31 Ekim 2012 Çarşamba

Hadi gel fotograf cekelim (9)... Son...

Geldik ayin son gunune..
Fotograf etkinliginin de sonuna.
Umarim siz de benim kadar eglenmissinizdir bu oyunla.
Soyle bir neler yazdim, ekledim bu oyun boyunca bakmak isterseniz, 
bu etkinlik icin cektigim tum fotograflar burada

Bu ayin son 3 gununun fotograflarini ekleyerek bu oyunu da bitiriyorum.
Kasim ayinda da devam edecek oyun katilmak isteyenler olursa detaylar burada.
Ben bu ayi pas geciyorum. 
Belki daha sonra yine oynarim :)


29 Ekim
Manzara
Ise gelip giderken yolumu genelde bu manzara susluyor.
Maas Nehri.
Hani benim yazilarda hep dere dedigim ve buradaki arkadaslarimin "sen bu koca nehiri dere diye yazdikca biz gulmekten oluyoruz" dedigi Maas Nehri :)
Her nehir kariyerine dere olarak baslamis olabilir bence.
Allah yuru ya kulum demis belki de degil mi :)
Iste bu sabah da boyleydi Maas Nehri...


30 Ekim
Masa Ustu
Soylemistim ya hep ayni masada oturmadigimdan ben oyle cicili bicili bir masam yok.
Zaten tum gunu bilgisayar basinda geciren bir insanin masa ustu de bilgisayarinda olur degil mi?


31 Ekim
Sen... (tamamen degil, bir parcacik olsan da olur)
Geldik son fotografa...
Madem bir parcacik olsak da olurmus o zaman oyle bir fotograf ekleyeyim :)
Twitterda kendi kendime bir oyun oynamaya basladim
"Gulcin Beklerken"
Disari cikmak icin hazirlanmissak ve ben Ozan'i bekliyorsam hemen fotograf cekiyorum.
Eglence iste :)
Bu da onlardan biri...
Bir susi aksami oncesi :)


Boylece fotograf oyunu da ekim ayi da bitti...
Haydi Kasim bekliyoruz heyecanla seni :)

30 Ekim 2012 Salı

Bu bayram biz...

Lunaparka gittik :)
Benim cocuklugumun bayram anilarinda hic lunapark yoktur.
Zira kucukken bizi bayramda lunaparka goturduklerini pek hatirlamam.
Aile genis olunca bizim bayramlar yollarda gecerdi cogunlukla.
Kimin vakti olsun lunaparka goturmeye :)


Lunaparka fuar zamani gidilirdi bizde.
Bir annemler gotururdu, bir dayim, bir anneannem.
Dusunuyorum da paylasiyorlarmis aralarinda bizi gezdirme isini degil mi?
Bizi mutlu etsinler diye ugrasiyorlarmis iste.
Ne sansliymisim ben.

Lunapark dendi mi aklima bilegime bagladiklari ucan balon gelir benim.
Illa aldirirdim o balonlardan illa!
Sonra bir kolum havada dolanirdim butun aksam.
Kolumuz nasil tutulmuyormus oyle saatlerce balon tasirken acaba?


Oyle korkak bir cocuktum ki lunaparka gidince binecegim oyuncaklar sinirliydi benim.
Atli karinca, tirtil, kucukler icin donen salincak, carpisan araba, korku tuneli.
Bitti!
Baskasina ne yapsaniz bindiremezdiniz beni.

Yazik anneannem de donme dolabi nasil seviyor.
E lunaparka gitmisken binmek de istiyor.
Bir kere kandirdi beni bindirdi donme dolaba.
Artik kim kimi lunaparka goturuyorsa bizde siz karar verin :)
Anneannem bir mutlu dolap dondukce seviniyor :) 
Ben korkudan kafami gomdum omzuma hic bakmadim etrafa.
Neyse anneannem eglenmis oldu bari, bosa cekmedik yani eziyeti :)


Fuarin eski tadi kalmayinca lunaparka da gidilmez oldu bizim ailede.
Yillar once en son lunaparka Istanbul'da gitmistim hatirliyorum.
Sabah 8- aksam 12, haftanin 7 gunu calistigim, isten cok bunaldigim bir donemdi.
Ustelik Ozan'in Hollandaya gelmesine 1-2 aylik bir sure kalmis ama benim calismamadan gorusemiyoruz ki.
Bir gece Ozan yine beni isten almaya geldi.
Ben oyle yorgunum ki dokunsan aglayacagim.
Bu aksam surpriz bir yere gidiyoruz dedi.
Ne yapsam nereye gittigimizi soylemedi.
Sonra lunaparkin onunde durunca nasil sevinmistim.
Ne guzel bir aksamdi.


Ve yillar sonra yolumuz lunaparka gectigimiz Cuma aksami yine dustu.
Bu sefer 10 yasindaki misafirimizin cocuklugu hatirina :)
Gerci gidince gorduk ki cocuk bahane lunapark sahaneymis hepimize :)
Hele Ozan biri beni lunaparka goturse diye mi bekliyormus neymis, oyuncaklarin tepesinden inmedi :)
Sanirim aksamin en cok eglenenleri kucuk misafirimiz ve Ozandi binmedikleri oyuncak kalmadi :)


Hava 5 derece olsa da biz cocuklar gibi sendik!
Zaten ekibin 11 yasin ustundeki kadin kismi adina konusuyorum, bizim soguktan titrememize firsat kalmadi zira korkudan titriyorduk :)
Bu ahtapotmus, hizli trenmis, balerinmis ne korkunc oyuncaklarmis arkadas!
Basladi mi bitmek de bilmiyor!
Bir yerdesin, bir gokte.
Bir sagdan donuyorsun, bir soldan.
Tam durdu kurtuldum diyorsun haydi bir daha bastan!
Nasil bir iskencedir o ya :)
Vallhi yere inince topragi opesimiz bile geldi :)


Ama bindik mi?
Bindik!
Bir de bayram anilarimiza lunaparka gitmeyi ekledik.
Guzeldi vesselam :)


Bu arada Rotterdam semalarinda yeter diye yankilanan sesler duyulmus olabilir.
Ne malum canim bizim bagirdigimiz :)



Tum bayramlari, bayrama yakisir sekilde cosku icinde kutlayalim biz.
Icimizden geldigi gibi, istedigimiz gibi, bizim uygun gordugumuz gibi.
Boylesi en guzeli oluyor.
Hepimize iyi haftalar...

*Fotograflarin cogu google'dan bu sefer. Makinami yanima almayi unutmusum da. Zaten korkudan titredigimden guzel cikmazdi o fotograflar :)

28 Ekim 2012 Pazar

Hadi gel fotograf cekelim (8)

Iste bu haftasonunun fotograflari...

27 Ekim...
Hava nasil?
Evin penceresinden bakinca boyle piril piril, bulutsuz, gunesli...
Disariya cikinca buz gibi keskin bir soguk...
Evet evet planlara gore biz evdeyiz bugun :)



28 Ekim...
Bir duygu...
Buketin ustundeki etikete bir baktim; bu ciceklerin adi "calimero" :)
Donup donup calimero neber diyorum :)
Calimero diye cicek de olurmus
simdi ben nasil neselenmeyeyim :)




26 Ekim 2012 Cuma

Hadi gel fotograf cekelim...(7)

Umarim cok guzel geciyordur bayraminiz.
Biz calisiyoruz ama olsun. 
Bayram mi? Bayram :)
Fotograflarla devam etsin bayram gunleri o zaman...

25 Ekim...
Kirmizi...

Kirmizi benim en sevdigim renklerden biri.
Kirmizi elbiseleri severim ben...
Kirmizi ayakkabilari severim...
Kirmizi cicekleri...
Bir de kirmizi sarabi...
O yuzden bugunun fotografinda sevdiklerim bir arada... 

26 Ekim...
Huzur


Yine cok ama cok sevdigim kelimelerden biri oldu bu.
Zaman zaman bilgisayarimin arka planini da susler bu fotograf.
Huzur denizin ustunde olusan isiltilarda saklidir bazen.
Oturursun kiyiya...
Dalar gidersin o isiltilara...
Butun sikintilardan dertlerden uzak...
Aman hic zor olmasin huzura ulasmak :)

24 Ekim 2012 Çarşamba

Hadi gel fotograf cekelim...(6) ve Iyi bayramlar!!!!

Oncelikle gorevimi yerine getireyim ve bugnun fotografini ekleyeyim bloguma.
Gorev insaniyimdir ben boyle is edinirim herseyi iste kendime :)
Oyle sevdim ki bugunun kelimesini...

24 Ekim...
Rahat...


Bizim icin rahatin tanimi bu salincakti bu yaz.
Sabah, ogle, aksam, gece..
Kim bos bulursa aldi salincaktaki yerini.
Annem hep isterdi bir salincak ben kalabalik eder diye almayalim derdim. Cok yaniliyormusum anladim. 
Neymis anne sozu dinleyecekmissin :)

Simdi orada olmak icin neler vermezdim?
Hele onumuz bayram olunca.
Ama yine ayni seyi soyluyoruz elbette...
Gonullerimizin arasindaki mesafeler uzun olmasin da....
Boyle fiziksel ayriliklar onemsiz aslinda...

Sevdiklerinizin sevgisini yanibasinizda hissedeceginiz bir bayram olsun dilerim.
Bu vesileyle...
Buyuklerimin ellerinden, kucuklerimin gozlerinden, yasitlarimin yanaklarindan operim :)
Hepimize iyi bayramlar!!!

23 Ekim 2012 Salı

Hadi gel fotograf cekelim...(5)

Iste dunun ve bugunun fotograflari...

22 Ekim
Bitki
Oxford'ta botanik bahcesinde cekmistim bu fotografi.
Ne cicegi bunlar bilmiyorum cunku bahcedelerdi ve etiketleri yoktu.
Ama benim aklimda onlar mine cicegi...
Bakmaya doyamamistim oyle begenmistim ki...



23 Ekim
Ayakkabi
Aklima ilk gelen bu fotograf oldu...
ne yorgunluktu...
ama ne de guzeldi...


22 Ekim 2012 Pazartesi

Hadi gel fotograf cekelim...(4)

Fotograflara devam edelim mi?

Haftasonu Gonja ve 11 yasindaki kuzeni bayram tatili munasebetiyle bize geldiler.
Boylece 11 yas gurubundan ilk misafirimizi agirlamaya baslayarak misafir portfoyumuze yeni bir renk eklemis olduk :)
Yani su siralar yine degisik, yine eglenceli gunler yasanmakta bizim ev civarlarinda.
Gecmis gunlerin fotograflari da iste bu eglenceli haftasonundan...

19 Ekim
Arkanda ne var?
Haftasonu dur bakayim ne fotograf cekecektim ben diye baktigimda bu soruyu gordum.
Malum misafirimiz var; sokaklarda oldugumuzdan genelde onumuzde, arkamizda, sagimizda, solumuzda dokulen yapraklar, kanallar ve sonbahar yapraklariyla suslenmis agaclar vardi.
Ne guzel mevsim su sonbahar...



20 Ekim
Sac 
Hafta sonundan kucuk misafirimizle aramizda gecen diyaloglardan :)
- Gulcin abla sacimi acayim mi?
- Ac istersen.
Sac duzeltilir, duzeltilir duzeltilir...
- Oldu mu?
 - Cok guzel olmus.

Aradan 2 bilemediniz 3 dakika gecer.
- Gulcin abla bence sacimi toplamaliyim.
- Olabilir nasil istersen
Sac toplanir toplanir toplanir...
- Oldu mu?
- Cok guzel olmus.

Aradan 2 bilemediniz 3 dakika gecer.
- Gulcin abla sacimi at kuyrugu yapmaliyim bence
- Su anda cok guzel ama sen bilirsin
Sac toplanir toplanir toplanir...
- Oldu mu?
- Cok guzel olmus.

Aradan 2 bilemediniz 3 dakika gecer.
Gerisini tahmin edebiliyorsunuz heralde :)

Bizim buralarda haftasonunun en cok konusulan konusu sac, en cok duyulan sorusu "Oldu mu?" olunca, ustune de gunun fotografi Sac olunca buraya bu fotograflari eklemeden olmazdi :)

Iste karsinizda bu haftasonunun11 yas sac modasindan kareler :)


Oldu mu? 
BU soruyu her duydugumuzda Gonjayla gulmekten yerlerdeyiz :)
Cok eglenceli:)
Biz de boyle miydik acaba?

21 Ekim
Lezzetli
Pazar gunu, bir turlu hazirlanip evden cikamadigimizdan planlarimizi 2 saat kadar gec gerceklestirebilince, yemek saatleri de kaydi.
Iste bu yuzden uzun bir bekleyisin sounuda onumuze konulan bu krepler dunun en lezzetileriydi!
Zaten o uzun acliktan sonra bize ne verseniz lezzetliydi :)


Cok planli insanlariz biz bildiginiz gibi degil :)
E artik evde 1 degil 3 kadin var ustelik biri 11 yasinda.
Planlar yapilirken bu da goz onune alinmali degil mi :)

19 Ekim 2012 Cuma

Bugun de bunu cok sevdim...

Bu fotografa her baktigimda gidip o teyzemin yanina oturmak,
merakli merakli anlattiklarini dinlemek,
uzun uzun O'nunla sohbet etmek istiyorum.
Hatta yanaklarina birer opucuk kondurursam da sasirmayin.
Nasil tatli.
Nasil guzel bakiyor ama :)


Bu fotografi ben cekmis olmayi cok isterdim!
Ama ben dun anca bunu cektim :)
Hadi bol sohbetli, guzel bir haftasonu olsun hepimize :)

18 Ekim 2012 Perşembe

Hadi gel fotograf cekelim...(3)

Fotograf oyunumuzda dunun kelimesi metaldi, bugunun kelimesi aksam.
Ben de iki kelimeyi birlestiren bu fotografi eklemek istedim bugun bloguma. 
Rotterdam aksaminda bir metal kopru... 
Erasmus koprusu...

Bu tek ayakli benim beyaz bir kuguya benzettigim kopru, Rotterdam'in simgesi.
Bu tarzda bir kopru ilk olarak burada yapilmis. Sonra dunyanin cesitli yerlerinde benzerleri insa edilmis.
Mesela Izmir'de Guzelyali'da da vardir bir tane.
Ona da Izmir'in Erasmus'u diyorum ben :)


Aslinda metal kelimesine niye bu kopruyu uygun gordu aklim bilemedim. 
Cunku metal kelimesi bana parlak seyleri hatirlatir, dis tellerim gibi.
Hala agzimda olmadiklarindan fotograflarini cekip buraya ekleyemedim, zaten o fotografi gormek ister miydiniz emin de olamadim ama tam 2,5 sene dis teli taktim ben :)
12-13 yaslarindaydim. Tam ergenlik donemi. 
Ayni sene hem gozluklendim, hem de telledim. 
Tam bir cirkin betty :)

Ama hic takmazdim kafama. 
O doneme ait butun fotograflarda butun tellerimi gosterecek sekilde gulmusum mesela.
Bence kendilerine has bir sevimlilikleri bile vardi. 
Zaten oncesi ve sonrasini dusununce herseye degerdi :)
Guzel seydi dis teli guzel seydi :)

Yalniz alt ve ust dislerime ayni anda takildiklarindan ilk takildiklari gun cok agrim olmustu.
Ama o gunu hatirlamam sebebi o agri degil; baska bir sey. 

Abimle cok kavga ederdik biz. Oyle agiz dalasiyla falan ugrasmazdik.
Kafa goz dalardik :)
O zaman benim en buyuk silahim isirmak.
Velakin tellerle degil abimi isirayim ekmek bile isiramiyorum.
Tellerim takildi, eve geldik, sofraya oturduk ben yemek yiyemiyorum, oyle duruyorum.
O aksam abim gelip bana dedi ki:
"Tamam abicim kavga bitti. Madem artik isramiyorsun, silahini kaybettin; bir daha hic satasmayacagim sana."
Ateskes ilan ettik yani :)
Gercekten bir daha hic dokunmadi bana kucuk sirnasmalar disinda.
Deli mi ne? Insan daha cok saldirir degil mi? 
Karsindakinin silahi kalmamis.
Ama yok abim sozunu tuttu :)
O yuzden de hatirasi vardir tellerimin ve kardeslik tarihimizde bir onemi :)

Ama kardes kavgasi biter mi?
Bitmez tabi ki.
Bitse nasil eglenecegiz :)
Fiziksel kavgalar bitince, sozlu saldirilar artti!!! 
Ondandir ki yillardir ne zaman tel konusu acilsa abimin lafi hazir: 
"Bugunlere gelene kadar cok yatirim yaptik biz buna ya. O disleri duzelttirmesek ohooo "

Abi iste. 
Pis, ne olacak :)

Metal ve aksam diye basladim nerelere geldim ben de bilemedim idare ediverin bugun artik beni :)

16 Ekim 2012 Salı

Hadi gel fotograf cekelim...(2)

Devam edelim mi dun ve bugunun fotograflariyla?


15 Ekim...
Bardak...

Dun aksam baktim bugunun fotografi neymis diye: Bardak.
Hmm zormus :)
Ne yapalim basladik artik bu ise.
Gittim; evdeki en sevdigim bardaklardan birini aldim.
Ve bu fotografi cektim.


Bardagin bos tarafini gorusek...
Cok anlamsiz bir fotograf bu :)
Hakikaten.
Camin onunde yarisi su dolu bir bardak.
Kabul ediyorum anlamsiz :)

Bardagin dolu tarafini gorursek...
O camdan gorunen manzara benim evimizden izlemeyi en cok sevdigim manzara.
ve bu benim evimizde en cok sevdigim bardak.

Biraz zorlamis sayilabilirim belki ama
Belli oluyordur sanirim; ben bu oyunu cok sevdim galiba :)

16 Ekim...
Saat...

Bazen zamanin akip gittigini unutmak istiyorum.
Ya da soyle diyeyim; zamani bazi sevdigim anlarda durdurabilmek, istedigim zaman o anlara donup yeniden o anlari yasayabilmek istiyorum.
Mesela bu saati aldigimiz gun ne guzeldi.
Yilbasi ustu cok soguk bir gundu.
Sokaklar isil isil suslenmis.
Masal gibi.

Saatlerin bizi alindiklari gune dondurebilme ozelligi olsaydi keske...
Bu saati aldigimiz gune donebilseydim, hemen yerdeki karlardan bir kartopu yapip Ozan' in suratina firlatirdim.
Hic sevmiyor suratina kar topu atmami da :)
Sonra annemlerin bir yilbasinda bana adiklari cicekli saatle cocukluguma donerdim. 
Universitedeki saatimle ogrencilik yillarima..
Ne guzel olurdu aslinda :)

15 Ekim 2012 Pazartesi

I don't know how she does it? Mucizeyi kadinlar Yaratir

Pesin pesin yazayim;
Hic begenmedim.

Film soyle tanitilmis:
Kocası ve iki çocuğu için evi geçindirmeye çalışan finans yöneticisi Kate Reddy’ nin (Sarah Jessica Parker) hayatı üzerine kurulu bir komedi filmidir.

Ben hic gulmedim.
Yine bir Amerikan ruyasi filmi. 
Yine calis-calis-calis, uzul-uzul-uzul, dengeyi bul-dengeyi bul-dengeyi bul...
duzeni ile devam eden bir film.
Yine dogru/yanlis, iyi/kotu, oyle/boyle diye siniflandirma, guruplandirma yapan bir film.
Hic begenmedim.


Bir arkadasim yillar once bana soyle demisti:
"Herkesin hayat parametreleri farkli be Gulcin, dogrular, yanlislar yok aslinda"
Bu benim hayatimda duydugum kendimce en dogru cumlelerden biriydi. 
Herkesin hayat parametreleri farkli.
Bulundugun yerden bir baskasinin hayatina dogru/ yanlis demek kadar gereksiz bir sey yok.
Karsindaki insanin hayati seninkine benzemiyor diye ustune gitmek, illa bana benze demek kadar gereksiz bir sey yok.
Insaniz yapiyoruz bazen diyelim hadi, ama bir filmde bunu anlatmaktan daha gereksiz bir sey kesinlikle yok. 
Iste bu yuzden begenmedim ben bu filmi.

Ne diyor ki bu film?
Calisan anne cocuklariyla yeterince ilgilenemez mi?
'Yeter'i tanimlayan kim?
Calisan anne islerine degil, cocuklarina oncelik verirse dogru yapar mi?
'Dogru' ya da 'oncelikler'i tanimlayan kim?
Calismayan anne kendini kandirir aslinda calismak istiyordur, o kadar mi?
'O kadar'i tanimlayan kim? 
Calisan kadin kendini paralarsa ancak basarili olur mu?
'Basari'yi tanimlayan kim?

Bilsek kim?
Ben sevmedim bu filmi cunku bunlari tanimlamak konusunda gereksiz bir israri var filmin.

Gercek hayatta yok mu filmin momster diye tanimladigi herseyin en iyisini ben yaparim diyenler?
Olmaz mi?
Bakin su blog aleminde bile yuzlerce var.
Hele konu annelik olunca.
Gercek hayatta yok mu ay calisan kadin cocugunun butun ilklerini kacirir diye manasiz bir psikolojik baski ile insanlari bunalima sokanlar?
Olmaz mi onlarca var.
Yok mu ay calis calis nereye kadar diye calismanin sadece bir yere varmak icin yapildigini dusunenler?
Ah olmaz mi?
Onlarca var!
Peki yok mu calismayan kadin anca evde durur, ilerleyemez cocuk bak cocuk bak nereye kadar diyenler?
Onlardan da onlarca var.

Ve hicbiri birbirinden daha masum degil benim gozumde. 
Hicbiri bu filmden daha az rahatsiz edici de degiller bence. 

Bu filmde hakli budugum tek bir nokta var:
Is dunyasinda calisan kadina, anneye negatif ayrimcilik var.
Dogru!
Anneolmadan once de sonra da var bu.
Annelikten sonra da artiyor kesinlikle.
Bir erkek cocugumla ilgilenecegim diye ofisten cikarsa musfik, harika baba... Bir kadin ayni sebepten ofisten erken cikarsa plansiz, duzensiz insan.
Boyle oluyor dogru.
Ama su da dogru ki yukarida saydigim tum baskilari hemcinslerine en fazla yapanlar da yine kadinlar.

Bakin etrafiniza calismayan kadinlar - calisan kadinlar, anne olmayan kadinlar - anne olan kadinlar, evli kadinlar - bekar kadinlar...
Illa bir guruplasma, illa bir farklilasma illa karsilasma  yaratilmaya calisiliyor.
Ozunde hepimizin kadin oldugunu unutup illa bir ustunluk yarisina giriliyor.

Halbuki tek bir dogru var benim bildigim ve bu filmi izledikten sonra daha cok kendime hatirlatmam gerektigine inandigim
"Herkesin hayat parametreleri farkli"
Kimsenin hayati, bir digerininkine benzemek zorunda, ayni yoldan ilerlemek zorunda degil, asla.

Bence bu film cok da boyle dusunmuyor.
Iste o yuzden...
Sevmedim, hic sevmedim ben bu filmi...

PS:  Evet bu haftaya biraz sinirli basladigim dopgrudur, hayirlisi bakalim :)

14 Ekim 2012 Pazar

Hadi gel fotograf cekelim...(1)

Ruzgara Dogru yeni bir etkinlik baslatsak mi diye sordu.
Bu etkinlikte oyle bir seyler yollama, cekisilis falan yok.
Bir ayin her gunu icin bir kelime var.
Ve o kelimeyle ilgili bir fotograf ekleniyor bloga.
Bu kadar.

Ben mimler disinda bloglar arasi etkinliklere cok katilamiyorum.
Ama bunu yapabilirim diye dusundum.
Dusununce tam 1 ay her gun bir fotograf cekecegim.
Ustelik baska cekilmis fotograflari da gorecegim.
Guzel bir hatira olabilir
Sevdim!

Soyle bir liste belirlemis ruzgara dogru:


Bugun ayin 14' u ve ben bu haftasonunun fotograflari ile basliyorum :)
Nereye kadar gidebilirsem artik.
Yapamayip bu yaziyla kalma ihtimalim var tabi 
Ama...
Yapabilirsem her gun etrafa bakarken bir amacim daha olacak.
Iste bunu cok sevdim...
Zaten maksat hepbirlikte oyalanalim
Yani bence oyle...
Kis kapida; zamani guzel gecirecek birseyler bulmak lazim degil mi?
Haydi baslayalim oyleyse
Tesekkurler Ruzgara Dogru:) 

13 Ekim...
Okudugum kitap...


14 Ekim...
Meyve...



12 Ekim 2012 Cuma

Ne diziydi be!


Kendimizce bir donemin sonuna geldik:
House M.D'nin tum bolumlerini bitirdik.
Canim Gregory'ím ile vedalastik.
Onu Amerika'nin yollarinda birakip Hollandamiza geri donduk.


Birkac yil onceydi sanirim izlemeye basladigimizda.
Ilk baslarda ama boyle de doktor olmaz dedigim adamin resmen hayrani oldum.
Biraz daha sorumlu olsa dedigim adamin sorumsuzluklarina hayranlikla bakar oldum. 
Amerikan dizisinin tuzagina mi dustum bilmem (hatta dustum tabi ki eminim) ama ben gercekten bu donemde bir Doktor House hayrani oldum.
Zaten Goncama gore normal hayatimin tam tersine (cok sukur ki :)) nerede dengesiz birisi var ben ona hayranmisim ama neyse digerlerini sonra yazarim :)

Doktor House izlemek kolay degildi aslinda.
Her bolumde yeni bir hastalik, her bolumde baska bir tesaduflerin bir araya gelisinin dogurdugu beklenmeyen sonuc. 
Bir donem hakikaten vucudumda olan herseyi semptom sanip endiselendgim de oldu.

Kolum kasiniyor hmmm ya bir bakteriyse?
Midem bulaniyor guvercinlere yanastim mi ben?
Basim agriyor, tropik bir ulkeye gittim mi hic? :)
....
Liste uzayip gidiyordu bir donem onum arkam sagim solum semptom oldu.
Aldigimiz House dozunu haftada dort besten, bir-ikiye dusurerek bir tedavi yontemi bulduk :)


Ve bitti...
Bir donemin sonu geldi.
Cok ozledigim Cuddy donmeden House bitti.
Cuddysiz House olur mu diyordum bir sekilde oldu.

 House'un "Everybody Lies" derken sesi kulaklarimda,
bir suru hastalik ismi aklimda kalirken
icimde de su korku kaldi:
Canim yurdumun insanlari ozenip de yanlis yollara sapmasinlar diye 
yabanci dizileri uyarlarken her turlu degisikligi yapma hakkini kendinde goren sevgili yapimcilar ve senaristler bir sonraki asamada House M.D'yi ulkemize uyarlamak isterlerse ne yapariz?

Bir sey degil adamcagizin eline ilaclar yerine jelibon, bonibon falan verecekler daglar gibi Dr. House bonibonla kafayi bulan adam olacak! 
Bak iste buna dayanabilecegimi sanmiyorum. 
Yapmasinlar lutfen lutfen yapmasinlar :)


Bir de yagmurlu Hollanda gunlerine keyif kattigin icin Tesekkurler Gregory House ve ekibi diyorum
Sen baskaydin.
Ne diziydi be!
PS: google images...

11 Ekim 2012 Perşembe

Onumuze gelene 100 tekme!

Bugun boyle bir bunalmislik. 
Bugun boyle bir halsizlik.
Bugun boyle bir kimseye tahammul edememe hali.
Bugun boyle bir saman alevi gibi parlayip sinirlenme hali.
Arada oluyor iste.

Dun aksam icmeyecektim o caylari.
Uykum kacti, gecenin bir vaktine kadar zombi gibi oturdum.
Hani ertesi gunun cok yogun olacagini bilirsin, uyumaliyim dinlenmeliyim dersin.
Sen oyle dedikce iyice kacar ya o uyku.
Nereye kacarsa! 

Oyle biraz hatta kabul edeyim baya tahammulsuzum bugun.
Isler ters gittikce iyice sabrim tukeniyor.
Hani ilkokulda tenefuslerde kol kola girerdik 5-6 kisi.
Onumuze gelene 100 tekme diye dolanirdik ya yollarda.
Oyle dolasasim var sirketin koridorlarinda.
Onume gelene 100 tekme!
O zaman rahatlayacagim iste.

Bunu yapabilecegim bir kac arkadasimi bulursam yanima hemen baslayacagim.
Var mi bana katilan?
:)

10 Ekim 2012 Çarşamba

Gecen yil bu zamanlar 6... Aklimda olsun

Boyle yazip yazip buraya eklemedigim bir suru yazi buluyorum taslaklarda.
Eklemeyeceksem niye yaziyorum?
Yaziyorsam niye eklemiyorum?
Bilsem...
Neyse simdi gelmis diyeyim :)

Gectigimiz sabah ofise girerken tanidik bir yuz gordum karsimda. Aslinda tanimadigim ama asina oldugum bir yuz. Cok uzun surmedi saskinligi ustumden atmam ve o yuzun nereden aklimda oldugunu hatirlamam ama ben hatirlayana kadar yuzun sahibi de yanima kadar gelmis oldu. Bu kisa saskinligim sirketimizin en buyuk patronunun bana kapiyi acmasi ve gunaydin demesi ile sonuclandi. Meger hissettigim o asinaligin nedeni periyodik olarak gelen maillerdeki resimlermis. Tanimiyor musun sirketinizin en buyuk patronunu diyebilirsiniz. Taniyorum elbet ama insan sabah ofise girerken karsilasmayi beklemiyor kendisiyle en azindan bunca yildir hic karsilasmadik sasirdim ne yapayim :)

Meger ben uzaklardayken gelmis o gun bizim ofiste olacaginin haberi hatta ogleden sonra bir de toplanti yapacakmis hepimizle. Yapti da nitekim. Dizildik karsisina sirketimizin durumunu dinledik. Maillerden okumaktansaa bu bilgileri kanli canli bir insanin agzindan dinlemek gercekten daha faydaliydi. Sirketle ilgili pek cok sey anlatildi bugun. Sirketi ilgilendiren benim blogumu ilgilendirmeyen bir cok sey. Ben kendimi ilgilendiren cok ilgilendiren bir cumle cektim aldim icinden o 2 saatlik konusmanin. Aslinda benim yorumladigim yonuyle anlatilmamisti, benim yorumladigim yonu ima bile edilmemisti. Ama hani bazen bir cumle bir isik yakar aklinizda, bin kere benzer seyler duymus olsaniz bile o an bir isik yanar beyninizde... Sanirim benim aklimdaki isik da o gun yandi o cumleyle. Hep oradaydi o isik biliyorum ama belki o gun geldi yanmasinin vakti. Tam olarak ceviremem belki neydi o cumle ama asagi yukari soyle bir seydi:
Hayatta basari da basarsizilik da vardir; olacaktir. Yapmamiz gereken basarisizligin golgesinin basarinin isigini ortmesini engellemektir. Basarisizligin hayatinizda yarattigi etkinin, basarilarinizin hayatinizda yarattigi etkiden buyuk olmasina izin vermeyin...
Ne kadar acik ve ne kadar net. Belki pek cok kisi icin anlamsiz ama benim icin ne kadar anlamli bir cumle bilemezsiniz. Ben o kadar cok yapiyorum ki bunu... Yaptigim seyleri kucumseyip bir kenara atip basaramadigim her seyde kendime o kadar cok yukleniyorum ki. Basaramadigim seyleri unutmamak icin oyle buyuk bir caba veriyorum ki. Bu yuzden kendime ettigim iskencenin haddi hesabi yok...

Hatta bu blogu acmadan once kendim icin yazdigim yazilar hep mutsuz oldugum donemlere ait. Sanki beynim aman unuturum basaramadiklarimi diye bir de not aldiriyor bana. Unutmamak, unutturmamak icin ne gerekiyorsa yapiyor.  Hatta biraz ustune ortersem o canavar hissin hadi bakalim ac oku da yazdiklarini nasil basaramamissin gor diyor. Emek harciyor, cabaliyor ve cogu zaman unutturmamayi basariyor. Halbuki ne kadar basit bir cumleyle acikladi bizim buyuk patron bugun. Bunun olmasina izin vermeyin...

Kolay degil elbet hele de benim gibi ya atomun cekirdegini mi parcaliyoruz siradan isler iste abartmaya gerek yok diye dusunenler icin. Evet boyle dusunuyorum, hayatta insanligin gelecegine, sagligina yardimi olmayan isler disinda benim isim gibi ilserin cok da abartilmamsi gerektigini dusunuyorum. Belki de o yuzden ne is yapiyorsun diyenlee cevabim hep ayni: Ozel sektor iste sabah git aksam gelme! :)

Bir de kolay degil elbet benim gibi kendine hayran deli misali ortalikta var ya ben neler yaptim diye dolasmayi ayip bulanlar icin. Evet boyle halleri biraz ayip biraz da komik buluyorum :) yani herkes isini yapiyor bir de bundan ovunmek afedersiniz ama bana biraz komik geliyor. Hatta ofiste karsima gecip boyle anlatanlar olunca hadi egil takayim bir beslik falan diyesim bile geliyor :)

Ama yok kolay olmali. Belki insan ortada dolanmamali yine kendini ove ove (ayip ama gercekten :)) ama yaptiklarini da kucumsememeli. Evet atomun cekirdegini parcalamiyoruz belki ama yaptiklarimizla da ovunme sansimiz olmali. Daha da onemlisi basaramadiklarimizi unutma, geride birakma, oraya saplanip kalmama imkanini vermeli insan kendine. Ne guzel soyledi bugun buyuk patron basarisizligin golgesi basarinin isigini kapatmamali.

Bugunden aklimda kalacak en onemli sey buydu. Yalniz sunu da hatirlamadan edemeyecegim buyuk patron ile ayni saatte ofise geliyorum tey tey tey :)

ve bugun...
Oyle kolay degil degismek.
Ben hala ayni benim ama ogreniyorum.
Hatalari ardimda birakip yurumeyi ogreniyorum.
Onlari kabullenip, onlardan da dersler alip yoluma devam etmeyi ogreniyorum.
Unutmuyorum ama geride birakmayi ogreniyorum.
Bir de hala buyuk patron ile ayni saatte ofise geliyorum.
tey tey tey :)

8 Ekim 2012 Pazartesi

Hamarat (6)

4 Ekim Ozan'in dogum gunuydu. 
O aksam Turkiye'den bir arkadasimiz gelmisti; hepbirlikte yemege ciktik kutladik. 
Nedense haftaicine denk gelirse dogun gunleri illa haftasonu da kutlamak isterim ben. 
Boyle de cins bir insanim :) 
Zaten hediyesini de daha vermemistim ve hatta almamistim, en iyisi haftasonu yapayim kutlamayi diye dusundum :) 
Ozan, Cuma gunleri sabah 6'da cikiyor evden. 
O yuzden aksam disari cikma plani yapip, o yorgunlugunun ustune iskence etmeyim cocuga dedim. Cok dusunceliyim cok :) 
Elimde tek bir kutlama secenegi kalmisti: Evde surpriz bir sofra hazirlamak. 
Secenek iyi de de ben calisiyorum.
Isleri bitirip evimizde mutfaga kendimi atabildigimde, o gun eve erken gelmeye karar veren Ozan'in evimiz sinirlari icine girmesine 1 saat 45 dakika vardi. 
Tam anlamiyla Oh yeah baby :)

Neyse...
Yarim surpriz > Hic surpriz
dusuncesiyle basladim kucuk surprizimi hazirlamaya


Zaten laf aramizda ben dar zamanda sofra hazirlamayi tercih ediyorum.
Sebeplerim cok:
1. Oyle saatlerce ugrasip yemek saatinde ay ayagim, ay belim, ay sirtim diyecek hale gelmiyorum. Yemek yerken de enerjik oluyorum :)

2. Kararsiz bir insanim! Vaktim genisse tobe ne pisirecegime karar veremeyip iyice telaslaniyorum ve isler son ana kaliyor. 
Vaktim kisitli olunca zaten son anda oldugumdan mecburen cabuk karar veriyorum. Kararsizlik hissinden kurtuluyorum :)

3. Vakit dar olunca kendimi Yemekteyiz programinda gibi hissediyorum :) 
Boyle bir kameralara konusmalar mi dersin, 
bir pratik olucam diye yaraticilik denemeleri mi dersin, 
o yaraticilik deneyimlerinin elimde patlamasi mi dersin, 
bir "bilmem ne hanimin mutfagini da gordun mu? Ay o ne duzensizlik" diye kendi kendime soylenmeler mi dersin.
 Oyle boyle degil! Resmen egleniyorum :)



Konumuza donersek zaman aleyhime islerken ben de basladim yemekler icin islenmeye. Kafamdaki liste soyle:
 - Mercimek koftesi (Ozan cok sever de)
- Zeytinyagli barbunya
- Semizotu salatasi
- Salata
- Peynirli patatesli borek
- Mantarli biftek.

Gayet pratik :)
Mercimekler ocaga, patatesler rendelenmeye, soganlar dogranmaya... 
Mutfakta kendi capimda kosusturma surup giderken... 
Aklima sofra geldi. 
Tabi ya bir de sofra hazirlamaliydim ben. 
Hatta sorumlu bir blogger olarak once sofra hazirlamaliydim ben! 
Bloggerlik da zor is be arkadas, hep aklimizda hep aklimizda :)

Hemen hayali yemekteyiz kameralarima dondum:
"Sunum cok onemli sekerim" dedim. 
"Salatanin sosu eksik olmus onemli mi? Yok degil asla. zaten eksik kalani Ozan gelince tamamlarim. Ne yani salata sosu eksik diye surprizimi begenmeyecek degil ya :) 
Ama sofram eksik olmamali. 
Sunum cok onemli sekerim :)"


Iyi de neyle hazirlanacak acaba o sofra? 
Elimde cama asmak icin aldigim yazidan baska hicbir sey yok ki!
Benim surpriz hazirligim iste bu kadar :)
Neyse ki son anda kosusturmanin verdigi enerjiyle aklima bir fikir geldi!

Hah! Benim lavanta kesesi yapacagim diye aldigim kurdelelerim vardi. Aylar once aldim da tabi ki lavanta keseleri asla yapilmadi :) 
Tembelligim ise yaradi goruyor musun?
Iyi ki de yapilmamis o keseler :) 
Aradim, taradim, buldum!
Dagitiverdim onlari masaya. 
Arkaya da Happy Birthday yazisi! 
Oldu mu hazir bizim sofra :)


Sonrasi...
Sogan kokusu! Ustume bulasan domates lekesi! Tarumar olan minnacik mutfagim! 
Ve onu eski haline getirmek icin ustume sinen domestos kokusu!
O filmlerdeki ful makyaj bakimli kadinlarin ya vakti cok ya da isin icinde catering sirketleri var :)
Ben baska aciklama bulamiyorum vallaha :)

Neyse ki Ozan kapidan girdiginde etin firina verilmesi disinda hersey hazirdi. Onu da beraber yaptik guzel oldu :) 
Erken gelmeseydi ne yapayim :)

Ve sonuclar!
- Mercimek koftesinin eksisini unutumusum! Ama mercimek koymayi unutmadigima o telasla sukrettik :)
- Sonracigima salatanin sosunu da dokmemisim! Ama sunum cok onemliydi sekerim. Ben sofraya dalinca salatayi gozden cikardim :)
- Bir de borekleri yogurtla servis edecektim, yogurdu unutmusum. Ama allahtan yogurt almayi unutmamisim. Bak o da olabilirdi. Buna da sukur dedik :)

Bizim evdeki yemekteyizin tek juri uyesi Ozan oldugundan oylama kolay oldu. 
Bu haftanin birincisi ben secildim :)



Hayir hayir!
Jurinin tanidik olmasinin sonuclarda etkisi yok lutfen :)

Ay sarisin yarismaci tuz koymamisti yemege hatirlamiyor musunuz?
Esmerin sofrasinda pecete yoktu ayol!
Bilmem ne hanimin mutfagindaki daginikligi saymiyorum bile!
Sonuclar hakkinda asla polemige girmek istemiyorum.
Vallahi domestosla saldiriya gecerim ona gore :)

PS: Bu arada gercekten cok pratik olan mantarli biftek tarifi icin http://www.devletsah.com/firinda-mantarli-biftek/ 

7 Ekim 2012 Pazar

Kucuk Mucizeler Dukkani

Kitapcinin raflarinda bu kitabi gordugumde,
 "Hatirliyorum, bu kitabi bir yerden hatirliyorum" dedim. 
Velakin ne yapsam kitabi nereden hatirladigimi bulamadim. 
Vaktimiz de oyle azdi ki "Tamam" dedim "aliyorum"...
Sonra buldum kitabi nereden hatirladigimi; meger bloglardan aklimda kalmis :)

Bir kitap okudum ve hayatim degisti... 
derler ya...
Bu kitap degilmis benim hayatimi degistirecek onu anladim :)
Ancak beni sakinlestiren, yormayan, hatta dinlendiren bir kitap okudum.


Bir yun, orgu dukkaninin etrafinda kurgulanmis, birbirinden cok farkli ancak bu orgu dukkaninda bir araya gelmis dort kadinin hayatini anlatan bir kitap Kucuk Mucizeler Dukkani.
Kolayca okunuyor.
Hatta bir bakiyorsun okunmus bitmis.
Oyle hikayeyi takip etmek icin kafa yormuyorsun, dur bir iki sayfa once ne denmisti diye kafa karisikligi yasamiyorsun.
Basit bir kitap denilebilir.
Ama ayni zamanda umutlu bir kitap.
Insani umutlandiran, yuzunu gulduren, stresten uzaklastiran bir kitap.
Sanirim benim zamanlama olarak "kendim icin dogru zamanda" okudugum bir kitap.

Hani buyuk beklentilerle okunacak bir kitap degil kesinlikle bu.
Cok satan amerikan kitabi olmanin tum gereklerini yerine getiren, populerlik kriterlerini eksiksiz bicimde tutturan bir kitap.
Tum bunlarin farkindayim ama yine de sanirim serinin devamini da okuyabilirim.
Hani romantik komedi izlemek gibi, amerikan dizilerini takip etmek gibi.

Ne yapayim arada boyle seyler de okunur.
Yani ben okurum ama bakin size okuyun demiyorum :)

Hayir hersey bir tarafa... 
Yillarca anneme bu beyaz diziler ne anne?, beyaz dizi okunur mu anne? dedim dedim de sonunda beyaz dizi okudum ben de :)
Hah o ayarda bir kitap iste :)

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails