28 Eylül 2012 Cuma

lldiri...

Simdi disarida hava sogukkken, ben boynuma kaskolumu sarmadan sokaga cikamazken, taslaklar arasinda bu yaziyi ve yaz gunlerinin fotograflarini gormek oyle iyi geldi ki... 

Bana sorarsaniz ne Germiyan, ne Dalyan ne Alacati.
Cesme'nin en guzel yeri Ildiri...


Daha once de soylemistim biz cok severiz oralari.
Yine bir Cesme gezisinde dustuk Ildiri yollarina.
Ama bir degisiklik yaptik ve sadece koyu dolasip, kahvesinde soluklanip, turkuaz kafenin gozlemeleriyle yetinmedik.
Biz bu sefer Ildiridaki kazi alanlarini gezdik.

Yok ben anladim... 
Bu dunyadaki butun taslari gormeden bana soyle kumsallarda uzanip keyif yapma izni yok! 
Illa keyfime ara verilecek illa taslarin pesine dusulecek :) 
Daha Torbali tarafinda da varmis gezmediklerimiz. 
Vay basim diyorum daha ne diyeyim bilemedim :)
Saka bir yana bence Cesmeye yolunuz duserse Ildiriyi gormeden gecmeyin.


Cok korkuyorum sonu Alacati gibi olursa diye.
O guzelim tas evleri dukkanlar yem eder, o sokaklarda insandan yurunemez hale gelirse diye.
Olmasin diye dua ediyorum icimden. 
Kesfetmesinler Ildiriyi bozmasinlar onun o tarihi dokusunu...

Ildiriya yolunuz duserse, Turkuaz Kafenin yaninda Roma Villalari kazi alani var. 
Bence gormeden donmeyin.


Kazi alanina ayaginizi basar basmaz calisanlar gelecek yaniniza.
Ogrenciler yemekteymis bizim yanimiza gelen arkadaslar iscilermis.
Kusura bakmayin detayi bilmiyoruz ama gonlunuzce gezin, sorunuz varsa saat 1de gelin dediler.
Varsin detayi bilmesinler bizi oyle bir buyur ettiler ki biz hep geliriz buraya diye dusundurttuler.

Sonra yolunuz Ildiriya duserse, koyun tepesinde daha eski kazi yerleri de var.  
Firsatiniz olursa, oralara da ugramadan gecmeyin.


Once bir anfi tiyatro karsilayacak sizi.
Sonra tiyatronun merdivenlerinin bitiminden baslayan ve tepelere cikan keci patikasi gibi bir yol.
Tozlu, toprakli ama sonu cok guzel yerlere ulasan bir yol.


Yukari cikmasi biraz zahmetli.
En azindan benim gibi tirmanma konusunda cok da basarili olmayanlar icin.
Ama ciktiginizda sizi karsilayanlar cekilen zahmete deger.
Bir kilise, bir de tapinak...
Tamam cok iyi korunamamislar ama yuzyillarca sonra hala ayaktalar...


Kilisenin o vakitlerdeki pencerelerinin birinden iste bu ova selamliyor sizi.
Ucsuz bucaksiz.
Verimli Egemin verimli topraklari.
Yamacin diger tarafi deniz....


Hani oyle bir manzara ki insan bakmaya kiyamiyor. 

Bana sorarsaniz tek kelimeyle harika.
Bir de her yil artan yesili yutup buyuyen binalar butunu olmasa...


Bu tepelerin eteklerinde kucucuk bir koy var.
Bizim hep gittigimiz, gezdigimiz, baliklar alip, gozlemeler yiyip dondugumuz koy orasi.
Koyun mis gibi tertemiz sokaklari en az kazi alanlari kadar gezilesi, gorulesi...


Ama siz soyleyin haksiz miyim sosyetikler Ildiri' ya da dokunacak diye korkmakta?
Alacatinin guzel sokaklarinin kalabaliklarda yitisini gordukten sonra haksiz miyim ya Ildiri da oyle olursa diye endiselenmekte?

Olmasin.. 
Oyle olmasin...
Ildiri bizim gibi beach olmasa da olur, deniz guzel olsun diyenlerin olsun...
Ildiri yahu bosver sen juicy mucy simdi, var mi taze demlenmis cayin ya da kopuklu bir ayranin diyenlerin olsun...
Ildiri o afilli yemekler bir kenarda dursun, otlu gozleme bizim olsun diyenlerin olsun...
Ildiri son moda kiyafetleri, topuklu ayakkabilari olmadan tatil yerinde sokaga cikmayanlarin degil sortunu ve sandaletini cekip tatildeyiz be diyenlerin olsun.
Her ne kadar hala cok sevsek ve gitmekten vazgecemesek de Alacati aksamlari sokaklarinda adim atilamayacak kadar kalabalik, gunduzleri onca parayi verip beachlere girmezseniz denize yanasamayacaginiz kadar garip oldu. 
Biraksinlar Ildiri boylece sakin sessiz ve guzel bizim olsun...

Olsun, ne olur boyle olsun...
Kalsin, ne olur Ildiri boyle kalsin...


26 Eylül 2012 Çarşamba

Sustu (mu?)


Dun yine yine icim ezildi.
Neset Ertas da gidivermis bu dunyadan...
Severdim, dinlerdim, ayri bir yeri vardi icimde.

Yil 2000, o zamanlar biz daha universitedeyiz. 
Harbiye konserlerinin konser oldugu zamanlar. 
Ben de o yaz bir konserde dansci olarak Harbiye sahnesine ciktim. Ne heyecan ne mutluluk... 
Konser sonrasinda bize dediler ki istediginiz bir konserin biletini size hediye edecegiz. 
 Bir baktim konserlerden biri Neset Ertas. 
Hic dusunmeden bunu istiyorum ben dedim.

Toplandik gittik konsere arkadaslarimla. 
Adetimizdi en onde koltugumuz olsa bile (ki hic olmadi :)) illa merdivenlerde otururduk biz. 
Kurulduk yine merdivenlerimize. 
Harbiye hinca hinc dolu. 
Neset Ertas cikti sahneye. 
Bir sazi bir de O, o kadar. 
Basladi soylemeye. 
O tas merdivenlerde nasil da guzel yankilaniyor sesi. 
Arada hayatindan kesitler anlatiyor bize.
Babasini anlatiyor mesela., babasiyla kucuk yaslardan beri nasil dugunlere gittiklerini,  muzige nasil sevdalandigini anlatiyor. 
Sonra caliyor, soyluyor.
Arada hafif bir ruzgar esiyor, hani vardir ya Istanbulun yaz ruzgari, sanki muzige eslik ediyor. 
Oyle guzel bir yaz aksami ki.

Ozanla ilk sevgililik zamanlarimiz o vakitler. 
Kalabalik icinde arada kacamak bakiyoruz birbirimize.

Tatli dillim
Guler yuzlum
E ceylan gozlum
Gonlum hep seni ariyor
Neredesin sen
.....
O'nun ezgileriyle ask oyle baska guzel ki...

Derken, hareketli  parcalar basladi. 
Genclik, duramiyoruz yerimizde icimiz kayniyor. 
Ama sadece bizim degil, tum Harbiye'nin ici kayniyor. 
Bir ara nasil olduysa biz oturduk. 
Sonra bizim oturdugumuz merdivenin yanindaki siradan orta koltuklardan bir amca kalkti. 
Milletin ustunden zar zor gecti, merdivenlere geldi.
Bizden bir arkadasin koluna yapisti. 
Kaldirdi onu oynamaya basladi. 
Gozune kestirmis belli ki O'nu :) 
Bizimki bir kac saniye sasakinliktan dondu kaldi, sonra o da basladi oynamaya.
Ama nasil bir ciddiyetle uyuyorlar muzigin ritmine. 
Nasil sanki yillardir tanisircasina kaldirmislar kollarini karsilikli. 
Koca bir parca boyunca oynadilar. 
Sonra hic konusmadan gitti yerine oturdu bizim amca. 
Sadece gulumsedi bize, biz de ona.

Oyle bir seydi iste Neset Ertas muzigi. 
Hani yillardir tanimak gibiydi birbirini. 
Sonra yabanci hissetmemekti. 
Bir olmakti, birlik olmakti. 
Hic konusmadan anlasmakti. 
Neset Ertas hani boyle gidip sarilinasi Neset Amca iyi ki varsin denilesiydi. 

E soylerim ki ben yine de.
Iyi ki vardin Neset Amca
Iyi ki bizim omrumuzden de gectin
Iyi ki o guzel tinilari bize armagan ettin

Dun duydum, onlarin memleketinde derlermis ki bu durumda, Neset sustu.
Ama susmadi ki bak su anda bir turkusu kulagimda.
Sanki hep boyle soyleyecek bizim buralarda....

24 Eylül 2012 Pazartesi

Zirveye Giden Yol - The Ides of March


Baktim da uzun zamandir izledigimiz filmlerle ilgili de yazi yazmamisim.
Birikmis kalmis filmlerim, film yazilarim.
Oyleyse bu haftaya da bir film yazisiyla baslayayim.

Tembel, cok tembel gecirdigimiz bir cumartesi izlemistik bu filmi Ozanla. 
Bir kisa kacamak sonrasinda Turkiye'den alip getirdigimiz filmlerin arasindaydi Zirveye Giden Yol. 
Filmleri aldigimiz dukkanin sahibi amca 
"Bir de George Clooney filmi var. IMDB'de 8.5 aldi. Izleyin mutlaka. Guzel film. Bence Oscar'a aday olacak" 
...dedi ve bize sormadan ekledi filmlerimizin arasina bunu. 

O begenmis, Oscar'a uygun da gormus. E biz de kirmadik kendisini aldik filmi:) 
Sonucta hakli da cikti; film Oscar'a aday oldu :)

kaynak: imdb

George Clooney hem oyuncusu hem de yonetmeni filmin. Hatta senaristlerinden de biri.
Kendi adima George ne oynasa izlerim, oyle begeniyorum kendisini :)
Bu gercegi bir kenara koyuyorum ama film de gercekten izlenesi.

Secim yarisinda iki parti. 
Etkileyici konusmalarla oylarin pesinde adaylar. 
Ve gosterinin perde arkasi: kampanya calisanlari, yoneticileri. 
Kazanma istegi, iktidar ozentisi, stratejiler, entrikalar, yorgunluk, sinir, stres, hirs, hirs, hirs...

Abartmislar mi? 
Bence hayir! 
Boyle yasayan insanlar elbette var hayatta; Amerikada, Avrupada, Turkiyede, dunyanin her yerinde. 
Izlerken dusundum de sadece film sahneleri degil o yasananlar. 
Belki de daha fazlasi bile var gercek hayatta.

Ben filmi cok begendim. 
Herseyden once oyunculuklar basarili bence. 
Oyle rahatlatan, oyle dur ben bir kafami bosaltayim diye izlenecek bir film degil. 
Ama soyle biraz heyecanla, merakla bir film izleyeyim derseniz tercih edilebilir. 
Hele Amerikadaki secimler bu kadar yaklasmisken soyle bir perde arkasina dair fikir edinmek isteyenler icin cok guzel bir tercih olabilir.

Ben izledim, begendim.
Bir de iyi haftalar dilerim :)

21 Eylül 2012 Cuma

Yarali Adam

Ozan ve Baris bana Fransiz bir ressam ve O'nun bir resmi hakkinda bir hikaye anlatti.
Gustave Courbert - Wounded Man (Yarali Adam)

1854'te Coubert Wounded Man'i bitirdiginde boyle bir eser cikmis ortaya. 
Bir kilic darbesiyle yaralanmis genc bir adam...
Bu resim bir otoportre, genc adam da Coubert'in ta kendisiymis.



Bu resim Pismanlik Tablosu olarak da anilirmis zira herkes Coubert'in eski bir resminin ustune, bilerek isteyerek, o eski resmi yok etmek icin bu tabloyu yaptigini bilirmis. 
Ama o eski resmin ne oldugu bilinmezmis.

Yillar sonra yapilan calismalar gostermis ki Wounded Man'in altindaki orjinal resim iste buymus. 
Hikaye de burada basliyormus.


Coubert asik olmus bu genc kadina. 
Oyle bir ask ki resimlere bile tasinmis. 
Nisanlanmislar.
O vakitler Coubert nisanlisini, kendisini ve asklarini iste bu tablo ile olumsuz kilmis.

Ancak hayat toz pembe kalmamis. 
Aldatilmis Coubert, nisanlisi tarafindan terkedilmis. 
Iste o zaman bu resmi yok etmek icin ustune Yarali Adam'i cizmis. 
Nisanlisini silmis O'nun yerini solda gorulen kilica vermis. 
Bir de kalbinin ustunde koca bir kan lekesi eklemis.

Iste boyleymis Wounded Man'in hikayesi. 
Askin kalp uzerindeki bir kan lekesine donusmesi...
Daha nasil anlatabilir ki bir insan terkedilmenin, aldatilmanin acisini.

20 Eylül 2012 Perşembe

Eylul

En sevdigim aylardan biridir Eylul.
Hollanda'da da yilin en guzel zamanlarindan biridir Eylul.
Hava cok soguk olmaz.
Yagmurlar hafiften baslar ama oyle goz actirmaz halde olmaz.

Guzeldir Eylul.
Bir mevsimi ugurlarken yenisine merhaba demektir.
Kabuk degistirmek, bence biraz da yenilenmektir.
Benim gibi yaz mevsimini cok sevenler icin huzunlu olsa da, hala yazdan izler tasidigindan biraz da avunmaliktir.
O bitince kisa daha da yaklasilir ya, benim icin hic bitmesin istenendir.

Bir baktim bugun Eylul'un 20si olmus bile.
Aslinda Eylul'un yarisini gectin mi mevsim artik neredeyse kis demektir.
Yazliklar kapanir mesela.
Kis hazirliklari tamamlanir dolaplarda yerini alir.
Uste hirkalar gecirilmeye, hatta bizim buralarda ceketsiz disariya cikmamaya baslanir.
Dolaplardaki ince kiyafetler yerini kisliklara birakir, babetler botlara saygilarini sunup dolaplara kaldirilir.

Yagmurlari da gorunce insan tamam der yaz bitti...
Ama sonra bir gokkusagi belirir gokyuzunde 
Ssst der gunesin renkleri hala burada, yine yaz gelecek, yine isil isil olacak hava...
Iste o gokkusagi anlari bana sorarsaniz Eylulun en guzel anlarindandir.

Dun oyle guzel anlar vardi Hollanda'da.
Ben fotograflayamadim ama iste cok cok cok sevdigim bir gokkusagi fotografi burada...

kaynak nu.nl



19 Eylül 2012 Çarşamba

Oyleyse yine...


Bugun, biraz keyifsizim.
Dun teyzemle ilgili aldigim bir haberden sonra kafamda binbir tilki donerken sabah su yaziya rastladim internette.

Biz küçükken çok büyüktük. Mesela kollarımızı bir açardık, dünyayı kucaklardık. ...Güzeldik biz küçükken.

Kaşlarımızı almayı bilmezdik, makyaj çok büyüklerin işiydi sevmezdik. Arkadaşlarımızla beraber bir gece uyuyabilirsek eğer velinimetti bizim için, lükstü, zenginlikti. 

Ailelerimiz en az beş kez arardı eve beş dakika geç kaldığımızda. Otobüsteyim bile diyemezdik, otobüsle bir yere gidemezdik. Otobüs lükstü, zenginlikti. Koşa koşa eve varana dek nefes almazdık ve nerdesin sen sorusunu duymadan cevabı verirdik.

Biz bir gülerdik küçükken, kalbimiz kahkahalar atardı. Biz küçükken öğretmenimiz en yakın arkadaşımızla sıralarımızı ayırmasın diye, teneffüse kadar konuşmazdık. Not yazardık birbirlerimize. Biz diyorum küçükken bizdik böyle bayağı bir kalabalıktık. Yani biz diyebileceğim kadar çok.

Biz küçükken bir büyüktük ki böyle kollarımızı açsak sığmazdı eni boyu.

Sonra mı? Büyüdük. Kollarımızı açtığımızda bir kişiyi bile sığdıramayacak hale geldik. Küçülene kadar büyüdük, çok büyüdük yani. Biz olamadık bir daha. Sen, ben olduk. Büyüklük lüks değildi, zenginlik değildi. Koşa koşa büyüdük.
Büyürken ne de çok küçüldük...

Nâzım Hikmet Ran*

Okuduktan sonra; yine keske kucuk kalsaydik dedim.
O zaman hayatimizda olan buyukler de daha cok buyumezlerdi degil mi?
Hastalanmazlardi da.
O zaman biz hep kucuk olurduk onlar da hep o zamanki kadar buyuk. 
Bizi kollayan, gozeten, arkamizdan kosan buyukler olarak kalirlardi.
Guzel olurdu, sanki hersey daha guzel olurdu o zaman...

Ama sonra Gonjam dedi ki...
O zaman biz tanismamis olurduk Gulcin, sonra balyanak bizimle olmazdi.
Bak nasil da eksik olurduk.
Hakli...
O zaman da cok eksik olurduk.
Hem ne mutlu ki biz buyurken de bir sekilde bulusup biz olabildik..
Oyleyse yine keskeleri birakmanin, guclu, umutlu olmanin vakti.
Yine beraber olalim herseyi hallederiz demenin vakti.
Yine sifasiz dert olmasin, biz bunu da yeneriz demenin vakti.
Insallah yeneriz de zaten.

Hem durup dusunuyorum da umutsuz olmaya hakki olanlar sadece gencecik evlatlarini topraga verenler.
Onlar icin de gonulden bir ahh'tan baska ne diyeyim artik bilmiyorum ki...

*normalde buraya koydugum herseyin kaynagini aratirmaya calisiyorum ama bu sefer yapamadim. Umarim bu alinti gercekten Nazim Hikmettendir. Oyle degilse hatam icin kusura bakmayin...

18 Eylül 2012 Salı

Bas Agrisi, tamam artik cekilebilirsin canim!

Bir yeni gune daha uyandik.
Kendi adima dunu bitirip bugune uyanabildigim icin cok ama cok mutluyum.
Dun gunlerden bas agrisiydi benim icin.

Gun guzel baslamisti aslinda.
Sabah neseyle uyandim.
Evdeki isitma sisteminin bir parcasi degisecekmis.
Gelecek ustalari bekleyecegimden ise gitmeyecek olmanin mutlulugunu yasiyordum.
Ustalar gelmis calirsirken basladi hafiften bir agri ama acikcasi onemsemedim.
Saat 10:30 civariydi.
Ben elimde kahvemle mutluydum.

Ogleye dogru gitti ustalar.
10:30 gibi baslayan agri da ogleye dogru artmaya basladi.
Bilgisayara bakmak, okumak iskence haline geldi.
Evdeyim nasilsa dedim.
Dur uzanayim azcik.
Uyumusum 10-15 dakika.
Iyi gelir dedim ama yok gelmedi.

Yeterince su icmemisimdir ondandir dedim.
Litrelerce su ictim olmadi.
Yeterince yemek yememisimdir ondandir dedim.
Bir fil gibi evde ne varsa yedim bitirdim olmadi.
Bu sirada saat 6ya geliyordu.
Butun gun evdeydim, yeterince oksijen almamisimdir ondandir dedim.
Vurdum kendimi yollara, biraz hafifledi agri ama gecmedi.
Aksam battaniye altinda izlenen romatik komediye bir de tatli eslik etti.
Filmi de sevmedim, bas agrisi da gecmedi.
Gun boyle gecti gitti.
Sabah 10:30 gibi baslayan agri kesintisiz olarak gece 12ye kadar devam etti. 
Bu sabah o agridan sadece ince bir sizi kaldi geriye.
Onun da gecip gitmesi dilegiyle :)

Yalniz sunu doylemeden edemeyecegim burada limonlu bir tatli var.
Bizim cheesecakeler gibi ayni.
Adi Hollandaca: Citroen Kwark Taart
Mmmm, insan her gun yese bikmaz.
Ben hazirlarini yedim simdiye kadar ama evde de deneyecegim.
Bas agrisina siginip iki tane yedim dun.
Bugun de aman geri gelmesin diye bir tane yesem olur mu acaba diye dusunuyorum :)
Olur bence.
Neden olmasin agri baslamadan onlem almam iyi bile olabilir bana gore :)

Bas agrisi bas agrisi!
Senden bile bir fayda cikariririm ben be.
Beni yildiracagini saniyorsan cok yanildin.
Simdi kizdirmayayim seni de cok, iyiydin hostun ama basimda durdugun yeter.
Tamam artik cekilebilirsin canim!
Haydi yolun acik olsun :)
Gelecegin zaman nazik ol, onceden haber ver de limonlu tatlim yanimda olsun :)



17 Eylül 2012 Pazartesi

Ogullar ve Rencide Ruhlar

Baktim da uzun zamandir okudugum kitaplarla ilgili yazi yazmamisim.
Birikmis kalmis kitaplarim, kitap yazilarim.
Oyleyse bu haftaya bir kitap yazisiyla baslayayim.

Saniyorum 2012'de beni en mutlu eden seylerden biri de Alper Caniguz kitaplari ookumaya baslamak oldu. 
Sagolsun Yucel.  
Tatli Ruyalar'dan sonra Ogullar ve Rencide Ruhlar da severek okudugum kitaplar arasinda yerini aldi. 


Kitabin arka kapak yazisi soyle:
Bes yas insanin en olgun cagidir; sonra curume baslar.
Ben Alper Kamu, birkac ay once bes yasina bastim. Dogum gunum yaklasirken vaktimin buyuk kismini pencerenin onunde disaridaki insanlari izleyerek geciriyordum. 
Hizlanarak, yavaslayarak, turlu sesler cikararak ve bir yerlere bakarak yasayip gidiyorlardi. 
Bir gun onlardan biri haline gelecegimi dusunmek beni hasta ediyordu. 
Ne yazik ki bundan kacis yoktu. Zaman acimasizdi ve ben yaslaniyordum. 
Hayatimdaki tek iyi sey artik anaokuluna gitmek zorunda olmayisimdi. 
Zarardan kar. 
Uzun sure annem ile babama anaokulunun bana gore bir yer olmadigini  anlatmaya calistim aslinda. 
Butun rasyonel dayanaklariyla. 
Hicbir ise yaramamisti maalesef. 
Illa ki uykumda kan ter icinde tepinmek, servis minibusu kapiya geldiginde kucuk capli bir sinir krizi gecirmek gibi yontemlere basvurmam gerekecekti derdimi anlamalari icin. 
Kepazelik. 
Insani kendinden utandiriyorlardi. 
....

Bu paragrafi okumak "Hemen okumaliyim bu kitabi" diye dusunmeme yetti.
Ve kitabi okurken aklimda surekli tanidigim 5 yas civari yavrularin resimleri dolasti durdu.
Itiraf etmeliyim onlari Alper gibi konusurken dusunmek, bu hikayeyi onlari da dahil edip aklimda canlandirmak beni daha da cok guldurdu :)

Aman ha sanmayin Alper Kamu az cok bildigimizi sandigimiz 5 yas civari cocuklardan. (cocuklari da bilmek mumkunse :))
O'nun hayati, dunyasi, arkadaslari, divani, kitaplari bambaska. 
Zaten kitabi ilginc kilan da onun gibi bir 5 yas firlamasinin gozunden bir cinayet hikayesini seyretmek oldu. 
5 yas ve cinayet mi? 
Demeyin!
Kitabi okuyunca nasil bir araya gelirlermis siz de benim gibi sasirin :)

Kisaca...
Cok begendim.
Kesinlikle tavsiye ediyorum.
Yalniz sunu da soyleeden gecemeyecegim; bizim cocuklar Alper kadar firlama olmasa da olur.
Hatta iyi olur.
Yok basa cikilmaz onunla :)

Okuyacak olanlara simdiden iyi okumalar
ve hepimize kotu haberlerin olmayacagi bir hafta diliyorum...

14 Eylül 2012 Cuma

Bugun de bunu cok sevdim...

Dun yeni bir is kolunda sansimi deneyecegimi
diye belirttikten ve yorumlarinizla yuzum guldukten sonra...
Bugun de bunu cok sevdim.


Ildiri'da cekmistim bu fotografi.
Rakipler cok :)
Ama....
Benim tezgahim daha buyuk olacak
Brandam da renkli olacak.
E sizler de gelip gideceksiniz.
Yani sohbetimiz de cok olacak.
Rakipler korksun bizden :)

Isi buyutunce de soyle bir restoran acayim diyorum.


Onune de tezgahimi koyaim.
Su kosedeki masada da blogumu yazarim.
Ohhh... hayali bile guzel :)
Buyrun gelin.
Beklerim.
Bahcemiz genis.
Bana verdiginiz cesaret ve destekten sonra on masalar hep sizin :)
Hem uzun uzun sohbet de ederiz.

Cay, limonata, ayran... Ne isterdiniz? Size ne ikram edeyim?
:)

13 Eylül 2012 Perşembe

Gel vatandas gel yazlik urunleri bunlar gel!!!

Tatile giden pek cok insanin aklindan soyle dusunceler gecer sanirim:
Ne yapsak da daha uzun kalsak buralarda?
Tamam calismak lazim da ne yapsak da hem para kazansak hem yasasak buralarda?

Ben kendi adima bir cevap buldum:
Yeni bir is kolunda sansimi deneyecegim!
Soyle tahta bir tezgah yapacagim, ustune de boyle renkli renkli bir branda. 
Acacagim tezgahimi yazligin onunden gecen yola. 
E ne satacaksin o tezgahta mi diyorsunuz? 
Bizim yazligin urunlerinin bir kismini anlatayim da size hangisini satayim siz karar verin benim yerime :)

Gel vatandas gel!
Kislik domatese gel!
Aslinda bizim oralarda domatese genellikle domat denir. 
Hatta domatesci gelir ama domat alinir :)
Ama niyeyse kislik domates hazirlanir.
Bir tutarsizlik var ama cozemedim, neyse :)
Bizimkiler de hazirlamislar kislik domatesi bolca.


Annemler 70 kavanoz kadar yapmislar.
Kuzenimi ziyarete gittim, baktim o da domates yapiyor.
Soy, dogra, kaynat, kavanozla, kapat, ters cevir...
Cok zor is cok!
O gun kasla goz arasinda 18 kavanoz hazirladi, 30-40 tane de onden yapmis oldu mu sana neredeyse 50. Halam deseniz 120 kavanozdan fazla hazirlamis. 
Duyduk duymadik demeyin bizim aile T.ukas' a rakip olmus uretimde sinir tanimiyor :)
Satarim ben bunlari ya :)
Olmadi direk domatesi satacagim zaten
Mesela babam alismis cesme domatesine baska yiyemiyor.
Cok dertli cok sormayin ne yapacak bilmiyor :)


Gel vatandas gel!
Recele gel!

Recelsiz olur mu?
Cilek, visne, ayva derken annem yeni bir recelle cikti karsimiza nektar receli! 
Bahceden toplamislar toplamislar nektarlari yenmemis. 
Bir bakmis evde bir suru nektar.
E canim yabana mi gitsinmis? 
Annem de nektar receli yapivermis. 
Ben korkmaya basladim bizim yazliktaki uretim bandindan. 
Daha neler cikacak basimiza bilmiyorum ama Domat recelini de yaparlarsa bak iste o zaman Tukas korksun bizden :)

kaynek google images
annesinin recellerini tek tek cekmeyen Gulcin' e de yuh olsun!


Gel vatandas gel!
Kudret Narina gel!

Bilmiyordum ogrendim pek faydaliymis. 
Insan su halini gorunce de pek bir konduramiyor o faydalari kendisine ama nelere dermanmis ben sastim kaldim. 
 Bagisiklik sisteminin dostuymus,
Salataya dogranip yeniyormus.
Bala karistirip yeniyormus. (yedim mayhos bir tadi var ama guzel)
Cekirdekleri oyle cerez gibi yeniyormus. (yedim bal gibi sahane!)
 Zeytin yagina karistirip kavanozda saklaniyormus. Sonra agizdaki aftlara, ucuklara kulak pamuguyla surulunce iyi geliyormus. (Perihan teyzem koydu yanima yolladi biraz, deneyecegim
Daha ne olsun?
Hem de direk bahcede yetisiyor!
Satiyorum satiyorum var mi alan?
Kudret Nari satiyorum :)


Gel vatandas gel!
Ev ekmegine gel!

Bu urunle piyasalari sallar miyim acaba :)
Halis mulis, katiksiz ev ekmegi.
Hem de elde yogurulmus, mayalansin diye beklenmis, tamamen insan gucuyle hazirlanmis ev ekmegi.
Babam yapiyor benim bu ekmegi hem de bir basina :)
Gerci biz ekmegi hemen yiyip bitiriyoruz satmaya kalir mi emin olamadim ama artik sabredecegiz ne yapalim :)


Bunlar benim kisacik zamanda gorebildiklerim, yakalayabildiklerim.
Daha neler var neler.
Onlar da artik seneye yazilsin :)

Ne dersiniz tutar mi bu is?
Hadi fikir verin bana; hangisinden satayim?
:)

12 Eylül 2012 Çarşamba

Bugun de bunu cok sevdim...

Ben bugun de bunu cok sevdim 
Belki siz de seversiniz kim bilir

Artik benim icin sadece onceden tanidigim birisin...




11 Eylül 2012 Salı

Mim... Favoriler

Pembe evren bana bir mim yollamis(ti)
Diyor(du) ki...
Gulcin favorilerini paylas bizimle.
Ben yazana kadar bu mimin hukmu kalmadi belki ama 
Deniyorum yine de :)

Favori renk
Niyeyse kucukken en cok hangi rengi seviyorsun diye soranlara hemen sari derdim. Yaptigim resimlerde en cok sariyi kullanir, kiyafetlerim sari olsun istedim. 
Ne zamanki ergenlik geldi benim sari koyulasmaya basladi. O renk seven kiz gitti koyu renklere ilgim artti. 
Sonra sonra duzeldim yine.
Yine renklendim.
Simdi favori rengim kirmizi olabilir belki. 
Belki de mavi.
Belki yesil.
Hepsinin yeri ayri, deniz mavi olsun. doga yesil, tarlalar sari :)
Kiyafetlerimse mumkunse gokkusagi :)
Bak urunikoya sorsan hemen cevaplar bu soruyu pembe der.
Ben boyle gevele dur :)

Favori hayvan
Bu soru ilginc gedi simdi. 
Hayvan seversin ya da sevmezsin; bilmem ki hic dusunmedim favorisini.
Ben seviyorum hayvanlari.
Eklem bacaklilara karsi duydugum sevgi cok buyuk degil. Surungenlerle de aramiz cok iyi degil ama karsilikli saygi cercevesinde yasiyoruz.
Sanirim Gonca'nin kopegi Pakodan dolayi kopeklere daha yakin olabilirim.
Kopek mi dedim? 
Gonca duymasin!
O bir beyaz papatya :)))
Sunu da anlatacagim.
Yillar once, daha hepimiz Turkiyedeyiz o zaman,  bir gun Gonca bana telefon etti.
GB haftasonu isin olmasin dogum gunu partisi yapacagiz dedi.
Mevsimlerden kis, Goncanin dogum gunu Agustos.
Ya ne kutlayacagiz diye sorunca anladik.
Pakonun dogum gunuymus!
Daha dogrusu Pako ve Goncanin yollarinin kesistigi gunmus. Onun da hikayesini anlatayim bir ara...
Aldik elimize kemigimizi gittik :)
Pakoya mum bile uflettik.
Mumu uflerken pastaya burnuyla daldigini ve bizim pastadan lokma yiyemedigimizi soylememe gerek yok heralde :)
Hepimiz deliyiz demistim ben degil mi size :)

Favori sayi
Iste bunu hic dusunmeden cevaplarim: 
9 - dokuz
Ne zaman favori sayimi sorsalar cevabim 9.
Velakin hani bir ara boyle baslayan mailler gelirdi: "Okumaya baslamadan icinizden bir sayi tutun." 
E benim sayi tabi hep 9.
Sonra mailin sonunda dokuz kere o sayiyi tuttuguma pisman olurdum cunku soyle derdi:
"Bunu icinizden tuttugunuz sayi kadar insan yollayin."
Oldu!
9 kisi kufretsin bana sonra.
O zaman da bu maillerin ilk zamani kotu enerjisine inanacak kadar safmisim galiba :)
Baktim olacak  gibi degil.
Ya favori sayimi degistirecegim ya da gondermeyecegim o mailleri basima gelecek binbir ise katlanacagim.
Bakin nasil seviyorsam dokuzu.
Gondermedim o mailleri!
Cesur yurek GB :)
Bir sey olmadi vallaha.
Yalniz kimilerinde agirligimca altin bulacagim falan yaziyordu.
Yollasam olur muydu ki?
1 olsaymis favori sayim bak denemis olurdum.
9 yuzunden agirligimca altindan oldum :)

Favori icecek
Ayran :)
Bayliyorum!
Ben kuckken soylemistim ya sut icmiyordum.
Sevmiyordum.
Annemi "cocugum sut icmiyor" vicdan azaplarindan yogurt ve ayran kurtardi sanirim.
Ver gun boyu yogurt yiyeyim, gun boyu ayran iceyim.
Simdi bu yillarda sarabin hakkini yemeseydim de iyiydi ama yani tercih yapmam gerekiyor :)
Son kararim: Ayran :)

Facebook / Twitter
Blog!
Hepsinin yeri ayri, islevi ayri. 
Ama hangisini kaybedersem cok uzulurum diye dusundum cevabim blog.
Burasi apayri :)

Tutkunuz
Bir zamanlar dansti...
Surada da yamiztim ya...
Ben hicbir seye dansa tutkun oldugum kadar tutkun olmadim.
O duyguyu bildigimden heralde simdi baska bir seye tutkun sayamiyorum kendimi.
Bu ara yazmak var tabi bir de.
Ama dans-ti benim tutkum...

Hediye almak mi vermek mi?
Hediye vermeyi seviyorum ama hediye secmeyi hic sevmiyorum.
Beceremiyorum da.
Hep aklima klasik seyler geliyor.
Kravat, gomlek, kalem, fotograf cercevesi.
Yazarken bile bunaldim :)
O yuzden galiba almayi tercih edecegim
Kim sevmez hediye almayi Allah askina :)))

Favori gun
Cuma .
Cocuklugumdan beri severim.
Ama calisma acisindan carsambayi tek gecerim.
En verimli oldugum gun!
Iyi calisiyorum carsambalari.
Ama simdi calismak mi eglenmek mi?
Eglenmek tabi ki!
O yuzden cuma :)

Favori cicek
Ciceklere karsi mahcubum ben.
Bakamiyorum onalara evde.
Hep mahvediyorum onalari :(
Yuzum egik kendilerine karsi.
Neyse yakinmayayim simdi.
Yollarda giderken en cok ayciceklerini seviyorum. Gunebakan yani.
Nasil guzel bir cicektir o oyle
Nasil guclu bir yandan nasil narin
Nasil sevdiginin, gunesin, pesinden ayrilmiyor.
O gidince boynunu bukuyor.
Hem estetik hem bizi besliyor.
Bu yil aklim hep gunebakanlarda benim :)


Bu mimde eksik olan bir soru var:)
Favori meyveyi sormamislar.
Onu da ben ekleyeyim zaten yazmistim da bir ara.
Eksik kalmasin aman diyeyim :)

10 Eylül 2012 Pazartesi

Plansiz...

Hani bazen boyle olur.
Aceleyle yaptiginiz planlar gunler aylar oncesinden yapilmis planlardan guzel oluverir. 
Bir anda ciktiginiz yolculuk, tahmin edemeyeceginiz kadar guzel geciverir.
Oyle geciverdi bizim icin de bir anda planlamak zorunda kaldigimiz Izmir-Cesme gunleri.


Projelerimin planlarindaki degisiklikler nedeniyle Eylulden itibaren nefes alacak zamanimiz olmayacagindan benim sonbaharda planladigim birkac gunluk tatili one cekmem rica edildi.
Is guc yapacak bir sey yok.
Zaten malum profosyonel hayat, hic gitme de diyebilirler. Erken git dediler diye sikayet edecek kadar aklimi kacirmadim daha :)

Bu durumda ne yapsak diye dusunurken...
Gonca su haftasonu gidersen Cesmeye ben de gelirim dedi.
Normalde Almanya'da yasayan Urunikom da o sirada Turkiyedeydi ve annemle balyanagi alip ben de gelirim dedi.
Boylece bir cuma sabahi 10 civarinda ne yapsak diye dusunmeye baslamisken 12'de biletlerimiz elimizdeydi. (bilet fiyatlarinin buyuk yardimina binlerce kez tesekkurler!)
Ustelik benim Sali aksami yani 4 gun sonra yola cikmam gerekiyordu.
Kabul ediyoruz, deliyiz!
Ama Allahtan sadece birimiz degil hepimiz :)

Alindiktan 4 gun sonra yola cikilan bir biletin bugune kadar aldigimiz en ucuz biletlerden biri olmasi buyuk saskinlik yaratsa da uzumu yendi bagi sorulmadi :)
Hakikaten o fiyata nasil bilet bulduk hala aklim almadi.
Sanirim gizli gucler de hepimizin Izmir'e gitmesini istedi :)


Kisacik kalsam da cok guzeldi yine Izmir...
Arkadaslarimi gormek, Nilgun ablamla kahvalti etmek... 
Halalarim ve kuzenlerimle bulusmak, ailemizin boy boy minikleriyle hasret gidermek... 
Saclarimi daha da kisa kestirmek, biraz da alisveris yapmak... 
Annemlerle uzun uzun sohbetler etmek,  hadi sunu yapalim diye yollara dusup dolanip durmak...
ve elbette Cesme'nin eylul denizinin keyfini cikarmak... 
bana pek iyi geldi...

Ben uzaklardayken, internetten de uzak kaldim aslinda. 
Gitmeden dur su ileriye yazi eklemek nasil calisiyormus diye denedigim bir yazi geldi sadece buraya. 
Onun disinda Gulcin tamamen internetsizdi. 
Internetsiz gunler kitaplarla, bebek oyunlariyla, gazetelerle, sohbetlerle senlendi.
Sanirim bir sure internetsizlik de bana pek iyi geldi...

Ama ben uzaklardayken aci, caresizlik, uzuntu bitmedi ne yazik ki.
Sabah neseyle kahvalti hazirlarken goze takilan mansetler, elbette gun boyu konusmalarin gundemindeydi.
Ne denir ki bence en guzelini o gunlerde Sezen Aksu soyledi...

Buralara geldikten sonra Cesme' de gecirdigim ilk Eylul gunleriydi bu benim.
Azalan sicak,
Hafif esinti (pardon arada firtina :p), 
tenhalasan sokaklar...
 Cesme boyle guzel yine yine dedirtti.
Cabuk soguyan karalar, gec soguyan denizler tatilin adi Eylul olsun bundan sonra da dedirtti.


Bu tatilin basi bir ilkti aslinda.
Bizim 2 anneanne, 3 deli arkadas ve bir yasinda balyanagimizla gecirdigimiz ilk yaz tatilimizdi :)
Ilerleyen senelerde "bu sene gelemeyenler de gelsin de daha genis bir kadroyla tekrarlayalim bu tatilleri" dedigimiz bir kacamak oldu.
Zaten ne mutlu bize, tatilden sonra seneye biz de gelecegiz diyenlerimiz de cok oldu :)

Guzeldi o gunler...
Annelerimiz boyle uzun soluklu ilk kez bir araya geldi...
Sonra...
Biz, ucumuz uzun bir aradan sonra ilk defa boyle uzun uzun sohbet edebildik galiba.
Denizde, balkonda, yollarda.
Bazen kucagimizda balyanakla, bazen elimizde votkalarla, bazen yemek hazirliginda bazen kahve molasinda....
Anladim ki cok ozlemisim arkadaslarimi.
O uzun dertlesmeler, konusmalar bana herseyden iyi geldi...

Ama biz bir yanaydik elbette.
Balyanak varken bizi kim neylesin!
Tatilin stari elbette balyanak oldu :)

O gunlerde balyanak baska onlarca seyin yani sira teyzesinden 
"Aslanlar nasil yapiyor?" teyzem dedigimde 
"wauwww" yapmasini ogrendi :)

Tamam itiraf ediyorum Ozan amcasindan caldim bu fikri ama nasil da guzel wauww yapmayi ogrendi :)
Bir de elbette...
 bizi wauwlarla, miyavlarla kandirirken buldugu her firsatta ozgurlugunu ilan etmekten de geri kalmadi :)


Evet evet merak etmeyin!
o bacaklar teyzeleri ve anneanneleri tarafindan her firsatta itinayla yendi :)

Balyanak bizden ayrildiktan sonra da yasananlar oldu tatilde ama onlar baska bir yaziya...
Bu yazi bu fotografla kapanmali galiba :)

Nihayetinde...
Iste bir kisa kacamak daha boyle bitti...
Eylul geldi...
Dun vedalasirken denizin kulagina fisildadigim gibi sezon artik kapandi...
Simdi Hollandamda calisma, cok ama cok calisma zamani geldi...

Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails