20 Temmuz 2012 Cuma

Ben kucukken...

Ben kucukken...
Ramazan genelde kis aylarina denk gelirdi.
Hava buz gibi olurdu, artik Izmir havasi ne kadar buz gibi olursa.

Niyeyse simdi dusununce anneannemdeki iftarlari hatirliyorum.
Anneannemin mutfaginin onunde kucuk bir balkon vardi.
Gerci ona balkon denir mi bilmiyorum hani boyle iki tarafindan merdivenle yola inilen ufacik bir taslik.
Oradan soyle yola dogru uzanip bakinca caminin minaresi gornurdu.
Iceride sofra beklerken biz de disarida topun patlamasini beklerdik.
Hatirliyorum, bir yandan sofraya kosarken "top patladi top patladi" diye coskuyla bagirirdim.

Erken olurdu ya iftar, ramazan geceleri de uzun olurdu o yuzden.
Uzun uzun sohbetler edilirdi.
Bence ramazan gunlerinin en guzel yanlarindan biri bu uzun uzun aksam oturmalariydi zaten.
Simdi dusununce, en cok soba basinda ellerde caylar, ihlamurlar sohbet eden ailemi hatirliyorum.
Butun aile bir arada.
Guzeldi...

Biz cocuklarin tekne orucu tutmasina izin verilirdi o zaman.
Yani ana ogunler yenilecek, ara atistirmalar yenilmeyebilir :)
Bir gun hatirliyorum ben buyuk orucu tutacagim diye tutturdum.
Olmaz, hayir, soyle boyle dinlemiyorum.
Inadim inat buyuk orucu tutacagim.
Onume koyduklari yemekleri ne derlerse desinler yemiyorum
Yengemin babaanesine gittik misafirlige.
Buyukler iceride sohbet ediyor biz cocuklar icerideki odada oynuyoruz. 
Bize seker tuttular hadi bakalim yiyin cocuklar diye
Ben oyunun arasinda unutmusum buyuk orucumu attim agzima sekeri.
Icimi yakti ustune biraz da su ictim.
Tam suyu yutarken aklima geldi ki buyuk orucundan tutuyorum.
Bir aglamaya basladim ki durdurabilene askolsun...
Sanirsiniz etimden et kopariyorlar.
Zar zor sakinlestirdiler beni.
O gun anneannem ve haci babaanne bana dediler ki...
"Bazen melekler oruc tutamayacak olani anlar. Oruc tutmamasi gerekeni bilirler. 
O zaman O'na bilerek unuttururlar orucunu. 
Demek ki tutmaman lazimmis ki unutturdular sana. Bu meleklerle senin aranda. 
Hadi sen oyununa devam et, aglama aksam beraber iftar yapalim"
Inandim.

Oyleydi boyleydi bilmem ama o gun bir cocugun gonlunu hos etmeyi basardilar onu biliyorum.
Ve hala ramazanlarda en onemli seyin gonulleri hos tutmak olduguna inaniyorum.
O yuzden herkese saglikli, sakin, huzurlu, gonullerin hos olacagi guzel bir ramazan diliyorum.

Biz bir sure olmayacagiz buralarda.
Gecen gun soyle bir hesapladim da... 
tam 11 aydir bilgisayarimi almadan yola cikmamisim.
tam 11 aydir tatiller dahil toplantiya girmeden 2 gun ust uste gecirmemisim.
O yuzden bilgisayarlari birakiyoruz, telefonlari kapatiyoruz ve yarin sabah yola cikiyoruz.
ve dilerim huzurlu bir yolculuk yapip saglikla geri doneriz. 
Donunce gorusmek uzere.

Yeniden hayirli ramazanlar...

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Ses ver!

HES projeleri gundem oradan oraya savrulurken son hiziyla devam ediyor. 
Derelerin yollari degistiriliyor, insanlarin duzenleri degistiriliyor, doganin dengesi degistiriliyor.
Su, toprak, agac ve yore halki yapilanlara direnmeye calisiyor elerinden geldigince.
Dun gordugum bu kisacik video da haydi siz de ses verin ve direnisimize katilin diyor.


Katiliyorum!
Kendimce ses veriyorum!
Yapmayin, etmeyin, kiymayin derelere, agaclara, dogaya diyorum!
Bu bir farkindalik videosu, ek olarak
yapilabileceklerin bir kez daha anlatildigi bir videoyu, takip eden hareketleri de merakla bekliyorum.
Ama...
Bir yandan sunu cok iyi biliyorum:
Cozum sadece HESlere hayir demek degil. 
Cozum sadece alternatif enerji kaynaklari arayalim demek degil.
Cozum biraz da 
boylesine pervasizca boylesine dusuncesizce tuketmekten vazgecmek!
Biz elimizden geleni yapmaya cabaliyoruz da keske caba gosterenlerin, ses cikaranlarin sayisi biraz daha artsa...
Ama neden olmasin ya bu sefer olursa?
Ah bir de keske bu sefer olsa...

17 Temmuz 2012 Salı

biraz once bizim ofiste

burada birlikte calistigim bir arkadasimin babasi da tam otuz yildir bizim sirkette calisiyor/mus.
normal sartlarda ayni ofiste ya da ayni depatmanda degiller; dolayisiyla onlari yan yana gormuyoruz pek. 
ama ender de olsa bir araya geliyorlar elbette. 

mesela...
biraz once bizim ofiste babasi bir toplanti icin gelmisken kizinin yanina ugradi...
sacini oksayip O'na nasilsin dedi?
kizi basim agriyor, biraz canim aciyor dediginde...
kafasina bir opucuk kondurup o zaman bana gelsin o agri benim canim acisin dedi... 

biraz once bizim ofiste bir baba kizini cok sevdi...
biraz once bizim ofiste babasinin sozleri karsisinda bir kizin gozleri nemlendi...
biraz once bizim ofiste birisi de babasini cok ozledi...


16 Temmuz 2012 Pazartesi

Cok gec kalmis mimler...

Ne zamandir aklimda olan bir sey var.
Birikmis mimleri cevaplamak!
Bana gelen mimleri cevapsiz birakmayi sevmiyorum ama bazen gercekten yazamiyorum da.
Bahaneler bir yana...
O gun, bugun.
Belki duzgun, belki icime sinen, belki layigiyla olmayacak ama 
oturup mimlerimi cevaplayacagim :)

Ilk cevaplayamadigim mim, Penelope ve Tarif Diyarindan...
taa Mayis ayindan kalma bu mimde demisler ki... 
Gulcin kendin hakkinda yedi gercegi bizimle paylasir misin? 
Bu kisim benim icin kolay olan cunku sevgili hypo'dan gelen bir mimde ben bunu yazmistim :)

Gulcin'i taniyan yuz kisiye kendisi hakkinda bilinmeyen bir gercegi siralayin dedik ve...7 populer cevabi ariyoruz :)

Cok tesekkurler Penelope ve Tarif Diyari beni akliniza getirdiginiz icin :)

Ve ikinci mim bu kadar eski degil cok sukur.
gecen haftadan sadece :)
Tibet'in Annesi demis ki...
haydi bakalim Gulcin beni tek kelimeyle anlat...
mim eger Tibet ile maceralarinin anlatildigi blogtan gelse isim cok daha kolaydi ama hay bin kunduz :)
Dusundum dusundum aklima pek cok kelime geldi.
Ama ben bir tanesi sectim iclerinden...
dedim ki Sibel'i anlatan kelime canli....

Sibelín yazdiklari  canli canli...
...duraganlik yok asla blogunda...
Sibel'in hayati  canli canli...
...umutsuzluga yer yok asla anlattiklarinda.
Sibel'in dusunceleri  canli canli...
karamsarliga yer yok asla anlattiklarinda.
O yuzden yazdiklarini okudukca gulumsuyor canlaniyorum ben de ekran basinda :)
Hep boyle kal Sibel hep mutlu hep umutlu :)

Malum mimleri paslamak gerekiyor.
iste ben bunu hic beceremiyorum :(
Ilk mim icin kimseye bir sey yollamiyorum elbette ayibimla oturuyorum ustunden 3 ay gecmis :)
Ama ikinci mim icin hadi kurala uymaya calisayim :)
Ozlemaki seni sectim :)
Ben mimlere 3 ayda falan cevap verdigimden sen hic yazmasan da sesimi cikaramam onu da biliyorum  :)

mimler bahane...
Guzel, neseli bir hafta olsun hepimize :)



13 Temmuz 2012 Cuma

Bugun de buna cok guldum... Gercekler...

Bu ara Piyale Madra cizimlerine bakmaktan alamiyorum kendimi.
Ne yapayim cok eglenceli :)

Mesela dun aksam on bes dakika kestirip kalkayim diyerek dokuzda uzanip, 
gece ucte uyandigimda eyvah simdi nasil uyuyacagim derken bir saat icinde yine dalip, 
saatin sesiyle yedide zorla uyandigim bir sabahta bu karikaturu pek bir sevdim :)

Ozan'in deyimiyle "yanlislikla" 10 saat falan uyumusum, inanamiyorum :)
Ah ah zamaninda bana da bunlari soyleseler aynen boyle sinirlenirdim ama sabah geliyoruz aksam gidiyoruz iste :)
Neyse yarin haftasonu
bol uykulu, dinlenmeli, guzel bir haftasonu olsun hepimize :)

Ama kiyamam ben buna ya :)

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Bir yil daha buyuyorum

Sevgili blogum, 
Gun itibari ile hayatimin bir yilini daha kisisel tarihime ekliyorum :)

Gectigimiz yillarda, yilbasi kutlamalari sirasinda bir yazi okumustum. 
Diyordu ki...
Niye yeni yilin gelisini kutluyoruz da biten yilin gidisini sereflendirmiyoruz? 
Niye yirtip atiyoruz bir onceki yili gosteren kagitlari da, yeni yili gosteren kartonlari susleyip havalara kaldiriyoruz?
Kurtulduk diye mutlu olmali miyiz?
Yoksa her ne olursa olsun, yil sonlarinda eski yila tesekkurumuzu sunmaliyiz?
Mantikli gelmisti bana. 
Ben zaten her yilbasinda eski yila tesekkur ederdim icimden, bu yazidan sonra bunu kendimce aliskanlik haline getirdim.

Dogum gunleri icin de ayni seyi dusunuyorum. 
Yeni yasima hosgeldin derken, aslinda eskisine tesekkurumu sunmaya aklimda oncelik veriyorum. 

Bana yeni seyler katan eski yasim... 
Beni buyuten eski yasim... 
Beni tecrubelendiren eski yasim...
Sana tesekkur ediyorum...
Saglikli ve huzurlu bir yil gecirmeme vesile oldugun icin.
Ailemin, arkadaslarimin, sevdiklerimin saglikli oldugu, benimle guzel haberler paylasabildikleri bir yil gecirmeme vesile oldugun icin.
Inadimi biraz daha kirdigin, hayatimdaki guzel seylere deger vermeyi, icime tam sinmeyenleri ise kabullenip yoluma devam etmeyi bana ogretmeye basladigin icin...
Hic bikmadan usanmadan hayaller kuracak umudu icimde tuttugun icin...
Yorgun, bezgin oldugum anlarda bana hep tutunacak bir dal uzattigin icin...
Uzaklarda, cok uzaklarda olsam da bir yerlerde bir sekilde beni dusunen insanlar oldugunu bana hissettirdigin icin...
Yazmama, paylasmama, ustelik paylastiklarima dair dusuncelerini paylasan yeni arkadaslarimin seslerini duymama olanak verdigin icin...
daha oyle cok sey yazabilirim ki sana tesekkur etmek icin...

Ama tek tesekkurum sana degil musadenle.
Gectigimiz yil hayatima dokunan herkese ama herkese bana kattiklari hersey icin cok tesekkur ediyorum.

Yeni yasim, hos geldin...
Dilerim eskilerinden bile guzel olur seninle yasayacaklarimiz.
Senden tek dilegim bize huzur veren, mutluluk veren, sevdigimiz hersey artsin azalmasin.
Olur mu?
Hadi bakalim umutluyum senden ben, beraber gazamiz mubarek olsun :)

9 Temmuz 2012 Pazartesi

New York...Lady Liberty ve Ellis Adasi...


Gecen sefer gittigimde ancak uzaktan bir el sallayabilmistim O'na. 
Bu sefer dedim ki; hic alisveris yapamayabilirim, bilinen hic bir New York binasini gormeyebilirim  ama Ozgurluk Anitini ve Ellis Adasini gorecegim. 
Cok mutluyum, gordum...
Bir de ustune cok uzun bir yazi yazdim...
Sabri olanlar okur belki....

once kisacik bir iki ogrendigim bilgi...
Ozgurluk Aniti benim sevdigim ismiyle Lady Liberty, Amerika'nin kurulusunun 100. yili serefine 1886 yilinda Fransa tarafindan Amerika'ya hediye edilmis. Yaraticilarindan biri de Paris'teki Eifel kulesinde de imzasi bulunan Gustave Eifel. Aslinda onun 1886'ya kadar uzanan hiayesi Pulitzer'í bile icinde barindiran uzun bir hikaye. Benim en cok aklimda kalan ise, Fransa'da yailan bu heykelin tam 350 parcaya bolunup sandiklar icinde Amrikaya tasinmasi ve orada 1 yilda yeniden birlestirilmis olmasi. Benden ve bizden'in paylastigi bu link Amerika'da sandiklarin acildigi ana ait fotograflari gosteriyor. (tesekkurler link icin :))
Lady Libetry'e dair pek cok baska detay ise burada...

Fransa bu heykeli Amerika'ya hediye ettiginde Amerika, Avrupa'nin o donemdeki durumuna inat, liberty yani ozgurlukler ulkesi olarak aniliyormus. Ic savasin bittigi, koleligin kalktigi, insanlarin ozgurce yasamaya basladigi yeni bir dunya. Bu kocaman gorkemli heykel ile kendisine yuklenen  anlami tasimis mi Amerika bilinmezama Lady Liberty, 1886'dan beri Amerika'ya gelen gocmenleri tum hasmetiyle karsilamis. Hala da karsiliyor. Ayrica her yil milyonlarca turisti de kendisine cekiyor. 


Lady Liberty'nin yukseldigi kucuk adacik da Liberty Island yani Ozgurluk adasi olarak adlandiriliyor. Hemen kendisine komsu Ellis adasi ile Amerika topraklarinin dogu kiyisinda okyanusa selam duruyorlar. 17 dolara aldiginiz bir biletle her iki adayi da iceren bir tur yapmak mumkun. Bence turun en guzel kismi ise sesli rehber hizmetinin de ucrete dahil olmasi. Her iki adaya da ayak bastiginizda elinize tutusturulan bu kucuk aletler size bastan sona tum hikayeyi anlatiyor. O hikayeleri dinleyerek etrafi dolasmak ise gercekten keyifli oluyor. 


Iste benim gezimin hikayesi de burada...

Cok sicak bir New York gununde belki de yarim satten fazla bilet kuyrugunda bekledikten sonra biniyorum beni once Lady Liberty'e sonra Ellis adasina gotirecek gemiye.
Gemi hareket edince yuzume gelen ruzgar ferahlatiyor beni.
Adim adim sehir uzaklasirken Lady Liberty yaklasiyor bana, heyecanim da sanki biraz artiyor.
Ozgurluk Adasi'na ulasinca hemen sesli rehberimi aliyorum.
baslangic noktasina gidip basiyorum play tusuna. 
Adanin etrafinda heykele bakarak dolasirken kulagima ona dair hikayeler anlatiyor...
Diyor ki turda... 
Gunler, haftalar hatta bazen aylar suren bir yolculuktan sonra buraya yaklastiginizi dusunun. 
Zorlu yolculuk boyunca, okyanusun ortasinda savrulan bir gemide giderken tek bir kara parcasi bile gormediginizi hayal edin. 
Etrafinizda yolculuktan yorgun dusmus bedenler, yolculuk boyunca hastaliklara sevdiklerini kurban vermis uzgun ama hala umutlu insanlar... 
Geceler gunduzlere karismis. 
Kac gundur yolda oldugunuzu bilemeyecek adar uzun zamandir o gemidesiniz... 
Ve sislerin arasindan bu gorkemli heykel beliriyor. 
Size yolculugun bittigini, dahasi yeni hayatiniz baslamak uzere oldugunu mujdeliyor. 
Ne dusunurdunuz?

Ben kendi adima ne dusunecegimi cok iyi biliyorum: 
Korkardim. Deli gibi korkardim! 
Turun devaminda da o gunleri yasayanlarin sesinden dinlediginiz hikayeler benzer hisleri anlatiyor:
"Hepimiz birbirimize sariliyorduk"
"Sonunda bitmisti, gemideki hastaliklara kurban olarak degil ayagimizi Amerikaya basarak bitirecektik yolculugu"
"Babamin bagirdigini hatirliyorum: Kurtulduk!"


Dusunuyorum... 
Sonraki hayatlari nasil oldu o insanlarin acaba? 
Ya da gercekten kaci kurtuldu acaba? 
Ya da kurtulmak neydi acaba?

Bilmiyorum... 
Hikayeleri dinleyerek yurumeye devam ediyorum...
Goc, sebepler, umutlar, mucadeleler, kayiplar..

Eskiden bu tur kapsaminda anitin elindeki mesaleye kadar tirmanilabiliyormus. 9/11 den sonra gezinin bu kismi iptal edilmis.O yuzden, bu hikayeleri dinleyerek ve Ozgurluk Aniti'nin etrafini dolasarak bitirdigim turun ikinci ayaginda gemi bizi Elis adasina tasiyor...  

1892 - 1924 yillari arasinda o gemilerde gelen 12 milyon gocmenin ayaklarini bastiklari ilk Amerika topragi bu ada olmus. Kayit altina alindiklari, saglik taramasindan gecirildikleri, zeka testinden gecirildikleri ve yeni hayatlarina ugurlandiklari bu ada... Gunumuzde muzeye cevrilmis bu adacik yillarca gocmenlerin yeni ayatlarina acilan kapisi olmus. 


Kosa kosa sesli rehberimi aliyorum. Kisitli zamanimin tamaminda hikayeler dinlemek istiyorum.
Diyor ki turda.... 
Kendinizi bu salonun ortasinda hayal edin. 
Eski hayatinizdan getirebildiginiz bir kac esyanizi tasiyan bavulunuzu da kontrol etmek uzere almislar elinizden. 
Merdivenlerden cikip bu salona variyorsunuz. 
Etraf kalabalik. 
Bir suru insan var, konusuyorlar. 
Siz ne konustuklarini bile anlamiyorsunuz. 
Karsinizda uniformali gorevliler, onlerinde kocaman defterler. 
Sorulari cevaplayanlar salonun diger ucundaki merdivenden yuruyup yok oluyorlar. 
Ne var o merdivenin sonunda? 
Sizi ne bekliyor? 
Bilmiyorsunuz. 
Siz sadece tahta banklardan birinin kosesine ilisip siranin size gemesini bekliyorsunuz. 
Ne dusunurdunuz?


Ben kendi adima ne dusunecegimi cok iyi biliyorum: 
Korkardim. Deli gibi korkardim! 
Turun devaminda da o gunleri yasayanlarin sesinden dinlediginiz hikayeler benzer hisleri anlatiyor:

"Uniformalardan korkuyordum. Bana Rus askerlerini hatirlatiyordu. Onlardan kacmak icin yollara dustugum Rus askerlerini"
"Bize 29 ayri soru soracaklarini soylediler. Kimdik? Nereden geliyorduk? Ne is yapabilirdik? Sadece dogru cevaplari verdigimizi umuyordum."

Dusunuyorum... 
Kac kisi "dogru cevaplari" verebildi acaba?
Kac kisi yeni hayatina basladi acaba?
Nasil kurdular sifirdan o hayatlari acaba?


Bilmiyorum... 
Hikayeleri dinleyerek yurumeye devam ediyorum...

Anlatilanara gore tam 12 milyon insan gecmis bu surecten. 
Ama herkese acilmamis elbette bu kapi. Yine o gunleri yasayanlarin sesinden dinledigim bir hikaye diyor ki...

Herseyi geride birakip dusmustuk yola. Annem, babam, kardeslerim, ben ve babaannem. 
Geride kalan yoktu daha dogrusu geride kalan savaslarda yitirdigimiz yakinlarimiza ait anilardi sadece. 
Biz onlari da aklimiza koyup dusmustuk yola. Gunlerce surdu yol, belki haftalarca; bilmiyorum. 
Sonra bu adaya geldik. Hepimizi once kayit defterine yazdilar. Sonra saglik taramasindan gecirdiler. 
Babannemin gozlerini muayene ederken bir hastaligi oldugunu soylemisler. Onu baska bir odaya aldilar daha cok test yapmak icin. 
Biz de misafirhanede gunlerce onun gelisini bekledik. 
Gunler sonra babanemin bizimle gelemeyecegini soyledi babam. 
Onu geldigimiz yere geri yolluyorlardi. Ne yaptilarsa da ikna edemediler gorevlileri. 
 Biz adanin bir kapisindan yeni hayatimiza yuruduk. 
Babanem diger kapidan geriye giden gemiye. 
Nereye gitti? 
Gidebildi mi? 
Ne yapti sonra? 
Bilmiyoruz. 
Bir daha ondan hic haber alamadik....


Hikayeler uzayip gidiyor... Ben kayit yapilan, saglik taramasi yapilan, zeka testi yapilan, gece konaklanilan odalarin arasinda dolasip duruyorum. Tam da tum bu zorlu sureci atlatip Amerikaýa girme hakki kazananlarin sevdikleriyle bulustugu odaya geldigimde baska bir ses umutlu bir hikaye anlatiyor...
Tam bes yildir babamdan ayriydik...
Tam bes yildir babamin bizi yanina cagirmasini bekliyorduk.
Tam bes yildir annem bizi yokluk icinde yeni hayatimiza gidecegimiz gune hazirliyordu.
Ve bitmisti.
Kapidan ciktim, babama kostum.
Bes yilda unutmusumdur babami saniyordum ama onca insan arasinda hemen tanidim onu.
Sarildi bana... Bir daha asla ayrilmayacagiz dedi.
Oyle mutluydum ki babamin kollarinda.
Hakliydi bir daha asla ayrilmadik...

Bu noktada durup etrafima bakiyorum.
Sevinmeli miyim? 
Onlar adina belki? 
Ama ben Ellis adasini gezerken sanirim insanligimiz adina uzuluyorum. 

Huzunlu bir yer orasi. Insanin icini burkan bir yer. 
Cunku bir turlu hepbirlikte sigamadigimiz su dunyada insanlarin yeni hayatlar kurmak zorunda kalmasini, goc etmek zorunda kalmasini hatirlatan bir yer. 

Her yeni hayat icin yola dusen caresiz mi? 
Hayir elbette. 
Ama her yeni hayat icin yola dusen kendi ulkesine uzak iste. 


Bimiyorum neden?
Belki yorgunum, belki yalnizim o an;
ama ben Ellis adasini dolasirken sadece huzunlendigimi hissediyorum. 
O yuzden biraz gozlerim nemli noktaliyorum gezimi. 
Sonra kurulan hayatlarin isigi parlatamiyor gozlerimi. 

Bimiyorum neden?
Belki yorgunum, belki yalnizim o an; 
ama agir geliyor bana o ada.
Gitmek, uzaklasmak istiyorum.
Disarida bekleyen ilk gemiye kosarak biniyorum resmen. 
Gemiyle New York'a dogru yol alirken son bir kez bakiyorum Lady Liberty ve Ellis adasina.
Icim burkuluyor yeniden.
O an...
bir kez daha anliyorum....
ben amerikan ruyasina hic inanmadim, hala da inanmiyorum...
Garip ama, bunu hatirladigima seviniyorum...

Iste bu da boyle bir gezi oluyor...
Kendimi New York'un renkli sokaklarina atiyorum...

Bunlar bir yana...
Size oralara giderseniz mutlaka bu kisa turu tavsiye ediyorum. 
Yarim gunde, yuzyillarca yillik bir hikayeye tanik olabilirsiniz. 
Umarim benim kadar da huzunlenmezsiniz...

PS: Hikayeleri aklimda kalanlari kullanarak ben yazdim. Orjinalleri farkli olabilir belki ama benim aklimda boyle... 
PS2: Sadece hikayeler anlatilmiyor o rehberlerde pek cok baska ayrinti da var ama bu kadarini yazabildim iste affola...

6 Temmuz 2012 Cuma

Bu aralar ben...

Bu aralar ben, yorgunlugumu atmaya calisiyorum. Sabahlari yataktan zor kalkiyor, gun icinde tabiri caizse ayakta uyuyarak dolasiyor, aksam koltukta uyuklamaya basliyorum. Jetlag, yorgunluk hepsi bir arada. Hani boyle direnirsiniz, direnirsiniz, kendinizi hep cok enerjik hissedersiniz de isler bitince bir anda bir yorgunluk coker ya ustunuze. Sanki birisi salteri kapatmis gibi bir anda. Iste o haldeyim. Ve o halden kurtulmak icin cabaliyorum.

Bu aralar ben, haftasonu gelecek misafirlerimiz icin enerji toplamaya calisiyorum. Biz seviyoruz misafir, hayatimiza bir hareket geliyor misafir gelince. Cok sukur arkadaslarimiz da bizi yalniz birakmiyor. Bu defa biraz yogun zamanimiza denk geldi misafirlerimiz yeterince hazirlanamadik ama olsun bu plan yapmama engel degil :) O yuzden ne yemek yapsak nereye gitsek diye planlara bakiyorum.

Bu aralar ben, kiyafet dolaplarimi temizlemek icin guc toplamaya calisiyorum. Kisliklari gecen aksam bir gayret kaldirdik Ozanla. Evet yeni kaldirabildik daha :) Ve yeniden ne kadar cok, ne kadar luzumsuz esyalarimiz oldugunu gorduk. Simdi bir vakit yaratip eleyesimiz var bir kismini.  Ama ne zaman? Zamani belli degil ama yine de planlar yapiyorum ve o planlari gerceklestirecek gucumun gelmesini ekliyorum.

Bu aralar ben, calismaya calisiyorum. Bir sure dinlenmeye ihtiyacim var farkindayim. O yuzden yavas yavas mailleri okumaya cabaliyorum. Ben yavas yavas diye planlasam da is hayati hizla akip gidiyor farkindayim. Okunmayi bekleyen mail sayisi gun be gun, saat be saat artiyor. O yuzden bir an once toparlanmaya calisiyorum.

Bu aralar ben, blog okuyorum. Her firsatta, hatta firsat yaratarak, hatta dur ben su saatlerde blog okuyayim diye planlar yaparak. Blog gundemi, Turkiye gundeminden hizli degisiyor vallaha :) Neler kacirmisim, neler! Elimden geldigince gundemi yakalamaya calisiyorum :)

Bu aralar ben, Ozanla birikmis dizilerimizi bitirmeye calisiyorum. Aliyoruz elimize soguk kolalari, biralari kuruluyoruz koltugumuza. Camlar acik, hava sicak... Karsimizda Behzat C, Dr. House... Keyif diye buna denir iste! :) Ozlemisim... O yuzden evimizin keyfine varmaya calisiyorum. 

Bu aralar ben, camasir yikiyorum. Makina makina. Ben getirdim, Ozan getirdi. Yiginla camasir var simdi evde. Renkliler, beyazlar, hasssaslar, daha da hassaslar... Kume kume yikanmayi bekliyorlar. Hic zorlamiyorum kendimi aklima geldikce gidip makinayi calistiriyorum. Yikamasi tamam da yikananlari toplamayi hic sevmiyorum :)

Bu aralar ben, haftalardir elimde olan kitabi bitirmeye calisiyorum. Guya ucakta okuyacaktim. Guya Amerikada bitirecektim. Ikisini de yapamadim :) Olsun boyle daha guzel oldu. Simdi rahat rahat okurum. Oyle elime alip kitabimi son sayfalara dalip gidiyorum. Tam bu sefer bitirecegim derken bakiyorum uykuya dalip gidiyorum :)

Bu aralar ben galiba ozetle normale, normalime, normalimize donmeye calisiyorum :) 
Size de cok guzel bir haftasonu diliyorum :)

5 Temmuz 2012 Perşembe

New York, New York

Oraya kadar gitmisken, hele de cok yakin bir arkadsim New York'ta yasiyorken, tum yorgunluga ragmen biraz New York keyfi yapmadan donmek olmazdi. 
Her ne kadar toplantilar bitip son is arkadaslarimizi da havalanina ugurladiktan sonra kendimi yerimden kalkamayacak kadar yorgun hissetmis olsam da New York'ta gezmeme bu yorgunluk engel olmazdi. 
Olamadi da :) 
Bu benim New York'a ikinci gidisimdi aslindi. Ilki gecen yil Mart ayi. 
Ve bu iki gezinin sonunda ben sunlari anladim...


New York benim icin kalabalik demek... 
Oyle ki yollarda bir insan seli akiyor sanki. Hollanda'dan sonra bana cok kalabalik gelen bir insan seli. 
Restotanlar, sokaklar, parklar, dukkanlar... 
Her yer ama her yer kalabalik. Her yer ama her yer igne atsan yere atmayacak halde. 
Her ne kadar bu kalabalik insana bir noktadan sonra gina getirse de sehri canli kilan da bu insanlar aslinda. 
O yuzden ben New York'u kalabaligiyla seviyorum...


New York benim icin yemek-yemek-daha cok yemek-demek... 
Bana sorarsaniz restoranlarda bir kisilik siparis verip iki kisi yemek lazim. 
Onlar nasil buyuk porsiyonlar! 
Bitmiyor, bitirilemiyorlar. 
Her ne kadar yasayanlar "yemek lazim bunca yuruyorsun" dese de bu buyuk porsiyonlar da benim gozumde sonsuz tuketimin basrol oyuncularindan. 
O yuzden ben New York'un yemek-yemek-daha cok yemek- kismini sevmiyorum :)


New York benim icin sicak demek... 
Gecen sefer Mart ayinda gitmis olmama ragmen buralara ragmen nispeten sicakti New York. 
Gunesi ile yuzumu guldurmustu. 
Bu sefer 37-38 gosteren derecelerle cok sicak da dedirtti. 
Sikayetim yok. 
Her ne kadar yasayanlar sen bir de kisin sogugunu gor dese de; gormedim bilmiyorum. 
O yuzden ben New York'u sicagiyla seviyorum :)


New York benim icin AC, yani klima demek... 
Ben bu amerikalilarin klima duskunlugunun boyutunu anlamadim, anlayamadim. Tamam hava cok sicak. Tamam insan bulundugu yer serin olsun istiyor diyelim. 
Ama niye insanin kanini donduracak dereceye getiriliyor ki bu klimalar? 
Bir odanin sicakligi niye 14-16 derece arasinda tutuluyor, niye donduruluyor ki insanlar. Gittigimiz kapali mekanlarin tumunde donduk! 
Hayir iceride o kadar donunca disarisi da daha sicak geliyor. Ayrica o klimalarin motorlari da sokaklari daha sicak yapiyor. Yok yok ben anlamadim bu klima isini. 
Her ne kadar yasayanlar klimasiz mahvolursun burada dese de benim gozumde sonsuz tuketimin bas rol oyuncularindan biri oldu. 
O yuzden ben New York'un klimalarini sevmiyorum :)


New York benim icin gokdelenler demek... 
New Jersey tarafindan ya da nehirin ustunden tum hasmetiyle gorunen gokdelenler. 
Gunesin dogusunu batisini bir solene donusturen gokdelenler. 
Simdi o gokdelenlerin arasina Ikiz kulelerin yerine dikilen yeni bir gokdelen daha katiliyor. 
Her ne kadar bu gokdelenlerin sehri biraz da bogdugu soylense de bence New York'a cok ama cok yakisiyorlar. 
O yuzden ben New York'u gokdelenleriyle seviyorum.


New York benim icin sehire coook yukseklerden bakmak demek... 
Bu sefer cikamadim tepelere ama gecen Martta izledigim enfes goruntuyu simdi bile hatirliyorum. 
Empire State ya da Rockefeller Centerdan bakiliyor sehire. 
Benim tercihim Rockefeller ki Empire State'i de goreyim cikmisken. 
Her ne kadar bunca bina yapilir mi kucucuk yere diye dusunse de insan tepeden Central Parki gorunce derin bir nefes aliyor. 
O yuzden ben New Yorku tepeden sehire bakabilme firsatiyla seviyorum :)


New York benim icin trafik demek... 
Her gun, her saat, her dakika. 
Hic bitmeyen azalmayan bir trafik. 
Adim adim giden insani mahveden bir trafik.
Her ne kadar gulu seven dikenine katlanir diye dusunmek gerekse de ben bu dikene katlanacak olsam Istanbulumda katlanirim diye dusunuyorum. 
O yuzden New York trafigini sevmiyorum.


New York benim icin Brooklyn koprusunden  gecmek demek... 
Yuruyerek ya da arabayla yeter ki o guzel manzara olsun karsimda. 
Her ne kadar onca kopruye tunele ragmen trafik insani bezdiriyor olsa da o kopruden gorunen manzara unutturuyor kizginligi bir anda. 
O yuzden ben New York'u Brooklyn koprusuyle seviyorum.


New York benim icin elbette alisveris demek... 
Inkar edemeyecegim sadece 3-4 saat olsa da alisveris yaptim:) 
Ama inanin ihtiyacim olan seyleri aldim. 
Zaten baktim cogunu da Ozan'a almisim. Yarabbim ne kadar da dusunceli bir esim :P 
Ama insan biz buralarda ne kadar bosa para harciyoruz demekten kendini alamiyor. Tamam biraz da sansliydim ekstra bir indirim aldim. Ancak yine de kislik bir botu 20 dolara aldigimi soylemeden gecemeyecegim. 
Bu nedir ya! 20 dolara da satilabiliyorsa biz niye burada kaziklaniyoruz?  Iste bu bot giyerim ben bunu kisin :) 
Her ne kadar bu uygun fiyatlar insani almaya daha cok almaya sevkediyor olsa da ihtiyacim olan birseyi cok ucuza aldim diye seviniyorum.  
O yuzden itiraf ediyorum ben New Yorku alisverisiyle seviyorum :)


New York benim icin insani delirten taksi soforleri demek... 
Bir sehrin butun taksi soforleri sinir bozabilir mi acaba? 
Bozarmis, ogrendim. 
Surekli bir pazarlik, surekli bir insan kaziklama hali, surekli bir ah ne koparsam kardir dusuncesi. 
Gozunu sevdigimin Hollandasi acarlar taksimetreyi odersin yazani, ayrica yolda olur olmadik sorularla rahatsiz da etmezler insani. 
Elimden geldigince toplu tasima kullandim ama toplu tasimanin olmadigi yer oyle cok ki!
Her ne kadar ee firsatlar ulkesi olacak bu kadar diye dusunmek gerekiyor olsa da yok bana fenalik geldi taksicilerden. 
O yuzden ben New York'un taksicilerini sevmiyorum.


New York benim icin doya doya gezememis olsam da Central Park demek... 
Sehrin gobeginde bir vaha, onca gokdelenin arasinda bir cennet . 
Insan bir kac gun seve seve dolasir icerisinde. 
Her ne kadar istedigim gibi gezememis olsam da kendisini bu da yeniden gitmeye bahane olsun diye avutuyorum kendimi :) 
O yuzden ben New York'u Central Parkiyla seviyorum.  


New York benim icin Down Town demek... 
Uce ayrilmis bir adacik aslinda New York. Uptown, MidTown,DownTown. 
Bir zamanlar buyuk olaylarin, kavgalarin yasandigi MidTown zamanla renkledirilerek guya huzura kavusturulmus. 
Bilinen butun buyuk binalar Midtwon'da. Ama benim gonlum de aklimda duzenli mahalleleri, harika cafeleri, guzel evleri ile cazip DownTown'da. 
Zaten bir ben degilim boyle dusunen o yuzden sanirim en yuksek kiralar da DownTown'da. 
Her ne kadar studyo daireleri bile bes alti bin gibi rakamlara kiralayarak gozlerimi yerinden firlatmis olsa da bence Down Town sehri cok guzellestiriyor. 
O yuzden ben New York'u Down Townuyla seviyorum.


New York benim icin yillarca gocmenleri heybetiyle karsilamis Ozgurluk Aniti ve gocmenlerin ilk duragi olmus Ellis Adasi demek... 
Gercekten etkileyici!
Her ne kadar kisacik gezime bu turu sigdirmak benim icin biraz zor olsa da, oraya gidebildigim icin cok mutluyum. 
Beni cok etkileyen o kisa geziyi firsatim olursa uzun uzun yazmak istiyorum. 
O yuzden ben New York'u Ozgurluk Aniti ve Ellis Adasiyla seviyorum :)


Ama elbette en onemlisi...
New York benim icin once is arkadaslarimla sonra taa universite yillarindan cok eski bir arkadasimla uzun zaman sonra guzel guzel vakit gecirmek demek... 
Zaten gidilen yeri guzel kilan da orada yasanilan guzel anilar degil mi? 
O yuzden ben New York'u en cok aklimdaki guzel anilariyla seviyorum...

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Bugun de bunu cok sevdim... Agac

Neden bilmem bugun de bunu sevdim...


Cocuklugun verdigi cesareti hic kaybetmesek keske...
Bir de...
Nasil guzel gozleri var bu yavrucugun :)
Sanirim ben bu videoda en cok onun o guzel gozlerine bayildim :)

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Dondum...


Uzun bir aradan sonra dondum...
Aslinda oralardan da yazarim diyordum, bu sefer blogumdan kopmam diyordum ama gunlerin bu kadar yogun ve yorucu gececegini tahmin etmemistim. 
Neyse gecti, bitti, artik geri dondum.
Buralardan uzakken, evimden de uzaktaydim.
Cok uzakta...
Taa New York'ta idim bu zaman zarfinda...
Yine is icin...
Ama bu seferki gezi biraz daha farkliydi benim icin, biraz daha heyecanli...
Neden mi?

Bundan tam uc ay once mudurum bana bir mail atti. Ozetle diyordu ki.... 
Gulcin ekip icin global bir toplanti duzenlemeyi dusunuyoruz. Bir araya gelelim, birlikte vakit gecirelim. eglenelim, egitimler yapalim, presentasyonlar yapalim, takim olarak birlikte bir arada bir kac gun calisalim. Ve dusunduk, acaba organizasyonun icerik kisimini sen mi yonetsen diyoruz; biliyoruz yogunsun bu da isinin ustune bir is olacak ama ne dersin? 
Baktim kaldim maile. 
Ve yillar oncesine gittim....

Universitedeydik o zamanlar. Dansla muzikle dolduruyorduk yillarimizi. 
Butun yil calisip, yil sonunda da gosteriler cikariyorduk. 
A'dan Z'ye bir gosterinin cikmasi icin gereken ne varsa herseyin de kendimiz pesinde kosuyorduk. 
O yillarda organizasyonlarla ben de ilgilenirdim. 
Farkli islere bakacak kucuk guruplar kurar sonra kosar duruduk. 
 Nasil severdim organizayon isini. 
 Ogrenci insan 7de 8 de kalkar mi? 
Ben kalkardim once idari isleri halletmeye, sonra derslere, sonra calismaya. 
Sikayet hic etmedim. 
Bildiginiz mutluydum. 

Iste o maile bakarken bunlar gecti aklimdan... 
Hayat ne garip dedim bak neler cikariyor insanin karsina... 
Ama hemen evet diyemedim.
Cunku korktum...
Islerimin yogunlugundan, becerememekten, basaramamaktan degil...
Ben beceremeyecek gibi olursam bir baskasi devralir elbette bir sekilde hazirlanir o organizasyon.
Ben, icimde besledigim umudu kaybetmekten, bak al yaptin iste becermedin demek ki o isten sana hayir yokmus, benim de sevdigim bir is var ki diye dusunmekten vazgec! noktasina gelmekten korktum. 
cok korktum...  

Ozan cesaret verdi, Uruniko hadi be Gulcin dedi, Gonjam GB yapma tam senlik is be bu dedi...
Ben dusundum dusundum...
Evet dedim yaparim...
Sarpa sarmis projelerime, okunmamis onlarca mailime ragmen bir cesaretle 
evet dedim yaparim

Iste bu yuzden son uc aydir bu kadar yogundum. 
Bir yandan hakikaten bu ara cok yogunlasan projeler, bir yandan da organizasyon olunca iste bu yuzden cok cok calisir oldum.
Bir de benim ekibimin hepsi ayri bir ulkede ayri bir saat diliminde olunca gecemi gunduzumu de ayiramaz oldum :) 
Sabahlar hindistanla baslayip, aksamlar Brezilya ile bitince bazi gunler 18 saate yakin calisir oldum.
Nelerle ugrastik bir bilseniz.
Makarna sosu bile sectim diyeyim gerisini siz dusunun :)
Simdi dusununce halimizi hakikaten guluyorum :)

Oyle boyle...
Geldik yolun sonuna...
Hazirligi 3 ay, kendisi 3 gunluk uzun bir maratondu bizimkisi.
Dunyanin dort bir yanindan gelmis 100'e yakin insanin bir arada oldugu uzun bir maraton. 
30'dan fazla ayri toplantinin, egitimin, prezentasyonun planlandigi hazirlandigi uzun bir maraton.
Cok calistik, cok yorulduk...

ama bitti...
hem de cok sukur ki guzel bitti.
ustelik bugun bir sey daha bitiyor:
Ozan'in Hollandada'dan uzak gunleri 
Iste boylece bir donemin daha sonu geldi...
Evet Gulcin de habire yazip durarak kafanizi sisirmek uzere geri geldi :)



Bunlar da ilginizi cekebilir

Related Posts with Thumbnails