki cocuk nutella yerine eve el bombasi getirdigini falan dusundu!
Saskinlikla bana bakadursun, ben cikar onu evden nolur cikar diye yalvarmaya baslamistim.
Bagimlilik iste ne yapacaksin insan sacma davranislar sergileyebiliyor. 
"Ama ben moralin duzelsin diye almistim bunu sana" dediginde verdigim asiri tepkiden utanip sesimi kestim.
Ama yani moralim duzelsin diye baska bir sey al degil mi? 
Ne bileyim cicek al, parfum al hadi acelen vardi cikolata al. 
Niye nutella ya niye nutella?

Biraz fazla tepki verdigimi kabul ediyorum ama sonuc ortada.
Tam 2 haftada 100 gramlik nutella kavanozunun dibi gorundu bizim evde.
Boyle kasik kasik yedim nutellalari.
Kendisi eve alip getirdigi icin ses de cikaramadi Ozan.
Kacak gocek degil televizyonun karsisinda ayaklarimi uzata uzata yedim vallaha.
Ama bitti, her guzel sey gibi Nutella kavanozu da bitti.
Bir defalik bir seymis bu, eve yeniden Nutella almayacakmisiz, oyle duydum!

Vallahi zincirler kirildi bir kere ben soyleyeyim :)

Eger yeniden Nutella bagimlisi olursam bunu buraya yaziyorum suclu asla ben degilim!
Ailemizdeki ilgililere sevgiyle bildiririm :)

20 Kasım 2012 Salı

Ic dokme... Niye ki?

Yillardir Izmire gidip gelmek icin Sun Expressi kullaniyorum ben.
Direk Izmire ucuyor olmasi, uygun fiyatlari ve uygun ucus saatleri nedeniyle tercihim hic degismedi. 
Benim o meshur 2-3 gunluk Izmir kacamaklarimin aracisi hep Sun Express oldu.
Persembe aksami 19:50'de idi ucak.
Isten 5 gibi ciktin mi tamam.
Izne falan gerek yok.
Gece 12:30 gibi de Izmirdesin.
Yani uyu ve yeni gune Izmirde uyan.
Daha ne isterdim ki.

Pazar gunleri de 16:30 da Izmirden kalkiyordu ucak.
Annemlerle doya doya kahvalti edebiliyordum.
Buraya getirecegim gida alisverisini yapiyordum ve atliyordum ucaga.
Aksam 20:30 gibi evdesin.
Uyu uyan sabah isine dinc bir sekilde git.
Daha ne isterdim ki.

Daha uzun mu kalmak istedin Sali gunu 16:30 da ucak.
Hem Izmirde birkac gun daha,
hem de aksam yine makul bir saatte evindesin.
Daha ne isterdim ki.

Istemedim de bir sey.
Yola cikmaya hic usenmedim.
Hic bahane uretmedim.
Hic yorgunum demedim.
Buldugum her aralikta kostum, uctum Izmire gittim.
Yine gidecektim.
Ama bugun gordum ki Sun Express ucus saatlerini degistirmis. 

Persembe gunu buradan gunduz 12'de kalkiyor ucak.
Gun ortasinda bir saat ne buradasin ne oradasin.
Ayrica is cikisi gidivermek de yok.
Izin almak ve izninin tamamini yolculuk icin harcamak zorundasin.
Pazar gunu sabah 8'de ucak.
Yani 7 de havaalaninda olacaksin.
6 da uyan!
Ne annenler gorebil Pazar gunu, ne de buraya donunce bir gezecek vaktin olsun.
Sacma sapan bir saat.
Hadi pazar donmeyeyim sali doneyim sabah ucagiyla dersen de sali ucak yok.
Nasil sacma bir planlamadir ama bu ya.

Abartiyorum elbette, baska ucaklarda var elbette ama iste eski planlamayla cok uygundu her sey.
Niye degistirmisler ki?
Niye ki?
Yillardir ayni olan ucus saatleri niye degisir ki?
Cok uzdun be beni Sun Express
Niye ki?

19 Kasım 2012 Pazartesi

Bu haftasonu biz... (2)

Bu haftasonu biz okuduk...
Ama onu zaten burada yazmisim :)

Bu haftasonu biz SnapshotIstanbul'a gittik.
Laf aramizda gecen haftayi cok kotu planlamisim.
Is cok yogunken ve hergun deli gibi calisiyorken, hemen hemen her aksami da aktivitelerle doldurmusum.
Pazartesi is yemegi, sali arkadasarimla yemek, carsamba gece 10a kadar ofiste calisma, persembe bir arkadasimizin fotograf sergisinin acilisi...
derken cuma gunu ise surunerek geldim diyebilirim.
Hatta kesinlikle surunerek geldim!
Ama yine de bizimkiler aksam bu etkinlige gidelim mi dediklerinde hayir diyemedim.
Lanet olsun icimdeki gezme tozma sevgisine :)


Program performans gosterileri ve Replikas konserinden olusuyordu.
O aksam islediklerimizi anlatmaya ayri bir blog yazisi lazim.
900 pinpon topuyla hazirlanmis bir gosteri vardi mesela.
Birey-toplum iliskisini sadece pinpon toplarini kullanarak anlatmislar.
Bence biraz uzundu gosteri ama begndiklerim arasina yazildi.
Ve izlediklerimiz arasinda en sevdigim iste bu parcayi hafizama ekleyen Happy Happy Together adli gosteri oldu.


Bu haftasonu biz misafirler agirladik...
Istanbul'dan bir arkadasimiz geldi bize.
Cok eski bir arkadasimiz.
Amsterdam gurubumuzun bir kismi da bize katildi.
Ozlemisim...
Sohbet konularinda eskigunlere donmeyi, ortak dostlardan haber almayi, birlikte planlar yapmayi.
2 gun su gibi akti gecti.
Yetmedi.
Zaten hic yetmez ki...

Bu haftasonu biz arkadaslarimizla gezdik gezdik...
Eh malum misafir olunca gezmenin de tadi ayri oluyor.
Sansimiza hava da gunesli mi gunesliydi.
Sicakti demiyorum ama dikkatinizi cekerim sadece gunesliydi :)
Olsun o da bize yetti :)
Ustune ayri bir yazi yazmaya kesin karar verdigim evimize cok yakin bu cennet ise bizi cok mutlu etti :)


Bu haftasonu biz Amsterdam'a gittik...
Oraya gidince oyle mutlu oluyorum ki ben.
Kanallar, eski evler, bisikletler.
Rotterdamda yok mu bunlar?
Var elbette.
Ama Amsterdam'in havasi bir baska iste.
En cok aksamlari dolasmayi seviyorum ben Amsterdam'i.
Sanki o kanallar isiklarla bir baska guzel oluyor.
Her bir kopru isil isil sehri susluyor.
Neyse daha fazla kendimi kaptirmadan bu kisma son versem dogru olacak galiba :)

http://www.behance.net/gallery/Amsterdam-Night-Photography-Collection/185118

Bu haftasonu biz cok guzel bir Italyan restorani kesfettik...
Amsterdam'da Amstel caddesinde kosebasinda bir Italyan restorani.
Lo Stivale D'oro.
Hani disaridan baksaniz bizim esnaf lokantalari gibi.
Iceriye girince ufacik.
Yemekler ise tek kelimeyle harika!
Yolu dusenlere kesinlikle tavsiye ederiz.
Zaten bir haftasonu yazisi da yemek icermeseydi sasardim benim blogumda :)


Iste bu da boyle bir haftasonu oldu.
Benim cok sevdigim.
Ve cok sevdigim goruntuleri aklima ekledigim...
Haydi yaziyi da onlardan biriyle bitireyim.
Oyle geliyor ki bana...
bazen buralardaki goruntuler hakikaten kartpostallari aratmiyor...


18 Kasım 2012 Pazar

Okuyoruz: Dublorun Dilemmasi

Dublorun Dilemmasi, yine Goncamin getirdigi kitaplardan biriydi
Bu kitap degistirme isini biz kesinlikle cok sevdik :)

Her kitap degistirmede bizim yazlik geliyor aklima.
Zira kitap degistirmenin kitabi yazilir orada :)
Ve soyle diyaloglara sebep olur:.

G: Anne ben bu kitaplardan bir kisimini gotureyim mi?
T: Tabi tabi bak annecim oradan
G: Bunu alayim mi ben?
A: O Perihan teyzenin, ben okuduktan sonra Hatice ablana verecegim.
G: Bunu alayim mi?
A: Onu Zeliha tayzen verdi bana, Hatice ablanin kitabi ama benden sonra Nilgun ablan okuyacak
G: Bu bizim mi peki?
A: Evet, bitirmek uzereyim guzel kitap.
G: Tamam sen bitirince ben gotureyim o zaman.
A: Ama onu simdi Perihan teyzen okuyacak

Sanirsiniz yazlik degil belediye kutuphanesinde yasiyoruz!
Kitabi okuyabilmek cin en az uc hafta onceden siraya girmen lazim :)
Alemler alemler :)

Neyse ben Dublorun Dilemmasi'na geri doneyim...



Cok farkli bir kitap.
Acikcasi ben baslarda okumakta biraz zorlandim.
Hatta tam 3 kez elime alip ilk 15-20 sayfadan sonra biraktim.
Ama ben basladigim kitabi bitiririm!
Boyle de prensipli bir insanim :)

Soyle diyebilirim sanki:
Sanirim baslarda garipsenen, sonra sonra alisilan, sonra sonra yine garipsense de severek okunan bir kitap.
En azindan benim icin oyle.

Alper Caniguz kitaplarindan sonra, baska bir edebiyat mumkun diye dusundurdu bu kitap da bana.
Dublorun Dilemmasi 2005 yilinda basilmis ve Murat Mentes'in daha sonra yayinlanmis kitaplari da var.
Sanirim digerlerini de okumak isteyecegim.
Yine de Alper Caniguz kitaplari kadar kapilip gittim okudum diyemem.

Nasil anlatsam bilemiyorum.
Kitabi sevdim.
Ama garipsedim de.
Heyecanla okudum.
Ama arada sikildim da.
Bazi detaylari cok sevdim.
Ama bazilarini gereksiz buldum da.
Oyle gelgitli oldu bu kitap benim icin.
Aralarda, sinirlarda.
Zaten bana sorarsaniz Miurat Mentes'in tarzi da hakikaten sinirlarda.


Kitabin konusu hakkinda hicbir sey yazmak istemiyorum.
Cunku en ufak bir detayi bile bilmeden okumali bu kitabi bence.
Haince davranip surprizi bozmayayim ben :)
Okumak isteyenlere keyifli okumalar simdiden...

16 Kasım 2012 Cuma

Hamarat (7)



Yaziya baslamadan sunu yazmayi cok istiyorum:
Bu ara ne cok hamarat yazisi yazar oldum ben canim , aferin bana :)
Tamam simdi yaziya baslayabilirim :)

Iki hafta once Hint yemekleri ziyafetini cektikten sonra muhtemelen yemeklerin verdigi rehavetin de etkisiyle "haftaya yemekleri ben haizrlayacagim" dedim.
Dedim de sagolsun Baris citayi yukselttiginden hadi bakalim ne hazirlayacagim diye dusunmedim de degil.

Bu arada bizim "olmazsa pide ismarlariz" laflarimizi buyuk bir olgunlukla karsilamis olan beylerin, yemek yapma sirasini savinca karsi saldiriya gecme konusunda bir an bile tereddut etmediklerini de belirtmek isterim :)
"Ay ne olacak canim peynir ekmek de yermisiz", "Aman ne olacak pide dedigin bir telefon uzakliktaymis"
Resmen dalga gectiler bizimle iyi mi :)

Ama ben bu sozlerden etkilenir miyim be :)
Etkilenmem!
Etkeilenmedim de.
Zamani gelince mutfagima girdim, gecen haftasonu soframi hazirladim :)


Ama simdi hakkini yemeyeyim Ozan'dan da yardim aldim tabi ki. 
Yardimsiz birakmaz asla sagolsun zaten beni :)

Bu sefer Ozan'in dogum gunu sofrasina nazaran daha fazla zamanim vardi hazirliklar icin, ama ne oldu?
Ben yine yemekleri son 3 saat icinde yaptim.

Neden?
Erken yapinca bu yemekleri sonra sicak servis etmek zor olmuyor mu?
Ay bunu sicak servis etmem lazim, ay bu bir daha isinirsa olmaz, ay yorgurtlular sulanir, ay salatalar burusur derken ben yine son anda kostur kostur yemek hazirladim.
Neyse ogrenecegim ogrenecegim sabir :)




Bu zaman kisitlamasinda menuye son anda ekledigim Tepside Icli Koftenin etkisi buyuk.
Ama sonrasinda maraton kosucusu edasiyla yemek yapmam gerekse bile ben bundan sonra bunu menumden cikarmam arkadas!
O nasil bir lezzettir anlatamam.
Bayildik! Cok sagol pembe kekik!

Peki o daha cok olan vaktinin kosturmadigin kisminda ne yaptin Gulcin derseniz...
Biiiirr: Tatli yaptim
Limon aromali sutlu irmik tatlisi.
Hollanda cilegi ve cilek sosuyla servis edince, bir de cilek sosuyla yaptigim saheser sus laleye benzeyince o aksam icin tatlinin adini Hollanda tatlisi koydum.


Baska aksam gunun anlam ve onemine uygun baska ad koyarim :)
Bu arada pembe parildakli suslerimi de pek severek aldim :)

Ikiiiii: Sofra hazirladim
Demistim ya sunum onemli sekerim :)
Ozanin getirdigi cikolata paketinin kurdelesinden de masa ortume uygun pecete halkasi yaptim :))



Uuccc: Misafirlerimize kucuk surprizler hazirladim.
herkesin ismine yazilmis akrostis siirler.
Soframiza uygun sari renk kagitlara yazildi.
Evde buldugum, yine neden aldigimi bilmedigim stickerlarla suslendi.
Tabaklarda yerini aldi :)


Ama suphesiz o sofra biz basinda kahkalarla yemek yiyip sohbet edince en guzel suslerine kavustu :)
Ve bir Rotterdam kis aksami daha, sohbetle, yemekler ve Gulcin'in korkunc siirlerinin uzerimizde yarattigi unutulmaz etkiyle hafizalara kazindi :)

Durun muhtesem akrostis siirimle sizi de etkileyeyim ben bir :)

Gunlerdir siirler dusundu.
Ustune ustelik bulduklarina guldu de guldu.
Lakin ne yapsin yetenegi sinirli
Cabalasa da ancak bunlari yapabildi
Isterdi daha guzellerini de yazsin
Ne yapsin elinden bu geldi :)

Yarattigi etkiyle haftasonu keyfinizi kacirmaz siirim umarim :)
Haydi guzel bir haftasonu olsun bu:)
Ben heyecanla baslamasini bekliyorum!

14 Kasım 2012 Çarşamba

Cok calisiyorum cok!

Bugun carsamba.
Bana sorarsaniz Cuma gelmis gibi geliyor bana.
Oyle yogun geciyor ki gunler.
Sabahtan aksama kadar o toplantidan bu toplantiya kosuyorum.
Dur durak yok.

Hayir tamam calisalim.
Hayir tamam toplanalim da...
Canim benim de bir blogum var!
Yazmak istedigim yazilarim var.
Eklemek istedigim fotograflarim var.
Anlatmak istedigim hikayelerim, illa paylasmak istedigim pek onemli (:P) dusuncelerim var :)
Okumak istedigim, yorum yazmak istedigim baska bloglarim var.
Araliksiz toplanti planlarken bunlari dusunen, ah bu kizcagazin da blogu ne olacak diyen var mi?
Nerdeee!

Gulcin, su toplanti var katilir misin?
Gulcin, surada sorun cikmis ne yapiyorlar bakar misin?
Gulcin, su elemanlar bos mu kaldilar acaba bir is yuklerini gozden gecirir misin?
Kalsinlar ya onlar da biraz bos kalsinlar.
Belki onlarin da bloglari vardir, doya doya yazsinlar.
Belki onlarin da paylasmak istedikleri cok onemli (:P) dusunceleri vardir, paylassinlar.
Ben yapamiyorum bari onlar yapsinlar :)

bak su yaziyi bile doya doya yazamiyroum yine toplanti varmis
Haydi ben kosuyorum toplantima :)

Guzel bir gun olsun hepinize :)




12 Kasım 2012 Pazartesi

Julie and Julia Project

Bu yazi bir film yazisi olarak basladi...
Bir baska turlu bitti galiba....
Cook uzun bir yazi simdiden uyarayim :)

Hayatinizda en cok ama en cok sevdiginiz fimler vardir. Defalarca izleseniz bikmadiginiz ya da bikmayacaginiz filmler. 
Ben bunlardan biriyle uc yil once yerden binlerce metre yuksekte upuzun bir yolculukla bilmedigim bir yere giderken karsilastim. 
Bir ucakta istemedigim halde uzaklara cok uzaklara Hindistan'a gidiyordum ve biraz da gergindim. Sonra bu filmi izledim. Bir kez izlemek yetmedi bir kez daha izledim. 
Yol bittiginde farkettim ki; o 11 saatlik yolculugun anlami benim icin bu filmdi. 
Ben cok ama cok sevdigim bir film bulmustum...
 Julie & Julia Project.



Ucaktan iner inmez iyi oldugumu soylemek icin Ozan'i aradigimda bu filmi izledigimi soyledim. Sonra eve donunce bu filmi O'na defalarca anlattim. 
Oyle internetten falan izleyemezdik onu. 
O yuzden filmcilere gittigimizde gozlerimi raflarda dolastirdim. Bilmem neden internetten falan ismarlamak istemedim o filmi. 
Zamani gelince benim karsima cikmasini bekledim. Ve gectigimiz cumartesi zamani geldi... Iste oradaydi.... Sonunda denk gelmisti ve bulusmustuk... 

Onu heyecanla eve getirdim. Once sicacik bir corba, ardindan sicacik bir cay ve harika bir cikolata esliginde uc yil sonra yeniden Julie & Julia Project'i izledim.  Ustelik bu kez Ozanla. Heyecanla o nasil bulacak filmi diye beklerken, ilk kez izliyormuscasina o filmi heyecanlandim ve hatta yine agladim.


Bu filmde beni en cok ceken ya da etkileyen sey ne bilmiyorum. 
Julie'nin 30lu yaslarinda kendini sevmedigi bir isin ortasinda boguluyor bulmasi ve blog yazarak hayata tutunmasi mi? 
Ah iste ben... 
Yoksa Julia'nin sevgisinin pesine takilip hic bilmedigi ulkelerde kendini bulmasi ve oralarda da sevecek kendini mutlu edecek bir seyler aramasi mi? 
Ah iste yine ben...

Sanirim film 1950lerle 2000ler arasinda gidip gelirken ben aslinda o iki kadinda da kendimi bulmayi seviyorum. 
Sonra o iki kadinin hayata tutunusuna hayran kalmayi seviyorum. Sonra o iki kadinin da vazgecmeyisine ozenmeyi keske ben de bunu basarabilsem diyebilmeyi seviyorum. 
Sonra sahip oldugumuz en onemli seyin inanclarimiz oldugunu yeniden yeniden gormeyi seviyorum. 
Sonra... Sonra oyle cok sey var ki bu filmde sevdigim yazarken dusunduklerimin hizina bile yetisemiyorum...


Uc yil sonra yeniden izlerken kendim icin cok onemli bazi seyleri farkettim.

1. Uc yilda o kadar cok degistim ki.... 
Insan 20 yasindan 23 yasina evet uc yil buyuyor. 
Ama 30lu yaslara gecisi saglayan uc yil belki de bes alti yillik bir etki yaratiyor ustumuzde...

2. Uc yil once aklimda bile yokken artik biliyorum bir gun elimde ben de bir kitap tutmak istiyorum. 
Yok yazar olmak icin degil. Ne yazik ki boyle hayallerin pesine takilmamayi bilecek kadar buyudum. 
Ama belki de bu blogun bazi kisimlarini bir gun elimde tutarim. Sadece kendim icin sadece ben hayatta bunu severek yaptim demek icin...

3. Uc yil oncesinde bu filmi izlerken sahip olmadigim bir seye sahip oldugumu artik biliyorum. 
Dunyanin dort bir yaninda yuzlerini gormemis olsam da tanidigim onlarca arkadsim var benim. 
Ve ben onlarla iste bu minnacik blog sayfalari sayesinde bulusuyorum. Yani aslinda ben hayatta bunu yani blog yazmayi severek yapiyorum. Ve karsiligini da simdiden beni dusunen benim ne yaptigimi merak eden, bana destek olan yepyeni arkadaslari hayatima dahil ederek zaten aliyorum...

4. Bazen hatta cokca ben de aynen Julia gibi evimiz neresi ki bizim diye dusunurken buluyorum kendimi. 
Izmir'im, Istanbul, Rotterdam, Turkiye, Hollanda? 
Neresi?
Uc yil once bunun cevabini kesinlikle veremezdim. Uc yil sonunda yine bu filmi izlerken artik Julia'nin kocasi gibi dusunuyorum: 
Evimiz bizim oldugumuz her yer. Ve hayallerimizi gerceklestirmek icin evimize donmeyi beklemeye gerek yok. Ben de iyi ki beklememisim.


Simdi bizim evde bir tane daha DVD var.
 Belki deli diyeceksiniz bana belki de gecekten aklimi kacirdigimi dusuneceksiniz ama ben evde iki kadin arkadasim varmis gibi delice bir his icindeyim. Julie ve Julia. 
Farkli zamanlarda yasamis bana benzeyen iki kadin daha
Tipki bu sayfayi okuyan onlarca kadin arkadasimin oldugunu hissettigim gibi. 

Bu sadece bir film biliyorum ama ne yapayim izlerken kendimi kaptirmadan edemiyorum. 
Dilerim hepimizin boguldugumuzu hissettigimiz anda tutunacak hayallerimiz olsun.
 ve dilerim onlar bir gun elle tutulur hale donsun evimizin bas kosesinde dursun...

Olur mu? 
Kim bilir belki de....

Tipki Julie ve Julianin dedigi gibi hayaller gercek olursa bir gun... 
Bone apetite....

Ah ben filmi yaziyordum degil mi?
Izlemediyseniz mutlaka ama mutlaka izleyin...


9 Kasım 2012 Cuma

Bugun de buna cok guldum...

Daha dogrusu gecenlerde gulmustum.
Hatta ben bu diziye lise yillarimda cok cok gulmustum.
O zamandan beri de ne zaman karsima ciksa gulerim zaten.

Tam ben okuldan dondugumde baslardi Sidika.
Okul donusu yemek yerken en buyuk keyiflerimden biri Sidika izlemekti kesinlikle.
Ne gulerdim.
Hala da guluyorum.

Hele basta Safiye'nin hallerine :)
Cok guzel bir haftasonu olsun hepimize :)


8 Kasım 2012 Perşembe

Kendim yaptim :)

Evde, elimizden geldigince bazi seyleri yeniden kullanmaya calisiyoruz.
Mesela bakliyatlarimiz bir zamanlar meyve suyu siseleri olan ama bizim bakliyat saklamak icin kullandigimiz siselerde duruyorlar.
Bir fotograflarini cekmemisim ama duruyorlar :)
Bir ara fotograflarini cekeyim ama. 
Boyle yazinca olmadi sanki.
Neyse bu yazinin konusu onla degiller zaten; rol calmasinlar :)

Bu yazinin konusu iste asagida gordugunuz kavanozlar.
Marketten aldigimiz kurabiyelerin kavanozlari.
Iclerindeki kurabiyeler burada yahudi kurabiyesi diye satiliyor.
Tatlarina bayiliyorum!
Dolayisiyla bizim evdeki kavanoz sayisi da arttikca artiyor.



Ne zaman alsak bu kurabiyeleri kavanozlari hemen atmaya elim varmiyor.
Yikiyorum, kuruluyorum.
Bazen cay, bazen seker paketleri, bazen baharat paketleri, bazen iplikler, bazen dugmeler...
Artik o sira neyi ortadan kaldirmam gerekiyorsa bu kavanozlari o amaca alet ediyorum :)

Bir suredir bunlar guzel de biraz renklendirsem daha guzel olmazlar mi diye dusunuyordum.
Ama bir turlu evde olup, zaman yaratip elim varmadi.
Vakti gectigimiz haftasonuymus :)


Malum evdeydim. 
Bir de bir ara Ozan arkadasimizla disari cikip ben evde yalniz kalinca gozlerim etrafta dolanmaya basladi ne yapsam ne yapsam diye.
Derken kavanoz takildi gozume.
Iste dedim firsat bu firsat!
Bunca zamandir bloglardan ogrendigim guzel seyleri uygulamaya calisabilirim :)
Basladim duzenimi kurmaya.

Cok sevdigim bir defter kabi.
Niye bilmem alayim ben bunlari diye tutturdugum, bir de Ozan'a dukkan dukkan arattigim renkli bantlar.
Bir de kavanoz.
Iste hepsi bu kadar :)

Kestim, yapistirdim, begenmedim bozdum yeniden yaptim derken...
Iste ben bunu yaptim.


Kusuru cok!
- Yuvarlak cevirmek zormus. Ozellikle kapakta cok hata yaptim.
- Bir de zaten hava almasin kurabiyeler diye cok siki kapanan bir kapagi vardi kavanozun Bir de kaplaninca kapagi acmasi kapamasi iyice zorlasti. Acilip kapaniyor hala ama zor!
- Ustelik yikanmaz bu nihayetinde defter kabi! 

Aman ne yapayim:) 
Ben de yikanmasina grek kalmayacak seyler koyarim icine. 
Habire acip kapamamin gerekmeyecegi sekilde kullanirim
Ne olacak ki :)

Renklendirdim ya ben onu.
Simdi benden mutlusu yok evde:)


Laf aramizda hep bunlar hep Nohut yuzunden!
Bir de Fadis. Bir de Colette
Bir de bir de...
Saymakla bitmez ki benim bloglardan ozendiklerim :)
Aklima sokuyorlar boyle seyleri dolasiyorum evde ne yapayim ne yapayim diye :)
Saka bir yana elbette iyi ki varlar iyi ki ogretiyor bunlari bize :)

Hele o Nohut yok mu ah o Nohut :)
Insanin o bloga bakip mutlu olmamasi, ya ben de yapsam boyle seyler dememesi mumkun mu?
Degil :)

O yuzden...
Ben de boyle seyler yapayim dedim dedim
Yapa yapa bunu yaptim iste :)
Olmus mu efendim :)

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails