28 Ağustos 2012 Salı

Simdi su anda...

Masam bu sekerlemeler ile renklendi :)


Ofisteki arkadaslarimizdan birinin bebegi oldu..
Minicik bir oglan.
Biz babasina kart gonderdik
O da ofise geldigi ilk gun bize bu sekerlemeleri getirdi :)
Ofisce kutluyoruz yeni bebegin gelisini :)

Bu vesileyle benim Hollandaya geldikten sonra tanistigim bir yiyecegi de bloguma eklemis oldum :)
Ekmek ya da peksimet 
ustu tereyagi 
ustu sekerleme :)

Hollandalilar boyle bir seyi kahvaltida, ogle yemeginde yiyorlar.
Vallaha
Hem de bayila bayila :)
Bebekleri olunca da kutlamalarda kullaniyorlar yine bayila bayila :)

Ekmek genelde tost ekmegi ya da peksimet.
Tereyagi Hollanda mutfaginin olmazsa olmazi :)
Sekerlemeler ise cok cesitli.
Bir kismi bizim eti puflarin ustunu kaplayanlar gibi.
Hani vardir ya renkli renkli ya da kakaolu.
Bir kismi da bugun bize gelenler gibi.
Eskiden nikah sekerlerinin icinden cikardi bunlardan.
Bana hep kus yemlerini hatirladirdi nedense :)
Simdi su anda kus yemleri tereyaginin ustunde :)


Iste boyle basladi bugun de renkli renkli :)
Senin de uzun bir omrun olsun minik bebek; boyle renkli renkli!
Ben de sayende ilk defa yedim teryagi ustu sekeri :)
Ilgimi cekmiyordu ama fena da degilmis aslinda :)

Hadi hepimizin gunu de boyle gecsin renkli renkli :)

24 Ağustos 2012 Cuma

Bir baktik bes yil gecivermis :)

12 Agustos bizim 5. evlenme yildonumumuzdu.
Sasirip kaliyorum nasil da su gibi akip geciyor gunler, aylar, yillar.
Boyle boyle gecip gidiyor omur iste.
Aman guzel gecsin de :)

Bir kac ay once ben su yaziyi yazdigimda bu yilin evliligimizin 5. yili oldugunu animsayip guzelce kutlayalim demistik Ozanla.
Bir suru plan yaptik kafamizda.
Bir kere bu sefer ayni ulke ve sehir sinirlari icinde olmayi basaracaktik.
Sonra sehir disina gidecek, hatta Pazartesiyi de tatil alacak, soyle uzun bir haftasonu tatili yapip besinci yilimizi kutlayacaktik. 

Planlarin ilk kismini basarabildik, ikimiz de bu kez ayni ulkede kaldik is seyahatlerine gitmedik.
Velakin ikinci kisimla ilgili tum ayarlamalari, tatilden donmenin verdigi yorgunluk, rehavet ve Ozan'in hafif de olsa hastalanmasi uzerine iptal ettik.
Iyi ki de oyle yapmisiz.
Cuma aksami Ozan iyice hastalaninca ne kadar dogru bir karar verdigimizi anladik.

Hadi 2,3,6 falan olsa neyse de.
Besinci yil olunca ozel bir seyler de yapmak istedik bir yandan.
Hani bir hatirasi olsun dedik.
Dedik de ne yapsak bilemedik.
Ta ki ben Ozan'a "bloglardan aktivite denildiginde aklima el boyasi, parmak boyasi falan geliyor" diyene kadar.
Ozan aldi bu sozu, yurudu :)
Dedi ki biz niye kendimize bir resim yapmayalim?

Gittik kendimize bir kanvas, bir boya seti, bir palet, bir set de firca aldik.
Pazar gunu oturduk masamizin basina, iki basimiza ellerimizle bir besinci yil resmi yapmaya calistik :)

Resmimize bakinca gecen bes yilimizi bizi hatirlayalim istedik.
Hollandayi, tatilleri, yaptiklarimizi...
Iste Ozan'in onculugunde boyle bir sey tasarladik :)



Tasarlamasi, tasarlarken anilara dalmasi, bir yandan calan muzikle neselenilmesi, boyamasi, boyarken hatalar yapip nasil duzeltsek diye gulmesi derken neredeyse tum pazari beraber boyalarin basinda gecirdik.

Durust olmak gerekirse buyuk bir kismi Ozan'in eseri ama ben de elimden geleni yaptim yani :)
Sehir disinda bir tatil, guzel bir restoranda yemek de bizi mutlu ederdi elbet.
Niye etmesin, boyle seylerle mutlu olan insanlariz biz :)
Ama bu resmi yaparken gecirdigimiz zaman da gercekten guzel anilar icinde yerini aldi :)
Resmimiz de evimizin duvarindaki yerini aldi.

Bunca yil Hollanda'da yasamanin, muze muze dolasmanin bize kattigi bir Van Gogh, bir Rembrandt etkisi bu resimde goruluyor mu?
Tabi ki Hayir.
Ama oyle demeyin o etkiler bizim icimizde :)


Iste bu da oyle bir hatira, 
bir gulumseme, 
bir neler yapmisiz deme :)

PS: 
Soyle degisik bir yildonumu kutlamasi isteyenler, bizim gibi sartlar nedeniyle evde olmasi gerekenler kesinlikle tavsiye ederim denemenizi.
Bence cok egleneceksiniz :)
En azindan biz gercekten cok eglendik :)

23 Ağustos 2012 Perşembe

Warrior - Dovuscu

Evet boyle bir insanim.
Surada da soylemistim zaten olduk olmadik seylere aglayabiliyorum.
Olduk olmadik filmlere de aglayabiliyorum.
Zaten Rocky serisinde de aglamisligim coktur benim. 
Ozellikle birinci filmde. 
Adrian Adrian!!!!

O yuzden dun aksam isledigim "Warrior" filiminin sonunda aglamis olmama da sasirmiyorum.
Amerikan filmlerinin tuzagina dustugumu farkedip kendimi toparladigimda genelde gec oluyor goz yaslarim yolunu bulmus oluyor :(
Ne yapayim boyleyim iste, degisemiyorum.

kaynak wikipedia

Ozan'in istegi uzerine izledik bu filmi.
Film 90 dakika diyerek beni kandirip, 140 dakikalik bir dovuse sahitlik etmeme sebep olmasini bir yana koyuyorum (ki bunun icabina daha sonra bakacagim) 140 dakika icim daglandi.

Dovus filmi der gecersin.
Aman bunaldim izlemeyelim de diyebilirsin.
Ama denilmiyor ki.
Ev. aile, cocuk, arkadaslik, sevgi, ihanet, ofke...
Seyirciyi etkileme ihtimali olan ne varsa bir tutam koy, ustune insanlari karsi karsiya getir, aksiyonu, adrenalini kat.
Sonuc...
Izleniyor mubarek.
90 dakika bitti kapatalim da diyemiyorsun resmen takilip kaliyor insan.

Bir de Nick Nolte var filmde.
E gercekten iyi oynuyor.
Boyle boyle derken daha 15. dakikada sonunu tahmin ettigimiz film, bizi zerre kadar sasirtmadigi halde 140 dakika izleniyor. 
Biz de izledik.
Begendik.

Siddete karsiyim.
Elbette!
Ama bugunlerde yasananlardan sonra pataklamak istediklerim de yok degil.
Ondan mi begendim bu filmi diye dusunmuyor da degilim...

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Hosgeldiniz

Bayram bitti..
Ne kadar bayram olduysa artik...
Yavas yavas herkes evine, ofisine ve elbette bloglarina donuyor sanirim.
Hosgeldiniz!

Siz yokken ben, Ozanla birlikte bayram kahvaltisi hazirladim.
Bayram Pazar gunune denk gelince, bize de bayram oluverdi bir anda. 
O yuzden bir bayram kahvaltisi da hazirlaniverdi bizim evde.
Nohut yapmisti bu peceteleri ben de misafir gelince yaparim diye aklima not etmistim.
Sonra dusundum de bizim eve bizden guzel misafir mi olur?
Bayram sabahi soframizi azcik renklendiriverdim.
Oyle cocuk gibi seviniverdim :)
Benim kagit peceteler olmadi tabi de oldugu kadar :)
Asil guzel halleri Nohut'ta :)



Siz yokken ben, Fasulye serisini bitirdim.
Cok sukur!
Yazmasi tatilin aslindan uzun surdu neredeyse :)
Biraz bunalttim sizi kusura bakmayin.
Ama bitti bitti.
Vallahi bitti.
Darisi yeni tatillerin basina :)



Siz yokken ben, ruyamda gorsem inanmazdim ama Hollandada denize girdim.
Gercekten!
Pazar gunu, hava 32 dereceyi bulunca firsat bu firsattir dedik Ozanla.
Kuzey denizinde yuzulecekse bugun yuzulecek.
Cok sukur onca yil Hollandada kaldik Kuzey denizine girmedik de demeyiz artik.
Su 19 derece diyordu, fena degil diye dusundum.
Ama soguktu!
Yine de guzelmis orada yuzmek. 
Hava boyle kalsa da gitsek diyecegim de...
Daha biz plajdayken yagmur atistirmaya basladi.
Ey guzel Hollandam benim hic eksiltmez yagmurunu :)



Siz yokken ben, boyun agrilariyla ugrastim.
Hala tam gecmedi ve hala sol taraftan gelen ani tehlikelere karsi korumasizim :)
Ama suphesiz gecen haftaya gore daha iyiyim.
Once Ozan'in grip, ustune benim boyun agrilari ev revire donmustu bir ara ama atlattik sanirim :)
Sagolsun gunes, sagolsun guzel hava!
Bu iylesme surecine katkilarindan dolayi kendilerine minnetarim :)



Ama en onemlisi siz yokken ben, isimin olmadigi zamanlarda ofiste ne yapacagimi sasirdim :)
Gunler gecmedi.
Blog okumaya baslamadan once nasil geciriyormusum gunler acaba?
Teker teker yapilan tatiller sonsuz olsun! 
Ama boyle hep birden ortadan kaybolmasaniz ya da arada bir iki blog yazsaniz olmaz mi acaba :)

Iyi ki geldiniz,
Hosgeldiniz!
Artik keyifle bloglarimi okuyorum :)

21 Ağustos 2012 Salı

Fasulye (9)... Donus Yolu... Heidelberg


Dönüş yolu rötarla başladı.
Zira Floransa'da otoban girişlerini bilmediğimiz bir sebepten kapattıklarından ve alternatif yolları gösteren işaretler koymaya gerek duymadıklarından el yordamıyla otobana çıkmamız bir saatten fazla zaman aldı.
Floransa'ya arabayla giderken bir kez daha düşünün demiş miydim?



Bozmadık moralimizi etrfa bakına bakına İnnsbruck'e geldik.
Harikaydı yollar.


google images

Ama nedense ben yollarda çok fazla fotoğraf çekmemişim.
İtalya sınırını geçip Avusturya'ya vardığımız an hava bir anda değişti.
Güneş gitti... Bulutlar geldi...
Sıcak gitti... Yağmur geldi...
Hatta bulutlar karşıdan karşıya geçmek üzere yolda burnumuzun dibine kadar geldi :)
Vallaha. 
Işte bunu çektim :)




Hava böyle yağmur, bulut olunca İnnsbruck'te fazla vakit geçirmemeye karar verdik.
Halbuki nasıl da severiz biz orayı.
Neyse bu başka bir uzun hikaye :)



Düştük sabak 10 gibi yollara.
Herşey güzeldi o sabah...
Önümüzde aşılacak Alpler, bir sonraki durağımıza kadar gidilecek 5 saatlik bir yol vardı.
Alpleri aşmak, tek kelimeyle harikaydı!



Hava mis gibiydi.
Pencereleri açınca içeri dolan hava çam kokuyordu.
Önümüzde uzanan manzara an be an güzelleşiyordu.
Yolun ilk iki saatlik bu kısmı harika geçti.



Velakin ne zaman Rafadan Kafadan'ın tekerleri Almanya sınırına girdi, işte o zaman bizim yol keyfimizin de sonu geldi.
Almanya'da bizi bekleyen tatsız bir sürpriz vardı: 
Trafik!
Akıl almaz, kontakt kapatmaya kadar varabilen bir trafik.
Bizim 5 saatlik yolu 7 saate çıkaran, sabır tüketen bir trafik.
Öyle böyle derken otoban'dan çıkıp Heidelberg'e saptığımız yani o korkunç trafikten kurtulduğumuz an ise mutluluğumuz görülmeye değerdi :)


Otele vardığımızda yorgunduk ama şehri de gezmek istiyorduk.
Neyse ki gezme isteğimiz bir kez daha yorgunluğa karşı galip geldi.
Oley!!!
Heidelberg sokakları Gülçin ve Ozan'ı bekliyordu :)



Ne güzel bir şehirmiş Heidelberg.
Kalesi, nehiri, köprüsü, kırmızı tuğlalı binaları...
Bir kere üniversite şehri yani sokakları cıvıl cıvıl.
Tüm bunlara bir de güzel hava eklenince heidelberg akşamı bizim için tatilin çok güzel akşamlarından biri oluverdi.



Finikülerle kaleye çıkmak...
Söylenenlere göre Alplerin üzerindeki en güzel ortaçağ binalarından birini görmek... 



Yine söylenenlere göre Almanya'nın en güzel kalelerinden birini dolaşmak... 
Köprünün üzerinden günbatımını izlemek...



Hepsi bu şehri sevip yeniden gelmek istememiz için güzel sebeplerdi...
Ve suphesiz hepsi yorgunluga olabildigince direnmek ve 
Heidelberg sokaklarinda gec saatlere kadar dolasmak icin de guzel sebeplerdi...



Halimiz yettigince yuruduk yuruduk yollarda...
Oturduk sokaklara bakan kafeteryalarda...
Heidelberg aksamini isiklarla daha da guzel gorunen kalenin silueti susledi...



Ertesi gün de gezebilirdik Heildeberg'te biraz.
Ama bu kez yorgunluğumuz, önümüzdeki 5 saatlik yol ve bizi bekleyen yol koşullarının bilinmezliğiydi galip olan.
O yüzden sabahtan düştük biz yola.
Bu gezinin son yolculuğu Almanya üzerinden Rotterdam'a evimize uzanıyordu.
Böylece 2012 yazının büyük tatilinin de sonu geldi...
Ve sanıyoruz bu tatil fiziksel olarak en çok yorulduğumuz ama zihnen en çok dinlendiğimiz tatillerden biri oldu.

15 gün.
4 ülke
15 şehir
3500 km yol
yüzlerce fotoğraf
2 böcek ısırığı, 1 arı sokması, 2 hafif dereceli yaralanma :)
sayısız anı, gülümseme, didişme, barışma :)
ve derken işte bitti :)

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Fasulye (8)...Chianti...

Tatilin son günlerine yaklaşırken şüphesiz ki en yoğun hissettiğimiz şey yorgunluktu.
Tabanlarımız, baldırlarımız, neredeyse vücudumuzun tüm parçaları ağrıyor,  yeter yürümeyin artık diye nasıl sinyal göndereceklerini şaşırmış bizi durdurmak için çabalıyorlardı.
Yürümek gerçekten zorlaşmışken ve benim yruldum diye söylenmelerim başlamışken Ozan yeni bir öneri yaptı.

Burada "Gel canım, seni şöyle bir yere götüreyim, uzat ayaklarını biraz dinlen" demesini bekliyorsunuz değil mi?
Ben şahsen bunu bekledim :)
Ama elbette benim sevgili eşimin yeni fikri de gezmek, daha çok gezmek üzerineydi.
Nereden geliyor bu enerji ben bir anlasam :)

O akşam meydanda konser dinlerken, ertesi gün öğlene kadar şehirde dinlenme konusunda mutabakata varınca gezme fikrini kabul ettim ve ertesi gün öğleden sonra yine düştük yollara...
Toskana'nın Chianti bölgesindeki kıvrım kıvrım muhteşem manzaralı yollardan tingir mingir ilerledik.


Başta "boşver gitmeyelim" demiş olsa da 
gittiğimiz yerleri çok beğendiğime göre ben de iflah olmam kabul ediyorum.
Bu yorgunluklar müstahak bana :)


Önce San Gimignano'ya vardık.
Ortaçağın Manhattan'ı diyorlarmış buraya.
Kasabadaki kuleleri aileler varlıklarını göstermek için diktirmiş zamanında.
Daha yüksek kule, daha zengin aile anlamına gelirmiş.


O vakitler başlamış işte bu varlık yarışı.
Biz nereden çıktı bu gösteriş sevdası diye dövünmeyelim en iyisi boşuna...

Sonra yine gittik gittik...


Monteriggioni'ye vardık...
Benim en sevdiğim.
Böyle tepe üstünde bir kale ve içinde küçük bir kasaba.

google images

Zamanında Sienalilar bu kaleyi, Floransalılara karşı savunma amaçlı yaptırmış.
Gözü doymaz Mediciler saldırıyordur muhtemelen Siena'ya.
Şu minnacık kale yıllarca sadece bir kere düşmüş.
Ve o günlerden bu günlere bozulmadan bir ortaçağ sehri olarak ulasmayi basarmis.
Ne guzel!



Sonra yine gittik gittik...



Siena'ya vardık..
Biz bikaç saat geçirebilmiş olsak da Siena'da daha uzun gezilesi bir yer sanki.
Benim için şehrin en güzel yanlarından biri tepenin üstünde olan merkezine çıkmak için yürüyen merdiveninin olması.


O yorgunluğun üstüne takdir edersiniz ki yürüyen merdiven gözümde herşeyden kıymetli :)
Bunun dışında Siena'nın sokakları güzel. 
Siena'nin kilisesi güzel. 
Siena'nin meydanları güzel.
Kisaca...
Şöyle ortaçağdan kalma bir şehir görelim denilirse Siena, gidilesi gezilesi bir yer.


Sonra çıktık Floransa'daki son akşamımızı geçirmek üzere dönüş yoluna.
Yol... 
Yolun kendisi gerçekten şahaneydi!
Floransa ve Siena arasındaki S222 yolu Chianti'nin içinden kıvrıla kıvrıla gidiyor.
Üzüm bağları, sarının her tonunu içeren tarlalar, tepeler, yamaçlar o yolun manzarasını unutulmaz yapıyor.
Insan ilerledikce "Şehirler bir yana yolun kendisi bir yana" diye düşünmeden edemiyor.


Gerçi pek sevgili Tom Tom çıkardı bizi S222'den bir süre sonra.
Çok kızgınım ona bu geziden sonra çok!
Ama...
Gezdiğimiz gördüğümüz kadarı bile benim böyle düşünmeme yetti ya nacizane tavsiyem yolunuz duserse oralara aman sakin çıkmayın o yoldan iyi mi?


Gerci simdi dusununce haksizlik etmeyeyim Tom Tom'a bizim gittigimiz yol da gercekten cok guzeldi...
O yol, bu yol derken ...
Toskana'da bir gun daha boylece bitti...
Ne yazik ki bizim de donus yolculuguna baslama vaktimiz geldi...

Kısa Kısa:
*  Floransa'dan Chiantiye yapılan yarım ya da tam günlük geziler de var. Arabayla gitmek önerilen yol ama araba yoksa düşünülebilir. Biraz pahalıca ama :(
* Chianti den Floransa'ya dönmek 1 saat, Floransa'da şehrin içine girebilmek 45 dakika. Bir yandan da aman arabayla gitmeyin Floransa'ya :)
* Chianti yollarinda bir tepede fotograf cekmek icin bir durduk. Ne goreyim yere atilmis copler! Sonra dikkatlice bakinca ne goreyim hepsinin ustunde turkce yazilar! Ah ah! ne soylenir ki simdi buna? 


17 Ağustos 2012 Cuma

Ben kucukken...

Ben kucukken annemler derdi ki;
Ramazan bayraminin birinci gunu ogle uykusuna yatanin koynuna altin dolarmis.

Ben yillardir deniyorum henuz sonuc alamadim da bir gun olacak biliyorum.
Hala inancim var :)

Siz de denerseniz, kucaklarinizin altinla dolacagi bir bayram olsun :)

Biz ne mi yapacagiz?
Ne yapalim buralarda.
Ayni tas ayni haman.
Zaten babama sorarsaniz bana her gun bayram :)

Bir de su yontemi uygulamaya almayi dusunuyorum bu sene
Hani bir degisiklik olsun diye :)


Iyi bayramlar hepimize :)

16 Ağustos 2012 Perşembe

Fasulye (7)... Floransa...


Şaka gibi bir yer.
Daha önce gördüğüm hiçbir yere benzemiyor.
Belki biraz Roma?
Yok Roma bambaşka.
Ama Floransa, o da bir başka bambaşka...




Floransa, surların içinde bir şehir.
Ama ne şehir?
Hani derler ya her taşı tarih kokuyor diye.
İşte tam da öyle bir şehir.
Büyüleyici, etkileyici...
Bana "bugüne kadar beni en çok etkileyen yerlerden biri" dedirten şehir.
İtalya'ya yolunuz düşerse mutlaka ama mutlaka görün diyeceğim şehir.



Tatilimizin İtalya'daki son durağıydı Floransa.
5 gece kaldık orada.
5 gün ve gece dolaştık müzelerinde, yürüdük müzeden farksız soaklarında.
Yetti mi?
İnanın yetmedi.
Hani haftalarca aylarca karış karış gezilesi bir yer Floransa.
Hiç sıkılmadan, hiç ne yapsam demeden hem de.
Hiç olmadı her akşam gidip Piazza Della Signoria'da konser dinlersin mesela.



Her akşam bir başka orkestranın açıkhava konseri olur mu bir şehide?
Floransa'da oluyor.
Üstelik bu trafiğe kapalı, etrafı muhteşem heykellerle çevrili, şöyle bir kafanızı kaldırınca tarihi binalardan başka bir şey göremediğiniz, zaman zaman yanınızdan geçen at arabalarının sesiyle kendinizi gerçekten başka bir dönemde hissettiğiniz meydanda her akşam klasik müzik yankılanıyor.



Her sokakta bir başka sanatçı karşılar mı insanı bir şehirde?
Floransa'da karşılıyor.
Michelangelo, Bernini, Donatello öylesine bir yolda karşınıza çıkabiliyor.
Bazen heykelleri, bazen resimleri, bazen yaşadıkları evler...
Dante'nin evini gördük mesela. Orada yaşamış, orada Ilahi Komedya'yı yazmış...
Zaten hic olmazsa onlarin eserlerine yeniden hayat vermeye calisan genc sanatcilar karsiliyor sizi sokaklarda.



Peki her sokaktan, her binadan, hani neredeyse her taşın altından aynı ailenin ismi çıkar mı bir şehide?
Floransa'da çıkıyor: Mediciler!
Resim, heykel, müzik, tiyatro, edebiyat, astronomi, matematik, mimarlık...
Yani bilim sanat ve elbette ticaret, politika, din ve savaş!
3 yüzyıldan fazla Floransa'yı yöneten bu aile hepsinde derin izler bırakmış Floransa'da.
Sevenleri olduğu kadar sevmeyenleri de çok olmuş.
Hatta muhalifler pek çok kez aile üyelerini öldürme girişiminde bulunmuş.
Suikastler sonucu ölenler, kurtulup tarihe adını yazdıranlar, kardinal seçilenler, Papa seçilenler olmuş.
Ailenin her üyesi o ya da bu şekilde tarihte yerini almış.
İlk opera eseri bir düğün kutlamasında onlar için hazırlanmış.
İlk keman onların zamanında geliştirilmiş, Michelangelo, Leonardo da Vinci, Donetallo gibi  büyük sanatçılar bu ailenin hamiliğinde çalışmış.
Galileo bu ailenin matematikçisiymiş.
Liste uzayıp gidiyor...
Özetle şunu demek mümkün galiba: Floransa onlar sayesinde Floransa olmuş.
ve geriye geleni kendine hayran bırakan, gördüklerinden hangisini aklında tutacağını şaşırtan bu şehir kalmış...



Yazının bundan sonrası biz unutmayalım diye detaylar.
Biz gidip kendimiz şaşıracağız ya da bu kadar uzun okuyamayacağız diyenlere önden söyleyeyim dedim :)
İşte Floransa'da gecem muhteşem beş günün sonunda Gülçin'in aklında da bunlar kalmış :)

Uffuzi müzesi:
Eskiden Medicilerin ofisiymiş bu bina. Şimdi dünyanın en büyük müzelerinden biri.
Nereden nereye.



Gerçekten güzel bir müze ama ben gördüğüm en güzel eserler burada demedim açıkçası.
Velakın benim sanattan çok anlamadığım da kesin, benim naçizane görüşüm sadece bu :)
U şeklindeki müzede pek çok resim ve heykel var.
Benim favorilerim elbette heykeller.
Bu müzenin en güzel yanlarından biri binanın Vasari koridorunun başlangıcı olması.
Vasari koridorunu Mediciler halka karışmadan bugün Ufuzi müzesi olan ofislerinden nehirin diğer kıyısındaki evleri Piazza Pitti'ye ulaşmak için yaptırmış.
Koridor iste boyle basliyor...



İki nokta arası baya uzun bir mesefe aslında. Yürüken sıkılmamak için olsa gerek, bu koridor boyunca çok değerli eserler sergilenirmiş.
Sen resimlerin arasından yürüyerek evine git, halk aşağıda yaşam savaşı versin.
Kusura bakma da e o halk sevmez tabi seni :)

Ponte Vecchi
Vasari koridoru nehri geçmek için işte bu harika köprüyü kullanıyor.
Ponte Vecchi, dünyanın en iyi bilinen ve aynı zamanda en çok fotoğraflanan köprüleri arasındaymış.
Sonuna kadar bu ünvanları hakediyor.



Hatta güzelliği tüm Avrupayı gözünü kırpmadan yerlebir eden Nazileri bile etkilemiş.
Bu köprü Floransa'da Nazilerin bombalamadığı tek köprü imiş.
Hatta Hitler gelince şehri daha grahat görsün diye köprünün orjinalindeki yuvarlak pencereler o gelmeden büyük çerçevelerle değiştirilmiş.
gereksiz! İlla bir şeyi bozacaklar ya!
Bu köprünün üstündekiler aynı bizim Galata köprüsü gibi dükkanlar.
Şu anda hepsi mücevherci.
Vassabi koridoru yapılmadan önce ise bu dükkanlar peynirci ve kasapmış.
Koridor yapılınca gürültü ve kokudan rahatsız olan Mediciler onları çıkarmış dükkanlardan.
E halk sevmez tabi seni :)

Galleria del Academia
Bu, şehrin ikinci en ünlü müzesinin benim için anlamı: DAVİD!
Yarabbim, bir heykel bu kadar mı güzel olur?
Bu heykelin yapımı için kullanılan mermer David  ortaya çıkmadan 50 yıl önce gelmiş Floransa'ya.
Velakın 2 heykeltraş mermer üstünde çalışmaya başladıktan sonra, mermerin yapısından kaynaklanan zorluklar nedeniyle vazgeçmişler heykeli yapmaktan.
Bunlar yaşandıktan 50 yıl sonra Michelangelo geçmiş devasa mermerin başına.
Tam 2 yılda David'i çıkarmış ortaya.



Öyle beğenilmiş ki david, normalde kathedralin içinde durması planlanırken duvarların içine hapsedilemez bu güzellik diye Santa Margharitha meydanına yani şehir merkezine yerleştirilmiş.
Yıllarca meydanı süslemiş sonra yerini replikasına bırakıp bu müzeye taşınmış.
David'i yaptığında Michelangelo sadece 26 yasındaymış!
Bir heykele hayran olunabilir mi?
Ben Michelangelo'nun David'ine hayran oldum!
Zarif  duruşu, güçlü görüntüsü ve ellerindeki o gerginlik.
Bir mermerden bu güzellik nasıl yaratılır aklım alamıyor.
O yüzden sanırım david ve Michelangelo'yu bu geziden sonra çok çok seviyorum!

Plaza Medici Riccaedi, Plaza Pitti, Medici Chapel
Medici, Medici, Medici...
Dedim ya şehrin dört yani Medici :)



İlk ikisi yaşadıkları evler, üçüncüsü ise gömülü  oldukları mezarları barındıran görkemli bina.
Bence çok ilginç çünkü mezarları evlerinden daha gösterişli ve görkemli.
Daha doğrusu evlerinin dışından daha gösterişli.
Mediciler çok zengin ve lüks bir hayat yaşamış olsalar da halkın daha fazla tepkisini çekmemek için evlerinin dişini olabildiğince sade yaptırırlarmış.
Evlerin içi ise ayrı bir dünya :)




Plaza Pitti'ye taşınma öyküleri de ilginç:
Elanora yani bilmem kaçıncı Medici'nin çok değerli karısı, hastalanmış.
Bir çeşit tüberküloza yakalanmış.
Doktorlar dinlenmesini önermiş.
O da eşini belki şehir dışınsa oturursak daha çabuk iyileşirim diye burayı yapmaya ikna etmiş.
Kıyamam Medici de hızlıca burayı yaptırıvermiş :)



Burası bitesiye kadın vefat etmiştir dedim ama etmemiş masallah :)
Bahcesinin gorunen kismi sizi aldatmasin.
Bunun iki kati kadar falan da arkamizda var.
Belgrad ormanı kadar mı ne anlamadım :)

Gallileo müzesi
Evet, çok  ilginç ama Floransa'da en çok bu müzeyi beğendim.
Hatta bayıldım!
Bir sürü şey öğrendim, eğlendim, şaşırdım.
hele çocuklar için harika bir yer.
Videolar, deneyler, sesli anlatımlar.
Harikaydı.



Galileo Medicilerin matematikçisi ve astronomi uzmanı olarak çalışmış.
Sadece o dönemin değil, gelmiş geçmiş tüm zamaların en ünlü bilim adamlarından biri olan Galileo'nun küreleri, gözlem aletleri, çalışmalarına dair detaylar interaktif şekilde bu müzede.
Yine söylüyorum bayıldım, hatta bayıldık :)

Duomo, Vaftizhane
Şehrin meydanındaki bu kilise ve hala vaftizler için kullanılan vaftiz evi Floransa meydanlarının en etkileyici yapılarından ikisi.
Dışarıdan tek kelimeyle muhteşemler.



Ama içerileri o kadar da etkileyici değil sanki :)
İkisine de girmek için uzun sıralar bekleniyor ama vakit darsa beklenmeyebilir de bence.
Hristiyanlar  için içeride dua etmek çok önemli elbette ama bizler için o vakit binaları inceleyerek kullanılabilir.
Mesela vaftizhanenin Ghiberti tarafından yapıla bu kapısına Michelangelo Cennet Kapısı adını vermiş.



Bu kapıdan once yapilan ayni binanin bir baska kapisini kimin yapacağını belirlemek için bir yarışma yapılmış ve o yarışmayı kazananlardan biri Ghiberti olmuş.
O yaptigi kapi cok begenilince bu kapiyi da onun yapmasi istenmis.
25 yıldan fazla sürmüş bu kapının tamamlanması.
Ve kapıyı oluşturan paneller Rönesansın ilk eserleri olarak kabul ediliyormuş.
Vay be Floransa!
Kapinin oratsinda gordugunuz kucuk kafalar da Ghiberti ve oglunun kucucuk bustleriymis.
Sanatci imzasini atmak yerine resmini birakmis eserinde :)

Bargello müzesi
Yine çok güzel, gezilesi bir müze...

Ama bence ilginç olan hikayesi.
Şehrin orastındaki bu kaleye benzeyen bina uzun yıllar şehrin hapishanesi olarak kullanılmış. 
Hatta Medici ailesinden Muhteşem Lorenzo'ya ve abisine suikast düzenleyen (ki abisi bu suikatta olurken Lorenzoyu arkadaşları kurtarmış) iki kişiden biri şu anda konserler yapilan bu meydanda idam edilmiş.



Diğerini de zaten olay sırasında camdan dışarı atarak öldürmüşler.
Şimdi burası çok güzel bir müze.
Ama dolaşırken insanın aklında bunlar olunca..... Neyse....

Piaza Della Signoria
İşte burası benim için Floransa!



Beni bırakın buraya bakayım bir Neptün'e bir David'e bir Perseus'a.
Hepsi ama hepsi harika.



Meydanın ortasında tüm görkemiyle duran ve şu anda belediye binası olarak kullanılan Plazzo Vecchio bir zamanlar Medicilerin evi de olmuş.
Olmasa şaşarım illa en güzel yerler onların.



Binanın kulesine çıkılabiliyor.
Kesinlikle çıkmaya değer!
Bu kulenin üstündeki canın sesi zamanında halk için büyük bir işaretmiş.
Can çaldığında halk meydanda toplanır oylamalar yaparmış.



Bu meydanın en güzle binasının bir de kocaman odası var.
Bu oda yapıldığında duvarlarından birini Leonardo Da Vinci'nin diğerini ise Michelangelo'nun resimlerinin süslemesi düşünülmüş.
Bu haliyle bu oda İtalyanın en muhteşem odası olacakmış (şaşırtıcı deil elbette :))



Leonardo başlamış çalışmaya ve uzmanlara göre muhteşem bir resim yapmış duvara.
Yeni bir teknikle resmi kurutmak istemiş.
Duvarın önüne iplerle ateşler asılmış.
Velakın evdeki hesap çarşıya uymamış ve kuruması planlanan boya akmış gitmiş...
O muhteşem resimden geriye akmış boyalar kalınca Leonardo bırakmış, yapmıyorum demiş.
Bu sırtada karşı duvar da hala boşmuş çünkü Michelangelo Papa'nın davetiyle Roma'yı yaratmak üzere yola koyulmuş.
Sonuçta odanın iki duvarını da Vassarı boyamış.
Ve resimler de çok güzel olmuş ama işte odanın hikayesi böyle kalmış bir hayal kırıklığı olarak tarihe yazılmış...

Market
Bayılıyoruz gittiğimiz yerde pazar gezmeye.
Normalde evde kimin pazara gidp alışveriş yapacağı ciddi bir pazarlık konusuyken elin memleketlerinde pazarla bu ilgimiz ilginç :)
Elbette bizim evin önündeki pazar gibi değil Floransa'nın pazarı.
Bizim mısır çarşısı gibi bir nevi turistik mekan.



Zaytin, peynir, ekmek... azar azar alıp kendinize sofra hazırlayabilirsiniz
Toskana zeytinyağı aldık oradan bakalım nasıl çıkacak merak ediyorum bir de bu pazarı da en sevdiklerim arasına ekliyorum :)

İşte böyle böyle Florasa'da sevdiklerimiz listesi uzayıp gidiyor.
Yazarken, fotoğraflara bakarken insanın yeniden o sokaklarda olası, yürüyesi, kaybolası ve gördüğü herşeye yeniden yeniden şaşırası geliyor....
Dilerim yolumuz yine sana düşer Floransa doya doya sokaklarında kaybolmaya...


Kısa Kısa:
* Yemekler ucuz, turist olarak dolaşmak daha ucuz sanki Floransa'da.
Hani elbette çok pahalı lokantalar var ama sokak aralarındaki büfelerde yapılanlar, esnaf lokantaları öyle lezzetli ki insanın onları bırakıp da başka yere gidesi gelmiyor :)
* Florence Card diye adlandırılan müze kartı 3 gün geçerli ve 50 euro. Biz 3 günde, 85 euroluk müze gezmişiz yani değdi aldığımıza. Ama vakit kısıtlıysa bence görülmezse olmazlar Uffuzi, Gallileo, Bargello ve Academia galiba. Biz bunlara ek olarak 6 müze daha gezdik ve çoğunu da sevdik vakit varsa kart alıp hepsini gezmeye değer :)
* Şehri gezmenin en güzel yolu yürümek. O yüzden rahat bir ayakkabı bavulun olmazsa olmazı :)


Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails